Karadenizli, aşşagıdaki alıntılar oglu Abid'in babam Turan Dursun adlı kitabından. Şimdiye kadar da yalanlayan çıkmadı :
Sİnop'un Türkeli ilçesinde yaşıyorduk. Burası babamın yeni sürgün
yeriydi. Tek odalı bir evimiz vardı, orman içinde. Yıkık dökük bir evdi... Evimizdeki tek odada, iki sedirimiz, iki kilimimiz ve İki penceremiz vardı. Eşya almak için paramız yoktu. Küçüktüm ama yoksul olduğumuzu biliyordum.
Bir kış günü. O gün akşama doğru tipi yerini ayaza bırakmış. Biz de
annemle beraber sobanın yanına oturmuş babamı bekliyoruz. Bir süre
sonra kapı çalındı, açtık. Gelen, babamdı. Tir tir titriyordu. Annem he-
men fark etti: "Paltonu ne yaptın?" Babam sanki hiçbir şey olmamış gibi
anlattı:
Yolda gelirken, üzerinde gömleğinden başka bir şeyi olmayan yoksul,
yaşlı bir köylüye rastlamış. Tutup paltosunu ona vermiş. Olayı anlatırken
sözlerinde ne bir telaş, ne bir heyecan var. Sanki her gün yaptığı sıradan
bir iş. Oysa paltoyu taksitle almış ve taksitleri binbîr zorlukla ödemişti.
Annem biraz bağırdı çağırdı, sonunda olay kapandı. Ama babam bir değil,
birkaç kış ceketiyle idare etmek zorunda kaldı.
Esnaflar aralarında para toplayıp babam için bir ev yapmaya karar
vermişler. Babama sürpriz yapmak için temel atma sırasında dua okumasını
istiyorlar. Babam gidiyor, tam duaya başlayacak, soruyor: "Buraya
ne yapılacak?" Kendisi için ev yapılacağını öğrenince, "Siz benim
onurumla mı oynamak istiyorsunuz, bir devlet memuruna rüşvet mi veriyorsunuz" diye ortalığı birbirine katıyor. Zor gönlünü alıyorlar. Bir
daha da böyle şeylere teşebbüs etmiyorlar.
Türkeli'nde başımıza gelen olay Sivas'ta da tekrarlandı. Babama müftülük lojmanı yapılmak istendi. Babam reddetti, "lojman yerine hastane yapılsın " dedi. imamlar için kurs açtı. Kursiyerleriyle birlikte Atatürk'ün anıtına çelenk koydular.
Abidinpaşa'daki evimiz iki odalı. Amcam ve iki hatam da bizde kalıyorlar. Üçü de öğrenci. Babalan okumaları için fazla ilgilenmiyor. Yük ağabeylerinin üzerinde. Babam ikisinin de okumasını istiyor.Küçücük evde altı kişiyiz. Babamın TRT'den aldığı para yetmiyor. Dedem oralı bile değil, hiç para göndermiyor. Amcam okul masraflarına katkı olsun diye tabelacılık yapıyor.
Abidinpaşa'daki evin sahibi kirayı artıramadığımız için bizi kapı önüne koyuyor. İncesu İmrahor Caddesinde kiraladığımız bir evetaşınıyoruz. Yeni evi çok seviyorum. Yaşamımızda ilk kez balkonlu bir evimiz var. Eşyaları yerleştirirken saatlerce balkonda oturuyorum.
Babam TRT'de prodüktör. Amcam, okumak İçin İstanbul'da. Halalarımdan
biri evlendi diğeri dedemin yanında. Ekonomik durumumuz biraz düzelmiş gibi. Babam Ankara'nın ilçesi Sincan'da bir kooperatife giriyor. Ev sahibi oluyoruz. Ama kolay olmuyor, çok borçlanıyoruz. Olsun, evimiz var diye sevinçliyiz. Babam artık işe banliyö ile gidip geliyor.
Emekli maaşını bize gönderiyor. İstanbul'daki giderlerini arkadaşı
karşılıyor. Babam ihtiyacı olduğu parayı muhasebeciye bildiriyor. Ancak
babamın muhasebeciden istediği paraların tutan ilginç: 34 bin 235 lira
veya 31 bin 840 lira gibi. Muhasebeci her defasında babama soruyor:
Turan Bey, neden hep küsuratlı istiyorsunuz?" Muhasebeci ödemeyi
küsuratlı yapmak İstemiyor. 34 bin 235 lira isteyince 35 bin lira vermek
İstiyor. Babam kabul etmiyor: "Hayır hayır, siz benim istediğim parayı
verin. Ben hesapladım, bana tam o kadar para gerekiyor" diyor.
Son olarak yaşadıgı yer ise Küçükyalı ve İstanbul'un sıradan bir semti. Sen İstanbullu olduguna göre o semtin mutena olmadıgını da çok iyi bilmen gerekir.
Bu çarpıtmalara nasıl da gözükara inanmaya meyillisiniz bilmem ki.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|