
30-11-2011, 00:00
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Ermenilerden özür di-le-mi-yo-rum
ERMENİLERDEN ÖZÜR Dİ-LE-Mİ-YO-RUM
Adamın biri lokantasının camına şöyle bir yazı yazmış; “Ye, iç bedava, borcunuzu torununuz ödesin” Tabii millet üşüşmüş. Başlamışlar en pahalısından yiyip içmeye… Bizim Temel de açıkgöz ya… O da karnını bir güzel tıka basa doyurmuş. Tam kapıdan çıkarken garson elinde bir fatura “borcunuz efendim” deyivermiş. Temel şaşkın, “kardeşim hani her şey bedava diyordunuz, borcunuzu torununuz ödesin diyordunuz. N’oldu ki?” Cevap “Bu sizin değil efendim dedenizin borcu.”
Değerli arkadaşlar, bir özür furyasıdır gidiyor.... Ne de olsa telafuzu kolay ve bu size birey olarak ne bir yaptırım getiriyor, ne de cebinizden bir para çıkıyor. Bakın söylemesi ne kadar kolay; ö-zür... Bitti işte, bu kadar basit... Bunu söylemekle ne kaybettiniz? hiç...
Mesele bu kadar basit değil arkadaşlar. Bizler bu özrü Tekirdağlı şoför Mehmet, Ankaralı manav Kâmil, Çorumlu İsmail olarak çok rahat kabullenebiliriz ama, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir başbakanı, bir bakanı ve hatta bir milletvekili olarak soykırım denen bilmecede suçu üstlenip "N'apalım yapmışız özür dilerim" demek o kadar da kolay değil beyler... O kadar kolay değil bayanlar...
Bu milletin ve de bu devletin bir onuru, bir saygınlığı, bir güvenilirliği, uluslararası bir itibarı yok mu? Yapamazsınız arkadaşlar, yapamazsınız. Bu kadar kolay özür dileyemezsiniz.
Bu işin bir yönü. Gelelim diğer yönüne;
Bu "soykırım" ya da "katliam", ya da "jenosit" adına ne diyorsanız işte bu meret ne zaman olmuş? 1915-1916 yıllarında. Yani, Birinci Dünya Savaşının en hararetli bir zaman diliminde. Başta kim var? Osmanlı.
O zaman benim Cumhurbaşkanım, benim başbakanım ya da bu konu ile ilgilenen bakan, bürokrat ve diğer tüm siyasilerim diyebilmeli ki; "Nedir kardeşim istediğiniz? soykırımı kabul etmek mi? istediğiniz bu mu? verdim gitti kardeşim, siz haklısınız. Yalnız bir sorun var. Kıtali yapan biz değiliz. Türkiye Cumhuriyeti değil, Osmanlı...Git kardeşim bul Osmanlı'yı (bulabilirsen!) bunun hesabını ondan sor. Asarmısın, kesermisin ne yaparsan yap..."
Bunu diyebilmeliydik arkadaşlar. Ama maalesef ki maalesef demedik, diyemedik. Eğer bunu diyebilseydik daha bugün değil, 70 yıl öncesinden sırtımıza yüklenen bu kamburdan kurtulurduk.
Diyemedik çünkü Ulu Önderimiz Atatürk; "Osmanlı'yı bir daha dirilmemek üzere tarihe gömdük." derken benim başbakanım "Bizler tarihe nam salan yüce Osmanlı'nın devamıyız" dedi. Atatürk;
" Osmanlı tarihi, hakanların, Sultanların, padişahların ve birtakım zümrelerin hal ve hareketini kaydeden bir destandan başka birşey değildir. Elimize "tarih" diye uzattıkları kitabın mahiyeti bundan ibarettir" derken, benim başbakanım hala Osmanlı'nın faziletlerinden, büyüklüğünden bahsediyor ve sözümona gururla iftiharla "Biz Osmanlı'nın torunlarıyız" diyebiliyor. O zaman da Ermeni bu söze mal bulmuş mağribi gibi yapışıyor ve "Hah işte, demekki doğru adresteymişiz öde bakalım şu faturayı" diyor. Tayyip bey saf saf "benim sana borcum morcum yok kardeşim" dese de beriki kesin ve kararlı. Üsteliyor ; "Onu biz de biliyoruz kardeşim, bu dedenizin borcu dedenizin..."
Neredeen nereye geldik, gördünüz mü?
Hâlâ özür dilemekte bu kadar ısrarlı mısınız?
|

30-11-2011, 04:40
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
|
|
Adamın birinin babası bankadan soygun yapmış ve 1 milyon lira çalmış. Parayı evinin bahçesine gömdükten sonra polisten kaçarken ölmüş. Para da oğluna kalmış. Banca oğlundan parayı istediğinde adamın verdiği cevap: Ben çalmadım, babam çaldı. Babamı bulursanız gidin alın.
Devam ediyoruz:
Adam, parayı iade etmemiş. Paranın kendisinde olduğunu söylememiş. Bunu yapmadığı gibi, banka soygunu yapan babasının ortaklarının isimlerini kendi kurduğu birkaç vakfa vermiş.
Ermeni soykırımı dediğiniz, yani ''biz değil onlar yaptı'' dediğiniz şey tam da böyle bir durumdur. Tc başka Osmanlı başka diyen birine sorumuz şu: KARDEŞİM 50 SENE OSMANLI BORÇLARINI PAŞA PAŞA ÖDEDİK Mİ? Osmanlı Kültürel mirasını kendimize göre bir tarihi seçkiyle topyekün sahiplendik mi?
Osmanlı siyasal tarihini kendi seçkilerimizle sahiplendik mi?
Osmanlı mülklerini sahiplendik mi?
Osmanlı katliam ve eylemlerini inkar ettik mi?
Osmanlı yönetim şeması ve organizasyon modelini basit isim değişiklikleriyle sürdürdük; tarzı siyasetini devam ettirdik mi?
Bu durumda TC başka Osmanlı başka demek ''Erkeklerden hoşlanmam, cinsel yakınlığım yoktur. kadınları sever, onlarla sevişirim ama ben GAY'im'' demek gibidir.
Bu durumda bence en makul olan şudur: Önce devletin bu işteki sorumluluğu net biçimde saptanmalı. Daha sonra Ermeni mal ve mülklerinin üzerine konan sivilleri bulunmalı. Eğer tazminat ödenecekse bir kısmını devlet, bir kısmını da o mülkleri gasp edenler ödemeli.
Tarihle yüzleşme dediğinizin en radikal hali budur. Toprak talebi vs gibi mevzular gündeme gelemez. Ancak tazminat yükleri oluşabilir. Bunu da ''gavurun malını gasp eden'' ödesin.
Tabi bu işler zahmetli işler. Binlerce sayfa eski yazıyla derlenmiş tapu sicil kayıtları falan bulunacak, okunacak, derlenecek vs. Yalnızca bu mevzu için bile ciddi bir kaynak ve zaman gerekir. Orası ayrı.
|

30-11-2011, 09:55
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Atatürk, belki kurduğu genç cumhuriyeti Osmanlı'nın gölgesinden kurtarmak, belki gelenin gideni kötülemesi gibi bir ruh hali ile davranmak, belki de bizim bilmediğimiz daha başka nedenlerden ötürü Türkiye
|

30-11-2011, 11:37
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
(Pardon, bir yanlışlık oldu baştan almak zorundayım)
Atatürk, belki kurduğu genç cumhuriyeti Osmanlı'nın gölgesinden kurtarmak, belki gelenin gideni kötülemesi gibi bir ruh hali ile davranmak, belki de bizim bilmediğimiz daha başka nedenlerden ötürü Türkiye Cumhuriyeti'nin adının Osmanlı ile anılmasına kesinlikle taraftar değildir. Yakınçağ tarihi ile yakından ilgilenen, özellikle de Mustafa Kemal'in gerek askeri, gerekse siyasi hayatının tam bir kavrayışına ulaşmış biri olarak diyebilirim ki O, yaşamı boyunca iki nokta üzerinde tüm enerjisini, aklını, fikrini yoğunlaştırmış biridir. Her ikisine de karşıdır, muhaliftir, hatta düşmandır.
Bunlardan birisi İslam, diğeri Osmanlı...
Atatürk'le ilgili yerli, yabancı, resmi ideolojinin dümen suyundan giden eserlerin yanısıra, resmi ideoloji dışı pek çok eser okudum. Sonunda gördüm ki; Atatürk hayatı boyunca sözgelimi 100 kelam etmişse bunun belki de yarısından fazlası İslam ve Osmanlı'nın kötülükleri ile ilgilidir.
Din konusunda kuşkusuz islam'a hiçbir çıkar beklemeden huşu ile gönülden bağlı olanlarla bir sorunu yoktur. Onun bütün davası, İslam'ı her devirde menfaat çarkının bir parçası olarak gören ve islamı istismar ederek ondan nemalanmaya çalışan çıkarcı çevre iledir.
Diğer yandan Atatürk, Osmanlı tarihini kuruluşundan itibaren çok iyi analiz etmiş bir asker ve devlet adamı olarak, Osmanlı'nın altı asrı aşkın bir süre bu milletin kaderine hükmeden, Türklüğünün yanı sıra İslamlığı da tartışmalı bir hanedanın, bir milleti hamaset edebiyatı ile uyutup nasıl köleleştirdiğini, bizzat kendi deyimiyle bilimden, fenden ve her türlü seküler değerlerden mahrum bırakarak onu nura koşmaktan nasıl men ettiğini ve nihayetinde “hasta adam” durumuna düşürdüğünü bilen bir kiş olarak Osmanlı'nın düşmanıdır.
Tamam, bu gibi durumlarda belki kuyruk acısı, belki gelenin itibar görmek, kalıcı olmak, kendisine rakip olarak gördüğü geçmişin izlerini silmek için geçmişi kötülemek ilk akla gelen ihtimal gibi görünür.
Ancak bu meselede, özellikle de bu konuda Atatürk'ün geçmişle ilgili tesbitlerine, binbir emekle kurulan henüz çiçeği burnunda bir cumhuriyetin altıyüz yılı aşkın bir geçmişi olan alışkanlıklarla başetmek adına söylediklerine, ya da yaptıklarına hak vermemek haksızlık olur diye düşünüyorum. Yeri gelmişken, Atatürk'ün Osmanlı'ya bakışını daha iyi anlayabilmek adına Adana Türkocağı’nda çiftçiler tarafından verilen ziyafette yaptığı konuşmada söylediklerine dikkatinizi çekmek isterim:
“Evet arkadaşlar, o saraylar ve o sarayların etrafını çeviren hainler asırlarca bu milleti gaflette bıraktılar, onu nura koşmaktan menettiler. Onlar bu milleti ve bu memleketi yalnız iki zamanda düşünürlerdi. Biri paraya, diğeri askere muhtaç oldukları zaman. Bir baştan memleketi soyarlar, diğer yandan milletten aldıkları askerle Viyana’yı, Mısır’ı, İran’ı zapt için fütuhata kalkarlardı. Halbuki milletin o fütuhatta hiçbir emeli millisi, arzuyu vicdanisi ve menfaati yoktu. Onların hırsı, onların şan ve şerefi için bu milletin evlatları bir daha dönmemek üzere onların arkasından sürüklenirlerdi. Sonra onların saraylardaki debdebe ve daratı temin için paraya ihtiyaçları vardı. Bu parayı milletten sopa ile alırlardı. Bütün bunların neticesi milleti fakre, harabiye, nihayet ölümün kıyısına götürdü. İşte bu tarzı idareye Padişahlık İdaresi denir. Arkadaşlar, bu idareyi bir daha dirilmemek üzere tarihe gömdük”
Demem o ki, Osmanlı'ya düşmanlığı (haklı olarak) neredeyse yaşam felsefesine dönüşmüş bir liderin ülkesi, nasıl olur da hala kendisini dünyaya Osmanlı'nın bir devamı olarak lanse eder! Osmanlı'yı tüm gelenekleri, görenekleri, örf ve adetleri, dünyaya bakışı ve yaşam biçimi ile reddeden bir ülke, nasıl olur da kendisini Osmanlı'nın mirasçısı olarak görür?
Genç Türkiye Cumhuriyeti onun sağlığında Osmanlı'ya bilhassa son yaptıklarıyla nefretle, kinle dolu ve tüm bağlarını koparmış iken ve de tüm iç ve dış siyasetini bu temel üzerinde şekillendirirken nasıl olduysa sonradan gelenler zamanında (özellikle demokrat parti ve sonrasında) bu çizgi tümüyle terkedilmiş ve de aksine bir Osmanlı hayranlığı başlatılmıştır!
Atatürk zamanında belki de bu konuda yapılan tek hata, düyun-u umumiyenin kabulü ve hainlerin debdebe ve saltanatı için harcadıklarını bu fakir millete ödetmeleri idi.
Ancak bu, tek başına Osmanlı'nın mirasını kabul anlamı taşımaz. Hele hele (gerçekse eğer) ermeni vatandaşlarına yapılan barbarlığı üstlendiğini göstermez. Kaldı ki o devrin hükümetlerinin düyun-u umumiye'yi hangi şartlarda kabule zorlandığı da tarihi belgelerle ortadadır.
Son olarak derim ki; ermeniler düşürdüklerini yanlış yerde aramaktan vazgeçsinler. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda onların muhatabı değildir. Eğer bir haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlarsa gitsinler, Osmanlı'nın yakasına yapışsınlar.
Saygılarımla...
|

01-12-2011, 13:36
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
|
|
Jadi halâ başlığa teşrif etmemiş hayret...
Bu arada Ermenilerden özür dileyecek olan şahsım adına ben değilim, Bu olaylar olduğunda doğmamıştım bile, mallarını kim gaspedip sefasını sürdüyse o ödesin, onlara karşı işlenen suçların faillerinin de ölmüş bile olsalar suçlu oldukları mezar taşlarına yazılsın, benim öyle şundan özür diliyim, bundan özür diliyim gibi bir derdim yok, kendimi o kadar duyarlı biri olarak da görmüyorum zaten, kaldıki taraf olmam için bir sebebim yok haksızlığa uramış olanların insan olması dışında.
Ha bunlar zaten olması gereken şeyler, ama bunları yapacak olan ben değilim, siz, o, bu, şu değil, sizi bilmem, ama ben sadece her insan gibi ihtiyaçları olan, çalışmak zorunda olan ve sadece insan gibi yaşamak isteyen biriyim.
uzun lafın kısası demek istediğim herşeyden üzerimize vazife çıkarmak doğru değil.
|

01-12-2011, 13:58
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
|
|
Ermeni soykirimini Osmanli'ya mal etmek etmek isteyen kemalistler, ayni zamanda bu katliamin en atesli inkarcilaridir. Hatta katliami inkar etmeselerde gerekli oldugunu soylemeye devam ederler. Madem soykirimi o cok nefret ettiginiz Osmanli yapti, inkar etmek icin neden bir tarafinizi yirtiyorsunuz?
Ermeni soykirimini ittihatcilar yani kemalistler yapmistir. Elbette bu cinayetin vebali tc uzerindedir. Bunun tartisilacak bir tarafi bile yok kanimca
http://bianet.org/biamag/diger/11426...-osmanlinin-mi
|

01-12-2011, 16:57
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Beni güldürme jadi.
Sen ne dediğini bilmiyorsun.
Dün "sevgili Kilimanjaro"...
Bugün "neden bir tarafınızı yırtıyorsunuz?"...
Bu iki sözü nasıl oluyorda hem de birgün arayla söyliyebiliyorsun?
Yapma jadii...
Bunda bir denge yok.
Sonra adama ne derler biliyorsun!
Maazallah...
Şimdi bana müsade.
Seninle uğraşmaktan daha önemli işlerim var.
Öncelikle AhbAp'tan özür dilemeliyim.
Kişisel tartışmaları girdiğim için.
Bu son AhbAp, inan ki son.
Bak, noktayı koydum.
Hem de üç nokta yan yana...
|

01-12-2011, 19:26
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 09 Jul 2009
Mesajlar: 821
|
|
|
Bu milletin ve de bu devletin bir onuru, bir saygınlığı, bir güvenilirliği, uluslararası bir itibarı yok mu?
|
Son hatırladığıma göre özür; yitirilen onur, saygınlık, güvenilirlik ve uluslararası itibarin geri kazanılması için dileniyordu, tersi değil yani. Özür dilediğinde rezil olmazsın, rezilliğinden kurtulursun.
Yahudi Soykırımını anmak için Varşova/Polonya'da Yahudi Getto'sunun isyanına adanmış bir heykelin önünde diz çöken dönemin Almanya şansölyesi (başbakanı) bu eyleminin ardından 1971'de Nobel barış ödülüyle ödüllendirilmiş, uluslararası camiada gayet olumlu tepkiler almıştır. Üstelik onun bu jestine karşılık Polonya devleti kendisinin şahsını onurlandırmak için söz konusu anıtı dikmiştir:
Devlet kavramı sanaldır bunu sen de biliyorsun. Devlet insanlardan oluşur. Bir devlet adı altında suç işleyip, devletin adını değiştirince işlediğin suçtan mahrum olmazsın. O suçu işleyen insanlar hala oradadır. Sihirli bir şekilde ortadan kaybolmazlar. Netekim onlar bizim dedelerimizdi.
Cinayet işleyip adını "Ahmet"ten "Hasan"a değiştmek sonra da mahkemede "O kişi öldüren Ahmet'ti benim adım Hasan" demek ne kadar saçma bir argümansa bu da o kadar saçmadır.
|

01-12-2011, 20:16
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671
|
|
Ascendent´isimli üyeden Alıntı
Son hatırladığıma göre özür; yitirilen onur, saygınlık, güvenilirlik ve uluslararası itibarin geri kazanılması için dileniyordu, tersi değil yani.
|
katılıyorum...
Bu konular şunun, bunun siyasi rantından bir türlü kurtulamıyor ki, biz yaşanmış olayların, olguların kendisine eğilelim. Ermeni katliamı gibi katliamlar devlet katliamlarıdır, belirli biçimde, politik iktidar merkezli, ya da iktidarın çeşitli bileşenlerinin eliyle gerçekleşen katliamlardır. Bu süreçde devletlerin hangi bileşenleri, inancı, görüşü, zemini vs nasıl kullandığı ise ayrı bir irdeleme konusudur. Bunlar tarihe mal olmuş ve yaşanmıştır. Yanı objektif, somut yaşanmışlıklardır ki, inkar etmek bir anlam taşımaz. Hiç hatırlanmasa, hiç bilinmese dahi, o gün, bunu yaşayan insanlar zihinleriyle değil, hayatlarıyla, canlı olarak yaşadılar. Sanırım hiç kimse O insanların yerinde olmayı istemezdi..
Sosyal, sivil, kısaca toplumsal hayata müdahale biçiminde olan bu katliamları, savaş söylemleriyle kimse aklayamaz. Çünkü savaş dediğimiz olgu her ne kadar kötüde olsa cephede, kısaca ister fiziksel, ister manevi olsun, savaş alanında gerçekleşir. Sosyal hayat üzerinde gerçekleştirilen her türlü silahlı baskı ve saldırı katliamdır...
Sadece Ermeni değil, Türkiye de Kürt halkıda katliamlardan geçirilmiştir. sadece yarım yüzyılı aşkın zamanlarda değil, hemen yanıbaşımızda 10-20 yılları geçmeyen zaman aralıklarında da hayli katliam yapılmıştır. Binlerce köy bombalanmış, yakılmış, boşaltılmış ve yıkılmıştır. hayır olmamıştır demek boş laftır. Sosyal ve toplumsal hayat üzerine yapılan hiç bir müdahalede şu ya da bu gibi, gerekçeler üretmek anlam taşımıyor. Hiç kimsenin hiç bir başka kimseyi, ne rengi, ne dili, ne dini, ne milleti, nede farklı görüşü ve cinsine dayalı bir biçimde baskı, ipotek altına alması, kabul ettiremeyince katli yollarına girmesi yine aynı tutumun sistematik ve bir iktidar gücüyle de yapılması tasvip edilemez.
Osmanlı devleti de, TC devleti de kendi resmi ideolojisini benimsetme konusunda aynı mirası paylaşır. Mevzu tarih olunca aslında önce aranması gereken özür değil, kabuldür...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

09-12-2011, 05:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Aslında mesele Osmanlı mı yaptı TC mi meselesi değil. Özür meselesi de değil. Yüzlerce yıl birlikte yaşamış iki halk artık birlikte yaşamıyor. Biri fena mağdur edildi ve bu topraklardan silindi. Diğer halk(Türkler) bunun acısını yüreğinde duyumsuyor ve Ermenileri konu hakkında hissettikleri üzüntünün samimiyetine inandırabiliyorsa sorun kalmaz. Yani toplumun çoğunluğu bu konuda bilinçsizse ve bir kısmı da bildiği halde hiçbir üzüntü hissetmeden yaşıyorsa, birileri çıkıp özür dilese ne olacak? Önemli olan Türk halkının -suçlunun kim olduğundan bağımsız olarak- Ermeni halkının başına gelenlerden samimi bir üzüntü duymasıdır. Soykırımı inkar çabaları da ancak o zaman son bulur. Devlet bir özür dileyecekse ancak o zaman diler. Gerisi anlamsızdır. Önemli olan, Ermeni halkının acısını paylaşarak tarihten ders çıkarmak ve gelecekte benzer hatalar yapmamaktır. Bu acı olay bize milliyetçiliğin ne tür felaketlere sebep olabildiğini gösteriyor.
Ama TC gayrı müslim ve gayrı Türk unsurlara tahammülsüz. Bu açıdan ittihatçı zihniyetin mirasını taşıyor. TC'yi kuran kadrolar arasında Ermenilerden kalan mülkün üzerine konanlar bulunuyor ve TC bununla yüzleşmeye yanaşmıyor. Soykırım sırasında ortada TC yoktu ama TC soykırımın mirasını sahiplenir tutum içinde oldu hep. Bu soykırımla kendini ilişkilendiren bizzat TC oldu. Devlet özür dilemeli. Bu da en başta Türk halkına tarih hakkında resmi değil gerçek bilgiyi verip empati yapmasına yardımcı olmakla olur. Demokrat geçinenlerin en az TC'yi eleştirdikleri kadar Osmanlı'yı da eleştirmeleriyle olur.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:56 .
|