Sureye adını veren 2. ayetteki Alak kelimesidir ki kan pıhtısı anlamına gelir. Erken dönemde düşük yapan kadınlar o dönemlerde de çoktu. Dolayısıyla insanın kan pıhtısına benzeyen bir yapıdan oluştuğu o dönemlerde hatta daha öncesinde bile biliniyordu. Ancak gene de insanın kan pıhtısından oluştuğu iddiası yanılgıdır. Çünkü kan pıhtısı ve insan embriyosu farklı içeriklere sahiptir. Muhtemelen embriyonun erken dönemde kan pıhtısına benzemesi nedeniyle Kuran yazarı böyle bir yanılgıya düşmüş.
Suredeki ikinci önemli özellik, nüzul sırasında 1. sırada iken Kuran sırasında 96. sıraya konmuş olmasıdır.
Sure iki kısma ayrılıyor. İkinci kısmı Sargon açıkladı. Birinci kısım ile ilgili ve sahih kabul edilen şöyle önemli bir hadis var:
Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona "oku" dedi. Hz. Aişe Rasulullah'ın sözünü şöyle nakletmektedir: "Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve "Ikra bismi Rabbike'llezi halak" (Yaratan Rabb'inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten "ma lem ya'lem" e kadar okudu.
Muhammedin "ben okuma bilmem" demesi bu ayetlerin yazılı olarak ona gösterildiğini düşündürtür bazı tefsircilere. Prof. İlhan Arsel'e göre:
1) Muhammed "ben okuma bilmem" demesine rağmen meleğin üç kez ona "oku" demesi "Allahın", Muhammedin okuma-yazma bilip bilmediğini bilmediğini gösterir gibi bir izlenim verir ki bu yüce tanrı vasfını yaralar.
2) "Allah" ilk ayetine "oku" diye başlaması ve okumaya böylesine önem atfetmesi söz konusu iken Muhammedin ömrü boyunca okuma öğrenemesi bir iç çelişkidir.
Cebrailin, Muhammedin okuması için üç kez sıkması da anlaşılması zor bir tuhaflıktır. Çünü okumayı öğrenmeyle, tahammülü kalmayacak şekilde bunalana kadar sıkılması arasında nasıl bağlantı olabilir? Bir an için kendinizi Muhammedin yerine koyun ve o anı yaşayın:
Cin midir, şeytan mıdır ne olduğunu bilemediğiniz bir şey siz yapayalnız dağ başında iken karşınıza çıkıyor, ne yapar ne hissederdiniz?
a) Tabana kuvvet dağdan aşağı koşarak kaçmaya çalışırdım.
b) Hayal gördüğümü düşünür, bacağıma çimdik atardım.
Şaka bir yana konuya devam edelim. Cebrail size "oku" diyor. Demekki önünüzde okunması gereken bir şey var. Ne derdiniz:
a) "Hem melek olacaksın hem de benim okuma bilmediğimi bilmiyorsun. bu nasıl iş?" derim.
b) "Ben okuma bilmemki kardeş" derim.
Muhammed "ben okuma bilmem" demeyi tercih etmiş kibarca. Şimdi düşünün ki siz böyle dediğiniz için karşınızdaki yaratık sizi kollarıyla iyice sarmış ve sıkıyor, ne düşünür ve hissedersiniz?
a) Eyvah, okuma bilmediğim için beni sıkıyor, şimdi boğulacağım. Keşke okuma-yazma öğrenseydim

b) Arkadaş üstüme ne diye abanıyorsun, güzellikle söylesene şunu, sıkmakla olmaz bu iş, bak baya canım sıkılıyor.
İnananların hoş görüsüne sığınarak birkaç espri yapmaya çalıştım, umarım kırmamışımdır.
Eski İran dini Zerdüşlükte de benzeri bir öykü var:
Ey Vivanhat oğlu Yima! Benim şeriatımı (dinimi) öğrenmek ve gereğini üstlenmek (yaymak) ister misin?
Yima buna şu karşılığı verdi:
Ey Zerdüşt:
'"Ben bu göreve elverişli değilim daha. Şeriat dersini alamam, öğrenemem ve gereğini üstlenemem!'"
Muhammedin bu Zerdüşt öyküsünden esinlenmesi ihtimali de bulunmaktadır.