Gördüğüm kadarıyla çoğunluğu islama girmekten uzak duran kişiler bir araya gelmiş , bir çalışma gerçekleşmiş ; diğer insanlarla ortak bir platformda bir çalışma gerçekleştirmekte. Acaba bundan murat nedir.
Bir şeyler öğrenmek mi, yoksa bir şeyler öğretmek midir; kendince başkalarını uyandırmaya çalışmayı, öğretmek olarak düşünürsek, bu bakış açısı , "her şeyi ben bilirim başkaları bilmez" şeklindeki yanlış bir algıdan kaynaklanan bir davranış olarak algılanacaktır. Bu ise toplumda sevimsiz bir görüntüdür.
Acaba esas amaç öğrenmek midir. Kişi, tüm hayatını öğrenmeyle geçirir. Aslında sadece insan değil, göklerde ve yerlerde her ne varsa, her an öğrenme halindedir. Örneğin ne öğrenir: Öğrenmekten kim muaftır? Bir meleği düşünün, sadece kendi görevini mi bilir: "birilerinin amelini yazan bir melek dahi olsa", o gün o kişinin yaptığı amelleri görmüştür. (haber öğrenmiştir). Gezegen bir yerden başka bir yere giderken bir taraftan döndüğünden, her dönüşünde, her hareketinde yeni bir yer görüp ve öğrenmiştir. Öğrenmeme diye bir şey olamaz. Kağıdı yakarsanız yanmayı öğrenir de bu onun son öğrenişi olur; toplu iğne de batırmış olabilirsiniz, yine bunu öğrenmiş olur. Bir masanın üzerine koyduğunuz herhangi bir nesne mutlaka ona bir etki uygular da bu etki masada bir iz bırakır. O iz öğrenmedir. Bir binek girmemesi gereken bir bahçeye girmişse, ona sopayla vuran kişi ne kadar cahil bir düşünceyle de bunu yapmış olsa, neticede hayvanın öğrenmesini sağlamış olur. Aynı zamanda elde tutulan odun da, bir eşeğe vurulmayı öğrenmiştir.
Şu halde ; burada ne amaçla toplanıldığı önemli bir detay olmakla birlikte, toplananların öğrenme durumu ve hangi şartlarda öğretilecekleri de ayrı bir konu olması gerekir. Laftan anlayan bir insan, en küçüğünden bir gök taşının hareket ederken etrafını öğrenmesi gibi hareketsiz ama kolay bir şekilde öğrenebileceği gibi; kamçıyla dövülen bir eşeğin ancak belli bir şeyleri öğrenmesi gibi inatçı bir şekilde de öğrenebilir. Şu kadarla ki, öğrenecek olanların kapasitesi önemli olduğu gibi, eğiticinin yeteneği de burda önemlidir. Tabiki insanlar birbirlerini tanımadan dinlemeden ne hangi tarzda konuşmak gerektiğini bilirler, ne de karşılarındakini doğru şekilde anlayabilirler. Meseleye bu bağlamda yaklaşırsak;
Bu satırların yazarı envair öğretme tekniklerine sahiptir. Şu kadar ki; Hiç bir şey bilmediği halde Bilgiyi Sıfırdan sonsuza kadar integralini alabilecek düzeyde bu işin ilmine yakınen muhatap olabilecek durumu olduğu iddiasında; ya da hiç bir şey bilmediği iddiasındadır. Zaman içinde göreceksiniz ki , bu ikisi arasında ya hiç fark bulunmaz, ya da tamamen farklı bile olsa bu cümlede zerre kadar demagoji olduğunu ispat edemezsiniz.
Esasen ispat diye bir şey söz konusu olamaz. Gerçek , aslında vardır ama, bir tanedir, gerisinin gerçekliği tartışmalıdır. Gerçek zamana göre değişir. Kişiye göre değişir, ortama göre değişir. Kesinlikle böyledir, ispatlanabilir.
Bir tane Allah var. Var. Varvar. neden var? Bana göre var, sana göre yok. Gerçek ne? Bana göre benim gerçeğim, sana göre senin gerçeğin.
Kafamızdaki Allah inancını benimseyen kişilerin genel görüşü şöyledir: "Biz Allah var dediğimiz için Allah vardır". Şimdi;
Yok kabul ederek bir hesap yapalım bakalım varmı yokmu. Bir saniye. Varlığını ispatlarsak şu olacak; biz düşündüğümüz için mi bir Allah vardır, Allah bizi yarattığı için mi biz onu düşünürüz: "Yumurta mı tavuktan çıkar civciv mi yumurtadan". Şimdi birincisinden başlayalım ve süreci iyi izleyelim. Bunu öğrenmek için bir binek hayvanının maruz kaldığı şiddete maruz kalmakla, bir gezegenin kendiliğinden hareketiyle en kolay öğrenmesi arasında tercih tamamen kişiden kişiye göre değişecektir, bizler de kimlerin hangi sınıfa girdiğini tespit etmiş oluruz. Başlayalım bakalım:
Yok kabul edelim: Şimdi ben kendi kafamdan, sonsuz mesafe uzaklıkta ve sonsuzun karesi boyutunda yüce bir yaratıcının bana yardım ettiğini varsayıyorum: uyduruyorum. Ne dedik: yok aslında böyle bir şey. Ama biz böyle kabul ettik, tamamen kendi kafamızın içinde var sayıyoruz. Şimdi buna olan inancımızın büyüklüğüne göre böyle bir varsayımsal gücün bir etkisi oluşur. Şöyle ki:
F= K . G / L^2 formülü genel bir etki formülü olarak alınabilir. Yani bir noktaya etkiyen uzaktaki bir gücün etkisi, kendi gücüyle doğru orantılı, uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak bir sabite bağlıdır. Burada bizim sabitimiz İ (inanç) olacak. Yani K=kxİ'dir. Çünkü bu güç kafamızın içindedir ve bu gücü ne kadar büyük hayal edebilirsek, o kadar inançlı olduğumuz ortaya çıkar aynı zamanda bu güç de o kadar büyük bir hal alır. Tabi burada esas mesele sonlu bir güce sahip bir beynin sonsuzluğu hayalidir. Bunu başardığı ölçüde o sonsuz güç belli bir etki bırakır. Değeri de, Etki= inançxsonsuz güç(n^2) / sonsuz mesafenin karesi'dir. Böyle bir gücü eğer sadece sonsuz olarak alırsak; yani sonsuz güç= sonsuz güç olarak kabul edersek etkisi 0 olur. çünkü Etki= n/n^2 limit durumda sıfıra yakınsar. Halbuki zaman zaman etkisi görüldüğünden, belirsiz olması gerekir. Bu durumda , değeri belirsiz yapan pay değeri olan n^2 Yi kullanmak gerekir. Yani bu sonsuz gücün fonksiyonu; limit n sonsuza giderken n^2 olmak durumundadır. Büyüklüğüne girmiyorum. Örneğin bu güç bir K katsayısına bağlı olarak gelişebilir, Kxn^2 + kxt (zaman) olabilir.
Bu sonuç bizi, sonsuz gücün fonksiyonuna ulaştırdı. neydi o? lim n--sonsuz= n^2. Güncel bir bakış açısı atmaya çalışalım tutturabilecek miyiz. "Allah nur içinde nurdur". benziyor gibi. ama tamamen aynı değil.
Hiç inançsız bir insanın kafasında böyle bir güç imgesi oluşmayacaktır. Bu durumda , bu varsayımsal gücün etkisi Etki=ixgüç/n^2 bağıntısına göre= 0 (sıfır) olur. İnancı sonsuz bir kişiyi düşünelim: bu gücün etkisi: Etki= sonsuzxsonsuzun karesi/sonsuzun karesi= sonsuz olur. Bunun manası, inancı sonsuza ulaşan kişide böyle bir güçle her şeyin başarılabileceğidir. İnsanlar genelde aradadır. Biraz inanırlar. i bir katsayıdır, sonuç = sonsuz/sonsuz belirsizliği. (belirsiz).
Kişinin hayatında da bu etki aynen tesir eder.
İnanıyor musun? O halde o gücü sürekli hissedersin; o halde her baktığın yerde bu inancını doğrulayacak bir delil bulacaksın, çünkü o güç sana kendisine ulaşman için yardım etmekte.
İnanmıyor musun? O halde bu gücün sendeki etkisi sıfır olacağından, onu hayatında hissetmeyeceksin; göreceğin her işaret de sana yokluğunu ispatlayacaktır.
Ne demiş mevla "kişiye inandığı surette görünürüm". Çelişmiyor. hatta örtüşmekte. İsa nasıl dua edermiş: "inandığınız gibi olsun". çünkü mesele bir şeye nasıl inandığınla alakalı. eğer inanıyorsan birebir etki. eğer inanmıyorsan, sıfır etki. yahudiler isayı ne yaptılar? "öldüreceklerine inandılar öldürdüler. biz ne diyoruz: öldüremezler çünkü o peygamberdir, o halde ölmemiştir. her delil de bize bunu ispatlar. Gerçeği ne? Biraz önce anlattığımız şekilde. yahudilere göre mi gerçek, bize göre mi gerçek. Gerçek tek değil. Hangisi? en baştan yazdığımız şekilde, yani, dünyadaki gerçek tek değil. bana göre farklı sana göre farklı, inancımıza göre değişiyor. İnancımızı kenara koyalım, yahudiler isa'yi öldürmüş müdür? inancımızı kenara koyarsak bu kez inançsız birisi gibi düşünmemiz icap eder. Bir çok ve silahlı kişi tek ve silahsız birisii bulmuşsa öldürmek istemişlerse çok kuvvetle muhtemel öldürmüşlerdir. Ne dedik? Bizim inancımıza göre öldüremeyecekleri için öldürmediler ve her delil bize bunu ispatlar.
Yok kabul etseydik, yine var olduğu ortaya çıkıyor. Peki biz düşünmeden önce neydi? Gene inancımızla alakalı: "sonsuzdan beri var olduğuna inanıyoruz, o halde inandığımız gibi olacak".
Burda sihirli söz: "inandığımız gibi olmasıdır."
2. durum: Allah var ise zaten ehp vardır. Her iki durumda da vardır.
Geliyorum , birinci ihtimaldeki gibiyse, yani biz düşündüğümüz için var olduysa o zaman hangisi doğru.
biz düşündüğümüz için mi var, o var olup bizi yarattı diye mi biz varız sorusunun yanıtına.
geçmeden önce sizleri tanıyalım, görüşlerinizi dinleyelim.
Her teknikle yazışabilirsiniz, her teknikten yanıt alabilirsiniz. Ancak çok derin olmayacak, ama işimizi görecek her yanıt mevcuttur. Yeter ki sorabilecek cesaretiniz olsun. Gördüğünüz gibi elimde bir kılıç yok, size zarar vermem. Belki de elimde bir kılıç vardır ve size zarar verebilirim. Siz hiç inanmıyor iseniz, bu gücün size bir etkisi olmayacağı zaten hipotezimizde mevcut. Ancak, bu birinci hipoteze göre böyle. Ya ikincisi doğruysa? Yine mi inanmayacaksınız. hay hay. İki yumurta karşılıklı tokuştuğunda, sonsuz güç "belirsizlik" durumuna geçer. Yani: vaziyeti idare eder: Çünkü amaç inaca müdahele etmeme prensibidir. Biraz öne ispatladığımız inanca bağlı delil şartları kendisini de bir anlamda bağlar. Ancak, eğer ortada hatırı sayılır bir özel durum mevcut ise, bu taktirde müdahil olmakta ve kişideki inanç ne kadar sıfır olursa olsun; bir etki meydana getirmektedir: test edilmiştir, olmuştur. Varsayımsal gücün etkisini artırdığımızda, elbette ki hiç bir inançsız kişi bunu çeviremez; öyle bir şey teorik olarak da imkansızdır, pratikte de ancak inançlı kişiler; zayıf anlarında böyle açıklar verirler. Normalde bu böyle gerçekleşir. Bu satırların yazarı gibi bu gücü sonsuzun karesi olarak hayal etmiş sayısız insanlar gelmiş geçmiş ve ruhu hapishane duvarını aşamayan şuurunu yitirmiş nice kişiler yeniden şuurlanmıştır. İnanmadınız mı? Çektim kılıcımı daldım aranıza. Denemesi bedava.