Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Kadın & İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-11-2009, 21:35
pervane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pervane pervane isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jun 2007
Mesajlar: 2.723
Standart Ulemanın Kadın Çıkmazı

Forumda daha önce birçok başlıkta kadının aterekil düzene geçmeden önceki konumuna değinildi. Biraz da İslamın diğer dinlerden farkı olmayan erkek egemen siteminin yüzyıllar içinde, nasıl bir yol haritası izleyerek bu güne kadar kadını perde arkasında bırakmayı başarbildiğine-başardığına kendi açımdan biraz inmek istedim. Günümüzde diğer semavi dinlere mensup kadınlar hangi çabayı gögüslemiş oluyordu da müslüman kadına ara farkla tarih sahnesinde arzı endam etmeye başlayabiliyordu. Musa-İsa ikilisi Muhammed karşısında ne tür bir açık vermiş olabilirdi! Dini emirlerin sosyal hayata etkileri islamın tanrısının emirlerinden daha mı az korkutucu, cehenneminin termometresin daha düşük ısıya mı işaret ediyordu! Yaratılış sıralaması her iki dinde de yerli yerindeydi. Önce Adem yaratılıyor, kadın yani Havva ikiz kardeşlerin dakika farkı ile doğması gibi, bu yaratılış önceliğinden büyüklük üstünlük sıralamasında erkeğin ardı sıra geleni, küçük olan geleneğine tabi tutuluyordu! Tevratta Ademe elmayı yediren kadın İncilde de cehennemdeki yerini aynı şekilde muhafaza ediyordu.

Çok eşli evlilik geleneğinin İslam ile ortaya çıkmadığını, Musa’nın kitabında da Ademin ardıllarından bahsedilirken kullanılan çoğul ekleri ve peygamber hareketlerinden iki üç eş ve cariyeler tanımlarından yola çıkıldığında sıkça rastlanan bir yöntem olduğu da görülür.

Tevrat yaratılış 32:


22 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti.


36
6 Esav karılarını, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının hepsini, Kenan ülkesinde kazandığı malların tümünü alıp kardeşi Yakup'tan ayrıldı, başka bir ülkeye gitti.


Aynı şekilde kocanın karısını tek taraflı boşaması, erkeğin kadının davranışlarından ters bulduğu konularda evden kovulması, kadının boşandıktan sonra evden ayrılması, başka biri ile yeniden evlilik yapabilmesi eski eşine tekrar nasıl döneceği konuları kuran ve Tevrat tanrılarının konuya erkekçe! aynı noktadan çözümler sunmaları dikkate değerdir.

Yasa 24:

1 "Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovarsa,

2 kadın adamın evinden ayrıldıktan sonra başka biriyle evlenirse,

3 ikinci kocası da ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp verir, onu evinden kovarsa ya da ikinci adam ölürse,

4 kadını boşayan ilk kocası onunla yeniden evlenemez. Çünkü kadın kirlenmiştir. Bu RAB'bin gözünde iğrençtir. Tanrınız RAB'bin mülk olarak size vereceği ülkeyi günaha sürüklemeyin.


Yani aslında erkekler için yazılan, fakat konusu kadın olan kitap satırlarında sondan başa doğru gidildiğinde Müslüman kadınların tek başına İslamın tanrısının kurguladığı bir düzenin içinde çıkmazına mahkum edilmediği çıkar karşımıza. Fakat Musa’nın İsa’nın kadınları nasıl oluyor da Müslüman kadın ile aynı çeşmenin suyundan içerek çıkış alıyorken bugün farklı noktalarda durabiliyorlar? İnanır üyelerimizden bazılarının forumdaki savunmalarından yola çıkarak edindiğim ilk akla getirecekleri konu olan Müslüman kadınların nasıl da rahatına düşkün oldukları! Kuran’da yazıldığı üzere zaten eksik yaratılışlı, yönetilmeye meyilli durarak aslında bu pasif duruşunun temelinde ince bir hesabın barındığını, erkeğe Allah tafaından bağışlanan üstün özellikteki güçlü karekterini yeterince sömürmek için yüzyıllardır aynı örtünün altından dünyayı seyretmeyi seçtikleri olacak.! Ya da bir kısım ateist arkadaşımızın İslami kuralların kadını nefes aldırmayacak şekilde çembere aldığını, bu kuralların içinde kadının hareket alanının zaten mümkün olmadığını, bir an önce bu dinin bütün olumsuz etkilerinin Müslüman kadına vaaz edilmesi! Kurtuluşa giden yolun kadın mücadelesinden geçtiğini anlatmak, mümine kardeşlerimizin bir an önce bilinçlendirilmesi ve tarih sahnesinde çok geciktikleri yerlerine kavuşturulmalarına ön ayak olunması gerektiği olacak.

Başlangıçta aynı kaynaktan beslenen üç büyük semavi dine tabi kadınların bu günkü farklı sosyal konumları ile ilgili düşüncelerim; İslamiyet öncesinde hüküm süren iki dinin de geçmişin anaerkil etkilerinden yeterince soyutlanamadığı ve kadın konusunda daha esnek bir yapılanmaya sahip olduğu yanılgısı oldu. Aslında bu iki dinin islamiyetten daha fazla erkek eğemen bir yapılanma içinde olduğunu, bu günkü yansımalarının geçmiş geleneklerin fazlaca berteraf edilmiş olduğu sonucuna ulaştıktan sonra, Müslümanların bu konuda kusur kalmalarının! Sebepleri üzerinde bir neden arayışında bulmuş oldum kendimi.

Tabi olduğu üzere yolum dine yön verenlerin yani “Adam”ların diyarına düşmüş oldu! Hangi taşı kaldırsam altından mutlaka bir Adem çıkıyordu! Çıktığım bu yollar Adem’in isim değiştirmiş versiyonu “Din Adamları” oluyor ve Müslüman kadının çıkmaz yolunun başlangıcında bugünkü gibi var oluyordu.

Yakın bir tarihte gazete sayfalarına düşen “Kral Abdullah Ulemaya Resti Çekti” haber başlığı bana bu konuyu hatırlattı. Olabilirmiydi! Bu dafa mümkün mü? Diğer dinlerin zaman içindeki seyrini İslamiyet şimdi yakalayabilecek miydi? Ulema-Kral mücadelesi başlıyor muydu?
Basında aynı çağrışımı yapmışmıydı bilemiyorum fakat Ulemaya Kral Darbesi olarak nitelenen bu karşı çıkış “devrim” olarak adlandırılıyordu haksız da değildi hani! Hristiyan Kral-Papa mücadelesi literatüre laiklik kavramını kazandırmıştı. 1302 yılında “iki kılıç yaklaşımı” olarak tarihe geçen ruhani ve cismani iktidarın ayrılmasının bir benzeri olan sinyaller veriyordu Sudi Arabistanda yaşananlar. Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde kadın-erkek karma eğitime başlanmasına, günah olduğu gerekçesi ile karşı çıkan muhafazakar ulema kral tarafından kovuluyordu...


Neden bu kadar geç kalmıştı? İslam dininin ilk çıkış aşamasında Arap toplumunun devlet teşkilatından bihaber olması ve daha sonraki aşamada peygamber ardıllarının yani halifelerin bir türlü krala dönüşememesi, İslami yönetimde din-dünya bütünlüğünün korunmasına neden oluyordu. Arap peygamberinde hukuki, askeri yönetim, sosyal kanun koyuculuk görevleri bir arada bulunuyor. Tek bir kişiye uyulması konusunda toplumda bir kişiye itiat duyulması konusunda oluşan bu ortak tutum, peygamberin ölümü ertesinde de yerini alacak kişide aynı özelliklerin var edilerek muhafazasına yol açmış oluyordu.

Peygamberin yerini alacak kişinin nasıl seçileceği hakkında dahi fikir sahibi olmayan, siyasi otorite devrinin nasıl yapılacağını kestiremeyen, yeni itiat edilecek kişiye ne isim verileceğini bilemeyen acemi müslümanlar şaşkınlık içinde geçirdikleri uzun siyasi tartışmalardan sonra Muhammed’in ardılı anlamına gelen, Muhammedin halifesi adını verdikleri en yakın arkadaşı Ebu Bekir’i seçerek tüm islam aleminin yönetiminin başına geçecek ve tek itiat edecekleri kişiyi yerli yerine oturtarak daha sonraki sürecin şekillenmesinde start vermiş oluyorlardı.

Bu acemilik evresi Ebu Bekir’den sonra yerine geçen halife seçimlerinde de ilginçliğini muhafaza eder. Hatta Ömer’in halife olması sonucunda almış olduğu adın “Muhammed’in halifesinin halifesi” olması daha sonraki halife seçimlerinde farklı yöntemler baş gösterse de otorite devrinde pratik bir çözüm bulunamamış uzun karmaşaya yol açan halifelik ad tekrarlarına “Müminlerin Emiri” adında karar kılınarak çözülmüş olsa da; Muaviye’nin halifeliği elde etmesi ve kendinden sonra Oğlu Yezid’e yetki devir taksiminde bulunması halifeliğin son bulmasına kadar devam edecek süreçte halife tayininde yeni şekli ortaya çıkarmış oluyordu.

İktidarın elde ediliş yönteminin gayrimeşruluğuna dair tartışmalar bu dönemde islam aleminde yani din bilginleri topluluğunun arasında baş gösteriyor. Hilafetin saltanata dönüşmesi beraberinde yeni eksiklikleri getirir ardından da konumuzun aktörleri olan ulema’ya iktidarı elde edenlerce en ihtiyaç duyulan zamanlar başlar. Halifelik geleneğini miras alan İslam coğrafyası süreç içerisinde din-dünya işlerinin kişiler arasında taksimini peygamber özelliklerine sahip, insan üstü yetenekleri bir arada bulunduran kişilikte kralları içinden çıkaramadığı için dini yönden eksik algılanan saltanat sahipleri bu eksik yanlarının tamamlanması için ulema takımından sürekli medet ummuş ve ittifak oluşturma zorunluluğunda kalarak dini açıdan gayrimeşru tabir edilen yanlarını ulema takımının yönetimsel idealist davranışları sayesinde topluma kabul ettirme yoluna baş vurmaya başlıyor. Saltanatın peygamberin yakınından dahi geçmeyen, mükemmel karakter özellikleri taşımayan! kişilerin eline geçmesi bile bu ulema takımının idealist yorumları ile bertaraf edilmiş ve halifenin bozukluğunu giderecek makam olarak salatanat sahiplerince ulema yönetim resmi içine dahil edilmek zorunda kalınmış oluyor.


Böylece yeni islami yönetim yapılanmasında saltanat ulemanın oyun bahçesine dönüşür. Din artık her yerdedir. Hukuktan ibadete, tüm sosyal hayatı düzenleyici kurallar, din ile ilişkin olmayan konular bile islam hukukunun içine eklenerek, bu kurallara uygun bir yönetim şeklinin oluşturulma zorunluluğu saltanat sahiplerinin önüne sunulur. Bu arada müslüman coğrafyasının artık bir devlet tanımı vardır. Halife seçimlerinde gösterilen acemilik evresinin üzerinden epeyce bir zaman geçmiştir. Ulema takımı doğrudan doğruya devlet mekanizmasının içindeki yerine oturmuş. Saltanat ile ters düşen, toplum yararına yol izleme yanlısı bir kısım alim ise yeni yapılanma karşısında çıkışlarının çelimsiz kalacağına kanaat getirerek tam ittifak halinde olunmasa bile sessiz kalma yönünde tavır belirleyerek etkisiz elamana dönüşüyor, saltanat ve ulema ikilisi muhalefetsiz zamanların keyfini sürmektedir. Ancak hiç bir zaman ulema saltanat sahiplerini tam manası ile meşrulaştırma gafletine düşmediğinden bu sıkı tutum karşısında sultanların da tam manası ile ulema üzerinde tahakküm oluşturamadığı görülür.

Ulema ve Saltanat sahipleri arasında tarih içinde bazen aleni bir şekilde kendini gösteren fakat çoğunlukla da gizliden gizliye seyreden çatışmalı bir yönetime ortaklık, yenişememe durumu uzun yıllar sürekliliğini korumaya devam eder.
Bu arada sünni-şii ayrışmaları, Gazali’lerin Maverdi’lerin popüler görüşleri islam siyasi hayatına etkileri ile birlikte tarihin sayfalarında yerini almış, hilafet artık komşu devletlerin yönetim biçimi olan saltanata evrilerek, uleması eşliğinde hızzını kesmeden yoluna devam da ısrardadır…

Konuyu bağlayacağım merak buyurmayın
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-12-2009, 13:33
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Gerçekte, ruhani gerçeğin aşama aşama ortaya serilen vahyindeki her yeni evre zaman içinde ve birçoğu zaten kendileri ahlaken tükenmiş kültürlerden ödünç alınmış kuru hayaller ve yorumların içinde donmuştur.
Aklın gelişiminin erken dönemlerinde taşıdıkları değer ne olursa olsun
fizikken yeniden dirilme,
şehvani zevklerle dolu bir cennet,
reenkarnasyon,
panteistik mucizeler
ve benzeri kavramlar bugün,
dünyanın tamamıyla bir vatan haline geldiği ve insanların kendilerini onun vatandaşları olarak görmeleri gerektiği bir çağda ayrılık ve çatışma duvarları örmektedirler.
Bu bağlamda insan, Hz.Bahaullah’ın dogmatik tanrıbilimin Tanrı’nın iradesini anlama arayışında olan insanların yoluna diktiği engeller konusundaki uyarılarının şiddetinin sebebini anlayabilmektedir:
“Ey din liderleri! Allah’ın Kitabını aranızda mevcut ölçü ve bilimlerle tartmayın, çünkü Kitabın Kendisi insanlar arasında kurulmuş yanılmaz Terazidir.”
Papa IX. Pius’a yazdığı Levihte, Allah’ın bu Günde din olarak kalan her şeyi
“Adalet vasıtaları içinde... sakladığını”
ve
“Ateşe layık olan her şeyi ateşe atmış”
olduğunu piskoposa söylemektedir.


http://www.bahaitr.org/yayinlar/tekortakdin.htm

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-12-2009, 23:36
pervane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pervane pervane isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jun 2007
Mesajlar: 2.723
Standart

Hz.Bahaullah, şimdi insanlığı kendi mirasına yönelmeye çağırmaktadır: “Hasta dünyayı sağaltmak için Hakkın takdir buyurduğu en müessir ilaç ve en kuvvetli vasıta bütün milletlerin tek bir Davada ve müşterek bir Dinde birleşmeleridir.”83

Bu konu bende hiç özgün bir din çağrışımı oluşturmadı. Hikaye de çok tanıdık. nedense erkekler yine dal! yaprak mevzusu da kabrurgayı mı anlatmak istiyor!

http://bahairesearch.com/turkish/Bah...Hikayeler.aspx

"Hz. Bahaullah, kızının çok özel biri olduğunu biliyordu. Her dinde her zaman özellikle arınmış ve kutsal olan bir kadın vardır. Hz. İsa zamanında bu, annesi Meryem idi. Hz. Muhammed zamanında, kızı Fatma idi. Hz. Báb zamanında, ilk inananlardan biri olan Tahire idi. Artık, Hz. Bahaullah zamanında, kızı Behiye idi.
Tanrı’nın Elçileri bazen büyük bir ağaç olarak tanımlanır. Hz. Bahaullah buyurmuştur ki ailesindeki erkekler bu ağacın dalları, kadınları ise yaprakları gibiydi. Uzun yıllar sonra, Behiye Hanım büyüdüğünde, Hz. Bahaullah onun Tanrı’nın dininin ağacındaki En Kutsal Yaprak olduğunu söyledi."


Psiko abi hazır konu açılmışken bahailikte ulema sınıfı var mı yok mu? bu konuda bizi biraz bilgilendirebilir misiniz? bahailerin laiklik konusundaki duruşları nedir. Anlaşmazlıkların çözümünde dini kuralların yaptırımı söz konusu mu? sosyal hayatı düzenleyici sözü etkin din adamları mevcut mu? alevilikteki dedeler gibi bir erkek yönetmen sınıfından yapılanmaya sahip mi mesela? forumda daha önce işlendi mi bilemiyorum. Bahailerin ibadetlerini bireysel yapıldığını biliyorum yanlış da biliyor olabilirim. İbadeti toplu halde yapıyorlar mı, bu toplanmaların organizesi kimler tarafından yapılıyor.. Daha doğrusu bahailer sayıca fazla bir araya geldiklerinde hangi etkinliklerde bulunuyorlar dini açıdan?
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-12-2009, 12:04
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

eline sağlık sevgili pervane,

çok ayrıcalıklı bir makale olmuş, okurun kafasında çok verimli olabilecek soru işaretleri çakıyor adeta.

Devamı da gelecek ve yine kadın meselesine de bağlayacaksın anladığım kadarıyla. Heyecanla bekleyeceğim.

İslam ile diğer iki ''semavi'' din arasında tabii bir de zaman farkı var. İslam daha 1400 yaşında, Hıristiyanlık bu yaşlardayken, hıristiyan toplumlarda kadının konumu İslamınkinden çok da farklı değildi aslında. Diğer yandan dünya bu kadar küçülmüş ve karşılıklı etkilenişime geçmişken, İslam'ın da diğerleri gibi evrilmesi için bir 600 yıl bekleyemeyiz elbette. Aslında burada İslam'ın bir bahtsızlığı da sözkonusu belki de. Diğer dinler, daha doğrusu diğer iki dine tabi olan toplumlar kendi iç dinamizmini, kendi kültürel evrim sürecini yaşayarak 2000 yılda (Yahudilikte çok daha fazla) bu noktaya gelebilmiş. Ama İslam'a bu kadar süre verilmiyor, daha kendi kültürel evrimi tamamlanmışken, dünya artık bu ilkelliği kabul etmiyor ve dıştan baskılara maruz kalıyor. Bu da haliyle, en azından bazı kesimlerde tam tersine daha çok tepkiselliğe ve tutuculuğa neden oluyor. Adamlar, kendi yaşadıkları dönemde, uydurdukları kitaplara bunca binyıl inanılacağını akıllarının ucundan geçirmiş miydiler acaba...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02-12-2009, 13:55
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

pervane´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Psiko abi hazır konu açılmışken bahailikte ulema sınıfı var mı yok mu? bu konuda bizi biraz bilgilendirebilir misiniz? bahailerin laiklik konusundaki duruşları nedir. Anlaşmazlıkların çözümünde dini kuralların yaptırımı söz konusu mu? sosyal hayatı düzenleyici sözü etkin din adamları mevcut mu? alevilikteki dedeler gibi bir erkek yönetmen sınıfından yapılanmaya sahip mi mesela? forumda daha önce işlendi mi bilemiyorum. Bahailerin ibadetlerini bireysel yapıldığını biliyorum yanlış da biliyor olabilirim. İbadeti toplu halde yapıyorlar mı, bu toplanmaların organizesi kimler tarafından yapılıyor.. Daha doğrusu bahailer sayıca fazla bir araya geldiklerinde hangi etkinliklerde bulunuyorlar dini açıdan?
Bahailikte "Din adamı zümresi" yoktur.
Bahailikte,
Her yıl 21 Nisanda,
Dünyanın her yerinde bulunan Bahai toplumlarında,
seçme ve seçilme yaşına erişmiş Bahailerin içinden,
9 Kişi gizli oy açık tasnif ile seçilir.
Buna Mahalli mahfil seçimi denilir.

Bahai dünyasında yönetim şekli
ki,
-Sitemizde şahsımla yapılan ama isteğim üzerine yayımlanmayan söyleşimde,
12 Eylül 1980 sonrasında tutuklanıp hapis yatan ve hapisten çıktıktan sonra bazı sosyalist grupların,
Bahai dünya düzeni üzerinde tartışmalar yaptığından haberim olup olmadığı sorulmuştu.-
Dünya üzerinde aşağıdan yukarıya doğru bir konik şekil oluşturur.
Yani ilk etapta her mahalli bölgede 9 ar kişiden oluşan Mahalli mahfiller seçilir.
Şu etapta dünya üzerinde 60.000 den fazla mahalli mahfil vardır.
Bunu takiben,
her yıl bu mahalli mahfillerin bölgelerinden seçilen delegeler,
mahalli mahfil seçimlerini takip eden 1 ay içinde,
ülkeyi yönetecek olan milli mahfilleri, seçerler.
Milli mahfiller de 9 kişiden oluşur.
Dünya üzerinde şu etapta 188 milli mahfil vardır.
Bu milli mahfil üyeleri de 5 yılda bir toplanarak,
yine 9 kişiden oluşan Yüce Umumi Adalet Evini oluşturacak olan 9 kişiyi tüm dünya üzerindeki Bahailerin arasından seçerler.

Yani Bahailik bu kurumlar vasıtası ile temsil edildiği gibi,
bu kurumların,
seçenlerine karşı değil,
Hz.Bahaullaha karşı olan sorumlulukları ile yönetilirler.

Bahai dünyası bilir ki,
Mustafa Kemal Atatürk'ün,
medeni yasayı getirttiği İsviçra medeni kanununun yapıcılarından biri olan,
Agust Forell dünyaca tanınmış bir anayasa hukukçusu ve aynı zamanda da bir Bahaidir.
Mustafa Kemal'in Agust Forel ile olan yazışmaları ise,
hali hazırda Cumhurbaşkanlığı arşivlerinde mevcuttur.
İsviçre anayasısında bulunmayan kadınlara seçme seçilme hakkı,
bu yazışmalar neticesinde Türk medeni kanununa girmiştir.
Dolayısı ile bu konunun Mustafa Kemal'in öngörüsü olduğu kadar,
inancında kadın-erkek eşitliğini benimsemiş olan Agust Forell'in de katkıları olduğu yadsınamaz.

Neyse konu laikliğe olan bakış ve duruşumuz.
Turan Dursun sitesinin eskileri,
nezdimde Bahailerin laikliğe bakış ve duruşunu gayet iyi bilirler.
Onlardan sorarsan belki benden daha iyi anlatırlar

İbadetlerimiz bireyseldir.
Tek toplu ritüelimiz cenaze namazlarıdır.
Cenaze namazında ise,
orada hazır bulunan herhangi bir Bahai,
ki, bu bir kadın da olabilir,
Bahai cenaze namazını,
ki,
Bahai kutsal eserleri 800 dil ve lehçeye çevrilmiş bulunmaktadır,
kendi dilinde okur.

Konu ile ilgili bir anektod,
ki ben yaşadım,
anlatmak isterim.
Babam öldüğünde Bahai usulleri ile babamın cenazesini gömeceğimiz esnada,
babamın tanıdığı ve Bahai olmayan bir çok insan da cenazeye katılmıştı.
Babamın cenaze namaz duası Türkçe okunup bittiğinde hemen yanımdaki iki kişiden biri diğerine
-Bu adamlara Bahai diyorlar.Adamların okuduğu duayı duyduk ve anladık.Hiç yadırgayacağımız bir şey yoktu.Ya bizim cenazelerimiz ? Hocalar Arapça okuyorlar anlamıyoruz.Ya anamıza bacımıza sövseler ne anlayacağız ?

Bahai din adamı zümresi olmadığı için,
tüm Bahailer kendi inançlarını bilmek,anlamak ve yaşamlarına adapte etmek durumundadır.
Y.U.A.E bu yüzden tüm dünyada,
aynı anda ruhi seriler adı verdiğimiz,
şimdilik 7 seriden oluşan bir eğitim sistemini devreye sokmuş,
tüm dünyadaki Bahailerde bu eğitimden geçmişlerdir.

Tüm dünyada Bahailer Bahai olmayan ama Bahailiği merak edenlerle beraber,
1-)Ruhi kurslar
2-)Dua toplantıları
3-)Çocuk sınıfları
4-)Yeni genç sınıfları
adı verilen 4 değişik etkinliği sürdürmektedirler.
Çocuk ve yeni genç sınıflarında ise,
Din veya Tanrı kelimelerine takılmadan,
İNSAN ERDEMLERİ ve BİRlikte çalışabilmek,
BİR likte yaşayabilmenin gerekliliğini çocuk ve yeni gençlere ders olarak işlemektedir.

Tüm Bahailer şunu gayet net olarak bilirler.
Bahai olmak bir ayrıcalık değildir.
Bilakis Bahai olmak,
isim taşımaktan çok öte bir sorumluluktur.
Çünkü
"Dünya bir VATAN ve İNSAN lar da onun vatandaşlarıdır."

İnsanlardan bazıları Rabb ül Alemin derler sözlerle,
ama iş bunu pratiğe dökmeye gelince,
Rahim ül Alemin zannı ile iş yaparlar.

Yani Tanrı hepimizin değil de sadece onların Tanrısı imiş gibi davranırlar.
Bu davranış da onlar gibi düşünmeyenleri ne yazık ki "Öteki"lleştirmekten başka bir işe yaramaz.
Oysa hep de "Ahad" der dururlar.
İNSANLIK ALEMİ de tıpkı Tanrı gibi AHAD dir oysa.
Dolayısı ile Bahailikte "Çeşitlilik içinde birlik" kavramı ve yansımaları çok özel bir önem taşır.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.

Konu Psiko tarafından (02-12-2009 Saat 14:00 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-12-2009, 14:05
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Babiliğin,
Müslümanlığın Aşne aşeriye kolunun bir uzantısı olduğu anlayışının,
artık terkedilmesi,
Babiliğin Tanrının yeni dini olduğunun anlaşılması ve kavranmasının yeri olan,
Bedeşt toplantısında,
Tahire,
toplantıda peçesini açarak,
bu farklılığın ne kadar önemli olduğunun vurgulanması
ve
kadın erkek eşitliğinin ne demek olduğunun iyice anlaşılması açısından önemli bir argümandır.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-12-2009, 14:33
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

pervane´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hz.Bahaullah, şimdi insanlığı kendi mirasına yönelmeye çağırmaktadır: “Hasta dünyayı sağaltmak için Hakkın takdir buyurduğu en müessir ilaç ve en kuvvetli vasıta bütün milletlerin tek bir Davada ve müşterek bir Dinde birleşmeleridir.”83

Bu konu bende hiç özgün bir din çağrışımı oluşturmadı. Hikaye de çok tanıdık. nedense erkekler yine dal! yaprak mevzusu da kabrurgayı mı anlatmak istiyor!



Sevgili pervane ;

Ahd-i Misak ne demektir bilir misin ?

Sanırım anlatılan hikayeler neticesinde mutlaka biliyorsundur,
ama ben sorduğum için ne demek diye düşünüyor da olabilirsin.
İnsanlık alemi der ki
"Bezm-i Elest adı verilen toplantıda,
Tanrı "Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?" sormuş.
Biz insanlar da "Evet.Şüphesiz evet" yanıtını vermişiz.
Devam etmiş
"Ben kendimi izhar ettiğimde ne yapacaksınız ?"
Biz insanlar da
"Mülk ve melekutta ortağı olmayan Rabbimiz buyur emret emrine amadeyiz " diyeceğiz demişiz.

Bu ahide Ebedi ahid adı verilirmiş.
İnsanlarla Rableri arasında yaradılışta oluştuğu söylenir.

Ali İmran 81.ayet okunduğunda,
Nebi'ler ile olan Misak görülebilir.
Ahzab 7.ayet okunduğunda da,
Hangi Nebilerin bu misaka dahil oldukları.

Bir de Nebi ve Resuller ile toplumlar arasında misak vardır.
Bu misaka sadık kalındığında BİR lik,
kalınmadığında ise AYRILIK,
tarih ve sosyolojinin şahitliği ile çok net görülebilir.

Şimdi diyeceksin ki
"İyi de abi yukarda dal ve yaprak ayrılığını kadın-erkek algılayışı adına sordum kalkmış sen ne anlatıyorsun ?"

Oradaki "Dal" anlatımı,
birine önem verip ötekini önemsiz algılamak adına söylenmiş bir şey değil.
O dal,
Bahai dünyasının Ahd-i Misakının panoromasıdır.
Yani Bahai toplumu Hz.Bahaullah ile yaptığı sözleşmesinde,
Hz.Bahaullah'ın bu vurgusu ile,
Hz.Bahaullah'ın suudu sonrası,
Hz.Abdülbahaya,
Hz.Abdülbahanın suudu ile (Kendi yazdığı mektubundaki isteği ile Şevki efendiye)
Şevki efendiye
ve en sonunda da kurumların oluşması ile,
Hz.Bahaullah'ın kurumu olan,
Yüce Umumi Adalet Evi'ne yüzlerini çevirerek,
ayrılık rüzgarlarının son drece kuvvetli estiği dünyada,
Ahd-i Misakta BİR lik olmuş ve sabit kalmışlardır.

Ve Abdülbahanın suudu esnasında ve sonrasında,
Şevki efendi emrin başına geçinceye kadar ki süreçte,
emrin en etkin ve yetkin yönetimi "Yaprak" tarafından yapılmıştır.
Bahai tarihini bilmeyince,
kadın ve erkek konusunda da takıntılı olunca,
bazı yorumlar ne yazıkki "Ön" yargılı olmakta.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-12-2009, 23:18
pervane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pervane pervane isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jun 2007
Mesajlar: 2.723
Standart

"kadın ve erkek konusunda da takıntılı olunca,
bazı yorumlar ne yazıkki "Ön" yargılı olmakta"



öncelikle bu ifadenin bir ön yanılgı olduğunu düşünüyorum. aksine "son" yargılıyım. uzaktan davulun sesi hoş gelirmiş! fakat yakınına gidildiğinde davulcunun aynı tokmak ile çaldığına şahit oluruz. Bahailikte kadın erkek eşitliği hakkında epeyce yazı okumuşluğum oldu şimdiye kadar. Uygulanırlığı hangi aşamada onu merak ediyorum. Psiko abi Alevi kadını da yaşamın her alanında erkek ile birlikte görüntüde. Fakat Analık konumuna kutsal aileden gelen biri ise naildir veya dedelerden biri ile evlendiğinde sanal ana olur bir anda! ne ilgisi varsa artık evlilik ile kutsal kadın olabiliyor. Dedenin yanında kurulur, el etek öptürür fakat cem yönetemez, ender olarak dede vefat ettiğinde yerine geçecek ardılı ortalarda yoksa ana posta geçici olarak yerleşir. Bunun dışında kadın erkek eşittir! nasıl mı? eğer hanenin yönetiminde koca yeteneksizlik sergiliyor ise kadın idareyi devralır.



"Yani ilk etapta her mahalli bölgede 9 ar kişiden oluşan Mahalli mahfiller seçilir.
Şu etapta dünya üzerinde 60.000 den fazla mahalli mahfil vardır."

Bu seçilmiş "Malalli Mahfiler" in kadın erkek seçilme oranları hakkında bir sayı verebiliyor musunuz? 9 kişiden kaç kadın mahfi seçildiğine dair bilgilere ulaşacağımız bir adres var mı?

sevgili ulpian yazının devamı için; en yakın tarihteki dini bayram tatili ne zaman olacak!!?
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 03-12-2009, 08:19
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

pervane´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sevgili ulpian yazının devamı için; en yakın tarihteki dini bayram tatili ne zaman olacak!!?
''Bayramdaaaan bayrama'' diyorsun yani...
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 03-12-2009, 12:44
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

pervane´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Yani ilk etapta her mahalli bölgede 9 ar kişiden oluşan Mahalli mahfiller seçilir.
Şu etapta dünya üzerinde 60.000 den fazla mahalli mahfil vardır."

Bu seçilmiş "Mahalli Mahfiler" in kadın erkek seçilme oranları hakkında bir sayı verebiliyor musunuz?
9 kişiden kaç kadın mahfi seçildiğine dair bilgilere ulaşacağımız bir adres var mı?

sevgili ulpian yazının devamı için; en yakın tarihteki dini bayram tatili ne zaman olacak!!?
Sor söyleyeyim.
Mesela benim bulunduğum bölgede,
mahalli mahfilin 7 üyesi HANIM-KADIN
2 üyesi erkek.
Türkiyede 60 mahalli mahfil var.
Yüzdeye vuracak olur isek,
Kadın üye sayısı erkek üye sayısından,
benim bölgemdeki kadar olmasa da,
bayağı bir yüksek.

Yani hanımlar Bahai dininde "Sanal" falan hiç olmadılar.
Öyle ki doğum tarihim olan 1957 de,
seçilmiş olan Istanbul mahfili fotoğrafına baktığımda 3 kadın üye görüyorum.
Doğduğum yer olan G.Antepte de 2 kadın üye varmış o dönemlerde.
Şu etapta ise 4 hanım üyesi var.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kadın ve İslam walla Kadın & İslam 11 20-09-2016 21:21
Adem'in Çıkmazı dilaver İslam 4 27-05-2012 06:50
kadın ve din dogruluk Kadın & İslam 7 23-11-2009 04:09
Kadın ve Din aydoe Kadın & İslam 46 23-01-2009 22:55

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:03 .