Evet sevgili İstatistik, Tanrının bir de bu tavrı var. Önce hür irade veriyor, sonra da ona kul-köle olup hür irademizi kurban etmemizi bekliyor! Yani hür irademizi hür irademizle ortadan kaldıracağız! Bunu bekleyerek aslında verdiği hür iradeye hiç değer vermemiş oluyor. Kendine köle arıyor. Ama gönüllü köleler! Köleliğe gönüllü olanları cennetine alacak, buna direnen özgür insanları da yakacakmış! Tam bir diktatör düşüncesi bu. Tanrı, Hitleri bile kıskandıracak ölçüde faşist bir karakter.
Bana da ''Kahrolsun Faşizm!'' demek düşüyor.
Evet sevgili Taylan, yazdıklarına katılıyorum. Her toplum kendi gördüğü, bildiği, kısacası kültürü çerçevesinde bir Tanrı yaratıyor. Ya da devraldığı inancı kendi zamanının kültürüne göre revize ediyor. İslamın Tanrısı da dönemin Arap toplumunun izlerini taşıyor. O zihniyetin adalet anlayışını yansıtıyor. O zihniyetin kadın-erkek ilişkilerini yansıtıyor. O zihniyetin özlemlerini içeriyor (altından ırmaklar akan yeşillikler, üzümler ve ipek giysilerle dolu bir cennet inancı gibi). Elbette yine o zamanın Arap toplumunun iktidar ilişkilerini yansıtıyor. Tanrıyla insan ilişkisini efendi-kul ilişkisi biçiminde algılaması bu yüzden. Tüm bunlar Kuran'ın o dönemin insanlarınca oluşturulduğunu, tarihin bir ürünü olduğunu açıkça gösteriyor. Zaman üstü bir kitap değil. Çünkü içerdiği hiçbir konuda kendi dönemini aşamıyor.
Asıl sorun, günümüzde dahi 1400 sene öncesinin kurgusunu dogmalaştıran bu inancı ciddiye alanların olmasından kaynaklanıyor. Uyanacaklar ''inşallah''.