PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah'ın Matematik Hatası...


Sayfa : 1 2 3 [4] 5 6

Alchindus
15-10-2009, 16:35
Muhterem teşekkür ederim bu alicenaplık içün :)

Amma buna gerek yoktur, gereksiz kelam etmeden barajı aşmaya gayret edeceğiz artık!

ulpian
15-10-2009, 17:00
sayın Alchindus;

gördüğüm kadarıyla 235 mesajınız var. benim toplam 70-80 tane. sayın ulpian da hoş görürse ben size 15 tane mesajımı hediye edeyim siz de münakaşanıza başlayıverin. olur mu acaba??? :D

saygılar...


güzel fikir sevgili oldschool, teknik olarak mümkün olsa... :D

Sayın Alchindus ile özel mesaj aracılığı ile birkaç somut hal çaresini değerlendirmekteyiz birlikte. Tez zamanda engel aşılmış olur.

saygılarımla

oldschool
15-10-2009, 17:19
zaten özel mesaj, gereksiz mesaj göndermeme falan derken bu şekilde 250 barajı aşılacak gibi görünüyor. yani bu da güzel bi metod. benim de iki yılı aşkın sürede toplam gönderdiğim 80 küsür mesaj ne kadar da az gereksiz mesaj yazdığımı gösteriyor herhalde. :D (gerçi buraya yazdıklarım külli gereksiz ama, her neyse kusurumuzu mazur görün)...

bu arada sayın alchindusun konuda zuhur etmesiyle beraber tümceler daha bir devrikleşmiş, kullanılan kelimelerde daha fazla arapçaya-farsçaya başvurulur olmuş. nedendir acep?? :)

ulpian
15-10-2009, 17:23
bu arada sayın alchindusun konuda zuhur etmesiyle beraber tümceler daha bir devrikleşmiş, kullanılan kelimelerde daha fazla arapçaya-farsçaya başvurulur olmuş. nedendir acep?? :)


Vallahi, muhterem'in nevi şahsına münhasır üslubu hem hoşuma gitmekte hem de gayri-ihtiyari nefsime de sirayet etmektedir. ''Acep nedendir'' sualini ben dahi sormaktayım kendime. :)

saygılarımla

ozgurrr
17-10-2009, 02:25
Sayın Alchindus size bir sorum olacak sadece meraktan soruyorum siz mirasınız varsa bu şekilde mi taksim edeceksiniz ?

Birde sizce kutsal bir kitapta bu denli karmaşık ve bir çok olasılığı olan bir konunun yer alması mantıklı mı ?

-InVi-
17-10-2009, 07:25
Sn ozgurrr
basligin konusu sizin mantik anlayisiniza göre miras hukuku nasil olmali degil,
kurani kerim ile miras ili ilgili ayetlerde bir matematik hatasinin oldugu idaasi, galiba sizde isnad edilen bu tür bir hatanin olmadigini , böyle bir idaanin yalan ve yanlis oldugunu kabul ettiginizden dolayidir ki, konu ile alakli soru sormamayi tercih etmisiniz....

Alchindus
17-10-2009, 13:47
Efendim benim darı bekaya irtihalim sonrası benim bir taksimat yapmam mümkün değildir :) Olsa olsa varislerime yaradanın buyruklarına riayet ederek terekeyi paylaşın ve birbirinize zulmetmeyin diyebilirimki sualiniz bu ise evet bunun yapılmasını arzu ederim!

Geriye paylaşılacak bir şey bırakıp bırakamayacağımız ise ayrı bir mevzudur mevlanın takdiri, tasarruf ettiğimizde de geriye bırakacağımızda da kiracıyız, mülk bizim değildir!

Miras meselesinin vahye konu olmasını elbet pek doğru bulmaktayım! Beşerin yaşamını kendisine müracat ile tanzim edeceği kurallar manzumesinde mirasın olmaması düşünülemez!

ozgurrr
17-10-2009, 15:30
Alchidus yanıtınız için teşekkürler ama benim fikrim kutsal kitaplarda zaman ve topluma göre değişmeyecek kuralların olmasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Hele hukuk gibi bir konuya girersenin ve gerisini getirmezseniz belli yaralara ilaç olmaya çalışırken birçok yeni yara açmış olursunuz toplumda.

Invi konuyu yukarı taşımış olduk fena mı Alchidusbirçok şey yazdı pante'den ses seda yok belki görür cevap vermeye başlar bende merakla bekliyorum.

Şaman Türksoy
23-10-2009, 11:37
Bir basit matematik işlemin açıklanması için yedi yüz küsur ileti ha!..

Yazık harcadığınız zamana, 1/1 : 8/9 gibi bir eşitlik (!) kanıtlanır mı?

Bin ileti daha gönderseniz, bin dört yüz yıl daha geçse, iman kelepçesindeki akıl bunu anlayamaz.

Kolay gelsin:)

oldschool
23-10-2009, 18:27
Bir basit matematik işlemin açıklanması için yedi yüz küsur ileti ha!..

Yazık harcadığınız zamana, 1/1 : 8/9 gibi bir eşitlik (!) kanıtlanır mı?

Bin ileti daha gönderseniz, bin dört yüz yıl daha geçse, iman kelepçesindeki akıl bunu anlayamaz.

Kolay gelsin:)

o şekilde bir eşitliği kimsenin kanıtlamaya çalışmadığı açıkça mesajlardan belli. milletin kanıtlamaya çalıştığı 1:1 şeklinde bir denklemin olduğu yönünde. :D

OQONUC
24-10-2009, 21:56
ir basit matematik işlemin açıklanması için yedi yüz küsur ileti ha!..

Yazık harcadığınız zamana, 1/1 : 8/9 gibi bir eşitlik (!) kanıtlanır mı?

Bin ileti daha gönderseniz, bin dört yüz yıl daha geçse, iman kelepçesindeki akıl bunu anlayamaz.

Kolay gelsin
..............
http://www.heartsmagic.net/category/matematik/

Matematiği mutlak kesin olarak abstract dünyanın tekniği olarak kabul edenlere duyurulur.

Hasta ediyor adamı zaten, şöyle bilmiş bilmiş aklı kıt adamların 1:1 hesaplama diretmeleri.

Aslında metafiziği kabul etmeyince zor geliyor sayın şaman . Bu nedenle size kolay gelsin. bizim için orun yok. Elif 1; Helak 0

Ahanda ikili sistem. aklımız buraya kadar çalışır bizim. Malum sizler gibi Allahtan kaçarken öğrendiğine kesin yargı olarak tapa tapa gitmiyoruz. Bir Allah'a tapıyoruz, bize yetiyor. Siz hergün her bir gelişme ile bilime taparak her ir gün önce öğrendiğinizle dünkü tanrınızı helva yapıp yiyorsunuz. Oysa Matematik, Sayılabilenlerin saymasıdır.

Bu nedenle de oranların mükemmeliyetçiliği değil, paylaşımın veya hesabın adiliyeti önemlidir.

selamlar

Şaman Türksoy
24-10-2009, 22:47
Hasta ediyor adamı zaten, şöyle bilmiş bilmiş aklı kıt adamların 1:1 hesaplama diretmeleri.
Aslında metafiziği kabul etmeyince zor geliyor sayın şaman . Bu nedenle size kolay gelsin. bizim için orun yok. Elif 1; Helak 0
Bu nedenle de oranların mükemmeliyetçiliği değil, paylaşımın veya hesabın adiliyeti önemlidir. selamlar

Öncelikle selamınızı reddediyorum. Sebebini sonra açıklayacağım.

İkinci olarak iletinizdeki 'hakaret' addedilebilecek sözleri ayniyle size iade ediyorum, bunun da sebebini öfkem geçince açıklayacağım.

Kur'an'da hesap hatası ve avliye meselesi hararetle tartışıla dursun en meşhur çalıyı dolaşma yöntemleri olan müphem ve müteşabih,bu olayda işe yaramıyor. Çünkü; konu hesaptır.Yüksek matematik,lineer denklemi, beşinci dereceden cebir meselesi halletmiyoruz.Konu basit bir dört işlem meselesi.Yani çekip uzatılacak birşey yok . Zaten sorun da buradan neşet ediyor. Siz bu basit meseleyi metafizikle izaha kalkışıyorsunuz ve bizim fizik kafamız buna yatmıyor. Daha basite indirgerseniz belki anlayabiliriz, malum bizim aklımız kıtdır.

OQONUC
25-10-2009, 00:29
Siz bu basit meseleyi metafizikle izaha kalkışıyorsunuz ve bizim fizik kafamız buna yatmıyor.
................

Yatmıyor değil, basmıyor.



Daha basite indirgerseniz belki anlayabiliriz, malum bizim aklımız kıtdır.
.........

Doğru...

Allah'ın selamını bile almayacak kadar kin kaplı insanlar zaten sağlıklı düşünemezler.

Kimseyede hakaret etmedim. Böyle olduğnu düşünüyorsanız, taptığınız DK ya şikayet ediniz.

Selamlar

-InVi-
03-11-2009, 14:06
Degerli Oki abim,
bahsi gecen idaa, idaa sahiplerinin elestirdikleri dine ne kadar uzak ve kendi ön yargilarina yenik düsük bir sekilde olduklarinin güzel bir göstergesidir.
Ayet tefsir iliminden yoksun ve yoksun oldugu icin ehli olmayan insanlarin, ön yargilari ile bir idaa var ortada, ama bizlerin gayet basit iki üc satirda söylediklerini, Alchindus layiki ile eldeki veriler ile gözler önüne sermistir.
Asil burada sorgulanmasi gereken, kurani kerimde bu tür bir hatanin olup olmadigi degil, insanlarin bu tür bir hata isnadi üzerine mi bir din elestirisi icinde olup olmadigidir.
Forumun Hodri Meydan basliginda, hayatlari boyuncaherseyi din hakkinda herseyi ön yargisiz okumus arastirmis oldugunu söyleyen insanlarin, kendi ön yargilarina ve hic bir bilimsellige uymayan bir kendi yersiz ön kabulune ne kadar sigi bir sekilde tutunduklarini görebilmek icin yeterlidir.
Bahsi gecen ayetler, bu ayetler ile oranlarin nasil paylasilmasi gerekliligi,
avl le kurani kerimin de izin verdigi sekilde uygulanmasi
ve ortada nihayetinde ne miras kalmasi nede bir magudurun olmasi esas'dir....
nitekim bunlar allah'in ögütleri isiginda saglanmaktadir, kurani kerime ve ona tabi olanlara karsi nefret ve kücümsemelerini kendilerine görev edinmis insanlar, bu tür bir miras paylasimi adil bulmaya bilir, begenmeye bilir, tavsip etmeye bilir....
ama bu kesin ve net olan o dur ki
Kurani kerimde miras paylasimi ile ilgili bir matematik hatasi yoktur !

gerisi yesillik....

etembey
05-11-2009, 02:30
oncelik herkese selamlar bu siteyi cok değil 1 hafta önce buldum.

sizce akıl fiziksel olarak varmıdır. ama aklın fiziksel olarak yok olmasına rağmen aklınız olduğuna;var olduğuna inanıyorsunuz.fiziksel olarak olmayan birşeyle fiziği kanıtlıyorsunuz.ya aklımız yok yada fizik yanlış teori.

neyse gelellim konuya.

şimdi birkaç birşeyler söylüyeceğim bukadar iletinin üstüne.
sizin teriminizle bu denkleme yanliş diyenler inanmayanlar olsun
doğru diyenler de inananlar olsun
inanmayanlar Tarafından gidiyoruz.
bu inanmayanlar denklemin yanlış olduğunu dünyadaki bütün müslümanlara kanıtlasalar hepsi buna inansa hepsi dinsiz olsa din terimi kalksa herkes artik sizin gibi yaşamaya başlasa bundan ne kazanacaksınız. amacanınz insanlari yanliş birşeyden mi kurtarmak.kendi yaşadığınız dünyanın yaşam şartlarını mı değiştirmek.isrediğiniz hale getirmek istiyorsunuz.eğer bir kişiyi din tanrı.allah kavramından uzaklaştırısak; bunu sonucunda maddi olarak ne kazanncınız var.yoook. gelelim şu yönden bakmaya bu adam kişileri din terminden uzaklaşşsa artik dünyada kendi bekletileri gibi saygın olacak ve yaşam şartları düzelecek gbi düşüncenizde olabilir. size birşey diyeyim be etki sonunda bu sonucun sizin hayatınıza yansıma OLASILIĞI MATAMATİKSEL OLARAK. sizin ömrünüz buna yetmiyeceğine eminim .en iyi itimalle 100 sene sonra öleceksiniz.zaten öldükten sonra sizin düşüncenizle artik herşey bitiyor kendiniz için artık bir hiçsiniz.ne matamatikte nede başka biryerde bir etkiniz yok.ama yok ben dünyaya birdaha gelirim diyosanız o başka.hadiki bu devrimi bunu kanitlayarak sen başlattin isimin bundan 2000 yıl sonra bile bu böyle bir insandı bunu kanıtladı diye anılsa bile; sen ölmüş olacaksın ve bunlarin sana bir yararıı omayacaaaaaak.(einstein (http://www.google.com.tr/search?hl=tr&safe=off&client=firefox-a&rls=org.mozilla:tr:official&hs=kPp&ei=CAnySteaG8KgjAft1emnDg&sa=X&oi=spell&resnum=0&ct=result&cd=1&ved=0CAwQBSgA&q=einstein&spell=1))'in bulduklarini anlaman bile senin bir ömrünü alır ama adam öldü sence bu kanıtladıklarinin kendine ne yarari var.başka insanlara çookk yarari oldu ama bu insanlarda onun sayisinin sonuna ne kadar sıfır koyarsa koysalar önünde birtane bir olmayınca bir yarari yokkk.o da bir hiç kendi için.sonuc olarak inanmayanlarin herhangi bir inanani dinsiz edip te ulaşaçaği amaçtan kendine bir yararı olmaz.
GELELİM İNANANLAR TARAFINA.
şu adamlar burda birtane inanmayanları kazanmaya çalşiyor veya hiçbir inananlari kaybetmek istemiyor.NEDENNNNNNNN .. çünkü bu sonuç hiç bir inananlar için madi bir kazanca dönüşmezz. tek amaç inanmayanlara göre var olmayan bir kazanç sevap.neden mi çünkü bu kişler öldükten sonra bir hiç olmyacaklarini biliyorlar.beklentileri bu dünyada değil ki size matamatiksel olarak acıklayalım...ölünce görüşmek üzere orada bunu benden daha iyi açıklayacak birilerini bulurum inşallah.umarim sizin için geç olmaz .:doh:

ozgurrr
05-11-2009, 02:40
Olaya hiç bu açıdan bakmamıştım ama maddi kazançtan bahsetmişsiniz ordan hemen düşünelim mesela Diyanetin bütçesi kaç milyar tl biliyormusunuz bu para yoksula fakire gitse fena mı olur ? Din işleri ile uğraşan okullar üniversitelerde bilim öğretilse ya da geri kaldığımız teknoloji öğretilse fena mı olur ?

Haklısınız inananın maddi bir kazancı yok gibi gözüküyor ama halkın ciddi bir maddi zararı var sanki vergileri oluk oluk buralara gidiyor.

Din tam anlamıyla bacasız bir ekonomidir ve mekaniğide çok basit girdisi para çıktısı laftır.

Yergin
05-11-2009, 14:07
Niye diyanetin bütçesi? Niye bir orduya ayrılan değilde, hükümete ayrılan değilde, hükümetin bilmem ne makam araçları için ayrılan değilde, diyanet? O devletin işidir, siz devletin vergiyi nereye vereceğine karışamazsınız ki, buradaki siteminiz ise büsbütün yanlış. Neden? Burada diyaneti değil, devleti suçlayabilirsiniz ancak. Çünkü siz devlete veriyorsunuz verginizi.

Eğer insanlar vergilerini doğru düzgün verseler, eğer devlette, hükümette bu verilen vergileri kendi ceplerine atanlar olmasa hiç endişeniz olmasın kimse aç kalmaz bu ülkede.

ozgurrr
05-11-2009, 14:25
EnvyMe etembey'in yazısını okumadan benim yazdıklarıma tepki vermişsiniz ben sadece akıl yürüttüm ayrıca hiçbir kurumu da suçlamadım bunu nereden çıkarttınız anlamadım. Ordu ile ilgili polemiğe girmeyeceğim kusura bakmayın. Aşağıdaki tanım evrensel olarak doğrudur ama bu ordu için söylenemez demek yeterli olur.

Din tam anlamıyla bacasız bir ekonomidir ve mekaniğide çok basit girdisi para çıktısı laftır.

demendor
08-11-2009, 20:08
teşekkür ederim .başarılar dilerim dostum

Saygılar...

hakgeldi
14-12-2009, 18:41
Bu konu nasıl olduysa silinmiş.. Bence önemli bir konu olduğu için ve henüz tatmin edici bir cevap alınamadığı için tekrar açmayı uygun buldum...

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:

Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.

Bu durumda, matematik yapalim:

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)

www.islamiyetgercekleri.org (http://www.islamiyetgercekleri.org) sitesinden alıntıdır.

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.


Bu hatayı düzeltmek için ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem allahın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

http://img268.imageshack.us/img268/9980/adsz26mx.jpg

Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar:
üç kızın toplam payı= 48/81
annenin payı= 12/81
babanın payı= 12/81
zevcenin payı= 9/81
olacak şekilde değiştirilmiş olur.

Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım....

http://img327.imageshack.us/img327/3835/adsz8bo.jpg

Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir:
üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ........... oysa allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti
babanın payı= 1/6,75 ....................... oysa allah 1/6 demişti
annenin payı= 1/6,75 ....................... allah 1/6 demişti
zevcenin payı= 1/9 ........................... allah 1/8 demişti

Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır.

Böyle basit bir dört işlem hatasını gözden kaçırmak, allah gibi kusursuz bir varlığın işi olmasa gerek. Belli ki bu ayetleri muhammed kafadan uydurmuştur...EL CEVAP:

EDİT: Kaynak:
http://www.mehmetalidemirbas.com/detay.asp?Aid=747

spartacus
14-12-2009, 19:03
El Cevap: Ne elakası var ?

Zaten alıntı yapıp sözde el cevap verdiğiniz şeyler ifade edilmiş şeyler. Alıntıladığınız yazıyı okursanız bir el cevabınız olabilir. Verdiğin linkden işte burada; Ayete göre baba akç almalıydı şu aşağıdakinde kaç almış hesapla....

3 KIZ + 1 ANA + 1 BABA + 1 ZEVCE varsa, Kızların her biri, 16/81 hisse alır. Üç tanesi 48/81 ini alır. Anne, 12/81, baba, 12/81, zevce, 9/81 alır. 48 +12+12+9 = 81 eder.

Ateistler avl nedir bunu bilmiyorlar. S. Ebediyye kitabında avl bahsi şöyle anlatılıyor:
Meselâ, zevce ve ana ve iki kız kardeş ve anadan iki kız kardeş bulunduğu zaman, mîrâs on ikiye taksîm edilip, zevceye üç hisse, anaya iki hisse, iki kız kardeşe sekiz hisse [her birine dört hisse], ana bir kız kardeşe dört hisse [her birine ikişer hisse] verilir ki, hisseler mecmû’u 17 oluyor. Şu hâlde, meselenin aslı on yediye (Avl) etti denir ve mîrâs on yediye taksîm edilir.

Mesela, zevc ve beş kız kardeş bulunduğu zaman, meselenin aslı altıdan ise de, hisselerin toplamı yediye avl ediyor [yani hisselerin toplamı yedi oluyor] ve beş kız kardeşe, dört hisse düşüyor. Dört hisse, beş kız kardeşe bölünemeyeceği için, meselenin aslı, 5 x 7 = 35 olur. Beş kıza, [4 x 5 = 20] yirmi hisse verilir. Zevc, [3 x 5 = 15] on beş hisse alır.

spartacus
14-12-2009, 19:09
Ayet diyor ki baba 1/6 sını alacak;

Senin linkin diyor ki hayır olmaz baba 12/81 alacak.

12/81 = 1/6 mıdır ?

hakgeldi
14-12-2009, 19:14
Ayet diyor ki baba 1/6 sını alacak;

Senin linkin diyor ki hayır olmaz baba 12/81 alacak.

12/81 = 1/6 mıdır ?

EL CEVAP:

Sen islam da feraiz avl hesabı nedir bilirmisin? bir açıkla hele????

ulpian
14-12-2009, 19:23
EL CEVAP:

Sen islam da feraiz avl hesabı nedir bilirmisin? bir açıkla hele????



Avl hesabı, ilk olarak Halife Ömer'in uyguladığı bir yöntemdir. Varislere mirasın Kuran'a göre dağıtıldığında, pay'ın payda'dan büyük çıktığı (yani malın yetmediği) durumlarda, ortak payda yükseltilerek pay'a eşitlenir ve böylece bütün varislere Kuran'da yazan oranlar düşürülerek bölüştürülür.

Örneğin Kuran'a göre bölüştürülme yapıldığında, anneye 1/3, kocaya 1/2 ve kız kardeşe 1/2 verilmesi gerekmekteyse, bu matematiksel olarak mümkün olmadığından (çünkü toplam kesir 8/6 oluyor, yani pay payda'dan büyük çıkıyor), anneye 1/3 yerine 2/8, kocaya ve kız kardeşe de 1/2 yerine (her birine) 3/8 verilir. Böylece ''sorun çözülmüş'' olur. Fakat varislere verilen oranlar, Kuran'da belirlenmiş oranlardan düşük olur (çükü Kuran'da yazan oranları bu durumlarda paylaştırmak zaten matematiksel olarak mümkün değildir).


bkz:


Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz) S. 284-296
Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, 4. Cilt, 69. Bölüm: Feraiz
el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı

spartacus
14-12-2009, 19:23
El İnsaf: benim açıklamam sana ne kazandırır? Sen matematik işlemi bilirmisin bir cevap ver hele. İşte avl hesabı ile bulunan oranlar aşağıda, geriye basit matematiksel bir işlem kalır. Matematik bilmek içinde din alimi olmak gerekmiyor.

12/81 = 1/6 mıdır? Buyur soru basit, cevapla. Eşit mi? Değil mi?

hakgeldi
14-12-2009, 19:36
[QUOTE=ulpian;270117]Avl hesabı, ilk olarak Halife Ömer'in uyguladığı bir yöntemdir. Varislere mirasın Kuran'a göre dağıtıldığında, pay'ın payda'dan büyük çıktığı (yani malın yetmediği) durumlarda, ortak payda yükseltilerek pay'a eşitlenir ve böylece bütün varislere Kuran'da yazan oranlar düşürülerek bölüştürülür.

Örneğin Kuran'a göre bölüştürülme yapıldığında, anneye 1/3, kocaya 1/2 ve kız kardeşe 1/2 verilmesi gerekmekteyse, bu matematiksel olarak mümkün olmadığından (çünkü toplam kesir 8/6 oluyor, yani pay payda'dan büyük çıkıyor), anneye 1/3 yerine 2/8, kocaya ve kız kardeşe de 1/2 yerine (her birine) 3/8 verilir. Böylece ''sorun çözülmüş'' olur. Fakat varislere verilen oranlar, Kuran'da belirlenmiş oranlardan düşük olur (çükü Kuran'da yazan oranları bu durumlarda paylaştırmak zaten matematiksel olarak mümkün değildir).


bkz:


Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz) S. 284-296
Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, 4. Cilt, 69. Bölüm: Feraiz
el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı

[/QUOT

EL CEVAP:

Önce feraiz ilmine göre hesabı yapalım, sonra gerekçelerini bildirelim. Feraiz ilmine göre, feraiz programları yapılmıştır.

3 KIZ + 1 ANA + 1 BABA + 1 ZEVCE varsa, Kızların her biri, 16/ 81 hisse alır. Üç tanesi 48/81 ini alır. Anne, 12/ 81, baba, 12/81, zevce, 9/ 81 alır. 48 +12+12+9 = 81 eder.

Ateistler avl nedir bunu bilmiyorlar. S. Ebediyye kitabında avl bahsi şöyle anlatılıyor:
Meselâ, zevce ve ana ve iki kız kardeş ve anadan iki kız kardeş bulunduğu zaman, mîrâs on ikiye taksîm edilip, zevceye üç hisse, anaya iki hisse, iki kız kardeşe sekiz hisse [her birine dört hisse], ana bir kız kardeşe dört hisse [her birine ikişer hisse] verilir ki, hisseler mecmû’u 17 oluyor. Şu hâlde, meselenin aslı on yediye (Avl) etti denir ve mîrâs on yediye taksîm edilir.

Mesela, zevc ve beş kız kardeş bulunduğu zaman, meselenin aslı altıdan ise de, hisselerin toplamı yediye avl ediyor [yani hisselerin toplamı yedi oluyor] ve beş kız kardeşe, dört hisse düşüyor. Dört hisse, beş kız kardeşe bölünemeyeceği için, meselenin aslı, 5 x 7 = 35 olur. Beş kıza, [4 x 5 = 20] yirmi hisse verilir. Zevc, [3 x 5 = 15] on beş hisse alır.

Fetâvâ-yı Hindiyye)de diyor ki, meyyitenin zevci, kız kardeşi ve babadan kız kardeşi olsa, zevc yarısını ve kız kardeş de yarısını, babadan kız kardeş altıda birini alıp, meselenin aslı, altıdan yediye avl eder. Babadan erkek kardeş de bulunsaydı, babadan kız kardeşi, farz hissesinden düşürüp asabe yapardı. Zevcden ve kız kardeşten geriye bir şey kalmadığı için, babadan kız kardeş, hiçbir şey alamazdı.

Avl: Meyyitin oğlu yoksa, zevc ve zevce, kız ve kardeşler olursa, avl durumu gündeme gelmekte ve hisse sayısı otomatik yükselmektedir. Bununla ilgili örnekler:

1 zevc 3/7, 2 tane kız kardeş - her biri 2/7 Ortak payda 6 idi, fakat avl ederek 7 oldu. Ortak payda = 6, Toplam 7 hisse. Meselenin aslı 6 dan ise de hisselerin toplamı 7 ye avl ediyor. Yani hisselerin toplamı 7 oluyor.

1 zevce 3/17, 2 tane kız kardeş - her biri 4/17, 2 tane anadan kardeş - her biri 2/17
1 ana 2/17 Ortak payda 12 idi, fakat avl ederek 17 oldu. Ortak payda = 12 toplam 17
1 zevc 9/21, 6 kız kardeş - her biri 2/21, Ortak payda 18 idi, ama avl ederek 21 oldu.
1 zevc 21/49, 7 kız kardeş - her biri 4/49, Ortak payda 42 idi, fakat avl ederek 49 oldu.


EDİT: KAYNAK:
http://www.mehmetalidemirbas.com/detay.asp?Aid=747

ulpian
14-12-2009, 19:40
sayın hakgeldi,

bir önceki sayfada editlediğim c/p mesajınızı özel mesaj da yollamış olmama rağmen aynen yine asmışsınız. Bu sefer bari tartışılabilsin diye bırakıyorum, fakat:

Kaynak link vermeden başka bir siteden c/p yapmanız hem etik değildir, hem forum kurallarımıza aykırıdır.

Başka sitelerden c/p yapma ihtiyacınız olsa bile, lütfen kaynağını verin ve ayrıca birkaç cümlelik de olsa kendi yorumunuzu, analizinizi ekleyin.

saygılarımla

hakgeldi
14-12-2009, 19:49
sayın hakgeldi,

bir önceki sayfada editlediğim c/p mesajınızı özel mesaj da yollamış olmama rağmen aynen yine asmışsınız. Bu sefer bari tartışılabilsin diye bırakıyorum, fakat:

Kaynak link vermeden başka bir siteden c/p yapmanız hem etik değildir, hem forum kurallarımıza aykırıdır.

Başka sitelerden c/p yapma ihtiyacınız olsa bile, lütfen kaynağını verin ve ayrıca birkaç cümlelik de olsa kendi yorumunuzu, analizinizi ekleyin.

saygılarımla

EL CEVAP:

http://www.forumacil.com/yararli-bilgisayar-programlari/104030-feraiz-miras-hesaplama-yazilimi.html

kaynağı atıp ve yorum yazarsam yine ceza atmasam yine ceza???

çünkü kaynak büyük ama formülü buldum

buyrun burada gerçek miras hakkı

ulpian
14-12-2009, 19:52
EL CEVAP:

http://www.forumacil.com/yararli-bilgisayar-programlari/104030-feraiz-miras-hesaplama-yazilimi.html

kaynağı atıp ve yorum yazarsam yine ceza atmasam yine ceza???

çünkü kaynak büyük ama formülü buldum

buyrun burada gerçek miras hakkı


Konuyu anlamadığınızı çok açık belli ediyorsunuz sayın
hakgeldi,

linklediğiniz tabloyla burada tartışılan meselenin nasıl bir alakası olduğunu, lütfen somut olarak açıklayınız.

saygılarımla

spartacus
14-12-2009, 20:06
Hakgeldi

12/81 = 1/6 mıdır? Buyur soru basit, cevapla. Eşit mi? Değil mi?

Bu kadar zormu. Siz cevaplayamıyorsunuz madem ben yazayım hem okurken söylemişde olursunuz.

12/81 ≠ 1/6

Açıklaması 12/81 eşit değildir 1/6. O halde linkleriniz geçersizdir hesaplama yönteminizde olmazsa olduralım şeklindedir ki bu yöntemde zaten ayetdeki hatalı oranların hem farkındalığı hemde kabulüdür. Tabi birde insan zekasının nelere kadirliğinin, yine insan zekasınca hatalı ifade edilmiş oranların bir göstergesi.

hakgeldi
14-12-2009, 20:16
Hakgeldi

12/81 = 1/6 mıdır? Buyur soru basit, cevapla. Eşit mi? Değil mi?

Bu kadar zormu. Siz cevaplayamıyorsunuz madem ben yazayım hem okurken söylemişde olursunuz.

12/81 ≠ 1/6

Açıklaması 12/81 eşit değildir 1/6. O halde linkleriniz geçersizdir hesaplama yönteminizde olmazsa olduralım şeklindedir ki bu yöntemde zaten ayetdeki hatalı oranların hem farkındalığı hemde kabulüdür. Tabi birde insan zekasının nelere kadirliğinin, yine insan zekasınca hatalı ifade edilmiş oranların bir göstergesi.

EL CEVAP:

kardeşim verdiğim linke baktın mı? bakmadın mı?

istersen " AÇILIMINI" :) da yaparım

ama kuran-ı mucizil beyanın tefsirinin ilk başta efendimiz ( Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ) yapmıştır ayet mevcyuttur sonra ulul emirler yapar şimdi kuran derki zekat ver

ne kadar verdediğiniz yazmaz işte ulul emr yani: ayetin tefsiri açılımı mevcuttur kuran sadece anayasal maddeleri içe alır açılımı hadis ve fetvalar ve cevazlardır.

bjkgokay
18-12-2009, 21:21
Verdiğin Linkleri İnceledim Sayın Hakgeldi

Bana Garip Gelen Şey Şu Ya Ayetler O Kadar Net Ki "Öyle Olursa O Böyle Olursa Bu" tarzında bu kadar net ayetler için "avl" yöntemi neden çıkmıştır?

Kesinlik Bildiren İbarelerde dahi yorumlar yapılacaksa o zaman bi çok şeyi yeniden tartışmamız gerekmez mi??

Biz annemizden din hocalarımızdan hep şunu duyduk kuran açıktır. Herkes tarafından anlaşılabilir. Ben Bu Ayeti Belirtilen Koşullarda müdahale etmeden arkadaşlarıma gösterdiğimde daima aynı sonuç çıktı. Kuranın açıklığının Kanıtı belki Fakat Hatasızlığında çürütülmesi demek bu.

Ben Son Kez Şunu söylemek İstiyorum. İnsanlar Tevsir Olmadan kuran okuyamayacak mı tevsirsiz kuran yanlış bi okuma tarzımıdır. O zaman tek yol Kuran diyen insanlara biz siz yalan söylüyyorsunuz tevsirsiz kuran bir hiç mi diyeceğiz.

Bu Hatayı kapatmaya çalışmak için uğraşıldığı belli ama Allahın Sözleri(!) de belli. Burda Bir Yanlış Var bunu görmek için Alim Olmaya gerek Yok Ama Açıklamak İçin alim Oluncaksa O Zaman Kuran Aydın Kesmin Kitabıdır ve Kurana İnanan halk için bir boşluk oluşmuştur.

Demem O Ki Yöntem Bulmaya Gerek Yok Çünkü Allahın sözlerine Ekstradan Biz İnsanlar Kulp Bulacaksak Ona Kalıplar Dökeceksek basit bir hesabı bile karmaşık hesaplar halinde "sıçtık sıvıyoruz" şeklinde insanların önüne getirmeye çalışçaksak buna gerek yok

Saygılarımla

güneşinzaptıyakın
18-12-2009, 21:38
Verdiğin Linkleri İnceledim Sayın Hakgeldi

Bana Garip Gelen Şey Şu Ya Ayetler O Kadar Net Ki "Öyle Olursa O Böyle Olursa Bu" tarzında bu kadar net ayetler için "avl" yöntemi neden çıkmıştır?

Kesinlik Bildiren İbarelerde dahi yorumlar yapılacaksa o zaman bi çok şeyi yeniden tartışmamız gerekmez mi??

Biz annemizden din hocalarımızdan hep şunu duyduk kuran açıktır. Herkes tarafından anlaşılabilir. Ben Bu Ayeti Belirtilen Koşullarda müdahale etmeden arkadaşlarıma gösterdiğimde daima aynı sonuç çıktı. Kuranın açıklığının Kanıtı belki Fakat Hatasızlığında çürütülmesi demek bu.

Ben Son Kez Şunu söylemek İstiyorum. İnsanlar Tevsir Olmadan kuran okuyamayacak mı tevsirsiz kuran yanlış bi okuma tarzımıdır. O zaman tek yol Kuran diyen insanlara biz siz yalan söylüyyorsunuz tevsirsiz kuran bir hiç mi diyeceğiz.

Bu Hatayı kapatmaya çalışmak için uğraşıldığı belli ama Allahın Sözleri(!) de belli. Burda Bir Yanlış Var bunu görmek için Alim Olmaya gerek Yok Ama Açıklamak İçin alim Oluncaksa O Zaman Kuran Aydın Kesmin Kitabıdır ve Kurana İnanan halk için bir boşluk oluşmuştur.

Demem O Ki Yöntem Bulmaya Gerek Yok Çünkü Allahın sözlerine Ekstradan Biz İnsanlar Kulp Bulacaksak Ona Kalıplar Dökeceksek basit bir hesabı bile karmaşık hesaplar halinde "sıçtık sıvıyoruz" şeklinde insanların önüne getirmeye çalışçaksak buna gerek yok

Saygılarımla

Olay aslında çok kolay, kendi düşüncesine uymayan ayetleri isteğine uygun yorumlamak her İslam'ın başvuracağı ilk takıyye yoludur. ''Öyle olursa o, böyle olursa bu'' kaçamağıda burdan çıkar işte, isteğine uydurabilme çabasıdır bütün bunlar.

Bakın Kur'anda İslam tanrısı nasıl sesleniyor İslama:

(Kehf /54; Andolsun ki; Biz, bu Kur'an'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş ise, tartışmadır.)

(Ali İmran/118: Ey iman sahipleri! ………………………... Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir. )

(Kamer/17: Andolsun biz, Kuran`ı öğüt almak için kolaylaştırdık. (ondan) Öğüt alan yok mudur?)

(Kamer/ 22: Yemin olsun ki, biz, Kuran`ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? )

(Enam/115 : Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.)

(Ahzap/62: Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.)


Görüldüğü gibi İslam tanrısı Kur'anda her şeyi açık ve seçik olarak tüm İnsanlığın anlayacağı bir basitlikte ve ''eksiksiz'' olarak belirttiğini yani dile getirdiğini söylüyor, hemde tüm bu şeriatını sonsuza kadar geçerli olmak üzere tüm İslama emrettiğini söylüyor. Ama takıyyeci islam ne yapıyor? yok öyleydi, yok böyleydi, o dediğin o zaman göreydi, şimdi olayın üstünden 1400 yıl geçti, felan fişman işine gelene buyu diyor işine gelmeyene yok öyle bir şey diyor...

Alchindus
19-12-2009, 00:41
Bu batıl iddianın mesnetsizliğini idrak etmek isteyen şu konuya müracat edebilir!

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939

ulpian
19-12-2009, 00:58
Bu batıl iddianın mesnetsizliğini idrak etmek isteyen şu konuya müracat edebilir!

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939

:)

Muhteremin verdiği linki ben de şiddetle öneririm.

faran
19-12-2009, 01:35
Verdiğin Linkleri İnceledim Sayın Hakgeldi

Bana Garip Gelen Şey Şu Ya Ayetler O Kadar Net Ki "Öyle Olursa O Böyle Olursa Bu" tarzında bu kadar net ayetler için "avl" yöntemi neden çıkmıştır?

Kesinlik Bildiren İbarelerde dahi yorumlar yapılacaksa o zaman bi çok şeyi yeniden tartışmamız gerekmez mi??

Biz annemizden din hocalarımızdan hep şunu duyduk kuran açıktır. Herkes tarafından anlaşılabilir. Ben Bu Ayeti Belirtilen Koşullarda müdahale etmeden arkadaşlarıma gösterdiğimde daima aynı sonuç çıktı. Kuranın açıklığının Kanıtı belki Fakat Hatasızlığında çürütülmesi demek bu.

Ben Son Kez Şunu söylemek İstiyorum. İnsanlar Tevsir Olmadan kuran okuyamayacak mı tevsirsiz kuran yanlış bi okuma tarzımıdır. O zaman tek yol Kuran diyen insanlara biz siz yalan söylüyyorsunuz tevsirsiz kuran bir hiç mi diyeceğiz.

Bu Hatayı kapatmaya çalışmak için uğraşıldığı belli ama Allahın Sözleri(!) de belli. Burda Bir Yanlış Var bunu görmek için Alim Olmaya gerek Yok Ama Açıklamak İçin alim Oluncaksa O Zaman Kuran Aydın Kesmin Kitabıdır ve Kurana İnanan halk için bir boşluk oluşmuştur.

Demem O Ki Yöntem Bulmaya Gerek Yok Çünkü Allahın sözlerine Ekstradan Biz İnsanlar Kulp Bulacaksak Ona Kalıplar Dökeceksek basit bir hesabı bile karmaşık hesaplar halinde "sıçtık sıvıyoruz" şeklinde insanların önüne getirmeye çalışçaksak buna gerek yok

Saygılarımla

(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7] (Cebrail, Kur’anla beraber, onun açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi] (Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed] (Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44] (Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]

naper
19-12-2009, 12:57
Bu batıl iddianın mesnetsizliğini idrak etmek isteyen şu konuya müracat edebilir!

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939

bağlantıyı başından sonuna okudum.sayenizde Alchindus 4 sayfalık konu başlığını okumam saatler aldı.ve herkese tavsiyem gerekirse sözlük kullanarak tüm konu başlığının dikkatli ve detaylıca okunması.
anladığım şu.açık seçik türkçe ile yazılmış matematik hesabına dayanan bir iddiayı çürütmek için Alchindus özenle,uzun,bolca yabancı kökenli kelime kullanarak ayrıca çok ciddi yazım kuralı ihlalleri ile bulanık bir su yaratmaya çalışmış.bütün amacı gerçekten değerli bilginin(matematik bilgisi olduğundan sündürülemez.) bulanık suya karışıp gözden kaçırılması.
kendi adıma gerçeklerin görülmemesi için bilerek/kasıtlı olarak bu şekilde davranıldığını düşünüyorum.
ve ulpian arkadaşımın yerinde olsam,bu denli bozuk bir dille verilen yanıtı hiç bir şekilde dikkate almazdım.
saygılar.

spartacus
19-12-2009, 18:02
Linkler gönderip, kafa karıştırmadan, zihni danslardan (http://flimmr.passagen.se/movie/mr_bean_dansar.action)önce sorulara cevap verilmeli.

Şimdi buradaki hatayı, eksiği fark edenler ne yapıyor? Kafalarından eşitleyici payda türetiyorlar ve böylelikle buradaki dengesizliği kısmi de olsa gidermiş oluyorlar. Peki neden kısmi diyoruz, ayet'de verilen oranlar birbiri ile orantılı, uyumlu olsun derken, bu seferde paylar değişiyor! Yani bir tarafını örterken diğer tarafını açıyor! Açılan yer öyle kabak gibi ortada ki, daha 200 metreden bunu görmemek için, gözlerini kapamak yada kör olmak gerekir.

Sadece cevap; kısa ve öz


12/81(avl oranı) = (ayet'in oranı)1/6 mıdır?
12/81 ≠ 1/6 mıdır?
Hangisi ? Bu iki oran eşit midir, değil midir ? Soru basit süreniz 5 saniye!

Alchindus
19-12-2009, 21:16
Evvela belirtmek isterimki sarih türkçeyi yabancı diye tesmiye edip anlamıyorum demeyi de ben kasten gerçeğe sadakatsizlik olarak görmekteyim!

Böyle diyen çok arkadaşıma sıkıntı çektiğiniz kelime kavramlar hangileridir söyleyiniz dediğimde sukut dışında bir şey yapmadıklarınıda ifade etmeliyim!

Sonra spartacusün yaptığınıda hoş bulmadığımı zikretmeliyim bunlar edebe mugayyir tavırlardır!

Bu batıl iddia mantık ve matematik hile ihtiva etmektedir, ayetlerin verilmesini zikrettiği payların, zikredildikleri varis tablolarının dışına teşmil edilmesi suretiyle bu cambazlık yapılmaktadır!

Kuranda varis tabloları da bu tablolarda cari paylarda sarihtir!

Sahabenin bu ayetleri nasıl anladığıda sarihtir!

Kuranda matematik hata ver diyen müddei kuranda matematik bir işlem hatası göstermelidir, bu ortada olmadığına göre müddei gerçeğe sadakatli ise bu batıl iddiadan rucu etmelidir!

Bu iddia biribirinden farklı ve esasta birisi ebeveyn ve çocukları diğer eşler ve üvey kardeşleri bir diğeride öz kardeşlerin miras paylarını zikreden ayetlerden payları alıp toplamı mahreci aşan bir varis tablosuna kuranın hilafına uyarlama cambazlığıdır!

Kuranın sarahaten toplamı bir bütünü aşan payları tek bir varis tablosunda zikrettiğini iddia eden buyursun ayeti ortaya koysun veyahut gerçeğe sadakat gösterip mantık ve matematik hile içeren bu iddianın geçersizliğini itiraf etsin!

Gerçeğe sadakat şart!

bjkgokay
19-12-2009, 23:20
Evvela belirtmek isterimki sarih türkçeyi yabancı diye tesmiye edip anlamıyorum demeyi de ben kasten gerçeğe sadakatsizlik olarak görmekteyim!

Böyle diyen çok arkadaşıma sıkıntı çektiğiniz kelime kavramlar hangileridir söyleyiniz dediğimde sukut dışında bir şey yapmadıklarınıda ifade etmeliyim!

Sonra spartacusün yaptığınıda hoş bulmadığımı zikretmeliyim bunlar edebe mugayyir tavırlardır!

Bu batıl iddia mantık ve matematik hile ihtiva etmektedir, ayetlerin verilmesini zikrettiği payların, zikredildikleri varis tablolarının dışına teşmil edilmesi suretiyle bu cambazlık yapılmaktadır!

Kuranda varis tabloları da bu tablolarda cari paylarda sarihtir!

Sahabenin bu ayetleri nasıl anladığıda sarihtir!

Kuranda matematik hata ver diyen müddei kuranda matematik bir işlem hatası göstermelidir, bu ortada olmadığına göre müddei gerçeğe sadakatli ise bu batıl iddiadan rucu etmelidir!

Bu iddia biribirinden farklı ve esasta birisi ebeveyn ve çocukları diğer eşler ve üvey kardeşleri bir diğeride öz kardeşlerin miras paylarını zikreden ayetlerden payları alıp toplamı mahreci aşan bir varis tablosuna kuranın hilafına uyarlama cambazlığıdır!

Kuranın sarahaten toplamı bir bütünü aşan payları tek bir varis tablosunda zikrettiğini iddia eden buyursun ayeti ortaya koysun veyahut gerçeğe sadakat gösterip mantık ve matematik hile içeren bu iddianın geçersizliğini itiraf etsin!

Gerçeğe sadakat şart!


Alchindus Öncelikle Saygılarımı Sunarım

Önerdiğiniz linki okumakla beraber kafama yatmayan bazı durumlar oldu ve bunları sorgulamak istedim.

Size Birkaç soru Sormak İstiyorum Kuran Tek başına Yeterli bir Kaynak mıdır??

Belirttiğiniz Varis Tablosu Hakkında "Açık" ve "Yalın" ve "Öz" bir bilgi verebilirmisiniz? Kim Hazırlamıştır neden hazırlamıştır?

Ve "imdi" yerine "şimdi", "demiş iseniz" yerine "demişseniz" yazmanız dileğiyle

Not: Bilgin Olmak KAvramları Yabancı Sözcükleri sıralamaktan çok bu kavramları herkesin anlayabileceği şekilde kullanmaktan geçer.

Saygılarımla

Alchindus
20-12-2009, 14:41
Alchindus Öncelikle Saygılarımı Sunarım

Önerdiğiniz linki okumakla beraber kafama yatmayan bazı durumlar oldu ve bunları sorgulamak istedim.

Size Birkaç soru Sormak İstiyorum Kuran Tek başına Yeterli bir Kaynak mıdır??

Belirttiğiniz Varis Tablosu Hakkında "Açık" ve "Yalın" ve "Öz" bir bilgi verebilirmisiniz? Kim Hazırlamıştır neden hazırlamıştır?


Efendim kuran tek başına kafi bir kaynaktır!

Bu sualin arkasında yatan esas fikir sebebiyle bu cevaptan sonra "pekiyi o vakit niçün bazı hususlarda sünnete içtihada icmaya müracat edilmekte" denilecektir!

Bizde diyoruzki bu bahsedilen edilleyi şeriyyenin diğer kaynakları birbirleri ile meşruiyet bağlarıyla bağlıdır taa kurana gelene kadar!

Yani sünnet teşride icra ettiği fonksiyonu kurandan aldığı selahiyet ile ifa etmekte, ona bunu kuran vermekte içtihad icma ise sınır ve hükmünü sünnette bulmakta!

Bundan mütevellid bu kaynaklarda kuranın yeter kaynaklığı içindedir kuranın meşruiyet sahasındadır!

Diğer sualinize gelir isek bunu tam anlayamadığımı zikretmeliyim!

"Belirttiğiniz Varis Tablosu Hakkında" der iken neyi ifade ediyorsunuz!

Kastettiğiniz kuranda size göre hangi varis tabloları var sorusu ise bunun cevabını okuduğunuzu söylediğiniz konuda zikrettim!

Yok başka bir mana ise kastettiğiniz sarahate kavuşturursanız cevaplayabilirim!

bjkgokay
20-12-2009, 15:39
Efendim kuran tek başına kafi bir kaynaktır!

Bu sualin arkasında yatan esas fikir sebebiyle bu cevaptan sonra "pekiyi o vakit niçün bazı hususlarda sünnete içtihada icmaya müracat edilmekte" denilecektir!

Bizde diyoruzki bu bahsedilen edilleyi şeriyyenin diğer kaynakları birbirleri ile meşruiyet bağlarıyla bağlıdır taa kurana gelene kadar!

Yani sünnet teşride icra ettiği fonksiyonu kurandan aldığı selahiyet ile ifa etmekte, ona bunu kuran vermekte içtihad icma ise sınır ve hükmünü sünnette bulmakta!

Bundan mütevellid bu kaynaklarda kuranın yeter kaynaklığı içindedir kuranın meşruiyet sahasındadır!

Diğer sualinize gelir isek bunu tam anlayamadığımı zikretmeliyim!

"Belirttiğiniz Varis Tablosu Hakkında" der iken neyi ifade ediyorsunuz!

Kastettiğiniz kuranda size göre hangi varis tabloları var sorusu ise bunun cevabını okuduğunuzu söylediğiniz konuda zikrettim!

Yok başka bir mana ise kastettiğiniz sarahate kavuşturursanız cevaplayabilirim!


Burda Resmen Kelime oyunu yapıosunuz Sayın Alchindus

Kuran tek Başına yeterlidir Diyorsunuz Ancak Bu Kaynaklar ve diğerleri de meşrudur diyorsunuz taki kurana kadar.

Peki ben size Şunu sormak İstiyorum

Eğer Kuran Tek Başına yeterli ise ki bunu siz söylediniz Salt Kuranı okuyan Bir insan İçin Bu Sureyi Cevaplamanız farklı olacaktır.

Eğer Diğer Kaynaklara Bakılcak derseniz İşte O zamanda yetersizlik Problemi Ortaya çıkar ki Bu Daha Vahim.

Burda Matematik hatası diye yazıldı ama sizin belirttiğiniz hususlardan sonra "yeterlilik" sorunu ortaya çıkmıştır.kuran'da Matematik Hatası Vardır. eğer yoksa ve Bu Varis Tablosuyla Açıklanıyorsa O Zaman Kuranda Yeterlilik sorunu vardır Ve Kuran Tek Başına Okunduğunda İnsanların Kafasını Karıştıran Ve Kendisinden başka Kaynağa İhtiyaç Duyduran Bir Kitaptır.

Siz Kuranın Sınırları Dışında Yapılan Bir varis tablosuyla kuranı açıklamaya çalışmakla kurana hakaret etmiyor musunuz ?? Bu Açıklamayla "bırak Kuranı canım burda Varis Tablosu Var Kim Yaptı Ehli Sünnet O Zaman Meşrudur Şimdi Gel delelim Açıklamaya bu bu bu tamamdır" demek kurana yapılmış büyük bir ithamın belgesi değil midir.

Kuranın yeterli bir kaynak olduğunu belirtmenize rağğmen tutupta başka hususlarında kuranı doğrulayıcı(bahsettiğim varis tablosu- avl yöntemidir) kitapların bulunduğu bunlarsız kuranın yanlış anlaşılcağını söylüyorsanız siz kuranı küçümsemiş olmuyor musunuz ??

açıklığınıza hayran kalmakla beraber bir sonra ki yanıtınızın da bu şekilde gelmesi halinde sorularımdan kurtulacağınızı size müjdelemek isterim.

saygılarımla

Alchindus
20-12-2009, 18:41
Burda Resmen Kelime oyunu yapıosunuz Sayın Alchindus

Kuran tek Başına yeterlidir Diyorsunuz Ancak Bu Kaynaklar ve diğerleri de meşrudur diyorsunuz taki kurana kadar.


Gerçekler değil akli cambazlıklar peşinde olduğunuzu sorduğunuz sualden zati anlamış ve giremeyeceğiniz o kapıyı bu sebeple kapatmış idim!

Görmekteyimki isabet etmişim!

Muhteremler, anlamak işinize gelmeyen her hususa ve hakikate kelime oyunu demek sizde geçer akçe olabilir amma hakikati arayanlar içün bu ne mana ifade eder!

Kuran bütün beşeriyete kıyamete kadar cari olacak ahkamı vaaz etmiştir böyle bir kitapta bütün meselelerin aslı esası icmalen yer alacaktır, bunun mufassalan yer almasını beklemek akla ziyandır!

Kuran Hz. Muhammedin söz ve davranışlarına vazifeler yüklemiştir ve bu sebeple o sözler ile davranışlarda kuranın muhitine girmektedir!

Bundan mütevellid müslümanların sünnette buldukları bir husus kurani saha içinde olmuş olmakta!

Bu kadar sarih!


kuran'da Matematik Hatası Vardır.


Bu hakikat olsa ispatı pek kolay bir iddiadır!

Matematik hata iddiası işlem hatasını ihtiva etmelidir!

Kuranın matematik işlem hatası yaptığını misalen tartıştığımız başlıkta ulpianın kendisinin verdiği misalden hareket ile "dört kişiden her birine 1/3" gibi bir bütünde bütünü aşan paylar vaaz ettiğini ortaya koyarsanız bu söz ispat edilmiş olur!

Amma bunu yapamayacaksanızki yapamazsınız çünkü böyle bir taksimat yoktur o vakit bu iddianın batıl ve bühtan olduğu sarahaten ortaya çıkar!

Çok çeşitli vecihlerle zikrettiğim başlıkta ortaya koyduğum gibi bu ayetlerin tefsir usulu açısından ele alınmaları, Hz. Muhammedin arkadaşlarının anlayış ve uygulamaları ortadadır!

Üç feraiz ayeti kendi içlerinde esas nazara aldıkları varislerin paylarını bütünü ya tam ya tamdan eksik kalacak şekilde taksim etmiştir!

Burada yapılan cambazlık, elde hiçbir akli ve nassi karine yok iken tam aksi deliller var iken bir varis tablosunda cari olan payı başkaca, avli gerekli kılan varis tablosuna tatbik edip toplam biri aştı demektir!

Siz gerçeği görmek değil kuranda matematik hatası olduğu iddiasına inanmak istiyor iseniz zati buna bir mani yoktur esasen bunu müzakere etmek istemenize de gerek yoktur inanmak istediğinize inanabilmelisiniz!

Amma meselenin aslı nedir diye gerçekte bir merak var ise meselenin öz kaynakları ve onların tetkik usulleri ile ortaya çıkan sonuç aklen ve dinen sabittir, oda bu iddianın batıl olduğudur!


Siz Kuranın Sınırları Dışında Yapılan Bir varis tablosuyla kuranı açıklamaya çalışmakla kurana hakaret etmiyor musunuz ??


Efendim bu nasıl bir cümledir anlamakta güçlük çektik halbuki bizim türkçemiz sıkıntılı bulunmakta idi :)

Bir varis tablosunun kuranın sınırları dışında olması ile kastedilen fiiliyatta kuranda olmayan bir varis tablosu ile tesadüf edilmesi ise bu sözün manası nedir! Söylenmiş olmak içün mü söylenmiştir!

Kuranda olmayan bir varis tablosunda ne yapılacağı sualinin cevabı kuranda mufassalan cevabı bulunmayan her hususta ne yapılacak ise odur!

Silsile bellidir, sünnete sonra fukahanın içtihad ve icmasına bakılır!

Bu usul kuran ve sünnet ile sabittir ve islam hukukunun muazzam büyüklüğü ve faaliyet zenginliği buradan gelmektedir!


(bahsettiğim varis tablosu- avl yöntemidir)


Hep zikrettiğim bir husustur, insanlar anlamadıkları konularda ahkam kesmemeli!

Avl varis tablosu değil miras paylarının hesaplanmasında kullanılan bir hesap yöntemdir!

Sözlerimi nihayetlendirir iken bir hususu belirtme ihtiyacıda hissetmekteyim!

Benimle tartışmak içün başkaca isimler arkasına gizlenmeye gerek yoktur!

Gerçeğe sadakat şart, olmadan olmaz!

naper
21-12-2009, 11:21
Bunun sonucunda müslümanların sünnette buldukları bir konu kuran sahası içerisine girer!

yani kuran bildiğimiz kitap değildir.ben bunu anlıyorum!

hadis+kitap+sünnet=kuran bunu mu demek istiyorsunuz?

ayrıca belirtmeliyim ki bozuk türkçe kullanmaya devam etmenizi anlıyorum.müslümanlar anlaşılmamayı,karmaşıklaşmayı severler.bu onların akıl ve mantığa dayalı sorulardan bir numaralı kaçma hilesidir.
sorularım şunlar;
1-kuran kaç sayfadır?
2-kuran kaç ayetten oluşmaktadır?
3-eğer sünnet,kuran sahası içindeyse;neden kuran sünneti de içeren daha büyük bir kitap olarak basılmıyor?
sağlıcakla kalın...

Alchindus
21-12-2009, 15:32
yani kuran bildiğimiz kitap değildir.ben bunu anlıyorum!

hadis+kitap+sünnet=kuran bunu mu demek istiyorsunuz?


Anlayışınızın irtifası bu kertede ise evvela bu sıkıntıyı gidermelisinizki yazılanı anlatılanı anlayabilip buna göre kanaat belirtebilesiniz!

Çünkü bu anlayış irtifası ile biz ne söylesek söyleyelim kuranın sünnete açtığı düzenleme sahasının kuranın yeterliliğine kafiliğine dahil olduğunu idrak etmeniz mevzu bahis olamaz!

Bu zati sorduğunuz suallerden de zahirdir :)

Gerçeğe sadakat şart!

naper
21-12-2009, 18:30
soruları yanıtlayamayacağınızı zaten biliyordum.sadece emin olmak istedim.:loco:

muhammet oturmuş yazmış.içinde de matematik hataları varmış.muhammet öldükten 170-200 sene sonra doğan hadis yazarları delikleri tıkamış.
konu budur!
yok hadis şöyleymiş,yok sunnet kurandan sayılırmış vıdı vıdı....sadede gelelim hocam.kitap kaç sayfa?
kitabı muhammet mi yazdı?
sunnet neden kitaptan?kitaptansa neden kitapla ciltlenmiyor?hadi hocam yok mu yanıt?

oldschool
21-12-2009, 18:49
soruları yanıtlayamayacağınızı zaten biliyordum.sadece emin olmak istedim.:loco:

muhammet oturmuş yazmış.içinde de matematik hataları varmış.muhammet öldükten 170-200 sene sonra doğan hadis yazarları delikleri tıkamış.
konu budur!
yok hadis şöyleymiş,yok sunnet kurandan sayılırmış vıdı vıdı....sadede gelelim hocam.kitap kaç sayfa?
kitabı muhammet mi yazdı?
sunnet neden kitaptan?kitaptansa neden kitapla ciltlenmiyor?hadi hocam yok mu yanıt?

kitabı kendisi bile yazsa sözleri de kitapla birlikte ciltlenmelidr sonucu çıkmaz ki. hitlerin sözlerini reddeden bir nazist var mı??? yada kabul edip de hitlerin sözleri de Kavgam kitabıyla birlikte ciltlensin diyen biri???

naper
21-12-2009, 19:09
kitabı kendisi bile yazsa sözleri de kitapla birlikte ciltlenmelidr sonucu çıkmaz ki. hitlerin sözlerini reddeden bir nazist var mı??? yada kabul edip de hitlerin sözleri de Kavgam kitabıyla birlikte ciltlensin diyen biri???
nasıl yani?
madem sunnet kitaptandır(kitapla iç içe ve bağlı) beraber ciltlensin diyorum.anlaşılmadı herhalde!

oldschool
21-12-2009, 19:34
nasıl yani?
madem sunnet kitaptandır(kitapla iç içe ve bağlı) beraber ciltlensin diyorum.anlaşılmadı herhalde!

dostum ben alakalıdır alakasızdır diye bişey demiyorum. diyorum ki alakalı olsa bile şahısın yazdığı kitaba eklenmelidir diye bir sonuç çıkmamalı. verdiğim örnek de onun içindi. umarım anlaşılmıştır.

naper
22-12-2009, 11:58
dostum ben alakalıdır alakasızdır diye bişey demiyorum. diyorum ki alakalı olsa bile şahısın yazdığı kitaba eklenmelidir diye bir sonuç çıkmamalı. verdiğim örnek de onun içindi. umarım anlaşılmıştır.
ben de diyorum ki hoca senin gibi düşünmüyor!diyor ki şahsın yaptığı rivayet olunan şeyler kitap sahasındadır(şahsın yazdığı değil.ilk hadis yazarı muhammet öldükten yaklaşık 170 yıl sonra çıkmış ortaya.yani şahıstan yaklaşık 200 yıl sonra şahsın yaptığı iddia edilen ve yazılan hadisler)bende diyorum ki madem kitap sahasındadır,beraber ciltlensin.
işi karmaşıklaştırmak yersiz.soru çok net;
kuran miras paylaşımı konusunu tek başına açıklığa kavuşturabiliyor mu?
yoksa başka kaynaklardan desteklemek mi gerekiyor?

ayrıca herşeyi bir kenara bırakalım.neden erkeğe kadının iki katı pay veriliyor?bu bile başlı başına akıldışılığın itirafıdır.

oldschool
23-12-2009, 20:17
ben de diyorum ki hoca senin gibi düşünmüyor!diyor ki şahsın yaptığı rivayet olunan şeyler kitap sahasındadır(şahsın yazdığı değil.ilk hadis yazarı muhammet öldükten yaklaşık 170 yıl sonra çıkmış ortaya.yani şahıstan yaklaşık 200 yıl sonra şahsın yaptığı iddia edilen ve yazılan hadisler)bende diyorum ki madem kitap sahasındadır,beraber ciltlensin.
işi karmaşıklaştırmak yersiz.soru çok net;
kuran miras paylaşımı konusunu tek başına açıklığa kavuşturabiliyor mu?
yoksa başka kaynaklardan desteklemek mi gerekiyor?

ayrıca herşeyi bir kenara bırakalım.neden erkeğe kadının iki katı pay veriliyor?bu bile başlı başına akıldışılığın itirafıdır.

hocam, o da hocanın kendi görüşüdür. saygı duymak lazım. :) ama sözleri kitap kadar değerli-kaliteli olsa da kitapla birlikte basılmalıdır demek bana biraz düz mantıklılık gibi geldi, onu belirteyim dedim. ikinci soru konusunda pek bilgili değilim ama gördüğüm kadarıyla ilk bakışta tek başına miras dağıtımı konusunu açıklamak için yetersiz görünse de işin ehli olan kişileri görünce (arapçaya hakim, gramer-nahiv bilgisi iyi olan) Kuran dışında bir kaynağa da ihtiyaç olmadığı anlaşılıyor. (ama yine de tam emin değilim) son soru içinse, erkeğe kadının iki payı verilmesi yanlış mıdır? (doğrudur demiyorum), yanlışsa neden? siz söyleyebilir misiniz?

saygılar...

naper
24-12-2009, 13:12
hocam, o da hocanın kendi görüşüdür. saygı duymak lazım. :) ama sözleri kitap kadar değerli-kaliteli olsa da kitapla birlikte basılmalıdır demek bana biraz düz mantıklılık gibi geldi, onu belirteyim dedim. ikinci soru konusunda pek bilgili değilim ama gördüğüm kadarıyla ilk bakışta tek başına miras dağıtımı konusunu açıklamak için yetersiz görünse de işin ehli olan kişileri görünce (arapçaya hakim, gramer-nahiv bilgisi iyi olan) Kuran dışında bir kaynağa da ihtiyaç olmadığı anlaşılıyor. (ama yine de tam emin değilim) son soru içinse, erkeğe kadının iki payı verilmesi yanlış mıdır? (doğrudur demiyorum), yanlışsa neden? siz söyleyebilir misiniz?

saygılar...
bireyler eşit hak ve özgürlüklere sahiptir.nokta.
bilmiyorsunuz madem iki sayfa önceye dönün,verilen linklerle beraber her şeyi okuyun.bilmemek değil öğrenmemek ayıp!

oldschool
26-12-2009, 12:07
bireyler eşit hak ve özgürlüklere sahiptir.nokta.
bilmiyorsunuz madem iki sayfa önceye dönün,verilen linklerle beraber her şeyi okuyun.bilmemek değil öğrenmemek ayıp!

bireylerin eşit hak ve özgürlüklere sahip olmamalıdır demiyorum, ama kim bu fikri söylüyor? elinizde bunun böyle olmasını gerekli kılan kesin deliller yada bulgular var mı? yoksa sizin bu düşünce de ideoloji-dinler gibi bir kabulden mi ibaret? yada herhangi birini (mesela beni) bu düşünceyi kabul etmemi zorunlu kılan bir durum var mıdır?

saygılar...

Alchindus
26-12-2009, 13:51
emrerd, anlayışınızın irtifası bu kertede ise evvela bu sıkıntıyı gidermelisinizki yazılanı anlatılanı anlayabilip buna göre kanaat belirtebilesiniz demiş idim!
Görmekteyimki bu noktada sıkıntınız devam etmekte.

İmdi birisi diyorki kuran dışında kaynaklara müracat ile bazı sualler cevap bulmakta ise bu kuranın kafi oluşuna gölge düşürmemekte midir!

Bizde diyoruzki kuran dışındaki kaynaklar dediğiniz edillei şeriyye meşruiyetini kurandan almaktadır ve bu kaynakların çözümleri de kurani yeterlilik sahasına dahildir!

Misallendirmek icab eder ise

ve ma atakumurresulu fehuzuhu ve ma nehakum 'anhu fentehu vettekullahe innallahe şediydul'ıkabi.

Bir de peygamber size her ne emir verirse onu tutun, yasakladığından da sakının ve Allah'tan korkun; çünkü Allah, cezalandırması çetin olandır.

Hasr 7

Buyrulmuştur!

İmdi bundan mütevellid elçinin gösterdiği de kuranın emri gereği tutulması icab edendir ve bundan mütevellid meşrudur bundan mutevellid kuranın kafiliğine dahildir!

İmdi bu böyle iken buradan kalkarak "kuran ile hadis sünnet birlikte cem olunsun" demek anlayış noksanlığıdır!

Kuran yaradanın ezeli kelamıdır, sünnet diye tesmiye olunan ise yaradanın elçisinin söz ve davranışlarıdır!

Anlayışınıza yaklaştırmak içün bir misal vereyim!

Bu gün türkiye cumhuriyetimizin anayasası vardır şu kadar maddesi vardır!

Birde ceza kanunlarımız vardırki anayasada bulunan hükümlerin tatbik sahasında nasıl icra edileceğini müşahhaslaştırır, manası görevi esasta budur!

İmdi kalkıp birisi "o vakit anayasa ile ceza kanunu birlikte cem olunmalı" der ise bu söze ne kadar kıymet verilmesi icab eder ise sizin sözünüze de o kadar kıymet vermek icab eder!

Gerçeğe sadakat şart, bu olmadan olmuyor!

naper
26-12-2009, 15:35
evet var.
eşit hak ve hürriyetler toplumu mutlu kılar.haksızlığın önüne geçer.
bunu da irdeleyecekseniz "yalan söylemek kötüdür" "hırsızlık yapmak doğru değildir" gibi evrensel doğruları da irdelemeniz lazım.insanların hak ve özgürlükler anlamında eşitliği evrensel bir doğrudur.sadece islam dini denen ucubik inanış ve muhammet yazgısı kuran ................... bunun aksini söyler!
belki bazı ilkel inanışlar ve kabileler de vardır böyle düşünen...
saygı benden..

oldschool
26-12-2009, 16:03
evet var.
eşit hak ve hürriyetler toplumu mutlu kılar.haksızlığın önüne geçer.
bunu da irdeleyecekseniz "yalan söylemek kötüdür" "hırsızlık yapmak doğru değildir" gibi evrensel doğruları da irdelemeniz lazım.insanların hak ve özgürlükler anlamında eşitliği evrensel bir doğrudur.sadece islam dini denen ucubik inanış ve muhammet yazgısı kuran paçavrası bunun aksini söyler!
belki bazı ilkel inanışlar ve kabileler de vardır böyle düşünen...
saygı benden..

kusura bakmayın ama çok düz mantık işlediğiniz burada da belli oldu. ne demek zorunluluğun var. bir din sahibi-idealog için neden sorusunun cevabı yoksa, sizde de yok. yani sadece 'kabul' var. bakın, siz de 'kesin doğru' diye kabul ettiğiniz bir durumu açıklamakta aciz kaldınız. neden? çünkü ben öyle düşünüyorum yada benim düşünürüm öyle diyor da ondan. yalan söylemenin yada hırsızlık yapmanın iyi olduğunu söylemiyorum, peki hiç bir otorite kabul etmeyen-sadece haz ilkesine göre çalışan, düşünen bir kişi için neden bunlar kötü-yanlış olsun ki? yada neden onun düşüncesi yanlış da bizimki doğru??? neden,yok. bir şeyi çoğu kişinin kabul ediyor olmasıyla doğru olması farklı şeylerdir. o nedenle sizin düşünceleriniz ne kadar doğru ise, bir Müslüman yada herhangi dine sahip olan kişinin de düşüncesi o kadar doğrudur. her ikisinde de neden sorusu bir yerde cevapsız kalmaktadır. yok, bende cevabı vardır diyorsanız mantıklı-tutarlı açıklamalarınızı bekliyorum. (sadece düşüncenizin doğruluğunu ispatlarken bana göre-benim için gibi tabirler kullanmayınız yeterli)

saygılar...

naper
26-12-2009, 18:00
kusura bakmayın ama çok düz mantık işlediğiniz burada da belli oldu. ne demek zorunluluğun var. bir din sahibi-idealog için neden sorusunun cevabı yoksa, sizde de yok. yani sadece 'kabul' var. bakın, siz de 'kesin doğru' diye kabul ettiğiniz bir durumu açıklamakta aciz kaldınız. neden? çünkü ben öyle düşünüyorum yada benim düşünürüm öyle diyor da ondan. yalan söylemenin yada hırsızlık yapmanın iyi olduğunu söylemiyorum, peki hiç bir otorite kabul etmeyen-sadece haz ilkesine göre çalışan, düşünen bir kişi için neden bunlar kötü-yanlış olsun ki? yada neden onun düşüncesi yanlış da bizimki doğru??? neden,yok. bir şeyi çoğu kişinin kabul ediyor olmasıyla doğru olması farklı şeylerdir. o nedenle sizin düşünceleriniz ne kadar doğru ise, bir Müslüman yada herhangi dine sahip olan kişinin de düşüncesi o kadar doğrudur. her ikisinde de neden sorusu bir yerde cevapsız kalmaktadır. yok, bende cevabı vardır diyorsanız mantıklı-tutarlı açıklamalarınızı bekliyorum. (sadece düşüncenizin doğruluğunu ispatlarken bana göre-benim için gibi tabirler kullanmayınız yeterli)

saygılar...


"hırsızlık yapmak doğru değildir"
bunun üzerine bir "neden" sorusu soruluyor.
sebep?
kadın erkek eşitliğini alanen,ayet ile reddeden kuranı savunmak için!!

açık konuşalım.nereye varmak istiyorsunuz?

naper
26-12-2009, 18:15
İmdi bu böyle iken buradan kalkarak "kuran ile hadis sünnet birlikte cem olunsun" demek anlayış noksanlığıdır!


kuran sünnetten üstün müdür?
yoksa aynı önemde midir?
sünnet kuran sahasında mıdır?
sorular çok net.

oldschool
27-12-2009, 18:21
"hırsızlık yapmak doğru değildir"
bunun üzerine bir "neden" sorusu soruluyor.
sebep?
kadın erkek eşitliğini alanen,ayet ile reddeden kuranı savunmak için!!

açık konuşalım.nereye varmak istiyorsunuz?



dostum evet, neden diye soruyorum. kanıtınız varsa koyun ortaya. ben de önceleri sizin gibi düşünüyordum ama yaşadıkça anlaşılıyor herşey. madem Müslümanlar yada başka dine sahip bireyler bazı şeylerin nedenini açıklamak zorunda o zaman siz de sizin doğrularınızı açıklamak zorundasınız. aynı şekilde kadın-erkek neden eşittir? evet, bunu da soruyorum. var mı elinizde delil? herşey kabuldür dostum, insan çok yanlış dediği bir şeyi de yeri gelir yapar. örnekleri mevcuttur. bu nedenle hadi ben sorayım sen cevapla-sen nedenlerini söyle rollerine bürünmeyin bence. varsa kanıtınınz düşüncenizi ispatlayın bekliyorum, yada kanıtınız mı yok? yani siz de 'ben atalarımı-annemi, babamı bu kurallara itaat ederken buldum, o yüzden ben de uyuyorum' diyenlerden misiniz? ya peki, onlar akıl erdiremiyorsa? diye sormazlar mı adama? bakın, benim varmak istediğim bir yer yok, zaten vardık varacağımız yere. anlamadıysanız daha da açıklayıcı olurum.

ayrıca konudan da çok uzaklaşmışız, umarım herhangi bir sorun teşkil etmiyordur.

saygılar...

naper
28-12-2009, 12:10
bu nedenle hadi ben sorayım sen cevapla-sen nedenlerini söyle rollerine bürünmeyin bence..
ha oldu! o zaman sen sor ben cevaplayım! kardeşim siz hepiniz mi uyanıksınız?
sorduğun soruya yanıt verdim yukarıda. şimdi sen benim soruma yanıt ver,verebilirsen....
soruyu tekrar ediyorum;nereye varmak istiyorsun.kadın erkek eşit değil midir?(bireysel hak ve özgürlükler anlamında tabii ki..anatomik anlamda eşit değildir falan diye yalpa yapmak düşüncesi olanların dikkatine!)

oldschool
29-12-2009, 18:09
ha oldu! o zaman sen sor ben cevaplayım! kardeşim siz hepiniz mi uyanıksınız?
sorduğun soruya yanıt verdim yukarıda. şimdi sen benim soruma yanıt ver,verebilirsen....
soruyu tekrar ediyorum;nereye varmak istiyorsun.kadın erkek eşit değil midir?(bireysel hak ve özgürlükler anlamında tabii ki..anatomik anlamda eşit değildir falan diye yalpa yapmak düşüncesi olanların dikkatine!)

benim güzel kardeşim, benim nasıl düşündüğümü anlamışsan eğer bana bu soruyu sormaman gerek. bak ben diyorum ki, bazı iddiaların nedeni-sebebi yoktur, sadece kabuldür. ve diyorum ki, eğer sana göre bunların da nedenleri varsa bana ispatla. kadınla erkeğin eşit olduğunu yada olmadığını mı düşünüyorsun? hangisini seçiyorsan bana onu ispatla. anladın mı şimdi??? bak yine söylüyorum, bana göre sadece kabulden ibarettir. kişi hoşuna hangisi gidiyorsa-hangisi işine geliyorsa onu seçer. ve son olarak, düşünceleriniz benimkiyle paralelse veya siz de öyle düşünmeye başladıysanınz bunu da belirtirseniz sevinirim, yada yok benim delillerim var diyorsanız beklerim...

saygılar...

oldschool
29-12-2009, 18:19
kuran sünnetten üstün müdür?
yoksa aynı önemde midir?
sünnet kuran sahasında mıdır?
sorular çok net.

sayın alchindus, sevgili emrerd konusunda değinmek istediğim bir nokta var. kendisi sizden yukarıdaki sorusuna cevaben 'evet, öyledir' yada 'hayır öyle değildir' gibi basit ve sığ bir cevap istemektedir. bu, daha önce kendisine sizin ve benim yaptığımız açıklamaları anlamamasından anlaşılmaktadır. ya siz yada sevgili emrerd yanlış kişiyi muhatab olarak seçmişsinz. bu durumu göz ardı etmezseniz iyi olur bence.

saygılarımla...

naper
29-12-2009, 18:56
benim güzel kardeşim, benim nasıl düşündüğümü anlamışsan eğer bana bu soruyu sormaman gerek. bak ben diyorum ki, bazı iddiaların nedeni-sebebi yoktur, sadece kabuldür. ve diyorum ki, eğer sana göre bunların da nedenleri varsa bana ispatla. kadınla erkeğin eşit olduğunu yada olmadığını mı düşünüyorsun? hangisini seçiyorsan bana onu ispatla. anladın mı şimdi??? bak yine söylüyorum, bana göre sadece kabulden ibarettir. kişi hoşuna hangisi gidiyorsa-hangisi işine geliyorsa onu seçer. ve son olarak, düşünceleriniz benimkiyle paralelse veya siz de öyle düşünmeye başladıysanınz bunu da belirtirseniz sevinirim, yada yok benim delillerim var diyorsanız beklerim...

saygılar...

başka kişi ya da kişileri de bağlayan durumlarda ben kabul ettim oldu diyemezsiniz.
aksi takdir de ben de derim ki 4 oldschool 1 emrerd eder.bu ölçüde maaş alması,bu ölçüde oy kullanması gerekir.benim kabulum böyle.
hadi gayret,aksini ispat et???

naper
29-12-2009, 18:57
sayın alchindus, sevgili emrerd konusunda değinmek istediğim bir nokta var. kendisi sizden yukarıdaki sorusuna cevaben 'evet, öyledir' yada 'hayır öyle değildir' gibi basit ve sığ bir cevap istemektedir. bu, daha önce kendisine sizin ve benim yaptığımız açıklamaları anlamamasından anlaşılmaktadır. ya siz yada sevgili emrerd yanlış kişiyi muhatab olarak seçmişsinz. bu durumu göz ardı etmezseniz iyi olur bence.

saygılarımla...

doğru anlamışsınız.yalpa yapmadan,salto atmadan doğru düzgün, kısa, net yanıt...?

Yergin
29-12-2009, 19:11
başka kişi ya da kişileri de bağlayan durumlarda ben kabul ettim oldu diyemezsiniz.
aksi takdir de ben de derim ki 4 oldschool 1 emrerd eder.bu ölçüde maaş alması,bu ölçüde oy kullanması gerekir.benim kabulum böyle.
hadi gayret,aksini ispat et???

Yahu gerçekten hep merak etmişimdir, insanlar Kur'an daki bu miras olayını tartışır iken niye bu kadar birbirine girerler diye. Neden yani?

Allah, Kur'an da eğer erkekseniz kazandığınızın 1/4 nü, eğer kadınsanız 2/4 nü şuraya verin demiyor ki. Bir ailenin reisi vefat ettiğinde onun sahip olduğunun paylaşımını yapıyor.

oldschool
29-12-2009, 19:21
başka kişi ya da kişileri de bağlayan durumlarda ben kabul ettim oldu diyemezsiniz.
aksi takdir de ben de derim ki 4 oldschool 1 emrerd eder.bu ölçüde maaş alması,bu ölçüde oy kullanması gerekir.benim kabulum böyle.
hadi gayret,aksini ispat et???

dediğiniz doğrudur, sadece sizi ilgilendirir. dediklerinizi sadece sizin hakim olduğunuz alanlarda kullanabilirsiniz. ben de derim ki yok bunun tam tersidir yada başka birşey, bunlar da beni ilgilendirir, benim hakim olduğum yerlerde geçerlidir, olur biter. ayrıca hala benden kanıt istiyorsunuz. bakın iddia eden sizsiniz, kanıt size düşer, ve beni tam anlayamadığınız anlaşılıyor. ben diyorum ki bu tarz şeyler kanıtsızdır-nedensizdir-sebepsizdir. siz de diyorsunuz ki yok kanıtı-nedeni-sebebi vardır, bu nedenle sizin kanıtlamanız gerekiyor bence. idrak edebiliyor musunuz dediklerimi?

oldschool
29-12-2009, 19:43
başka kişi ya da kişileri de bağlayan durumlarda ben kabul ettim oldu diyemezsiniz.
aksi takdir de ben de derim ki 4 oldschool 1 emrerd eder.bu ölçüde maaş alması,bu ölçüde oy kullanması gerekir.benim kabulum böyle.
hadi gayret,aksini ispat et???

dediğiniz doğrudur, sadece sizi ilgilendirir. dediklerinizi sadece sizin hakim olduğunuz alanlarda kullanabilirsiniz. ben de derim ki yok bunun tam tersidir yada başka birşey, bunlar da beni ilgilendirir, benim hakim olduğum yerlerde geçerlidir, olur biter.

bakın bir nokta daha var, diyorsunuz ki başkasını bağlayan durumlarda ben kabul ettim oldu diyemezsiniz. size göre erkek ve kadın eşit yada erkek kadın eşit değil, bu dediklerinizin (hangisi olursa olsun) tüm erkek ve kadınlar tarafından kabul edildiğinden nasıl emin oluyorsunuz? yani nasıl ben kabul ettim oldu diyebiliyorsunuz? mesela ben sizin her iki durumda da tam zıt düşüncenizi kabul ediyorum. :)

ayrıca hala benden kanıt istiyorsunuz. bakın iddia eden sizsiniz, kanıt size düşer, ve beni tam anlayamadığınız anlaşılıyor. ben diyorum ki bu tarz şeyler kanıtsızdır-nedensizdir-sebepsizdir. siz de diyorsunuz ki yok kanıtı-nedeni-sebebi vardır, bu nedenle sizin kanıtlamanız gerekiyor bence. idrak edebiliyor musunuz dediklerimi?

gelecekisik
31-12-2009, 03:35
İlk ve Son Sayfaları Okudum ve Bu Konu Üzerine Yapılan Hodri Meydanda Bulunan Tartışmayı Okudum. Ancak "Net" Bir Sonuca Varamamış gördüm İki Tarafı Bunun Nedeni Tartışmanında yuvarlak Sözlerle Bitmiş Olması Somuta Erişilememesidir

Şimdi açık Yüreklilikle 2 Kişi Çıkıp Olayı Küçük Bir Özet Yapsa Ne İyi Olurdu??

Çünkü Bu Hata Olayı Gerçekten Garip Bir Olay Bazı Yöntemlerin Olması İşi Daha Da Garip Hale Getiriyor.

82 Sayfalık Bir Konu okunur Belki ama 82 Sayfayı Şöyle Yutan 2 Karşı Yazı Yazılsa da O Şekil Devam Edilse ?? :)


Bu isteğimin nedeni Matematik Soyuttaki Somutlardır. ve benceli Kelimeleri Bünyesinde Kabul Etmez


Saygılarımla Gelecekisik

naper
31-12-2009, 12:38
dediğiniz doğrudur, sadece sizi ilgilendirir. dediklerinizi sadece sizin hakim olduğunuz alanlarda kullanabilirsiniz. ben de derim ki yok bunun tam tersidir yada başka birşey, bunlar da beni ilgilendirir, benim hakim olduğum yerlerde geçerlidir, olur biter.



bu sizin hakim olduğunuz benim hakim olduğum meselesi değil!
siz diyorsunuz ki 2 kadın bir erkek eder...
ben de diyorum ki 4 oldschool 1 emrerd eder.dolayısı ile 2 oldschool 1 kadın eder.:D
anlamadın di mi?

Yergin
31-12-2009, 13:16
Ayette 2 kadın 1 erkek eder demiyor ki, bu çıkarımı yaparsanız zaten hiç anlayamazsınız.

Bugün devletin bir kurumundaki memuru 2.000 TL alsın. Başka bir kurumundaki ise 1.000 TL
O zaman biri diğerinin 2 katı eder diyebilir miyiz?

naper
31-12-2009, 18:39
EnvyMe;
sende mi anlamadın?

Yergin
31-12-2009, 19:04
Mesele eşitlik değil ki, mesele bu ne kadar eder meselesi değil ki sayın emrerd,

Dünyada öyle kadınlar vardır ki, değil 2 erkek, 1.000 erkekten daha akıllıdır, daha değerlidir. Ama mesele değerli olması, ederi falan değil. Bir babanın sahip olduğu maddiyatı evlatlarına paylaşım meselesi. Burada aslında erkeğe daha çok sorumluluk yükleniyor.

naper
01-01-2010, 15:01
Mesele eşitlik değil ki, mesele bu ne kadar eder meselesi değil ki sayın emrerd,

Dünyada öyle kadınlar vardır ki, değil 2 erkek, 1.000 erkekten daha akıllıdır, daha değerlidir. Ama mesele değerli olması, ederi falan değil. Bir babanın sahip olduğu maddiyatı evlatlarına paylaşım meselesi. Burada aslında erkeğe daha çok sorumluluk yükleniyor.

" ama mirasa gelince yarım pay alır" diyosun:pop2:

oldschool
01-01-2010, 17:35
bu sizin hakim olduğunuz benim hakim olduğum meselesi değil!
siz diyorsunuz ki 2 kadın bir erkek eder...
ben de diyorum ki 4 oldschool 1 emrerd eder.dolayısı ile 2 oldschool 1 kadın eder.:D
anlamadın di mi?

gözünün nurunu sevdiğim, benim iki kadın bir erkek eder, 3 erkek bir kadın eder , 2 emrerd 1 oldschool eder gibi bir iddiam olmadı, o senin hüsn-ü kuruntun.

eğer benim yazdıklarımı bir kerecik düzgün mantıkla (düz mantıkla değil) okusaydın ne demek istediğimi anlardın. anlayamamandan mı, anlayıp da anlamamazlıktan geldiğinden midir bilmiyorum ama ben yine de sana son kez anlatayım.

bak güzel kardeşim, ben diyorum ki isteyen 1 kadın 2 erkek eder desin, isteyen 2 erkek 1 kadın eder desin, isteyen de 1 erkek 1 kadın eder desin (veye benzeri) bu tarz iddiaların bir kanıtı yoktur. sadece kabülden ibarettir. isteyen istediğini seçer, imkanı varsa bu şartlar dahilinde yaşamını devam ettirir. ama sen diyorsun ki, yok benim dediğim doğrudur ve kanıtıı vardır (zannettiğim kadarıyla 1 erkek 1 kadına eşittir diyorsun) ve ben de diyorum ki madem bu kanıtlanabilir bir iddiadır, bana kanıtla? şimdi anladın mı?

son olarak, 2 kadın 1 oldschool eder falan... bu da senin kabulündür. hakimiyetinin olduğu yerde bu kuralı uygulayabilirsin. ama gün gelir, devran döner bakarsın işler değişir.

anlayamıyorsan anlayabilecek birine okut, sana açıklasın daha sonra cevap yaz lütfen. çünkü benim için zaman israfı oluyor.

seyyah3441
03-01-2010, 17:58
gözünün nurunu sevdiğim, benim iki kadın bir erkek eder, 3 erkek bir kadın eder , 2 emrerd 1 oldschool eder gibi bir iddiam olmadı, o senin hüsn-ü kuruntun.

eğer benim yazdıklarımı bir kerecik düzgün mantıkla (düz mantıkla değil) okusaydın ne demek istediğimi anlardın. anlayamamandan mı, anlayıp da anlamamazlıktan geldiğinden midir bilmiyorum ama ben yine de sana son kez anlatayım.

bak güzel kardeşim, ben diyorum ki isteyen 1 kadın 2 erkek eder desin, isteyen 2 erkek 1 kadın eder desin, isteyen de 1 erkek 1 kadın eder desin (veye benzeri) bu tarz iddiaların bir kanıtı yoktur. sadece kabülden ibarettir. isteyen istediğini seçer, imkanı varsa bu şartlar dahilinde yaşamını devam ettirir. ama sen diyorsun ki, yok benim dediğim doğrudur ve kanıtıı vardır (zannettiğim kadarıyla 1 erkek 1 kadına eşittir diyorsun) ve ben de diyorum ki madem bu kanıtlanabilir bir iddiadır, bana kanıtla? şimdi anladın mı?

son olarak, 2 kadın 1 oldschool eder falan... bu da senin kabulündür. hakimiyetinin olduğu yerde bu kuralı uygulayabilirsin. ama gün gelir, devran döner bakarsın işler değişir.

anlayamıyorsan anlayabilecek birine okut, sana açıklasın daha sonra cevap yaz lütfen. çünkü benim için zaman israfı oluyor.



selamlar,

üstad , dini öğretilerin mevcut egemen güç tarafınca yorumlanması sonucunda şartlara göre değişim gösterebileceğini mi söylemiş oluyorsunuz.....

yoksa ben mi yanlış anlıyorum...:))

naper
04-01-2010, 12:02
gözünün nurunu sevdiğim, benim iki kadın bir erkek eder, 3 erkek bir kadın eder , 2 emrerd 1 oldschool eder gibi bir iddiam olmadı, o senin hüsn-ü kuruntun.

eğer benim yazdıklarımı bir kerecik düzgün mantıkla (düz mantıkla değil) okusaydın ne demek istediğimi anlardın. anlayamamandan mı, anlayıp da anlamamazlıktan geldiğinden midir bilmiyorum ama ben yine de sana son kez anlatayım.

bak güzel kardeşim, ben diyorum ki isteyen 1 kadın 2 erkek eder desin, isteyen 2 erkek 1 kadın eder desin, isteyen de 1 erkek 1 kadın eder desin (veye benzeri) bu tarz iddiaların bir kanıtı yoktur. sadece kabülden ibarettir. isteyen istediğini seçer, imkanı varsa bu şartlar dahilinde yaşamını devam ettirir. ama sen diyorsun ki, yok benim dediğim doğrudur ve kanıtıı vardır (zannettiğim kadarıyla 1 erkek 1 kadına eşittir diyorsun) ve ben de diyorum ki madem bu kanıtlanabilir bir iddiadır, bana kanıtla? şimdi anladın mı?

son olarak, 2 kadın 1 oldschool eder falan... bu da senin kabulündür. hakimiyetinin olduğu yerde bu kuralı uygulayabilirsin. ama gün gelir, devran döner bakarsın işler değişir.

anlayamıyorsan anlayabilecek birine okut, sana açıklasın daha sonra cevap yaz lütfen. çünkü benim için zaman israfı oluyor.

"kadının sırtından sopayı,karnından bebeyi eksik etme"
bu bir kabul müdür?
aksi ispatlanabilir mi?
masa ya niçin masa diyorsun?bu da bir kabul değil mi?
masaya bundan sonra sandalye,sandalyeye de masa diyebilir miyiz?böyle kabul etsek olmaz mı?
kölelik te bir kabul olabilir mi?
bak orta çağlı arkadaşım.seninle ebelemece oynayacak değilim.kadın ve erkek "insan hak ve eşitlikleri" noktasında eşittir.yani mirastan (aksi vasiyet ile belirtilmedikçe) eşit pay alırlar.çünkü ikiside insandır!
ha sen farklı düşünüyor olabilirsin.kendi kızına hiç pay verme o zaman.bir vasiyet ile bu işi halledebilirsin.
ama şunu unutma;hiç bir gelişmiş ülke islam dininin akıl dışı kurallarıyla yönetilmeyecek!zaten yönetilenlerin hali ortada...

LAİLAHEİLLALLAH
04-01-2010, 16:36
KURAN-I KERİMDE MATEMATİK HATASI VAR MI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


Selamun Aleyküm

Bir Süredir Ateist Sitelerde Kuran-ı Kerimde (Haşa) miras dağıtımı ile ilgili ayetlerde çelişki olduğu iddiası bunlar her zamanki gibi kuran-ı kerim i arapçayı bilmeden ve yanlızca iftira atmak için yapılan saldırılardır inşallah bu konuşu açıklı getirmeye çalışacağız

Öncelikle iddiayı Turan Dursunun Sitesinden İnceleyelim

Buyrun

Bu iddia Baştada dediğimiz gibi tamamıyla bilgisizlikten kaynaklanmaktadır
Konuya Açıklık Getirmek İçin Öncelikle Kuranda Miras paylaşımı ile ilgili ayetleri inceleyelim
Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (2 Bakara Suresi – 180)
Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4 Nisa Suresi, 11)

Devamı... (http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811)

Fatihcrs
04-01-2010, 16:47
KURAN-I KERİMDE MATEMATİK HATASI VAR MI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


Selamun Aleyküm

Bir Süredir Ateist Sitelerde Kuran-ı Kerimde (Haşa) miras dağıtımı ile ilgili ayetlerde çelişki olduğu iddiası bunlar her zamanki gibi kuran-ı kerim i arapçayı bilmeden ve yanlızca iftira atmak için yapılan saldırılardır inşallah bu konuşu açıklı getirmeye çalışacağız

Öncelikle iddiayı Turan Dursunun Sitesinden İnceleyelim

Buyrun

Bu iddia Baştada dediğimiz gibi tamamıyla bilgisizlikten kaynaklanmaktadır
Konuya Açıklık Getirmek İçin Öncelikle Kuranda Miras paylaşımı ile ilgili ayetleri inceleyelim
Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (2 Bakara Suresi – 180)
Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4 Nisa Suresi, 11)
devamı... (http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811)



Elhamdülillahi Rabbil Alemin...
Allah razı olsun...

ulpian
04-01-2010, 16:57
KURAN-I KERİMDE MATEMATİK HATASI VAR MI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


Selamun Aleyküm

Bir Süredir Ateist Sitelerde Kuran-ı Kerimde (Haşa) miras dağıtımı ile ilgili ayetlerde çelişki olduğu iddiası bunlar her zamanki gibi kuran-ı kerim i arapçayı bilmeden ve yanlızca iftira atmak için yapılan saldırılardır inşallah bu konuşu açıklı getirmeye çalışacağız

Öncelikle iddiayı Turan Dursunun Sitesinden İnceleyelim

Buyrun

Bu iddia Baştada dediğimiz gibi tamamıyla bilgisizlikten kaynaklanmaktadır
Konuya Açıklık Getirmek İçin Öncelikle Kuranda Miras paylaşımı ile ilgili ayetleri inceleyelim
Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (2 Bakara Suresi – 180)
Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4 Nisa Suresi, 11)
Devamı... (http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811)


Sayın LAİLAHEİLLALLAH,

(1) Kaynak/link vermeden kopyala-yapıştır yapmışsınız!
Moderatör arkadaşımızın sonradan editleyerek eklediği linkten de görüldüğü üzere mesajınız şu islami forumdan alıntıdır:
http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811

(2) Kopyala-yapıştır yaptığınız için konuyu zaten anlamamışsınız. Sanırım, konuyla yakından da ilgilenmemişsiniz. Sadece bir islami forumda bu konuyla ilgili uzunca bir yazı olduğunu görmüş ve ''aha işte, herşey burda yazıyor'' diye buraya alıntılamışsınız.

(3) ''Matematiksel sorun'' meselesini Türkçe meal - Arapça orijinal meselesine indirgemek zaten, sorunu anlamamış olmanın bir göstergesidir. Sorunu çözmek için kullanılan ''avliye'' yöntemi, bizzat Halife Ömer tarafından ilk defa tatbik edilmiştir. Arapça fıkh eserlerinde geçer bu konunun izahı! Ortada yanlış tercüme/meal kaynaklı bir sorun yok!

(4) Avliye gerektiren durum örnekleri, anlamadan alıntılamış olduğunuz metinde ele alınan örnekten ibaret değildir! Ayette geçen oranları bölüştürmeye çalışınca malın yetmediği, pay'ın paydadan büyük çıktığı dolayısı ile (Ehli Sünnet'in uyguladığı) ''avliye'' veya (Şia'nın uyguladığı) ''öncelik sırası'' gibi bir yönteme ihtiyaç olduğu, zaten tartışma dışı bir gerçektir.


(5) Alıntılamış olduğunuz mesajda verilen sözde cevap, İslam miras hukuku açısından YANLIŞ bir cevaptır. Türküyle Arabıyla, hiçbir islam alimi bu cevabı onaylamaz.


(6) Kaynak vermeden altıntı yapmış olduğunuz müslüman forumunda (http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811) da zaten mesajın başına şu not düşülmüştür:


Önemli Not: Aşağıdaki açıklama, yazarının kişisel görüşleri olup, İslam dünyasının çoğunluğu tarafından kabul edilen miras paylaşımı ilkelerine aykırıdır.

saygılarımla

naper
04-01-2010, 17:36
lellelleh;
:D

oldschool
04-01-2010, 17:38
"kadının sırtından sopayı,karnından bebeyi eksik etme"
bu bir kabul müdür?
aksi ispatlanabilir mi?
masa ya niçin masa diyorsun?bu da bir kabul değil mi?
masaya bundan sonra sandalye,sandalyeye de masa diyebilir miyiz?böyle kabul etsek olmaz mı?
kölelik te bir kabul olabilir mi?
bak orta çağlı arkadaşım.seninle ebelemece oynayacak değilim.kadın ve erkek "insan hak ve eşitlikleri" noktasında eşittir.yani mirastan (aksi vasiyet ile belirtilmedikçe) eşit pay alırlar.çünkü ikiside insandır!
ha sen farklı düşünüyor olabilirsin.kendi kızına hiç pay verme o zaman.bir vasiyet ile bu işi halledebilirsin.
ama şunu unutma;hiç bir gelişmiş ülke islam dininin akıl dışı kurallarıyla yönetilmeyecek!zaten yönetilenlerin hali ortada...

dostum senin derdin anlaşıldı. sen sadece laf yapıyorsun. bak ben işimizi kolaylaştıracağım.

evet dostum, yukarıda dediklerin de aynen senin iddiaların gibi sadece kabülden ibarettir. şimdi en başa dönüyorum. sen diyorsun ki, insanlar eşit hak ve hürriyetlere sahiptir. ben de diyorum ki, bu da senin kabül etmediğin yanlış dediğin iddialar gibi kanıtlanamaz bir iddiadır. bak iki ihtimal var:

1-evet, kanıtlanamaz diyeceksin (bunu seçersen benim iddiam doğrulanır)
2-hayır, bu kanıtlanabilir bir iddiadır diyorsan ben de o halde diyorum ki bana kanıtla (bunu seçersen senin iddian doğrulanır)

gördüğün gibi dostum, sadece iki olasılık var. birini seçip o yönde tartışmamızı yönlendirirsek işimiz kolaylaşır. diğer şekilde sadece forum kalabalığı oluyor.

son olarak, benden kanıt istemen zaten mantıksız. çünkü ben kanıtlama yöntemini seçersem kendi iddiamı yanlışlamış olurum. aynı şekilde benim iddiamın da kanıtı senin elinde. kendi iddilarını kanıtlayamazsan benim iddialarıma kanıt olur, yok kanıtlarsan benim iddialarım geçersiz olur. zaten o yönde de ilerliyoruz, şu ana kadar bir kesin noktaya ulaşamamız bu iddialrın kanıtsız olduğunun bir göstergesi.

umarım daha kesin ve açıklayıcı olmuştur. diğer durumda bana başka örnekler vermeyiniz. öncelikle bir durumu kesinliğe kavuşturalım daha sonra diğer örneklerinizi de tartışırız.

saygılar...

oldschool
04-01-2010, 17:41
selamlar,

üstad , dini öğretilerin mevcut egemen güç tarafınca yorumlanması sonucunda şartlara göre değişim gösterebileceğini mi söylemiş oluyorsunuz.....

yoksa ben mi yanlış anlıyorum...:))

sizinle bu konudan bağımsız olarak konuşmak isterim. sorunuza cevap olarak öncelikle size sormalıyım, size göre din nedir? bu cevaba göre zaten sizin sorunuzun da cevabı netleşecek...

saygılar...

naper
04-01-2010, 19:20
dostum senin derdin anlaşıldı. sen sadece laf yapıyorsun. bak ben işimizi kolaylaştıracağım.

evet dostum, yukarıda dediklerin de aynen senin iddiaların gibi sadece kabülden ibarettir. şimdi en başa dönüyorum. sen diyorsun ki, insanlar eşit hak ve hürriyetlere sahiptir. ben de diyorum ki, bu da senin kabül etmediğin yanlış dediğin iddialar gibi kanıtlanamaz bir iddiadır. bak iki ihtimal var:

1-evet, kanıtlanamaz diyeceksin (bunu seçersen benim iddiam doğrulanır)
2-hayır, bu kanıtlanabilir bir iddiadır diyorsan ben de o halde diyorum ki bana kanıtla (bunu seçersen senin iddian doğrulanır)

gördüğün gibi dostum, sadece iki olasılık var. birini seçip o yönde tartışmamızı yönlendirirsek işimiz kolaylaşır. diğer şekilde sadece forum kalabalığı oluyor.

son olarak, benden kanıt istemen zaten mantıksız. çünkü ben kanıtlama yöntemini seçersem kendi iddiamı yanlışlamış olurum. aynı şekilde benim iddiamın da kanıtı senin elinde. kendi iddilarını kanıtlayamazsan benim iddialarıma kanıt olur, yok kanıtlarsan benim iddialarım geçersiz olur. zaten o yönde de ilerliyoruz, şu ana kadar bir kesin noktaya ulaşamamız bu iddialrın kanıtsız olduğunun bir göstergesi.

umarım daha kesin ve açıklayıcı olmuştur. diğer durumda bana başka örnekler vermeyiniz. öncelikle bir durumu kesinliğe kavuşturalım daha sonra diğer örneklerinizi de tartışırız.

saygılar...

bir insanın başka bir insanla hukuk karşısında eşit olması bir kabul değil kanun dur.
adı üzerinde modern medeni kanundur.bu kanun toplumun çok büyük bir kısmı tarafından kabul görmüştür.bu doğru...
ancak bir gerçeği ifade etmek için toplumun büyük çoğunluğunun kabul etmesi gerekmez.
adalet kelimesi üzerinde tabii bir çok tartışma vardır.alanı çok geniştir.filozoflardan tut dinlere çok çeşitli şekilde adalet kelimesinin içi doldurulmuştur.
ancak tartışma "vergi adaleti" gibi çok parametreli konularda olabilir.iki kardeşin mal paylaşımı konusunda hemen tüm dünyada fikir birliği vardır.geri kalmış,yoz,primitif islam devletlerinden tabii ki hak,adalet ve eşitlik beklenemez.
adil olmak:bu soyut kavramı şöyle açıklarım.örneğin sen ve ben bir elma bölüşeceğiz.adaleti kesin kes nasıl sağlarız?
yanıt: elmayı ben bölerim,paylardan hangisinin senin olacağına sen karar verirsin.ya da tersi.kimsenin kimseden fazla pay almamasını sağlar.çünkü elmayı bölenin en fazla payı alabilmesi için tamı tamına eşit bölümleme
yapması gerekir.işte adalet budur.
buradan hareketle adaletin sağlanabilmesi için(bu her iki tarafında kayıtsız şartsız razı olacağı bir paylaşımdır.yukarıda açıklanmıştır) iki kardeş arasında paylaşım cinsiyet veya başka bir bağlayıcı olmadan eşit olmalıdır.böylece adalet sağlanacaktır.

başka bir açıdan bakalım;
baba kardeşlerden birinin daha çok babası olamaz.bir diğerinin daha az babası da olamaz.bu nokta da sadece bazı anlaşmazlıkların yarattığı problemler olabilir.örneğin baba cezaevine giren,sürekli suç işleyen çocuğundan daha çok;çalışkan ve dürüst çocuğunu sevebilir ki bu durumda evlatlıktan red ya da vasiyet kurumları devreye girer.
kaldı ki yukarıda anlattığım durumu kadın erkek bazında ayıran bir beyin malesef güdik kalmıştır.çünkü kimi durumlarda(özellikle türk aile yapısında şimartılan erkeklerde sıkça görülür) aymaz,işsiz,çevreye ve kendine zararlı erkek kardeşin yanında çalışkan,problemsiz ve ebeveynleri daha mutlu kılabilen kız kardeşe sıklıkla rastlanabilinmektedir.

tekrarlıyorum.mirasın kız ve erkek çocukları arasında eşit paylaştırılması gerçeği bir kabul değildir.yukarıda da anlatıldığı şeklinde adaletin en temel şeklidir.

ilkel,primitif bir kitlenin "hayır kadın erkeğin yarısı kadar pay almalıdır.çünkü bıdı dı bıdı dı" yakarışları beyhudedir.:peace:
çünkü erkekler ,kadınlar üzerinde ki bu baskıyı;orta çağdaki kaba kuvvet üstünlüğüne borçluydu.günümüz itibarıyla gelinen nokta zeka ve akıl üstünlüğüne işaret etmektedir.tam da bu sebepten onlarca arap şeyhi (buradan rice'ı savunduğum falan çıkmasın nefret ederim kendisinden)condoleezza rice'ın karşısında süt dökmüş kedi gibi oturmuşlardı.
yani eski okul,artık damızlık yerine koyabildiğin,dövebildiğin,sövebildiğin kadınların sayısı gittikçe azalıyor...çırpınman boşa,zekanı geliştir!

LAİLAHEİLLALLAH
04-01-2010, 21:16
Elhamdülillahi Rabbil Alemin...
Allah razı olsun...

kardeşim imanına sahip ol,sakın şüpheye düşme,bunların anlattıklarının hepsi safsata.kafana takılanı bir bilene sor mutlaka cevabını alırsın.allah cc hepimizden razı olsun inşallah.

LAİLAHEİLLALLAH
04-01-2010, 21:23
Sayın LAİLAHEİLLALLAH,

(1) Kaynak/link vermeden kopyala-yapıştır yapmışsınız!
Moderatör arkadaşımızın sonradan editleyerek eklediği linkten de görüldüğü üzere mesajınız şu islami forumdan alıntıdır:
http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811

(2) Kopyala-yapıştır yaptığınız için konuyu zaten anlamamışsınız. Sanırım, konuyla yakından da ilgilenmemişsiniz. Sadece bir islami forumda bu konuyla ilgili uzunca bir yazı olduğunu görmüş ve ''aha işte, herşey burda yazıyor'' diye buraya alıntılamışsınız.

(3) ''Matematiksel sorun'' meselesini Türkçe meal - Arapça orijinal meselesine indirgemek zaten, sorunu anlamamış olmanın bir göstergesidir. Sorunu çözmek için kullanılan ''avliye'' yöntemi, bizzat Halife Ömer tarafından ilk defa tatbik edilmiştir. Arapça fıkh eserlerinde geçer bu konunun izahı! Ortada yanlış tercüme/meal kaynaklı bir sorun yok!

(4) Avliye gerektiren durum örnekleri, anlamadan alıntılamış olduğunuz metinde ele alınan örnekten ibaret değildir! Ayette geçen oranları bölüştürmeye çalışınca malın yetmediği, pay'ın paydadan büyük çıktığı dolayısı ile (Ehli Sünnet'in uyguladığı) ''avliye'' veya (Şia'nın uyguladığı) ''öncelik sırası'' gibi bir yönteme ihtiyaç olduğu, zaten tartışma dışı bir gerçektir.


(5) Alıntılamış olduğunuz mesajda verilen sözde cevap, İslam miras hukuku açısından YANLIŞ bir cevaptır. Türküyle Arabıyla, hiçbir islam alimi bu cevabı onaylamaz.


(6) Kaynak vermeden altıntı yapmış olduğunuz müslüman forumunda (http://www.ateizmecevap.com/new/index.php?showtopic=1811) da zaten mesajın başına şu not düşülmüştür:


Önemli Not: Aşağıdaki açıklama, yazarının kişisel görüşleri olup, İslam dünyasının çoğunluğu tarafından kabul edilen miras paylaşımı ilkelerine aykırıdır.
saygılarımla


kopyala,yağıştır yapmak=anlamamak manasına mı geliyor.

oldschool
04-01-2010, 21:50
bir insanın başka bir insanla hukuk karşısında eşit olması bir kabul değil kanun dur.
adı üzerinde modern medeni kanundur.bu kanun toplumun çok büyük bir kısmı tarafından kabul görmüştür.bu doğru...
ancak bir gerçeği ifade etmek için toplumun büyük çoğunluğunun kabul etmesi gerekmez.
adalet kelimesi üzerinde tabii bir çok tartışma vardır.alanı çok geniştir.filozoflardan tut dinlere çok çeşitli şekilde adalet kelimesinin içi doldurulmuştur.
ancak tartışma "vergi adaleti" gibi çok parametreli konularda olabilir.iki kardeşin mal paylaşımı konusunda hemen tüm dünyada fikir birliği vardır.geri kalmış,yoz,primitif islam devletlerinden tabii ki hak,adalet ve eşitlik beklenemez.
adil olmak:bu soyut kavramı şöyle açıklarım.örneğin sen ve ben bir elma bölüşeceğiz.adaleti kesin kes nasıl sağlarız?
yanıt: elmayı ben bölerim,paylardan hangisinin senin olacağına sen karar verirsin.ya da tersi.kimsenin kimseden fazla pay almamasını sağlar.çünkü elmayı bölenin en fazla payı alabilmesi için tamı tamına eşit bölümleme
yapması gerekir.işte adalet budur.
buradan hareketle adaletin sağlanabilmesi için(bu her iki tarafında kayıtsız şartsız razı olacağı bir paylaşımdır.yukarıda açıklanmıştır) iki kardeş arasında paylaşım cinsiyet veya başka bir bağlayıcı olmadan eşit olmalıdır.böylece adalet sağlanacaktır.

başka bir açıdan bakalım;
baba kardeşlerden birinin daha çok babası olamaz.bir diğerinin daha az babası da olamaz.bu nokta da sadece bazı anlaşmazlıkların yarattığı problemler olabilir.örneğin baba cezaevine giren,sürekli suç işleyen çocuğundan daha çok;çalışkan ve dürüst çocuğunu sevebilir ki bu durumda evlatlıktan red ya da vasiyet kurumları devreye girer.
kaldı ki yukarıda anlattığım durumu kadın erkek bazında ayıran bir beyin malesef güdik kalmıştır.çünkü kimi durumlarda(özellikle türk aile yapısında şimartılan erkeklerde sıkça görülür) aymaz,işsiz,çevreye ve kendine zararlı erkek kardeşin yanında çalışkan,problemsiz ve ebeveynleri daha mutlu kılabilen kız kardeşe sıklıkla rastlanabilinmektedir.

tekrarlıyorum.mirasın kız ve erkek çocukları arasında eşit paylaştırılması gerçeği bir kabul değildir.yukarıda da anlatıldığı şeklinde adaletin en temel şeklidir.

ilkel,primitif bir kitlenin "hayır kadın erkeğin yarısı kadar pay almalıdır.çünkü bıdı dı bıdı dı" yakarışları beyhudedir.:peace:
çünkü erkekler ,kadınlar üzerinde ki bu baskıyı;orta çağdaki kaba kuvvet üstünlüğüne borçluydu.günümüz itibarıyla gelinen nokta zeka ve akıl üstünlüğüne işaret etmektedir.tam da bu sebepten onlarca arap şeyhi (buradan rice'ı savunduğum falan çıkmasın nefret ederim kendisinden)condoleezza rice'ın karşısında süt dökmüş kedi gibi oturmuşlardı.
yani eski okul,artık damızlık yerine koyabildiğin,dövebildiğin,sövebildiğin kadınların sayısı gittikçe azalıyor...çırpınman boşa,zekanı geliştir!

öncelikle, soruma tam olarak yanıt alamadım ama değerlendirilebilir bir mesaj yazmışsınız. ayrıca benim dövdüğüm, damızlık diye kullandğım da kimse yok, ithamlarını 'sen' dışındaki zamirlerle kullanırsan iyi olur.

adalet, yaptığın açıklama bana pek de mantıklı gelmedi. bence elmadan her iki kişinin eşit yarıları alması yerine kendisine daha fazla ihityacı olanın daha fazla alması daha mantıklı. yani iki kişiden biri daha açsa yada cüssesi daha fazlaysa o daha fazla alsın, çünkü ihtiyacı çok. bana göre de bu mantıklı ya sizce???

sizinle aramızdaki konu pek de miras ile ilgili değildi ama yaptığınız açıklamaları yorumlamalıyım. mesela, mirastan sadece erkek ve kız çocuk mu pay almalı? ya üvey kardeş varsa (ana veya baba bir), veya ölenin babası-annesi-kardeşi-yeğeni diğer yakınları vs. sizce pay almamalı mı? almalıysa az önce elmayı paylaştırdığınız gibi hepsine de aynı payı mı vereceksiniz? yoksa, burda da adaletinizi konuşturun lütfen.

son nokta, ben hem ortaçağ diye isimlendirdiğiniz üstünlük anlayışını (kaba kuvvete dayalı) hem de sizin düşünceniz olan zeka ve akıl üstünlüğüne dayalı üstünlüğü kabul etmiyorum. çünkü her ikisi de kabuldür ve kanıtlanamazdır bence? ya sizce kanıtlanabilir mi :)

kabul değil kanun diyorsunuz, kanunları kim koyuyor diye sorarım ben de o zaman. çoğunluğun kabül ettiği bir doğruyu kabul etmek zorunluluğu nerden doğuyor? yada biri bana ne medeni kanundan derse ne diyeceksiniz? bir kanunun medeni ismini almış olması da pek bişey ifade etmiyor. belki de en medeni olmayan kanun şimdi sizin medeni diye kabul ettiklerinizdir? oyle mi değil mi? kanıtlar mısınız?

siz de bence bıdı bıdı yapıyorsunuz gibi. bakın kaçıncı mesajlarımızdayız daha bana fikrinizin temel noktasını bile ispatlayamadınız. daha çok bekleyecek miyiz?

arap şeyhleri ve rice arasındaki ilişki de beni bağlamıyor, bunu da belirteyim. bakın, benim savunduğum nokta sizin iddialarınızın sadece 'kabul' olduğu yönünde. yoksa benim iddia ettiğim bir durum yok. bu nedenle nefret ettiğiniz idealoji veya dinlerin iddialarını benim iddialarımmış gibi gösterme yoluna gitmeyin. iki kişi konuşuyoruz, başka fikirleri katmadan kendi iddialarınızı kanıtlayın bence. islam, budizm gibi dinlerin veya faşizm, kapitalizm gibi idealojilerin (sadece örneklerdir) sevmediğiniz yönlerini söyleyip durmayın. onların kötü-sevilmeyen yada yanlış (bu da sadece kabülden ibarettir) olmaları sizin iddialarınızın doğruluğunu göstermez. 3'ün 1'den daha büyük olduğunu ispatlamaya çalşışıyorsak, 2'nin çift sayı yada 0'ın nötr oldğunu konuşmamız (siz bunu yapmaya çalşıyorsunuz) anlamsız bence. anlatabiliyor muyum?

umarım konumuzu daha da netleşmiştir. daha tutarlı ve kesin kanıtlarınızı bekliyorum. son olarak, ikimiz dışındaki üçünçü kişileri katmayalım, katarsak da hakaret kabul edilecek ithamlarda bulunmayalım. mümkün müdür?

saygılar...

naper
05-01-2010, 11:01
adalet, yaptığın açıklama bana pek de mantıklı gelmedi. bence elmadan her iki kişinin eşit yarıları alması yerine kendisine daha fazla ihityacı olanın daha fazla alması daha mantıklı. yani iki kişiden biri daha açsa yada cüssesi daha fazlaysa o daha fazla alsın, çünkü ihtiyacı çok. bana göre de bu mantıklı ya sizce???

adalet yukarıda anlattığım kavramdır.cüsse v.s. gibi ayrıntılarla adalatsizliği meşru gösteremezsin.adalet en yalın haliyle yukarıda anlatılmıştır.sana göre mantıklıdır,değildir bu tartışılmaz.j.j.reusseau nun "insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı" kitabını okumanı öneririrm.




sizinle aramızdaki konu pek de miras ile ilgili değildi ama yaptığınız açıklamaları yorumlamalıyım. mesela, mirastan sadece erkek ve kız çocuk mu pay almalı? ya üvey kardeş varsa (ana veya baba bir), veya ölenin babası-annesi-kardeşi-yeğeni diğer yakınları vs. sizce pay almamalı mı? almalıysa az önce elmayı paylaştırdığınız gibi hepsine de aynı payı mı vereceksin? yoksa, burda da adaletinizi konuşturun lütfen.


ben senin savunduğun kadının 1/2 erkeğin tam pay olmasını eleştiriyorum.her zaman ki gibi suyu bulandırarak asıl konuyu saptırma.konu üvey çocuk değil.konu kadının neden erkekle eşit pay almadığı.


son nokta, ben hem ortaçağ diye isimlendirdiğiniz üstünlük anlayışını (kaba kuvvete dayalı) hem de sizin düşünceniz olan zeka ve akıl üstünlüğüne dayalı üstünlüğü kabul etmiyorum. çünkü her ikisi de kabuldür ve kanıtlanamazdır bence? ya sizce kanıtlanabilir mi :)



gayet kanıtlanabilir.orta çağda bir çok kavim,topluluk v.s. kaba kuvvet ve çoğunluktan gelen üstünlükle diğer kavim ve toplulukların yaşadığı alanları işgal etmiş,değerlerini yağmalamıştır.(bk.tüm tarih kitapları) ama günümüzde sayı ve kaba kuvvet olarak ortalama ülkeler bile ürettikleri teknoloji ile çok daha büyük ve güçlü ülkeleri dize getirebilmektedir.günümüzde akılla,zekayla yönetilen ülkeler egemendir.(onları savunmuyorum,bu malesef emparyalizm.tam tersi karşılarındayım)
öte yandan,muhammetin uydurduğu kitaba göre-akıl dışı- yönetilen ülkelerin hali
ortadadır.



siz de bence bıdı bıdı yapıyorsunuz gibi. bakın kaçıncı mesajlarımızdayız daha bana fikrinizin temel noktasını bile ispatlayamadınız. daha çok bekleyecek miyiz?



türkçe derslerine beden hocası mı girdi?



arap şeyhleri ve rice arasındaki ilişki de beni bağlamıyor, bunu da belirteyim. bakın, benim savunduğum nokta sizin iddialarınızın sadece 'kabul' olduğu yönünde. yoksa benim iddia ettiğim bir durum yok. bu nedenle nefret ettiğiniz idealoji veya dinlerin iddialarını benim iddialarımmış gibi gösterme yoluna gitmeyin. iki kişi konuşuyoruz, başka fikirleri katmadan kendi iddialarınızı kanıtlayın bence. islam, budizm gibi dinlerin veya faşizm, kapitalizm gibi idealojilerin (sadece örneklerdir) sevmediğiniz yönlerini söyleyip durmayın. onların kötü-sevilmeyen yada yanlış (bu da sadece kabülden ibarettir) olmaları sizin iddialarınızın doğruluğunu göstermez. 3'ün 1'den daha büyük olduğunu ispatlamaya çalşışıyorsak, 2'nin çift sayı yada 0'ın nötr oldğunu konuşmamız (siz bunu yapmaya çalşıyorsunuz) anlamsız bence. anlatabiliyor muyum?

saygılar...

yukarıda islam hukukunu benimsediğini yazmıştın,aldatmaca mıydı?



umarım konumuzu daha da netleşmiştir. daha tutarlı ve kesin kanıtlarınızı bekliyorum. son olarak, ikimiz dışındaki üçünçü kişileri katmayalım, katarsak da hakaret kabul edilecek ithamlarda bulunmayalım. mümkün müdür?

saygılar...

konumuz zaten netti.bir önce yazdığım mesaj kapı gibi kanıttır.en azından 670 yılında uydurulmuş,hiç bir dayanağı olmayan bir kitaptan çok daha ele avuca gelir.


gelelim benim sorularıma;
1-sence miras paylaşımı nasıl olmalı(1 erkek 1 kız kardeş arasında,başka kardeşler,halalar teyzeler yok.durum yalın)
2-peki bunun doğru olduğunu nasıl kanıtlarsın...
kolay gelsin:D

oldschool
05-01-2010, 18:56
adalet yukarıda anlattığım kavramdır.cüsse v.s. gibi ayrıntılarla adalatsizliği meşru gösteremezsin.adalet en yalın haliyle yukarıda anlatılmıştır.sana göre mantıklıdır,değildir bu tartışılmaz.j.j.reusseau nun "insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı" kitabını okumanı öneririrm.



ben senin savunduğun kadının 1/2 erkeğin tam pay olmasını eleştiriyorum.her zaman ki gibi suyu bulandırarak asıl konuyu saptırma.konu üvey çocuk değil.konu kadının neden erkekle eşit pay almadığı.



gayet kanıtlanabilir.orta çağda bir çok kavim,topluluk v.s. kaba kuvvet ve çoğunluktan gelen üstünlükle diğer kavim ve toplulukların yaşadığı alanları işgal etmiş,değerlerini yağmalamıştır.(bk.tüm tarih kitapları) ama günümüzde sayı ve kaba kuvvet olarak ortalama ülkeler bile ürettikleri teknoloji ile çok daha büyük ve güçlü ülkeleri dize getirebilmektedir.günümüzde akılla,zekayla yönetilen ülkeler egemendir.(onları savunmuyorum,bu malesef emparyalizm.tam tersi karşılarındayım)
öte yandan,muhammetin uydurduğu kitaba göre-akıl dışı- yönetilen ülkelerin hali
ortadadır.



türkçe derslerine beden hocası mı girdi?



yukarıda islam hukukunu benimsediğini yazmıştın,aldatmaca mıydı?



konumuz zaten netti.bir önce yazdığım mesaj kapı gibi kanıttır.en azından 670 yılında uydurulmuş,hiç bir dayanağı olmayan bir kitaptan çok daha ele avuca gelir.


gelelim benim sorularıma;
1-sence miras paylaşımı nasıl olmalı(1 erkek 1 kız kardeş arasında,başka kardeşler,halalar teyzeler yok.durum yalın)
2-peki bunun doğru olduğunu nasıl kanıtlarsın...
kolay gelsin:D

1-iddialarını kanıtlayamadın. rousseu yada herhangi biri, beni bağlamıyor ne kadar bilgin aydın olursa olsun neden düşüncelerine katılma zorunda olayım ki? yaptığınız tanım bana daha çok eşitlik gibi geldi. benim yaptığım tanımı okursanız belki anlatmak istediğiniz adalet kavramını biraz olsun anlamış olabilirsin.

2-benim hiç bir yerde kadın 2 erkek 1 yada bunun gibi bir iddiamın olduğunu göstermezsin. ya yanlış kişiye mesaj yazıyorsun ya da hayal dünyandaki birini bana benzettin. sana idealojim-inancım hakkında birşey demedim. ben sadece senin iddilarının kanıtsız olduğunu söylüyorum ki hala kanıtlayamadın.

3-bir önceki verdiğiniz örnekle benim iddiamı destekler olmuştunuz ama hala farkedemediniz. ben diyorum bir kabulün vardır ve hakim olduğun yerlerde bunu kullanırsın. siz ise arap şeyhi-riceden bahsettiniz. bakınız tam benim iddiamı destekleyen bir örnek. arap şeyhleri kendi ülkelerindeki kadınlara farklı davranıyorlar çünkü orda hakimiyetleri var. ama rice'a karşı yapamıyorlarsa aynen benim dediğim gibi demek ki o kişiye karşı bir hakimiyetleri yok ki aynı davranamıyorlar. tüm düşünceler böyledir, siz şimdi klavye başında istediğiniz gibi atıp tutun islam şöyle böyle diye. çünkü bu ortamda hakimiyetiniz var, bir de gidip bunu br iran'da yada suudi arabistan'da şehrin ortasında yapın bakalım. ne oldu, arap şeyhlerinin rice karşısında düştüğü duruma şimdi de siz düştünüz.

4-belki dediğiniz doğrudur. zaten türkçe'yi sonradan öğrendim ama bakın sizinle anlaşabilecek kadar konuşuyorum. ama görünen o ki sizin türkçe dersinize bedenci bile girmemiş.

5-hiç bir yerde herhangi bir hukuku kabul ettiğimi yazmadım, tekrardan hayal dünyanızı bir kontrol ediniz bence. benim de bir inancım vardır, tabii ki olabilir ama benimki de aynen sizinki gibi sadece kabul, kanıtı yok yani o yüzden benden hala kanıt istemeyin.

6-kusura bakmayın ama o kapıyı sadece siz görüyorsunuz gibi biz daha bir sonuca varamadık.

7-bu tür sorulara verilebilecek cevaplarım vardır ama onlar da sadece kabul size göre yanlış olabilir o yüzden siz iddialarınız kanıtlamaya bakın bence.

sonuç olarak, bakın tekrar ediyorum. gördüğünüz gibi iddianız hala temelsiz bina gibi havada duruyor. şimdiye bir müslümanla konuşsaydım o bana neden mirasta 1'e 2 oran olduğunu anlatırdı. galiba sizinle zaman israfı ediyorum. hala bana falan aydın bilmem ne filozof bilmem ne grupun dediklerini kabul etmemi istiyorsunuz. öncelikle öyle bir zorunluluğum yok ve bana onların da iddiaları aynen sizinki gibi temelsiz geliyor. sonuçta siz de o kişiler de ben de yaşadığımız toplumun etkileriyle bazı doğrulara ve yanlışlara ulaşıyoruz. yani bir anlamda toplumlarımızdan, okuduklarımızdan, gördüklerimizden etkilenerek kendimizce bazı doğrulara ulaşıyoruz. biri çıkıp bunu isimlendiriyor X-izm, belki sizinki de emredizm dir, yada evrensel insan hakları beyannamesi. kim kabul ediyor ki bunları? ne kadar evrensel derseniz deyin, dünya nüfusunun kendini yırtsa 5'te 1'i kabul eder yada etmez. 5'te 4'ün kabul etmediği bir iddianın evrenselliği nerde kalıyor? yada evrensel olsa ne olur olmasa ne olur, mesela ben hala kabul etmiyorum çünkü kanıtsız.

neyse sözü fazla uzatmayayım, daha kesin kanıtlarınızı bekliyorum. eğer zorunuza gidiyorsa yada istemiyorsanız yazmaktan vaz geçebilirsiniz. yada bana karşı ithamlarınız daha güzel olsun ben de size öyle karşılık vereyim.

son olarak, yazmadığım şeyleri yazdınız demeyin lütfen. beni biriyle karıştırıyor olabilirsiniz.

oldschool

naper
05-01-2010, 19:55
sakin ol canım...kızacak bir şey yok!:pop2:
2-benim hiç bir yerde kadın 2 erkek 1 yada bunun gibi bir iddiamın olduğunu göstermezsin. ya yanlış kişiye mesaj yazıyorsun ya da hayal dünyandaki birini bana benzettin. sana idealojim-inancım hakkında birşey demedim.

benim güzel kardeşim, benim nasıl düşündüğümü anlamışsan eğer bana bu soruyu sormaman gerek.
saygılar...
daha önce sen bunu yazmıştın.benim "kadın ve erkek eşit paylaşmamalıdır.bunu mu demek istiyorsun?" soruma...kendinle çelişme.en azından kendi yazdıklarını oku...


1-iddialarını kanıtlayamadın. rousseu yada herhangi biri, beni bağlamıyor ne kadar bilgin aydın olursa olsun neden düşüncelerine katılma zorunda olayım ki? yaptığınız tanım bana daha çok eşitlik gibi geldi. benim yaptığım tanımı okursanız belki anlatmak istediğiniz adalet kavramını biraz olsun anlamış olabilirsin.
ben sana birine katıl demiyorum.OKU diyorum...istersen okuma,ulemaya sor:phone:

3-bir önceki verdiğiniz örnekle benim iddiamı destekler olmuştunuz ama hala farkedemediniz........

hayır.bilemedin.
modern hayatta akıl gücü kaba kuvvetten çok daha önemli.verdiğim örnek bunun kanıtı idi.örneğin; kanada da karına şiddet uygularsan başına gelecekleri bir araştır istersen.
ayrıca rice arabistana gittiğinde de(sözde arap şeyhlerinin hakimiyet alanında) farklı bir durum olmuyor.bakınız;
http://www.yakindoguhaber.com/resimler/haberler/1392.jpg
ne o...kafa kapatmak zorunlu değil miydi?:biggrin1:



4-belki dediğiniz doğrudur. zaten türkçe'yi sonradan öğrendim ama bakın sizinle anlaşabilecek kadar konuşuyorum. ama görünen o ki sizin türkçe dersinize bedenci bile girmemiş.

evet bedenci girmedi.bildiğin türkçe hocası girdi..ancak görüyorum ki ben yanılmamışım...

5-hiç bir yerde herhangi bir hukuku kabul ettiğimi yazmadım, tekrardan hayal dünyanızı bir kontrol ediniz bence. benim de bir inancım vardır, tabii ki olabilir ama benimki de aynen sizinki gibi sadece kabul, kanıtı yok yani o yüzden benden hala kanıt istemeyin.
yukarıda senin yazdığın bir yazı var.

6-kusura bakmayın ama o kapıyı sadece siz görüyorsunuz gibi biz daha bir sonuca varamadık.

gözleri vardır,görmezler.:peace:


7-bu tür sorulara verilebilecek cevaplarım vardır ama onlar da sadece kabul size göre yanlış olabilir o yüzden siz iddialarınız kanıtlamaya bakın bence.
e hadi o zaman ihtiyar,yanıt bekliyorum...

sonuç olarak, bakın tekrar ediyorum. gördüğünüz gibi iddianız hala temelsiz bina gibi havada duruyor. şimdiye bir müslümanla konuşsaydım o bana neden mirasta 1'e 2 oran olduğunu anlatırdı. galiba sizinle zaman israfı ediyorum. hala bana falan aydın bilmem ne filozof bilmem...................

illa sana mağaraya kendini kapatıp,meleklerle iletişimde olduğunu iddia eden psişik bir kişiliğin mi bir şeyler göstermesi/söylemesi gerekiyor...:horn:

yanıt bekliyorum....

oldschool
05-01-2010, 20:02
sakin ol canım...kızacak bir şey yok!:pop2:



daha önce sen bunu yazmıştın.benim "kadın ve erkek eşit paylaşmamalıdır.bunu mu demek istiyorsun?" soruma...kendinle çelişme.en azından kendi yazdıklarını oku...


ben sana birine katıl demiyorum.OKU diyorum...istersen okuma,ulemaya sor:phone:



hayır.bilemedin.
modern hayatta akıl gücü kaba kuvvetten çok daha önemli.verdiğim örnek bunun kanıtı idi.örneğin; kanada da karına şiddet uygularsan başına gelecekleri bir araştır istersen.
ayrıca rice arabistana gittiğinde de(sözde arap şeyhlerinin hakimiyet alanında) farklı bir durum olmuyor.bakınız;
http://www.yakindoguhaber.com/resimler/haberler/1392.jpg
ne o...kafa kapatmak zorunlu değil miydi?:biggrin1:





evet bedenci girmedi.bildiğin türkçe hocası girdi..ancak görüyorum ki ben yanılmamışım...


yukarıda senin yazdığın bir yazı var.



gözleri vardır,görmezler.:peace:



e hadi o zaman ihtiyar,yanıt bekliyorum...



illa sana mağaraya kendini kapatıp,meleklerle iletişimde olduğunu iddia eden psişik bir kişiliğin mi bir şeyler göstermesi/söylemesi gerekiyor...:horn:

yanıt bekliyorum....

tabi alacaksın yanıtını. mesajımı parça parça alıntılayıp cevap yazman güzel olmuş. bak kardeşim, hala anlayamadığın bir nokta var o da benim de senin gibi iddialarımın olmuş olması. ben senin iddialarının kanıtsız olduğunu söylüyorum, anlayabiliyor musun? diyorum ki senin iddialrın da o kabul etmediğin dinlerdeki gibi sadece 'kabul' hala anlayamadın mı? ayrıca, benimkilerin yanlış olması seninkileri doğru yapmaz. fazla saptırmadan sen bana kendi iddialarını kanıtlayacak mısın kanıtlamayacak mısın? bana o bunu demiş ben bunu diyorum gibi şeylerle gelme.

naper
05-01-2010, 20:11
sayfa başındaki yanıtım gayet açık ve net.aynı şeyleri kere kere yazdırmak mı istiyorsun bana.
dön sayfa başına oku...olmadı ulemaya sor.

oldschool
05-01-2010, 20:35
sayfa başındaki yanıtım gayet açık ve net.aynı şeyleri kere kere yazdırmak mı istiyorsun bana.
dön sayfa başına oku...olmadı ulemaya sor.

ben senin yaptığın gibi filozoflara, aydın diye adlandırılan kesime, rousseuya yada başka birine sorup onların doğru dediğine doğru yanlış dediğine yanlış demiyorum. sorguluyorum ben. aynı şekilde russo yada başka bir filozofun-düşünürün dedikleri bana kesin-tartışmasız deiller değildir. ona göre bizden her zeki-akıllı-bilgili dediğimiz kişlerin de dediklerini kabuk etmeliyiz.

naper
06-01-2010, 10:50
ben senin yaptığın gibi filozoflara, aydın diye adlandırılan kesime, rousseuya yada başka birine sorup onların doğru dediğine doğru yanlış dediğine yanlış demiyorum. sorguluyorum ben. aynı şekilde russo yada başka bir filozofun-düşünürün dedikleri bana kesin-tartışmasız deiller değildir. ona göre bizden her zeki-akıllı-bilgili dediğimiz kişlerin de dediklerini kabuk etmeliyiz.
başlangıcı doğru yapmışsın.ama sonuç yanlış.
tabii ki bilim adamları,filozoflar benim için anlamlıdır.ancak sorgulamadan kabul etmek benim dünya görüşüme ve düşünüş tarzıma aykırı ihtiyar...
sorgulamadan kabul etmek konusunda rakip tanımayan kitle müslüman kitlesidir.ellerinde bir tek delil/kanıt olmadan inanırlar...çoğunluğu kuranı okumamıştır.
eğer okuyup önyargısızca değerlendirmiş olsalardı yapılan basit matematik hatasını göreceklerdi.en azından 4 işlem bilenler...
ama inan ben çok görmüyorum.ne yapsın muhammet okuma yazması bile yokmuş.en azından sonuca yaklaşmış...:D

Fatihcrs
07-01-2010, 10:46
sizler olayı kendi mantığınızca yanlış görmeye çalışıyorsunuz...
zaten yaptığınız iş bu mantık çarpıtması...

Aklı zekası olan zaten oradaki miras paylaşım olayını anlıyor...Sizde anladınız aslında ama anlamamaya çalışıyorsunuz kendinizi kandırıyorsunuz...

Evrim teorisi çürümüştür sizler türlerinin son örnekleri olarak faaliyet göstermektesiniz...

Tek gerçek varlık Allah'tır.Bizler sadece gölge varlıklarız...

Matematik hatasıymış pehhhhh

Adamlar bağırıyor bizler maymunuz diye : Kardeşim bizler insanız siz kendinizi öyle görmeye devam edin...
Umulurki doğru yolu bulasınız...

naper
07-01-2010, 11:14
sizler olayı kendi mantığınızca yanlış görmeye çalışıyorsunuz...
zaten yaptığınız iş bu mantık çarpıtması...

Aklı zekası olan zaten oradaki miras paylaşım olayını anlıyor...Sizde anladınız aslında ama anlamamaya çalışıyorsunuz kendinizi kandırıyorsunuz...

Evrim teorisi çürümüştür sizler türlerinin son örnekleri olarak faaliyet göstermektesiniz...

Tek gerçek varlık Allah'tır.Bizler sadece gölge varlıklarız...

Matematik hatasıymış pehhhhh

Adamlar bağırıyor bizler maymunuz diye : Kardeşim bizler insanız siz kendinizi öyle görmeye devam edin...
Umulurki doğru yolu bulasınız...

bu konu başlığını okudun mu?
hadi tamamını demeyelim,iddia edilen matematik hatasının yazıldığı mesajı okudun mu?:ranger:

hee biz maymunuz.maymundan geldik.evrim teorisi de zaten maymundan geldik diyor.:D

Fatihcrs
07-01-2010, 13:02
Kuranı anlamak öyle herkesin harcı değildir.Hele hele bir ateist onun dilinden hiç anlamaz.Onun dilini kavrayacağınız günde gelecek elbet

sağdan soldan bulma kimin çevirisi olduğu belli olmayan kitaplar üzerinde araştırma yaparsanız illaki birşeyler çıkarırsınız...

Nisa - 11 (Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.

Fatihcrs
07-01-2010, 13:13
ayrıca özellikle burası için neden böyle bir idda da bulunulduğunuda biliyorum.Çünkü tam yeridir değilmi herkes anlamaz.Matematik den anlaması gerekiyor.

......................Bunlar bazı şeylerin farkında olupta yalanlamaktır.İşte

Bunu yapan tam anlamıyla Münafıktır işte

naper
07-01-2010, 13:51
ayrıca özellikle burası için neden böyle bir idda da bulunulduğunuda biliyorum.Çünkü tam yeridir değilmi herkes anlamaz.Matematik den anlaması gerekiyor.

..................................Bunlar bazı şeylerin farkında olupta yalanlamaktır.İşte

Bunu yapan tam anlamıyla Münafıktır işte

:D kızma hocam,kötü söz sahibine aittir.

Fatihcrs
07-01-2010, 14:04
Kızmamak elde olmuyor bazen o kadar mantık sapması yapıyorsunuzki bunları çöze çöze içyüzü daha iyi anlıyorum ve sinirleniyorum ......................
Kuran'ı Kerimde Namazıda tarif etmez ama Namaz kılınacak der Farz'dır.Onuda peygamberimiz öğretmiştir.Artık şu mantık çarpıtlamalarını bırakın matematik hatası dediğiniz konunun cevabını arkadaşlar zaten vermişler.Siz anlamamazlıktan geliyorsunuz.

ama benim içim rahat Allah'ın vaadi gerçekleşecek sizden eser kalmayacak ilerleyen yıllarda bunu hissedeceksiniz zaten...

Allah'ın vaadi gerçektir.

Onların Allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir (çıkış) yolu yoktur.

naper
07-01-2010, 15:05
...............................



Kuran'ı Kerimde Namazıda tarif etmez ama Namaz kılınacak der Farz'dır.Onuda peygamberimiz öğretmiştir.Artık şu mantık çarpıtlamalarını bırakın matematik hatası dediğiniz konunun cevabını arkadaşlar zaten vermişler.Siz anlamamazlıktan geliyorsunuz.

namazı nerede tarif ederler peki?kim tarif eder?peygamberin kime öğretmiş,nasıl öğretmiştir?(bir kağıda mı yazmıştır,flash belleğe mi kaydetmiştir v.s.)
arkadaşlar matematik hatasına ne cevap vermiş?
ben söyleyim ne cevap verdiklerini.
"hadislerde kurandandır" bu yanıtın üzerine bende demişim ki "neden kuran ile birlikte ciltlenmiyor?" "hadisler kuranı tamamlar mı?"
arkadaşlar bu soruya cevap verememiş.onu ne yapacaz fattik?:D
yani muhammet kuranı iyi uyduramamış,200 sene sonra başkaları hadis uydurup düzeltmiş..:pound:



ama benim içim rahat Allah'ın vaadi gerçekleşecek sizden eser kalmayacak ilerleyen yıllarda bunu hissedeceksiniz zaten...

bol şanslar,buna ihtiyacın olacak:loco:



Allah'ın vaadi gerçektir.

allah gerçek değil ki...:D

Yergin
07-01-2010, 15:34
Kızmamak elde olmuyor bazen o kadar mantık sapması yapıyorsunuzki bunları çöze çöze içyüzü daha iyi anlıyorum ve sinirleniyorum bu ahmaklığa...

Kuran'ı Kerimde Namazıda tarif etmez ama Namaz kılınacak der Farz'dır.Onuda peygamberimiz öğretmiştir.Artık şu mantık çarpıtlamalarını bırakın matematik hatası dediğiniz konunun cevabını arkadaşlar zaten vermişler.Siz anlamamazlıktan geliyorsunuz.

ama benim içim rahat Allah'ın vaadi gerçekleşecek sizden eser kalmayacak ilerleyen yıllarda bunu hissedeceksiniz zaten...

Allah'ın vaadi gerçektir.

Onların Allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir (çıkış) yolu yoktur.

Sayın Fatihcrs,

Sizi yaratan Allah ile, mantık sapması ve ahmaklık yaptığını söylediğiniz kişileri yaratan aynı Allah'tır.

Cahile sen cahilsin diyerek değil, anlatarak dile getirirsin meramını. Anlamamakta ısrar ediyorsa eğer bunu bilerek yaptığını anlayıp

allah gerçek değil ki

söz gümüş ise, sükut altındır diyip sükut edersiniz.

Saygılarımla

oldschool
07-01-2010, 18:18
başlangıcı doğru yapmışsın.ama sonuç yanlış.
tabii ki bilim adamları,filozoflar benim için anlamlıdır.ancak sorgulamadan kabul etmek benim dünya görüşüme ve düşünüş tarzıma aykırı ihtiyar...
sorgulamadan kabul etmek konusunda rakip tanımayan kitle müslüman kitlesidir.ellerinde bir tek delil/kanıt olmadan inanırlar...çoğunluğu kuranı okumamıştır.
eğer okuyup önyargısızca değerlendirmiş olsalardı yapılan basit matematik hatasını göreceklerdi.en azından 4 işlem bilenler...
ama inan ben çok görmüyorum.ne yapsın muhammet okuma yazması bile yokmuş.en azından sonuca yaklaşmış...:D

Müslümanlar yada başkası bizi şu anda çok ilgilendirmiyor. ama hala İslamiyete saldırıya devam. bak Islam yanlış olabilir bu durum senin düşüncelerini doğrulamaz. hem ayrıca sen de aynısını yapıyorsun. biri çıkıp Buda'nın dediklerini tartışmasız kabul ediyor biri Isa'nınkini biri de senin gibi jan jak russonunkini. arada pek bi fark yok gibi. güzel bir noktaya daha değinmişsin. bilim adamlarının bulguları bir yerde kesindir bir kitlenin kabülüne falan dayanmaz. bir bilimsel yöntem vardır onu uygulayıp bir sonuca varırlar. ama filiozof diyorsun, onlar yada sosyologlar nasıl ulaşıyorlar doğru dedikleri şeye? bunun cevaplandırırsak neden belki bir sonuca varırız.

naper
07-01-2010, 19:09
tabii ki bilim adamları,filozoflar benim için anlamlıdır.ancak sorgulamadan kabul etmek benim dünya görüşüme ve düşünüş tarzıma aykırı ihtiyar...


şunu daha önce yazmama rağmen sen şöyle

Müslümanlar yada başkası bizi şu anda çok ilgilendirmiyor. ama hala İslamiyete saldırıya devam. bak Islam yanlış olabilir bu durum senin düşüncelerini doğrulamaz. hem ayrıca sen de aynısını yapıyorsun. biri çıkıp Buda'nın dediklerini tartışmasız kabul ediyor biri Isa'nınkini biri de senin gibi jan jak russonunkini. arada pek bi fark yok gibi. güzel bir noktaya daha değinmişsin. bilim adamlarının bulguları bir yerde kesindir bir kitlenin kabülüne falan dayanmaz. bir bilimsel yöntem vardır onu uygulayıp bir sonuca varırlar. ama filiozof diyorsun, onlar yada sosyologlar nasıl ulaşıyorlar doğru dedikleri şeye? bunun cevaplandırırsak neden belki bir sonuca varırız.
yazmışsın...

ya hakikaten ve ciddi soruyorum.eğitimin nedir,türkçe ile aran nasıldı?
ben rousseau nun fikirlerinin büyük bir bölümüne katılmıyorum.bazı fikirleri konusunda karar vermedim(ya da bilgim yok),bazı fikirlerine katılıyorum,bazılarını eksik bulmakla beraber onaylıyorum.
dikkat ettiysen sana önerdiğim kitap "insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı"

ön yargı sende ihtiyar.önerdiğim kitabı zahmet edip okusan,buradaki iddialarının bazılarına destek bulacakken,sen hiç fikrin olmayan bir yazarı bilmeden eleştiriyosun.
üstelik allah yazgısı olduğuna inandığın kitabın ilk cümlesi ve emri "oku" iken;sen okumadan savuruyosun...içinde bulunduğun durum trajik ve hatta komik...

Fatihcrs
07-01-2010, 19:56
(http://javascript<b></b>:loadintoIframe('myframe', '00_18hafizi.html'))
SAHİH-İ BUHARİ
KADIZADE
SAHİH-İ MÜSLİM
ŞEYH MANSUR ALİ NASIF
SÜNEN-İ TİRMİZİ
ALİ BİN HÜSAMEDDİN EL MUTTAKİ
SÜNEN-İ EBU DAVUD
EL-MUTEZİLİ
SÜNEN-İ İBNİ MACE
KUŞADALI İBRAHİM HALVETİ
HZ. ALİ (RA)
İBN HACER EL MEKKİ
İMAM-I RABBANİ
İBN-İ KESİR
M. MUHYİDDİN ARABİ
İMAM ŞARANİ
MUHAMMED B. RESUL
AL-HÜSEYNİ EL BERZENCİ
MUHAMMED BİN MUHAMMED BİN MAHMUD EL HAFIZI EL-BUHARİ

Hadisler günümüze yukarıda yazılı olan mübarek zaatlar vesilesi ile gelmiştir.

Hadislerin Kuranı Kerim'i tamamlayıp tamamlamamasına bizler karar veremeyiz.
Her ikisinden de faydalanırız.Bilgi için
Yukarıdaki yaşayan mübarek insanlarında yaşamları da birer uydurma değilmi.

Çok kıt düşünüyorsunuz.

oldschool
07-01-2010, 19:59
[QUOTE=emrerd;278206] şunu daha önce yazmama rağmen sen şöyle


yazmışsın...

ya hakikaten ve ciddi soruyorum.eğitimin nedir,türkçe ile aran nasıldı?
ben rousseau nun fikirlerinin büyük bir bölümüne katılmıyorum.bazı fikirleri konusunda karar vermedim(ya da bilgim yok),bazı fikirlerine katılıyorum,bazılarını eksik bulmakla beraber onaylıyorum.
dikkat ettiysen sana önerdiğim kitap "insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı"

ön yargı sende ihtiyar.önerdiğim kitabı zahmet edip okusan,buradaki iddialarının bazılarına destek bulacakken,sen hiç fikrin olmayan bir yazarı bilmeden eleştiriyosun.
üstelik allah yazgısı olduğuna inandığın kitabın ilk cümlesi ve emri "oku" iken;sen okumadan savuruyosun...içinde bulunduğun durum trajik ve hatta komik...[/QUO

genç arkadaşım, her ne şekilde olursa olsun. bak sen de büyük bir kısmını kabul etmiyormuşsun ben de seninkinden biraz fazlasını kabul etmiyorum yani hemen hemen hepsini.

ayrıca anlamamak başkadır kabul etmemek başka. ben senin dediklerini anlıyorum ama kabul etmiyorum peki sen bunu anlayabiliyor musun? güzel kardeşim, daha önce de dediğim gibi türkçeyi sonradan öğrendim bak sana ne güzel cevap yazabiliyorum.

sadece senden iddialarına bir kanıt istemiştim o kadar. sensen bana onu oku bunu oku diyorsun. ben sana kitap önerisi falan da yapmadım. neyse, herhalde seninle de bir sonuca varamayacağız.

oksiyus
07-01-2010, 22:32
Bu konuyu bile kıvırabileceğini sananlar var.

naper
08-01-2010, 10:23
genç arkadaşım, her ne şekilde olursa olsun. bak sen de büyük bir kısmını kabul etmiyormuşsun ben de seninkinden biraz fazlasını kabul etmiyorum yani hemen hemen hepsini.

ayrıca anlamamak başkadır kabul etmemek başka. ben senin dediklerini anlıyorum ama kabul etmiyorum peki sen bunu anlayabiliyor musun? güzel kardeşim, daha önce de dediğim gibi türkçeyi sonradan öğrendim bak sana ne güzel cevap yazabiliyorum.

sadece senden iddialarına bir kanıt istemiştim o kadar. sensen bana onu oku bunu oku diyorsun. ben sana kitap önerisi falan da yapmadım. neyse, herhalde seninle de bir sonuca varamayacağız.
jj.rousseau nun hangi kitabını okudun?en karşı olduğun görüşü nedir?
ben senin bu şahıs ve fikirleri hakkında çok az bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum ihtiyar.
hiç olmazsa google a bir bak derim...

SAHİH-İ BUHARİ
KADIZADE
SAHİH-İ MÜSLİM
ŞEYH MANSUR ALİ NASIF
SÜNEN-İ TİRMİZİ
ALİ BİN HÜSAMEDDİN EL MUTTAKİ
SÜNEN-İ EBU DAVUD
EL-MUTEZİLİ
SÜNEN-İ İBNİ MACE
KUŞADALI İBRAHİM HALVETİ
HZ. ALİ (RA)
İBN HACER EL MEKKİ
İMAM-I RABBANİ
İBN-İ KESİR
M. MUHYİDDİN ARABİ
İMAM ŞARANİ
MUHAMMED B. RESUL
AL-HÜSEYNİ EL BERZENCİ
MUHAMMED BİN MUHAMMED BİN MAHMUD EL HAFIZI EL-BUHARİ

Hadisler günümüze yukarıda yazılı olan mübarek zaatlar vesilesi ile gelmiştir.

Hadislerin Kuranı Kerim'i tamamlayıp tamamlamamasına bizler karar veremeyiz.
Her ikisinden de faydalanırız.Bilgi için
Yukarıdaki yaşayan mübarek insanlarında yaşamları da birer uydurma değilmi.

Çok kıt düşünüyorsunuz.
gelelim sana sevgili adnan oktarcı arkadaş..
öncelikle insan gibi yazışma kararı almanı sevinçle karşıladığımı bilmeni isterim..
konuya dönecek olursak;

KADIZADE;1300 lü yılların ilk yarısında doğduğu sanılan,matematik ve astroloji bilginidir.felsefeyle ilgilenmişse de hadislerin doğru dürüst yeni nesillere aktarılması gibi bir misyon allah tarafından ona yüklenmemiştir.yani bilimadamıdır ancak hata yapabilecek sen ben gibi sıradan bir zattır.


SAHİH-İ MÜSLİM;bu bir kişi değil,kitaptır.


ŞEYH MANSUR ALİ NASIF; bu zatta 1300 lü yıllarda yaşamıştır.yani muhammetten 600 sene sonra...ayrıca kuran da bu zattan bahsedilmemiştir.



SÜNEN-İ TİRMİZİ;bu da kişi değil kitaptır.


ALİ BİN HÜSAMEDDİN EL MUTTAKİ;Celaleddin Suyuti'nin hadislerini sınıflandırmış bir kimsedir.bizzat hadis kaynağı zaten değildir.


SÜNEN-İ EBU DAVUD;bu da kişi değil kitaptır.



EL-MUTEZİLİ;islam dini mensuplarının bir çoğu tarafından dışlanmış bir kişi değil mezheptir.



SÜNEN-İ İBNİ MACE ;kişi değil kitaptır.



KUŞADALI İBRAHİM HALVETİ;19 yy yaşamış olup ilahi bir göreve getirilmemiştir.(allah tarafından)

HZ. ALİ (RA);hadisle ne ilgisi var anlamadım.hadis yazarlarından hangisi ali ile yüzyüze görüşmüştür?



İBN HACER EL MEKKİ;hadis yazarı değil,sınıflayıcı ve yorumlayıcı..


İMAM-I RABBANİ;15 yy da yaşamış nakşi tarikatı üyesidir.herhangi bir hadis kaleme almamıştır.

İBN-İ KESİR;1300 lü yıllarda yaşamış olup,tevsir ve hadis bilginidir.kendisi hadis kaleme almamıştır.



M. MUHYİDDİN ARABİ;12 yy da yaşamış şair ve din düşünürüdür.hadis kaleme almamıştır.


İMAM ŞARANİ;15yy da dünyaya gelen din alimidir.tıpla v.s. ilgilenmişse de bizzat hadis kaynağı ve yazarı değildir.

MUHAMMED B. RESUL;16 yy da yaşamıştır.din alimidir.hadis yazarı değildir.


AL-HÜSEYNİ EL BERZENCİ;herhangi bir hadis kaleme almamıştır.



MUHAMMED BİN MUHAMMED BİN MAHMUD EL HAFIZI EL-BUHARİ;verdiğin isimlerden sadece bu 810 yılında dünyaya gelmiş ve islami çevreler tarafından sahih kabul edilen hadisler kaleme almıştır.

1-kuranda hadislere iman edin hadisler doğrudur v.s. anlamına gelen herhangi bir kelam yoktur.
2-buhari 810 yılında dünyaya gelmiştir.15 yaşında hadis işine girse sene 825 eder.oysa muhammet 632 de ölmüştür.193 sene geçmiştir aradan.şimdi sana bir soru;
fatihcrs sen 1820 yılında ki olayları,bırak yaşamış akrabalarının isimlerini biliyor musun?üstelik şu an ki teknoloji ile...

kaldiki verdiğin diğer isimlerin çoğu kıyametle,mehdilikle aklını bozmuş tüm islam alemi tarafından da benimsenmeyen kişiler.bazı sahtekarlar bu zatlar üzerinden mehdiliklerini meşrulaştırmak istiyorlar.sen iyi bilirsin o sahtekarları.bazısı da emevi geleneğinin temsilcileri.bazısı tarikatçı...
kuran da tarikatçılık var mı?

yaptığım küçük araştırma beni enteresan bilgilere götürdü,sağol.
şu kadarını söyleyim;ben islama inanmıyorum ama sen de inanmıyorsun.inandığınız bambaşka bir şey...

Yergin
08-01-2010, 10:45
KADIZADE;1300 lü yılların ilk yarısında doğduğu sanılan,matematik ve astroloji bilginidir.felsefeyle ilgilenmişse de hadislerin doğru dürüst yeni nesillere aktarılması gibi bir misyon allah tarafından ona yüklenmemiştir.yani bilimadamıdır ancak hata yapabilecek sen ben gibi sıradan bir zattır.

SAHİH-İ MÜSLİM;bu bir kişi değil,kitaptır.
ŞEYH MANSUR ALİ NASIF; bu zatta 1300 lü yıllarda yaşamıştır.yani muhammetten 600 sene sonra...ayrıca kuran da bu zattan bahsedilmemiştir.

SÜNEN-İ TİRMİZİ;bu da kişi değil kitaptır.
ALİ BİN HÜSAMEDDİN EL MUTTAKİ;Celaleddin Suyuti'nin hadislerini sınıflandırmış bir kimsedir.bizzat hadis kaynağı zaten değildir.
SÜNEN-İ EBU DAVUD;bu da kişi değil kitaptır.
EL-MUTEZİLİ;islam dini mensuplarının bir çoğu tarafından dışlanmış bir kişi değil mezheptir.
SÜNEN-İ İBNİ MACE ;kişi değil kitaptır.
KUŞADALI İBRAHİM HALVETİ;19 yy yaşamış olup ilahi bir göreve getirilmemiştir.(allah tarafından)
HZ. ALİ (RA);hadisle ne ilgisi var anlamadım.hadis yazarlarından hangisi ali ile yüzyüze görüşmüştür?
İBN HACER EL MEKKİ;hadis yazarı değil,sınıflayıcı ve yorumlayıcı..
İMAM-I RABBANİ;15 yy da yaşamış nakşi tarikatı üyesidir.herhangi bir hadis kaleme almamıştır.
İBN-İ KESİR;1300 lü yıllarda yaşamış olup,tevsir ve hadis bilginidir.kendisi hadis kaleme almamıştır.
M. MUHYİDDİN ARABİ;12 yy da yaşamış şair ve din düşünürüdür.hadis kaleme almamıştır.
İMAM ŞARANİ;15yy da dünyaya gelen din alimidir.tıpla v.s. ilgilenmişse de bizzat hadis kaynağı ve yazarı değildir.
MUHAMMED B. RESUL;16 yy da yaşamıştır.din alimidir.hadis yazarı değildir.
AL-HÜSEYNİ EL BERZENCİ;herhangi bir hadis kaleme almamıştır.
MUHAMMED BİN MUHAMMED BİN MAHMUD EL HAFIZI EL-BUHARİ;verdiğin isimlerden sadece bu 810 yılında dünyaya gelmiş ve islami çevreler tarafından sahih kabul edilen hadisler kaleme almıştır.

1-kuranda hadislere iman edin hadisler doğrudur v.s. anlamına gelen herhangi bir kelam yoktur.
2-buhari 810 yılında dünyaya gelmiştir.15 yaşında hadis işine girse sene 825 eder.oysa muhammet 632 de ölmüştür.193 sene geçmiştir aradan.şimdi sana bir soru;
fatihcrs sen 1820 yılında ki olayları,bırak yaşamış akrabalarının isimlerini biliyor musun?üstelik şu an ki teknoloji ile...

kaldiki verdiğin diğer isimlerin çoğu kıyametle,mehdilikle aklını bozmuş tüm islam alemi tarafından da benimsenmeyen kişiler.bazı sahtekarlar bu zatlar üzerinden mehdiliklerini meşrulaştırmak istiyorlar.sen iyi bilirsin o sahtekarları.bazısı da emevi geleneğinin temsilcileri.bazısı tarikatçı...
kuran da tarikatçılık var mı?

yaptığım küçük araştırma beni enteresan bilgilere götürdü,sağol.
şu kadarını söyleyim;ben islama inanmıyorum ama sen de inanmıyorsun.inandığınız bambaşka bir şey...

Sayın napar,

1. si, Peygamberimiz zamanından çok çok daha öncelere ait, kaynaklar, bilgiler yok mudur? Onların da mı doğru olamayacağını söylemeye çalışıyorsunuz? Yoksa siz de şu zaten yaşamadı ki diyen kişilerdenmisiniz?

2. si, iman için lütfen bakınız,
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=226

3. sü, diğer kırmızı renk ile gösterdiklerimizde ne anlatmak istemektesiniz anlayamadık? Hadisleri derleyen birisinin ismi Kur'an da neden geçsin? ve orada, Allah tarafından ilahi bir göreve getirilmemiştir den kastınız nedir?

Saygılar

naper
08-01-2010, 14:29
Sayın napar,

1. si, Peygamberimiz zamanından çok çok daha öncelere ait, kaynaklar, bilgiler yok mudur? Onların da mı doğru olamayacağını söylemeye çalışıyorsunuz? Yoksa siz de şu zaten yaşamadı ki diyen kişilerdenmisiniz?

2. si, iman için lütfen bakınız,
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=226

3. sü, diğer kırmızı renk ile gösterdiklerimizde ne anlatmak istemektesiniz anlayamadık? Hadisleri derleyen birisinin ismi Kur'an da neden geçsin? ve orada, Allah tarafından ilahi bir göreve getirilmemiştir den kastınız nedir?

Saygılar
yanıtlar;
1-muhammetten önce tabiiki dinsel kaynak ve bilgiler vardır.ve muhammet bu bilgilerin hepsinin değiştirilmiş olduğunu söylüyor.:confused:
dini olmayan kaynakların güvenilirlikleri her daim tartışılabilmiş,yeni bilimsel veriler ışığında gerekli değişiklikler yapılabilmiştir.
2-bakarım,tamam.
3-sürekli kuranı tamamlayan,kuran sahasında falan gibi laflar ediliyor hadislerle ilgili.hadislerin tamamının uydurma olmadığına dair küçücük bir deliliniz var mı?
sonuçta ilk hadisler bile muhammetin ölümünden yaklaşık 200 sene sonra yazılmış.bu hadis yazarlarına neden güveniyorsunuz?yoksa buharinin ilahi bir misyonu mu var?eğer öyle ise neden kuranda sahih hadisler hakkında en ufak ipucu yok...
kaldı ki ben kuran kitabının da uydurma olduğuna inandığımdan,hadislere hiç bulaşmıyorum bile.
sonuç;fatih arkadaşın inandığı din islam değil.mehdi mühdü geleceği kuranın neresinde yazar?

Fatihcrs
09-01-2010, 15:55
yanıtlar;
1-muhammetten önce tabiiki dinsel kaynak ve bilgiler vardır.ve muhammet bu bilgilerin hepsinin değiştirilmiş olduğunu söylüyor.:confused:
dini olmayan kaynakların güvenilirlikleri her daim tartışılabilmiş,yeni bilimsel veriler ışığında gerekli değişiklikler yapılabilmiştir.
2-bakarım,tamam.
3-sürekli kuranı tamamlayan,kuran sahasında falan gibi laflar ediliyor hadislerle ilgili.hadislerin tamamının uydurma olmadığına dair küçücük bir deliliniz var mı?
sonuçta ilk hadisler bile muhammetin ölümünden yaklaşık 200 sene sonra yazılmış.bu hadis yazarlarına neden güveniyorsunuz?yoksa buharinin ilahi bir misyonu mu var?eğer öyle ise neden kuranda sahih hadisler hakkında en ufak ipucu yok...
kaldı ki ben kuran kitabının da uydurma olduğuna inandığımdan,hadislere hiç bulaşmıyorum bile.
sonuç;fatih arkadaşın inandığı din islam değil.mehdi mühdü geleceği kuranın neresinde yazar?

Hz.Mehdi şu anda çıkmıştır görevini yapmaktadır.Kesin o diyemeyiz ama çok büyük bir ihtimal var.Benim için %99 (ismi bende kalsın)

Kuran-ı Kerim dosdoğru bir kitaptır.Herhangi bir çelişkisi bulunmaz Tercüme yapan kişi önemlidir.Onu herkes anlayamaz anlamayan dalga da geçer çelişki de bulur.

Evrime teorisine olan düşkünlüğünüz Allah'a Kuran'a olsaydı şimdi saçmalamaz olurdunuz...

oldschool
09-01-2010, 19:58
jj.rousseau nun hangi kitabını okudun?en karşı olduğun görüşü nedir?
ben senin bu şahıs ve fikirleri hakkında çok az bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum ihtiyar.
hiç olmazsa google a bir bak derim...[/B]

güzel bir noktaya değinmişsin genç adam. jan jak russo yada başka birini kabul edip etmemek için evet tanımak,okumak gerek. ben de sana bişey sorayım, sen her zaman böyle mi yapıyorsun? yani kabul etmediğin tüm fikirlere onları okuduktan sonra vardın?

Fatihcrs
09-01-2010, 21:00
jj.rousseau nun hangi kitabını okudun?en karşı olduğun görüşü nedir?
ben senin bu şahıs ve fikirleri hakkında çok az bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum ihtiyar.
hiç olmazsa google a bir bak derim...


gelelim sana sevgili adnan oktarcı arkadaş..
öncelikle insan gibi yazışma kararı almanı sevinçle karşıladığımı bilmeni isterim..
konuya dönecek olursak;

KADIZADE;1300 lü yılların ilk yarısında doğduğu sanılan,matematik ve astroloji bilginidir.felsefeyle ilgilenmişse de hadislerin doğru dürüst yeni nesillere aktarılması gibi bir misyon allah tarafından ona yüklenmemiştir.yani bilimadamıdır ancak hata yapabilecek sen ben gibi sıradan bir zattır.


SAHİH-İ MÜSLİM;bu bir kişi değil,kitaptır.


ŞEYH MANSUR ALİ NASIF; bu zatta 1300 lü yıllarda yaşamıştır.yani muhammetten 600 sene sonra...ayrıca kuran da bu zattan bahsedilmemiştir.



SÜNEN-İ TİRMİZİ;bu da kişi değil kitaptır.


ALİ BİN HÜSAMEDDİN EL MUTTAKİ;Celaleddin Suyuti'nin hadislerini sınıflandırmış bir kimsedir.bizzat hadis kaynağı zaten değildir.


SÜNEN-İ EBU DAVUD;bu da kişi değil kitaptır.



EL-MUTEZİLİ;islam dini mensuplarının bir çoğu tarafından dışlanmış bir kişi değil mezheptir.



SÜNEN-İ İBNİ MACE ;kişi değil kitaptır.



KUŞADALI İBRAHİM HALVETİ;19 yy yaşamış olup ilahi bir göreve getirilmemiştir.(allah tarafından)

HZ. ALİ (RA);hadisle ne ilgisi var anlamadım.hadis yazarlarından hangisi ali ile yüzyüze görüşmüştür?



İBN HACER EL MEKKİ;hadis yazarı değil,sınıflayıcı ve yorumlayıcı..


İMAM-I RABBANİ;15 yy da yaşamış nakşi tarikatı üyesidir.herhangi bir hadis kaleme almamıştır.

İBN-İ KESİR;1300 lü yıllarda yaşamış olup,tevsir ve hadis bilginidir.kendisi hadis kaleme almamıştır.



M. MUHYİDDİN ARABİ;12 yy da yaşamış şair ve din düşünürüdür.hadis kaleme almamıştır.


İMAM ŞARANİ;15yy da dünyaya gelen din alimidir.tıpla v.s. ilgilenmişse de bizzat hadis kaynağı ve yazarı değildir.

MUHAMMED B. RESUL;16 yy da yaşamıştır.din alimidir.hadis yazarı değildir.


AL-HÜSEYNİ EL BERZENCİ;herhangi bir hadis kaleme almamıştır.



MUHAMMED BİN MUHAMMED BİN MAHMUD EL HAFIZI EL-BUHARİ;verdiğin isimlerden sadece bu 810 yılında dünyaya gelmiş ve islami çevreler tarafından sahih kabul edilen hadisler kaleme almıştır.

1-kuranda hadislere iman edin hadisler doğrudur v.s. anlamına gelen herhangi bir kelam yoktur.
2-buhari 810 yılında dünyaya gelmiştir.15 yaşında hadis işine girse sene 825 eder.oysa muhammet 632 de ölmüştür.193 sene geçmiştir aradan.şimdi sana bir soru;
fatihcrs sen 1820 yılında ki olayları,bırak yaşamış akrabalarının isimlerini biliyor musun?üstelik şu an ki teknoloji ile...

kaldiki verdiğin diğer isimlerin çoğu kıyametle,mehdilikle aklını bozmuş tüm islam alemi tarafından da benimsenmeyen kişiler.bazı sahtekarlar bu zatlar üzerinden mehdiliklerini meşrulaştırmak istiyorlar.sen iyi bilirsin o sahtekarları.bazısı da emevi geleneğinin temsilcileri.bazısı tarikatçı...
kuran da tarikatçılık var mı?

yaptığım küçük araştırma beni enteresan bilgilere götürdü,sağol.
şu kadarını söyleyim;ben islama inanmıyorum ama sen de inanmıyorsun.inandığınız bambaşka bir şey...

Senden onların hakkında geniş bilgi istemedim.Bu insanların hayatlarıda mevlana'nın hayatı da sizlere göre palavra yani birbirleriyle anlaşmışlarmı rüşvet karşılığımı yapmışlar bu işi

ben İslama tüm kalbimle inanıyorum evrende ne varsa gözle göremediğin ufacık bir toz tanesi bile Allah dilemedikçe yerinden oynamaz...

Onların Kuran'da isimleri geçmiş olsaydı inanacakmıydın.
Beni güldürüyorsun.

Halinize acısakmı gülsekmi bende şaşırmış durumdayım...

Fatihcrs
09-01-2010, 21:07
''Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir". (İsra Suresi, 48)

Çok büyük bir yanılgı ve ziyan içindesiniz.Bırakın şu safsataları artık sizde farkındasınız biliyorum piyangoculuk oynamayın yaa çıkarsa diye bekleye bekleye bir gün Ecel kapınıza dayanacak iş işten geçmeden kendinize gelin...

uyar
09-01-2010, 22:22
...............Çok büyük bir yanılgı ve ziyan içindesiniz.Bırakın şu safsataları artık sizde farkındasınız biliyorum piyangoculuk oynamayın yaa çıkarsa diye bekleye bekleye bir gün Ecel kapınıza dayanacak iş işten geçmeden kendinize gelin...


ya sen fatih dostum "ya çıkarsa bana cennet hurileri" beklemesinde değilmisin???

yok ölümden sonra birşey dostm.. boşuna bekleme.. benden söylemesi

ihsanerdem
11-01-2010, 11:47
Hem bÜtÜn İnsanlari yarattiĞini sÖyle sonra mÜslÜman olmayanlari ÖldÜrÜn ayetİ yolla, madem İnsanlari yok etmeye gÜcÜn yetİyor. Neden onlari yola getİrmİyorsun. Canina kiyiyorsun.

naper
11-01-2010, 14:14
Hz.Mehdi şu anda çıkmıştır görevini yapmaktadır.Kesin o diyemeyiz ama çok büyük bir ihtimal var.Benim için %99 (ismi bende kalsın)

Kuran-ı Kerim dosdoğru bir kitaptır.Herhangi bir çelişkisi bulunmaz Tercüme yapan kişi önemlidir.Onu herkes anlayamaz anlamayan dalga da geçer çelişki de bulur.

Evrime teorisine olan düşkünlüğünüz Allah'a Kuran'a olsaydı şimdi saçmalamaz olurdunuz...

ismi sende değil canım,ortada...biliyoruz sizin çakma mehdinizi(gerçi bana göre tüm mehdiler çakma da...)

şimdi soru;
kuran ı herkes anlamaz demişsin.
1-kuran herkese mi gönderilmiştir?
2-kuranı anlayabilenleri nasıl ayırt edebiliriz.örneğin kuranı anlamak için arapça bilmek yeterli midir?yeterli değilse gerekli kıstaslar nelerdir?


güzel bir noktaya değinmişsin genç adam. jan jak russo yada başka birini kabul edip etmemek için evet tanımak,okumak gerek. ben de sana bişey sorayım, sen her zaman böyle mi yapıyorsun? yani kabul etmediğin tüm fikirlere onları okuduktan sonra vardın?
mümkün olduğunca...


Senden onların hakkında geniş bilgi istemedim.

geniş bilgi istemedin doğru.ama yazdığın kavramlar hakkında geniş bilgiye ihtiyacın var,ondan verdim...:ranger:




ben İslama tüm kalbimle inanıyorum evrende ne varsa gözle göremediğin ufacık bir toz tanesi bile Allah dilemedikçe yerinden oynamaz...



hadi be!hakikaten öylemi yahu...yani o rüzgarlar,o güneş,hepsini bir kişi mi yapıyor.yoksa direksiz duran gök kubbe de mi onun işi?:D



Onların Kuran'da isimleri geçmiş olsaydı inanacakmıydın.
Beni güldürüyorsun.



hayır.neden inanıyım?:lol:
ben senin islam dinine inanmadığın noktasındayım.yani malum bölgeden element uyduruyosunuz.zaten mehdiniz de varmış...:pray:





Halinize acısakmı gülsekmi bende şaşırmış durumdayım...

acıyın bana...ve bir kase şarap doldurun,allah rızası için...:tea:


''Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir". (İsra Suresi, 48)

Çok büyük bir yanılgı ve ziyan içindesiniz.Bırakın şu safsataları artık sizde farkındasınız biliyorum piyangoculuk oynamayın yaa çıkarsa diye bekleye bekleye bir gün Ecel kapınıza dayanacak iş işten geçmeden kendinize gelin...

uyar yanıtlamış seni,ekleyecek bir şey yok...

güneşinzaptıyakın
11-01-2010, 14:21
.............
Kuran-ı Kerim dosdoğru bir kitaptır. Herhangi bir çelişkisi bulunmaz Tercüme yapan kişi önemlidir.Onu herkes anlayamaz anlamayan dalga da geçer çelişki de bulur.

............... Senin mehdiden alınma görüşlerinemi inanacağız yoksa Kru'anda yazanlararımı?

(Kehf /54; Andolsun ki; Biz, bu Kur'an'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş ise, tartışmadır.)

(Ali İmran/118: Ey iman sahipleri! ………………………... Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir. )

(Kamer/17: Andolsun biz, Kuran`ı öğüt almak için kolaylaştırdık. (ondan) Öğüt alan yok mudur?)

(Kamer/ 22: Yemin olsun ki, biz, Kuran`ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? )

Bak tekrarlıyorum burada sen git mehdi gelsin onunla tartışalım aracıyı kaldıralım zira c/p ile teblig yapmak doğru değildir...

oldschool
12-01-2010, 17:22
sevgili naper,

aynen, ben de mümkün olduğunca yapıyorum. ama daha senin dediğin kişilere kısmet olmadı. onları da bir ara inceleriz.

sempatiks
13-01-2010, 10:56
Alemlerin Rabbi olan Allah öyle güzel yaratmışki herşeyi okdr güzel kordine edilmişki gezegenler, güneş 1 mızrak boyu daha yakın olsa dünya kül olur.Siz burada matematik hatası tartışıyorsunuz nereden biliyorsunuz insanların doğru matematiği bulduğunu ?
Aşağıdaki deneyi izleyin eğer matematik fizik doğru olsa bütün herşey çözümlenmez mi ? bu sadece sıradan bir örnek ya bilmediklerimiz ?
Deney (http://www.youtube.com/watch?v=GFMa_xShJz0)

naper
13-01-2010, 12:10
Siz burada matematik hatası tartışıyorsunuz nereden biliyorsunuz insanların doğru matematiği bulduğunu?

"doğru matematik":lol:

uyar
13-01-2010, 15:49
Alemlerin Rabbi olan Allah öyle güzel yaratmışki herşeyi okdr güzel kordine edilmişki gezegenler, güneş 1 mızrak boyu daha yakın olsa dünya kül olur.Siz burada matematik hatası tartışıyorsunuz nereden biliyorsunuz insanların doğru matematiği bulduğunu ?...........

sen hala oralarda mısın sempatiks kardeş...

bak bir kere daha söyleyelim : bir burada olduğumuz için güneş dünya mesafesi uygun değil..... güneş dünya mesafesi uygun olduğu için biz buradayız...

umarım anlamışsındır...

güneşinzaptıyakın
13-01-2010, 16:59
Alemlerin Rabbi olan Allah öyle güzel yaratmışki herşeyi okdr güzel kordine edilmişki gezegenler, güneş 1 mızrak boyu daha yakın olsa dünya kül olur................ ''Güneş yavaş yavaş kütle yitirdiği için, Dünya'nın yörüngesel dolanım süresi de artmaktadır. Bu da, astronomik birimin git gide küçüldüğü (yılda yaklaşık 1 cm.) anlamına gelir.'' Buradan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Astronomik_birim) anlıyoruzki basit ansiklopedik bir bilgi olan zamanla Güneş ile Dünya bir birine yakınlaşıyor tezini bilmeden atarsak ortaya böyle komik durumlar çıkar. Fakat güneşin ve Dünya'nın kütle çekim kuvveti azaldığı için zamanla bu mesafa artmaktadır, güneş_ile_dünya_arasındaki_mesafe_her_sene_15_cm (http://gokyuzu.org/index.php?option=com_content&task=view&id=331&Itemid=2) artmaktadır. buda bize Muhammed'ten günümüze aradaki mesafenin 210 metre arttığını göstermektedir, yakınlaşmıyorya diyenler için; yakınlaşırsa ısı artar bilindiği gibi aynen uzaklaşıncada ısı düşer, demekki hassas bir dengede sabit değilmiş, dünya yörüngesi eliptik olduğu için "en yakın noktasında Güneş’ten 147 milyon km, en uzak noktasında ise 157 milyon km uzakta döner".

upuaut
21-01-2010, 20:01
Konuya yeni katıldım, ama konunun yabancısı değilim. Öncelikle, bana göre, "Miras Paylaşımı" ile ilgili Nisa Suresi'nin 11. ve 12. ayetlerinde verilen oranların nasıl verilmiş olursa olunsun, oranların toplamı için, o da VARSA, birkaç kombinasyonla "1" bütünü elde etmek mümkün gibi gözükse de diğer kombinasyonlarda "1"i ıskalamak (1'den küçük veya büyük bir sayının elde edilmesi) açıktır. Buradan oranların nasıl toplanacağı anılan ayetlerde bir kılavuzla birlikte verilmiş olması sonucu çıkar ve bu da yapılmamış olduğuna göre evrensellik ilkesiyle çelişir. İşte Turan DURSUN hocamızın uyarısı bu çelişkiye dikkat çekmek olsa gerektir. Yoksa, bu konunun diğer tarafı bu forumda ve diğer yerlerde daima 2. planda kalmaya layıktır. Çünkü buradaki öncelik; uygulayacıların ayetlerde verilen bilgileri 1-1 olarak, yani oranları değiştirmeden, uygulayabilmesidir. Bu yapılmadığı takdirde ne konuşulursa konuşulsun, boştur.

Peki bu yapılabiliyor mu?

Bu konuda Ata, ilk örneği şöyle rivâyet etmiştir: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da m allarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm'da ilk paylaşılan miras bu oldu."

Çözüm: Şu halde bu ilk örneğe göre

(Sâd'ın iki kızına) 2/3 + (bunların annesine) 1/8 = 19/24

ve

(Kalanı da senin) 1-19/24=5/24

olduğundan, bu miras paylaşımı doğrudur. Ayrıca âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü, kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır.

Gördüğünüz gibi ilk örnek basit olduğu için miras paylaşımının nasıl gerçekleştiği çok açık bir biçimde görülüyor. Fakat bu örnekten biraz daha zor olan örnekle karşılaştığımız zaman, oranların toplamının 1 bütünü aştığını ve bu durumda ayetlerde bildirilen oranlardan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

Örnek 2 (www.islamiyetgercekleri.org): 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın herbirine 1/6 ve karısına 1/8 verilirse, miras nasıl paylaşılır?

Çözüm: Bu durumda hemen bir hesap yaparsak;

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 27/24 = 1,125

bulunur! Oysa bu sonuç "1,0" olması gerekirdi!...

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5'i mirasçılara dağıtılamaz; %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.

Bu hatayı düzeltmek için Hz. Ömer "Avl", "avliye" olarak adlandırılan aldatmaya dayalı basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem Allah'ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

Buna göre, yani "İslam Hukuku"na göre, bu problemin çözümünde ilk olarak paydaların ekoku alınır; ortak payda Ekok[3,6,8]=24 olur ki bu durumda oranların toplamı

(16/24)+(4/24)+(4/24)+(3/24) = 27/24

olarak elde edilir. Fakat İslam Hukukçuları bu problemin çözümü için ortak paydanın bir 3 katını almak suretiyle oranların toplamını

(48/72)+(12/72)+(12/72)+(9/72) = 81/72

olarak elde ettikten sonra toplamı "1" yapabilmek için oranların ortak paydası olan 72'yi 81 ile değiştirirek,

(48/81)+(12/81)+(12/81)+(9/81) = 81/81 = 1,0

sonucu buluyorlar. Oysa bu şekildeki bir hesap matematiksel olarak gereksizdir. Çünkü ilk ortak payda Ekok[3,6,8]=24 iken toplam kesirde aynı işlemi yapmış olsalardı, ilk eşitlikte 24 yerine 27 ortak paydası alınarak,

(16/27)+(4/27)+(4/27)+(3/27) = 27/27 =1,0

şeklinde yine aynı oranları elde etmiş olacaklardı.

Buna göre İslam Hukukçuları'nın burada yaptıkları şey, bu son oranların 3 ile genişletilmesinden başka bir şey değildir. Çünkü 48/81, 12/81, 12/81, 9/81 kesirleri, 16/27, 4/27, 4/27, 3/27 kesirlerinin 3 ile genişletilmişleridir.

Sonuçta bu sonuçla İslam Hukukçuları'nın kesirlerin toplanmasında olmazsa olan yani ortak paydayı bulmakta kullanılan "Ekok" kavramından habersiz oldukları ya da bu kavrama dikkat etmedikleri anlaşılmaktadır.

Tabii ki burada 3 kıza düşen miras payının 16/27 ve herbirine düşen payın da (16/27)/3=16/81 olması açık olmasına rağmen, İslam Hukukçuları'nın herbir oranı 3 ile genişleterek aynı sonuca ulaşmaktadır. Demek ki İslam Hukukçuları ilk ortak paydayı 24 olarak belirdikten sonra 3 kızın herbirine düşen miras payını açık bir şekilde gösterebilmek için, bir de 24'ün 3 katını alıyorlardı.

Oysa M.Ö. 3. yüzyılda Siraküza'da yaşamış mucit-matematikçi Arşimet, bu işlemi İslam Hukukçuları gibi uzatarak değil en kısa yoldan çözmekteydi. Onun kesirlerle ilgili hiçbir hesabında gereksiz işlem göremezsiniz!

Özetle, İslam Hukukçuları tarafından verilen bu yöntemin, oranların toplamı 1'den büyük veya küçük çıkması durumunda ayetlerde verilen oranlara yaklaşık oranlar alınmakla birlikte, ki bu durumda ister istemez ayetlerdeki saf oranlar değişmektedir, basit ama etkin bir yöntem olduğu anlaşılıyor.

upuaut
23-01-2010, 00:43
Öncelikle ilgili ayetleri Elmalı'nın tefsiriyle birlikte verirken, oranları da matematiksel olarak yazalım. Çünkü bu oranları daha sonra matematik tarihi içindeki yerini ele alırken matematiksel olarak da inceleyeceğim.

NİSÂ Suresi 11. Ve 12. Ayetleri’nin Meâl-i Şerifi: (http://ayancikzaviyeky.xm.com/DiniKitaplar/Elmali-Tefsir-index.htm)

11- Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe 2 kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere 2’den de fazla iseler, bunlara mirasın 2/3’ü ve eğer 1 kadın ise o zaman ona malın 1/2’si vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden 1/6’sı; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı 1/3’üdür. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin 1/6’sı ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.

12- Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın 1/2’si sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın 1/4’ü sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın 1/4’ü hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın 1/8’i hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin 1/6’sıdır. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın 1/3’ünü zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.

Mısır Kesirleri

İster inanın ister inanmayın; bu ayetlerde geçen kesirlerin hemen hepsi, hiç istisnasız, Eski Mısır Matematiği'nde hiyerogliflerle gösteriliyordu. Bunun için Mısır kesirlerinin kullanımında birim kesri yazmak için hiyeroglifle "Ağız" anlamına gelen

http://en.wikipedia.org/w/extensions/wikihiero/img/hiero_D21.png

sembolü kullanılıyordu. Buna göre 1/2, 1/3, 1/10 birim kesirleriyle birlikte,

http://en.wikipedia.org/w/extensions/wikihiero/img/hiero_Aa13.pnghttp://upload.wikimedia.org/math/4/3/3/433ea76695d0d4d1c5c1292513d7e29a.png

http://en.wikipedia.org/w/extensions/wikihiero/img/hiero_D22.pnghttp://upload.wikimedia.org/math/b/d/7/bd7a14f2950d83053e913658ec09cf53.png

http://en.wikipedia.org/w/extensions/wikihiero/img/hiero_D23.pnghttp://upload.wikimedia.org/math/6/4/a/64a5ae28ea328ee014f9b31102a976f8.png

bir istisna olarak, 2/3 ve 3/4 şeklindeki birim olmayan basit kesirleri de özel hiyeroglif sembolleriyle gösterilirlerdi. Bu konuda diğer kesirlerin hiyerogliflerle nasıl yazıldığını öğrenmek ve detaylı bilgi almak için Ancient Egypt (http://en.wikipedia.org/wiki/Egyptian_fraction)'e bakınız.

Çok sonraları, Eski Mısır Matematiği'ne ait Ahmes Papirüsü, Moskova Papirüsü (bunlar başkaynaklardır), Reisner Papirüsü, Kahun Papirüsü ve Akhmim Papirüsü'nün keşfedilmesiyle Mısır bilimciler ve araştırmacıları Mısır kesirlerin modern bir yazımı için paydadaki sayının üzerine paydaki sayı kadar çizgi koymaya başladılar ve bu notasyon hala kullanılmaktadır. Örneğin 1/2 kesri 2'nin üzerine bir tek çizgi çekilerek gösterilirken, 2/3 kesri ise 3'ün üzerine üst üste 2 tane çizginin çizilmesiyle gösterilir. Bu durumda ayetlerdeki kesirler, sırasıyla,

11. Ayet: 2/3, 1/2, 1/6, 1/3,
12. Ayet: 1/2, 1/4, 1/8, 1/6

olmak üzere, bu kesirlerin modern yazımı paydadaki sayının üzerine paydaki sayı kadar üzerine çizgi çizilirken, Mısır dilinde yani hiyeroglifle yazımı ise yukarıda görüldüğü gibidir. Burada tekrar hatırlatma fayda görüyorum ki, bu kesirlerin hepsi istisnasız olarak hiyeroglifle yazılabilmektedir. Tabii ki buradan ister istemez herkes bu kesirlerin Eski Mısır'dan geldiğini ileri sürebilir. Çünkü bunların hepsi birer Mısır Kesri'dir. Buna kimse itiraz edemez çünkü bunun için elimizde papirüsler var.

Horus'un Gözü

Diğer taraftan, kökeni bilinmemekle birlikte "Horus’un Gözü" Eski Mısır tasvirlerinde ilâh Horus’un “Ay gözü” de denilen sol gözüne verilen addır. Horus’un gözünün eski Mısır tradisyonunda başlıca iki anlamda kullanıldığı belirtilir:

1) Horus’un gözü, manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi.(Bu nedenle Horus'un gözü güneşle temsil edilen Ra'nın gözü olarak da ifade edilir.)Bu, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez; nefsaniyeti ve kötülüğü temsil eden Seth de bu yüzden bu gözü çıkarmaya çalışmıştır. Eski Mısır mitolojisine göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris’e vermiş ya da Osiris’in kullanımına bırakmıştır.

2) Horus’un gözü, biçimsel anlamıyla, Tanrı’nın "bir"liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür. Bu anlam şöyle açıklanır: Bir bütün ikiye bölündüğünde 1/2 elde edilir. Bu da ikiye bölündüğü takdirde 1/4 elde edilir. İşleme bu şekilde hep ikiye bölme ile devam edilirse sırasıyla, 1/8, 1/16, 1/32 ve 1/64 elde edilir. Bunların tümü toplandığında ise 63/64 bulunur. Buradan şu sonuç çıkar: Bir bütün, sürekli olarak ikiye bölünmeye devam edilirse, toplam değerde, sonsuzluk hariç, hiçbir zaman bire, birliğe ulaşılamaz; yalnızca Mutlak (Allah) bir’dir. Horus’un gözü “glifler” denilen parçalardan oluşur ki, bu altı parça, sırasıyla, 1/2, 1/4, 1/8, 1/16, 1/32, 1/64’ü ifade eder.

Şimdi burada, konumuz nedeniyle, Horus'un gözü için ilkindeki ezoterik anlamı bir kenara bırakır ve ikincideki matematiksel anlamı üzerinde durursak;

http://1.bp.blogspot.com/_QIxbWIgV1X8/SZ5FxI5M6nI/AAAAAAAAABQ/1cJ7hdNuW38/s320/EyeofHorus_fractions.gif
Horus'un gözü ve birim kesirlerle gösterilen parçaları.

parçalara karşılık gelen oranların toplamı

[1] (1/2) + (1/4) + (1/8) + (1/16) + (1/32) + (1/64) = 63/64

olur ve bu göze kaç parça eklerseniz ekleyin (ki bu durumda herbir parçaya farklı kesirler karşılık gelecektir. Örneğin bundan sonraki parçaya 1/128(=(1/2)^7) ve diğer parçalara da 1/2'nin diğer kuvvetleri karşılık gelir), hiçbir zaman 1 sayısının elde edemezsiniz. Fakat bu göz Yaratıcı'nın bir (1) olduğunu gösterdiğine göre ve parçaların toplamı bir geometrik seri olup ancak sonsuzda 1 olduğuna göre, miras paylaşımında Hz. Ömer zamanında ortaya konulan "Reddiyye Kuralı"ndan

[2] (32/63) + (16/63) + (4/63) + (4/63) + (2/63) + (1/63) = 63/63=1.0

sonucunu elde etmiş oluruz. Bu durumda [2]'deki herbir kesir [1]'de karşılık geldiği kesirden biraz daha büyük olur ama Horus'un gözünde amaçlanan da bu olsa gerek. Yoksa, bunun matematiksel ve ilahi başka bir anlamı olmaz! Ayrıca burada Hz. Ömer zamanında Avliyye ve Reddiyye kuralı (http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm) nereden biliniyordu diye, soru soranlara aşağıdaki tarihi olaya dikkat etmelerini öneririm.

Hz. Ömer Mısır Fatihi Amr bin As'a Mektup Yolluyor!

Bildiğiniz gibi en ilginç iddia İslam düşmanlığıyla bilinen Papaz Gregory Bar Hebraus’un, kütüphanenin Hz. Ömer’in emriyle yakıldığı iddiasıdır. Amr bin As komutasındaki İslam ordusunun 639 yılından itibaren Mısır’ı fethetmesiyle birlikte İskenderiye de Müslümanların eline geçiyor. Ancak Mısır’ın Müslümanların eline geçmesinden tam 300 yıl sonra kütüphanenin Müslümanlar tarafından yakıldığını iddia eden Hebraus, bu iddiasını da Hz. Ömer’e atfen şu şekilde destekliyor: Amr bin As, İskenderiye’yi alınca Halife Ömer’e mektup göndererek kütüphanenin akıbetini soruyor! Ömer de cevabında "Eğer bu Grek yazmaları Allah’ın kitabı ile uyumlu ise karışmayın, yok eğer Allah’ın kitabına ters iseler yakın" demiş ve kitapların yüzü dahi açılmadan hepsi 6 ayda yakılmış.

Sonuç: Yukarıdaki kanıtlara göre İslam Hukukunda miras paylaşımına dayanak teşkil eden Nisa suresinin 11. ve 12. ayetlerindeki oranların Mısır kesirleri olduğu ve bir mirasın tam olarak paylaşımını veren Avliyye ve Reddiyye kuralının 639'da Mısır'dan getirilen matematiksel kitaplardan alınmış olduğu sonucu çıkmaktadır.

Alchindus
25-01-2010, 14:54
Muhterem upuaut evvela merhaba diyelim, sonrada zikredelimki burada zikredilen batıl iddia turan dursunun değil jochen katzın iddiasıdır, evvela o zikretmiştir bunu!

Sonra avl usulunün bir karmaşıklığı yoktur ve bu evveldende bilinmektedir, zati bunu halife ömere sahabenin "avl yap" demesinden anlamaktayız!

Mesele kısaca payların yekununa paydanın eşitlenmesi hadisesidir, misalen miras meselesinin aslı altıdır amma payların yekunu sekizdir, meselenin aslı sekize avletti denir ve sekiz üzerinden taksimat yapılır!

Yani bunun mısırdan ithaline hacet yoktur!

Ve avlin ilk tatbik edildiği halife ömer zamanı sene olarak tam olarak nedir bilmediğimden bu hadisenin mısır fethinden evvel mi sonra mı olduğunuda bilmemekteyim, amma bildiğim bir husus mısır iran ırak suriye gibi vilayetlerden elde edilen eski medeniyetlere ait yazmaların tercüme ile müslümanların istifadesine sunulması hadisesi esas olarak abbasiler devrinde başlamıştırki takriben konuştuğumuz mevzulardan bir asır sonradır bu hal!

Bir diğer husus sizin zikrettiğiniz fazladan işlemler fıkıh kitaplarında kesirli taksimat izahı yerine tam sayı ile anlatmak içündür!

Misalen payda yirmiyedi olduğunda 1/6 içün dörtbucuk demek yerine paydayı elli dört yapıp 9/54 diye payı zikretmek okuyucu içün daha kolay olduğundan bu iş yapılmıştır!

İmdi bu tali konular bir yana bu batıl iddianın esas üzerine dayandığı mantık ve matematik hile, kuranda zikredilen payların o varisler içün her bir ayette cari olduğunu sanki kuranın amir hükmü imiş gibi kabul edip avl veyahut daha da mesnetsiz olarak red uygulanan taksimlerde "paylar değişmiştir" demektir!

Halbuki göstermeye (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939) gayret ettiğimiz gibi ahval bu değildir!

Kuranın belirlediği varisler vardır, bu varisler içün kuranda zikredilen tablolarda cari paylar vardır!

Bazı haller olurki bu paylar artar, bazı haller olurki bu paylar azalır!

Bu matematik bir işlem hatası diye tesmiye olunabilir mi!

Kuran bir bütünü, o bütünü aşacak paylarla taksim etmiyorki kuranda matematik hata olduğu iddia olunabilsin!

Bakınız dün tevafuken başka bir mevzuyu araştırır iken karşıma muhterem abdulaziz bayındır hocanın bu meseleyi ele aldığı bir ders çıktı!

www.kurandersi.com/mukayeseli-fikih-dersleri/2009/mirasta-avliye-meselesi-1.html
www.kurandersi.com/mukayeseli-fikih-dersleri/2009/mirasta-avliye-meselesi-2.html

Burada da hoca dikkat eder iseniz nisa suresi yedinci ayetten hareket ile ve nisa otuzüçe nazar ederek sıhhi bağ ile bağlı olanların eşlerin miras taksiminde evveliyeti olduğunu ve onlara payları verildikten sonra kalan kısımdan kuranda zikronulan payların dağıtılması icab ettiğini nazara veriyor!

Burada çokça zikredilen varis tablosuna bunu tatbik eder isek hoca diyorki evvela eş payını almalı!

Tablo ne idi!

-Kadın eş
-Ölenin anası ve babası
-Ölenin üç kızı

Paylar sırası ile nedir!

1/8, 1/6, 1/6, 2/3

İmdi hoca diyorki evvela kadın eş payını alacak!

Meselenin ortak paydası yirmidört olduğuna göre ve 1/8=3/24 olduğuna göre geriye kalan yirmibirdir!

İmdi payları böylece 21 üzerinden dağıtmakta!

14/21 yani 2/3 kızlara

Kalan 1/3 de ölenin annesine ve babasına isabet eder, biliyorsunuzki 1/6+1/6=1/3 tür!

Bakınız burada da fıkıh kitaplarında tam sayı ile anlatım gibi bizde meseleyi yirmidört değil kırsekiz üzerinden anlatır isek kadın eşin payı 6/48 dir, yani 1/8!

Geriye kalan kırikidir!

Kızlar 28/42 yani 2/3 alır!

Ölenin annesi 7/42 alır yani 1/6!

Ölenin babasıda 7/42 alır yani 1/6

Bunu avli gerektiren başkaca varis tablolarına da tatbik ettiğinde meseleyi mahreci aşmadan taksim ediyor hoca!

İmdi buda, şianın biraz farklı telakkiside ve ehli sünnetin tatbikatıda netice itibari ile ortaya koymaktadırki zikronulan kurandaki paylar zikronulan tablolarda cari ve varislerin birbirleri ile olan münasebetlerine göre değişebilen paylardır!

Çünkü ayetlerde de açıkça çocuk var ise şu kadar yok ise bu kadar denmekte, yine çocuğun cinsiyeti veyayut sayısı, ölenin kardeşinin varlığı veyahut yokluğu ile münasebettar açıklamar yapılmakta!

Sonuç itibari ile bu içtihadlardan birisi ile dileyen kul amel edebilir amma bu hale bakıp kuranda matematik hatası olduğunu kimse iddia edemez, çünkü görüldüğü ve gösterildiği vecih ile avli gerekli kılacak veyahut kuranda zikronulan tablolardaki zikronulan payların bir varis tablosunda mahreci aşması halinde ne yapılacağı hususu içtihad sahasına kalmıştır ve ehli kuran ve sünnete müracat ile yapılacak olanı tespit etmiştir!

Burada misal verilen bütün tatbikat abdulaziz hocanınkide dahil kurana istinat etmektedir ve hal yöntemi bu kuranidir!

Gerçeğe sadakat şart!

upuaut
25-01-2010, 23:13
Mesajınızdaki bir şeyi takdir ediyorum: "Burada zikredilen batıl iddia Turan Dursun'un değil Jochen Katz'ın iddiasıdır". Çünkü bu işin tarihçesini ortaya koyuyor, dolayısıyla Batılılar'ın bile bu konu üzerinde düşündüğünü görüyoruz.

Peki neden: Kur'an evrensel mi değil mi?

Adamlar bakmışlar ki; bu iş hiç de evrensel değil, Nisa suresindeki 11. ve 12. ayetlerindeki geçen ifadeler Cahiliye Dönemi'ndeki Araplar için söylenmiş; derhal bundan vazgeçmişler. Örneğin İslam Hukuku'nda miras paylaşımına ilk örnek teşkil eden olayda, ki bu ayetler bu olaydan sonra gelmiştir, peygamberimiz (s.a.v.), şehit olan Sâd b. Rabi'nin (r.a.) geride iki kızı, bir hanımı ve bir de kardeşi kalmasına rağmen kardeşin malın hepsini alması üzerine "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştur. Ancak bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu iki âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." dedi. İşte bu İslâm'da ilk paylaşılan miras bu oldu.

Şu halde bu örnekten şunu kesin olarak öğrenmiş oluyoruz:

Nisa suresindeki 11. ve 12. ayetler bu olaydan sonra gelmiştir, dolayısıyla evrensel değildir. Eğer evrensel olsaydı, diğer ayetler gibi aynı anda ve hiçbir olaya bağlı olmadan gelirdi. Demek ki peygamberimiz (s.a.v.) bu olay karşısında zor duruma düşmüş ve kendisine bu ayetlerle yardım edilmiş. Kendisi de İslam Hukuku'nda gibi (Hz. Ömer zamanındaki "Avliyye ve Reddiyye" ya da Hz. Ömer'in içtihadına karşı konulan "Eşit Paylaşımlı" kuralındaki gibi) değil doğrudan bu ayetlerdeki oranları kullanarak miras paylaşımına hükmetmiştir. Çünkü Nisa suresinin 11. ayetinin sonunda söylendiği gibi, "Hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah ALİMDİR, HAKİMDİR." Yani koskoca peygamber bile ALLAH'ın izni olmadan bu oranları değiştirmezken bize ne oluyor da birtakım kurallarla bu oranları değiştiriyoruz.

Not: Bu ayetlerin Sâd b. Rabi'nin (r.a.) şehit olduktan sonra geldiğini ve mirasının geride bıraktığı iki kızı, bir hanımı ve kardeşinin arasında peygamberimiz tarafından doğru bir şekilde paylaştırılması için geldiğini biliyoruz.

Peygamberimiz bu mirası anılan ayetlere göre şöyle paylaştırıyor:

(Sâd'ın iki kızına) 2/3 + (bunların annesine) 1/8 = 19/24

ve başlangıçta tüm mirasa konan kardeşe de "kalanı da senin", yani

1-19/24=5/24

diyor. Dikkat ederseniz bu mirası anılan ayetlere göre paylaştırmak mümkün görünüyor. Çünkü ayetlerdeki oranlar değiştirilmeden kullanılıyor. Peki şimdi burada diyeceksiniz ki, bundan biraz daha zor olan örnekte miras paylaşımı nasıl oluyor?

İşte size bir örnek ve çözümü:

Örnek 2: 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın herbirine 1/6 ve karısına 1/8 verilirse miras nasıl paylaşılır?

Çözüm: Bu durumda hemen bir hesap yaparsak;

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 27/24 = 1,125

bulunur! Oysa bu sonuç "1,0" olması gerekirdi!...

Görüldüğü gibi, bu örneğin çözümü de 23 yıllık peygamberlik yapan peygamberimize sorulmalıydı. Fakat bu yapılmamış; "Hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah ALİMDİR, HAKİMDİR." ayeti gözardı edilerek, Hz. Ömer zamanında "Avl" denilen bir kural konmuş, daha sonra Hz. Ömer'in bu içtihadına karşı çıkılmış ve "Eşit Paylaşımlı" denilen bir başka kural ortaya konmuştur.

Özetle bu konuda peygamberimize danışılmadığı gibi, bir de Allah lafzı olan ayetleri değiştirmişiz.

İşte zamanında biz bunları yap(a)madığımız için birçok kişi, daha çok Batılılar, kendi aralarında bunu tartışmışlar ve bize karşı çıkmışlardır. Örneğin Bizans İmparatoru Manuel II. Palaeologos; "Bana Muhammed'in getirdiği yeni bir şey var mı, göster bakalım. O vakit sadece, yazdığı gibi, inancını kılıçla yaymak gibi kötü ve insani olmayan şeyler göreceksin." diyor.

İmparator, bunu dile getirdikten sonra, inancı şiddete başvurarak yaymanın, neden ters tepici olduğunu, daha ayrıntılı olarak gerekçelendiriyor. Şiddet, tanrının ve ruhun doğasıyla aykırılık içindedir. "Tanrı kandan hoşlanmaz" diye devam ediyor İmparator, "ve akıl gereğince, 'logos' (Yunanca 'bilgi/söz') gereğince hareket etmemek de, tanrının doğasına aykırıdır. İnanç ruhun meyvesidir; bedenin değil. O yüzden, birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir; şiddet ve tehdit değil... kişinin, makul bir ruhu ikna etmek için kol gücüne, saldırı araçlarına ya da birini ölümle tehdit edebileceği araçlara ihtiyacı yoktur..."

Demek ki biz PalaeoLOGOS'a göre, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğine sahip değiliz ki kendisinden önceki imparator, Heraklius, peygamberimiz tarafından bir mektupla İslamiyete davet edildiklerinde reddetmişler. Bu konuda İlber Ortaylı hocamızın (http://www.duseyazanlar.com/editorun-sectikleri/said-i-nursinin-yazdiklarinin-anlayan-birisi-gelsin.html) ve son olarak bir paşamızın (http://videonuz.ensonhaber.com/izle/alevi-kanalinda-nursi-ve-gulen-e-agir-elestiri) söyledikleri bunu doğrulamaktadır.

Peki Bizans İmparatoru Heraklius'a Gönderilen Mektupta Ne Yazıyordu? (http://www.milligazete.com.tr/haber/bizans-imparatoru-heraklius-a-gonderilen-mektup-138315.htm)

Hz. Muhammed (sav)'in, Bizans İmparatoru Heraklius'a gönderdiği mektup da Ehl-i Kitab'a yapılacak davette Kuran'dan ayetlerin kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64. ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır.

Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den, Bizanslıların Büyük Reisi Herakliyus'a (http://kapadokyasikkeler.com/koleksiyon/v/bizans/heraklius.html): "Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam'a davet ediyorum. İslam'ı kabul et ki felah bulasın. İslam'ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes'in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah'a taparız, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah'ın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah'a teslim olanlarız)."

Bu mektuptan anlaşıldığı kadarıyla, peygamberimiz kendisinin ilk insandan bu yana gönderilen aynı dini tamamladığını ve Heraklius'u bu tamamlanmış olan dine yani islamiyet'e davet ettiğini söylüyor. Buna göre Heraklius eğer İslamiyeti kabul ederse Allah değerini iki kat artıracaktır, ama eğer kaçınırsa da, tebeanın günahı üzerine yüklenecektir. Bu söz şimdiki Yunanistan ve genelde de Batılılar için hala geçerli bir sözdür.

Bu arada, Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerinde geçen oranların birer Mısır kesri olması hesabıyla Eski Mısır Tarihi'ne bir göz atacak olursak; M.Ö. 1353-1336 ya da M.Ö. 1352-1334 yılları arasında (Mısır kronolojisinde değişir) krallık yapan Akhenaton'un (ya da IV. Amenhotep) tanrısı "Aton"a yazdığı,

"Tanrı, uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O’dur her varlığı yaratan.
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…
Ta başlangıçta vardı Tanrı.
Tek varlıktı o.
Hiçbir şey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı…
Ezelden beri gelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek.
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman… (http://www.facebook.com/topic.php?uid=16625301267&topic=7388)"

şiirindeki sözlerini bizlerin bugünkü inançlarının içinde aynen mevcut olduğunu görürüz. Hatta ilk iki dizede, “Allah-ü ekber”, ve “La ilahe illallah” bile var!

ATON dininin diğer temel kuralları şöyledir:

YARATILIŞA İNANILIR.

RUHUN VARLIĞINA VE ÖLÜMDEN SONRASINA İNANILIR.

ÖLEN KİŞİLER İÇİN CENAZE TÖRENİ YAPILIR.

ÖLEN KİŞİ DÜNYADA YAPTIKLARINA GÖRE YA ÖDÜLLENDİRİLİR YA DA CEZALANDIRILIR.

İBADETHANELERE GİRMEDEN ÖNCE RİTÜELİK BİR TEMİZLİK YAPILIR, TEMİZLİK ÇOK ÖNEMLİDİR.

CİNSEL İLİŞKİDEN SONRA BÜYÜK BİR TEMİZLİK YAPILIR.

İBADETHANEDE SECDE EDİLİR.

DİNİ BİR EYLEM OLARAK HAYVAN KURBAN EDİLİR.

ERKEKLER SÜNNET EDİLİR.

DOMUZ ETİ YENMEZ.

PUTLAR YASAKTIR, HİÇ BİR ŞEKİLDE PUTA TAPILAMAZ.

Burada durmak lazım. Abdest, sünnet, domuz eti, kurban, secde ve bildiğimiz kuralların çoğu zaten burada. Özellikle sünnet çok çok önemli. Hz. İbrahim’in Mısır’a gelirken neden sünnet olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz, çünkü Mısır’daki seçkinlerin arasına kabul edilebilmek için bu detay yaşamsal. Aslında sünnet bir işaret. Ölülerin canlanacağı gün, kimlerin seçkin olduğunu gösterecek bir gösterge. Ama Musevi inancının, ve İslam dininin bir kuralı olması, sadece Hz. İbrahim’in Mısır’da kabul edilebilmek için razı olduğu bir işlem olmasından kaynaklanıyor. Zaten sünneti izlediğimizde dinler tarihini çok daha iyi anlayabiliyoruz.

ATON DİNİ (http://tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton)

Bildiğiniz gibi Akhenaton tahta geçişinin birinci yılında din alanında bir devrim yaparak Atenizm (bazen Atonizm) dinini kabul ettiğini ve tüm diğer Mısır tanrılarını reddederek (Ra, Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, ...) tek tanrı olan güneş tanrısı Aton'a ibadet edilmesini bir kanunla halka duyurdu. Başlangıçta eski Mısır diniyle benzer gibi gözükse de, Atenizm tek tanrılı bir dine geçiş teşkil etmektedir. Aten bu noktada Ra-Amon-Horus un bir karışımı olarak dikkat çekmektedir. Akhenaton'un yaşadığı dönemde Amon Rahipleri oldukça güçlüydüler. Firavun herhangi bir iş yapmadan rahiplere danışmak ve kehanetlerine başvurmak zorundaydı. Akhenaton bu etkiden kurtulmak ve kendi inançlarının da doğrultusunda eski Mısır dinini yasaklamış, Karnak tapınaklarını kapatıp Amon rahiplerinin görevine son vermiştir. Bu durum ülkede büyük bir kargaşaya sebep olmuştur. Ölümünden sonra dini terk edilmiştir. Akhenaton ve soyundan birçok kimsenin isimleri tapınak duvarlarından silinmiştir. Bu dönemle ilgili birçok konu hala araştırılmaktadır.

Musa, Tevrat'ta sözü edilen II. Ramses (d. M.Ö. 1302 – ö. M.Ö. 1213) ile dönemdaştı ve zaten bilinen en eski tek Tanrılı Semitik Din de Yahudilik'ti; Oysa daha önce yaşamış olan Akhenaton, aşağı yukarı aynı bölgedeki daha eski tek Tanrılı dini benimsemiş, savunmuş ve dönemdaşı olan kendi rahipleri (Ay) tarafından da alel acele yokedilmiş, savunduğu din de örtbas edilmiştir.

Şu halde İslamiyet'e yeni bir değil, aynı dini tamamlayan son din gözüyle bakmak gerekir. Anılan ayetlerdeki kesirlerin birer Mısır kesri olması bunu doğrulamaktadır. Evet, gerçeğe sadakat şarttır.

Alchindus
26-01-2010, 16:39
Muhterem upuaut, evela yazdıklarının kahir ekseriyetinin burada mevzu ile illiyetsiz olduğunu düşündüğümü ifade edip sonra zikredeyimki jochen katzın veyahut orientallerin tezekkür edip bulduğu bir şey yoktur bu mevzuda!

Mesele zati fıkıh ve tarih kitaplarında geçmektedir, yani jochen katz nisa suresindeki feraiz ayetlerine bakıp sonra farazi varis tabloları tasavvur edip bu batıl iddiayı serdetmiş değildir!

İslam tarihi ve fıkhını ele alan eser veyahut eserlerde gördüklerinden hareket ile mantık ve matematik hile ihtiva eden bu iddiayı serdetmiştir veyahut kendisi orientaller gibi art niyetli değildirde meselenin künhüne vakıf olamadığından bunu yapmıştır!

Sonra alemşumüllük içün dedikleriniz hayrete muciptir! Bir ayetin bir vesile sebebi ile inmesi niçün onun alemşumüllüğüne mani olsun! Ayet faraza "sad bin rebinin mirası şöylece taksim olunur" mu demektedirki bu vesile sebebi ile inmesi onun alemşumüllüğüne mani olsun!

Fıkıhta kaidedir, sebebin hususiliği hükmün umumiliğine mani değildir! Buna emsal olabilecek çok ayet vardırki bir sebeb vesilesi ile inmiş amma umumi bir kaideyi vaaz etmiştir!

Sonra meseleyi yine tam idrak edemediğinizi gösterir bir şekilde "Allah lafzı olan ayetleri değiştirmişiz" demişsiniz! Zati bütün mesele kuranda zikronulan payların bütün bir varis tabloları içün zikredilmediğini anlamakta düğümlenmekte! Kuran sabit bir payda üzerinden paylar vaaz etmiyor, daha evvel göstermeye gayret ettiğim gibi esasta yirmidört paydası ile vaaz edilir payları kuran 2,3,4,6,8 gibi paydalarla vaaz ediyor, yine kuran ve sünnet ile sabitki bazı varisler başka varisleri mirastan düşürebiliyor!

Bütün bunlar ve tafsilatını daha evvel zikrettiğimiz (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939) hususlar kuranda zikronulan payların kati olarak anca zikredildikleri varis tablolarında cari olduğunu ve yine bunların varisler ve varis tablolarının mahiyetine göre değişebileceğini göstermektedir!

Bundan mütevellid zati ayetin lafzını değiştiren olmadığı bu mümkün olmadığı gibi, tatbikatta da kuran sahasının dışına çıkılmamaktadır!

Sonra sureti haktan görünerek ilber ortaylı ve bir paşadan verdiğin bağlantılar ne meselemiz ile alakalıdır ne senin sözlerin ile irtibatlı! Herakliusa gönderilen mektup ile ilber hocanın türkler olarak alemi islamı etkileyecek bir mütefekkir yetiştiremedik sözlerinin rabıtası nedir! Diğer muhterem zaten daha başka bir telden çalmakta!

Galiba arada bir iki mesaj sıkıştırayım endişesi ile birbiri ile münasebettar olmayan bu hususları aynı bohçaya sarmalamışsın :)

Son olarakda muhterem, meseleyi hiçbir münasebeti yok iken mısıra bağlama temayülün oriental kaynaklardan ne derece etkilendiğini göstermekte!

Çünkü nerede ise her bir hadiseyi mısıra veyahut hindistana bağlama temayulü, buralara uzanan garblının sömürü elinden sonra fikri sömürü içün vucuda getirilmiş bir oriental batıllığıdır! Garblının eli daha uzaklara kök salabilse idi belkide her bir şeyin mahreci olarak çini, uzak doğu diye tesmiye olunan diyarları nazara verecek, maksada ulaşmak içün icraasını böyle yapacaktı!

Daha evvelde bir başka vesile ile zikretmiştimki benjamin constantin hindistanı sömüren ingilizlerin birde hint kültürünü tetkik eden almanların bu kültürü her şeyin [B]fons et origosu[B] yani temeli mahreci kaynağı yapma heveslerini vede buna benzeyen şekilde fransızların da napolyon ile champolliondan sonra her şeyin menşei ve mahreci olarak mısırı gösterme tutumlarını pek veciz bir şekilde ifade etmiştir!

Görmekteyimki sende bu temayüllerden fransız ekolüne tutulmuşsun ve münasebeti olsun olmasın herbir şeyi mısıra hamletmektesin, alemin dört bir yanında kullanılan kesirleri dahi :)

Gerçeğe sadakat şart!

upuaut
27-01-2010, 04:51
Öncelikle sondan başlayarak sorularına ve bir yerde kafalardaki sorulara yanıt vereyim.

Benim amacım; Kur'anda geçen herhangi bir olayı Mısır'a veya başka bir yere bağlamak değil. Madem ki peygamberimiz "ben (taa Hz. Adem ve Havva'dan beri süregelen) sizin dininizi tamamlamak için geldim" diyor, o halde İslamiyet yeni ortaya çıkmış bir din değil ve bu yüzden önceki tahrif olmamış dini sözlerle uyumlu olmalı, en önemlisi de; aralarında bir bağ bulunmalıdır.

Eğer böyle değilse, o zaman neden burada anılan ayetlerde tespit ettiğim oranlar karşımıza birer Mısır kesri olarak çıkıyor. Burada dikkat ediniz: Şimdi kullandığımız her kesir bir Mısır kesri değildir; Mısırlılar bir kesri daha çok birim kesirlerle yazarlardı. Ama bunun yanında Nisa suresinin 11. ayetinde geçen 2/3 ve 3/4 kesirleri de var. Bu son kesirler birim kesir olmadığı halde Mısırlılar bu kesirleri özel olarak algılamışlar ve hiyeroglifleriyle yazmışlardır.

Peki bu kesirler Mısırlılar için neden bu kadar özeldi?

Bunun yanıtını bilemiyoruz çünkü bunun için elimizde kayıt yok. Siz bilmez misiniz Mısırlılar'ın ne kadar ketum olduğunu? Örneğin Giza Piramitleri'ni kimin yaptırdığı bugün için bile hala bir sırdır. Gerçi bu piramitlerin çevresinde Eski Krallık 4. ve 5. Hanedanlığa ait birçok bulgu ele geçti ama piramitlerin içinde ne bir resim, ne de bir yazıt ya da en ufak bir imaya dahi neden olacak herhangi bir işaret veya sembol yoktur. Bundan dolayı bu piramitleri kimlerin yaptırdığı kesinlik kazanmamıştır.

İşte, anılan ayetlerdeki kesirlerin Mısır kesri olması hesabıyla, bu kesirlerin başına böyle bir olay geldiğini düşünmüştüm. Bu konuda "Sana Metni"ni araştıran ve bu konuda bir de kitap yazan Alman bilimadamı Puin, benden biraz daha ileriye giderek,



Sana metnine göre Kur'anı kerimi, tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteyli olarak tanımlıyor. Onların birçoğu bile, İslamın kendisinden daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır (http://www.youtube.com/watch?v=EvqhxJSo6ao).

Hatırlıyorum; bu konuda acaba bizimkiler, Google araştırarak, ne yapmışlar diye bir araştırma yapmıştım. Ne oldu dersiniz? Bilimden nasibi almamış, geri kalmış toplumlar ne yapıyorlarsa bizimkiler de onu yapmış. E bu durumda Batılılar da, biz her ne kadar kendi kendimizi kandırsak bile, bize o gözle bakıyor tabi ki!

Bunun çözümü de, bizim bir an önce kendimizi kandırmaktan vazgeçip bilime dört elle sarılmamız ve bırak Batı'yı, tüm insanlığa ancak bu yolla rehber olmamız; ikna oldukları takdirde de seçimi yine onlara bırakmamız gerekiyor. İşte bu yapılmadığı takdirde, ben ve sen ne söylesek boşa gidecektir. Bu, iki kere iki dört kadar basit ve açıktır.

İkinci olarak, "Görmekteyimki sende bu temayüllerden fransız ekolüne tutulmuşsun ve münasebeti olsun olmasın herbir şeyi mısıra hamletmektesin, alemin dört bir yanında kullanılan kesirleri dahi" sözüne gelince, buna ana hatlarla yukarıda cevap verdim. Ama tekrar etmekte fayda varsa şunu söyleyebilirim ki; benim hiçbir ekolle ilişkim yok. Yalnızca Mısır kesirleri nedeniyle bir tespitimi dile getirdim ancak; bu tespitin de tıpkı Sana metninde olduğu gibi güme gideceğinin farkında olduğumdan zihni engelsiz (betonlaşmamış) insanlara küçük bir bilgi verdim. Gerisi onların bileceği iş.

Son olarak "Sonra sureti haktan görünerek ilber ortaylı ve bir paşadan verdiğin bağlantılar ne meselemiz ile alakalıdır ne senin sözlerin ile irtibatlı! Herakliusa gönderilen mektup ile ilber hocanın türkler olarak alemi islamı etkileyecek bir mütefekkir yetiştiremedik sözlerinin rabıtası nedir! Diğer muhterem zaten daha başka bir telden çalmakta!

Galiba arada bir iki mesaj sıkıştırayım endişesi ile birbiri ile münasebettar olmayan bu hususları aynı bohçaya sarmalamışsın" sözlerinin doğru olmadığını ve o mesajımda bir tek şeyi amaçladığımı bilmeni isterim. O da Heraklius'un dediği gibi "Birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir". Orada verdiğim örnekler sırf buna dikkat çekmek içindi. Yoksa ben de bu meşgul duruma üzülüyorum ama kendimizi düzeltmek için de başka bir çare gelmedi aklıma. Örneğin sana Said-i Nursi hazretlerinden konuyu kapatan bir sözünü zikredeyim: Said-i Nursi hazretleri insanı bir kuşa benzetir ve eğer inanç ile bilim olan kanatlardan biri eksik olursa insan uçamaz der. Herhalde bizim uçamamızın yani özgür olamamızın tek nedeni bu olsa gerek: Kanatlarımızdan biri (ilim) eksik!

güneşinzaptıyakın
27-01-2010, 15:26
..................

........................ Siz bilmez misiniz Mısırlılar'ın ne kadar ketum olduğunu? Örneğin Giza Piramitleri'ni kimin yaptırdığı bugün için bile hala bir sırdır. Gerçi bu piramitlerin çevresinde Eski Krallık 4. ve 5. Hanedanlığa ait birçok bulgu ele geçti ama piramitlerin içinde ne bir resim, ne de bir yazıt ya da en ufak bir imaya dahi neden olacak herhangi bir işaret veya sembol yoktur. Bundan dolayı bu piramitleri kimlerin yaptırdığı kesinlik kazanmamıştır.

................................... Artık günümüzde bırakın Piramitleri kim yaptı/yaptırdı felan fişman şehir efsanesi kıvamındaki basit ansiklopedik bilgileri, son 20 (yirmi) yılda oratay çıkarılan Arkeolojik ve diğer kanıtlar ışığında, o piramitleri yapan firavun bir yana işçilerin günlük yemeklerini ve diyet progranlarını bile biliyoruz, tek tek isim isim hastalık geçmişlerine sahibiz, pramitleri yapanların bir ''gönye'' ve ''silindir'' bir kap ile neler becerdiklerini artık Arkeolojik belgelerle biliyoruz, bunda bir gizem yada Mısır'lıların ketumluğu yok, sadece son yirmi (20) yılda Giza piramitleri ve çevresinde yapılan Arkeolojik kazılar ve aynı zamanda bulunan yeni veriler üzerinden biliyoruz...

Not: Konu ile ilgilenenler için Neyşınılcoğrafik'in belgeselleri piyasada satılmaktadır, detaylı bilgi edinmek isteyenler Mısır Antik Eserler Genel Müdürü Zahi Havas'ın eserlerine başvurabilirler...

Alchindus
27-01-2010, 17:06
Muhterem upuaut, evvela seni kırmak üzmek gibi bir gayem yoktur! Belki sen kendini yanlış ifade ettin ve belki ben seni yanlış anladım, bilemiyorum herne sebep ile olursa olsun kırıldı isen özür dilerim!

Mesele islamın taa adem ile başlayan tevhid tebliğinde kendisinden evvelki halkalar ile münasebeti ise bunu reddedebilecek bir müslüman yoktur! Zati kuran bu hususu sarahaten ortaya koymakta!

Amma feraiz ayetlerindeki paylar ile mısır arasında bir rabıta kurmak beyhude bir iştir, eğerki yaradan miras taksimatı içün eski ümmetlerede bu payları vaaz etmişti denmiyor ve bu teyid edici bilgi ile vuzuha kavuşturulmuyor ise!

Puin bahsine gelir isek bu kişi içün daha evvel şurada (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=260632&postcount=21) söylediklerime müracat edebilirsin!

Kuranın zamanımıza kadar gelişinde şüphe izhar edilecek hiç bir husus yoktur, asırlardır bütün mesailerini bu işe hasretmiş pek çok akademisyen bu mevzuda el ile tutulur hiç bir husus ortaya koyamamıştır çünki koyulacak bir husus yoktur!

Puin bahsi ya kendisine rağmen yalan dolan ile yürütülen bir kampanyadır veyahut bu muhterem bir gün başka diğer bir gün başka konuşmaktadır, denen odurki Christoph Luxenberg müstearı ile yazanda bu şahıstır!

Böylesine güven olmayacağı zahirdir!

İlim mevzusunda ise diyebileceğimiz bir müslümanın demesi icab edendir! İlim sahibi olmak müslümanın vazifesidir, say ile bu hususta sebat edilmelidir!

Gerçeğe sadakat şarttır muhterem!

upuaut
27-01-2010, 22:06
Artık günümüzde bırakın Piramitleri kim yaptı/yaptırdı felan fişman şehir efsanesi kıvamındaki basit ansiklopedik bilgileri, son 20 (yirmi) yılda oratay çıkarılan Arkeolojik ve diğer kanıtlar ışığında, o piramitleri yapan firavun bir yana işçilerin günlük yemeklerini ve diyet progranlarını bile biliyoruz, tek tek isim isim hastalık geçmişlerine sahibiz, pramitleri yapanların bir ''gönye'' ve ''silindir'' bir kap ile neler becerdiklerini artık Arkeolojik belgelerle biliyoruz, bunda bir gizem yada Mısır'lıların ketumluğu yok, sadece son yirmi (20) yılda Giza piramitleri ve çevresinde yapılan Arkeolojik kazılar ve aynı zamanda bulunan yeni veriler üzerinden biliyoruz...

Not: Konu ile ilgilenenler için Neyşınılcoğrafik'in belgeselleri piyasada satılmaktadır, detaylı bilgi edinmek isteyenler Mısır Antik Eserler Genel Müdürü Zahi Havas'ın eserlerine başvurabilirler...

Verdiğin bilgiler için sağol, ama bunlar zaten bilinen şeylerdi. Ayrıca National Geographic kanalında seyrettiğin böyle filmleri bir daha seyretmeni ve üzerinde araştırmalarla birlikte çok düşünmen gerekir. Çünkü bu bulguların günışığına çıkarılması yetmez; bir de tasnifi gerekmektedir. Dediğin gibi, 4. Hanedanlığa ait bir iskelet bulunduğunda, onun çok iyi beslenmiş olduğu ve en önemlisi de bir köle olmadığı anlaşılmıştı. Bu yüzden Zahi Hawas, orada bu piramitleri yaptıranların köle olmadıklarını tekrar açıklamak zorunda kalmıştı. Hatta o sırada bir ejiptolog, çaresizliğinden olsa gerek, bu iskelete bakarak bu piramitleri yapanlar bunlar değilse kim olabilir diye, yakınmıştı. Fakat ne olursa olsun ele geçen bulguların değerlendirilmesi ve Eski Mısır Tarihi'nde yerine konulması gerekir. Yoksa, oraya buraya dağılmış Eski Mısır bulgularını yanlış değerlendirmiş oluruz.

Not: Zahi Hawas, daha önceden kendisine bu piramitlerde Yahudilerin köle olarak çalıştırıldıklarına dair bir soru sorulması üzerine şiddetle reddederek aynı açıklamayı yapmıştı.

güneşinzaptıyakın
27-01-2010, 23:47
Aslında konu Zahi Hawas'tan çok Mısırlı olmayan diğer Arkeologların çalışmasıdır, söz konusu kazı yaklaşık olarak 12 yıl sürmüştür ve kazı sonucunda bir kaç iskelet değil koskoca bir köy ve mezarlığı ile bilikte çöplüğü ve diğer yerleşim özellikleride ortaya çıkarılmıştır, o yüzden orada yaşamış tüm işçilerin sağlık kayıtları ve çalışma süreleri dahil olmak üzere neredeyse günlük tüm aktivitelerine ulaşabiliyoruz artık, gene aynı işçi kitlesinden bir bölüğün Krallar vadisindeki mezarlarda çalışması ve ayır bir köy kurarak daha detaylı bir haneden ve güncel yaşam bilgileri sunmaları gene bu kazı sayesinde ulaşılan bilgilerden hareketle yapılan yeni kazılarla ortaya çıkmıştır. Arkalarında bıraktıklarından yazılı tarihe biz bu işçilerin ilk grevi yaptıklarını, evlilik ve diğer güncel yaşam şekillerini, popüler yemekleri, ilk lokal ameliyatları ve hepsinden önemlisi bu konuyu ilgilendiren bir bilgiler zinciri olarak ''pi'' sayısı dahil bir çok matematik bilgiye sahip olduklarını biliyoruz artık.

Kesirli sayıları ise yazılı olarak Mısırlılardan 2000 sene daga önce yaşamış olan Sümerlilerde görüyoruz. Gene aynı şekilde pisagor teoromi vb. gibi bir kaç matematik probeleminide ilk olarak Sümerlerde görüyoruz yazılı olarak. Yani ortada bir gizem felan yok, bilindik ve gayet normal bilgiler var.

Şimdi bir başka husus ise; Kur'an kendinden önceki dinlerin devamıdır bilgisine dayanarak kesirli sayılardan hareketle içindeki bilgiler ancak Mısırdan geliyor teoremine bağlı olarak hak din Mısırda biliniyordu tezini ortaya atmış bulunuyorsun, bu doğal bir bilgidir ve Musa'nın mısırda yaşamış olma olasılığı tarihsel olarak oldukça yüksektir ve bu yüzden oradan ayrılan Yahudi'ler vasıtası ile bu matematik bilgisi Arap yarım adasına yayılmıştır buda doğaldır, neticede Kızıldenizi geçen Musa'nın karşılaştığı kişiler değilmidir Arap'lar? Fakat bu kesirli sayıların Mısırdan 2000 sene önce ve başka bir uzak coğrafyada yaşamış Sümerlilerde olmasının kökeni Kur'anda yoktur malesef ve üstelik Sümerde tek tanrılı din yada İslamı çağrıştıracak bir dinde olmamıştır, ama Sümer dinlerinin bir çok izi tüm doğma dinlerde vardır ve bu tanrı Kur'an dışında hep binlerce yıl Yahudice konuşmuş ve düşünmüştür nedense...

upuaut
28-01-2010, 07:06
Sana bir şeyi söylemeyi unutmuşum, Alchindus. "Sana Metni" ile ilgili verdiğin kaynakların daha fazlasına zaten daha önceden bakmıştım. Ama gene de verdiğin linkteki yazılara baktım; acaba yeni bir gelişme var mı ? diye.

Fakat Puin'in araştırmasını alt etmek kolay olamayacak gibi görünüyor. Çünkü "Cevaplar" adlı mesajıma eklediğim videoyu dikkatle izlemek gerekiyor. Bu videoya göre Puin'in asıl dikkat çektiği bölüm, Sana metninin bir palimpsest olması idi. Yani bu metin bir palimpsest olduğundan, önceki metnin üzerine bir ikinci metin geçirilmiş. İşte biz şimdi bu son metne "Sana Metni" gözüyle bakıyoruz. Oysa Sana metninin altında da bir başka metin var ve sayfalar mor ötesi ışığa tabii tutulduğunda altındaki metin görünür hale geliyor. İnanmıyorsan tamamı 4:41 dakikadan oluşan bu videoyu tam 2:40'da Pause komutuyla durdur.

İşte videonun bu parçasında morötesi ışık altına alınan sayfadaki her iki metin de görünür hale geliyor. Alttaki metnin Hz. Osman zamanında imha edilen Kuran'da olmayan dipnot ve tefsir notları olabilir mi? bilemiyorum, ama üstündeki metinden farklı olduğu kesin!

Not: Bunları Biliyor muydunuz?

Palimpsest Nedir?

İngilizce bir sözcük olan “palimpsest” yeniden yazılmış parşömen anlamına gelir.
Eski devirlerin yazı araçlarından parşömenin hammaddesi deriydi ve bu derilerin gerilerek hazırlanması zahmetli olduğundan zaman zaman eski yazıları silip üzerine yenilerini yazma yoluna gidilirdi. Bu özellikle Ortaçağ’da sıklıkla başvurulan bir yöntemdi ve eski dönemlerin artık işe yaramaz bulunan yapıtları (sözgelimi Eski Yunan’dan kalan geometri kitapları ya da politik söylevler) ciltleri açılıp deriler yıkandıktan sonra üzerindeki yazılar kazınarak “geri dönüşüme” tabi tutulurdu.

Arşimet Palimpsesti

Bugün asıllarının birçoğu yok olup giden Eski Yunan metinleri 10. yüzyıl Avrupası’nın en zengin kenti Konstantinopolis’te (bugünkü İstanbul) hâlâ önemle üzerinde çalışılan ve kopyaları üretilen metinlerdi. Oluşturulan bu kopyalardan biri de MÖ 3. yüzyılda yaşayan Siraküzalı matematikçi, fizikçi ve mühendis Arşimet’in yedi eserini içeriyordu. Parşömene yazılan bu kopyalar ancak üç yüzyıl korunabildi. Çünkü Konstantinopolis’in başına gelen en büyük felaket olan 13. yüzyıldaki Latin işgali birçok metnin ortadan kaybolmasına yol açtı.

Arşimet’e ait metinlerin yer aldığı bu parşömenler bu sırada yok olmadı ama değeri fark edilmeyerek başka bir metin –bir dua kitabı– hazırlanmak üzere silindi. Bu dua kitabını –daha doğrusu palimpsesti– oluşturmak için yaklaşık 90 sayfa olduğu düşünülen Arşimet el yazmalarının yanı sıra şu metinleri içeren parşömenlerde kullanıldı:

- MÖ 4. yüzyılda yaşayan politikacı Hypereides’in söylevleri (10 sayfa)

- Afrodisias’lı İskender’in “Aristoteles’in ‘Kategoriler’ adlı yapıtına dair yorumları” (6 sayfa)

- İçeriği henüz çözülemeyen 12 sayfalık iki kitap.

Alchindus
29-01-2010, 01:38
Fakat Puin'in araştırmasını alt etmek kolay olamayacak gibi görünüyor.


Muhterem alt edilmesi icab eden bir araştırma yokturki ortada! Bunu araştırmanın sahibi söylemekte!


Benim samimi kanaatime göre, sözkonusu Yemen nüshalarıyla eldeki Kur'an nüshaları arasında ciddiye alınabilecek hiçbir farklılık mevcut değildir; bu yeni nüshalarda tesadüf edilen yegâne ihtilaf, sadece sözcüklerin imlâsıyla ilgili Kur'an'ın kendisine aslâ zarar vermeyecek olan küçük birtakım yazım farklılıklarından ibarettir. Zaten "İbrahîm-İbrahim"; "Kur'ân-Kur'an"; "simâhum-simahum", vb. farklılıklara da Kahire'de basılan mushaflarda işaret edildiği herkesçe bilinmektedir.

Dr. Gerd R. Joseph Puin
Saarbrücken, 14/2/1999


Kuranın bu zamana kadar bize intikal edişi sarahaten ortadadır, senin değindiğin bir hususa şöylece bende değineyimki kaynaklarda zikredildiğine göre bir çok sahabinin hususi mushafları bulunmakta idi!

Vahiy devam eder iken tedvin edilmiş olanıda var sonradan kendi cemleri de var! Bundan mütevellid kuranın kureyş lehçesi üzerine cem edilmesinden sonra dahi bulundukları diyarlarda bu sahabelerden bazı nüshaların bir yerlerde kalmış olması pek tabiidir!

Eğerki bulunacak bir şey var ise buda az sayıda olabilecek bu nüshalardan olabilir ve onlarda da mahdut bazı ayetlerde arabın o gün konuştuğu farklı lehçelerde bazı kelimeler bulunabilir!

Mesele esasta budur ve ben bu başlıkta bunlar niye müzakere ediliyor onuda doğrusu anlayabilmiş değilim :)

Gerçeğe sadakat şart!

upuaut
29-01-2010, 05:47
Mesajını büyük bir dikkatle okudum. Ama konuyla ilgili youtube'daki videolara bakılırsa, endişeye sevkedecek gelişmelere şahit olursun. Örneğin Taşkent'teki Kur'anı kerim ile günümüzdeki karşılaştırıldığında bazı farklıklar olduğu görülmektedir. Dün buna ilişkin bir videoyu seyrettiğimde kendimi kaybettim desem yeridir. Çünkü o sırada kafamda ne varsa dağılmıştı. Yani demem o ki; bu tür gelişmeler zamanında bize "Ölü Deniz Parşömenleri"ndeki gibi bilimsel olarak açıklanmış olsaydı şimdi bu tür travmaları yaşamamış olurduk.

Ha bu arada, Hz. İsa'nın hayatının mevcut incillere göre Ölü Deniz Parşömenleri'nde farklı (tam tersi) bir şekilde anlatıldığını unutmayalım. Belki bu metinlerde de böyle bir şey olabilirdi, ama, verdiğin alıntıya göre, Puin'in söylediği gibi böyle bir şeyin olmadığını öğreniyoruz. Bu iyi bir gelişme ancak diğer yandan Puin'in Kur'anı kerim hakkındaki şu düşüncesi de insanı endişeye sevkediyor: "Sana metnine göre Kur'anı kerimi, tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu bile, İslamın kendisinden daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır."

Biz zannetmeyelim ki bu düşünce yalnızca Puin'e ait. Hayır, öyle değil: Youtube'da bu düşünceyi paylaşan birçok video var ve özellikle Taşkent'teki Kur'anı Kerim ile Sana Metni üzerinden bu düşünceyi geliştirme yolları aranıyor.

Özetle bu tür rahatsızlıkların önüne geçmenin yolu da açık olmasına rağmen bu hakkın kullanılmadığı görülüyor. O da İslam Birliği'nde yapılan açıklamaya ek olarak, "Ölü Deniz Parşömenleri"ndeki gibi bilimsel bir yayının piyasaya sürülmesidir. Gerçi bu yola işin ticaretini yapmak gibi bakılsa da, bu tür rahatsızlıkların önünün alınması için başkaca bir yol görünmüyor. Mümkünse bu konuda yayın sayısı artırılmalı ve geniş bir kitleye ulaştırılmalıdır.

Peki bu yapıldı mı? HAYIR.

Tabii ki biz bunları hangi ortamda konuşuyoruz ki karşılıklı olarak birbirimize güvenerek esas sonuca ulaşmaya çalışıyoruz? Lütfen youtube'a gir ve bunun cevabını bulmaya çalış. Çünkü bu olmazsa olmaz bir şey ve herşey bunun etrafında şekillenmektedir. Eğer youtube'da konuyla ilgili videolara bakarsan, hangi ortamda yaşadığımıza ilişkin (Türkçe kaynaklı) videolar da zaten beraberinde gelecektir.

Alchindus
29-01-2010, 14:45
Kuran bahsinde tetkik adresi youtube değildir ve muhterem idrak edemediğin husus üç dört asırdır sayısız orientalin bütün çabalarına rağmen kuran üzerinde küçücük bir kuşku izharını temellendirmek dahi mümkün olmamıştır!

Meseleye nufuz edemediğini görmekteyim amma kabahat sende değil akıl bulandırmak isteyenlerdedir! Misalen taşkent nüshası ve küçük farklar demektesin, bunu okuduğun veyahut videoları izlediğin yerde gerçeğe sadakatsiz olan yayın sahipleri bu farklardan muradın, islam yayıldıktan sonra arap olmayan ve islam ile müşerref olanların kuranı okumada zorlanmamaları içün kuran metnine harekelerin eklenmesi bahsi olduğunu zikretmiyorlar!

Kuranın muhafazası ve zamanımızda bu tip batıl taarruzlardan azade kalması bahsinde akıllardan ırak tutulmaması icab eden en muhim hususlardan birisi hıfz geleneği ve kuran hafızlarıdır!

Yani muhterem kuran sadece yazılı olarak değil ezber olarakda hıfz edilmiştir ve bazı orientalleri bu husus adeta çileden çıkarmaktadır!

Gerçeğe sadakat şart!

kral
02-02-2010, 13:40
matematiksel hata olarak gordugun ayetleri iyi oku.hz omere atfettigin avliye olayida dogru degildir..ayetlerde 2/3 2 ve uzeri kiz cocugunadir.ana ve babaya 1/6 belirtilen ayetteki cocuk tektir.yani mirasin yarisi.1/6+1/6+3/6+1/8= geri ye kalan mirasta babaya gidecektir..cocuk ve cocuklar kavranlarini iyi ayirt ediniz.ayrica islam miras hukuku ayri bir ilim dalidir..

Titan
03-02-2010, 00:19
Bu hesabı gidip işportacı esnafına sormak lazım, hani 3 simit'in 1 TL. ettiği oluyor ya, belki bu problemi de onlar çözer!

upuaut
03-02-2010, 07:00
Öncelikle uzun bir aradan sonra sorularınıza teker teker yanıt vereceğim. Burada neden uzun bir aradan sonra dediğimi mesajımın sonunda açıklayacağım.

1) Ben Kral'ın dediği gibi anılan ayetlerde matematiksel bir hatanın peşinde değilim. Tabii ki eğer matematiksel bir hata varsa, bu, ancak mirasın ayetlere göre bütün mümkün kombinasyonlarına ilişkin mantıksal bir tablo yapıldıktan sonra ortaya çıkar. Ki şimdiye kadar böyle bir iddiada bulunmuş değilim.

Demek ki Turan Dursun araştırmış ve matematiksel olarak hatalı bir kombinasyon bulmuş. Çünkü onun bulduğu örnekte oranların toplamı mirasın bütününü temsil eden 1'i aşmaktadır. Gerçi Avl yöntemiyle örnekteki oranlar değiştirilerek toplamı 1 yapılmaktadır, ama bu sefer de ayetlerdeki saf oranlar değişiyor.

İmdi, Kur'an- Kerim'de bununla ilgili ayetlere yani Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerine baktığımızda, sonradan konulan bu yönteme ilişkin hiçbir açıklamanın olmadığını görüyoruz. Ayrıca peygamber efendimiz de hiçbir açıklamada bulunmamış!

Bence bütün itirazların esas çıkış noktası, burasıdır. Ha burada zamanında çözümlenmemiş olan bu meseleye bazı yaklaşımlarla sonradan çözüm getirilmeye çalışılmıştır, denilse buna kimsenin itirazı olmaz.

2) Kral'ın "hz omere atfettigin avliye olayida dogru degildir" sözü doğru değildir. Bilindiği gibi Avl yöntemi Hz. Ömer zamanında ortaya konulmuştur. Aşağıda bir İslami siteden aldığım bu konuda kısa bir açıklama vardır.

Halife Ömer'in Hataya Karşı Avl Yöntemi (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm):

Bu hatayı düzeltmek için Ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem ALLAH’ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde İslam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır.

3) Kral'ın "islam miras hukuku ayri bir ilim dalidir" sözünün doğru olması gerekiyor. Buna ek olarak İslamın evrensel bir din olması gerekir. Ama matematik de bir ilimdir ve evrenseldir. Eğer öyle olmasaydı, matematik dünyanın her yerinde aynı olmaz, farklılıklar gösterirdi: Çin matematiği, Hint matematiği, Arap matematiği vb. Anladın sen onu...

4) Alchindus "Kuran bahsinde tetkik adresi youtube değildir ve muhterem idrak edemediğin husus üç dört asırdır sayısız orientalin bütün çabalarına rağmen kuran üzerinde küçücük bir kuşku izharını temellendirmek dahi mümkün olmamıştır!" sözüne karşılık yukarıdaki açıklamalarımın yeterli olduğunu düşünüyorum.

Ya da şöyle düşünelim: Birçok matematik tarihçisi Avrupa'daki matematiğin gelişmesini 1453'teki İstanbul'un Fethi'ne karşılık bir rövanş almak gibi görür. Onlara göre, Türk-İslam matematikçileri kendilerine gelene kadar matematiği buzdolabında saklamışlar ve Avrupalılar da 1453'ten sonra onu afiyetle yemişler.

Matematik Avrupa'ya ilk kez Leonardo Fibonacci'nin "Liber Abaci" kitabıyla 1202'de ayak basmıştır. Fibonacci bu kitapta Hint-Arap sayıları ile aritmetik işlemler yapmanın Roma rakamları ile hesap yapmaktan çok daha basit ve verimli olduğunu gösterdi. Leonardo bütün Akdeniz bölgesini gezdi ve dönemin önde gelen Arap matematikçiler ile çalışma olanağı buldu. Leonardo yaklaşık olarak 1200 yıllarında bu seyahatinden döndü. 1202 yılına gelindiğinde 32 yaşında, öğrendiklerini "Abaküs Kitabı" veya "Hesaplama Kitabı" anlamına gelen bu eserde topladı. Yayınladığı bu eserinde Hint-Arap Sayı Sistemi'ni Avrupa'ya duyurdu.

1202'den sonra Avrupa uzun bir kış dönemine giriyor. Herhalde onları kış uykusundan uyandıran şey, 1453'teki beklenmedik gelişme olsa gerek. Gerçekten yaklaşık 100 yıl sonra matematikte inanılmaz bir gelişme gösteriyorlar.

Geronimo Cardano 1545'te Avrupa'da Cebir alanında ilk ciddi ve bilimsel eser olan "Ars Magna (Great Art, Büyük Sanat)"yı yayımladı. Cardano bu eserinde 3. ve 4. dereceden denklemlerin çözümlerini örnekleriyle birlikte verdi.

Cardano bazı belli küplere uyguladığında garip şeylerin olduğunu fark etti. Örneğin x³=15x+4 denklemini çözerken -121'i içeren bir ifade buldu. Cardano negatif bir sayının kare kökünün alınamayacağını biliyordu. Ayrıca bu denklemin çözümlerinden birinin x=4 olduğunu biliyordu. Bu zorluğu düzeltmek için 4 Ağustos 1539'da Tartaglia'ya bir mektup yazdı. Tartaglia tam olarak anlayamadı. Ars Magna'da Cardano, benzer bir soruyu çözmek için karmaşık sayılarla ilgili bir hesaplama verdi. Fakat gereksiz olduğu kadar anlaşılması da zor olan hesabını kendi de tam olarak anlayamadı.

Tartaglia, Cardano'ya 3. dereceden denklemleri nasıl çözeceğini gösterdikten sonra Cardano kendi öğrencisi olan Lodovico Ferrari'yi 4. dereceden denklemleri çözmesi için cesaretlendirdi.

Ferrari, bu tür problemleri çözmede bulunan metotların belki de en şık olanıyla 4. dereceden denklem çözmeyi başardı. Cardano Ars Magna'da 4. dereceden denklemlerin 20 türünü bastı.

İşte bu önemli gelişmeden sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve binbir emekle toplayarak biraraya getirdikleri "Matematik Tarihi"ne baktıkları zaman bizim matematikte bir buzdolabı vazifesi gördüğümüzü anlıyorlar.

Peki bütün bunları niye anlattım? Alchindus'un dediği gibi, Avrupa'nın kaşifleri olarak görev yapan oryentallar, matematikteki gibi üç dört asırdır Kur'an-ı Kerim'i araştırmışlar ama bütün çabalarına rağmen anlayamamışlar. Üzerinde temellendirme dahi kuramamışlar. Yoksa, eğer bu inanılmaz çaba başarılı olsaydı, şimdi İslamın esaslarını, matematikteki gibi, biz onlardan öğreniyor olacaktık!

Bu durumda zorunlu olarak şu sorularla muhatap oluyoruz:

1- Peygamberimiz vahyi mi yanlış anladı?

2- Ortada vahiy diye bir şey yok ilham mıdır hepsi?

İlhamlar da hata içerir mi diyorsunuz?

3- Yoksa Kur'an toparlanırken mi hata yapılmıştır?

4- Ya da Kur'an tahrifata mı uğramıştır?

Halife Osman ayetlerle oynamış olabilir mi?

5- Yoksa ALLAH da hata yapabilir mi diyorsunuz?

6- ALLAH değil de peygamberimiz mi matematikten anlamıyordu?

7- Yoksa bu konudan uzak duralım, ele almayalım, Şeytani bir soru mu diyorsunuz? Şeytani bir soruya neden olan hatanın Kur'an'da ne işi var?

BİR GECEYARISI EKSPRESİ (MIDNIGHT EXPRESS)

Şimdi neden foruma uzun bir ara verdiğime gelince, aşağıdaki gelişme herşeyi belirledi diyebilirim. "Bazı endişeler var" adlı mesajımdaki şu satırlar bu gelişmenin adeta bir habercisiydi:

"Peki bu yapıldı mı? HAYIR.

Tabii ki biz bunları hangi ortamda konuşuyoruz ki karşılıklı olarak birbirimize güvenerek esas sonuca ulaşmaya çalışıyoruz? Lütfen youtube'a gir ve bunun cevabını bulmaya çalış. Çünkü bu olmazsa olmaz bir şey ve herşey bunun etrafında şekillenmektedir. Eğer youtube'da konuyla ilgili videolara bakarsan, hangi ortamda yaşadığımıza ilişkin (Türkçe kaynaklı) videolar da zaten beraberinde gelecektir."

Not: Bu mesajı aşağıdaki gelişmeden önce yazmıştım. Çünkü "Kaçak Kur'an kursu affedildi" adlı haber en erken 29 Ocak 2010 / 23:22 (http://www.haberaktuel.com/kacak-kuran-kursu-affedildi-haberi-251438.html)'de verilirken, yalnızca 18.5 saat önce, benim "Bazı endişeler var" adlı mesajım ise, siyah bandın sol köşesinde gördüğünüz gibi, 29-01-2010 04:47'de burada yayımlanmıştı!

Bu arada, takma adım olan "Upuaut"ın Eski Mısır dilinde "Yolları Açan" anlamına geldiğini biliyor muydunuz?

HİÇ KİMSE ŞİKAYETÇİ DEĞİL (http://www.haberaktuel.com/kacak-kuran-kursu-affedildi-haberi-251438.html)

Binanın çökmesi sonucu arkadaşları ölen, kendileri de yaralı kurtulan 7 kız çocuğunun tamamı savunmalarında, ''İngilizce kursu verilen yurdun çökmesiyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyoruz. Ne yurt yöneticilerinden ne de tesisatı döşeyen firmadan şikayetçi değiliz'' diye konuştu.

Oysa ölen çocuklar orada Kur'an Kursu nedeniyle bulunuyorlardı ve Ahiret'te burada verilen hükme göre Allah'ın hükmüne göre hesap sorulacaktır. Bu konuda peygamber efendimiz bizi şöyle uyarmaktadır:

"Allah Teala'nın yevm-i kıyamette en mebğuz mahluku yalancı ve kibirlilerdir ve bir de din kardeşlerine karşı içlerinde buğz saklayanlardır. Siz bunlara mülaki olursanız siz de onlar gibi davranın. Bunlar Allah ve Resulüne itaate çağrılsalar gayet ağır davranırlar şeytanın yoluna ve emrine çağrılsalar süratle icabet ederler.", Hz. Muhammed (http://www.tatliaskim.com/hz-muhammed-s-v/393808-peygamber-efendimizin-yalan-ile-ilgili-hadisleri.html).

kral
03-02-2010, 07:54
kuranda matematiksel hata yoktur.2 den fazla kiza 2/3,,ana babaya verilen miktardaki cocuk sayisi tek yani mirasin yarisi.bunu anlamak bu kadar zormu.dikkatli oku avliye diye bir sey yok..avliyeyi hangi kaynaklardan okudun.niye daha once avliye diye bir sey yoktuda bilmiyordukta hata oldugu ileri surulunce avliye ortaya cikti..miras hukukunda avliyeye zaten ihtiyac yoktur..

ulpian
03-02-2010, 08:16
kuranda matematiksel hata yoktur.2 den fazla kiza 2/3,,ana babaya verilen miktardaki cocuk sayisi tek yani mirasin yarisi.bunu anlamak bu kadar zormu.dikkatli oku avliye diye bir sey yok..avliyeyi hangi kaynaklardan okudun.niye daha once avliye diye bir sey yoktuda bilmiyordukta hata oldugu ileri surulunce avliye ortaya cikti..miras hukukunda avliyeye zaten ihtiyac yoktur..


Yahu kral... Ne olur, ahkam kestiğin konuları daha önce bir araştırsan?... Böyle savunulmaz ki din.

Ne demek ''avliye yoktur, yeni uydurulmuştur'' filan?

Defalarca söylendiği gibi avliye ilk olarak Halife Ömer tarafından uygulanmıştır ve odur budur da (yani 1400 yıldır!) sünni İslam hukukunun bir parçasıdır.

Herhangi bir İslam fıkhı eserinin miras hukuku (feraiz) ile ilgili bölümünü aç oku. Ne olursun, oku...

birkaç örnek:
el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz) S. 284-296

Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, 4. Cilt, 69. Bölüm: Feraiz.



Ama dediğim gibi bu kaynaklara bakman şart değil. Sünni İslam Miras Hukukunu işleyen HERHANGİ bir fıkıh kitabını aç, aynı şeyi göreceksin.

saygılarımla

kral
04-02-2010, 02:37
11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

İslam’ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yolu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslam aile hukukuna göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlendikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına ve gerekse eş ve çocuklarına bakacak, onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları temin edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkeklerin payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Kelale şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kısımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir. Öz kardeşlerin durumu surenin sonunda açıklanacaktır.

176. Senden fetva isterler. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.

Surenin başlarında 12. ayette geçen kardeşler ana bir kardeşler idi. Buradaki kardeşler ise ana-baba bir ve baba bir kardeşlerdir.




bu ayetleri buraya yazdim ilizyon nerde yapilmis onuda buldum..ecliye olayina sebep olan olayida buldum..tefsirleri hadis kitaplarindaki miras hukukunu arstirdim evliye diye bir olay hic gecmiyor..

ilizyon surda olan bir kadin denmis ana,koca,iki tane oz kiz kardes ama mirasi paylastirirken 176.suredeki 2/3 teki kisinin erkek oldugu anlasilamamis.cunki isin icinde ilizyon var.

islam miras hukukunda evliye diye bir olay yok..saglam kaynaklardan bunu gosteremessiniz..hz.omer meseleside tamamen uydurulmus bir meseledir..cocuk ve cocuklar ayrimine dikkat edilmelidir..

ulpian
04-02-2010, 03:22
islam miras hukukunda evliye diye bir olay yok..saglam kaynaklardan bunu gosteremessiniz..

evliye diye birşey değil de avliye diye birşey var İslam Miras Hukukunda sayın kral... :)


Feteva-i Hindiyye, Akçağ Yayınları, Miras Bölümü, Başık ''13-Avliyye'.
Farîza-i Aile (= Avliyye): Bu da, ashab-ı ferâizin hisselerinin, mes'elenin nıuhrecinden büyük (çok) olmasıdır.

Yani» vârislerin sehimleri toplanınca, bu, kendileri için yapılan meselenin mahrecinden fazla olur ve mahreç bunları tam olarak içine alamaz.

Meselâ: bir mîras meselesinin mahreci 6 olduğu hâlde, sehimlerinin toplamı 8'e ulaşabilir.

Bu durumda, bu mîras mes'elesinin mahrecini, o sehimlerin toplamı teşkil eder. Yani, vâhid-i kıyâsî (= birim) kabul edilen terike, bu ikinci mahrece eşit kısımlara ayrılır ve vârislerin sehimleri bundan verilir. Böylece, her vârisin sehmi aynı nisbet dâhilinde azalmış ve aralarındaki adalet korunmuş olur.

Meselâ: Ölen bir şahsın, geride mirasçı olarak karısı, iki tane ana-baba bir kız kardeşi ve anası kalırsa veya ölen kimsenin kocası, ana-baba bir kız kardeşi ve anası kalırsa; bu durumlarda, sahâbîle-rin ekserisine göre avliye olur.

Hz. Ömer (R.A.), Hz. Osman (R.A.), Hz. Ali (R.A.) ve Hz. Ibn-i Mes'ûd (R.A.)'un görüşleri de budur.

Bu, fukahânın yoludur. Mebsût'ta da böyledir.

Avl diye, farz olan sehimlerin üzerine ziyâde olan sayıya derler, mes'eie, farz olan sehimler karşısında yükselir ve sehimlere, — herkesin hissesi nisbetinde— noksanlık gelir.

Bu, bazı vârislerin ba'zılarma tercih edilmediği zamanda böyle olur. Borçlar ve terekeye izafe edilen vasiyetler gibi... bu durumda, herkesin nasipleri kadar taksim edilir ve hepsinin nasibinde de azalma olur.

el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı

Avl; farz sahiplerine verilen hisselerin toplamının mes'eleyi teşkil eden sayıdan fazla olmasıdır ki, farz sahiplerinin hisselerine göre haklarında bir noksanlaşma olur: Zira vasiyyet ve borçlarda olduğu gibi, farz sahiplerinin bazısını bazısına tercih etme imkânı bulunmamaktadır. Tereke hepsinin hisselerini karşılamaya yetmediği takdirde, hakları nisbtinde onlara taksim edilir ve aynı nisbette hepsinin haklarında bir eksilme meydana gelir. Allah (cc) bu hisseleri bir malda topladığına ve bu mal da o hisselerin tamamına yetmediğine göre, cem'in mutlaklığı ile amel ederek bu noksanlığın bütün hisselere yansıtılmasının kastedildiğini anlamış olduk.

(...)
Ölen kimse geride koca, ana ve ana baba bir olan bir kız kardeş bırakırsa; bu mes'ele altı üzerine kurulur ama sekize avleder: Kocaya üç, anaya iki, kız kardeşe ise üç hisse verilir. İslâm tarihinde avleden ilk mes'ele budur. Böyle bir mes'ele Hz. Ömer (ra) in hilafeti zamanında ortaya çıkmış, o da bunun halli için sahabeyle istişare etmiş, İbn Abbâs (ra) da ona bu mes'eledeki hissedarların hisseleri miktarınca onlara taksimat yapmasını teklif etmiş ve böylece mes'ele altıdan sekize çıkmıştı.

Alchindus
04-02-2010, 20:34
Demek ki Turan Dursun araştırmış ve matematiksel olarak hatalı bir kombinasyon bulmuş.


Muhterem sana daha evvelde söyledik, bu batıl iddia ile turan dursunun bir münasebeti yoktur!

Bu batıl iddia evvela jochen katzın internette tefrika ettiği bir husustur ve oda sanmaktayımki bir tetkik veyahut söylediğin gibi bir kombinasyon tasavvur edip bu işi yapmamıştır!

İslam ve fıkıh tarihini anlatır eserlerde halife ömer devrinde cereyan etmiş burada da zikredilen miras taksimi anlatılmaktadır!

Bunlarda bu kitaplardaki bu bilgiden hareket ile "bu bir hata" demekteler! Zati bu zat hıristiyanlığı islama karşı müdaafaa eden ve müslümanların hıristiyanlık bahsindeki suallerine cevap verme iddiasında olan bir sitede mesai sahibi misyonerdir!

Bu batıl iddia ile turan dursunun münasebeti bahsinde aksini iddia eden var ise, turan dursunun hangi yazısı veyahut kitabında bu misali getirdiğini zikretmelidir!


İmdi, Kur'an- Kerim'de bununla ilgili ayetlere yani Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerine baktığımızda, sonradan konulan bu yönteme ilişkin hiçbir açıklamanın olmadığını görüyoruz. Ayrıca peygamber efendimiz de hiçbir açıklamada bulunmamış!


Dediğin olsa içtihada gerek kalmaz idi!

Yani halife ömer ve Hz. Muhammedin diğer arkadaşları böyle bir varis tablosunda varislerin paylarının ne olacağı hususunda kuran ve sünnette kesinleşmiş paylar olmadığını düşündüklerinden içtihadda bulunmuşlardır!

Mesele içün nass olsa yani kuranda veyahut sünnette bu hal içün neyin tatbik edileceği zikredilmiş olsa içtihada gerek kalmaz!

Benim burada yakın zamanda zikrettiğim abdülaziz bayındır hocanın tefsirini nazara alır isende o cihetten ona göre zati nassda tatbik edilmesi icab eden paylaşma şekli zahirdir, bunun farkedilmemiş olması bir eksikliktir!


Aşağıda bir İslami siteden aldığım bu konuda kısa bir açıklama vardır.

Halife Ömer'in Hataya Karşı Avl Yöntemi (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm):


Bu ifade islami site diye tesmiye ettiğin kevseret.comun değil buranın ifadesidir ve kevseret.com burada zikrolunan suale cevap sadedinde suali iktibas etmiştir!

http://www.turandursun.com/biliyormuydunuz/p2007_articleid/2

Eksik noksan şeyler yazmamaya gayret etmelisin!


Peki bütün bunları niye anlattım? Alchindus'un dediği gibi, Avrupa'nın kaşifleri olarak görev yapan oryentallar, matematikteki gibi üç dört asırdır Kur'an-ı Kerim'i araştırmışlar ama bütün çabalarına rağmen anlayamamışlar. Üzerinde temellendirme dahi kuramamışlar. Yoksa, eğer bu inanılmaz çaba başarılı olsaydı, şimdi İslamın esaslarını, matematikteki gibi, biz onlardan öğreniyor olacaktık!


Evvela zikredeyimki son vakitlerde bir başlıkta başlık mevzusu ile münasebetsiz yazma hususunda senin bir muadilini görmedim doğrusu :)

Kuranın zamanımıza sıhhatle gelmesinin tetkik adresi youtube değildir sözüne cevap sadedinde matematik tarihine girmenin hikmeti içün zikrettiğin rabıta batıldır ve sadre şifa değildir!

Bir başka husus ben orientaller kuranı tetkik ettiler amma anlayamadılar demiyorum, bunca zamandır bütün tetkiklere rağmen orientaller kuranın zamanımıza kadar sıhhatle geldiği hakikatini çürütebilecek bir şey ortaya koyamamış, böyle batıl bir iddiayı temellendirememiştir diyorum!

Yine bir başka husus zikretmeliyimki sen bir müslüman isen, islamın esaslarını öğrenmek içün orientallere muhtaciyet izhar etmen bir müslüman olarak beni üzmüştür!

İslam ümmeti ne dün ne bugün dinini öğrenmek içün gayz ile dolu orientallere muhtaç olmamıştır muhtaç da değildir ve zati orientaller eliyle islamın sıhhatle öğrenilmesi mümkünde değildir!

Bu forumu gezer isen bu sözün nasıl bir hakikat olduğunu görebilirsin!

Matematiğe ve diğer ilimlere vakti zamanında müslümanların pek azim katkıları olmuştur ve garplı müslümanlardan bu manada istifade etmiştir!

İlmi sayi terk eden müslümanlar bu sebep ile muallimlikten talebeliğe gerilemiştir!

Bu derdin çaresi orientallere yapışmak değil ilmi sayde azimdir sebattır!

Dinini kamilen öğrenmek bahside aynı şekilde ilmi azim ve say meselesidir, müslümanların sadre şifa kaynakları mevcuttur ve iman ettikleri kitap sıhhat ile ellerindedir!

İmdi sözlerimi nihayetlendirir iken bakıyorum senin yazdıklarına sonra birde benim bunlara cevaplarıma ve "bu başlık ile ne gibi bir münasebeti var bu mevzuların" diyerek tezekkür ediyorum!

Zikrettiğim gibi son vakitlerde bir başlıkta başlık mevzusu ile münasebetsiz yazma hususunda senin bir muadilini daha görmedim!

Gerçeğe sadakat şart!

EZ_TuDu
08-02-2010, 22:36
Bu konu nasıl olduysa silinmiş.. Bence önemli bir konu olduğu için ve henüz tatmin edici bir cevap alınamadığı için tekrar açmayı uygun buldum...

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:

Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.

Bu durumda, matematik yapalim:

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)

www.islamiyetgercekleri.org sitesinden alıntıdır.

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.


Bu hatayı düzeltmek için ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem allahın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

http://img268.imageshack.us/img268/9980/adsz26mx.jpg

Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar:
üç kızın toplam payı= 48/81
annenin payı= 12/81
babanın payı= 12/81
zevcenin payı= 9/81
olacak şekilde değiştirilmiş olur.

Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım....

http://img327.imageshack.us/img327/3835/adsz8bo.jpg

Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir:
üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ........... oysa allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti
babanın payı= 1/6,75 ....................... oysa allah 1/6 demişti
annenin payı= 1/6,75 ....................... allah 1/6 demişti
zevcenin payı= 1/9 ........................... allah 1/8 demişti

Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır.

Böyle basit bir dört işlem hatasını gözden kaçırmak, allah gibi kusursuz bir varlığın işi olmasa gerek. Belli ki bu ayetleri muhammed kafadan uydurmuştur... Arkadaşım esc. bu konunun daha önce işlendiğini bende iyi hatırlıyorum.. ama yinede silindiği için hatırlatma bulunmuş olman gerçekten yararlı olacaktır.. konuyu bilmeyen arkadaşların ilgisini çekeceğine emenim.. emeğine sağlık...

mAReDux
09-02-2010, 04:06
Sırf şuna cevap vermek için üye oldum.

Öncelikle şunu söyleyeyim, bir kafirin sorup da bir mümin'in kendi adına cevaplayamayacağı hiçbir soru yoktur. Bakın, din varlığını bilmek için değil inanmak için vardır. Yani "Şunun bunun cevabı yok, o yüzden Allah yoktur" diye bi olay yoktur, eğer bi yerden sonrasını inancınızla tamamlayamıyorsanız zaten siz inanmış, bir diğer deyişle islamı kabullenmiş olmassınız. Din kanıt ve mutlak doğrularla gelseydi o zaman herkes inanırdı ve fani hayat Kur-an'da belirtilen amaca hizmet edemezdi, dolayısıyla Kur-an'la esas çelişen size A'dan Z'ye herşeyin mükemmel gelmesidir zira o halde olan herkes zaten Allah'a ibadet ederdi.

Bunun üzerine bazılarınızın "veee vüüü böööö" seslerini duyar gibiyim, lakin farkına varmadığınız kimsenin sizi Allah'a inandırmaya çalışmadığı. Yani benim için İslam bişeyleri gördükten sonra inanmaktır, zaten dinin istediği budur. Eğer ki bu sizler için yeterli değilse bunu müminlerin sorun edineceğini sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz, çünkü dinimize göre sizin inanmamanızın cezasını inananlar çekmeyecek, ne yazık ki aksi bir bakış açınız var. Sanki inanmayarak, veya inanmamanıza sebepler bularak İslam alemine zarar verdiğinizi zannediyorsunuz, halbuki kendinizi hiçbir kazancınız olmayacağı bir yola iterken inananlardan toz tanesi alıp götüremiyorsunuz.

Unutmayınız ki ! Bulunduğunuz yolun sonunda, haklı olmanız halinde zerre kadar çıkarınız olmayacak, hatta kendinizi fani bir dünyaya inandırarak strese sokacaksınız, haksız olmanız halinde sonsuz bir azaba mağdur kalacaksınız. Yani anlayacağınız, siz her koşul ve her ihtimalde bu işten zararlı çıkacaksınız, ne olursa olsun. En azından bizler, Rabbin varlığına inanmanın huzuru altında, ölüm başta hayatın bize sunacağı her kötülüğe anlam veriyor ve kısacık bir yaşamın sonunda sonsuz bir mutluluğa inanıyoruz. Haksız olmamız halinde yaşadığımız huzurla kalacağız, haklı olmamız halinde ise ebedi ödüllerle yaşayacağız.

Gelelim bahsettiğiniz ayete :

Öncelikle söylediğiniz doğru, fazla çıkıyor ayetteki hesaplara göre. Yalnız bu sebepsiz nefretiniz sizi o kadar kör etmiş ki matematiğin hiçbir hesabının miras konusunda hatasız olmayacağını göremiyorsunuz. Yani olabilecek her matematik hesabı bir hataya uğrar. Burada hatasız bir hesap varolmadığını görmezden gelerek, olmayan birşeyi yazmadığı için Kur-an'ı yalanlıyorsunuz, yazık size.

Herşeyin sonunda ben hesaplamadım, denemedim ama adım kadar eminim ki bundan daha iyi oranlar yazılamazdı. Eğer at gözlüklerinizi biraz araladıysanız bunu bir araştırın, belki de bu denli karışık bir durumu anlatan bir ayette daha doğru bir hesabın yapılamayacağını görmeniz durumunda İslam'ı kötülemeye değil, ona farklı bir gözle bakmayı ve olumsuz eleştirmek için değil, inancınızı bulmak için okumayı öğrenebilirsiniz. Herşeyin başında medeni kanuna bir bakınız, 3 çocuğu varsa bir adamın, çocuklar arasında paylaştırılamıyor miras çünkü 100 ; 3'e bölünmüyor. Bu kadar basit bir durumda dahi matematik yeterli olmazken Kur-an'da ne görmeyi bekliyordunuz bunu kendinize bir sorunuz. Yani bahsi geçen 35-40 tane belki de durum var ayette, 10 lirayı 3 çocuğa paylaştırmaktan aciz matematikle ne görmeyi umuyordunuz Kur-an'da, ne gibi bir hesap bekliyordunuz ki kusursuz olacaktı ? Kaldı ki bu insanoğlunu sonsuz çıkmaza sokan bir durum değil, paydayı paya eşitleyerek çok basit bir şekilde olay hallediliyor. Bu 7. yüzyılda çözülmüşken merak ederim 21. yüzyıl insanı neden buna kaos yaratıyormuş gibi yaklaşıyor. Yani takıldık kaldık, "ne yapacağız şimdi Allah'ım yardım et, yürüyün dükkanları yağmalayıp ülkeyi ateşe verelim"'lik bişey değil ki bu.

Lafımı sonlandırıyorum. Bakınız ben İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunu Bilkent Üniversitesi öğrencisiyim, benim bütün yaşamım ilimle geçti. Atatürk'ün izinden sapmayan bir Türk milliyetçisiyim. Dini manipüle edenlerden nefret ederim, dini kullanan siyasi görüşlere sonuna kadar karşı laik bir Türk genciyim. Hayatımda ne şeriat gördüm, ne bu tür insanlarla arkadaşlık yaptım. Bundan 7 sene önce fanatizm derecesinde bir ateisttim ve beni bu noktaya sürükleyen sadece tarafsız bir şekilde okumak, yorumlamak oldu.

Sizlerden tek bir ricam var, farkındayım ki dünya üzerinde bazı insanları dinden soğutan görüş ve insanlar var. Bazınızın bulunduğu ruh halini gayet iyi biliyorum ancak önemli olan buna izin verilmemesidir. Din onların değildir ki sizi soğutabilsinler, gözlerinizi kör bir nefretle doldurabilsinler. Unutmayın sizlerin günahlarınızdan onlar sorumlu olmayacaklardır.

Son bir hikayeyle lafımı sonlandıracağım.

Hz. Musa ile firavun bir gün yanyana gelirler. Firavun der ki : "Eğer sen Allah'ın elçisisen şu nil nehrini tersten akıt". Hz Musa cevap verir : "Bu mümkün değildir" der. Firavun "Ben istesem akıtırım" diye cevap verir. Hz. Musa güler geçer.

Hz. Musa evine gider, gece uyur ve sabah kalktığında nil nehrinin tersten aktığını görür ve Allah'a sorar : "Allah'ım bu nasıl olabilir ?". Allahü teala cevap verir : "Sen bütün gece uyurken o bana dua etti. Ben sadece senin değil, onun da Allah'ıyım."

O yüzden unutmayınız, o sadece başkalarının değil, onların olduğu kadar sizin de Allah'ınız.

Kalın sağlıcakla siteyi tekrar ziyaret etmiycem.

İvan Karamazov
09-02-2010, 09:40
Unutmayınız ki ! Bulunduğunuz yolun sonunda, haklı olmanız halinde zerre kadar çıkarınız olmayacak, hatta kendinizi fani bir dünyaya inandırarak strese sokacaksınız, haksız olmanız halinde sonsuz bir azaba mağdur kalacaksınız.

hay şu müslüman tripleri... peki ya ikimiz de yanılıyorsak: ya thor varsa, ya manitu varsa, ya uçan spagetti canavarı varsa, ya kirişna varsa... eyvah eyvah... ne yapacağız o zaman? hadi gel anu'ya inanalım; ya varsa?

mAReDux
09-02-2010, 16:31
hay şu müslüman tripleri... peki ya ikimiz de yanılıyorsak: ya thor varsa, ya manitu varsa, ya uçan spagetti canavarı varsa, ya kirişna varsa... eyvah eyvah... ne yapacağız o zaman? hadi gel anu'ya inanalım; ya varsa?

Bu da klasik mantıksız ateist tripleridir. Biraz düşünülmez söylenmeden önce. "Uçan spagetti canavarı varsa." İslam nedir ? Bir dindir, yaratılıştan tutun insanın neden nasıl yaratıldığını, neler yapması gerektiğini, ne yaparsa ne olacağını baştan sona açıklamışdır ve İslam zaten vardır, eğer yalansa dahi bunu ben üretmemişimdir. Öte yandan saydıkların sadece insanın ortaya attığı isimlerdir, hiçbişey açıklamazlar sadece isimleri, en iyi ihtimalle ufak çaplı hikayeleri vardır. Varlıkları hiçbir noktada mantıkla uyuşmaz çünkü onların hiçbiri "Neden ve Nasıl" sorularına cevap verememiştir, yani onlara inanmak için bir sebep yoktur. İslamiyete inanmayanlar ise ya bilgi eksikliğinden ya da inanmak istememektendir. Ateistlerin büyük kısmının fanatizmi ise inanmak istememeye kanıttır. Yani inanmamakla inanmadığın şeyi her fırsatta karalamaya çalışmak arasında fark vardır. İnsanın var olmadığını düşündüğü şeye hakaret etmesi cesareti ve zekayı değil tamı tamına fanatizmi gösterir.


Ayrıca verdiğin cevabı aynen Richard Dawkins'den almışsın. O da aynı soruya aynı cevabı vermişti, hani orjinal sendenmiş gibi davranmaya çalışmışsın da kopya bi cevap aslında. O niye o cevabı verdi ? Asıl cevaptan kaçmak için. Soruya soruyla cevap vermek kaçak güreşmektir, ilk sorunun cevabından kaçmaktır. Ufak bir örnek veriyim daha iyi açıklansın :

-Bunu neden çaldın ?
+Sen zamanında neden çaldın ?

Şeklinde bir konuşmada ilk soru kendisine sorulan insan aslında kendi sorumluluğundaki olaydan kaçmaktadır çünkü kendi sorduğu sorunun cevabı ona sorulan sorunun cevabının haklı çıkarılmasına yardımcı olmaz. Birebir uyuşmamakla beraber olayın mantığının bir noktasını açıklar.

İvan Karamazov
09-02-2010, 16:50
Bu da klasik mantıksız ateist tripleridir.

kendimi ateist olarak etiketlemiyorum ne yazık ki...

Öte yandan saydıkların sadece insanın ortaya attığı isimlerdir, hiçbişey açıklamazlar sadece isimleri, en iyi ihtimalle ufak çaplı hikayeleri vardır.
şu ufak çaplı hikaye dışında islamiyetin de onlardan geri kalan yanı yoktur.

Varlıkları hiçbir noktada mantıkla uyuşmaz çünkü onların hiçbiri "Neden ve Nasıl" sorularına cevap verememiştir, yani onlara inanmak için bir sebep yoktur.
İnsanın var olmadığını düşündüğü şeye hakaret etmesi cesareti ve zekayı değil tamı tamına fanatizmi gösterir.

bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... bugün kirişnaya inanan bir sürü hindu yaşıyor dünyada ne hakla mantıkla uyuşmadığını iddia edip de o adamlara hakaret ediyorsun? bir örnek teşkil etsen keşke...

İslamiyete inanmayanlar ise ya bilgi eksikliğinden ya da inanmak istememektendir. Ateistlerin büyük kısmının fanatizmi ise inanmak istememeye kanıttır. Yani inanmamakla inanmadığın şeyi her fırsatta karalamaya çalışmak arasında fark vardır.

sadece ateistler değil; hristiyanlar da yahudiler de islamiyete inanmamaktadır. bu dinler müslümanlığa göre değişmiş olduğundan dünyada milyarlarca kafir vardır. zaten herkes yanılıyor bir müslümanlar haklı! niyeyse bir hindu da bir budist de bir hristiyan da vs. vs. aynı şeyi düşünüyor: onlar bilgisiz ya da inkarcı!

Ayrıca verdiğin cevabı aynen Richard Dawkins'den almışsın.

yok gerek yok R.D. yazmama... bu sitedeki dinlerden özgür herkes biliyordur zaten o videoyu ;)

mAReDux
09-02-2010, 17:22
İvan Karamazov, öncelikle mantıkla değil cümlelerle tartışabilmek için yazıyı parçalara bölmeni eğlendirici bulduğumu belirteyim.

Şu ufak hikaye dediğin koskoca bir kitap ve milyarlarca varis.

Krishna'nın "neden ve nasıl" sorusuna cevap vermez dediğime karşı çıkmışsın. Krishna'nın köyün kızlarını baştan çıkarma ve onlarla birlikte olma hikayesi olan bir tanrı olduğunu bilmiyor musun, bilmezden mi geliyorsun ? Krishna'ya "of ne kız götürüyodur bu" diye mi inanıcam ? Bu mu mantıksız dememe kızma sebebin ?

Evet diğer din mensupları da o mesajda belirttiğim "bilgi eksikliği" kısmına giriyorlar. Çok basit bişey söyliyim, hristiyanların en az %95'i bizim aslında aynı tanrıya inandığımız farkında bile değil. Bunu geçen ingilizce bir forumda söyledim, adamlar şok oldu. Hrıstiyan tanrısıyla Allah'ı farklı iki tanrı olarak biliyorlarmış.

Adamların kitaplarının 500 farklı versiyonu var bunu kendileri de bilip kabul ediyor, her papaz başka yorumluyor dini hepsinin günahları sevapları farklı. Yahudiler yahudiliğin ancak doğumda veraset yoluyla geçeceğine inanıyorlar. Kafana göre yahudi olamıyorsun, gidip bir hahamı uzun uğraşlar sonunda ikna etmen gerekiyor, yani tanrıya inanmanın iznini kuldan alman gerekiyor, bu vakit bile çocuğusu senin yahudiliğini kabul etmiyor. Ayrıca bana afra tafra yapıyosun da gayet iyi biliyorum ki sana da bir din varsa hangisidir diye sorulsa islamiyet dersin. Ben hepsini okudum, budizmi filan islamiyetle karşılaştırmak çok saçma.

lhteam
10-02-2010, 00:39
Arkadaşlar miras konusunda bu forumda başlıklar gördüm.Ben müslümanım kuranın her harfine inanırım ama yinede hazıra konmam.Elimden geldiği kadar araştırırım.Ama bu başlıklardaki açıklamaları okuyunca benimde içime şüphe düşmedi deil.Belki bu başlıkları açanların amacı buydu şüphe düşürmek.Ama insanların içini bilmediğim için yinede yorum yapmak istemiyorum.Bu konuyu araştırdım günlerdir ve yine benim gibi biraz şüphede olan bir arkadaşın sitesinde bu konuya yazdığı bir makaleyi gördüm ve şüphem kalmadı.Bu makaleyi sizinle paylaşmak istiyorum.Ama yinede aramızda art niyetli arkadaşların bulunduğunu biliyorum.

***********************************************
"
İslam’ın mirasla ilgili hükümlerini düzenleyen ayetler temel olarak Nisa suresi 11 ve 12. ayetlerdir. Bu ayetlerde mirasçıların hakları belli oranlar verilmek suretiyle düzenlenir. Aşağıda bu ayetleri veriyorum:
Nisa / 11-12 (Y. Nuri Öztürk)
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

Devamı için tıkla! (http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm)

upuaut
13-02-2010, 13:01
Sırf şuna cevap vermek için üye oldum.

Öncelikle söylediğiniz doğru, fazla çıkıyor ayetteki hesaplara göre. Yalnız bu sebepsiz nefretiniz sizi o kadar kör etmiş ki matematiğin hiçbir hesabının miras konusunda hatasız olmayacağını göremiyorsunuz. Yani olabilecek her matematik hesabı bir hataya uğrar. Burada hatasız bir hesap varolmadığını görmezden gelerek, olmayan birşeyi yazmadığı için Kur-an'ı yalanlıyorsunuz, yazık size.

Herşeyin sonunda ben hesaplamadım, denemedim ama adım kadar eminim ki bundan daha iyi oranlar yazılamazdı. Eğer at gözlüklerinizi biraz araladıysanız bunu bir araştırın, belki de bu denli karışık bir durumu anlatan bir ayette daha doğru bir hesabın yapılamayacağını görmeniz durumunda İslam'ı kötülemeye değil, ona farklı bir gözle bakmayı ve olumsuz eleştirmek için değil, inancınızı bulmak için okumayı öğrenebilirsiniz. Herşeyin başında medeni kanuna bir bakınız, 3 çocuğu varsa bir adamın, çocuklar arasında paylaştırılamıyor miras çünkü 100 ; 3'e bölünmüyor. Bu kadar basit bir durumda dahi matematik yeterli olmazken Kur-an'da ne görmeyi bekliyordunuz bunu kendinize bir sorunuz. Yani bahsi geçen 35-40 tane belki de durum var ayette, 10 lirayı 3 çocuğa paylaştırmaktan aciz matematikle ne görmeyi umuyordunuz Kur-an'da, ne gibi bir hesap bekliyordunuz ki kusursuz olacaktı ? Kaldı ki bu insanoğlunu sonsuz çıkmaza sokan bir durum değil, paydayı paya eşitleyerek çok basit bir şekilde olay hallediliyor. Bu 7. yüzyılda çözülmüşken merak ederim 21. yüzyıl insanı neden buna kaos yaratıyormuş gibi yaklaşıyor. Yani takıldık kaldık, "ne yapacağız şimdi Allah'ım yardım et, yürüyün dükkanları yağmalayıp ülkeyi ateşe verelim"'lik bişey değil ki bu.

Kalın sağlıcakla siteyi tekrar ziyaret etmiycem.

Katkıları nedeniyle bu arkadaşa teşekkür ederiz. Çünkü tartışmaya renk getirdiği açık.

Şimdi, gelelim arkadaşımızın bir açıklamasına...

Diyor ki; "10 lirayı 3 çocuğa paylaştırmaktan aciz matematikle ne görmeyi umuyordunuz Kur-an'da, ne gibi bir hesap bekliyordunuz ki kusursuz olacaktı?"

Bir kere matematik yaptığınız işlemlerinizin sonucunu, eğer doğru yaptıysanız, doğru olarak verir ama, siz örneğin bu örnekteki 10/3=3.333... lirasını tam olarak alamıyorsunuz, matematik yapsın!

Peki bu tartışmanın açıldığı ilk mesaja dönecek olursak; exclusive tarafından yazılan "Allah'ın Matematik Hatası..." mesajındaki (ki bu mesaj, EZ_TuDu tarafından "Hatırlatma İçin Teşekkürler" adıyla 108. mesajda tekrar hatırlatılmıştı) 48/81, 12/81 ve 9/81 oranlarını nereye koyacaksınız? Çünkü bu oranları en sade şekilde yazacak olursak, 16/27, 4/27 ve 1/9 kesirleri de aynı türdendir. Yani siz eğer 10 lirayı 3 kişiye paylaştıramıyorsanız, Turan Dursun'un uyarısını dikkate alarak Johen Katz'ın keşfettiği örnekteki 16/27, 4/27 ve 1/9 oranlarını dağıtamazsanız.

O zaman bu problemin çözümünde nasıl ki Avl yöntemiyle 48/81, 12/81 ve 9/81 yaklaşık oranları bulunmuşsa, yani İslam Hukuku'na göre Johen Katz'ın keşfettiği örnekteki oranlar bunlar olmak üzere, 10 lira 3 kişiye matematiğe göre 10/3=3.333... şeklinde paylaştırılması gerekirken günümüzdeki madeni paralara göre 3.33 TL (yazıyla, 3 lira 33 kuruş) şeklinde paylaştırılması gerekiyor. Buna göre geriye 1 kuruş kalır ki zaten bunu da kimse almayacaktır. İnanmazsan sokaklara bak. Yerlerde bir sürü 5 ve 10 kuruş var ama kimse bırak almayı, dönüp bakmıyor bile! Şimdilik 1 kuruşu gören olmadı. Gören olursa tüm ajanslara haber verilecek!

Sonuçta buradan 2 sonuç çıkar:

1) Matematik bizi istediğimiz (kafamızdaki sonuca göre) değil gitmemiz gereken istasyona (hangi işlem yapılmışsa onun doğru sonucuna) götüren bir araçtır. Ama ne araç! Alman matematikçisi Carl Friedrich Gauss, matematiği "Bilimlerin Kraliçesi" olarak tanımlar.

2) Sokaklardaki 5 ve 10 kuruşun durumuna baklırsa, bu madeni paralar tedavülde (geçerli) olmasına rağmen tedavülden kalkmış gibi görünüyor. Bu da şimdi ekonomisi tamamen AB'nin denetimi altına giren Yunanistan (http://www.milliyet.com.tr/-egemenligimizi-teslim-ettik-/ekonomi/haberdetay/13.02.2010/1198453/default.htm?ver=14) gibi ekonomimizin çöktüğünü gösteren bir alameti farikadır.

"Hiç ibret alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi?", Mehmet Akif Ersoy

Anlat bakalım Yorgo Kırbaki, Yunanistan AB'ye nasıl kandırılarak girmişti? (http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/82833.asp)

http://www.turksolu.org/120/foto/ecevit_clinton.jpg
Türkiye'nin Karizması'nın Çizildiği An: Şahin Ecevit, Clinton’un karşısında el pençe divan duruyor, Türkiye'nin itibarı gidiyor!

Ecevit dememiş miydi; "Onlar ortak, biz pazar (http://www.yonradyo.com.tr/yazarlar.php?yaziID=86)".

Kırbaki makalesinde "Yunanistan AB denen zenginler klübüne giren ilk fakir üye oldu. Bu arada, NATO’nun askeri kanadına da geri döndü" demişti ama yanılıyor. Çünkü şimdi ahrete göçmüş araştırmacı-gazeteci Ufuk Güldemir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ufuk_G%C3%BCldemir)'in "Kanat Operasyonu, Ufuk Güldemir, Tekin Yayınevi (http://www.netkitap.com/kitap-kanat-operasyonu-ufuk-guldemir-tekin-yayinevi.htm)" kitabında çok farklı şeyler anlatılıyor.

Belki herkes tarafından sorulan "müdahalenin hemen sonrasında Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi konusunda Türkiye niçin veto kozunu kullanmamıştı?" sorusuna olumlu bir cevap verilseydi, Yunanistan bugünkü ekonomik bunalımı yaşamıyor olacaktı. Gerçekten çok yazık.

müslüm
13-03-2010, 00:35
ben sırf bu bılgı sahıbı olmadan fıkır sahıbı olan kışılerın ınsanların kafasını karıştırmak için yazdığı saptamalara cevap vermek için üye oldum.
Allahu teala herşeyı yaratandıronun ilminden en ufak şüphe edenden Allah şahidimdir ki ben de o kişinin akıl melekelerinden şüphe ederım..
Hesap olayına gelınce zaten yanlış hesap yapıldığı barız. eğer buyuruyor ayette; Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer).hesaba ise hem çocuğu olduğunda alacağı hisse hem de çocuğu olmadığında kadına düşen hisse dahil edilmiştir.yapılan yanlışlık mümeyyizdir.dolayısıyla sonuç da yanlış çıkmaktadır..lütfen bu tür hurafelerle insanları aldatmayın..

milomanara
24-03-2010, 00:10
Fasıl: NAMAZ BÖLÜMÜ
Konu: Cenaze Namazı
Kaynak: Buhari, Cenaiz 69; Müslim, Cenaiz 57, (946); Ebu Davud, Cenaiz 45, (3168); Nesai, Cenaiz 54, 59, (4, 54-55, 76, 77); Tirmizi, Cenaiz 49, (1040); İbnu Mace, Cenaiz 34, (1539)
Ravi (r.a.): Ebu Hüreyre
Hadis: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim üzerine namaz kılıncaya kadar cenazede hazır bulunursa kendisi için bir kırat sevab vardır. Kim de cenaze gömülünceye kadar hazır bulunursa iki kıratlık sevab vardır. Bir kıratın miktarı Uhud dağı kadardır."
Kayıt No.: 3057
----------------------------
Uhud dağı kadar sevap!

TDK:sevap (I) -bı
isim (seva:bı) Arapça

1 . Hayırlı bir davranış karşısında Tanrı tarafından verileceğine inanılan ödül:
"Bunun günahı değil, olsa olsa sevabı vardır."- H. Taner.
2 . Tanrı tarafından ödüllendirileceğine inanılan davranış.

Bir tutam mutluluk, iki fincan sevgi, sekiz kaşık aptallık, 100gr şehvet'i bir havanda dövüp sıcak sütle karıştırıp içiyoruz. Hamas Charter'la doğru Cennet'e uçuyoruz...

upuaut
03-05-2010, 01:56
Öncelikle uzun bir ara verdiğim için herkese nasılsınız diyorum.

Arkadaşlar bu geçen uzun arada 86. mesajımda adı geçen emekli bir paşamızın yaptığı gibi (http://videonuz.ensonhaber.com/izle/alevi-kanalinda-nursi-ve-gulen-e-agir-elestiri) ben de Kur'an-ı Kerim'deki mirasla ilgili ayetler üzerinde hem düşündüm hem bugüne kadar yazdığım mesajları gözden geçirdim. Yani bir tür inzivaya çekildim.

İşte bu inzivadan sonra ortaya çıkan gerçekler...

1) Eğer bu ayetlerde matematiksel bir hata varsa, bu, ancak mirasın ayetlere göre bütün mümkün kombinasyonlarına ilişkin mantıksal bir tablo yapıldıktan sonra ortaya çıkar.

Fazla derine inmeye gerek yok; oryantelist Jochen Katz, "3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın herbirine 1/6 ve karısına 1/8 verilirse, miras nasıl paylaşılır?" sorusunu sordu ve, matematiksel olarak,

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 27/24 = 1,125

sonucuna vardı. Oysa bu sonuç "1,0" olması gerekirdi!...

Ona göre bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın % 112,5'i mirasçılara dağıtılamaz; yani % 100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.

Tabii ki Jochen Katz, bu sonucu "Avl Yöntemi"ni bilmediği için yanlış olarak yorumladı ve bu şekildeki matematiksel bir hatanın olsa olsa bir kişiden kaynaklanmış olabileceğini, dolayısıyla Kur'an'ın kişisel bir ürün olduğunu düşündü.

2) Hz. Ömer "Avl Yöntemi"ni nereden biliyordu?

Bu konuda İslami kaynaklarda herhangi bir kayıt yok. Ama onun Mısır Fatihi Amr bin As'a mektup yollamasından bu yöntemin nereden gelmiş olabileceğine dair bir ipucu oluşmuştur. Çünkü Horus'un Gözü'ndeki parçaların matematiksel olarak toplamı ancak bu şekilde 1'e tamamlanmaktadır (Detaylı bilgi için 84. mesajıma bakınız).

Babil Kesirleri

Aslında ayeterde geçen kesirlerin ta kökenine inecek olursak; bu kesirler birer Mısır Kesri olduğu gibi aynı zamanda Babil Kesirleri' dir. Çünkü Babilliler 60 tabanlı sayma sistemini kullanıyorlardı ve sayıları konumlu olarak (60 tabanında açarak) yazıyorlardı.

Tabii ki Babilliler sayıları, özellikle bir kesri yazarken paydasındaki sayının "Düzgün Sayı" olmasına dikkat ederler ve her kesri konumlu yani 60 tabanında açarak yazamazlardı. Burada sözkonusu olan "düzgün sayı", taban olan 60'ın asal çarpanlarından ve bunların kuvvetlerinden oluşan sayılardır.

Demek ki 60=2^2.3.5 olduğundan sırasıyla 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 10, 12, 15, 16, 18, 20, 24, 25,... sayıları birer düzgün sayıymış ve Babilliler, kesirleri paydası ancak bu sayılardan biri ise yazabiliyorlardı.

İşte Babil rakamları

http://image.absoluteastronomy.com/images/encyclopediaimages/b/ba/babylonian_numerals.jpg

Örneğin EZ_TuDu'nun 895. mesajına yapıştırdığı örnekteki kesirler, yukarıdaki Babil rakamlarıyla,

üç kızın toplam payı= 48/81=0;35,33,20
annenin payı= 12/81=0;8,53,20
babanın payı= 12/81=0;8,53,20
zevcenin payı= 9/81=0;6,40

şeklinde yazılmaktadır (Not: Burada ";" işareti, tam kısım ile kesir kısmı arasındaki ayıraçtır). Bunu biz değil, Babilliler'den günümüze kadar gelen tabletler söylüyor!

Ne ilginç benzerliktir ki bu durumu hem Nisa Suresi'nin

11. Ayet: 2/3=0;20, 1/2=0;30, 1/6=0;10, 1/3=0;20
12. Ayet: 1/2=0;30, 1/4=0;15, 1/8=0;7,30, 1/6=0;10

ayetlerinde görüyoruz, hem de bu ayetlerden miras taksimi yapan İslam Hukuku'ndaki örneklerde görüyoruz. Neden? Çünkü ayetlerdeki herbir kesir Babil rakamlarıyla yazılabilinmektedir de ondan.

İster inanın ister inanmayın; M.Ö. 2000'lerde Babilliler, kesirlerin yanlarına yazdığım 60 tabanındaki açılımları kendilerine özgü çiviyazısıyla yazıyorlardı. Yalan söyleyen tarih değil de, din adına bu dayatmayı yapanlar utansın! :boom:

insan_olmak
03-05-2010, 23:24
babil kesirleriyle ilgili bilimsel bir kaynak verirmisiniz?

araştırmak istiyorum açıkçası

saygılar

upuaut
04-05-2010, 02:54
babil kesirleriyle ilgili bilimsel bir kaynak verirmisiniz?

araştırmak istiyorum açıkçası

saygılar

Konuyla ilgili internette birçok kaynak var. Ama beni hızlı bir şekilde bilgilendir diyorsan, http://www.eafari.com/babylonian.pdf kaynağına bakmanı tavsiye ederim.

Babil Sayılarının Yazımı Hakkında

Bu arada, bir önceki mesajımda Babil rakamlarının yazımı hakkında basit bir kuralı unuttuğumu hatırladım. Bilenler bilir; tıpkı şimdiki gibi "0" rakamı bir sayının başına veya sonuna geldiğinde yazılmaz. Fakat buradan Babilliler'in 0 rakamını bilmediği anlamını çıkmaz. Çünkü Babilliler, bu rakamı çok iyi biliyorlardı ve bu rakam bir sayının ara basamaklarında olduğunda bir "Boşluk" bırakıyor, dolayısıyla herhangi bir sembol kullanmıyorlardı.

Örneğin 1/6 kesri Babilliler'in 60 tabanlı sayma sistemine göre 0;10 demektir. Fakat Babilliler bu kesir için yalnızca kesir kısmındaki (60'ta 1'ler basamağındaki) 10'u yukarıda tabloda karşılık gelen çiviyazısı karakteriyle yazıyorlar ve 0 rakamı için herhangi bir işaret koymuyorlardı.

Bu konuda yapılan araştırmalara göre M.Ö. 2000-1600 yıllarına ait Eski Babil Dönemi'ne ait tabletlerinde seksagesimal (60 tabanındaki) sayıların yazımı kesintisiz bu şekilde devam ettiği, M.Ö. 700'lere gelindiğinde Yeni Babil Dönemi'nde sıfır rakamı için bir sembol (nokta ile) kullanımına gereksinim duyulduğu görülür.

İkinci olarak, her kesrin 60 tabanındaki yazımı mümkün değildi ve Babilliler böyle bir durumla karşılaştıklarında, yaklaşık bir değer kullanıyorlardı. Örneğin 15/7 kesrini 60 tabanında tam olarak yazabilmek mümkün değildir. Çünkü bu kesrin 60 tabanındaki açılımı için tıpkı şimdi kullandığımız 10 tabanındaki gibi (kesir kısmında) sürekli bir devir olmaktadır. Yani bu kesrin ondalık açılımı

15/7=2.142857...

şeklinde 6 basamaklı devir yaparken 60 tabanındaki açılımı ise

15/7=2;8,34,17,...

şeklinde 3 basamaklı bir devir yapar. Bu durum, yani devir sayısının 60 tabanında daha az olması, ünlü Amerikalı Oryantalist Zecharia Sitchin'in dediği gibi 60 tabanın şimdi kullandığımız 10 tabanından daha üstün olduğunu gösterir.

upuaut
08-05-2010, 02:14
Tevrat’ın orijinal olmadığını Eski Ahit’in I. Krallar Bap 7, Ayet 23’te (ya da II. Tarihler, Bap 4, Ayet 2) şu satırlarda açıkça şöyle görüyoruz:

(Türkçesi)

“Ve dökme denizi bir kenardan o bir kenara 10 Kübit olarak değirmi biçiminde yaptı, ve yüksekliği 5 kübitti; ve 30 kübitlik bir ip onun çevresini sarardı.”

(İngilizcesi)

“Also, he made a molten sea of ten cubits from brim to brim, round in compass, and cubits the height thereof; and a line of thirty cubits did compass it round about." (I Kings 7:23; see also 2 Chronicles 4:2)

Bu ayete göre, dökme deniz değirmi yani daire biçiminde olup, bir kenardan öbür kenara (yani çapı) 10 arşın gelmektedir. Çevresi de 30 arşın. Şu halde Pi’nin kutsal kitaba göre değeri 30/10=3 tür. Kutsal kitabın “Krallar Kitabı” bölümü yaklaşık M.Ö. 550’de Eski Yahudiler tarafından derlenmişti. Fakat o tarihte Pi sayısı çok daha hassas bir biçimde biliniyordu: Örneğin M.Ö. 2000’lerde Babilliler pratik hesaplarında pi=3 ve daha iyi yaklaşımlarda ise Pi=3;7,30=3+1/8=3.125 değerlerini kullanırlarken, Mısırlı Katip Ahmes de M.Ö. 1650’de M.Ö. 2000’lerden kalma eski bir papirüsten kopyaladığı bir problemde Pi=(16/9)^2=256/81=3.160493827 değerini veriyordu (Detaylı bilgi için aşağıdaki kronolojiye bakınız lütfen). Ancak M.Ö. 550’de bile bir haberi bir yerden başka bir yere ulaştırmak çok zordu, dolayısıyla Eski Yahudi derleyicilerin bu gelişmelerin farkında olması mümkün değildi. Buradan da din adamları ile matematikçilerin bu tarihlerde artık eskiden olduğu gibi aynı kişiler olmadığı sonucu çıkar. Ki eskiden Rahipler (din adamları) aynı zamanda matematiği de çok iyi bilirlerdi.

İşte bu sonuçla biz Tevrat’ın değiştirilmiş olduğunu anlıyoruz. Çünkü, eğer siz orijinal bir metni değiştirirken gelişmelere bakmadan hareket ederseniz, eğer metinde matematikle ilgili bir yer varsa, bu örnekteki gibi matematiksel bir hatayla karşılaşmanız büyük bir ihtimalle gerçekleşecektir, demektir.

Sonuçta arkadaşlar; bu küçük ama önemli detaydan sonra herkesi Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerine tekrar bakarak üzerinde düşünmeye davet ediyorum.

Ne oluyor; acaba bu ayetleri mi yanlış yorumluyoruz, yoksa Allah'ın yalnızca insanlara açık ettiği matematik mi yanlış sonuçlar veriyor? Acaba nerede hata yapıyoruz?

Bazıları diyor ki; "Aslında problemin kaynağı kuranın bu ayetlerinde verilen oranları mutlak oranlar olarak kabul etmekten kaynaklanıyor. Yani örneğin 3 kız kardeş için verilen 2/3 oranı mutlak bir oran farz ediliyor. İyi de gerçekten öyle mi? Bu oranlar mutlak oranlar mı, yoksa bir tür tavan ya da taban değerler mi? bu oranların mutlak olmadığını iddia etsek bile, buna kuran'dan delil getirmediğimiz takdirde kimseyi ikna edemeyeceğimiz çok açık" (http://www.uludagsozluk.com/k/kuran-%C4%B1-kerim-deki-matematik-hatas%C4%B1/)

Bu açıklamaya göre Allah, miras paylaşımıyla ilgili mutlak olmayan oranları vermiş ve içtihadını (matematiksel keşfini) insanoğluna bırakmış. O zaman adama sormazlar mı; peygamber efendimiz (Hz Sadr ile ilgili) yaşanmış bir örnekle gösterdiği bu problemin çözümü için neden tam açıklamada bulunmadı? O sırada peygamber efendimizin yanında bulunan sahabeler bunun ileride bir probleme dönüşeceğini göremediler mi? Aynı öngörüde olmadığı anlaşılan Hz. Ömer neden sonra bir yöntem ("Avl") arayışına girdi?

Peki madem ki bu oranlar mutlak değildi, o zaman neden şimdiye kadar ilgili ayetlerin böyle bir tefsiri yapılamadı? Bu durum 1400 yıldır nasıl gözden kaçmış?

Gördüğünüz gibi sorular böyle liste şeklinde uzayıp gidiyor ama cevap yok! :help:


Küçük Bir Pi Kronolojisi:

M.Ö. 2550+: Mısır'daki Eski Krallık, 4. Hanedanlığın 2. Kralı olan Khufu’nun Büyük Piramiti’nde Pi=3+1/7 olduğu, araştırmacılar sayesinde, 19. yüzyılın sonunda anlaşılıyor ama ancak 20. yüzyılda kesinleşiyor.

Fakat Khufu’nun bu piramiti yaptırdığına dair piramitte hiçbir delil yoktur (Uyarı: “Var” diyen bize ve tüm dünyaya kesin bir kanıt göstersin, yoksa sussun!), dolayısıyla piramitin ondan daha önceki bir Kral (M.Ö. 10,000’lerde Surid) tarafından yaptırdığı sanılıyor. Bu da piramitin M.Ö. 2550’ten önce yapıldığını gösterir.

M.Ö. 2000: Babilliler Pi=3 ve Pi=3;7,30=3+1/8=3.125 değerlerini kullanıyorlar.
M.Ö. 2000: Mısırlılar Pi=(16/9)^2=3.160493827 değerini kullanıyorlar.
M.Ö. 1200: Çinliler Pi=3 değerini kullanıyorlar.
M.Ö. 550: Kutsal Kitap’ta I. Krallar 7:23’te Pi=3 değerinin kullanıldığı görülüyor.
M.Ö. 434: Anaksagoras daireyi kare yapmaya çalışıyor.
M.Ö. 250 (220): Arşimet, Pi’yi 3+10/71<Pi<3+1/7 aralığında olduğunu gösteriyor.

upuaut
15-05-2010, 06:26
Şimdiki Abdullah Tercüman,

Bu son mesajımda konuyu toparlayıp bir sonuca bağlıyorum. Çünkü burada 1000'e yaklaşan ve internette 1000'lerce mesajdan sonra bu kararı almak zorunda kaldım.

Öncelikle İslam' da miras paylaşımına dayanak olan Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerinden hareketle nasıl miras paylaşımı yapıldığına ilişkin yeterli ve doğru düzgün bir kaynağımızın olmadığını üzülerek belirtmem gerekiyor. Sakın bu konu hakkında internette araştırma yapmadığımı zannetmeyin. Yaptım ve burada da yazar olan Afak Adalı'nın (nam-ı diğer Ulpian) "Kur'an'daki Miras Paylaşımındaki Matematik Hatası ve Müslümanların Savunma Taktikleri (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/)" makalesini gördüm.

Ulpian bu makalesinde konunun tarihçesini örnekleriyle birlikte açık açık anlatılıyor. Bu nedenle bu makaleyi yeterince aydınlatıcı olarak gördüm ve internette buna yaklaşan bir çalışmanın olmaması ise açıkça durumumuzu ortaya koyuyor.

Umarım, Ulpian burada hala yazmaya devam ediyorsa bu araştırma makalesi için bir şeyler söyler ve eğer bir hatamız varsa bizi uyarır.

Şimdi, internette ve bu makalede genel olarak şu 3 örnek üzerinde duruluyor ve bütün tartışmalar özellikle oryantalist Jochen Katz'ın örneği üzerinde yapılıyor:

Örnek 1 (Jochen Katz'ın örneği ya da Ulpian'ın 1. örneği): (2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 27/24 = 1 + 1/8 = 1.125,

Örnek 2: (2/3) + (1/3) + (1/4) = 15/12 = 1 + 1/4 = 1.25,

Örnek 3 (Ulpian'ın 2. örneği): (1/2) + (1/2) + (1/3) = 8/6 = 1 + 1/3 = 1.333...

Diğer taraftan, konunun tarihçesine baktığımızda, ayetlerdeki hesap hatasını gün yüzüne çıkartan ilk fiilî durumun 2. halife Ömer‘in hilafeti döneminde vukû bulduğunu biliyoruz. Bize anlatınlara göre, ölen bir müslümanın malının varislere Örnek 3'teki gibi devlet eliyle bölüştürülmesi gerekmiş. Fakat ayetlerdeki belirlenen oranları vermeye çalışılınca, pay payda’dan büyük çıktığından bu mümkün olmamış. Ömer de durumu bir takım önde gelen sahabeyle istişare ettikten sonra ve daha sonra adına "Avl" denilen şöyle bir çözüm yoluna gitmiş: Oranlardaki payda’yı yükselterek pay’a eşitlemiş, yani hak sahibi mirasçılara ayetteki açık hükme göre verilmesi gereken oranları malın yeteceği şekilde eksiltmiş. Sahabelerden İbn Abbas ise bu uygulamaya itiraz edenlerden olmuş.

Demek ki İbn-i Abbas da şimdi bizim tespit ettiğimiz noktayı ve bu yöntemin adaletli miras paylaşımına imkan tanımadığını görmüş. Yani yukarıdaki örneklerdeki toplam kesrin değeri 1'den uzaklaştıkça Avl yöntemiyle elde edilen yeni oranlar, ayetlerdeki saf oranlardan uzaklaşıyor. Bu ise açıkça adaletli miras paylaşımından uzaklaşmak demektir.

İbn-i Abbas'ın (ya da Şia'nın) Çözümü: Öncelik Sırası Yöntemi

İşte İbn-i Abbas bu duruma yani Halife Ömer‘in bu uygulamasına itiraz ediyor ve toplam kesirdeki pay’ın payda’dan büyük çıktığı bu durumlarda söz konusu mirasçılar arasında bir “öncelik sırası” belirliyor, ve eksiklik sadece bu sıralamada sona kalanlara yansıtılıyor. Şia mezhebinin alimleri de bu yöntemi esas almakta. Şia, kendi mezhebince bir takım ayet ve hadislere dayanarak bir öncelik sırası oluşturmuş: Örneğin mal yetmese de, eşlerin oranlarının düşürülemeyeceğini (yani karı-kocanın öncelikli olduğunu) söylemekteler. Bununla birlikte şii alimlerinin anne-baba oranlarında bir eksiltme olamayacağı veya eksikliğin sadece kız çocuklara yansıtılması gerektiğine dair çoğunluk görüşleri olduğu söylenmekte. Ama görüldüğü kadarıyla Şia’nın da görüş birliğiyle baştan sona üzerinde anlaşabildiği herhangi bir öncelik sırası listesi yok ve farklı “İçtihadlar” söz konusu. Sonuç olarak Şia’nın önerdiği yöntemle de ayetlerde apaçık belirtilmiş olan oran(lar) eksiltilmek zorunda. Tek fark eksikliğin bütün mirasçılara değil, sadece bazılarına yansıtılması. Ama bu durumda da eksiklik kime yansıtılıyorsa, o mirasçı Kuran’da belirtilmiş olan oranı alamamış oluyor. Çünkü ayetlerde geçen oranları dağıtmak zaten imkânsız. Her halükârda birilerine ayette yazandan daha az verilmesi kaçınılmaz.

Her İki Çözümün de Sakatlığı Var!

Kuran’daki matematik hatasının bu kadar açık seçik olmasına rağmen, inananlar bunu bile kabul etmemeyi başarabiliyorlar! Hele İslam Hukukçuları bu sorunu dillendirenleri sürekli feraiz ilmini (İslam Miras Hukukunu) bilmemekle, anlamamakla suçlarlar. Oysa ortada anlaşılması çok zor, çok derin bir mesele yok. Mesele yukarda anlatılandan ibaret: Kuran’daki hükümlere göre bazı durumlarda hesap tutmuyor! Bu engeli aşmak için uygulamada yukarda sayılan yöntemler bulunmuş, hatadan kaynaklı imkânsızlık pratikte aşılmış. Ama pratikte bunun aşılmış olması ve 1.400 yıldır fıkıh kitaplarında ve şerî uygulamalarda, yukarıda tanıtılan yöntemlerin oturmuş müesseseler hâline gelmiş olması, hatanın hiç olmadığı anlamına gelmez.

Ehli Sünnetin “Avliye” metodu da, Şia’nın öncelik sırası metodu da, aslında Kuran’daki hatayı düzeltmek‘ten başka birşey değil!

Bu “Düzeltme” yöntemleriyle bariz bir şekilde, Kuran’daki açık hükümden sapılıyor. Hükümden sapılıyor, çünkü hükmün kendisini uygulamak matematiksel olarak imkânsız.

Bir ilk okul öğrencisi sınavda “2 + 2 = 3″ yazarsa, öğretmen 3′ün üstünü çizer, 4 yazar ve öğrenciye düşük not verir. Biz bu durumda, “öğretmen talebenin hatasını düzeltti” deriz, “avliye usûlü ile 2+2=3′deki gizli hakikati buldu” demeyiz!

Mesele bu kadar basit! Ayetteki oranların üstü çiziliyor ve yerine uygulanabilir oranlar konuluyor.

Not (Avl Yöntemi Hakkında):Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Avl yöntemi, yalnızca toplam kesir 1 civarında ise (özellikle 1'e alttan veya üstten ne kadar yakınsa) etkin, dolayısıyla geçerli bir yöntemdir.

Eğer toplam kesir 1'den uzaklaşırsa, yani 1'den küçük veya büyük ise, bu yöntemle elde edilen yeni oranlar ayetlerdeki saf oranlardan uzaklaşır ki, bu da adaletsiz bir miras paylaşımı demektir. Bunun matematiksel olarak düzeltilecek bir durumu da yoktur.

Şu halde Avl yönteminin toplam kesrin değerinin 1 civarındaysa geçerli olduğu ama 1'den küçük veya büyük ise geçerli olmadığı sonucu çıkar. Bu sonuç 2 kere 2, 4 kadar açıktır.

Nisa Suresi'ndeki Ayetlere İlişkin Bir Matematiksel Algoritma

Öncelikle bu tartışma forumuna girdiğimde beri önce konunun ne olduğunu, sonra ilgili ayetlerdeki kesirlerin nereden kaynaklandığını öğrenmeye ve son olarak da bu ayetlere ilişkin matematiksel bir algoritma aramaya çalıştığımı belirtmem gerekiyor. Bu silsile içinde olduğumu buradaki mesajlarıma bakarak görebilirsiniz.

Şimdi, Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerinde geçen oranların toplamını 1 yapan matematiksel bir algoritma var mı diye bir araştırma yapacak olursanız, Jochen Katz'ın örneği için karşınıza şu algoritma çıkacaktır (ki bu algoritma yukarıdaki ve genel olarak bütün örnekler için genelleştirilebilinir): a bir tam (reel) sayı ve "[[x]]: x'in tam kısmı" olmak üzere,

b1 + 2b2 + b3 = 1 (Jochen Katz'ın örneği)

olacak şekilde

b1 = [[(2/3)a]] / ([[(2/3)a]] + 2[[(1/6)a]] + [[(1/8)a]]),
b2 = [[(1/6)a]] / ([[(2/3)a]] + 2[[(1/6)a]] + [[(1/8)a]]),
b3 = [[(1/8)a]] / ([[(2/3)a]] + 2[[(1/6)a]] + [[(1/8)a]])

oranları (kesirleri) vardır.

Burada a'yı bir tam sayı aldığımız için b1, b2 ve b3 oranları tablo halinde şu şekilde elde edilmektedir:

a, (b1,b2,b3)
8, (5/8, 1/8, 1/8) = (0.625, 0.125, 0.125)
9, (2/3, 1/9, 1/9) = (0.66667, 0.11111, 0.11111)
10, (2/3, 1/9, 1/9) = (0.66667, 0.11111, 0.11111)
11, (7/10, 1/10, 1/10) = (0.7, 0.1, 0.1)
12, (8/13, 2/13, 1/13) = (0.61539, 0.15385, 0.07692)
13, (8/13, 2/13, 1/13) = (0.61539, 0.15385, 0.07692)
14, (9/14, 1/7, 1/14) = (0.64286, 0.14286, 0.07143)
15, (2/3, 2/15, 1/15) = (0.66667, 0.13333, 0.66667)
16, (5/8, 1/8, 1/8) = (0.625, 0.125, 0.125)
17, (11/17, 2/17, 2/17) = (0.64706, 0.11765, 0.11765)
18, (3/5, 3/20, 1/10) = (0.6, 0.15, 0.1)
19, (3/5, 3/20, 1/10) = (0.6, 0.15, 0.1)
..., ...

Bu tabloda gördüğünüz gibi tam değer fonksiyonu nedeniyle bazı ardışık a değerleri için aynı kesirler elde edilmiştir. Bu tabloyu ne kadar uzatırsanız uzatın, bu durum hep karşınıza çıkacaktır. Fakat sakın bu durumu (b1, b2, b3) üçlüsünün peryodu (devri) olarak algılamayın. Çünkü eğer a'nın diğer değerleri için hesap yaparsanız, (b1, b2, b3) üçlüsünün peryodunun sonsuz olduğunu görürsünüz.

Peki a = ∞ (sonsuz) için hesap yapsaydık, b1, b2 ve b3 kesirleri ne olurdu?

Bismillahirrahmanirrahim! Bu durumda b1, b2 ve b3'deki limit hesabına göre (Uyarı: Lütfen "Limit" konusu için Lise 3 Matematik Ders Kitabı'na bakınız!), Hz. Ömer'in Avl yöntemiyle bulduğu kesirler ortaya çıkmaktadır.

Bu elle yapılamayacak, dolayısıyla sonuçları ancak bilgisayarda gözlemlenebilecek zor bir limit hesabıdır bu! Bu nedenle ilkin a = ∞ için b3'ün 625/5625'e (= 1/9) limit olarak yakınsadığını görüyoruz. Örneğin a = 10^100 (yani 1 Gogol (http://www.wardom.org/su-gogol-olayi-nedir-tek-bir-soru-t287092.html)) için b3 şudur:

b3=62500000000000000000000000000000000000000000000 00000000000
00000000000000000000000000000000000000000
/
56249999999999999999999999999999999999999999999999 999999999999
99999999999999999999999999999999999999.

Peki b1 ve b2 nedir diye soracak olursanız, onlar da bilgisayarla şu şekilde elde edilmektedir:

b1=33333333333333333333333333333333333333333333333 333333333333
33333333333333333333333333333333333333333
/
56249999999999999999999999999999999999999999999999 999999999999
99999999999999999999999999999999999999,

b2=83333333333333333333333333333333333333333333333 3333333333333
333333333333333333333333333333333333333
/
56249999999999999999999999999999999999999999999999 9999999999999
9999999999999999999999999999999999999.

Şu halde Avl yöntemiyle (b1, b2, b3) = (16/27, 4/27, 1/9) olduğundan bu üçlünün 5625 katı alırsak, a = ∞ için b1, b2 ve b3'ün limit değeri olarak

(b1, b2, b3) = ((10000/3) / 5625, (2500/3) / 5625, 625 / 5625)

üçlüsünü verebiliriz.

Sonuçta şu açık bir şekilde görülüyor ki; yukarıdaki algoritmadan elde edilen hiçbir (b1, b2, b3) üçlüsü orijinal (2/3, 1/6, 1/8) üçlüsüne yakın değildir. Çünkü siz, örneğin b1'i 2/3'e yakın (biraz küçük) tutmaya çalışırsanız, b2 ve b3'ün 1/6 ve 1/8'den uzaklaştığını (küçüldüğünü) görürsünüz. Aynı şekilde, b1 ve b2'yi 2/3 ve 1/6'ya yakın tutmaya çalıştığınızda, bu sefer b3'ün 1/8'den çok uzaklaştığını (küçüldüğünü) görürsünüz.

Özetle, ne yaparsanız yapın, yukarıdaki (ya da daha başka) (b1, b2, b3) üçlüsü orijinal (2/3, 1/6, 1/8) üçlüsünden daima küçük kalmaya mahkumdur. Çünkü biz matematikte şu basit sonucu bir türlü anlamamazlıktan geldik: Bu oranların toplamı 1.125 tir, dolayısıyla 1'den büyüktür. Ama biz kalkmış, bunu 1 yapmaya çalışıyoruz. Bu ise açıkça bir çelişkiden de öte, bir saçmalıktır.

Aslında mesele bu kadar açık ve basittir. Fakat bu arada peygamberimizin Sâd b. Rabi'nin (r.a.) şehit olması üzerine mallarının paylaşımı hususunda kendisine indirilen Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlerdeki oranların nasıl kullanıldığını Vahiy meleğine sorması ve yöntemi öğrenmesi gerekiyordu, diye bir soru da sorabiliriz kendinize. Onun uygulaması

(Sâd'ın iki kızına) 2/3 + (bunların annesine) 1/8 = 19/24

ve

(Kalanı da senin) 1-19/24=5/24

idi, yani toplam 1 idi. O halde bizim de bunun dışında bir uygulama yapmamamız gerekir. Aksi takdirde Allah'ın ayetlerinin değiştirmiş oluruz.

Not: 909 ve 910 nolu son mesajlarım bu algoritmayla ilgiliydi. Tabii işin biraz da esprisi üzerinde durmaya çalıştım ama baktım ki espri mespri derken ben de kendimi kaybetmeye başladım, en iyisi herşeyi bu son mesajımda anlatayım dedim. :behindsofa:

upuaut
15-05-2010, 07:12
Sadede gelirsek; "peki bu problem nereden kaynaklandı?" sorusunu sorup, gerekli araştırmaları yaparsanız şu sonucun çıktığını görürsünüz: Nasıl ki Tevrat’ın orijinal olmadığını Eski Ahit’in I. Krallar Bap 7, Ayet 23’te (ya da II. Tarihler, Bap 4, Ayet 2) görüyor, dolayısıyla din adamları ile matematikçilerin o tarihte (M.Ö. 550'de) artık eskiden olduğu gibi aynı kişiler olmadığını anlıyorsak, M.S. 7. yüzyılın başında gelen Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlerin yorumu da artık yalnız din adamları tarafından değil, din adamları ile matematikçiler tarafından birlikte istişare ederek yapılması gerekiyordu. Çünkü eskiden, örneğin M.Ö. 2000'lerde Eski Babil ve Eski Mısır'da Rahipler hem din adamıydılar hem de matematikçi idiler. Bu gelenek daha sonra gittikçe bozuldu ve bugünkü durum ortaya çıktı.

Ben hep aynı zamanda matematikçi olan eski din adamlarını aşağıdaki olayda geçen iyi niyetli varlıklar olarak düşünmüşümdür. Şimdiki din adamlarımızın haline bakıyorum da, onlar için iyi şeyler söyleyemiyorum. Yazık, gerçekten çok yazık!

Gizli Geçitler

1930 dolaylarında Paul Brunton (http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Brunton), Büyük Piramit'te bir gece geçirdi. Kendisini hazırlamak için 3 gün oruç tuttu. İçeri girdiğinde kapı üzerinden kilitlendi.

Kral odasına giden dik sütunlu geçitlerden geçti. Lahtin yanına oturdu. Işığı söndürdü. "Gizemli Mısır'da Bir Araştırma" adlı kitabında anlattığı öyküye göre, karanlıkta dolaşan korkunç doğa güçlerini fark etti.

http://www.garone.net/tony/egypt_files/kingchamber1.jpg


İddiasına göre, iyi niyetli varlıklar geldiler. Eski Mısır Rahiplerinin gösterişli giysilerini giymişlerdi. Piramitin gizli geçitlerini gezmesi için yol gösterdiler. Sonunda kendine geldiğinde her taraf zifir gibi karanlıktı. Oysa aradan yalnızca bir iki saat geçmişti

upuaut
16-05-2010, 16:56
Arkadaşlar son mesajımdaki çalışmaya ait toplu sonuçları Nisa Suresi'ndeki Ayetlere İlişkin Bir Matematiksel Algoritma (http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/miras.jpg) linkinden görebilirsiniz. :horn:

upuaut
16-05-2010, 18:57
611'den, Hz. Muhammet’in peygamberliğini açıklamasından 100 yıl sonra, 711‘e gelindiğinde, İslam imparatorluğu, doğuda Çin sınırına ve Hindistan içlerine, batıda, kuzey Afrika’dan ve Cebel-Tarık’tan geçerek, Pirene dağlarına dayanıyordu. Bu arada, İstanbul kuşatılmış (675-677), doğu ve güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı fethedilmiş, Kıbrıs ve Sicilya alınmış, devasa bir imparatorluk oluşturulmuştu. Bu imparatorluk Şamdan, Emevi hanedanlığı tarafından yönetilmekteydi. Emevi’lerin Arap olanla olmayanlara farklı muameleleri orta Asya’da, Ebu Müslim Horasani’nin yönettiği büyük bir isyan çıkmasına neden oldu. Bu isyan Basra civarında başlayan Abbas oğullarının isyanıyla birleşerek Emevi hanedanlığına son verdi. Kıyımdan kurtulan Emevi’lerden Abdurahman Endülüs’te Emevi hanedanlığını daha bir süre devam ettirecektir. İslam dünyasına bilim, 750 den sonra, Abbasiler zamanında girmeye başladı. O tarihlerde, Basra bölgesinden yayılmaya başlayan ve İslam rasyonelizimi olarak ta bilinen Mutezile (=ayrılanlar) tarikatı, bu tarikatın Vasıl bin Ata gibi o zamanki önderlerinin halife Mansur’a ve Şia imamlarına yakın olmaları, bu tarikatın devlet ve halk tarafından benimsenmesine neden oldu. Doğruların akıl ve rasyonel düşünceyle bulunacağını savunan bu akım, İslam dünyasına bilimin girmesinin düşünsel zeminini oluşturmuştur. Abbasiler Şam’ı başkent yapmayarak, Bağdat’ı kurup orasını kendilerine başkent yapmışlardır. Abbasi halifeleri Mansur, Harun Reşit ve El-Mamun, Bağdat’ta “Dar’ül Hikmet “ ( Aklın Evi) diye bilinen, İskenderiye’deki Museum benzeri bir medrese kurmuşlar, büyük bir çeviri faaliyetine girişmişlerdir. Yukarıda da belirtildiği gibi, ilk çeviriler, Yunan dil ve kültürüne vakıf bölgelerdeki, özellikle Cundişapur ve güneydoğu Anadolu’daki Süryani ve Mecusiler ( Harranlı Tabit ibni Kurra ve çocukları gibi) tarafından yapılmıştır. Çeviriler sadece Yunanca’dan değil, Hindçe’den, Pehlevice’den, İbranice’den… de yapılmıştır. Böylelikle geniş bir kütüphane oluşturulacaktır. Bu çevirilerin çeşitli kaynaktan yapılmış olmasından da anlaşılacağı gibi, İslam matematiği Yunan geleneğinin bir devamı olmaktan çok, Yunan, Mezopotamya ve Hind matematiklerinin bir sentezidir. Sayı sistemleri, aritmetik, trigonometri ve cebir, daha çok Mezopotamya ve Hind geleneklerine; geometri ise Yunan geleneğine dayanır. Zamanımıza, 750-1450 yılları arasında yaşamış 50 kadar matematikçi-bilim adamının ismi ve çalışmaları gelmiştir. Unutmamak gerekir ki, o tarihlerde yaşamış olan bilim insanlarının çoğu, zamanın bütün bilimleriyle uğraşmış, ya da en azından 3-4 bilim dalında eser vermiş insanlardır. Bu 50 kadar matematikçiden sadece 3 tanesinin feraiz (İslam hukûkuna göre miras taksimi) hesapları hakkında bilgi vereceğim. Bunun bize o dönem matematiği hakkında yeterli bir fikir verecektir sanırım.

1. Harezmi’nin (780-850) en önemli eseri "Kitab-ül-Muhtasar fi Hisab-il-Cebri vel-Mukabele"dir. Aslı İngiltere Oxford, Bodlyn Kütüphanesindedir. Kitabın 3. bölümünde feraiz (İslam hukûkuna göre miras taksimi) hesapları anlatılmıştır. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur Miras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs arasında Kur’an-ı kerim’de belirtilmiş muayyen hisseler halinde dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmi, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır.


2. Ebu Kamil Şuca (Doğum ve vefat tarihleri belli değildir. Kaynaklarda 850-950 olarak geçiyor), cebir tarihinde ilk defa olarak, ikinci derecenin üstünde denklemlerin çözümünü tam bir hassasiyetle gerçekleştirdi. Bu yüzden ona, Harezmi'den sonra ikinci cebir teorisyeni gözüyle bakılmaktadır. Cebirdeki bu otoritesi*ni, İslâmiyette fıkıh bilgisinin en mühim konularından birisi olan feraiz (miras taksimi) hesaplarının çözümünde kullandı.


3. Biruni (4 Eylül 973 - 13 Aralık 1048, 1061?) ölümünden az önce kendisini ziyarete gelen eski bir dostuyla yaptığı feraiz (miras taksimiyle ilgili) hesaplamaları onun son teorik çalışmasını oluşturmuştur.


Fakat yapılan tüm hesaplamalarda şimdiki aşağıdaki Jochen Katz'ın örneğindeki açıklamalardan öteye geçmiyor.


Şimdi bu örneği inceliyoruz.



http://korelmis.sitemynet.com/mynet_resimlerim/kor1.jpg



http://korelmis.sitemynet.com/mynet_resimlerim/kor2.jpg



Evet, yukarıdaki açıklamalar matematiksel olanlar doğrudur. Yani son açıklamada gösterildiği saf oranlar arasındaki korunum yeni oranlar için de geçerlidir. Oysa yeni oranlar saf oranlardan hızla uzaklaşıyor. Bu da Allah'ın verdiği oranlar yerine yeni oranlar ikame etmeye ve bu yeni oranlarla adaletsiz bir miras paylaşımına götürür sizi.



İşte yüzyıllardır fıkıhçılarla birlikte, onlara yardımcı olması gereken islam matematikçilerinin farkına varamadığı biricik gerçek bu idi! Fakat İslam ülkelerinde bilimin çökmesiyle birlikte yüzyıllar boyu süren ve kökleşmiş bu durumu çok radikal bir olay tersine çevirebilirdi; bu da 1918 de yaşanan son “Haçlı” seferiyle yaşanmıştır. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; bunun dışında mürşit aramak, gaflettedir, delalettir “ sözü, nakli bilimlerden akli bilimlere dönüşü simgeler.


Bu kesin dönüşle İslam ülkelerinde, bilimsel gelişmeler ancak bu tarihten sonra, emekleye-emekleye de olsa, gelişmeye başlamıştır.

upuaut
16-05-2010, 18:59
Palaman, biz burada mealle uğraşmıyoruz. Çünkü ortada yapılmış çok ciddi bir matematiksel hata var!

upuaut
24-05-2010, 03:30
Öncelikle son mesajımda "palaman" nikli birinin 913'üncü mesajımdaki tabloyu görünce "Bu hangi mealden?" sorusuna karşılık 915. mesajla yanıt vermiştim. Fakat bu kişi aklınca bizi işleterek yani kendi mesajını silerek bizi kendi kendimizle konuşur pozisyona düşürdü.

Bunu "İşte bunlar böyle" ya da Turan Dursun'un dediğine benzer şekilde "Bunların din anlayışı bu!" demek için özellikle anlattım.

İkinci olarak, burada mesaj yazar ve yayınlarken verilen 15 dakikayla ilgili bir sorun yaşadığımız gerçek. Önceki mesajlarımdaki birçok hata bu zaman kısıtlaması yüzünden olmuştur. Herhalde forumun yöneticisi bu konuda bir şeyler yapar ve biz de zaman kısıtlaması olmadan mesajlarımızı rahat rahat yazarız.

Neyse, biz asıl konumuza dönelim. Turan Dursun'u buraya gelen herkes az çok tanır.

Bildiğiniz gibi Turan Dursun (d. 1934 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1934) - ö. 4 Eylül (http://tr.wikipedia.org/wiki/4_Eyl%C3%BCl), 1990 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1990)), Türk yazar (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yazar), düşünür (http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BC%C5%9F%C3%BCn%C3%BCr), eski imam (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0mam), eski müftü (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCft%C3%BC) idi. Müftü iken İslamı (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam), Hıristiyanlığı (http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1ristiyanl%C4%B1k) ve Yahudiliği (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahudilik) hem kendi kaynaklarından, hem de diğer kaynaklardan yararlanarak daha detaylı bir şekilde birbiriyle karşılaştırıp, kökenlerini aramaya yönelik bilimselliği tartışılan çalışmalar yürüttü. Bu çalışmanın yanında söylenceleri ve efsaneleri de okudu. Bu yoğun çalışmalar dini inancında sarsıntılar yarattı ve islamiyetten koptu.

Turan Dursun'un islamiyetten kopmasına şu iki tarihi olay neden oldu:

1) İnsanlık tarihinin bilinen en eski efsanesi olan Gılgamış Destanı'nı okuduktan sonra, Tevrat'a ve ondan sonra da Kuran'a geçen Nuh Tufanı efsanesinin kökeninin çoktanrılı ilkel Sümer Uygarlığı olduğuna kanaat getirmiştir.

2) İncil ve Tevrat'ı okuduktan sonra, Kuran'daki pek çok ayetin bu kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiştir.

Fakat onu gerçekte neredeyse ömrünü adadığı İslam'dan uzaklaştıran baş neden, aklının imanına üstün gelen şu olaylardır:

3) Barış ve özgürlükleri önceleyen düşünce tarzı nedeniyle hiç bir zaman bağnaz İslami kesimlerin yoluna girmemiştir.

4) Kuran'daki gerek akıl dışı ayetleri, gerekse de birbiriyle çelişkili ayetleri, gerçekliğe olan aşkı imanından üstün geldiği için görebilmiştir.

Not: Burada akıldışı ayetlerden kasıt, mantığa uymayanlardır. Örnekse, İslam Hukunda miras paylaşıma dayanak olan Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlerdir.

Yine akıldışı ayetlere peygamberin kendi kendisiyle konuşmasına neden olan şu ayetler örnek olarak verilebilir:

"Bu Kitap Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için indirildi. Kuşkusuz, ben size O'ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.", Hud Suresi, 2. ayet.

"O halde hemen Allah'a kaçın; haberiniz olsun ki, ben size ondan gelen açık bir uyarıcıyım.", Zariyat Suresi, 50. ayet.

"Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın; haberiniz olsun ki ben size ondan gelen açık bir uyarıcıyım.", Zariyat Suresi, 51. ayet.

Dikkat ediniz: Bu Kuran ayetlerinde konuşan Allah değil Muhammed'in kendisidir.

Ben, kendi hesabıma konuşacak olursam; Turan Dursun'un takıldığı noktaları çok rahat geçtim. Yani yukarıda maddeler halinde verilen bu noktalara hiç takılmadan geçebiliyorum. Aslında 4. maddede takılmıyor değilim, ama hadi burada kendimi zorlayarak kandırdım diyelim.

Ve fakat, Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerindeki oranlara göre miras paylaşımını tarihiyle birlikte matematiksel olarak inceledikten sonra, kendimi kandıramıyorum, arkadaş.

İşin tarihçesine bakarsanız, miras paylaşımına ilişkin ilk yöntemi Hz. Ömer "Avl" ile verdikten sonra, 8.-13. yüzyıldaki Türk-İslam matematikçilerinin epey kafa patlattıklarını ve çok çeşitli yöntemler verdiklerini görürsünüz.

Örneğin, Harezmi (780-850) en önemli eseri sayılan "Kitab-ül-Muhtasar fi Hisab-il-Cebri vel-Mukabele"nin 3. bölümünde feraiz (İslam hukûkuna göre miras taksimi) hesaplarını şöyle yapar: Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmi, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır.

Harezmi'den sonra ikinci cebir teorisyeni gözüyle bakılan Ebu Kamil Şuca (850-950) da, cebirdeki bu otoritesini, İslâmiyette fıkıh bilgisinin en mühim konularından birisi olan feraiz (miras taksimi) hesaplarının çözümünde kullanarak yöntemi geliştirdi.

Diğerleri ise bu işi, her ne kadar zor olarak görülse de (ki "zorluk nerede?" bu ayrı bir tartışma konusu), aritmetikle çözmekteydiler.

1302 (http://forum.donanimhaber.com/m_24030502/tm.htm)'de kurulan Osmanlılar zamanında ise, bu yöntemlerin hepsi tarihin çöplüğüne atılarak Ömer'in yöntemi benimsendi. Bu yöntem günümüzde hala kullanılmaktadır.

İşte insan bu tarihi örnekleri gördükten sonra kendini kandıramıyor, arkadaşlar: Farklı farklı yöntemler, yorumlar,... İyi de o zaman adama demezler mi: Mal sahibi, mülk sahibi, hani nerde bunun ilk sahibi?

Düşünüyorum da, acaba bütün bu olanlar Duman (http://www.webtiye.com/index.php/duman-rezil-sarki-sozu.html) grubunun "Rezil" parçasındaki gibi olmasın! Onların kaygısı günlük olabilir, ama bizimkisi daha büyük...

Bunları Biliyor muydunuz? Buradaki Turan Dursun'un fikirleri ve Duman'ın parçası için tepkinin de ötesinde, birçok tehditin, hatta ölümle sonuçlanan olayların yaşandığını biliyorsunuz. Değil mi? :drum:

upuaut
25-05-2010, 01:10
Hatırlarsanız, size Harezmi'nin (780-850) en önemli eseri sayılan "Kitab-ül-Muhtasar fi Hisab-il-Cebri vel-Mukabele"nin 3. bölümünde feraiz (İslam hukûkuna göre miras taksimi) hesaplarınının mevcut olduğunu daha önceden söylemiştim. Gerçekten bir merak üzerine bu konuda gerekli araştırmalarımı yaptığımda, böyle bir problemin çözümüyle birlikte mevcut olduğunu gördüm.

Şimdi aslı İngiltere Oxford, Bodlyn Kütüphanesinde olan bu kitabın İngilizce çevirisindeki bir notta şöyle bir problem geçiyor: Bir adam ölür. Geriye 2 oğlu kalıyor ve herbirine mirasının 1/3'ünü verecek şekilde birine vasiyet ederek bırakıyor. Buna göre 10 dirhemlik bu mirastan oğulları kaç dirhem almıştır?

Not:

1) Harezmi bu problemi çözümlü olarak anlatıyor. Fakat biz burada bu problemi incelemek için soru olarak ele aldık!

2) İslami coğrafyada para birimi olarak, ağırlıklı olarak "Dirhem" kullanılıyordu. I. Muaviye bunların üzerine bazı Kur'ani ifadeler koyarak değiştirme işlemini yavaş yavaş başlatmıştı, fakat ciddi değişiklik 696’da Abdül Melik tarafından yapıldı. Yeni paraların üzerinde artık sadece Arapça ve İslami yazılar vardı; bunlar da yine altın "Dinar" (yaklaşık 4 gr. ağırlığında) ve gümüş dirhemdi. Şam'da bir darphane kuruldu (693), imparatorluğun tümünde sadece Arap parasının tedavüle girmesi, bir kaç yıl aldı. Abdül Melik zamanında 1 dinar, 10 dirhem iken daha sonraları 12, hatta daha fazla oldu; cari kur, farklı zamanlara ve bölgelere göre değişen piyasa dalgalanmalarına paralel değişiklikler gösterdi.

Şu halde problemde verilenlere göre herbir oğul mirasın yani 10 dirhemin (1 dinarın) 1/3'ünü alıyor. Demek ki Harezmi, Nisa suresinin 11. ayetindeki

"Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe 2 dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar) 2'den fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının 2/3'si onlarındır. Eğer kız 1 ise (mirasın) 1/2'si onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin 1/6 kadar bir hissesi vardır..."

bölümünden herbir oğula 1/3 oranında bir değer biçmiş. Bu oranın nasıl bulunmuş olduğunu bilemiyorum. Artık orasını siz araştırıp bulursunuz.

Şimdi problemin hesap aşamasında Harezmi, herbir oğula düşen hisseyi minimum hisse ve bunu da bilinmeyen (x) olarak kabul ederek, minimum hisseye göre

(2/3)(10+x)=2x :first:

şeklinde 1 bilinmeyenli denklemini kuruyor. Fakat Harezmi gerçekte, bu problemin hesap bölümünde bizi bu denkleme ve tabii ki çözümüne götüren hesapları adım adım yapıyor. Bu, tahmin edebileceğiniz gibi bir dizi bıktırıcı aritmetik işlem demektir.

Peki Harezmi bu denklemi nasıl kurdu?

İşte bu problemin çözümünde asıl üzerinde durulması gereken nokta budur. Her neyse, bu işin teorik kısmı. Ancak Harezmi bu denklemin çözümünden herbir oğula düşen hisseyi x=5 dirhem olarak doğru buluyor.

Gerçekten de İslam Hukuku'ndaki "Reddiye" yöntemine göre bu problemdeki verilenlere göre,

(1/3) + (1/3) = 2/3

eşitliği mevcut olur ve sonucu 1 yapmak için toplamdaki herbir oran 2/3'ün tersiyle çarpılırsa, herbir oğul için

y=(3/2)(1/3)=1/2

oranı ve buradan da x=10y=5 dirhem bulunur.

Özetle bu miras reddiye yöntemiyle aritmetik olarak paylaştırılırken Harezmi'nin yönteminde ise, minimum hisse x bilinmeyeni olarak kabul ediliyor ve bir bilinmiyenli denklemin çözümüyle paylaştırılıyor.

Fakat her iki durumda da herhangi bir matematik hatası yok. Çünkü malın fazla geldiği durumlarda, artakalan kısmı Harezmi'nin veya reddiye yöntemiyle hisselerini alan oğullara bölüştürsek de, ayette geçmeyen yakınlar arasında paylaştırsak da, devlet hazinesine geçirsek de, fakir fukaraya dağıtsak da, her halükârda ayette yazan oranlar sahiplerine verilebilmiştir.

Gerçi sahabenin büyüklerinden Zeyd bin Sabit reddiye yöntemine karşı çıkmış ve bu durumlarda kalan malın devlet hazinesine (beytü’l male’e) bırakılması gerektiğini savunmuş.

• bkz. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz), S. 236.

upuaut
26-05-2010, 17:04
Harezmi'nin feraiz hesabında ele aldığı bir problemdeki içtahadını Ulpian'ın (Afak Adalı) "Kur'an'daki Miras Paylaşımındaki Matematik Hatası ve Müslümanların Savunma Taktikleri (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/)" adlı araştırma makalesiyle birlikte şöyle öğrenmiş oluyoruz:

Ulpian, bu makalesindeki Örnek 1'de (bu, Oryantalist Jochen Katz'ın örneğidir) 3 kız çocuğa düşen hisse için herkes tarafından bilinen

Nisa/11′den: “(Çocuklar) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.”

açık tespitini yaptıktan sonra, bu örneğin hemen altında şu notu vermiştir:

"Not: Yukardaki eserlerin bazılarında bu örnek 3 kız çocuk olarak değil, 2 kız çocuk olarak ele alınmış. Nisa/11′de kız çocuk tek ise ve ikiden fazla ise ne olacağı belirtiliyor, fakat tam 2 ise ne olacağı hakkında lafzen açık hüküm yok. Alimlerin büyük çoğunluğu, kız çocuğunun 2 olmasını, 2'den fazla olmasıyla eşit olarak değerlendirmekte (yani kız sayısı 2 olursa da, Nisa/11 gereği toplam 2/3 vermekte). Buradaki örnekte özellikle 3 kız çocuğu seçildi ki, hiçbir tartışma olmasın. Ayetin açık hükmüne göre 3 kız çocuğuna her halükârda toplam 2/3 verilmesi gerekiyor."

İşte bu açıklamalara göre Harezmi'nin ele aldığı problemdeki 2 erkek çocuk için biçmiş olduğu oranın 2/3 olduğunu anlıyoruz.

Ya da daha açık olarak, bunun doğru olduğunu Nisa suresindeki 11. ayetten şu şekilde de anlayabiliriz:

Yukarıdaki 11. ayetinin mealinden de görüldüğü gibi, "çocuklar" kelimesi parantez içinde çoğul olarak ve devamında, örnek olarak, "ikiden fazla kız iseler" olarak veriliyor. Yani bu ayet "ikiden fazla erkek iseler" şeklinde de verilebilirdi. Fakat ayet

"Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder."

sözüyle başladığından, bu sözün hemen arkasından kız çocuklara verilecek oranın belirtilmiş olması doğru bir davranıştır. Bu bir.

İkinci olarak, erkek çocuk sayısı tam olarak 2 ise bunlara düşen hissenin hangi oranda olduğu sorusudur. Bu konuda Ulpian'ın araştırmasından çıkan sonuçlar şuydu:

"Nisa/11′de kız çocuk tek ise ve ikiden fazla ise ne olacağı belirtiliyor, fakat tam 2 ise ne olacağı hakkında lafzen açık hüküm yok. Alimlerin büyük çoğunluğu, kız çocuğunun 2 olmasını, 2'den fazla olmasıyla eşit olarak değerlendirmekte (yani kız sayısı 2 olursa da, Nisa/11 gereği toplam 2/3 vermekte)"

Burada çocuklar ister kız olsun ister erkek olsun, her ikisi için de aynı hüküm geçerlidir. Ve, çocuk sayısı ister 2 olsun ister 2'den fazla olsun, yine aynı hüküm geçerli (cari) olur. Çünkü "2 ile 2'den fazla" sayıları çoğuldur, dolayısıyla her iki durum için aynı hükmün geçerli olması gerekir. 1200 yıl önce Harezmi de bu hükmü böyle anlamış zaten.

Not: Şimdi burada anlatıklarımı işkembesinden atıyor diyebilirler, ama kazın ayağı öyle değil!

İşte size orijinal kaynak:

Robert of Chester's Latin translation of the Algebra of al-Khowarizmi (http://www.wilbourhall.org/pdfs/MBP/robertofchesters00khuw.pdf)


Çok yönlü olarak birçok bilimadamı tarafından incelenmiş olan bu eserin 48. sayfasındaki, artık neredeyse dipnota dönüşmüş, bir notta Harezmi'nin feraiz hesabına ilişkin bir problemini buldum, ama bu problemi açık bir şekilde bulacağımı zannediyordum. Çünkü internetteki hemen hemen bütün kaynaklarda "Kitabın üçüncü bölümünde miras taksimi hesapları anlatılmıştır. (http://www.nebilelim.com/harezmi-780-850-turk-bilim-adamlari.htm)" ifadesi geçiyordu ve ben de bu eserde böyle bir problemi açık olarak bulacağımı zannediyordum. Fakat yanılmışım!

İşte size dipnota da dönüşmüş olsa Harezmi'nin feraiz hesabına ilişkin bir problemi: :photo:

"A man dies, leaving two sons behind him, and bequeathing one-third of his capital to a stranger. He leaves ten dirhems of property and a claim of ten dirhems upon one of the sons.

"Computation: You call the sum which is taken out of the debt thing. Add this to the capital which is ten dirhems. The sum is ten and thing. Subtract one-third of this, since he has bequeathed one-third of his property, that is, three dirhems and one-third of thing. The remainder is six dirhems (and two-thirds) and two-thirds of thing. Divide this between the two sons. The portion of each of them is three dirhems and one-third plus one-third of thing. This is equal to the thing which was sought for. Reduce it, by removing one-third from thing, on account of the other third of thing. There remain two-thirds of thing, equal to three dirhems and onethird. It is then only required that you complete the thing, by adding to it as much as one-half of the same ; accordingly, you add to three and one-third as much as one-half of them : This gives five dirhems, which is the thing that is taken out of the debts."

The legal point involved in the problem given is that a son who owes to the estate of his father an amount greater than the son's portion of the estate, retains, in any event, the whole sum which he owes. Part is regarded as his share of the estate, and the remainder as a gift from the father. The above problem would have given exactly the same numerical results for any debt from five dirhems up; however, if there were a claim of four dirhems against one of the sons, instead of ten, the debtor son would have received in cash 2/3 of one dirhem, the other son four and 2/3 dirhems, and the stranger four and 2/3 dirhems.

In algebraical symbolism, the equation is (2/3)(10+x)=2x whence x=5; 10+x; is the total estate left, and x is the share of each son."

upuaut
02-06-2010, 21:36
2) Orijinal ve tek olması gereken Kur'an-ın neden değişik versiyonları var?

Hz. Muhammed'in döneminden kalma elyazması bugün hiçbir yerde bulunamaz çünkü Osman zamanında birçok Kuran "versiyonu" imha edilmiştir ve versiyon sayısı 1'e indirilmiştir...

Osman'ın bu Kuran versiyonu (yani elimizdeki Kuran)nın en eski 3 tane ana el yazması vardır:

1. İngiltere'de Londra'da British Museum'da bulunan Kuran elyazması MS 790-810 yılları arasında yazılmıştır ve en eski Kuran elyazmasıdır.

2. İstanbul'da Topkapı Sarayı'ndaki elyazması. Bu elyazmasının üzerinde çalışılmasına izin verilmemektedir. Nedeni ise kesinlikle bilinmiyor!

3. Özbekistan'da Taşkent Kütüphanesi'ndeki 8. yüzyıldan kalma 2 elyazması.

Bunlar dışında birkaç tane parça parça MS 780 yıllarına ait Kuran parçaları vardır. Yani en eski Kuran el yazması parçaları Hz. Muhammed'in ölümünden 150-200 yıl kadar sonraya tarihlenebilmiştir.Üstelik bu elyazması Osman'ın belirlediği Kuran versiyonudur (yani bire indirilen)

Not: Detaylı bilgi almak için Kur'an-ın Orijinali Yok! (http://www.mecazen.com/kuranin-orjinali-yok-turan-dursun-t269084.html?t=269084) sayfasına bakınız.

Sana'daki bunlardan da eski. Üstelik Hz. Muhammed'in memleketi Hicaz'ın kaligrafisiyle kaleme alınmış, yani ilk örneklerden. Gerd Puin önce surelerin dizilişinde bazı ufak farklar görmüş. Sonra da parşömenlerin üzerinde önceden yazılar olduğunu, sonra bunların silindiğini ve tekrar yazıldığını, yani elindekilerin 'palimpsestus' olduğunu. Bütün bunların doğru olduğunu eşi Dr. Elisabeth Puin'in araştırma makalesinden görebilirsiniz (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=2). Özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan "Palimpsestus" yöntemiyle, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı. Rönesans döneminde ilk yazının okunması için kimyasal yöntemlerin kullanıldığı 'palimpsestus' incelemeleri başladı, böylece birçok antik çağ metni ortaya çıkarıldı. Bu bulgulara dayanan Puin de Kuran'ın evrim geçirdiği sonucuna varmış ve Kuran'ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı, zaman içinde yenilendiği tezini ortaya koyuyor. Bu Allah kelamının 14 yüzyıldır değişmediğini ve bu özelliğiyle diğer iki semavi dinden daha üstün olduğunu savunan İslam dünyasını çileden çıkaracak bir tez.

Ayrıca burada şu itiraza da dikkat etmek gerekiyor: Kuran'ın gelişimi üzerine İslam dünyasında yaygın kabul gören tez ve bu teze bağlı Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden Tarif Halidi, Sana Kuran'ının Hz. Osman'ın kaleme aldırttığı Kuran'ın henüz ulaşmadığı kesimlerce kullanılan kötü bir kopya olduğunu söylüyor.

Bildiğiniz gibi Sana elyazması nedeniyle bu itirazın da ele alındığı bir dizi konferans yapılmıştı. İlk konferans 2007 yılının ocağında University of California-Davis'de, Transnational ve the Committee for the Scientific Examination of Religion [CSER] tarafından düzenlenmişti. Bu ilk konferansın heyecanı ile ikincisi, 2008 Mart'ında ilginç bir uluslararası konferans tanıklık etti. Yeni kurulan bir enstitü olan İnârah Enstitüsü, Saarlandes Üniversitesi ve Europäische Akademie Otzenhausen nın işbirliği ile Kur'anın kökeni ve İslam'ın ilk tarihçesi konulu bir uluslararası konferans hazırladı. Bu konferansta söz alan konuşmacılar Kur'an ve İslam hakkındaki görüşlerini, bulgular onları (Turan Dursun'un yıllar önce "beni gittiğin yere götür" dediği gibi) nereye götürüyorsa, oraya kadar gidip, sorunu enine boyuna tartıştılar..Ve bazı müthiş diyebileceğimiz sonuçlara vardılar.. Ya da o sonuçların temelini attılar.

İşte Alman araştırmacılar Gerd-R. Puin ve eşi Elisabeth Puin değerli araştırma sonuçlarını makaleler halinde yayınladılar ve burada Dr. Elisabeth Puin'in makalesinin sonuçlarını açık bir şekilde değerlendirdim. Bu makaledeki örneklere göre, a satırında yazılanlar (bu satırlar Sana metni utraviyole ışığı altına tutulduğunda alttaki metin olarak gözüküyor) şimdiki Kur'an-ı Kerim'dekine göre oldukça eksik. Sanki a satırını yazan kişi için dersiniz ki, dersine çalışmamış ama yarım yamalak bir şeyler söylemeye çalışan öğrenci. Fakat b satırına geçildiğinde (bu satırlar ise Sana metnindeki çıplak olarak gözüken metinlerdir), o tembel öğrenci gitmiş, yerine çalışkan öğrenci gelmiş ve oturmuş şimdiki Kur'an-ı Kerim'i yazıyor. İnanılır gibi değil.

Yani Sana metni bu haliyle öyle Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden Tarif Halidi'nin iddia ettiği gibi Hz. Osman'ın kaleme aldırttığı Kuran'ın henüz ulaşmadığı kesimlerce kullanılan kötü bir kopyası değil, resmen şimdiki Kur'an-ı Kerim'in iyi bir kopyası gibi. Nerdeyse % 100 oranında bir doğruluk var. Zaten Puin bu durumu şöyle doğruluyor:

"Benim samimi kanaatime göre, sözkonusu Yemen nüshalarıyla eldeki Kur'an nüshaları arasında ciddiye alınabilecek hiçbir farklılık mevcut değildir; bu yeni nüshalarda tesadüf edilen yegâne ihtilaf, sadece sözcüklerin imlâsıyla ilgili Kur'an'ın kendisine aslâ zarar vermeyecek olan küçük birtakım yazım farklılıklarından ibarettir. Zaten "İbrahîm-İbrahim"; "Kur'ân-Kur'an"; "simâhum-simahum", vb. farklılıklara da Kahire'de basılan mushaflarda işaret edildiği herkesçe bilinmektedir.

Dr. Gerd R. Joseph Puin
Saarbrücken, 14/2/1999"

Fakat Sana metni ultraviyole ışığı altına tutulduğunda ve örneklerin analizinde "a satırı" olarak geçen metinler ne olacak? Bunu görmezden mi geleceğiz?

Sana elyazmasındaki bu ilk metinlerin Hz. Osman zamanında imha edilen Kuran'da olmayan dipnot ve tefsir notları olmadığı açık; çünkü a satırı olarak geçen bu metinler b satırındakilerin ilk şekli. Şimdi her iki satırı biraraya getirirseniz, Kur'an- Kerim ile oynandığını çıplak bir şekilde görüyorsunuz. Puin, metinlerdeki bu oynamayı "Kur'an-ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır." şeklinde değerlendiriyor.

Not: Sana elyazmasındaki (alttaki ve üstteki) metinlere göre orjinal metinle oynandığı açık. Buradan özellikle tartıştığımız konu olan Nisa suresindeki ayetlerle oynandığı düşünülebilinir. Bilemiyorum, Sana elyazmasındakiyle birlikte diğer metinleri incelemek gerekir. Fakat İslam Hukuku'nda miras paylaşımına neden olan 11., 12. ve 176. ayetlerindeki hükümlerin uygulamaları ta Hz. Muhammed zamanından beri biliniyor. Bu ise Puin'i haklı çıkarıyor. Çünkü bu konu için burada 1000'den fazla ve internetteki çeşitli platformlarda 1000'lerce mesajı neden yazdık ki? Yani eğer bir sorun varsa, ki bu araştırmalara göre varolduğu anlaşılıyor, orijinaldedir.

3) Sana'da ve diğer versiyonlarda ortaya çıkan bu durumu İslam oyunu suya düştü;BARNABAS İNCİLİ'NİN GERÇEK YÜZÜ (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8474)'ndeki gibi mi değerlendiriyorsunuz?

upuaut
02-06-2010, 21:40
Arkadaşlar, burada konunun dışına çıkmayı ben de istemiyorum. Fakat öyle gelişmeler oluyor ki konumuzu da yakından ingilendiriyor. Örneğin buraya ilk geldiğimde Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlerindeki oranların matematiksel uygulamalarıyla birlikte, "Sana Elyazması" ile ilgili

883. Puin'in İnanılmaz Keşfi
885. Bazı endişeler var

mesajlarını yazmıştım. Sağolsun, Alchindus (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=8406) beni bilgilendirerek yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu arada, diğer arkadaşlara da teşekkür ederim.

Şimdi, bu mesajdaki gelişmeler için yine bana yardımcı olabilirseler, kendilerine müteşekkir kalacağım.

Bilenler bilir, Turan Dursun Forumu'nda "Sana'a Kodeksleri" adlı bir başka tartışma konusunda Elisabeth Puin'in Araştırması (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=2) yayınlandı. Fakat gereği gibi değerlendirilemedi. Ben bu durumu orada tartışanların Almanca bilmemesine yordum.

Her neyse, ben şimdi derhal 11. ve 12. mesajlardaki Elisabeth Puin'in araştırma makalesinden çıkan sonuçları değerlendirmeye geçiyorum. Siz artık aşağıdaki değerlendirmelerim ile oradaki resimlere bakarak karşılaştırırsınız. Bu karşılaştırmalara sırasında özellikle şuna dikkat ediniz: Eğer Arapça bilmiyorsanız ve renkli bir bölgede farklı karakterler varsa, kesinlikle farklı şeyler var demektir. Unutmatın, bu kural, yalnızca Arapça için değil tüm dünya dilleri için geçerlidir.

1. Satır (a-satırı) silinmiş yazının orijinal halini veriyor. Bu satırdaki bazı değişiklikler sırasıyla şunlardır:

Değiştirme: Bu satırdaki mavi renkli bölgede yer alan metin parçası sonraki metinlerden farklı demektir. Yani bu bölgeden yer alan metin parçası şimdiki Kur'an-ı Kerim'dekinden kesinlikle farklıdır.

Çıkarma: Yeşil bölgede yer alan metin parçası ise silinmiş olup, sonraki metinlere aktaramılmamış demektir. Yani bu bölgedeki metin parçalarını biz şimdiki metinde okuyamıyoruz.

2. Satır (b-satırı) silinmiş yazının üzerinde oynandıktan sonraki halini veriyor. Bu satırdaki değişiklikler ise şöyledir:

Ekleme: Mor renkli metin parçası ise, a satırında olmayan ama şimdiki metne geçen eklenen metin parçası demektir.

Not: Yukarıdaki her iki satıra göre şu değişiklikler mevcuttur:

Ekleme: Eğer a satırında veya b satırında veya da a ve b satırında eflatun renkli bir bölge varsa, bu bölgenin boş olduğunu ve şimdiki metinde bu bölgenin doldurulmuş olduğu anlamına geliyor.

3. satır (StT-Satırı) yine şimdiki Kuran'ın yazısı gösteriyor. Elimizdeki metin Sana elyazmasının üzerinde oynandıktan sonra b satırındaki gibidir. Fakat yukarıdaki değişikliklere göre (ki bunlar bir metnin orijinalliğini değiştirmekte yeterli değişikliklerdir. Bu nedenle Sana metnindeki tüm değişiklikleri burada ele almadım) bu metnin de orijinal olmadığı sonucu çıkmaktadır. :yield:

Şimdi bu analizden çıkan sonuçlara göre şu soruları sormak hakkımız olsa gerek:

1) İlk derleme ile, sonraki (Osman döneminde oluşturulan ve imam adı verilen) mushaf arasında fark olmasa idi, neden ilkini yakma yoluna gidildi? İlk derlemede bulunmayan eklemeler ya da Kuran'dan çıkarmalar yapılmamış olsaydı, neden korkulmuştu? Muhammed Döneminin Kuran'ı ile Bugünkü Kuran Aynı Değil: Burada çok önemli bir tanıklığa başvuralım: İbn Ömer diyor ki:

"Hiçbiriniz, Kuran'ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesinhttp://www.mecazen.com/images/smilies/nokta.gif Bilemez ki, Kuran'ın çoğu yok olup gitmiştir. 'Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum' desin yalnızca." (Bkz. Suyuti, el İtkan, 2/32http://www.mecazen.com/images/smilies/nokta.gif)

Not: Birinci derlemenin yakılmasındaki amaç; ölümüne değin sandığında saklayan ve alınıp yakılmasını önleyen Hafsa idi. Bu koruyucu ölünce, Kuran'ın Tanrısı "Kuşkusuz Zikr'ı (Kuran'ı) biz indirdik; kuşkusuz koruyucuları da yine biziz" (Hicr, ayet:9) dese de koruyucusu kalmamıştı. Mervan İbn Hakem, "sandıktan" aldırtıp getirmiş ve yaktırmıştı. Mervan'ın bu ilk derlemeyi yaktırmasındaki gerekçesini, kendisi şöyle açıklıyor:

"Bunu yaptım, çünkü, Onda yazılı olanlar, resmi (imam) Mushaf'a yazılıp geçirilmiş ve korunmuştur. Korktum ki aradan uzun zaman geçtiğinde kuşkucu kimseler bu (resmi) Mushaf hakkında kuşkuya düşerler." (Bkz. Drhttp://www.mecazen.com/images/smilies/nokta.gif Subhi e's_Salih, Mebahis fi Ulumi'l-Kuran, s. 83 Dayandığı kaynak: İbn Ebi Davud, Kitabu'l-Mesahif, s. 24)

upuaut
03-06-2010, 19:01
Arkadaşlar, Dr. Elisabeth Puin'in yayımladığı Sana metnine ait örnekleri, ki şu anda bir İmam-Hatip lisesinde çalışıyorum, hiçbir kopya vermeden (yani bu metinlerin ne olduğunu kendisine söylemedim ve metinler Almanca olduğu için kendisi de ne olduğu çıkaramadı) deneyimli bir Arapça öğretmenine gösterdim.

Tabii ki İmam-Hatip öğrencilerine de gösterdim. Öğrenciler ancak StT (Standart Text) formatlı metinleri harekeler yardımıyla okuyabildiler; diğer a ve b satırındaki metinleri okuyamadılar. Çünkü bu satırdaki metinlerde okumayı kolaylaştıran harekeler yoktu.

Oysa a ve b satırındaki metinler ufak-tefek farklarla StT satırındaki metinle aynıydı. Bu uyarıyı yaptıktan sonra öğrenciler gerçeğin farkına varmaya, dolayısıyla güçlükle de olsa a ve b satırındaki metinleri okumaya başladılar. :help:

Gerçekten de bu satırdaki metinleri okuyabilmek için, söylendiği gibi, güçlü bir şekilde sözlü Arapça geleneğini (retoriği) çok iyi bilmek gerekiyor. Yoksa, her Arapça bilen bu satırları okuyamaz.

Şimdi Arapça hocasının bana söylediklerine göre şu sonucu rahatlıkla verebilirim. Neden? Çünkü istişare ettim de, ondan:

a satırındaki mavi renkli bölgede yer alan Arapça harflerin (karakterlerin) bir önceki mesajımda söylediğim gibi b satırında ve StT satırındakilerden farklıdır. Bu nedenle Arapça hocasına ilk sayfa olan 475. sayfadaki metin örneklerini okuttum. Arapça hocası, 1-a, 1-b ve StT satırlarındaki metinleri bakınca, 1-a satırındaki mavi renkli bölgede yer alan iki metin parçasının 1-b ve StT satırlarındakinden farklı olduğunu derhal anladı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=2). Kendisi bana 1-a satırındaki ilk mavi bölgedeki "ve lekad" kelimesindeki harflerinin ayrı ayrı yazılmış olduğu ama "kaf" harfinin eksik olduğunu söyledi. Bu örnek basit olduğu için bunu daha önceden ben de okumuştum. :humble:

Buna göre yani Arapça hocasının da değerli katkılarıyla "ve lekad" kelimesi satırlara göre şöyle okunmaktadır:

1-a) "vav, elif, dal" (elif harfinden sonra "kaf" harfi gelmesi gerekiyordu. Bu unutulmuş ve diğer harfler bitiştirilerek değil ayrı ayrı yazılmış) harfleri ayrı ayrı yazılmış.

1-b) "vav, elif, kaf, dal" harfleri bitişik yazılmış. Ama bunu StT satırına bakmadan okuyabilmek için güçlü Arapça retoriğe ihtiyaç var.

StT) "vav, elif, kaf, dal" harfleri 1-b satırındaki gibi bitişik ve harekeli şekilde yazılmış. Tıpkı şimdiki Kur'an'daki gibi.

Gördüğünüz gibi bu örnekte çok büyük hata yapılmamış. Fakat 1-a satırındaki 2. mavi renkli bölgedeki harfler 1-b satırındakilerden kesinlikle farklıdır; tek bir harfi bile aynı değil. Buna karşılık StT satırında gelen harfler ise 1-b satırındakilerinin harekeli şeklidir. Fakat 1-b satırındaki son harf olan "mim" harfinin kuyruğu çizilmemiş yani unutulmuş.

Özetle diğer sayfalarda da bu örnekteki (475. sayfadaki) gibi benzer hatalar mevcuttur. Artık detaylı çözümlemelerini siz yaparsanız.

upuaut
05-06-2010, 22:38
Sana palimpsesti 1972’de adını aldığı Sana’daki Ulu Cami’nin onarımı sırasında bulunmuş. O dönemde Yemen Antik Eserler Müdürlüğü’nün başkanı olan Kadı İsmail El Akva, yoğun yağışların ardından onarıma alınan caminin tavan arasında bir yığın kâğıt ve parşömenin arasında bulmuş elyazmalarını. Sonra da bunların tarihi bir hazine olduğuna karar verip, incelenmesi için harekete geçmiş. 1979’da bazı araştırmalar için Yemen’e giden Alman araştırmacı Dr. Gerd-R. Puin’in ilgisini çekmiş bu parşömenler. Puin’in restorasyon çalışmalarından sonra da bazılarının İslam’ın en kritik dönemleri olan 7. ve 8. yüzyıllara ait olduğu anlaşılmış. Puin’in çalışmaları ilerledikçe parşömenlerin tarihte bulunmuş en eski el yazması Kur’an olduğu ortaya çıkmış. Bilinen üç tane el yazması antik Kuran var: Bunlardan 7. yüzyıla ait olan bir kopya ise Londra'da British Library’de ve 8. yüzyıldan kalma 2 tanesi Özbekistan’da Taşkent Kütüphanesi ve Topkapı Sarayı’nda saklanıyor.

Sana’daki bunlardan da eski. Üstelik Hz. Muhammed'in memleketi Hicaz’ın kaligrafisiyle kaleme alınmış, yani ilk örneklerden. Puin önce surelerin dizilişinde bazı ufak farklar görmüş, sonra da parşömenlerin üzerinde önceden yazılar olduğunu, sonra bunların silindiğini ve tekrar yazıldığını, yani elindekilerin “palimpsestus” olduğunu. Fakat araştırmalar derinleştikçe Sana palimpsestindeki bulgular daha da şaşırtıcı bir hal almaya başladı.

Örneğin Puin’in bulgularının verildiği aşağıdaki videodan alınan bir görüntüde, bir sana metninin ultraviole ışığı altına tutulmasıyla şu çarpıcı gerçeğin ortaya çıktığını görüyoruz:



http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/Sana.jpg


Bir Sana Metni.Ultraviole ışığı altında bu Sana metninde altta silinmiş metin ve üstte bunun üzerine geçirilmiş yeni metin görülüyor. Özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan “palimpsestus yöntemi” ile, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı.


Kaynak:http://www.youtube.com/watch?v=-x1JsyFrpKg, The Quran - written 70 yrs after Mohammeds death?
Bu görüntüde Sana metninin bir palimpsest olduğunu, dolayısıyla bu metnin altında silinmiş olan mavi renkli ve üstünde şimdiki metin olan siyah renkli metin açıkça görülüyor. Her iki metin birbirinden farklıdır. Bununla birlikte, yani her iki metinin birbirinden farklı olması dışında, her iki metindeki, her ne kadar aynışmış gibi gözükse de, aynı karakterlerin farklı olduğu, yani silinen mavi renkli metin ile üstüne yazılan siyah renkli metnin farklı kişiler tarafından yazıldığı anlaşılıyor.

Burada sözkonusu olan aynı metinleri karşılaştılması suretiyle ortaya çıkan bulguları Dr. Elisabeth Puin (Dr. Gerd-R. Puin’in eşi) tarafından yazılan “Ein früher Koranpalimpsest aus Sana’a (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=2)” makalesinden öğreniyoruz.


Adından da anlaşılacağı üzere makalenin konusu, bu silinmiş olan yazıyı şu anda elimizde bulunan Kuran ile karşılaştırmak. Makalede geçen kuran, “Standart Kur’an” veya “Kahire Kur’an-ı” olarak isimlendiriliyor.


Şimdi bu makaleden bir örnek inceleyelim.

http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/SM.jpg


Sana metninden bir örnek. 1a satırındaki mavi renkli bölgelerdeki metin parçaları sonraki satırlardakinden farklı demektir. Yani bu bölgede yer alan metin parçası şimdiki Kur'an-ı Kerim'dekinden kesinlikle farklıdır. 1b satırındaki mor renkli metin parçaları ise, 1a satırında olmayan ama şimdiki metne eklenen metin parçası anlamına geliyor.


Bu resimli örnekteki ilk mavi renkli bölgede yer alan metin parçasının çözümü şu şekildedir:


3. Satır (1a Satırı) silinmiş yazının orijinal halini veriyor. Bu satırda “vav, elif, dal” harflerinin ayrı ayrı yazıldığı görülüyor. Burada “elif” harfinden sonra “kaf” harfi gelmesi gerekiyordu. Bu unutulmuş.


2. Satır (1b Satırı) silinmiş yazının üzerinde oynandıktan sonraki halini veriyor. Bu satırda ise “vav, elif, kaf, dal" harflerinin bitişik yazıldığı görülüyor. Ama bunu bir sonraki (StT) satıra bakmadan okuyabilmek için güçlü bir Arapça retoriğine ihtiyaç var.

1. Satır (StT Satırı) yine şimdiki Kuran'ın yazısını (StT-Satırı = Standart Text) gösteriyor. Bu satırdaysa “vav, elif, kaf, dal” harflerinin 1-b satırındaki gibi bitişik şekilde “ve lekad” olarak yazıldığı görülmektedir.

Gördüğünüz gibi “ve lekad” kelimesinin yazımında satırlara göre çok büyük hata yapılmamıştır. Fakat 1a satırındaki 2. mavi renkli bölgedeki harfler 1b satırındakilerden kesinlikle farklı olup, burada ilkinden farklı olarak yani mavi renkten mor renge geçerken bir morarma sözkonusudur.


Özetle yukarıdaki örneklerdeki gibi Dr. Elisabeth Puin’in vermiş olduğu resimli örneklerde basitten karmaşıklığa doğru giden pek çok değişiklik yapılmış olduğu görülüyor ki, bu da “1400 yıldır Kur’an-ın bir harfinin bile değişmediği” yalanını ortaya çıkarır.

insan_olmak
05-06-2010, 22:43
Sayın upuaut bunu ayrı bir konu olarak yayınlarsanız çok daha faydalı olur böylece değerli bilgiler gözden kaçmaz ve dikkat çeker.

Saygılar

upuaut
05-06-2010, 22:47
Bildiğiniz gibi, Sana palimpsestinden önce Kuran'ın okunuşundaki farklar da, tek bir Kuran olmadığının göstergesi idi. Nitekim, İsmail Cerraoğlu’nun, Ankara 1971 baskılı “Tefsir Usulu” adlı kitabının 90.-110. sayfaları arasında, İslam kaynaklarından aktarılan bilgiler de şöyledir:

Tevbe suresinin 114. ayetindeki “iyyahu” sözcüğü, Hammad İbn Zeberkan tarafından “ebahu” olarak okunurdu ve Sad suresinin 2. ayetindeki "izzettin” sözcüğü de “ğırratin” diye okunuyordu. Buradaki değişiklikler de tıpkı Sana palimpsestindeki gibi harf değişiklikleri idi. Birincisinde “ya””ba”ya, öbüründe de “ayın” harfi, “ğayın” harfine dönüşmüştür.

Yine eldeki mevcut Kur'an’da görülen kimi sözcüklerin yerine, Abdullah İbn Abbas, “mürâdiflerini”, yani “eş anlamlı olanları kullanırdı. Enes İbn Malik de Müezzemmil suresinin 6. ayetindeki “akvamu” sözcüğünün yerine, “asvabu” sözcüğünü kullanmıştır. İbn Ömer, Cum’a suresinin 10. ayetindeki “fes’av” sözcüğünün yerine, “femzû” sözcüğünü; İbn Abbas ise, Karia suresinin 5. ayetindeki “kel’ıhni” yerine “k’essavfı”yı uygun görüp kullanırdı. Yine İbn Abbas, “sayhaten vahideten”lerdeki “sayhaten” yerine, “zeyfeten”i yeğlerdi. Enes İbn Malik, İnşirah suresinin 2. ayetindeki “vada’nâ” yerine,”halelnâ” diye okurdu.

Buralarda görülen de yalnızca harf değişikliği değil Sana palimpsestindeki gibi kelime değişikliğidir. Demek ki “Peygamberden bu yana bir harf bile değişmemiştir” savı gerçek değildir.

Şimdi lütfen Kur’an’daki bu son yani okunuştaki değişiklikler nedeniyle ilginç bir tespitimi aktarmama izin veriniz.

Eğer ilk resmin alındığı videoyu dikkatli bir şekilde izlerseniz, orada Gerd Puin’in konuşurken ara sıra, sırf bu mesele yüzünden Arapça’yla uğraşmaktan, hırladığını göreceksiniz: Tıpkı Leman’ın kapağındaki “Varsa kuduz ilacı istiyorum ben! (http://www.webhaber.com/haber/02-06-2010/kuduz-ilaci-istiyorum-ben-haberi)” diyen adam gibi.

Acaba mı diyorum; Arapça ve aynı dil ailesinden gelen İbranice konuşanlar, bazı harfleri okurlarken hırlamalar nedeniyle kuduzlaşıyorlar mı, ne?

Bana inanmıyorsanız kontrol edebilirsiniz: Arapça konuşanların hırlaması doğal, İbranice konuşanlar için de Dana International - Cinque Milla (http://www.nartube.com/45a1d088467cb331c6e094741c0f4a84ab06ec69:zidcpa6AF uc.html) şarkısıyla örnek olarak verebilirim. O da hırlıyor: İnanın hırlaması bütün güzelliği öldürüyor!

Şalom Dana!

Hatırlıyorum, bu şarkısı nedeniyle Dana, İsrail’deki din fanatiklerinin epey tepkisini çekmiş (herhalde muz üzerinde erotizme göndermelerde bulunduğu hareketlerinden dolayı) ve Eurovision’da İsrail’i temsil etmemesi istenmişti. Ama ne oldu? Israel - Dana International - Diva (live) - Eurovision 1998 (http://www.nartube.com/9f4d5ebfeffe13f42794a410648f649786c6c226:Fv83u7-mNWQ.html) parçasıyla temsil etti ve 1. oldu. Hiç şakası yok; eğer Dana 1. olmasaydı, İsrail’e giremeyecek ve sürgüne gönderilecekti. Bu nedenle Eurovision’da ona verilen puanların çoğunun bu olay yüzünden verildiği söylenilir.

Not: İnsan Olmak, söylediğin gibi bu konuyu ilgili yere taşıyacağım. Şimdilik burada kalsın lütfen!

upuaut
12-06-2010, 02:15
UPUAUT (Eski Mısır dilinde "Yolları açan" demektir), Turan Dursun'un Forumundan bir araştırmacı, 9.6.2010/Çarşamba.

Elimizdeki Eski Babil Dönemine ait (M.Ö. 2000-1700) MS 1844, UET 5, 121 ve MS 2830 nolu tabletlerdeki örneklere göre İslam Hukuku’nda miras paylaşımına dayanak olan Nisa suresinin 11. ayetindeki

“Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe 2 dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar) 2'den fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının 2/3'ü onlarındır. Eğer kız 1 ise (mirasın) 1/2'si onundur...”

oranların Eski Babilliler tarafından bilindiği anlaşılıyor. Burada açık olarak verilmeyen “eğer çocuk (erkek veya kız) sayısı 2 ise” durumu için yine aynı hüküm geçerli olmaktadır. Çünkü bu ayette kız çocuk 1 ise ve 2’den fazla ise ne olacağı belirtiliyor, fakat tam 2 ise ne olacağı hakkında lafzen açık hüküm yok. Alimlerin büyük çoğunluğu, kız çocuğunun 2 olmasını, 2’den fazla olmasıyla eşit olarak değerlendirmekte. Yani kız sayısı 2 olursa da, bu ayet gereğince toplam 2/3 oranında hisse vermekte.

Öyle görünüyor ki, alimlerin büyük çoğunluğu Harezmi’ye uymuş. Çünkü Harezmi (780-850), “Kitab-ül-Muhtasar fi Hisab-il-Cebri vel-Mukabele (Robert of Chester's Latin translation of the Algebra of al-Khowarizmi (http://www.wilbourhall.org/pdfs/MBP/robertofchesters00khuw.pdf))” adlı kitabındaki “Bir adam ölür. Geriye 2 oğlu kalır. 10 dirhemlik mirastan oğulları kaç dirhem almıştır?” örneğinde herbir oğul için 1/3 oranını kullanmış idi!

İslam Öncesi Kaynaklar

Peki, varsa, bunların orijini nerede idi?

http://www.swr.de/-/id=2148912/property=detail/width=160/height=120/pubVersion=1/1a2oods/index.jpg

Sana palimpsestindeki teorileriyle büyük sansasyonlar yaratan Alman araştırmacı Dr. Gerd-R. Puin, bunun ana hatlarını "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır" şeklinde çizdikten sonra,Kuran'ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ileri sürdü. Fakat Puin’in esas ses getirecek teorisi ise, Kuran’ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiğidir. Kuran’da geçen “Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları)” ile “Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları)” kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy’nin haritası üzerinde çalışarak er-Rass’ın İslam öncesi Lübnan’da, el-Ayka’nın da M.S. 150’de Mısır’da Aswan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkarmış.

Puin sözkonusu bu bölgeler hakkında detaylı bilgileri Campus dergisinin bir yazarı (http://www.network54.com/Forum/70688/thread/983366742/last-996437302/Dr.+Puin%60nin+Yemen%60de+bulunan+Kur-an+hakkindaki+arastirmalari...)nın “Tahmininizin ispatlanması mümkün gözüküyor mu?” sorusuna karşılık şöyle veriyor:

“Bir örnekle açıklayayım. Kuran’da bazı yer isimlerinden bahsedilir. Mesela “errass (kurumuş su kaynağı, vaha)” anlamına gelir. Şimdi bir düşünün. Arabistan’da kaç tane kurumuş su kaynağı vardır? Sanıyorum, en azından 1000 tane. Nasıl bulunur bu yer? Kuran’da geçen ayette “kurumuş kaynaktaki insanları düşün. Onlar Allah’a boyun eğmediler.” şeklinde geçer. Kimdir bu insanlar? Bu kuruyan kaynak neresidir? Kuran coğrafyası vardır. Bu coğrafyayı anlatan haritalarda ilgili yerler gösterilir. Bu yerler İslam gelmeden önce varolan yerleşim yerleridir. Yine “Akaba bis maskad” geçer. Burası da bir yerleşim yeridir. Neresi olduğu bu haritalarda bulunabilir. Bu yerleşim yerleri İslam’dan önce varolan bölgelerdir. Kuran’a nereden intikal ettiği sorulması gereken sorudur...”

Fakat Halidi’ye bu durum Kuran'ın bütünlüğünü bozmuyor. Puin, Kuran’ın saf Arapça ile yazıldığı inancını da sorguluyor. İncelediği metinde birçok yabancı kökenli kelime bulmuş. Bunlara Kuran'ın kendisi de dahil. Puin Kuran’ın Aramca, ibadet sırasında okunacak kutsal kitap parçaları anlamındaki “Kariyun” kökünden geldiğini, Kitabı Mukaddes’teki hikâyelerin büyük kısmının Kuran’da daha kısa formda yer aldığını, kısacası aslında “Kitab-ı Mukaddes”in ibadet sırasında okunacak bir özeti olduğunu söylüyor. “Bilimsel bir metin” elde etmeye çalıştığını, Müslümanların 1000 yıl önce Kuran üzerinde çalıştığını ve konuyu kapattığını söyleyen Puin’in, ilk makalesini, Dünya Müslümanlar Birliği’ne bağlı Alman İslam Arşivi’nin yöneticisi Salim Abdullah yayımlayacak. Puin, “Şeytan Ayetleri”ni yazan Salman Rüşdi gibi maruz kalacağı tehditlere de aldırmıyor.

Babil Algoritması: Geometrik Dizi

Şansa bakın ki, Puin’in belki hayatı boyunca arayıp da bulamayacağı bir bulgu Eski Babil tabletlerinde bir araştırma sırasında karşıma çıktı. Kolay değil, bu bulguyu şu miras paylaşım örneklerini analiz ettikten sonra çekip çıkarttım:

1. M.Ö. 2050 tarihli Yeni Sümer, Eski Babil Dönemi’ne ait MS 1844 (http://www.schoyencollection.com/math.html#1844) nolu tablette 7 kardeş arasında paylaştırılan miras problemi.

2. Yine aynı döneme ait Ur’da keşfedilmiş UET 5 (http://books.google.com.tr/books?id=x8ZY3RUQhMQC&pg=PA187&lpg=PA187&dq=inheritance+problem,+babylonian&source=bl&ots=-jJUvMdqo8&sig=7aU024MY3Tt26-AmPa1-BDox1_0&hl=tr&ei=3ZoOTL_rBYKHOJW2qMcM&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=3&ved=0CCYQ6AEwAg#v=onepage&q=inheritance%20problem%2C%20babylonian&f=false) nolu tabletin 121. bölümünde 5 kardeş arasında paylaştırılan miras problemi.

3. M.Ö. 2000-1700 tarihli MS 2830 nolu tablette de [4], [5], 6, 7, 11 kardeşler arasında paylaştırılan miras problemi (Köşeli parantez içinde belirtilen sayılara ilişkin örnekler bu tabletin hasarlı bölümündedir).

Bu örneklerin tümünde kullanılan yöntem ya da algoritma aynıdır. İsveçli Matematik Tarihi profesörü Jöran Friberg (http://www.math.ucla.edu/dls/2001/friberg.html), demek ki o da benim gibi şanslıydı, bu keşfi algoritma basit olduğundan ve biraz da dikkati sayesinde yaptı. Çünkü Friberg, "Miras Problemleri ile İlgili Tabletler" (http://books.google.com.tr/books?id=x8ZY3RUQhMQC&pg=PA187&lpg=PA187&dq=inheritance+problem,+babylonian&source=bl&ots=-jJUvMdqo8&sig=7aU024MY3Tt26-AmPa1-BDox1_0&hl=tr&ei=3ZoOTL_rBYKHOJW2qMcM&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=3&ved=0CCYQ6AEwAg#v=onepage&q=inheritance%20problem%2C%20babylonian&f=false)de bazı sayıların hatalı kazındığını, dolayısıyla bu hataları arındırdığında kullanılan algoritmanın aynı olduğu gördü.

Şimdi gelelim Friberg’in keşfettiği algoritmaya.

Yukarıdaki tablet örneklerinden görüldüğü gibi, tabii ki siz bu örnekleri verdiğim linkleri tıkladıktan sonra göreceksiniz, Friberg, ilk olarak tıpkı Harezmi’nin yaptığı gibi en küçük kardeşin hissesini x olarak almış. Çünkü Babilliler bizim gibi kardeş sayısı kaç olursa olsun, hepsini aynı görmüyor. Yani onlar bu konuda da çok hassas: Önce yaşlarına göre kardeşleri büyükten küçüğe doğru sıralıyorlar, sonra geometrik seriye göre her kardeşin hissesini belirliyorlar.

Buna göre Friberg şu işlemi yapıyor: n tane kardeş varsa, 1/(n-1) birim kesrine 1 ekliyor ve bunu x ile çarparak ikinci en küçük kardeşin hissesini buluyor ya da keşfediyor. Çünkü Friberg bu ilk adımı attıktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor.

Nitekim Friberg, bu sefer aynı işlemi 3. en küçük kardeşin hissesini bulmak için yaptığında, bunun da doğru olduğunu görüyor. Yani 2. en küçük kardeşe düşen hisse x(1+1/(n-1)) olduğundan, bunu yine 1+1/(n-1) kesriyle çarparsanız 3. en küçük kardeşe düşen hisseyi x(1+1/(n-1))^2 olarak bulursunuz.

Sonuçta işleme böyle devam edildiği takdirde, MS 1844 tabletindeki örneğe göre n=7 ve x=2 için hisseler şu şekilde elde edilir:

1. (en büyük) kardeşin hissesi: 2(1+1/6)^6 = 5;02,41,32,35,33,20 (=5;2,35,42,35,33,20)
2. kardeşin hissesi: 2(1+1/6)^5 =4;19,27,02,13,20 (=4;19,22,02,13,20)
3. kardeşin hissesi: 2(1+1/6)^4 = 3;42,18,53,20
4. kardeşin hissesi: 2(1+1/6)^3 = 3;10,33,20
5. kardeşin hissesi: 2(1+1/6)^2 = 2;43,20
6. kardeşin hissesi: 2(1+1/6) = 2;20
7. (en küçük) kardeşin hissesi: x=2

Not:

1. Harezmi de feraiz hesaplarında 7. satırdaki gibi en küçük hisseyi bilinmeyen yani x olarak alıyordu ve herbir hisse için 1 bilinmeyenli denklem kuruyordu!
2. Siyah koyu rakamlar tablete hatalı kazınan sayılar olup, doğruları parantez içinde verilmiştir.

Hiç istisnasız bütün tabletlerdeki hisselerin yazılış sırası tıpkı buradaki gibi büyükten küçüğe doğrudur. Bunun dışında, MS 2830 ve UET 5, 121 tabletlerindeki gibi bu tablette de her hisse “Mina, Shekel, Barley-corn (http://it.stlawu.edu/%7Edmelvill/mesomath/obmetrology.html)” ağırlık ölçüleriyle birimlendirilirse, 60 tabanlı bu sayıların kesir kısımlarının 3 basamağa yuvarlatılması gerekiyor.

Şu halde bu hisselerin toplamı 1 bütünü verdiğinden, Lise 3 Matematik ders kitabındaki “Diziler” konusunda geçen “Geometrik Dizi”ye göre,

2 + 2(1+1/6)^2 + 2(1+1/6)^3 + 2(1+1/6)^4 + 2(1+1/6)^5 + 2(1+1/6)^6 = 2[(7^7 – 6^7) / 6^6]

sonucunu bulmuş oluruz. Bu toplamın 60 tabanındaki açılımı 23; 18, 9, 58, 8, 53, 20 olup, tablette bunun yerine 5;02,41,32,35,33,20 sayısı yazılmıştır. Burada koyu rakamlar, tablete hatalı kazınan hatalı rakamlardır.

Bu arada, hazır yeri gelmişken söyleyeyim: Bu ve diğer örneklerde görüldüğü gibi Babil matematiğinde “bütün” gerçek anlamda “1” ya da 60 tabanındaki açılıma göre “1;0” olarak alınmaktadır. Öyle bu konuda sıkça tartışmalara neden olan 1.125 ya da 1.250 gibi değerler sözkonusu bile değil! Yani MS 1844 nolu tabletin başında o güzelim çiviyazısıyla önce problemin açık metni ve miras olarak 5;02,41,32,35,33,20 Mina değeri verilir, sonra 7 kardeşe düşen hisseler, nasıl bulunduğu belirtilmeksizin, sırasıyla şu şekilde verilir (http://www.schoyencollection.com/math_files/ms1844.jpg) (Bkz. çevirisi için sayfa 184 (http://books.google.com.tr/books?id=x8ZY3RUQhMQC&pg=PA187&dq=inheritance+problems,+j%C3%B6ran+friberg&ei=YpMSTPm6NIisygS7vuDUCg&cd=1#v=onepage&q=inheritance%20problems%2C%20j%C3%B6ran%20friberg&f=false)'e):

1. kardeşin hissesi: 5;2,35,42,35,33,20
2. kardeşin hissesi: 4;19,22,02,13,20
3. kardeşin hissesi: 3;42,18,53,20
4. kardeşin hissesi: 3;10,33,20
5. kardeşin hissesi: 2;43,20
6. kardeşin hissesi: 2;20
7. kardeşin hissesi: 2

Şimdi bu örnekten hareketle Babillilerde miras paylaşımına neden olan algoritmayı şöyle genelleştirebiliriz:

Babil Algoritması: n kardeş sayısı ve en küçük kardeşe düşen hisse x Mina olmak üzere x[n^n-(n-1)^n]/(n-1)^(n-1) Mina değerindeki miras

k. kardeşin hissesi: x[1+1/(n-1)]^(k-1) (k=0, 1, 2,...,n)

olacak şekilde paylaştırılmaktadır. Bunun örnekleri M.Ö. 2000-1700 dönemine ait MS 1844 nolu tablette n=7, UET 5, 121 nolu tablette n=5 ve MS 2830 nolu tablette n=4, 5, 6, 7, 11 için görmekteyiz.

Peki Babilliler miras paylaşımı örneklerinde n=4, 5, 6, 7, 11 değerlerini neden almışlardı?

Bunun yanıtı gayet açıktır. Çünkü kullandıkları algoritmaya göre 1/(n-1) kesri sözkonusu olduğundan paydadaki n-1 sayısının düzgün bir sayı olması gerekiyordu ki, n-1=3, 4, 5, 6, 10 sayılarının hepsi düzgün sayılardır (Düzgün Sayı: Kendisi ve tersi 60 tabanında sonlu olan sayılardır. Bu nedenle düzgün sayılar taban olan 60’ın çarpanları ve bu çarpanların kuvvetlerini içerirler. Yani düzgün bir sayı D=2^a.3^b.5^c tipindedir).

Şimdi Babil algoritmasını göre n=2 için düşünelim yani 2 kardeş sözkonusu ise bunlara ne kadar hisse düşeceğini bulalım (Not: Babilliler bu ilk değerde problem açık (trivial) olduğundan tabletlerinde yazmaya bile gerek görmemişlerdir. Yani bu açık problemi aşağıda biz incelemiş oluyoruz)

Yukarıdaki algoritmaya göre her kardeşe düşen hisse miktarı

1. (büyük) kardeşin payı: 2x
2. (küçük) kardeşin payı: x

olup, bunların toplamı 1 olduğundan

2x+x=1

eşitliğinden

x=1/3

elde edilir. Demek ki küçük kardeşe düşen hisse Harezmi’nin örneğindeki 2 oğuldan herbirine düşen payı kadar ve büyük kardeşe düşen hisse de Nisa suresinin 11. ayetinde geçen “(Çocuklar) 2'den fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının 2/3'ü onlarındır.” hükmündeki kadarmış. Bununla birlikte, eğer kardeşler aynı yaşta iseler Babilliler ne yapardı? sorusunu sormanın alemi yok. Çünkü her ikisinin eşit miktarda hisse alacakları açıktır. Fakat kardeşlerin yaşları ne olursa olsun, eğer 2’den fazla iseler, bu, Nisa suresinin 11. ayetinde 2/3 iken Babil’de en büyük kardeşe verilen paydır. Yani bu ayette yapılan şey, Babil’de büyük kardeşe verilen paya eşitlenmesi olayıdır.

Bir Baskı Aracı Olarak Kuran’ın Kullanılması

Şu halde bu sonuçlara göre Kuran’ın İslam öncesindeki M.Ö. 2000-1700 dönemindeki Eski Babil kaynaklarından beslendiği anlaşılıyor. Fakat bütün bu gelişmeleri silikleştirmeye çalışan nafile bir çaba varsa, o da Batılı entellektüeller ve içimizdeki uzantıların özellikle 11 Eylül olaylarından sonra Müslümanlar üzerinde, Kuran-ı Kerim’e tarihsel yaklaşmaları için baskı uyguladıkları ve ancak bu yöntemle İslam’da bir reformun mümkün olacağına ve çağa uygun yeni yorumların yapılabileceklerine inanmalarıdır.

Hatırlayın, bu konuda medyada dönen dolapları... Örneğin Zaman gazetesinde çıkan “Haman Olayı (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=595189)” önce Kuran’ın mucizesi oldu, daha sonra internetteki çeşitli yerlerde yapılan tartışmalar sonunda fos olduğu ortaya çıktı. Çünkü bu bir asparagas haberdi. Bundan önceki Firavun cesedi efsanesi de fos çıkmıştı (http://islamgercegi.ismywebsite.com/firavunramses.htm).

Ya peki televizyon kanallarında her gün sabah ezanı okunmadan önce yayınlanan Kuran okumalarına ne demeli? Üstelik bu kanalların çoğu sabıkalı (örneğin “Samanyolu” kanalına artık “Yalanyolu” deniyor). Olsun, ben gene de izliyorum. Ama bu gerçeği hatırda tutarak.

Bu durumda biz bunların samimiyetine nasıl inanacağız? Ya da en doğru bir deyişle, kamuoyunda bir kısım medya olarak lanse edilen bu kurumlara nasıl güveneceğiz? Bunlar ne yapmak istiyor; acaba 11 Eylül 2001 sonrasında kendilerine verilen görevi mi yerine getiriyorlar, yoksa bu fırsattan istifade mi ediyorlar?

Şimdi Puin’e de engel konuldu. Onun araştırma sonuçları İslami sitedelerde yalanlanıyor; “Hayır! Puin öyle demedi, böyle dedi” denilerek bulguların üstü örtülmek isteniyor. Guardian gazetesine verdiği bir röportajdan dolayı İslam dünyasından ağır eleştiriler alması üzerine, mülakatın yanlış çevrildiğini söyleyerek müslümanlardan özür diledi. Çünkü Puin’in finansman sorunu var ve araştırmasını devam ettirebilmesi için müslümanlardan yararlanmak zorunda.

Puin’e gerçekten bir engel konulduğu ya da veto yediği açık. Şimdi onun internetteki videolarını göremezsiniz; Youtube kapandı, diğer video paylaşım sitelerindeki videoları ya silindi ya da yayınlanmıyor. Ben dün girdim ve bir tane videosuna bile erişemedim. Aynı şekilde Google’a girin; bilinen birkaç çalışma dışında fazla birşey bulamayacaksınız. Umarım yakında onlar da kaldırılır.

Özetle, 2007 seçiminde % 47 ile sandıkları patlattığını zanneden güruhun bu gelişmeleri dikkatle izlemesi ve ders çıkarması gerekiyor. Kabul ediyorum; bu güruh belki Muhammed Ali’nin İslamiyete girmesi (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=4)ndeki gibi kandırılmış olabilir, ama bu gelişmelerden sonra kendilerine bir çekidüzen vermesi ve yeni bir arayışa girmesi gerekiyor.

Çok şükür, bunun artık AKP olmadığı çok geç olsa da anlaşılmıştır.

Ne demişler: “Geç olsun ama güç olmasın!”, Ölüm Gemisi (http://www.imdb.com/title/tt0080603/) adlı filminden bir alıntı.

upuaut
13-06-2010, 05:15
Mısır ve Babil Matematiğinde Beklenmedik Bir Bağıntı: Geometrik Dizi

Bu mesajımda "Nisa Suresi’nde Bir Babil Orijininin Heyecanveren İzleri"ne devam ediyorum. Çünkü nasıl ki Babil matematiğindeki izler Nisa suresinin 11. ayetine geçmişse, bu izlerin aynı dönemde hüküm sürmüş diğer medeniyetlere geçmiş olması son derece mantıklı bir çıkarımdır.

İnanın bu bir iddia değil, elimizdeki tablet ve papirüslerden bunun bizzat böyle olduğunu görüyoruz. Bu arada, dini inancımı soracak olursanız, ki bunu "Görüş" bölümünde özellikle belirtmedim, bu konudaki bulgular bizi nereye kadar götürüyorsa, o yolun sonunda ortaya çıkan görüş inancımı belirleyecek. İşte benim dinim bu! Ama bunu nasıl isimlendirileceğini bilemediğim için "Görüş" bölümünü boş bıraktım.

Şimdi, Eski Babilliler'in miras problemiyle ilgili MS 1844, MS 2830, UET 5 (121) nolu tabletlerde çeşitli örnekler verdiklerini biliyoruz. Ve bu örneklerde tek bir algoritma (Geometrik Dizi) kullandıklarını biliyoruz.

Bakalım bu doğru mu?

Şimdi ikinci örnek olarak UET 5, 121'deki 5 kardeşe dağıtılan hisselerin nasıl bulunduğunu inceliyoruz.

Problemin metnine göre (http://books.google.com.tr/books?id=x8ZY3RUQhMQC&pg=PA187&dq=inheritance+problems,+j%C3%B6ran+friberg&ei=9pATTNirAoryywT-7-jLCg&cd=1#v=onepage&q=inheritance%20problems%2C%20j%C3%B6ran%20friberg&f=false), 26 mana 15+2/3 gin 15 še (13.17222... KG) ağırlığındaki gümüş 5 kardeşe şöyle paylaştırılmış:

1. (en büyük) kardeş: 7+2/3 mana 8+2/3 gin 15 še.
2. kardeş: 6 mana 5 gin.
3. kardeş: 5 mana.
4. kardeş: 4 mana.
5. (en küçük) kardeş: 3 mana 12 gin.

Not: Eski Babil Metrolojisi'ne göre ağırlık ölçülerinde temel birim "Ma.na (Mana)" dır. 1 Mana yaklaşık 1/2 KG olup, diğer birimler şöyledir:

180 še = 1 gin (shekel)
60 gin = 1 mana (mina)
60 mana = 1 gu/ biltu (talent)

Program: Birim çevirmek için WEIGHT CONVERSIONS (http://it.stlawu.edu/%7Edmelvill/mesomath/calculator/weighth.html)'daki programı kullanabilirsiniz.

Şu halde 5 kardeşe verilen hisseleri MS 1844'deki problemdeki gibi 60 tabanında yazarsak şu sayıları elde ederiz:

1. kardeş: 7;48,45 mana
2. kardeş: 6;15 mana
3. kardeş: 5 mana.
4. kardeş: 4 mana.
5. kardeş: 3;12 mana.
------------------------------
Toplam: 26;15,45 mana = 26 mana 15+2/3 gin 15 še.

Bu sonuçlara göre toplam ve diğer sayılar doğru olduğundan 2. kardeşe verilen hisse 6 mana 5 gin (6;05 mana) değil, 6 mana 15 gin (6;15 mana) olmalıydı. Yani tablette 2. kardeşe verilen hisse yazılırken bir kopyalama hatası yapılmış.

Peki Babilliler bu sayıları nasıl bulmuşlardı?

Babilliler geometrik diziye göre önce en küçük kardeşin hissesini x=3;12 (=3+1/5) mana aldıktan sonra, bunun (5 kardeşe verilecek hisse nedeniyle) 1+1/(5-1) = 1+1/4 = 1;15 katını alarak yani 1;15 x 3;12 işleminin sonucundan 4. (en küçük) kardeşin hissesini buluyorlardı.

Bu işlemi 2 polinomun çarpımındaki gibi şöyle yapıyorlardı: 1;15 x 3;12 = (1 + 0;15) x (3 + 0;12) = 3 + 0;12 + 0;45 + 0;3 = 4;0 = 4 mana.

Babilliler 3. en küçük kardeşin hissesini bulmak için, bu sefer 4. kardeşin hissesinin 1;15 katını alıyorlar ve

1;15 x 4 = (1 + 0;15) x 4 = 4 + 1 = 5 mana

sonucunu buluyorlardı.

Şimdi Babilliler 2. kardeşin hissesini bulabilmek için de yine aynı işlemi yapıyorlar, yani

1;15 x 5 = (1 + 0;15) x 5 = 5 + 1;15 = 6;15 mana

sonucunu buluyorlardı!

Geldik büyük rejisöre, pardon büyük kardeşe yani 1. kardeşe...

Babilliler büyük kardeşin (big brother) hissesini de 6;15 mana'nın 1;15 katını alarak, yani

1;15 x 6;15 = (1 + 0;15) x (6 + 0;15) = 6 + 0;15 + 1;30 + 0;3,45 = 7;48,15 mana

şeklinde buluyorlardı.

Sonuçta Babilliler tarafından yapılan bu işlemleri özetlersek ya da toplarsak; karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

1. kardeş: 3;12 x (1;15)^4 = 3;12 x 2;26,29,3,45 = 7;48,45 mana = 7+2/3 mana 8+2/3 gin 15 še.
2. kardeş: 3;12 x (1;15)^3 = 3;12 x 1;57,11,15 = 6;15 mana = 6 mana 5 gin.
3. kardeş: 3;12 x (1;15)^2 = 3;12 x 1;33,45 = 5 mana.
4. kardeş: 3;12 x (1;15)^1 = 3;12 x 1;15 = 4 mana.
5. kardeş: 3;12 x (1;15)^0 = 3;12 mana = 3 mana 12 gin.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Toplam: 26;15,45 mana = 26 mana 15+2/3 gin 15 še.

Tahmin edeceğiniz gibi Babilliler bu hisseleri bulurken 3;12'yi 1;15'in kuvvetleriyle çarpmıyorlar; ama yukarıdaki gibi hesaplıyorlardı. Bu, herkesin kafasına çakması gereken ilk nokta!

İkinci olarak kafamıza çakmamız gereken nokta, Babil ve Mısır Matematiği arasında bazı bağlantıların yani ortak noktaların olduğudur. Zaten bu iki büyük medeniyet arasındaki çeşitli alış-verişler nedeniyle bunun olmadığını düşünmek mümkün değildir.

Örneğin Ahmes Papirüsü'nün 79. probleminde geometrik dizinin kullanımı şu şekilde geçer: "Yedi evin yedi kedisi var. Her bir kedi yedi fare öldürür. Her fare yedi tane buğday tanesi yemiştir. Her bir buğday tanesi ekilseydi yedi başak filizlendirirdi. Acaba bu sayıların hepsinin toplamı kaçtır?"

Bu problem Mısırlılar tarafından

7+7^2+7^3+7^4+7^5 = 7 + 49 + 343 + 2401 + 16807 = 19607

şeklinde çözülürken, modern çözüm şöyle yapılmaktadır:

7+7^2+7^3+7^4+7^5 = 7(1+7+7^2+7^3+7^4) = 7(7^5-1)/(7-1).

Ahmes'in papirüsündeki bu problem, ondan tam 3000 yıl sonra Pisalı Leonardo Fibonacci'nin "Liber Abaci" adlı kitabında görülür. O da bunları şöyle ifade etmiştir: "Yedi tane yaşlı kadını Roma'ya giderken gördüm. Her kadının yedi katırı, her katırın yedi küfesi, her küfenin içinde yedi kedisi ve her kedinin de yedi oyuncağı vardır. Kadınlar, katırlar, küfeler, kediler ve oyuncakların sayısı nedir?"

Burada ilginç olan şu ki, Mısır ve Babil matematiği arasındaki bu ilişki normal iken Fibonacci'nin, elinde bu papürüs olmadan, Mısırlılar'ın bu problemine benzer şekilde nasıl bu soruyu sorduğudur.

Keep Away
17-07-2010, 14:36
Merhaba arkadaşlar.

Bu çelişkinin ne avliye, ne de başka kıvırtmalarla geçiştirilebileceği çok açık fakat Nisa/12'de kafama takılmış bir durum var.

"Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir." Bu ayetteki "siz" kim oluyor? Ayrıca, sonrası cümlelerde belirtilen 1/8'lik oranı reddedip bu 1/4'lük oranı almak isteyen Müslümanlara karşı savunmamız nasıl olabilir?

ulpian
18-07-2010, 04:37
sayın Keep Away,

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'nin ilk dört cümlesi şöyle:



(1)Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.
(2) Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır.
(3) Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır.
(4) Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır.



"Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir." Bu ayetteki "siz" kim oluyor?

Yukardaki ikinci cümleyi kastediyorsunuz. Buradaki 'siz'den kasıt eşleri ölen erkekler. Bunu birinci cümleyle birlikte okuduğumuzda anlıyoruz.


Ayrıca, sonrası cümlelerde belirtilen 1/8'lik oranı reddedip bu 1/4'lük oranı almak isteyen Müslümanlara karşı savunmamız nasıl olabilir?

Yukardaki 3. ve 4. cümleleri kastediyor olmalısınız. Bu cümlelerde düzenlenen, ölen kocanın malından karısına ne kadar kalacağı. Adam çocuksuz ölürse karısına malının 1/4'i, çocuklu ölürse 1/8'i kalıyor. Yani hükümlerde bir çatışma söz konusu değil bu bağlamda.

İvan Karamazov
19-07-2010, 02:01
"Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir." Bu ayetteki "siz" kim oluyor?

kuran kadını insan yerine koymadığı için doğal olarak burada erkeklere sesleniyor. kadınlar bu hesabı yapamayacak kadar aptal olmakla birlikte erkeklerinin malıdır da aynı zamanda... allahın, kadınları, sahipleri üzerinden yönlendiriyor oluşu; onun ne mükemmel bir tanrı olduğunun apaçık kanıtıdır.

Keep Away
19-07-2010, 04:17
Sayın ulpian

Açıklamalarınız için teşekkür ederim. Eksik parçaları tamamladınız.

upuaut
21-07-2010, 14:54
Arkadaşlar, uzun bir süre ara verdikten ve tekrar buraya döndükten sonra acaba yeni bir gelişme var mı diye bir bakayım dedim. Keşke bakmaz olsaydım; Çünkü değişen bir şey yok. Hala aynı hataları yapıyoruz.

Hiç olmazsa bu tartışmaya katılan arkadaşlar, konu hakkında internetteki gerekli kaynaklardan ya da buradaki mesajlardan ilk bilgileri alıp tartışmaya öyle katılsalardı.

Örneğin, tartışmaya son katılan arkadaşlar, bunları yapmadıkları gibi hala işin ABC'siyle uğraşıyorlar. Dolayısıyla bu arkadaşların gidecekleri yol, yol alanlara göre daha çok oluyor.

Böyle mi olmalıydı? Herhangi bir alandaki bir çalışma veya yapıt üst üste konulan taşlarla yükselmiyor ve böylece tamamlanmıyor muydu?

Neden biz hala temeldeki tuğlarla (işin ABC'siyle) uğraşıyoruz, ki temeldekiler geçmişteki çalışmalar değil miydi?

Burada temel çalışma derken şunu kastediyorum: M.S. 625'te Uhud savaşında Sa'ad İbn Rabi'nin (R.A.) şehit olması üzerine malının paylaşımı sözkonusu oluyor ama kardeşi malın hepsinin üzerine konuyor. Peygamber efendimiz de bunun üzerine mirası Nisa suresindeki ayetlere göre paylaştırıyor. Fakat hemen herkes tarafından yapılabilecek kadar bu basit miras paylaşımı örneğinin dışında elimizde başka bir örnek yok.

İşte bütün sorun buradan ortaya çıkıyor ve ilk olarak Hz. Ömer, sahabalerle tartıştıktan sonra "Avliye Metodu"nu ortaya koyuyor (Bkz. 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909) nolu mesaja). Daha sonra Türk-İslam matematikçileri (örneğin Harezmi) bu metodun hatalı olduğunu görüyorlar ve onlar da eskilerin (örneğin Babilliler) yaptıkları gibi mirası bir bütün olarak ele alarak yani "1" sayısından başlayarak, herbir hissedarın ne kadar pay alması gerektiğini aritmetik işlemlerle tespit ediyorlar.

Yani Avliye metodunda önce oranlar toplanır, sonra oranlar toplamı "1" yapılarak hissedarların payları belirlenirken, Türk-İslam matematikçileri, bunun hatalı olduğunu görerek, tıpkı 923 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311461&postcount=923) ve 924 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311781&postcount=924) nolu mesajlarında geçen 4000 yıl önceki Babilliler gibi önce oranlar toplamını "1" alıyorlar ve aritmetik işlemlerle hissedarların alacağı payları teker teker belirliyorlardı.

Demek ki bu mesajları boşuna yazmışım. Çünkü işin temeli bunlardı ve ben birçok kaynaktan süzerek toplamıştım bu bilgileri. İsteyen bu bilgilerin doğru olup olmadığını araştırır.

özdekçi
21-07-2010, 15:25
Arkadaşlar, uzun bir süre ara verdikten ve tekrar buraya döndükten sonra acaba yeni bir gelişme var mı diye bir bakayım dedim. Keşke bakmaz olsaydım; Çünkü değişen bir şey yok. Hala aynı hataları yapıyoruz.

Hiç olmazsa bu tartışmaya katılan arkadaşlar, konu hakkında internetteki gerekli kaynaklardan ya da buradaki mesajlardan ilk bilgileri alıp tartışmaya öyle katılsalardı.

Örneğin, tartışmaya son katılan arkadaşlar, bunları yapmadıkları gibi hala işin ABC'siyle uğraşıyorlar. Dolayısıyla bu arkadaşların gidecekleri yol, yol alanlara göre daha çok oluyor.

Böyle mi olmalıydı? Herhangi bir alandaki bir çalışma veya yapıt üst üste konulan taşlarla yükselmiyor ve böylece tamamlanmıyor muydu?

Neden biz hala temeldeki tuğlarla (işin ABC'siyle) uğraşıyoruz, ki temeldekiler geçmişteki çalışmalar değil miydi?

Burada temel çalışma derken şunu kastediyorum: M.S. 625'te Uhud savaşında Sa'ad İbn Rabi'nin (R.A.) şehit olması üzerine malının paylaşımı sözkonusu oluyor ama kardeşi malın hepsinin üzerine konuyor. Peygamber efendimiz de bunun üzerine mirası Nisa suresindeki ayetlere göre paylaştırıyor. Fakat hemen herkes tarafından yapılabilecek kadar bu basit miras paylaşımı örneğinin dışında elimizde başka bir örnek yok.

İşte bütün sorun buradan ortaya çıkıyor ve ilk olarak Hz. Ömer, sahabalerle tartıştıktan sonra "Avliye Metodu"nu ortaya koyuyor (Bkz. 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909) nolu mesaja). Daha sonra Türk-İslam matematikçileri (örneğin Harezmi) bu metodun hatalı olduğunu görüyorlar ve onlar da eskilerin (örneğin Babilliler) yaptıkları gibi mirası bir bütün olarak ele alarak yani "1" sayısından başlayarak, herbir hissedarın ne kadar pay alması gerektiğini aritmetik işlemlerle tespit ediyorlar.

Yani Avliye metodunda önce oranlar toplanır, sonra oranlar toplamı "1" yapılarak hissedarların payları belirlenirken, Türk-İslam matematikçileri, bunun hatalı olduğunu görerek, tıpkı 923 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311461&postcount=923) ve 924 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311781&postcount=924) nolu mesajlarında geçen 4000 yıl önceki Babilliler gibi önce oranlar toplamını "1" alıyorlar ve aritmetik işlemlerle hissedarların alacağı payları teker teker belirliyorlardı.

Demek ki bu mesajları boşuna yazmışım. Çünkü işin temeli bunlardı ve ben birçok kaynaktan süzerek toplamıştım bu bilgileri. İsteyen bu bilgilerin doğru olup olmadığını araştırır.

Kusura bakılmasın fakat yerinde otlayan hemde 1400 senedir otlayan kuran onun sanal allahı ve inananları diye düşünüyorum. Bu konu diğer bir çok kuran acayipliği gibi, deli, kuyu ve taş olayından farksız. Bu ne allahmış yahu milletin miras davası uçkur davası gibi nede kozmolojik öncelikli olaylarla ilgili yazmış çizmiş.

Keep Away
21-07-2010, 15:54
Arkadaşlar, uzun bir süre ara verdikten ve tekrar buraya döndükten sonra acaba yeni bir gelişme var mı diye bir bakayım dedim. Keşke bakmaz olsaydım; Çünkü değişen bir şey yok. Hala aynı hataları yapıyoruz.

Hiç olmazsa bu tartışmaya katılan arkadaşlar, konu hakkında internetteki gerekli kaynaklardan ya da buradaki mesajlardan ilk bilgileri alıp tartışmaya öyle katılsalardı.

Örneğin, tartışmaya son katılan arkadaşlar, bunları yapmadıkları gibi hala işin ABC'siyle uğraşıyorlar. Dolayısıyla bu arkadaşların gidecekleri yol, yol alanlara göre daha çok oluyor.

Böyle mi olmalıydı? Herhangi bir alandaki bir çalışma veya yapıt üst üste konulan taşlarla yükselmiyor ve böylece tamamlanmıyor muydu?

Neden biz hala temeldeki tuğlarla (işin ABC'siyle) uğraşıyoruz, ki temeldekiler geçmişteki çalışmalar değil miydi?

Burada temel çalışma derken şunu kastediyorum: M.S. 625'te Uhud savaşında Sa'ad İbn Rabi'nin (R.A.) şehit olması üzerine malının paylaşımı sözkonusu oluyor ama kardeşi malın hepsinin üzerine konuyor. Peygamber efendimiz de bunun üzerine mirası Nisa suresindeki ayetlere göre paylaştırıyor. Fakat hemen herkes tarafından yapılabilecek kadar bu basit miras paylaşımı örneğinin dışında elimizde başka bir örnek yok.

İşte bütün sorun buradan ortaya çıkıyor ve ilk olarak Hz. Ömer, sahabalerle tartıştıktan sonra "Avliye Metodu"nu ortaya koyuyor (Bkz. 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909) nolu mesaja). Daha sonra Türk-İslam matematikçileri (örneğin Harezmi) bu metodun hatalı olduğunu görüyorlar ve onlar da eskilerin (örneğin Babilliler) yaptıkları gibi mirası bir bütün olarak ele alarak yani "1" sayısından başlayarak, herbir hissedarın ne kadar pay alması gerektiğini aritmetik işlemlerle tespit ediyorlar.

Yani Avliye metodunda önce oranlar toplanır, sonra oranlar toplamı "1" yapılarak hissedarların payları belirlenirken, Türk-İslam matematikçileri, bunun hatalı olduğunu görerek, tıpkı 923 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311461&postcount=923) ve 924 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311781&postcount=924) nolu mesajlarında geçen 4000 yıl önceki Babilliler gibi önce oranlar toplamını "1" alıyorlar ve aritmetik işlemlerle hissedarların alacağı payları teker teker belirliyorlardı.

Demek ki bu mesajları boşuna yazmışım. Çünkü işin temeli bunlardı ve ben birçok kaynaktan süzerek toplamıştım bu bilgileri. İsteyen bu bilgilerin doğru olup olmadığını araştırır.
Sayın upuaut

Avliye, kadına pay vermeme, çeviri yanlışı vb. birçok kıvırtma tekniği gördüm lakin sizinkine daha önce rastlamamıştım. Fakat sizinkinde de bir numara olduğunu görmek yüksek zeka istemiyor. Kuran oranı 1,25 iken oranı 1'den sayıp başlamak avliyeyle aynı yöntemi izlemek, yani Kuran'ı bir kenara bırakmak demektir. Yönteminize zaman bulduğum gibi göz atacağım, o sıralar burada olup ayrıntıları açıklamanızı dilerim.

upuaut
22-07-2010, 18:56
http://www.sizinti.com.tr/images/konular/356/5.jpg

Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi (Arapçası: أبو عبد الله محمد ابن موسى الخوارزمي Abū Abdullāh Muhammad ibn Mūsā al-Khwārizmī), matematik, gökbilim ve coğrafya alanlarında çalışmış bir Fars bilim adamıdır. 780 yılında Harzem bölgesinin Hive şehrinde dünyaya gelmiştir. 850 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir.

1. Hayatı: Ebu Abdullah Muhammed bin El-Harezmi 780 yılında Özbekistan'ın Karizmi kentinde dünyaya gelmiştir. Horasan bölgesinde bulunan Harezm'de temel eğitimini alan Harezmi, gençliğinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmî konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan Abbasi halifesi Mem'un Harezmi'deki ilim kabiliyetinden haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Eski Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Sarayı Kütüphanesi'nin idaresinde görevlendirir.

1.1. Matematik: Cebir sözcüğü Harezmi'nin "El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap) adlı eserinden gelmektedir. Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır.

Matematik alanındaki çalışmaları [cebir]in temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan'da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmî'nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latince'ye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. yüzyılda Batı dünyasına sunulmuştur. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde, 1. ve 2. dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk eserdir. Bu nedenle Harezmî (Diofantus ile birlikte) "Cebirin Babası" olarak da bilinir. İngilizce'deki "Algebra" ve bunun Türkçe'deki karşılığı olan "Cebir" sözcüğü, Harezmî'nin kitabındaki 2. dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan "El-Cebr"den gelmektedir.

1.1.1. Matematik İle İlgili Eserleri:

El- Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele.
Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind.
El-Mesahat.

Matematik alanındaki çalışmaları cebirin temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin (bkz. onluk sistem) kullanıldığını saptamıştır. Harezmî'nin bu konuda yazdığı kitabın "Algoritmi de numero Indorum" adıyla Latince'ye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır 12. yüzyılda Batı dünyasına sunulmuştur. Fakat onun bulmuş olduğu sıfır rakamı M.Ö. 2000'lerde Eski Babilliler tarafından biliniyordu ve bunun için herhangi bir sembol kullanılmadan bir "boşluk" bırakılıyordu. Yani sıfır rakamı tarihte ilk kez Eski Babilliler tarafından kullanılmıştır!

1.1.1.1. Miras Problemleri İlgili Örnekleri: Harezmi'nin (780-850) "Kitâb-ül-Muhtasar fî Hisâb-il-Cebri vel-Mukâbele" kitabının 4. bölümünde ferâiz (İslâm hukûkuna göre mîras taksimi) hesaplarını anlatmış olduğunu görüyoruz. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur. Mîras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs. arasında Kur’ân-ı kerîm’de belirtilmiş muayyen hisseler hâlinde dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı.Harezmî, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır.

Şimdi onun bu kitabından internetteki kaynaklardan bulabildiğim bazı örnekleri inceleyelim.

Örnek 1: Bir adam ölür, arkasında 2 oğlu kalır ve anaparanın (capital) 1/3'ünü bir yabancıya vasiyet eder. O oğullarına mirasından 10 dirhem verdiğine göre herbir hissedarın payını hesaplayınız (Kaynak: Robert of Chester's Latin translation of the Algebra of al-Khowarizmi (http://www.wilbourhall.org/pdfs/MBP/robertofchesters00khuw.pdf), p. 46).

Çözüm: Öncelikle Harezmi'nin bu örnekte mirasın 1/3'ünü aile dışından birine yani yabancıya verdikten sonra 2 oğul için 2/3 oranını Nisa suresindeki 11. ayete göre belirlemiş olduğu anlaşılıyor. Ya da tersine düşünülürse, Harezmi, Nisa suresinin 11. ayetindeki

"Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kız iseler ölenin bıraktığının 2/3'ü onlarındır..."

parçasına göre 2 oğul için 2/3 oranını alıyor ve mirasın geri kalan 1/3'ünü mirası dağıtacak kişiye veriyor.

Harezmi bu mirasın hissedarlar arasında nasıl paylaştırılacağını uzun uzun anlatır. Onun yaptığı hesapları modern bir şekilde gösterirsek; en küçük hisse x olmak üzere

(2/3)(10+x)=2x

şeklinde 1. dereceden bir denklem elde edilmektedir. Bu denklemdeki x bilinmeyeni herbir oğula düşen hisseyi ve 10+x ise toplam mirası gösterir.

Şimdi bu denklemi çözersek; ilkin eşitliğin her iki yanı 2 ile sadeleştirilirse

(10+x)/3=x

ve ikinci olarak eşitliğin her iki yanı 3 ile çarpılırsa

10+x=3x

denklemi elde edilir.

Artık bu son denklemde bilinenler eşitliğin solunda, bilinmeyenler eşitliğin sağına toplanırsa,

10=3x-x

eşitliğinden

10=2x

bulunur. İşte buradan x=5 olarak elde edilmektedir.

Şu halde bu çözüme göre Harezmi, mirası dağıtan yabancıyla birlikte herbir oğula x=5 dirhem bırakmış. Çünkü toplam miras, denklemdeki 10+x yani 10+x=10+5=15 dirhem idi. Buna göre anaparayı 10+x değil de bütün olarak "1" alırsak, Harezmi'nin kurduğu denklem

(2/3).1=2x

olacak ve buradan x=1/3 elde edilecektir. Demek ki Harezmi herbir oğula düşen hisseyi 1/3 olarak almış. Toplamda da yani 2 oğul için 2(1/3)=2/3 oranını almış.

Demek ki, demek ki,... Harezmi burada bir içtihad yapmış. Çünkü bu içtihadla ilgili Nisa suresinin 11. ayeti şöyleydi:

"Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kız iseler ölenin bıraktığının 2/3'ü onlarındır..."

İşte bu ayeti kerime gereğince, Harezmi 2 oğlu ikiden fazlasıyla bir tutuyor ve 2/3 oranını alıyor. Tıpkı kendisinden yaklaşık 3 milenyum önce yaşayan Eski Babilliler gibi!

Örnek 2: Bir kadın ölür. Geride kocası, bir oğlu ve 3 kızı kalır. Herbir hissedarın mirastan alacağı payı oran (kesir) olarak bulunuz (Kaynak: The First Problem of Inheritance: Example 1 (http://books.google.com.tr/books?id=cDEQ5fH15ucC&pg=PA63&dq=inheritance+problems,+AL-KHOWARIZMI&hl=tr&ei=n2UwTJi7Npa6jAffj_SWBg&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=2&ved=0CC4Q6AEwAQ#v=onepage&q&f=false))

Çözüm: Harezmi'nin bu örneği Nisa Suresi'nin 11. ve 12. ayetlerine göre hissedarların hangi oranda pay alacaklarına dair bir uygulamadır.

İlk olarak, Harezmi ölen kadının geride bıraktığı kocası (ve çocukları (bir oğlu ile 3 kız çocuğu)) için Nisa Suresi'nin 12. ayetindeki

"Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın 1/2'si sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın 1/4'ü sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir."

parçasına göre, kadının kocasına mirasının 1/4'ünü bırakmış olduğunu tespit ediyor. Harezmi burada "Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir" durumunu gözönüne almıyor.

İkinci olarak, Harezmi çocuklara kalan payı Nisa Suresi'nin 11. ayetindeki oranlara göre değil ama işin matematiğe göre

1-(1/4)=3/4

olarak tespit ediyor.

Harezmi son olarak, çocuklar arasındaki miras paylaşımını şöyle yapıyor: Nisa Suresi'nin 11. ayetindeki

"Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, 2 dişinin payı kadardır."

parçasında geçen oğulun payını

"Eğer hepsi dişi olmak üzere 2'den fazla iseler, bunlara mirasın 2/3'ü"

parçasındaki 3 kıza düşen oran olarak değil de 1 kıza düşen oran olarak tespit ediyor.

Şu halde 1 kıza düşen oranı x olarak alırsak, oğulun payı 2x ve tabii ki 3 kızın payı da 3x olur ki, bu,

3x+2x=3/4

denkleminden x=3/20 demektir.

Şimdi herbir hissedara düşen payı hesaplarsak;

3 Kız Çocuğun Payı: 3x=9/20
Oğulun Payı: 2x=6/20 (=3/10)
Kocanın Payı: (5x)/3=5/20 (=1/4)

oranlarını bulmuş oluruz. Fakat Harezmi, bu kesirleri (oranları) vermek yerine (mirası 20 eşit parçaya ayırmış olmalı ki) herbir hissedara düşen payı, tamsayılarla ya da herbir orandaki payla, 3 kız çocuğa 9, oğlana 6 ve kocaya 5 olarak verir.

Demek ki Harezmi'ye göre, Ali Rıza Demircan hocanın "Bir kadın ölür. Geriye kocası, anne ve babasıyla birlikte 3 kız çocuğu kalır. Herkesin bu mirastan alacağı pay ne kadardır?" örneği için verdiği kocaya 3, anne ve babaya 2'şer ve sona kalan ama dona kalan 3 kız çocuğuna 5 pay yerine kocaya 6, anne ve babaya 3'er ve 3 kız çocuğuna 12 pay verilecekmiş! Yani Harezmi'ye göre 3 kız çocuğu sona, dolayısıyla dona kalmıyormuş; mirasın yarısını alıyormuş.

Peki bu nasıl oluyor?

Öncelikle "Bir kadın ölür. Geriye kocası, anne ve babasıyla birlikte 3 kız çocuğu kalır. Herkesin bu mirastan alacağı pay ne kadardır?" örneğinde Ali Rıza Demircan hocamızın da söylediği gibi koca 1/4 alacaktır.

Harezmi'ye göre diğerlerinin paylarının toplamı

1-(1/4)=3/4

tür.

Nisa Suresi'nin 11. ayetinde verilen oranlara göre 3 kız çocuk mirasın 2/3'ünü alırken anne ve baba da 1/6'sını almaktadır. Burada anne ve babanın paylarının toplamı (1/6)+(1/6)=1/3 olup, 3 kız çocuğunun payının yarısı olduğuna dikkat ediniz.

Şu halde anne ve babanın mirastan alacakları toplam hisseye x dersek, 3 kız çocuğunun toplam hissesi 2x olur. Buradan

2x+x=3/4

denklemi ve bu denklemden x=1/4 bulunur.

Böylece herbir hissedarın mirastan alacakları paylar,

3 Kız Çocuğun Payı: 2x=1/2 (=12/24)
Annenin Payı: x/2=1/8 (=3/24)
Babanın Payı: x/2=1/8 (=3/24)
Kocanın Payı: x=1/4 (=6/24)

eşitliklerinden kocaya 6, anne ve babaya 3'er ve 3 kız çocuğuna 12 pay olur. Burada herbir kız çocuğuna 4 pay düşer.

Not: Detaylı bilgi almak için şu videoları seyrediniz:

Mirasta Avliye Meselesi 1 (http://www.kurandersi.com/mukayeseli-fikih-dersleri/2009/mirasta-avliye-meselesi-1.html)
Mirasta Avliye Meselesi 2 (http://www.kurandersi.com/mukayeseli-fikih-dersleri/2009/mirasta-avliye-meselesi-2.html)

Örnek 3: Bir kadın ölür. Geride kocası, bir oğlu ve 3 kızı kalır. Ama o mirasının (1/8)+(1/7)'sini bir yabancıya vasiyet eder. Herbir hissedarın payını hesaplayınız (Kaynak: The Second Problem of Inheritance: Example 2 (http://books.google.com.tr/books?id=cDEQ5fH15ucC&pg=PA63&dq=inheritance+problems,+AL-KHOWARIZMI&hl=tr&ei=n2UwTJi7Npa6jAffj_SWBg&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=2&ved=0CC4Q6AEwAQ#v=onepage&q&f=false)).

Çözüm: Harezmi bu örneği aynen Örnek 2'deki gibi veriyor. Fakat bir farkla: O bu örnekteki mirası Örnek 1'deki gibi dağıtması için birine veriyor.

Öncelikle kadın mirasını paylaştırması için aile dışından bir yabancıya vasiyet ettiğinden (ki belki aile içinde kavga çıkabilir. Örneğin Uhud Savaşı'nda Ensârlar'dan Sâd bin Rabi'nin (r.a.) şehit olması ve geride iki kızı, bir hanımı ve bir de kardeşi kalmasına rağmen kardeşin malın hepsini alması üzerine, kadın Hz. Peygamberimize (s.a.v.) gelip aracı olmasını istemişti. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Sâd’ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.” diyerek İslam'daki bu ilk mirası paylaştırdı) yabancının payı

(1/8)+(1/7)=15/56

olup, buradan ailenin toplam payı,

1-(15/56)=41/56

olarak elde edilir.

Şimdi burada Harezmi ortak paydaları siliyor ve payları (Örnek 2'de herbir hissedara düşen oranlardaki ortak payda olan) 20 ile çarpıyor.

Buna göre yabancıya 20.15=300 pay ve aileye de 20.41=820 pay veriliyor. Harezmi buradan kocaya düşen payı

820.(1/4)=205

olarak bulduktan sonra, oğulun payını, Örnek 2'dekinin tersine, 1 kız çocuğunun değil 3 kız çocuğunun toplam payının 2 katı olarak alarak,

3 Kız Çocuğun Payı: 820.(3/20)=123,
Oğulun Payı: 820.(6/20)=246

paylarını buluyor. Fakat bu paylaşıma göre hissedarların oranları

Kocanın Payı: 1/4=5/20,
3 Kız Çocuğun Payı: 3/20,
Oğulun Payı: 2.(3/20)=6/20

olup, bunların toplamı

(5/20)+(3/20)+(6/20)=14/20=7/10

dir.

Şu halde yabancının oranı

1-(7/10)=3/10

olmalıdır. Oysa yabancının oranı doğrudan

Yabancının Payı: 300/820=15/41 (Bu oran kitapta gösterilen yabancının ailenin payına bölümü olan 15/56:41/56=15/41 oranıdır)

olarak elde edilmektedir.

Şimdi yabancıya düşen oranları karşılaştırırsak;

3/10 < 15/41

eşitsizliği sözkonusu olur ki, buradan Harezmi'nin toplam hisseyi 1'den biraz fazla almış olduğu sonucu çıkar. Çünkü yabancı (15/41).820=300 pay alırken (3/10).820=246 pay yani oğulla aynı payı alır.

Demek ki bu sonuca göre mirası dağıtan yabancı 300-246=54 pay fazla almış oluyor. Bunun toplama oranı ya da Harezmi'nin 1'den sapması 54/820=27/410=0.06585365... dir.

Peki Harezmi bu sapmayı neden yaptı?

Onun miras paylaşım anlayışına göre mirastan ilk olarak pay alan kişi, mirası dağıtandır. Bu nedenle Harezmi ilkin mirası dağıtan kişinin payını belirliyor ve ailedeki herbir hissedarın payını bu paya göre tespit etmiş oluyor.

Fakat Harezmi'nin mirası dağıtan yabancıya verdiği pay, Örnek 1'deki herbir oğulla aynı iken bu son örnekte oğulun payından biraz fazladır.

Not (Harezmi'nin Örnek 3'teki yaklaşımı ya da hatası): Arkadaşlar, Harezmi'nin Örnek 3'teki yaklaşımı, yani yabancıya vermiş olduğu (1/8)+(1/7) oranın nereden kaynaklandığı, size linkini verdiğim kitaptaki yorumlara göre, yorumcular tarafından tam olarak anlaşılmış değil. Hatta bunun bir yaklaşım mı yoksa bir hata mı olduğu bile anlaşılmış değil.

Bu konuda kitapta yalnızca

(1) (1/8)+(1/7) < 1/3

karşılaştırılması yapılmış ve başka bir bilgi verilmemiş.

1. Eğer Bu Bir Yaklaşım İse: Şimdi, eğer bu bir yaklaşım ise o zaman "Harezmi'ye Göre Miras Paylaşımı (3)" mesajında görüldüğü gibi yabancının alması gereken gerçek oran 3/10 idi. O halde bu oranı (1)'de yerine koyarsak,

(2) (1/8)+(1/7) =15/56 < 3/10 < 1/3

eşitsizlikleri sözkonusu olur ki, 3/10'un 15/56 ile 1/3'ün aritmetik ortalamasına çok yakın olduğu görülür.

Demek ki Harezmi yabancıya vereceği oranı ararken, ki aranan bu orana şimdilik x diyelim, x ile 1/3'ün aritmetik ortalaması 3/10'a en yakın x kesri nedir? diye bir soru sormuş ve

(3) (x+(1/3))/2=3/10

eşitliğinden x=4/15 kesrini bulmuş olsa gerek.

Şimdi bu kesri, tıpkı Eski Mısırlılar gibi, birim kesirlere parçalarsak,

(4/15)-(1/8)=17/120=17/(7.17+1)<1/7

eşitsizliklerinden

(4) 4/15 < (1/8)+(1/7)

yaklaşımı ortaya çıkar. İşte Harezmi'nin aradığı kesir budur!

2. Eğer Bu Bir Hata İse: Bu durumda "Harezmi'ye Göre Miras Paylaşımı (3)"e göre yabancının alması gereken gerçek oran 3/10 olmalıdır. Buradan ailenin mirastaki toplam payı,

(5) 1-(3/10)=7/10

olarak elde edilir.

Şimdi ailedeki miras paylaşımına geçtiğimizde, 1. öncelik kocaya aitti ve kocanın alacağı oran 1/4 idi. Bunu toplam paydan çıkartırsak,

(6) (7/10)-(1/4)=18/40(=9/20)

oranı çocuklara düşen payı gösterir.

Burada oğulun payı 3 kız çocuğunun toplam payının 2 katı olduğundan

(7) 2x+x=9/20

denkleminden

(8) x=3/20

bulunur.

Şu halde hissedarların aldığı oranlar,

3 Kız Çocuğun Payı: x=3/20
Oğulun Payı: 2x=6/20 (=3/10)
Kocanın Payı: 1/4 (=5/20)
Yabancının Payı: 3/10 (=6/20)
------------------------------------
Toplam: (3/20)+(6/20)+(5/20)+(6/20)=1

ve paylar,

(Yabancı, Koca, Oğul, 3 Kız Çocuk) = (6, 5, 6, 3)

olur. Burada dikkat edilirse, yabancı ile oğul Örnek 1'deki gibi aynı payı almaktadır.

İşte Harezmi'nin bu duruma dikkat etmemiş olması bana doğru gelmiyor!

UYARI: Arkadaşlar, bir arı gibi çeşitli kaynaklardan topladığım ve değerlendirdiğim bilgilerden oluşan bu yazıyı mutlaka saklayın. Çünkü bu konuda nereye bakarsanız bakın, bu makalenin yanına bile yaklaşamadığını göreceksiniz.

http://www.swr.de/-/id=2148912/property=detail/width=160/height=120/pubVersion=1/1a2oods/index.jpg

Bu arada, Sana palimpsestinden "bilimsel bir metin" elde etmeye çalışan Alman araştırmacı Dr. Gerd-R. Puin, bir röportajında (http://www.network54.com/Forum/70688/thread/983366742/last-996437302/Dr.+Puin%60nin+Yemen%60de+bulunan+Kur-an+hakkindaki+arastirmalari...) "bilimsellik" ile ilgili şunları söylüyor:

"Bakın Semarkant'ta bulunan bir Kuran var, Pariste aynı tarihlere rastlayan başka bir Kuran daha var. Sonra, benim için şu an çok büyük bir önem arzeden Kahire İslam Müzesi'nde sergilenen, Sanaa'da bulunan Kuran'dan çok daha eski tarihlere istinat eden bir Kuran var. Londra'da incelenmesi gereken eski bir Kuran var. Bütün bunların üzerinde çalışılmadan birşey söylenemez. Hicretten sonra 4. yüzyıla ait bir Fars Kuranı var. Çok şaşıracaksınız ama, İranlılar daha o tarihlerde Kuranı modernleştirmişler. Ben ilk okuduğumda sanki gazete okuyorum hissine kapıldım. Müslümanlar bu konularda çok duyarsız. Kuran yazımı üzerine bilimsel bir araştırma yapılmamış. Yani Kuran bilimsel alana tasınmamış..."

Puin'in burada "İranlılar" derken, Harezmi'nin de Farslı bir bilimadamı olduğuna ve Horasan bölgesinde bulunan Harezm (http://tr.wikipedia.org/wiki/Horasan_%28%C4%B0ran%29)'de (ki adı buradan gelir) temel eğitimini aldığına dikkat etmek gerekiyor. Yani Farslılar (İranlılar) her konuda bilimle hareket ederken biz neden bilimi (burada matematiği) gözönüne almıyoruz ki?

Örneğin İslam'da miras paylaşımında Harezmi, yukarıdaki örneklerden görüldüğü gibi, miras bir bütün olduğundan matematiksel olarak "1"den başlıyor (ki bu, matematiksel olarak doğru bir harekettir) ve en küçük hissedarın payını x bilinmeyeni olarak aldıktan sonra 1. dereceden denklemlerle herbir hissedarın payını teker teker belirliyor.

Oysa Avliyeciler buna, dolayısıyla matematiğe dikkat etmez; onlar hissedarların oranlarını topladıktan sonra oranlar toplamını "1" yaparlar ve böylece hissedarların paylarını belirlemiş olurlar.

axial
22-07-2010, 19:52
Şimdi böyle uzun uzun yazdığına göre kesin doğrudur.

upuaut
22-07-2010, 19:58
Şimdi böyle uzun uzun yazdığına göre kesin doğrudur.

Hayır, yanlış düşünüyorsun. Çünkü amacım sizi bu konuda aydınlatmak idi. Mümkünse makaledeki ilgili yerlerdeki linklere bakınız ve buradaki ifadelerin doğru olup olmadığını onaylayınız. Eğer bir hata varsa derhal benden hesap sorunuz.

Ama bir konuda haklısın; "kesin doğrudur" sözünde.

axial
22-07-2010, 20:06
Hayır, yanlış düşünüyorsun. Çünkü amacım sizi bu konuda aydınlatmak idi. Mümkünse makaledeki ilgili yerlerdeki linklere bakınız ve buradaki ifadelerin doğru olup olmadığını onaylayınız. Eğer bir hata varsa derhal benden hesap sorunuz.

Ama bir konuda haklısın; "kesin doğrudur" sözünde.

Dostum matematikte iyiyimdir. Sen buraya 50 sayfada yazsan ben yemem. Sizin gibi kör inançlı değilim. Yaw açık seçik belli işte hata olduğu. MAtematiğe bulaşöakla hata etmiş muhammed hazretleriniz

upuaut
22-07-2010, 20:18
Dostum matematikte iyiyimdir. Sen buraya 50 sayfada yazsan ben yemem. Sizin gibi kör inançlı değilim. Yaw açık seçik belli işte hata olduğu. MAtematiğe bulaşöakla hata etmiş muhammed hazretleriniz

Demek ki sen yanlış anlıyorsun. Eğer ben bu makaleyi yazmasaydım (...) ve Psikoloji'deki tabiriyle aynen "Total Recall" filmindeki gibi bir "Sonsuz Bunalım" geçirecektiniz.

Hala anlamadınız mı? Ben size burada yardımcı olmaya çalışıyorum. Yani olaya ait tüm gerçekleri olduğu gibi ortaya koymaya çalıştım. Gerisi (kişisel değerlendirmeleriniz) size kalmış!

aliyarasfal
22-07-2010, 22:15
upuat sanırım kendini koyun sanıyorsun canım kardeşimki bizide öyle sanmışsın. Biz seninde bizimde insan olduğunun farkındayız. Sonsuz bunalımda olduğumuz kısmı ironik bir durum, sanrılar başlamış ise sonun ağır bir bunalımdır, tedavi olmalısın, zaten sanırım bu bunalımında matematiksel hesaplamalarından belli olmakta . Tanrı açık ve anlaşılır yazmışta bu kadar herkesin çözemeyeceği ki harzeminin çözümünü bile tam doğru bulmuyorsunuz siz mi doğrultmuş oluyorsunuz.

Aslında yaptığınız hatayı gözden kaçırmaya çalışmak, kuranı siz yazsaydınız yada harzemi belki bu sözleriniz kabul edilirdi. Tanrı gönderdi iddianız yüzünden o ayetler değişemez. Bu yüzdende istediğiniz kadar matamatiksel denklemlerle işi düzeltmeye çalışın bu ayetlerdeki hesap hatası gün gibi ortada. Kendini kurtar bu bunalımlardan kardeşim, yardım edelim uzat elini, Tek gerçek var inançlar insan ürünüdür? İşte bu doğru.

Size benzemeye başladım sizin bu misyoner tavırlarınız yüzünden , hadi bakalım önce saygılı ol, sonra gel istediğin fikri yaz, kışkırtmayı bırak insanları aşağılayarak. Kendine döner farkında olmazsın.

Şimdilik saygımla gittim...

upuaut
23-07-2010, 00:09
upuat sanırım kendini koyun sanıyorsun canım kardeşimki bizide öyle sanmışsın. Biz seninde bizimde insan olduğunun farkındayız. Sonsuz bunalımda olduğumuz kısmı ironik bir durum, sanrılar başlamış ise sonun ağır bir bunalımdır, tedavi olmalısın, zaten sanırım bu bunalımında matematiksel hesaplamalarından belli olmakta . Tanrı açık ve anlaşılır yazmışta bu kadar herkesin çözemeyeceği ki harzeminin çözümünü bile tam doğru bulmuyorsunuz siz mi doğrultmuş oluyorsunuz.

Aslında yaptığınız hatayı gözden kaçırmaya çalışmak, kuranı siz yazsaydınız yada harzemi belki bu sözleriniz kabul edilirdi. Tanrı gönderdi iddianız yüzünden o ayetler değişemez. Bu yüzdende istediğiniz kadar matamatiksel denklemlerle işi düzeltmeye çalışın bu ayetlerdeki hesap hatası gün gibi ortada. Kendini kurtar bu bunalımlardan kardeşim, yardım edelim uzat elini, Tek gerçek var inançlar insan ürünüdür? İşte bu doğru.

Size benzemeye başladım sizin bu misyoner tavırlarınız yüzünden , hadi bakalım önce saygılı ol, sonra gel istediğin fikri yaz, kışkırtmayı bırak insanları aşağılayarak. Kendine döner farkında olmazsın.

Şimdilik saygımla gittim...


Sorularına yanıt vermeden önce şimdi sergilediğin bu tavır, ne yazık ki ülkemizdeki mevcut durumu, yani ülkemizin neden bu halde olduğunu açıklayan tipik bir tavırdır.

Yani ülkemizde 2 taraf var: Bunlardan bir taraf, sizin tabirinizle "dinci kesim" olup bilimden çok az nasip almış ama doğru ile yanlışı ayırt edemeyen bir taraf ve diğer taraf ise bilimden yana son derece iyi olan ama meseleyi yokuşa süren ve bunda kararlı olan bir taraf.

İşte meselenin çözülmesinin neden zor olduğu tarafların bu tutumlarından kaynaklanıyor. Olay bu kadar basit.

Şimdi sorularına gelelim.

Koyun değilim, hele sonsuz bunalımda hiç değilim. "zaten sanırım bu bunalımında matematiksel hesaplamalarından belli olmakta" açıklamasına gelince, bu makaledeki notta geçen "Harezmi'nin Örnek 3'teki yaklaşımı ya da hatası" bölümü bana ait bir değerlendirmedir, diğerleri olduğu gibi Harezmi'ye aittir. İnanmazsan bu bilgileri linklerini verdiğim kaynaklardan kontrol edebilirsin.

Bu arada sen bu kaynaklara bakınca, Harezmi'ye ait bu bilgilerin daha anlaşılır olduğunu görürsün ki, benim katkım sadece budur. Yani iddia ettiğin gibi bu matematiksel hesaplamalar bana ait değildir. Bunlar Harezmi'nin hesapları olup kaynaklardaki matematik yorumcularının modern sembolik cebirle gösterdikleri sonuçlardır.

Örneğin Örnek 1'deki Harezmi'nin hesapları çok uzundur ve bu hesaplar yorumcular tarafından modern sembolik cebirle

(2/3)(10+x)=2x

denklemiyle kısaltılmıştır. Yani Harezmi Örnek 1'in çözümünde bu denklemi vermiyor. Fakat onun hesaplarından bu sonuç çıkıyor.

İşte benim Harezmi'nin örneklerinin çözümünde en fazla katkım bu yönde olmuştur. Yoksa onun hesaplarını değiştiriyor değilim.

"Tanrı açık ve anlaşılır yazmışta bu kadar herkesin çözemeyeceği ki harzeminin çözümünü bile tam doğru bulmuyorsunuz siz mi doğrultmuş oluyorsunuz." açıklamanıza gelince, burada tam olarak ne dediğiniz anlamış değilim. Herhalde siz Örnek 3'ten bahsediyorsunuz.

Eğer kastettiğiniz şey buysa yani notta geçen "Harezmi'nin Örnek 3'teki yaklaşımı ya da hatası" bölümündekiler ise, buradaki değerlendirme bana aittir. Ama dikkat edersen, bu örnekte yorumcular da Harezmi'nin neden böyle yaptığını soruyorlardı ve ben de Harezmi'nin neden böyle davrandığını matematiksel olarak açıklamaya çalıştım. Bunun dışında, Örnek 3 ve çözümü tamamen Harezmi'ye aittir.

"Aslında yaptığınız hatayı gözden kaçırmaya çalışmak, kuranı siz yazsaydınız yada harzemi belki bu sözleriniz kabul edilirdi. Tanrı gönderdi iddianız yüzünden o ayetler değişemez. Bu yüzdende istediğiniz kadar matamatiksel denklemlerle işi düzeltmeye çalışın bu ayetlerdeki hesap hatası gün gibi ortada."

Bu sözlerinizden genel olarak miras paylaşımında yapılan hata/lar olarak algıyorum. Eğer sözlerinizle bunu kastediyorsanız, ben yalnızca Harezmi'nin bu konudaki 3 örneğiyle matematiksel yaklaşımını dile getirdim ve Harezmi'nin yaklaşımı matematiksel olarak doğrudur.

Özetle, sizin içinde bulunduğunuz tarafın genel olarak düşüncesi böyleyse, o zaman karşı tarafın yeni Harezmiler çıkarması gerekecek.

Bunun şimdi mümkün olamayacağını görüyorum ama ilerde bu da gerçekleşek.

Not: Bir mesajımda "Hala bıraktığım yerde mi otluyorsunuz?" başlığını atmam, sizi kızdırmak için değildi. Yalnızca tartışmalarınızda ileri bir seviyede olmanızı güdüleyecek ve biraz da benim şaka anlayışımdan kaynaklanan bir başlıktı bu.

axial
23-07-2010, 00:21
Not: Bir mesajımda "Hala bıraktığım yerde mi otluyorsunuz?" başlığını atmam, sizi kızdırmak için değildi. Yalnızca tartışmalarınızda ileri bir seviyede olmanızı güdüleyecek ve biraz da benim şaka anlayışımdan kaynaklanan bir başlıktı bu.

Sorun değil imam o....sa cemaat sı..rmış.

Siz müslümanlara kuranın bu lugatı yakışıyor zaten. Kendi benliğinizden çıkmamışsınız.

aliyarasfal
23-07-2010, 00:26
Sayın upuat şu genelleme huyunuz sizi ciddiye alınmaz kılıyor, şaka anlayışınız ve seviyeniz buysa ve kendiniz insan seviyesini ölçer sanmak hatasından kurtulamıyor iseniz dikkat edin güdülemek zorunda kalır insanlar sizi tıpkı sizin tarzınızla.

Bunun harici verdiğiniz cevap yukarda yaptığınız göz önünde olan hatayı düzeltme çabanızı özetle sunmak olmuş, Bunun harici yeni bir savınız yoksa ayetler ve hesap kitap ortada. Tanrı matematik bilmiyor dersiniz yada saygıyı aşmadan farklı fikirler sunarsın ya da gözünüzü kapatırsın burda bırakırım seni otlarsın. Anladın değil mi? şaka yaptım. Bak sen şu şakaya gülümse...

Lütfen daha düzeyli ol kardeşim, konuya yaz kişilere değil...

Şimdilik gittim.

upuaut
23-07-2010, 01:12
Arkadaşlar, bir şeyin altını, hem de iyice, çizmek gerekiyor: Eğer bir şeye karşı çıkıyorsanız, çıkışınız boş olmamalı. Yani iddia ettiğiniz şeyi mutlaka kanıtlamanız gerekiyor.

Örneğin biri şunu demiş: "Tek gerçek var inançlar insan ürünüdür?"

Bu iddia Kuran'da adı geçen (25 tane) peygamberlerin neredeyse tamamına yakınının Yahudi olması yüzünden zamanında benim de aklıma takılmadı değil. Ama nasıl kanıtlayacağız bu iddiayı?

Eğer siz bu iddiayı kanıtlamadan yalnızca söylemekle yetinirseniz, karşı tarafın nasıl davranmasını beklersiniz? Peki aynı davranışı biri size herhangi bir konuda yapsa, sizin davranışınız ne olurdu?

Kargaşa çıkardı değil mi!

İşte biz şimdi aynı durumu miras paylaşımında yaşıyoruz ve ben kargaşaya girmeden kanıtlarla size bunu sağlamaya çalıştım.

Yine aynı kişi bu konuda şöyle bir iddia ortaya attı: "Tanrı gönderdi iddianız yüzünden o ayetler değişemez. Bu yüzdende istediğiniz kadar matamatiksel denklemlerle işi düzeltmeye çalışın bu ayetlerdeki hesap hatası gün gibi ortada."

Peki bu iddia karşısında benim yaptığım ne? Şimdiki İslam Hukuku'ndaki Avliye ve Reddiye yöntemlerini incelemek, Türk-İslam matematikçileri bu problem karşısında hangi yöntemleri kullanmış, Eski Mısır ve Eski Babil'de miras paylaşımı anlayışı ne, kullandıkları yöntemler neler ve bu yöntemler arasındaki ilişkileri neler, varsa sonuçları neler,... bunları yazmak idi.

Tabii ki bütün bunları anlatırken şimdi kullanılan avliye yönteminin pratik bir yaklaşım olduğunu, doğrusunun Harezmi'deki gibi olduğunu söyledim. Fakat bu hesapları Harezmi'nin yaptığı gibi yapabilmek için, kimse kusura bakmasın ama 40 fırın ekmek yemeyi gerektirir.

İster inanın ister inanmayın, biz şimdi feraiz (miras paylaşımı) ilminde Harezmi'den kesinlikle geriyiz.

upuaut
23-07-2010, 17:09
Harezmi Örnek 3'teki mirasta minumum hisse için 3 kızın alacağı paya x diyor ve buradan oğulun payını 2x olarak alıyor. Çünkü Nisa suresinin 11. ayetinde

"Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar..."

idi.

Diğer taraftan, Nisa Suresi'nin 12. ayetine göre,

"Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın 1/4'ü sizindir."

kadın kocasına mirasının 1/4'ünü bırakmıştır.

Şu halde bu iki sonuca göre ailenin mirastan alacağı toplam pay,

(1) x+2x+(1/4)

olur. Fakat bu pay ayetin devamındaki

"Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir."

şartına göre vasiyeti yerine getiren yabancıya payı ödendikten sonra verilecektir.

Bu nedenle yabancının payına y dersek, ailenin payı

(2) 1-y

olur.

Şimdi (1)&(2)'yi birleştirir ve bunu oranlar toplamı şeklinde gösterirsek,

(3) x+2x+(1/4)+y=1

denklemini elde ederiz. Bu denklem Harezmi'ye göre Örnek 3'teki mirasın nasıl paylaşıldığını gösteriyor. Fakat Harezmi y'yi denklemi gerçekleyen bir değer olarak almıyor; y=(1/7)+(1/8)=15/56 ile yaklaşık bir değer olarak alıyor. Yorumcular bunun 1/3'ten biraz küçük bir değer olduğunu tespit etmişler ve

(4) (1/7)+(1/8)<1/3

karşılaştırmasını yapmışlar.

Bu durumda herkesin yanıtlaması gereken soru şu olur: Peki Harezmi Nisa suresindeki ayetlere göre hangi gerekçeyle y=(1/7)+(1/8)=15/56 yaklaşık değerini almış idi?

upuaut
24-07-2010, 20:52
Axial, hani senin matematiğin süper idi. Hani sen "Sen buraya 50 sayfada yazsan ben yemem. Sizin gibi kör inançlı değilim." diyordun. Ne oldu, 942. mesajımdaki soru karşısında dilin mi tutuldu? Aynı durum burada tartışan herkes için geçerlidir.

Kaldı ki ben size o soruyu size sorarken, adeta ağzınıza layık şekilde sordum. Yani Harezmi'nin Örnek 3'teki çözümü ilkin yorumcular tarafından modern sembolik cebirle yorumlandıktan sonra, ben de Nisa suresinin 11. ve 12. ayetlerine göre modern matematikle tekrar ele aldım ve bu silsileyle problemin çözümü yalnızca ağzınıza kadar gelen lokmayı yutmaya dönüştü.

İşte bu, 1000 yıl önceki Harezmi ile irtibat kurmanın tek yolu. Yoksa, onun orijinal çözümünden ne siz ne ben, ne de diğeleri pek fazla bir şey anlayamayız.

axial
25-07-2010, 00:06
Axial, hani senin matematiğin süper idi. Hani sen "Sen buraya 50 sayfada yazsan ben yemem. Sizin gibi kör inançlı değilim." diyordun. Ne oldu, 942. mesajımdaki soru karşısında dilin mi tutuldu? Aynı durum burada tartışan herkes için geçerlidir.

Kaldı ki ben size o soruyu size sorarken, adeta ağzınıza layık şekilde sordum. Yani Harezmi'nin Örnek 3'teki çözümü ilkin yorumcular tarafından modern sembolik cebirle yorumlandıktan sonra, ben de Nisa suresinin 11. ve 12. ayetlerine göre modern matematikle tekrar ele aldım ve bu silsileyle problemin çözümü yalnızca ağzınıza kadar gelen lokmayı yutmaya dönüştü.

İşte bu, 1000 yıl önceki Harezmi ile irtibat kurmanın tek yolu. Yoksa, onun orijinal çözümünden ne siz ne ben, ne de diğeleri pek fazla bir şey anlayamayız.

Sayın upuaut;

Emriniz üzerine geldim ve sizi anlamak için biraz çaba gösterdim ama anlayamadım.

Sizin örnek 3 dediğiniz sayın ulpianın makalesindeki 2 nolu örnek ise;

Örnek 2: Çocuğu ve babası olmayan bir kadın ölür ve geriye annesini, kocasını ve bir öz kız kardeşini bırakır.

Nisa/11′den: “Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.”
Nisa/12′den: (Koca için) “Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.”
Nisa/176′dan: “Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.”
anneye: 1/3=2/6
kocaya: 1/2=3/6
öz kız kardeşe: 1/2=3/6
toplam: 8/6 !

Siz ise 3 kızdan falan bahsediyorsunuz. Şimdi önce burada bir anlaşalım sonra harezmiye geçeriz.

upuaut
25-07-2010, 01:58
Hayır, yanlış anlamışsın Axial. Benim sana sorduğum Örnek 3, 932 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932). mesajdaki örnek idi.

Şimdi fazla yorulmaman için sana yardımcı olayım.

Harezmi, Örnek 3'te verilenlere göre

(3) x+2x+(1/4)+y=1

denklemini kullanıyor ama, bu denklemin çözümünü

3 Kız Çocuğun Payı: x=3/20
Oğulun Payı: 2x=6/20 (=3/10)
Kocanın Payı: 1/4 (=5/20)
Yabancının Payı: y=(1/7)+(1/8)=15/56

şeklinde yapıyor.

Buna göre Harezmi'nin çözümünden

x+2x+(1/4)+y=(3/20)+(6/20)+(5/20)+(15/56)=271/280=1-(9/280)

eşitliği elde edilir ki bu, (3)'e göre 1'den 9/280 eksik demektir.

Oysa (3)'e göre

1=x+2x+(1/4)+y=(3/20)+(6/20)+(5/20)+y=14/20+y=(7/10)+y

eşitliklerinden y=3/10 elde edilmektedir.

Bu durumda Harezmi, (3) denkleminin çözümünde y=3/10 alması gerekirken neden y=(1/7)+(1/8)=15/56 yaklaşık değerini alıyor?

Sana sorduğum soru bu!

Not: "Harezmi'nin Örnek 3'teki çözümü ilkin yorumcular tarafından modern sembolik cebirle yorumlandıktan sonra, ben de Nisa suresinin 11. ve 12. ayetlerine göre modern matematikle tekrar ele aldım ve bu silsileyle problemin çözümü yalnızca ağzınıza kadar gelen lokmayı yutmaya dönüştü." sözlerine dikkat edersen, bu örneğin 932. mesajımdaki Örnek 3' olduğunu rahatlıkla anlarsın.

Keep Away
25-07-2010, 02:14
Sayın upuaut,

Makalelerinizden ilkini okumaya çalıştım fakat bir şey anlayamadım ve dolayısıyla ikincisine geçmeyi lüzumlu görmedim.

Fakat inanç denilen çıkmaz yolun ne yaparsanız yapın sizi bir köşeye sıkıştırdığını ve bunun da ne çeşit bir mantık ortaya çıkardığını çok iyi bildiğimden sizin söylediklerinizi tam olarak irdelemeden asla onaylayamam. Umarım hak verirsiniz çünkü "matematik yanlıştır, Allah doğrudur" diyenler de sizin tayfanızdan.

Matematiğim bu mesajınızda yazdıklarınızı dahi anlayacak kadar iyi olmadığından size özetle birkaç soru soracağım.

1- Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz? 1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin.

2- Babil dönemi miras bölüşümlerinde dogmalar mı söz konusuydu? Eğer öyle değilse onların kullandığı yöntem geçerli kılınabilir ama sizinki bir dogma olduğundan bu yöntemler sizin için geçerli kılınamaz, Kuran hükümlerini değişebilir diye tanımlamıyorsanız tabii.

3- İzafi-karşılaştırmalı oranlama yöntemi, bilinen adıyla nisbi oran mevzusunda da oranlar 1'e tamamlanıyor fakat Kuran oranları yok sayılarak. Sizinkinin farkı nedir ve neden doğrudur?

Cevaplarsanız müteşekkir olurum.

upuaut
25-07-2010, 18:57
Sayın upuaut,

Makalelerinizden ilkini okumaya çalıştım fakat bir şey anlayamadım ve dolayısıyla ikincisine geçmeyi lüzumlu görmedim.

Fakat inanç denilen çıkmaz yolun ne yaparsanız yapın sizi bir köşeye sıkıştırdığını ve bunun da ne çeşit bir mantık ortaya çıkardığını çok iyi bildiğimden sizin söylediklerinizi tam olarak irdelemeden asla onaylayamam. Umarım hak verirsiniz çünkü "matematik yanlıştır, Allah doğrudur" diyenler de sizin tayfanızdan.

Matematiğim bu mesajınızda yazdıklarınızı dahi anlayacak kadar iyi olmadığından size özetle birkaç soru soracağım.

1- Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz? 1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin.

2- Babil dönemi miras bölüşümlerinde dogmalar mı söz konusuydu? Eğer öyle değilse onların kullandığı yöntem geçerli kılınabilir ama sizinki bir dogma olduğundan bu yöntemler sizin için geçerli kılınamaz, Kuran hükümlerini değişebilir diye tanımlamıyorsanız tabii.

3- İzafi-karşılaştırmalı oranlama yöntemi, bilinen adıyla nisbi oran mevzusunda da oranlar 1'e tamamlanıyor fakat Kuran oranları yok sayılarak. Sizinkinin farkı nedir ve neden doğrudur?

Cevaplarsanız müteşekkir olurum.

Kusura bakma Axial: Bir kere okuduğunu anlamaz olduğunu zannetmiyorum. O halde konuya hakim değilsin. Senin sorunun bu olmalı.

Şimdi sorularına yanıt vermeden önce beni yanlış tanıdığını söylemeliyim. Çünkü benim bu konuya dahil olmam; Google'da araştırmalar sırasında bu foruma girmemle oldu. Yani senin düşündüğün gibi buraya gelmemde hiçbir kasıt yok ve beni diğerleriyle karıştırma!

Sorular ve Yanıtları:

1- Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz? 1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin.

Yanıt: Sen, 1,25 derken herhalde 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909). mesajımdaki

Örnek 2: (2/3) + (1/3) + (1/4) = 15/12 = 1 + 1/4 = 1.25

örneğinden bahsediyorsun. İyi ama, bu, yalnızca oranların toplamıdır ve Kuran'da böyle bir işlemin yapılmasını gerektiren bir açıklama yok ki! Kaldı ki bu, yalnızca Avliye metodu için yapılan bir ara işlemdir.

Bu konuda Kuran'daki Nisa suresine bakıldığında, orada nasıl bir işlem yapılacağı söylenmemiştir. Bunu peygamberimizin yapması gerekiyordu. Fakat o da oranların toplamı 1 olan bir örneğin çözümünü verdikten sonra başka bir açıklamada bulunmamıştır.

Peki bu durumda ne yapılacak?

Peygamberimizin ölümünden sonra bu konu bir süre rafa kalkıyor (unutuluyor) ve 2. halife Ömer‘in hilafeti döneminde ölen bir müslümanın malının varislere

Örnek 3 (Ulpian'ın 2. örneği): (1/2) + (1/2) + (1/3) = 8/6 = 1 + 1/3 = 1.333...

örneğindeki gibi devlet eliyle bölüştürülmesi gerekmiş. Fakat ayetlerdeki belirlenen oranlar verilmeye çalışılınca, pay payda’dan büyük çıktığından bu mümkün olmamış. Ömer de durumu bir takım önde gelen sahabeyle istişare ettikten sonra ve daha sonra adına "Avl" denilen pratik bir çözüm yoluna gitmiştir.

Sözkonusu bu yöntem günümüzde de kullanılmaktadır. Fakat bu yöntemin ne kadar geçerli olduğu yani Avl ile belirlenen (6/8).(1/2)=3/8 ve (6/8).(1/3)=1/4 oranların gerçek değerlere ne kadar yaklaştıkları belirlendikten sonra anlaşılacaktır.

Şu halde genel olarak, Örnek 3'teki 1/2'yi x1 ve 1/3'ü x2 gerçek değerlerine götüren

Genel Yöntem: x1+x1+x2=1

şeklinde bir yöntem mevcut olmalıdır. Burada (kafan basması için söylüyorum) 1/2'nin x1'e ve 1/3'ün x2'ye yakınsamasını x'in bir algoritmayla 2'nin kareköküne yakınsamasına benzetebilirsin.

Eğer bu yöntem keşfedilebilinirse yani x1 ve x2 gerçek değerleri bulunursa, "Avl" ile belirlenen 3/8 x1'e 1/4 x2'ye ne kadar yakınsa, "Avl" yöntemi o kadar etkin bir algoritma demektir. Ki buradan "Avl" yönteminin yalnızca bir yaklaşım ve pratik bir yöntem olduğu sonucu çıkar.

Harezmi (780-850) bu "Genel Yöntem"in farkındadır ve hesaplarında oranlar toplamını "1" yapmaktadır. Bu sonuç, aklın, mantığın, bilimin, gerçeğe götüren tek ya da çoktanrılı tüm dinlerin ve aynı zamanda laikliğin emrettiği bir sonuçtur. Ne yani, bir elmayı birkaç kişiye belli oranlarda paylaştırırken, elmanın tamamını oran (kesir) olarak "1" almıyor muyuz? Bu, İlkokulda "Kesirler" konusu işlenirken böyle anlatılmıyor muydu?

İşte "Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz?" sorusunun yanıtı tastamam budur. Bu durumda "1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin." sorusunun bir anlamı kalmaz. Yani bu ikinci sorun ilk sorunun yanında absürd kalıyor.

Bak, anlaman için bunu da açıklayacağım ki kafanda herhangi bir soru işareti kalmasın.

Senin 1,25 dediğin değer Avl ile bulunan sonuçtur ve Avl yalnızca bir yaklaşım yöntemidir. Dolayısıyla Kuran bize 1,25 demiyor; bunu Avliyeciler diyor. Buna göre 1,25 ile bölüştürmek sözkonusu bile değil. Bunun nedenini yukarıdaki genel yöntemden açık bir şekilde görüyoruz.

Sen en iyisi, şu 1,25 için kafana bir format at. Kafanda bir takıntı (obsession) olarak kalmasın! Bilirsin, Obsesif-Kompulsif Bozukluk (http://www.hatunca.net/psikoloji-mainmenu-258/kisilik-bozukluklari-mainmenu-108/323-obsesif-kompulsif-bozukluk) çok tehlikelidir.

2- Babil dönemi miras bölüşümlerinde dogmalar mı söz konusuydu? Eğer öyle değilse onların kullandığı yöntem geçerli kılınabilir ama sizinki bir dogma olduğundan bu yöntemler sizin için geçerli kılınamaz, Kuran hükümlerini değişebilir diye tanımlamıyorsanız tabii.

Yanıt: Hayır, dogmalar sözkonusu değildi. Tam tersine, miras paylaşımı hem Eski Babil Dönemi'nde (M.Ö. 2000-1600) hem de Harezmi'de (M.S. 780-850) yukarıdaki Genel Yöntem'e yapılıyordu. Bu bakımdan aralarında (korkunç zaman farkına rağmen) hiçbir fark yoktur. Yani her ikisinde de hissedarların oranları toplamı "1" dir.

3- İzafi-karşılaştırmalı oranlama yöntemi, bilinen adıyla nisbi oran mevzusunda da oranlar 1'e tamamlanıyor fakat Kuran oranları yok sayılarak. Sizinkinin farkı nedir ve neden doğrudur?

Yanıt: Öncelikle benim ortaya koyduğum bir yöntem yok; yalnızca varolan yöntemleri inceliyorum. Tabii ki sen bunları bilmediğin için bunları bana ait zannediyorsun.

Şimdi, Kuran'daki Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerindeki oranlar işleme konulmamış yani "Saf Oranlar"dır. Fakat bu oranlar yukarıdaki Genel Yöntem'e göre işleme konulduğunda değişeceği açıktır.

axial
25-07-2010, 23:44
Kusura bakma Axial: Bir kere okuduğunu anlamaz olduğunu zannetmiyorum. O halde konuya hakim değilsin. Senin sorunun bu olmalı.

Şimdi sorularına yanıt vermeden önce beni yanlış tanıdığını söylemeliyim. Çünkü benim bu konuya dahil olmam; Google'da araştırmalar sırasında bu foruma girmemle oldu. Yani senin düşündüğün gibi buraya gelmemde hiçbir kasıt yok ve beni diğerleriyle karıştırma!

Sorular ve Yanıtları:

1- Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz? 1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin.

Yanıt: Sen, 1,25 derken herhalde 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909). mesajımdaki

Örnek 2: (2/3) + (1/3) + (1/4) = 15/12 = 1 + 1/4 = 1.25

örneğinden bahsediyorsun. İyi ama, bu, yalnızca oranların toplamıdır ve Kuran'da böyle bir işlemin yapılmasını gerektiren bir açıklama yok ki! Kaldı ki bu, yalnızca Avliye metodu için yapılan bir ara işlemdir.

Bu konuda Kuran'daki Nisa suresine bakıldığında, orada nasıl bir işlem yapılacağı söylenmemiştir. Bunu peygamberimizin yapması gerekiyordu. Fakat o da oranların toplamı 1 olan bir örneğin çözümünü verdikten sonra başka bir açıklamada bulunmamıştır.

Peki bu durumda ne yapılacak?

Peygamberimizin ölümünden sonra bu konu bir süre rafa kalkıyor (unutuluyor) ve 2. halife Ömer‘in hilafeti döneminde ölen bir müslümanın malının varislere

Örnek 3 (Ulpian'ın 2. örneği): (1/2) + (1/2) + (1/3) = 8/6 = 1 + 1/3 = 1.333...

örneğindeki gibi devlet eliyle bölüştürülmesi gerekmiş. Fakat ayetlerdeki belirlenen oranlar verilmeye çalışılınca, pay payda’dan büyük çıktığından bu mümkün olmamış. Ömer de durumu bir takım önde gelen sahabeyle istişare ettikten sonra ve daha sonra adına "Avl" denilen pratik bir çözüm yoluna gitmiştir.

Sözkonusu bu yöntem günümüzde de kullanılmaktadır. Fakat bu yöntemin ne kadar geçerli olduğu yani Avl ile belirlenen (6/8).(1/2)=3/8 ve (6/8).(1/3)=1/4 oranların gerçek değerlere ne kadar yaklaştıkları belirlendikten sonra anlaşılacaktır.

Şu halde genel olarak, Örnek 3'teki 1/2'yi x1 ve 1/3'ü x2 gerçek değerlerine götüren

Genel Yöntem: x1+x1+x2=1

şeklinde bir yöntem mevcut olmalıdır. Burada (kafan basması için söylüyorum) 1/2'nin x1'e ve 1/3'ün x2'ye yakınsamasını x'in bir algoritmayla 2'nin kareköküne yakınsamasına benzetebilirsin.

Eğer bu yöntem keşfedilebilinirse yani x1 ve x2 gerçek değerleri bulunursa, "Avl" ile belirlenen 3/8 x1'e 1/4 x2'ye ne kadar yakınsa, "Avl" yöntemi o kadar etkin bir algoritma demektir. Ki buradan "Avl" yönteminin yalnızca bir yaklaşım ve pratik bir yöntem olduğu sonucu çıkar.

Harezmi (780-850) bu "Genel Yöntem"in farkındadır ve hesaplarında oranlar toplamını "1" yapmaktadır. Bu sonuç, aklın, mantığın, bilimin, gerçeğe götüren tek ya da çoktanrılı tüm dinlerin ve aynı zamanda laikliğin emrettiği bir sonuçtur. Ne yani, bir elmayı birkaç kişiye belli oranlarda paylaştırırken, elmanın tamamını oran (kesir) olarak "1" almıyor muyuz? Bu, İlkokulda "Kesirler" konusu işlenirken böyle anlatılmıyor muydu?

İşte "Kuran oranı 1,25 derken oranları denklemler kullanıp niye 1 alıyorsunuz?" sorusunun yanıtı tastamam budur. Bu durumda "1,25'le bölüştürülemeyeceğinden mi? Bu değilse nedenini belirtin." sorusunun bir anlamı kalmaz. Yani bu ikinci sorun ilk sorunun yanında absürd kalıyor.

Bak, anlaman için bunu da açıklayacağım ki kafanda herhangi bir soru işareti kalmasın.

Senin 1,25 dediğin değer Avl ile bulunan sonuçtur ve Avl yalnızca bir yaklaşım yöntemidir. Dolayısıyla Kuran bize 1,25 demiyor; bunu Avliyeciler diyor. Buna göre 1,25 ile bölüştürmek sözkonusu bile değil. Bunun nedenini yukarıdaki genel yöntemden açık bir şekilde görüyoruz.

Sen en iyisi, şu 1,25 için kafana bir format at. Kafanda bir takıntı (obsession) olarak kalmasın! Bilirsin, Obsesif-Kompulsif Bozukluk (http://www.hatunca.net/psikoloji-mainmenu-258/kisilik-bozukluklari-mainmenu-108/323-obsesif-kompulsif-bozukluk) çok tehlikelidir.

2- Babil dönemi miras bölüşümlerinde dogmalar mı söz konusuydu? Eğer öyle değilse onların kullandığı yöntem geçerli kılınabilir ama sizinki bir dogma olduğundan bu yöntemler sizin için geçerli kılınamaz, Kuran hükümlerini değişebilir diye tanımlamıyorsanız tabii.

Yanıt: Hayır, dogmalar sözkonusu değildi. Tam tersine, miras paylaşımı hem Eski Babil Dönemi'nde (M.Ö. 2000-1600) hem de Harezmi'de (M.S. 780-850) yukarıdaki Genel Yöntem'e yapılıyordu. Bu bakımdan aralarında (korkunç zaman farkına rağmen) hiçbir fark yoktur. Yani her ikisinde de hissedarların oranları toplamı "1" dir.

3- İzafi-karşılaştırmalı oranlama yöntemi, bilinen adıyla nisbi oran mevzusunda da oranlar 1'e tamamlanıyor fakat Kuran oranları yok sayılarak. Sizinkinin farkı nedir ve neden doğrudur?

Yanıt: Öncelikle benim ortaya koyduğum bir yöntem yok; yalnızca varolan yöntemleri inceliyorum. Tabii ki sen bunları bilmediğin için bunları bana ait zannediyorsun.

Şimdi, Kuran'daki Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerindeki oranlar işleme konulmamış yani "Saf Oranlar"dır. Fakat bu oranlar yukarıdaki Genel Yöntem'e göre işleme konulduğunda değişeceği açıktır.


Keep awayden alıntı yapıp bana laf giydirmişsin. Peki söyle ama açık seçik uzatmadan bana niyetinin ne olduğunu söyle;

Kuranda matematik hatası olmadığını mı düşünüyorsun.

O zaman sayın ulpianın vermiş olduğu 2 örneği nasıl açıklıyorsun.

sade ve açık bir dille yanıtlarsan seninle ilgilenmemiz daha kolay olur.

Saygılarımla;

upuaut
26-07-2010, 00:06
Bildiğiniz gibi, İslam'daki 1400 yıllık miras problemi doğru ya da yanlış bir önermedir (ki doğru ise bu Allah sözü, yanlış ise insan sözüdür. Eğer bu önermede tutarsızlık varsa bu yine insan sözüdür.) ve aynı zamanda (inananlara göre) doğru gibi görünen fakat (inanmayanlara göre) kanıtlanmadığından bir konjektürdür.

Not: Burada geçen matematiksel tanımlar şunlardır:

Önerme: Doğru veya yanlış hüküm bildiren ifadeye "Önerme" denir.
Konjektür: Doğru gibi görünen fakat kanıtlanmamış önerme veya teoremdir.

Şimdi probleme bu matematiksel gözle bakıldığında 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909). mesajımdaki Teorem (http://img13.imageshack.us/img13/6311/mirasz.jpg) bizi şu yeni gelişmeye doğru sürüklemektedir (ki bu teoremin 1400 yıl sonra verilebilmiş olmasına özellikle dikkat ediniz. Neden?):

Teorem (http://img13.imageshack.us/img13/6311/mirasz.jpg)'e göre a=8'den a=10,000'e kadar elde edilen noktaları grafik (http://a.imageshack.us/img213/5751/grafikt.jpg) üzerinde gösterirsek; grafikteki kırmızı noktalar ayetlerdeki (2/3, 1/6, 1/8) saf oranlarını ve çizgilerle birleştirilmiş noktalar ise simule edilmiş gerçek değerleri gösterir. Çünkü Genel Yöntem'e gerçek değerler x-ekseninde 1, 2 ve 3'te birikmiş bu noktalar arasında bulunmaktadır.

Şu halde bu grafik gösterimden şu sonuç çıkar:

Sonuç: 1400 yıldır kullanılan Avliye yöntemi yalnızca bir yaklaşımdır ve pratik olduğu için İslam Miras Hukuku'nda bu yöntem tercih edilmektedir. Fakat işin matematiğine geçildiğinde, gerçek çözüm Harezmi'deki gibi olacak ve bu çözümü grafikte gösterdiğimizde şekil (http://a.imageshack.us/img213/5751/grafikt.jpg)deki gibi noktalar arasından geçecektir.

Buna göre

1. Eshab-ı Feraiz Programı (http://www.alim.gen.tr/eshab-i-feraiz.html) (Avl Yöntemi): (Karı, Anne, Baba, 3 Kız Çocuk)=(9/81, 12/81, 12/81, 48/81),

2. Upuaut (Harezmi’nin Yöntemi, 2010): (Karı, Anne, Baba, 3 Kız Çocuk)=(1/8, 7/48, 7/48, 7/12)= (18, 21, 21, 84)/144

çözümleri grafikteki noktalar arasında bulunmaktadır. Dolayısıyla Avliye yönteminin pratik ve bir yaklaşım yöntemi olmasının dışında, gerçek bir çözüm olmadığı anlaşılmaktadır.

Not: Arkadaşlar, 2. çözümde Harezmi'nin yöntemini en doğru şekilde kullandım. Bu çözümü daha sonra veririm ama çözümde hata olabileceğini her zaman hatırda tutmakta fayda var.

TEŞEKKÜR

Arkadaşlar, şu anda dünyanın en zor matematik problemlerinden birini çözen 44 yaşındaki Rus matematikçi Dr. Grigory Perelman (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1001714&title=rus-matematik-dahisi-1-milyon-dolarlik-odulu-almayacak) gibi bu problemin çözümünde çok önemli bir imza atmış bulunuyoruz. Çünkü bundan sonra problemi inceleyecek kişiler, şimdi geçtiğimiz bu yollardan geçecek ve çözüme ulaşmak isteyeceklerdir.

Ben, size yalnızca problemin çözümünün nasıl ve nerede olabileceği hakkında bir çalışma yaptım. Yani bu çalışmaya göre gerçek çözümü bilmeseniz bile, grafikte nerede olduğunu görebiliyorsunuz.

Her şey para değil!

Tabii ki bu çalışmayı Rus matematikçi Dr. Grigory Perelman (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1001714&title=rus-matematik-dahisi-1-milyon-dolarlik-odulu-almayacak) gibi para için yapmadım. Dolayısıyla ortaya ne kadar para konulursa konsun, bu sözkonusu bile olamaz.

Peki bu çalışmayı neden yaptım?

Bir tek şey için: Günümüzde alabildiğine kanırtılan ve Batı tarafından da hararetle desteklenen İslamiyet'in insanlar üzerinde bir baskı aracı olmasını istemedim (ki özellikle ülkemizin doğusu ağır bir tecavüz altındadır ve bu baskı altında her denileni yapıyor. Misal: 1950'den sonraki tüm seçimlerde çarpıtılmış din özellikle kullanılmıştır ve bu sayede oylar istenilen yerlere kanalize edilmiştir) ve tıpkı Atatürk'ün aşağıda düşündüğü gibi bu konudaki gerçeklerin bilinmesini istedim.

Atatürk Kur'an-ı Kerim'in Türkçeye çevrilmesinin gerekçesi için şöyle diyordu: "Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar, bunun için Kur'an Türkçe olmalıdır. Türk Kur'an'ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde ne var bilmiyor ve manasını bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın."

upuaut
26-07-2010, 00:11
Keep awayden alıntı yapıp bana laf giydirmişsin. Peki söyle ama açık seçik uzatmadan bana niyetinin ne olduğunu söyle;

Kuranda matematik hatası olmadığını mı düşünüyorsun.

O zaman sayın ulpianın vermiş olduğu 2 örneği nasıl açıklıyorsun.

sade ve açık bir dille yanıtlarsan seninle ilgilenmemiz daha kolay olur.

Saygılarımla;

Kusura bakma. İsimde bir hata yapmışım. Ulpian'ın örnekleri için bir önceki mesaja bakınız. Orada detaylı bilgiler bulacaksınız.

GLORD
27-07-2010, 04:28
Öncelikle kimse birbirine laf sokma çabasına girmesin.Çünkü buradan 1-2 mesaj okuyunca gerçekten boş ve anlamsız geliyor laf sokma çabaları koca koca adamlarsınız.Neyse direk konuya geleyim 95-96 sayfayı tek tek okuyamayacağım için soruyorum..Şimdi bu matematik hatası zaten var.Yani okuyunca açık açık belli hata olduğu.Ama 96 sayfa bir hata üzerine tartışılacağı hayatta aklıma gelmezdi.Bu 96 sayfa boyunca burada ne tartışıldı merak ediyorum ? Çünkü bu hata 3+5=8 gibi belli ve tartışılmayacak bir şey.

Keep Away
27-07-2010, 04:38
upuaut

Küçüklük sorunlarından kaynaklanan ergen laf sokma çabalarını buraya aktarma ki seviye düşmesin ve doğru düzgün tartışma yaratabilelim.

Sürrealistliğini bir kenara bırakıp Atatürk Kuran'ı neden çevirtmiş diye görmek istersen de aşağıya bak.

"Evet Karabekir; Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…"
Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, s.159

Meseleye dönersek...

Senin örneğini bahis etmedim. Benim oranlarım avliyeden değil, bizzat Kuran'dan alınma. En bilinen örnekteki aile fertlerinin(3 kız-ana-baba-eş) hepsinin oranı Kuran'dan alıntı ve oran 1,12 çıkıyor. Açıklamalarını buna göre değiştirmen gerekecek.

Oranı 1'e tamamlamaktan bahsediyorsun. Bunu doğru kişiye anlatabilmen için 14 asır önce doğmuş olman gerekirdi. Oranı 1 tam yapması gerektiğini Muhammed'e anlatmalıydın, bana değil. Oran 1,12 ve bunun böyle olmasının sorumlusu direkt Kuran'dır. Sen ise zekanı herkesi kandırabilecek kadar yüksek sandığından basit bir hileyle oranı 1'den başlatıp Kuran'ı ihmal ediyorsun.

Yazılarımı tekrar ettirdiğine göre durum sakat demektir. Dogmaların mevcut olmadığı bir paylaşma yerinde en yakın sonucun alınması ve paylaşımın böyle yapılması sorun olmaz. Ama burada belirtilen birtakım oranlar var ve senin esin kaynağın bunlar olmak zorunda, Harezmi'nin ve Babillilerin "1" i değil. Sen bağımsız biri değilsin, bunu unutmaman gerekir.

Şimdi, Kuran'daki Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerindeki oranlar işleme konulmamış yani "Saf Oranlar"dır. Fakat bu oranlar yukarıdaki Genel Yöntem'e göre işleme konulduğunda değişeceği açıktırOranlar işleme konulması için vardır belki de, ne dersin? 10 sayısını 4/3'le işleme koy dendiğinde genel yöntemi mi kullanacaksın? Dogmaların nelere kadir!

Ama sana da acizliğinden hak vermek gerek, suç senin değil. Bölüştürmenin tek yolu 1,12'lik oranı 1'den başlatmak. Aynı avliyede olduğu gibi fakat daha kısa bir yöntem.

Obsesif-Kompulsik bozukluktan bahseden sen matematik gibi somut bir konuda kimseye kabullendiremediğin bir yöntemi "bir matematik problemi daha çözüldü, hala niye bu konuyu tartışıyorsunuz" deyip geçen birisin upuaut. Daha da komikleşiyorsun, ciddiyeti belirli düzeyde tut.

upuaut
27-07-2010, 07:16
Öncelikle bir şeyin iyice anlaşılmasını istiyorum: Ben burada kimseye laf sokuşturma derdinde değilim. Ara sıra birkaç espriyle bu gergin ortamı hafifletmeye çalıştım. Yanlış anlaşılmışım. Bu arada, obsesif-kompulsif sözünden alınan arkadaşa maksadımı aştığımı söyleyerek düzeltiyorum. Ama bu söz ona değil, tartışmalarda ağır takıntıları olanlar için geçerliydi.

Arkadaşlar, buraya üye olduğumdan beri amacım; geçmişte yapılan çalışmalarla sizi aydınlatmak ve fikrinizi almak idi. Tabii ki bu çalışmalarda belli özellikler baskın olduğundan, örneğin oranlar toplamının "1" olması gibi, sizi rahatsız etmiş olabilir. Ama bunları bana mal etmeye çalışmayın. Çünkü bunlar bana ait şeyler değil.

Örneğin Keep Away'in "Yazılarımı tekrar ettirdiğine göre durum sakat demektir. Dogmaların mevcut olmadığı bir paylaşma yerinde en yakın sonucun alınması ve paylaşımın böyle yapılması sorun olmaz. Ama burada belirtilen birtakım oranlar var ve senin esin kaynağın bunlar olmak zorunda, Harezmi'nin ve Babillilerin "1" i değil. Sen bağımsız biri değilsin, bunu unutmaman gerekir." sözü bunu doğrular. İyi ama sizin doğma olarak bahsettiğiniz şey bana ait değil ki.

GLORD'un dediği gibi bizler koca koca adamlarız. Bize böyle şeyler yakışmaz.

Keep Away'e Bir Sorum Olacak!

Keep Away, senin verdiğin Atatürk'ün sözü, Atatürk Karabekir'e 14 Ağustos 1923 tarihinde Türk Ocağı’nda verilen bir çay ziyafetine gitmeden önce, herhalde ayaküstündeyken, söylemiş ve akşam da onaylamış. Fakat benim verdiğim Atatürk'ün sözü ise 1926'da Kuran-ı Kerim Türkçe'ye çevrilirken gerekçe olarak söylenmiş.

Şu halde aradan geçen 3 sonra ne değişti de, Atatürk farklı bir söz söylemiştir?

Bu sorunun yanıtını acilen bekliyorum.

upuaut
27-07-2010, 07:57
Arkadaşlar, anladığım kadarıyla siz İslam'daki miras paylaşımıyla ilgili araştırmalarınızı tamamlamış ve Kuran-ı Kerim'de matematiksel bir hata olduğunda ısrarlısınız.

Oysa bizim gibi araştırmacılar, devamlı araştırma içindedirler ve hep şüphe içindedirler. Örneğin dün gece Nisa suresindeki ayetlere baktım ve metin analizi yaptım. Bir sonraki mesajımda bu metin analizini ve sonuçlarını görebilirsiniz.

Peki arkadaşlar, siz bu metni iyi bir şekilde anladığınızdan emin misiniz? Çünkü eğer metni (salt anlamda değil. Her yönüyle) doğru anlamadıysanız çıkarımlarınız da hatalı olacaktır.

Şimdi belki ortak bir anlayışta buluşabiliriz diye sözü Sitchin'e bırakıyorum.

Sitchin, "12. Gezegen" adlı kitabının önsözünde şunları söyler:

"Modern bilimin bugün ulaştığı temel anlayışta, uzaysal-evrensel bir bilgi açıkça yer almamaktadır. Bu nedenle insanlığın yazılı ve sözlü tarihinde, mitolojilerde, destanlarda ve masallarda çeşitli tanrılar, ölümsüzler, mucize yaratanlar vs. vardır. Kadim milletlerin yaratılış efsanelerinde göklerden gelenlerden, göklerden verilen hükümdarlıklardan sık sık söz edilir. Bunlara "sembolik" demiş, halk üstünde otorite ve üstünlük kurmak için uydurulmuş deyip geçmişiz. Bu bilgilerin herkese mal olamayışının sebebi budur.

Bu bilgilerin en önemlilerinden biri de kendi Güneş sistemimiz ile ilgili olan gerçeklerdir. Hala açıklanacak, bilinecek pek çok gerçek vardır. Şu an biliyor olduklarımızın, bilinecek olanların yanında cüce kalacağı zamanlar gelecektir. Bu yeni yorumlar karşısında her türlü zihin açıklığına sahip olmamız gerekiyor"

Bu sözler size ne kadar uçuk gelirse gelsin, bir gerçeğin altını çizmiyor mu? Örneğin "Sana Palimpsesti" ile çalışan araştırmacılar, Kur'an ve İslam hakkındaki görüşlerini, bulgular onları nereye götürüyorsa, oraya kadar gidip, sorunu enine boyuna tartışmadılar mı? Ve bazı müthiş diyebileceğimiz sonuçlara varmadılar mı ya da o sonuçların temelini atmadılar mı?

Yıllar önce Turan Dursun da İslam ve Kuran hakkında araştırmalar yaparken "beni gittiğin yere götür" demedi mi? Dedi ama hayatına mal oldu.

Özetle, bizler karşımızdakini ve özellikle kendimizi kandırmaz, bütün dogmalardan arınmış bir şekilde her türlü zihin açıklığına sahip olursak, şimdi dağ gibi görünen bu sorunun en azından ne olduğunu anlarız. Yoksa hepimize yazık olacak: Emek, zaman vs. israfı.

upuaut
27-07-2010, 20:48
Öncelikle kimse birbirine laf sokma çabasına girmesin.Çünkü buradan 1-2 mesaj okuyunca gerçekten boş ve anlamsız geliyor laf sokma çabaları koca koca adamlarsınız.Neyse direk konuya geleyim 95-96 sayfayı tek tek okuyamayacağım için soruyorum..Şimdi bu matematik hatası zaten var.Yani okuyunca açık açık belli hata olduğu.Ama 96 sayfa bir hata üzerine tartışılacağı hayatta aklıma gelmezdi.Bu 96 sayfa boyunca burada ne tartışıldı merak ediyorum ? Çünkü bu hata 3+5=8 gibi belli ve tartışılmayacak bir şey.

GLORD, meseleye yanlış taraftan bakıyorsun. Çünkü ben de buraya Google'da konu hakkında bir çok kaynaktan bilgi aldıktan, bazı Forumlara girdikten ve bu forumlar içinde kalite açısından ve en fazla tartışma yapılan yerin burası olduğunu gördükten sonra, burada kalıp meseleyi öğrenmeye çalıştım.

Buraya geliş amacım da belli: İnternette özellikle Oryantalist Jochen Katz (http://www.answering-islam.org/turkce.html)'ın ileri sürdüğü problemin ve bu problem üzerine estirilen fırtınanın beni buraya sürüklemesi. İnanmazsan Google'a bak!

Peki bu problemin çözümünde, dolayısıyla Kuran'da matematiksel bir hata var mı?

949 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=322243&postcount=949). mesajımda gördüğünüz gibi, 2. Halife Hz. Ömer zamanında ortaya konulan ve günümüzde de İslam Hukukçuları tarafından çok sık kullanılan "Avl" yöntemi esas yöntem değil, yalnızca pratik bir yöntemdir. Dolayısıyla bu çözüme aldanan Jochen Katz ve diğerleri Kuran'da matematiksel hata olduğunu iddia ediyorlar. Aldanıyorlar, çünkü onlar meselenin (tarihçesini bilmedikleri için) neresinde durduklarını bile bilmiyorlar.

Gerçek çözüm metinde. Ama bir sonraki mesajımda bu metnin analizini gördüğünüzde, metnin kapalı ve genel bir yöntemin çıkarılmasının mümkün olmadığını göreceksiniz. Buna göre Harezmi'nin yönteminin yalnızca bir yorum (içtihad) olduğu sonucu çıkar. Ancak burada Harezmi'nin hem bir matematikçi hem de feraiz ilmine ilişkin bütün ilimleri iyi bildiğini gözden kaçırmamak gerekiyor (Bkz. 932 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932). nolu mesajıma).

Not: GLORD'un "Bu 96 sayfa boyunca burada ne tartışıldı merak ediyorum?" açıklaması nedeniyle bir hesap yaptım. Burada 96 tabda yaptığımız tartışmanın metinsel boyutu, ortalama olarak, 96x10=960 A4 formatlı sayfa demektir.

Keep Away
27-07-2010, 21:50
upuaut

İfadelerinden hoşnut olmadığını görmek güzel fakat agresif ve laf sokma amaçlı biri görünümü verdin, böyle zihniyette insanların nasıl aşağılık olduklarını bildiğimden sana da ona göre tepki verdim. Mevzuyu atlattığımıza göre sorun yok.

Atatürk'ün, Kuran'ın 600 yıllık şeriat ilkelliğini kaldırmasını gizli yaptığını biliyorsunuz. Dinsiz olduğunu açıklaması da belli bir süre aldı, hatta bunu açık olarak ancak 1937'deki son meclis konuşmasına dile getirebildi. "Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri" adlı üç ciltlik seride, Atatürkçülük cilt 1'de din hakkındaki olumlu sözlerini sıkça görebilirsiniz. Fakat bu, Atatürk'ün Müslüman olduğu ve Kuran'ı millet dinini daha iyi anlasın diye çevirttiği anlamına gelmiyor. Çünkü Atatürk'ün her devrimi İslam'a karşıydı. Atatürk'e suikast planları yapan zamane hacı hocasının aptal olduğunu düşünen Müslüman arkadaşlar bir daha düşünmeli.

Atatürk'le birlikte...

-Kuran'ın vahşi ceza hukuku değil, TCK uygulanmaya başlandı.
-Kuran miras hukukuna göre değil, Türk Medeni Kanunu'na göre miras dağıtılmaya başlandı.
-Poligami kaldırıldı.
-Kuran'ın Nisa/11 ve Bakara/282 gibi ayetlerin tam tersine kadınlar erkeklerle eşit sayılmaya başlandı.

Atatürk'ün 1931 yılında bastırdığı lise 2 tarih kitabında sorunuzun cevabı yer alıyor. "Çünkü Atatürk iyi bir aktördü."

O kitaptan alıntılar yapalım;

"Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir."

"Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu."

"Muhammet Medinede yerleştikten ve az çok teşkilat yaptıktan sonra Mekke ile Suriye arasında gelip giden tüccar kervanlarına tecavüzlere başlamıştı"

Şimdi soru sorması gereken benim. Atatürk eğer Müslüman idiyse neden o sözlerin 5 sene ardından bu kitabı yazdı? Tek cevabı var, Atatürk başından beri dinsizdi ve nasıl ki hilafeti kaldırma evrelerinde rol yaptıysa bunda da aynı politikayı izledi.

Dogma, önyargı konusuna gelirsek...

İkinci kez belirtmek istiyorum, yöntemin sizin değil Harezmi'nin olduğunu biliyorum! :) Daha Kuran araştırmalarını sürdürmeye devam eden biri olarak hiçbir şeyimi sonlandırmadım ve dogmalardan arınmış bir şekilde, hatta yeni bir inançsız olmamın verdiği duygusal kalıtımların etkisiyle biraz da dinsel bakışa yakın olduğumu düşünüyorum fakat bunu asla pratiğe dökmüyorum, çünkü objektif olmam gerekiyor! Cehennem korkusunun beni etkilemesine izin veremem.

1 rakamı üzerinde durmam da Kuran oranının 1 değil de 1,12 ve türevi olmasıdır. Bu bağnazlık değil, realistliktir. Kuran'da problem gördüğüm bazı konuların açıklamalarını çok rahat şekilde kabul ettim ve onları çelişki adında sunmayı bıraktım. Benim ne dogmam, ne önyargım var.

Eğer amacınız olan aydınlatmayı becerebilmek istiyorsanız neden Kuran oranlarını saf oran diye sallayıp Harezmi'nin yöntemini kullandığınızı açıklayın.

Karşılaştırmalı oran, bilinen adıyla nisbi oran yönteminde de böyle bir hile uygulanıp Kuran oranları alınmıyor. Sebebi ise açık. İkisi arasında çok fark yok.

upuaut
27-07-2010, 23:59
Şimdi soru sorması gereken benim. Atatürk eğer Müslüman idiyse neden o sözlerin 5 sene ardından bu kitabı yazdı? Tek cevabı var, Atatürk başından beri dinsizdi ve nasıl ki hilafeti kaldırma evrelerinde rol yaptıysa bunda da aynı politikayı izledi.

Sorunu gayet iyi anladım. Fakat Atatürk hakkında bilinen bütün her şeyi gözönüne alırsak Atatürk'ü hala tanıyamadığımızı düşünüyorum. Örneğin Atatürk'ün Gizli Vasiyeti (http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=atat%C3%BCrk%27%C3%BCn%20gizli%20vasiye tnamesi)'ndekiler bunu tamamen doğrular niteliktedir.

1 rakamı üzerinde durmam da Kuran oranının 1 değil de 1,12 ve türevi olmasıdır. Bu bağnazlık değil, realistliktir. Kuran'da problem gördüğüm bazı konuların açıklamalarını çok rahat şekilde kabul ettim ve onları çelişki adında sunmayı bıraktım. Benim ne dogmam, ne önyargım var.

Eğer amacınız olan aydınlatmayı becerebilmek istiyorsanız neden Kuran oranlarını saf oran diye sallayıp Harezmi'nin yöntemini kullandığınızı açıklayın.

Karşılaştırmalı oran, bilinen adıyla nisbi oran yönteminde de böyle bir hile uygulanıp Kuran oranları alınmıyor. Sebebi ise açık. İkisi arasında çok fark yok.

Bu sözlerinden metin analizini bir an önce burada yayımlamamın kaçınılmaz olduğu görülüyor. Çünkü bu metni anlamadan tartışma yapmanın gereksiz olduğu sonucu çıkıyor.

Yani önce metne bakacağız, sonra bu oranların saf mı (ki bu bir tabirdir) yoksa başka bir şey mi, hep birlikte anlayacağız.

İkinci olarak, "1" rakamı yani oranlar toplamının 1 olması ilk uygulayandan ileri gelmektedir.

Bu konuda Ata, şöyle rivâyet eder: “Sâd b. Rabi’ (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, “Ey Allah’ın Resulü! İşte Sâd’ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı.” diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, “Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir.” buyurdu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine Nisa suresi indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, “Sâd’ın iki kızına üçte iki (2/3) ve bunların annesine sekizde bir (1/8) ver! Kalanı da (5/24) senin.” buyurdu. Ve işte bu İslâm’da ilk paylaşılan miras bu oldu.

Hani sen "Oranı 1'e tamamlamaktan bahsediyorsun. Bunu doğru kişiye anlatabilmen için 14 asır önce doğmuş olman gerekirdi. Oranı 1 tam yapması gerektiğini Muhammed'e anlatmalıydın, bana değil. Oran 1,12 ve bunun böyle olmasının sorumlusu direkt Kuran'dır. Sen ise zekanı herkesi kandırabilecek kadar yüksek sandığından basit bir hileyle oranı 1'den başlatıp Kuran'ı ihmal ediyorsun." demiştin ya, işte kastettiğin kişi bu örnekte "1" alıyor. Ayrıca mesajında belirttiğin diğer rakam 1.125 (=9/8) olmalıydı ve bu rakam da Oryantalist Jochen Katz tarafından söylenmiştir; peygamber tarafından değil!

Peki bu örnekten sonra ne oldu?

Bu örnek 625'te Uhud Savaşı sonunda ortaya çıktı ve bunun üzerine Nisa suresi indi. Miras paylaşımı bu surenin inmesinden sonradır.

Bu savaşta tam 70 şehit verildi. Aralarında Hz. Hamza da vardı. Fakat bu kadar şehit verilirken yalnızca Ensarlardan Sâd b. Rabi'nin mirasının paylaşılması sözkonusu olması, düşündürücüdür tabii. İsteyen araştırır.

Müslümanlar neredeyse hiç rahat etmedi; çünkü 625'teki UHUD SAVAŞI'ndan sonra HENDEK SAVAŞI (627), HAYBER’İN FETHİ, MUTE SAVAŞI (629), MEKKE’NİN FETHİ (630), HUNEYN SAVAŞI (630), TAİF SEFERİ (630) ve TEBÜK SEFERİ (631) oldu.

Bana göre, müslümanlar ile biz Türkler'in kaderleri birbirine çok benziyor. Çünkü biz de 1095'te başlayan ve 1918'e kadar süren HAÇLI SEFERLERİ ile uğraştık ve bu yüzden bilimle uğraşmaya neredeyse hiç fırsat bulamadık. Osmanlı'nın bilimde geri kalmasının en büyük nedeni budur (Bkz. İslam Dünyasında ve Orta Çağda Matematik (http://www.nuveforum.net/1316-matematik/49942-islam-dunyasinda-orta-cagda-matematik/)'e).

İşte bu savaşlar nedeniyle 625'ten Hz. Ömer'in II. halife olduğu 636'ya kadar mirasla ilgili herhangi bir kayıda rastlamıyoruz. Varsa da biz bilmiyoruz.

İkinci halife Ömer‘in hilafeti döneminde miras paylaşımıyla ilgili 2. olay vukû buluyor (Bkz. Örnek 2 (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/)'ye). Ölen bir müslümanın malının varislere devlet eliyle bölüştürülmesi gerekmiş. Fakat ayetlerdeki belirlenen oranları vermeye çalışınca, pay payda’dan büyük çıktığından bu mümkün olmamış. Ömer de durumu bir takım önde gelen sahabeyle istişare ettikten sonra "Avl" yöntemini keşfetmiş.

upuaut
29-07-2010, 07:34
Arkadaşlar, aşağıda İslam'daki miras paylaşımıyla ilgili Nisa suresindeki ayetleri renklendirip bölümlere ayırdım ve bu bölümlerdeki matematiksel mantık şemaları resimlerle gösterdim. Buna göre herbir resimde mirastan pay alanları dikdörtgen içinde ve bunların aile içindeki önceliklerini daire içinde numarayla belirttim. Resimlerdeki oklar ise kimin hangi durumda hangi oranda mirastan pay aldığını gösteriyor (Not: Bu ayetler Elmalılı Hamdi Yazır'ın en son sadeleştirilmiş meali (http://www.enfal.de/melmalili/nisa.htm)nden alınmıştır).





Örneğin Nisa Suresi/Ayet 11'in 1. bölümündeki (11-1) mirastan pay alanlar "Çocuklar"dır ve bunların aile içindeki ya da mirastaki önceliği "2"dir. Bu rakam daire içinde gösterilmiştir.




Resimdeki oklara gelince, 1. ok "2'den fazla kız iseler" şartına göre yalnızca kızlar veya erkeklerin mirasın 2/3'ünü ve 2. ok "1 kız ise" şartına göre kız veya erkeğin mirasın yarısını (1/2'sini) alacağını gösteriyor (Not: Harezmi'ye göre çocukların sayısının 2 olması ile 2'den fazla olması aynıdır ve her iki durumda da aynı oran geçerlidir).





Eğer çocuklar kız/lar ve erkek/lerden oluşuyorsa, bu durumda "E=2K" eşitliği nedeniyle erkek çocuk kız çocuğun mirastan aldığı payın 2 katını alacaktır (Not: Harezmi'ye göre bu eşitlik geçerli olmakla birlikte örneklere göre değişiklik gösterir. Fakat aşağıdaki resimlerden de gördüğünüz gibi bu bağıntı daima geçerlidir).


11 - Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: 1. Çocuklarınızda, erkeğe 2 kız payı kadar, eğer hepsi kız olmak üzere 2’den fazla iseler, bunlara mirasın 2/3’ünü ve eğer bir kız ise o zaman ona malın 1/2’si vardır.





http://a.imageshack.us/img375/9146/ns111.jpg




Not: Bu bölüm Eski Babil Dönemi’nde (M.Ö. 2000-1600) yalnızca Erkekler için bilinmektedir (*) Bu bulguyla Turan Dursun'un kulaklarını çınlatmış olduk!


2. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın herbirine ölenin terekesinden 1/6; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı 1/3’tür. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin 1/6’sı ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir.




http://a.imageshack.us/img198/8898/ns112.jpg


Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.




12 - 1. Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın 1/2'si sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın 1/4'ü sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir.




http://a.imageshack.us/img230/6682/ns121.jpg


2. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın 1/4'ü hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın 1/8’i hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir.




http://a.imageshack.us/img217/1054/ns122.jpg



3. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin 1/6’sıdır. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın 1/3’ü zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir.




http://a.imageshack.us/img841/8320/ns123.jpg

Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.

176 - Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: 1. Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın 1/2'si o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının 2/3’ü onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, 2 kızın hissesi kadardır.




http://a.imageshack.us/img8/9896/ns1761.jpg

Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.





(*) Nisa suresindeki 11-1'de 1. koldaki 2/3 oranı Eski Babil Dönemi'nde bilinmekle birlikte, kronolojik sıralamaya göre eski kaynaklarda şu şekilde yer alır:


1) Eski Babil Dönemi'ne (M.Ö. 2000-1600) ilişkin MS 1844 (http://www.schoyencollection.com/math.html#1844), MS 2830 ve UET 5 (http://books.google.com.tr/books?id=x8ZY3RUQhMQC&pg=PA187&lpg=PA187&dq=inheritance+problem,+babylonian&source=bl&ots=-jJUvMdqo8&sig=7aU024MY3Tt26-AmPa1-BDox1_0&hl=tr&ei=3ZoOTL_rBYKHOJW2qMcM&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=3&ved=0CCYQ6AEwAg#v=onepage&q=inheritance%20problem%2C%20babylonian&f=false) nolu tabletlerindeki miras paylaşımı örneklerinde kullanılan ve Geometrik Dizi’ye dayanan "Babil Algoritması"na göre, Eski Babilliler'in n=2 açık örneğinden yani 2 erkek kardeş arasındaki miras paylaşımından 1/3 ve 2/3 oranlarını bildikleri anlaşılıyor. Fakat elimizde buna ilişkin bir tablet yok. Ancak bu oranlar da açık örnekten elde edilmektedir, dolayısıyla bunun için tablet yazmaya gerek yoktur.


Şimdi gelin hep beraber Eski Babilliler tarafından bilinen bu oranın açık örnekten nasıl bulunduğuna bir bakalım.

Babil Algoritması: n erkek kardeş sayısı ve en küçük kardeşe hisse bir gümüşün x Mana (http://it.stlawu.edu/%7Edmelvill/mesomath/obmetrology.html)'sı (x/2 kilosu) olmak üzere x[n^n-(n-1)^n]/(n-1)^(n-1) Mana'lık gümüş miras

(n-k+1)-inci kardeşin hissesi: x[1+1/(n-1)]^(k-1) (1<n, k=1, 2,...,n)

olacak şekilde paylaştırılmaktadır. Bunun örneklerini M.Ö. 2000-1700 dönemine ait MS 1844 nolu tablette n=7, UET 5, 121 nolu tablette n=5 ve MS 2830 nolu tablette n=4, 5, 6, 7, 11 için görmekteyiz. Fakat n=2 açık bir örnek olduğundan tabletlerde bu örneği göremiyoruz. Kaldı ki n=3'ün bile tabletlerde örneği yok!

Şu halde açık bir örnek olan n=2 için miras paylaşımı şöyle olmaktadır: Bu algoritmaya göre her kardeşe düşen hisse miktarı

1. (büyük) kardeşin payı: 2x
2. (küçük) kardeşin payı: x

olup, bunların toplamı 1 olduğundan

2x+x=1

eşitliğinden

x=1/3

elde edilir. Demek ki küçük kardeş mirasın 1/3’ünü alırken büyük kardeş de 2/3’ünü alıyormuş.


2) M.Ö. 1760 yılı civarında yazılan Hammurabi Kanunları'nda miras paylaşımıyla ilgili 181 ve 182. madderinde tekrar 1/3 oranını görüyoruz. Buradaki fark, eski dönemlerde yazılmayan bu oranın kanunlara yazılı olarak geçmiş olmasıdır.


HAMMURABİ KANUNLARI (http://www.gizliilimler.tr.gg/Hammurabi-Kanunlar%26%23305%3B--k1-Hammurabi-Yasalar%26%23305%3B,-Hammurabi-h-s-Code-k2-,-1-.-B.oe.l.ue.m.htm)

Dünyanın ilk metropolisi olan Eski Babil Kralı Hammurabi (MÖ.1795-1750)’nin adıyla anılan bu kanunlar bir yönetici tarafından halka ilan edilen en eski kanun olarak bilinmektedir. Bütün ağır suçların ölümle cezalandırıldığı bu kanunlarda yer alan önemli bazı düzenlemeler arasında “kana kan, göze göz” misilleme ilkesi, baktığı davalarda hata yapan hakimlerin görevden uzaklaştırılıp ağır para cezasına çarptırılmaları, yalan şahitlik yapanın ölümle cezalandırılması, suçlanan kişilerin suçsuzluklarını ispat etmeleri amacıyla Fırat’a atılmaları ve kişilerin toplumdaki statülerine göre farklı cezalara çarptırılmaları göze çarpmaktadır. Her ne kadar bu yaptırımlar günümüzde geçerli evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasa da, Hamburabi kanunlarında yer alan pek çok ilke insan haklarına önem vermesi açısından önem taşımaktadır.

Genel olarak Hammurabi kanunlarında 1/3 oranıyla ilgili maddeler şunlardır (13 sayısı uğursuz sayıldığı için 13. madde yazılmamıştır):

114. Eğer para veya mısır karşılığında bir hak talep etmez ve güç kullanarak hakkını almaya kalkışırsa her bir olay için bir mina (mana, yaklaşık yarım kilo)'nın 1/3'ü kadar gümüş verir.

140. Eğer adam azat edilmiş bir köle ise yarım kilonun 1/3'ü kadar altın verir.

181. Bir baba bir tapınak hizmetçisini ya da tapınak bakiresini Tanrı'ya adarsa ve ona hediye vermez ve ölürse babasından kalan mirastan bir çocuk payının 1/3'ü kadar alır ve yaşadığı sürece onun kullanım hakkından yararlanır. Malları ise kardeşlerine aittir.

182. Bir baba, kızını Babil'in Mardi'sinin karısı olarak adarsa ve ona hediye ya da bir tapu senedi vermeyip ölürse kardeşlerinden babasının evindeki mirastan bir çocuğun payının 1/3'ünü alır; ancak, MARDUK (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marduk) onun malını kime dilerse ona bırakabilir.

191. Bir oğlanı evlatlık olarak alan ve onu besleyip büyüten, bir ev kuran ve çocukları olan bir adam evlatlığını evden atmayı isterse bu evlatlık oğlan kendi yoluna gidemez. Babalığı kendi servetinden bir çocuğun payının 1/3'ünü ona verdikten sonra gidebilir. Tarla, bahçe ve evden ona bir şey verilmez.

201. Bir kişi azat edilmiş bir adamın dişini kırarsa bir mina altının 1/3'ünü verir.

208. Eğer azat edilmiş biri ise; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

214. Bu hizmetçi ölürse; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

241. Herhangi bir kimse, angarya için bir öküzü zorla alırsa; nakit olarak bir minanın 1/3'ünü öder.

252. Eğer bir kişinin kölesini öldürürse bir minanın 1/3'ünü verir.


3) M.S. 625’te Uhud Savaşı’nda müslümanlar tam 70 şehit verdi. Ensârlar'dan Sâd bin Rabi de onların arasındaydı. Fakat Sâd b. Rabi'nin (r.a.) geride iki kızı, bir hanımı ve bir de kardeşi kalmasına rağmen kardeşin malın hepsini alması üzerine kadın da Hz. Peygambere gelip, “Ey Allah’ın Resulü! İşte Sâd’ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı.” diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, “Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir.” buyurdu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine Nisa suresi indi.


4) Harezmi (M.S. 780-850), "Kitab-ül-Muhtasar fi Hisab-il-Cebri vel-*Mukabele" adlı kitabın 4. bölümünde miras paylaşımı hesaplarını hem arit*metik hem de cebir yoluyla çözümleyerek misallerle gösterir. Onun aşağıdaki örneği bu konuya ışık tutar:


Örnek 1: Bir adam ölür, arkasında 2 oğlu kalır ve anaparanın (capital) 1/3'ünü bir yabancıya vasiyet eder. O oğullarına mirasından 10 dirhem verdiğine göre herbir hissedarın payını hesaplayınız (Kaynak: Robert of Chester's Latin translation of the Algebra of al-Khowarizmi (http://www.wilbourhall.org/pdfs/MBP/robertofchesters00khuw.pdf), p. 46).

Çözüm: Öncelikle Harezmi'nin bu örnekte mirasın 1/3'ünü aile dışından birine yani yabancıya verdikten sonra 2 oğul için 2/3 oranını Nisa suresindeki 11. ayete göre belirlemiş olduğu anlaşılıyor. Ya da tersine düşünülürse, Harezmi, Nisa suresinin 11. ayetindeki

"Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kız iseler ölenin bıraktığının 2/3'ü onlarındır..."

parçasına göre 2 oğul için 2/3 oranını alıyor ve mirasın geri kalan 1/3'ünü mirası dağıtacak kişiye veriyor.

Harezmi bu mirasın hissedarlar arasında nasıl paylaştırılacağını uzun uzun anlatır. Onun yaptığı hesapları modern bir şekilde gösterirsek; en küçük hisse x olmak üzere

(2/3)(10+x)=2x

şeklinde 1. dereceden bir denklem elde edilmektedir. Bu denklemdeki x bilinmeyeni herbir oğula düşen hisseyi ve 10+x ise toplam mirası gösterir.

Şimdi bu denklemi çözersek; ilkin eşitliğin her iki yanı 2 ile sadeleştirilirse

(10+x)/3=x

ve ikinci olarak eşitliğin her iki yanı 3 ile çarpılırsa

10+x=3x

denklemi elde edilir.

Artık bu son denklemde bilinenler eşitliğin solunda, bilinmeyenler eşitliğin sağına toplanırsa,

10=3x-x

eşitliğinden

10=2x

bulunur ve buradan x=5 elde edilir. O halde bu çözüme göre Harezmi, mirası dağıtan yabancıyla birlikte herbir oğula x=5 dirhem bırakmış. Çünkü toplam miras, denklemdeki 10+x yani 10+x=10+5=15 dirhem idi.


Buna göre anaparayı 10+x değil de bütün olarak "1" alırsak, Harezmi'nin kurduğu denklem

(2/3).1=2x

olacak ve buradan x=1/3 elde edilecektir. Demek ki Harezmi herbir oğula düşen hisseyi 1/3 olarak almış. Toplamda da yani 2 oğul için 2(1/3)=2/3 oranını almış ve 2 oğlu ikiden fazlasıyla bir tutarak bir yorum (içtihad) yapmış!

upuaut
30-07-2010, 08:37
Yukarıdaki mesajımda bölümlere ayrılan ayetlerin düzenleniş tekniği görülüyor. Fakat bu teknikte yöntemin kendisi görülmüyor. Şöyle ki: Her bölüm sonundaki "Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir." ifadesine göre 1. miras önceliği vasiyeti yerine getiren ve, varsa, alacaklı olan kişilere aittir. Buna göre ailenin mirastan alacağı (toplam) pay, bu paylar verildikten sonra belirlenmektedir.

Örneğin Harezmi Örnek 1 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932)'de ailenin yani 2 oğlun payını, vasiyeti yerine getiren yabancının payı anaparanın 1/3'ü olduğundan, 1-(1/3)=2/3 oranında bulur. Bu, toplam miras 15 dirhem olduğundan (2/3).15=10 dirhem demektir.

Bu örnekte ilginç durum şu ki, Harezmi'nin bunu diğerlerindeki gibi örneğin çözümünde değil de örnekte söylemiş olmasıdır. Yani Harezmi daha örneğin başında ailenin payını ve oranını açık açık söylemiş!

Fakat Harezmi'nin Örnek 2 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932)'sine geçtiğimizde, Nisa 12-1'e göre kocanın 1/4, Nisa 11-1'e göre 3 kız çocuğun 2/3 ve oğulun E=2K ile 4/9 (=2.((2/3)/3)) oranlarında pay aldıklarını görüyoruz ama bunların mirası nasıl paylaşacaklarına dair ayetlerde hiçbir hüküm göremiyoruz. Örneğin Harezmi'nin yaptığı gibi "aile içinde önce kocanın veya hanımının payı verilecek" diye açık bir hüküm yok.

Biraz daha karmaşık bir örnek alırsak; "Kardeşleri olmayan bir adam (borç ve vasiyet bırakmadan) ölür. Geriye üç kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalır." örneğinde de nasıl hareket edeceğimizi bilemiyoruz.

Kabul edelim ki bu hüküm açık bir hüküm olsun (ayetlerde söylenmesine gerek olmasın). Bu durumda önce karının payı ödenir ve geriye kalanların payı 1-(1/8)=7/8 olur.

Fakat bu sefer de mirasın 7/8'inin anneye, babaya ve 3 kız çocuğa nasıl paylaştırılacağı sorusuyla karşı karşıya kalırız ki, ayetlerde buna ilişkin yine bir hüküm yok!

Şu halde ayetlerde bu hükümlerin dolayısıyla yöntemin olmamasını tek bir şekilde izah edebiliriz: Bu ayetler M.S. 625'te geldiği zaman oradaki topluluk bir mirasın nasıl paylaştırılacağını iyi biliyor olmalı. Çünkü bu oranlar tek başlarına bir ifade etmiyor ama o günkü miras paylaşımı anlayışında (yönteminde) ilaç gibi gelmiş olmalıdır.

Demek ki bizim bu yöntemi ayetlerden öğrenmeye imkanımız yok. Eğer öyle olmasaydı Harezmi'nin "Miras Cebri (http://www.jstor.org/pss/301569)" adında bir araştırma yapmasına gerek kalmazdı. Ki bu, son derece önemli bir araştırma olup işin esasları üzerinde durmaktadır. Fakat kitabın içeriğinden de gördüğünüz gibi mesele orada da çözülmüş değil.

http://img195.imageshack.us/img195/7655/puin.jpg


Bu konuda Alman araştırmacı Dr. Gerd-R. Puin (ki esas ses getirecek teorisi budur), Kuran’ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiğini söylüyor. Kuran’da geçen “Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları)” ile “Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları)” kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy’nin haritası üzerinde çalışarak er-Rass’ın İslam öncesi Lübnan’da, el-Ayka’nın da M.S. 150’de Mısır’da Aswan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkardı!

upuaut
30-07-2010, 10:44
Arkadaşlar, bir önceki mesajımda basit bir mantık yürüttüm. Ama bu "Mantıksız Mantık" olabilir. :frusty:

Tarih bunun örnekleriyle doludur. Örneğin Plimpton 322 (http://en.wikipedia.org/wiki/Plimpton_322) nolu tableti düşünelim. Bu tablette 15 tane Pisagor üçlüsünün verildiğini biliyoruz ama bunların hangi yöntemle bulunmuş olduklarını bilmiyoruz. Bu durumda Babilliler'in Pisagor teoremini bilmediklerini söyleyemeyiz.

Aynı şey Mısırlılar için de geçerlidir. Çünkü onlar da mimari yapıtlarında, özellikle piramitlerde, (3,4,5) dik üçgenini çok sık kullanmışlardı. Bu yüzden onların Pisagor teoremini bilmedikleri söylenilir.

Yani ortada bir şey varsa, onu anlayamadığımız için yok saymak sizce ne kadar doğru olur?

Not: "Mantıksız Mantık" deyimi Erich Von Daniken'in "Sfenks'in Gözleri (http://www.ilknokta.com/urun/76488/Sfenksin-Gozleri.html)" kitabının 208. sayfasında geçmektedir.

yucemanitu
30-07-2010, 11:56
Yahu toplanınca 1 çıkmıyor işte daha bunun neresi tartışılır GLORD gibi ben de anlayabilmiş değilim.

upuaut
30-07-2010, 23:33
Yahu toplanınca 1 çıkmıyor işte daha bunun neresi tartışılır GLORD gibi ben de anlayabilmiş değilim.

Peki sen 1 yapabilir misin? Yapamazsın. Çünkü bu matematiksel olarak mümkün değil!

Şu halde problem "bu oranlarla bir miras nasıl paylaştırılır?" sorusuna dönmektedir.

Bildiğiniz gibi matematikte bir şeyin bütünü (tamamı) kesir (oran) olarak "1" ile gösterilir (İlkokul 3. sınıf). Bu nedenle bu oranlarla yapılacak matematiksel ya da en doğru bir şekilde miras paylaşımı, 1 üzerinden bu oranların işleme konulması olacaktır.

Bu durumda şu iki sonuç geçerli olur:

1) Eğer oranlar toplamı 1 ise, Nisa 11, 11 ve 176'daki oranlar değişmez.

2) Eğer oranlar toplamı 1'den küçük veya büyük ise, Nisa 11, 11 ve 176'daki oranlar değişir.

Kimse kusura bakmasın; bunlar açık hükümler olup ayetlerde verilmesi gerekmiyor (zaten verilmiyor) ve eğer bu açık hükümleri bilmiyorsanız siz aritmetikten habersiz demektir.

Şimdi bu açık hükümlere göre miras hesabına ya da yönteme gelecek olursak; matematikçi olmadıkları anlaşılan Hz. Ömer ve sahabelerin birlikte ortaya koydukları "Avl" yönteminin yalnızca bir yaklaşım olduğunu anlıyoruz.

Matematikçi Harezmi ise bu yöntemi keşfetmek için birçok araştırma yaptı ve bulgularını "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb) a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa)" adlı kitabında topladı. Fakat kitabın içeriğinden gördüğünüz gibi Harezmi'nin bu yöntemi tamamen ortaya koyamasa da çok başarılı çalışmalar yaptığı anlaşılmaktadır.

İşte bu yüzden şimdiki İslam Hukukçuları daha çok Hz. Ömer'in "Avl" yöntemini kullanıyorlar.

Fakat bütün bu olan bitenlere rağmen, Ahmed ve Hakim'in rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.),

"Feraiz ilmini öğreniniz ve insanlara da öğretiniz. Çünkü ben bugün var yarın yok olan fani birisiyim, ilim yok olacak ve fitneler çıkacaktır. Öyle ki iki kişi miras hisselerinde anlaşmazlığa düşecek de adaletle hükmedip aralarını ayıracak birini bulamayacaklar."

sözlerini söylerken bu yöntemin kendi zamanında bile bilinmediğini unutmamak gerekiyor. Eğer öyle olmasaydı, bu yöntem bir silsile içinde günümüze kadar taşınmış olurdu.

emperrordiablo
30-07-2010, 23:41
Ben düz mantıkla yapılan basit bir paylaşım için neden daha sonra AVL diye bir yöntem daha icat edildiğini anlayamadım hocam bir daha izah eder misiniz?Yani en basit sistemi ile neden kesirler toplanınca ayetten alınıp direk bir payını bize vermiyorda biz kesirleri değiştirmek zorunda kalıyoruz?

Nisa 11(Elmalılı Hamdi Yazır)Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Malın üçte ikisi demiş mesela daha açık bir hüküm nasıl olabilir ki siz açık hükümler olarak ayetlerde verilmiyor diyebiliyorsunuz?

axial
30-07-2010, 23:53
Upaut;

Dediğim gibi 50 sayfa birşeyler yazacaksın buraya galiba ama ya bilerek ya bilmeyerek uzun ve anlaşılmasın diye çabalıyorsun gibi geliyor bana.

Eğer kuran bunun mantıklı dağıtımını vermiyordu ise hiç vermeseydi . Ya da avl denilen şey kuranda olsaydı.

Lütfen yalın basit anlaşılır ve somut bilgiler yazın. Her ismi geçenin hayatını yazmanıza gerek yok.

upuaut
31-07-2010, 00:30
Dediğim gibi 50 sayfa birşeyler yazacaksın buraya galiba ama ya bilerek ya bilmeyerek uzun ve anlaşılmasın diye çabalıyorsun gibi geliyor bana.

Axial, bana göre bizim sorunumuz burada ayetlerdeki oranları toplayıp, toplamın neden 1'den büyük çıktığını sorgulamamızdır. Yani 970 sayfadır bunu sorguluyuz burada. Oysa 962 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=324035&postcount=962). mesajımdaki basit mantığı görebilseydik, buna gerek kalmayacaktı.

Şu halde bundan sonra yapmamız gereken şey şu olacak: 1 üzerinden ayetlerdeki oranlarla nasıl bir miras paylaşımı yapabiliriz?

İşte bunun dışındaki tüm yollar bizi çıkmaz sokağa götürecek ve bu da sayfalar dolusu yazı, dolayısıyla bizim birbimizi anlamamak demektir.

Eğer kuran bunun mantıklı dağıtımını vermiyordu ise hiç vermeseydi . Ya da avl denilen şey kuranda olsaydı.

Ne yazık ki bu yöntem Kuran'da yok. Zaten bunu açık bir şekilde görebilmeniz ve sağlıklı bir tartışma yapabilmeniz için ilgili ayetlerin analizini 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajımda gösterdim.

İstediğin kadar bu ayetlere ve ilgili diğer ayetlere bak! Orada bir yöntem olmadığını göreceksin.

Sözkonusu bu yöntemi ilk uygulayıcının vermesi gerekiyordu. Verdi, ama oranlar toplamı 1 olan basit birkaç örnek üzerinden verdi. Kaynaklar bu örneklerin sayısının 2 tane olduğunu söylüyor.

O zaman sorun bizde değil.

emperrordiablo
31-07-2010, 00:37
Şu halde bundan sonra yapmamız gereken şey şu olacak: 1 üzerinden ayetlerdeki oranlarla nasıl bir miras paylaşımı yapabiliriz?
.

Hocam siz bunu dedikten sonra ben zaten tartışmaya açık bir şey göremiyorum,yani elimizde tüm evreni en ince detayına kadar tasavvur eden,şimdi ki fotonlardan tut , uzayda ki solucan deliklerine , insan yaradılışından , DNA sayılarından tut dünyanın yörüngesine dönüş hızına güneşe ve aya ta 1400 yıl önceden bilimsel açıklama getirebilecek bir kitap yazmış bir yazar var ama biz onun yaptığı açıklama ile nasıl bir paylaşım yapabiliriz diye kafa patlatacaz peki neden?Paylaşım doğru çıkmadığı için :)

upuaut
31-07-2010, 00:41
Ben düz mantıkla yapılan basit bir paylaşım için neden daha sonra AVL diye bir yöntem daha icat edildiğini anlayamadım hocam bir daha izah eder misiniz?Yani en basit sistemi ile neden kesirler toplanınca ayetten alınıp direk bir payını bize vermiyorda biz kesirleri değiştirmek zorunda kalıyoruz?

Senin sorunun çözümü şu: Ayetlerdeki oranlar nasıl verilmiş olursa olsun, 1 üzerinden bu oranlarla miras paylaşımı yapılacaktır. Fakat yöntemi bilmiyoruz.

İşte "Avl" bu yöntemin bilinmemesi üzerine ortaya konuldu.

Yani en basit sistemle neden kesirler toplanınca ayetten alınıp direk bir payını bize vermiyor da biz kesirleri değiştirmek zorunda kalıyoruz?

Bu çok doğal. Çünkü bazı kombinasyonlara oranlar toplamı 1 olurken diğer kombinasyonlarda oranlar toplamı 1'den küçük veya büyük çıkmaktadır.

Yani siz, ayetlerdeki oranları nasıl alırsanız alın bu 3 hal daima karşınıza çıkar. Tıpkı 2. derece denklemin diskriminantındaki gibi.

Kesirlerin değişmesi bu yüzden kaynaklanıyor.

upuaut
31-07-2010, 00:51
Hocam siz bunu dedikten sonra ben zaten tartışmaya açık bir şey göremiyorum,yani elimizde tüm evreni en ince detayına kadar tasavvur eden,şimdi ki fotonlardan tut , uzayda ki solucan deliklerine , insan yaradılışından , DNA sayılarından tut dünyanın yörüngesine dönüş hızına güneşe ve aya ta 1400 yıl önceden bilimsel açıklama getirebilecek bir kitap yazmış bir yazar var ama biz onun yaptığı açıklama ile nasıl bir paylaşım yapabiliriz diye kafa patlatacaz peki neden?Paylaşım doğru çıkmadığı için :)

Bütün sorun yöntemin bilinmemesinden kaynaklanıyor. Bu yüzden İslami kesim açmazda görünüyor. Çünkü onların ve Batı'nın yapabilecekleri fazla bir şey yok!

Anladığım kadarıyla, İslami kesim bu çıkmazı görmüş ve Harezmi ile diğerlerinin çalışmalarını görmezden gelerek "Avl" ile işi götürmeye çalışmış.

Ben de bu durumu gördüğüm için size internetteki yabancı kaynakları tarayarak gerekli bilgileri sundum.

emperrordiablo
31-07-2010, 00:53
Senin sorunun çözümü şu: Ayetlerdeki oranlar nasıl verilmiş olursa olsun, 1 üzerinden bu oranlarla miras paylaşımı yapılacaktır. Fakat yöntemi bilmiyoruz.

İşte "Avl" bu yöntemin bilinmemesi üzerine ortaya konuldu.



Bu çok doğal. Çünkü bazı kombinasyonlara oranlar toplamı 1 olurken diğer kombinasyonlarda oranlar toplamı 1'den küçük veya büyük çıkmaktadır.

Yani siz, ayetlerdeki oranları nasıl alırsanız alın bu 3 hal daima karşınıza çıkar. Tıpkı 2. derece denklemin diskriminantındaki gibi.

Kesirlerin değişmesi bu yüzden kaynaklanıyor.

Arkadaşım polemiktir bunun adı başka bir şey değil kusura bakma ama.Kafa karıştırıcı şeyler ile konuyu ne kadar derinleştirirsen derinleştir allaha şükür :) ¿ neye şükür :D allaha tabii matematiğim iyidir "TIPKI 2. derece denklemin diskriminantındaki "gibi diyorsun da bana elimizde ki ayetten çıkıp bir denklem kur ve lütfen 2.derece olsun ki tıpkı diyebilesin ayrıca kurduğun denklem bu kadarla da kalmayacak bir kere elinde iki bilinmeyen olmayacak ama ola ki sen onu da yaratırsın ben işimi sağlama alayım bulduğun bilinmeyenlerin olası sonuçları quadratic form özelliği taşımalı ki ayet o kadar basit ve senin tıpkının yanından bile geçmiyor ki bunu nasıl yaratacaksın bilemiyorum.Şimdi tekrar soruyorum
Düz mantıkla yapılan tek dereceli bir bilinmeyenli bir denklem varken elimizde neden avl diye bir sisteme gerek duyulmuş?Tıpkı derken lütfen tıpkı dediğin kavramların içini dolduralım.Hangi kombinasyonlar kullanılınca bir çıkmış bunu da bana bir izah ediver_?AVL kullanmadan ayetteki oranları hangi kombinasyonla toplarsan topla tam hatırlamıyorum ama 1.25gibi bir sonuç veriyordu sanırsam,elinde karmaşık sayı yok kök içinde negatif sayı yok iki bilinmeyen yok bildiğin adı üstünde ya bayağı kesir var bayağı ıyy.

Olasılık yok ki ortada sonuç olarak :=)Tek sonuç ya da avl?Sayı aralığı yok ki ortada...Saygılar selametler :)

Not: bak şimdi kendime de güldüm sayende :) Ülfete düştük tek dereceli ne lan :) onu da ben icat ettim sayende laf yetiştireyim derken :) birinci dereceden bir bilinmeyenli yazacaktım :D

upuaut
31-07-2010, 01:16
Arkadaşım polemiktir bunun adı başka bir şey değil kusura bakma ama.Kafa karıştırıcı şeyler ile konuyu ne kadar derinleştirirsen derinleştir allaha şükür :) ¿ neye şükür :D allaha tabii matematiğim iyidir "TIPKI 2. derece denklemin diskriminantındaki "gibi diyorsun da bana elimizde ki ayetten çıkıp bir denklem kur ve lütfen 2.derece olsun ki tıpkı diyebilesin ayrıca kurduğun denklem bu kadarla da kalmayacak bir kere elinde iki bilinmeyen olmayacak ama ola ki sen onu da yaratırsın ben işimi sağlama alayım bulduğun bilinmeyenlerin olası sonuçları quadratic form özelliği taşımalı ki ayet o kadar basit ve senin tıpkının yanından bile geçmiyor ki bunu nasıl yaratacaksın bilemiyorum.Şimdi tekrar soruyorum
Düz mantıkla yapılan tek dereceli bir bilinmeyenli bir denklem varken elimizde neden avl diye bir sisteme gerek duyulmuş?Tıpkı derken lütfen tıpkı dediğin kavramların içini dolduralım.Hangi kombinasyonlar kullanılınca bir çıkmış bunu da bana bir izah ediver_?AVL kullanmadan ayetteki oranları hangi kombinasyonla toplarsan topla tam hatırlamıyorum ama 1.25gibi bir sonuç veriyordu sanırsam,elinde karmaşık sayı yok kök içinde negatif sayı yok iki bilinmeyen yok bildiğin adı üstünde ya bayağı kesir var bayağı ıyy.

Olasılık yok ki ortada sonuç olarak :=)Tek sonuç ya da avl?Sayı aralığı yok ki ortada...Saygılar selametler :)

Sen diskriminantı yanlış anlamışsın. Bu yalnızca bir benzetmeydi. Yoksa, burada 2. dereceden bir denklem çözmüyoruz.

Şimdi sorduğun soru için basit bir inceleme yapalım.

Diyelim ki biz bu yöntemi biliyoruz. O zaman bu yöntemi kullanabilmek için ilk olarak ne yapacaktık? Oranları toplayacaktık değil mi!

O halde oranlar toplamı 1 veya 1'den küçük ise herkes ayetlerdeki oranlarda mirastan payını alır. Fakat oranlar toplamı 1'den büyük ise zorunlu olarak herkesin veya (öncelik sırasına göre) bazılarının ayetlerde belirtilen oranlarda pay alamazlar.

İşte senin 1.25 ile söylediğin oranlar toplamı da bu türden bir örnektir. Bu örneği hangi yöntemle çözersen çöz, herkes ayetlerdeki oranlarda pay alamazlar.

Lütfen şimdi "Düz mantıkla yapılan tek dereceli bir bilinmeyenli bir denklem varken elimizde neden avl diye bir sisteme gerek duyulmuş?" sorusunun yanıtı için 962 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=324035&postcount=962). mesajımı iyi oku. Eğer anlamadığın bir yer varsa, bir örnekle anlamadığın noktayı gidermeye çalışayım.

axial
31-07-2010, 01:47
O halde oranlar toplamı 1 veya 1'den küçük ise herkes ayetlerdeki oranlarda mirastan payını alır. Fakat oranlar toplamı 1'den büyük ise zorunlu olarak herkesin veya (öncelik sırasına göre) bazılarının ayetlerde belirtilen oranlarda pay alamazlar.



Hah işte şimdi anlaştık. Bakın biraz somut konuşmaya başlayınca anlaşabiliyoruz.

upuaut
31-07-2010, 01:54
Arkadaşlar, ayetlerde verilmeyen yöntemin ne olduğunu anlayabilmek için Hammurabi Kanunları'ndaki şu maddelere bir bakınız.

114. Eğer para veya mısır karşılığında bir hak talep etmez ve güç kullanarak hakkını almaya kalkışırsa her bir olay için bir mina (mana, yaklaşık yarım kilo)'nın 1/3'ü kadar gümüş verir.

140. Eğer adam azat edilmiş bir köle ise yarım kilonun 1/3'ü kadar altın verir.

181. Bir baba bir tapınak hizmetçisini ya da tapınak bakiresini Tanrı'ya adarsa ve ona hediye vermez ve ölürse babasından kalan mirastan bir çocuk payının 1/3'ü kadar alır ve yaşadığı sürece onun kullanım hakkından yararlanır. Malları ise kardeşlerine aittir.

182. Bir baba, kızını Babil'in Mardi'sinin karısı olarak adarsa ve ona hediye ya da bir tapu senedi vermeyip ölürse kardeşlerinden babasının evindeki mirastan bir çocuğun payının 1/3'ünü alır; ancak, MARDUK (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marduk) onun malını kime dilerse ona bırakabilir.

Not: 181. ve 182. maddeler mirasla ilgilidir.

191. Bir oğlanı evlatlık olarak alan ve onu besleyip büyüten, bir ev kuran ve çocukları olan bir adam evlatlığını evden atmayı isterse bu evlatlık oğlan kendi yoluna gidemez. Babalığı kendi servetinden bir çocuğun payının 1/3'ünü ona verdikten sonra gidebilir. Tarla, bahçe ve evden ona bir şey verilmez.

201. Bir kişi azat edilmiş bir adamın dişini kırarsa bir mina altının 1/3'ünü verir.

208. Eğer azat edilmiş biri ise; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

214. Bu hizmetçi ölürse; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

241. Herhangi bir kimse, angarya için bir öküzü zorla alırsa; nakit olarak bir minanın 1/3'ünü öder.

252. Eğer bir kişinin kölesini öldürürse bir minanın 1/3'ünü verir.

Bu maddelerdeki paylaşımı kim yapamaz; herkes yapar. Çünkü bütün maddelerde malın veya bir minanın 1/3'ünün verilmesi isteniyor. Bunun için yönteme de gerek yok.

Fakat bu paylaşımı biraz karmaşık hale getirir yani Nisa suresindeki 11., 12, ve 176. ayetlere göre bir miras paylaştırınız dersek, sizin bu paylaşımı yapabilmeniz için bir yönteme ihtiyacınız olur değil mi?

İşte olay bu kadar basittir.

Not: Hammurabi'nin kim olduğunu öğrenmek isterseniz,

The Kings: From Babylon to Baghdad (Part 2) (http://www.youtube.com/watch?v=qb394bjFfqE&feature=related)

belgesel dizisini izleyiniz. Orada Hammurabi Kanunları'nın nasıl işlediğini görebilirsiniz: "Kana kan, dişe diş".

Sanki (1. parçada) Büyük Sargon (Şarrukin: Adil Kral) döneminde daha az barbarlık varmış gibime geldi. Siz ne dersiniz?

emperrordiablo
31-07-2010, 03:24
Arkadaşlar, ayetlerde verilmeyen yöntemin ne olduğunu anlayabilmek için Hammurabi Kanunları'ndaki şu maddelere bir bakınız.

114. Eğer para veya mısır karşılığında bir hak talep etmez ve güç kullanarak hakkını almaya kalkışırsa her bir olay için bir mina (mana, yaklaşık yarım kilo)'nın 1/3'ü kadar gümüş verir.

140. Eğer adam azat edilmiş bir köle ise yarım kilonun 1/3'ü kadar altın verir.

181. Bir baba bir tapınak hizmetçisini ya da tapınak bakiresini Tanrı'ya adarsa ve ona hediye vermez ve ölürse babasından kalan mirastan bir çocuk payının 1/3'ü kadar alır ve yaşadığı sürece onun kullanım hakkından yararlanır. Malları ise kardeşlerine aittir.

182. Bir baba, kızını Babil'in Mardi'sinin karısı olarak adarsa ve ona hediye ya da bir tapu senedi vermeyip ölürse kardeşlerinden babasının evindeki mirastan bir çocuğun payının 1/3'ünü alır; ancak, MARDUK (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marduk) onun malını kime dilerse ona bırakabilir.

Not: 181. ve 182. maddeler mirasla ilgilidir.

191. Bir oğlanı evlatlık olarak alan ve onu besleyip büyüten, bir ev kuran ve çocukları olan bir adam evlatlığını evden atmayı isterse bu evlatlık oğlan kendi yoluna gidemez. Babalığı kendi servetinden bir çocuğun payının 1/3'ünü ona verdikten sonra gidebilir. Tarla, bahçe ve evden ona bir şey verilmez.

201. Bir kişi azat edilmiş bir adamın dişini kırarsa bir mina altının 1/3'ünü verir.

208. Eğer azat edilmiş biri ise; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

214. Bu hizmetçi ölürse; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

241. Herhangi bir kimse, angarya için bir öküzü zorla alırsa; nakit olarak bir minanın 1/3'ünü öder.

252. Eğer bir kişinin kölesini öldürürse bir minanın 1/3'ünü verir.

Bu maddelerdeki paylaşımı kim yapamaz; herkes yapar. Çünkü bütün maddelerde malın veya bir minanın 1/3'ünün verilmesi isteniyor. Bunun için yönteme de gerek yok.

Fakat bu paylaşımı biraz karmaşık hale getirir yani Nisa suresindeki 11., 12, ve 176. ayetlere göre bir miras paylaştırınız dersek, sizin bu paylaşımı yapabilmeniz için bir yönteme ihtiyacınız olur değil mi?

İşte olay bu kadar basittir.

Not: Hammurabi'nin kim olduğunu öğrenmek isterseniz,

The Kings: From Babylon to Baghdad (Part 2) (http://www.youtube.com/watch?v=qb394bjFfqE&feature=related)

belgesel dizisini izleyiniz. Orada Hammurabi Kanunları'nın nasıl işlediğini görebilirsiniz: "Kana kan, dişe diş".

Sanki (1. parçada) Büyük Sargon (Şarrukin: Adil Kral) döneminde daha az barbarlık varmış gibime geldi. Siz ne dersiniz?Şimdi hamurabi kim o kadar da önemli değil lakin diyorsun ki herkese paydayı 3den verip pay dağıttığı için paylaşım yapılabilir lakin nisa da böyle bir şey yok e bu kadar komplex bir şey değil işte bu diyorum bende diskıriminanta determinanta giriyorsun şu 962.mesajı çok iyi okudum ve bende şu mesajı cevabınıza binayen geçerli sayıyorum...
Upaut;

Dediğim gibi 50 sayfa birşeyler yazacaksın buraya galiba ama ya bilerek ya bilmeyerek uzun ve anlaşılmasın diye çabalıyorsun gibi geliyor bana.

Eğer kuran bunun mantıklı dağıtımını vermiyordu ise hiç vermeseydi . Ya da avl denilen şey kuranda olsaydı.

Lütfen yalın basit anlaşılır ve somut bilgiler yazın. Her ismi geçenin hayatını yazmanıza gerek yok.

ve diyorum ki modern matematik paydaları farklı kesirleri toplamak için öyle matrix denklemlre 2.derece kat sayılara kök içi negatif sayılara gerek duymaz içler dışlar çarpımı denen bir metot yada payda eşitleme genişletme ve sadeleştirme kullanır :) Sonu=1,25 hala 0,25lik faiz nerden işledi muhallak ha siz diyorsunuz ki tane tane yazıyorum.Biz kuran da böyle yazdığı için bu şekilde pay dağıtmanın ve herkezin pay almasını sağlamanın bir yolunu bulduk bunu da hz.ömer buldu ,güzel doğrudur ömer adaleti ile nam salmış benim bile takdirimi kazanmış bir halife ,lakin eşitliği bozaraktan pay yada payda eşitlemeye gittiğiniz anda sonucu bir çıkarmak için denklemi zorlamış olursunuz keyfe keder bir dağılıma da bilimselmiş gibi bir sistem adını veriyorsunuz...Ben net ve katii şunu istiyorum oranlar çok belli ve net.Eşitlik bozulmadan tam sayı elde ediliyor mu edilmiyor mu=?bunu bilmek istiyorum eğer edilmiyorsa eksik çıksa gene bir nebze pay dağılımı yapanın keyfine bırakmış diyecem de fazla çıkıyorsa ki fazla çıkıyor o halde orada ki yanlışlık yadsınamaz!Aşikar,saygılarımla,nerden baksan tutarsızlık nrden baksan ahmakça...

yucemanitu
31-07-2010, 11:17
Bildiğiniz gibi matematikte bir şeyin bütünü (tamamı) kesir (oran) olarak "1" ile gösterilir (İlkokul 3. sınıf). Bu nedenle bu oranlarla yapılacak matematiksel ya da en doğru bir şekilde miras paylaşımı, 1 üzerinden bu oranların işleme konulması olacaktır.

İşte burda da görüyoruz ki Allah'ınız ilkokul 3. sınıf çocuğu kadar matematik bilmiyor. Allah'ı kurtarmak için kulları çırpınıyor.

upuaut
01-08-2010, 00:24
Bildiğiniz gibi matematikte bir şeyin bütünü (tamamı) kesir (oran) olarak "1" ile gösterilir (İlkokul 3. sınıf). Bu nedenle bu oranlarla yapılacak matematiksel ya da en doğru bir şekilde miras paylaşımı, 1 üzerinden bu oranların işleme konulması olacaktır.

İşte burda da görüyoruz ki Allah'ınız ilkokul 3. sınıf çocuğu kadar matematik bilmiyor. Allah'ı kurtarmak için kulları çırpınıyor.

Kardeşim, hala İslam'daki miras paylaşımını yanlış anlıyorsunuz. Tabii ki İslami kesimde de daha çok "Avl" kullanımı nedeniyle bir ikilik yaşandığı da gerçektir.

Oysa gerçek miras paylaşımı 962 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=324035&postcount=962). mesajımdaki gibi olacaktı.

Şimdi bu yüzden 2. uygulamaya geçiyorum.

Örnek 2: Abdullah b. Mes'ud, Peygamber'in, murisin kızı, oğul kızı ve kız kardeşiyle ilgili bir uygulamasından şu şekilde söz eder: "Resulullah (s.a.s.) ölenin kızı için yarım, oğul kızı için üçte ikiye tamamlamak için altıda bir ve geri kalanın kız kardeşe verilmesine hükmetti", (eş-Şevkâni, VI, 58).

Demek ki Resulullah (s.a.s.) göre, 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajımdaki

Nisa 11-1'deki 2. oka göre ölen murisin kızı için 1/2,

Nisa 11-1'deki 1. oka göre oğlu için (2/3)-(1/2)=1/6

ve kız kardeşe 1/3 oranında pay verilecekmiş. Fakat bu kız kardeşin payı Nisa 12-3 ve 176-1'de değil, Resulullah (s.a.s.) tarafından bir içtihad (yorum) sonucu belirlenmiştir. Dikkat ederseniz, bu ayetlerdeki kız kardeş, kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin kız kardeşidir.

Şu halde kız kardeşin payı nedeniyle genel olarak şu sonuç çıkar: Nisa 11., 12. ve 176. ayetlerinde verilenler tüm aile bireyleri için değil, bazı (temel) aile bireyleri için geçerlidir.

Bunun böyle olduğunu bir başka örnekten şöyle anlıyoruz:

Ubâde b. es-Sâmit (r.a)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.s.), mirastan iki nineye, bunu aralarında paylaşmak üzere hükmetti" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, Mısır, t.y, VI, 59)

Bir tane ninenin tek başına 1/6 pay alacağı, 2'den fazla ninelerin 1/6 hisseyi aralarında eşit olarak paylaşacakları prensibi Sahabe ve Tâbiîlerin icmâı ile sabittir. Hz. Ebû Bekir'in halifeliği sırasında konu tartışılmış, Hz. Peygamber'den, 1/6 oranındaki uygulaması nakledilince, bu yönde görüş birliği oluşmuştur (el-Mevsilî, el-İhtiyâr, Kahire, t.y., V, 90; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 483).

emperrordiablo
01-08-2010, 01:01
Bir tane ninenin tek başına 1/6 pay alacağı, 2'den fazla ninelerin 1/6 hisseyi aralarında eşit olarak paylaşacakları prensibi Sahabe ve Tâbiîlerin icmâı ile sabittir. Hz. Ebû Bekir'in halifeliği sırasında konu tartışılmış, Hz. Peygamber'den, 1/6 oranındaki uygulaması nakledilince, bu yönde görüş birliği oluşmuştur (el-Mevsilî, el-İhtiyâr, Kahire, t.y., V, 90; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 483).
Yani Ebu Bekir'in halifeliği sırasında bu matematik yanlış keşfedilip gene insani boyutta tatmin edilmiş düzeltilmiştir.Bizde bunu söylüyoruz işte.Neye muhalifsiniz anlamadık=?

upuaut
01-08-2010, 02:03
Arkadaşlar, bir önceki mesajımdaki örnekten hareketle sizin anlamakta zorlandığınız ve bu yüzden ayetlerdeki oranların nasıl kullanıldığını açıklayacak kesin çözümü vereceğim.

Siz zannediyorsunuz ki ayetlerdeki oranlar paylaşım nasl olursa olsun hiç değişmeyecek ve hissedarlara bu oranlar aynen verilecek. Oysa bu matematiksel olarak imkansızdır.

Şimdi bir önceki mesajımdaki Örnek 2'ye dönelim.

Bu örnekte eğer ölenin eşi olsaydı, o da miras paylaşımına katılacaktı ve payını alacaktı. Fakat örnekteki paylaşımdan anlaşıldığına göre, ölen kişinin eşi de ölmüş ve mirası diğer aile üyelerine kalmış.

Şu halde ölen kişinin eşi olmadığına (öldüğüne) göre sırada kim var? tabii ki çocukları.

Örnekte ölen kişinin 1 kız ve 1 erkek çocuğu varmış. O halde kız çocuğu Nisa 11-1'deki 2. oka göre payını tam olarak alır yani mirasın 1/2'sini alır. Fakat eğer ölen kişinin eşi hayatta olsaydı, miras paylaşımı sırasında kız çocuk payını tam olarak (mirasın 1/2'sini) alamayacaktı. Yani 1/2'den daha küçük bir oranda pay alacaktı.

Özetle bu süreci bir araba sürmeye benzetirsek; siz ne zaman gaz pedalına ne zaman fren pedalına basılacağını biliyorsanız eğer, kısacası bu ayarlamayla arabayı sürebiliyorsunuz; o zaman 1 kız çocuğa ne zaman 1/2 oranında pay verileceği ne zaman 1/2'den küçük bir oranda pay verebileceğinizi bilmeniz gerekir.

Yani siz bunu yapabilirseniz, adaletli bir miras paylaşımı yapabiliyorsunuz demektir. Yoksa her durumda kız çocuk için 1/2 oranında miras verilecek demeniz, miras paylaşımını zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

İkinci olarak, erkek çocuk (oğul) mirastan ne kadar pay alacaktı?

Bunun için Nisa 11-1'de yalnızca "Çocuklarınızda, erkeğe 2 kız payı kadardır" açıklamasının verildiği ama bunun nasıl yapılacağı hakkında bir bilginin verilmediğini görüyoruz.

Fakat diğer taraftan, eğer Nisa 176-1'in sonundaki "Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, 2 kızın hissesi kadardır." hükmünü çocuklar için uygularsak yani bu hükmü "kardeşler" yerine "çocuklar" için değiştirirsek; E=2K eşitliği nedeniyle erkek çocuğun payı 2.(1/2)=1 olur ki, bu durumda mirasın tamamını oğul silip süpürmüş olurdu ve diğerleri "Hani bana, hani bana!" derlerdi.

Özetle, bu bağıntıdaki çözümsüzlükten sonra Nisa 11, 12 ve 176 nolu ayetlerdeki hangi bağıntıya bakarsanız bakın, erkek çocuğun payını bulmanız mümkün değildir.

Oysa Peygamberimize (s.a.s.) göre, erkek çocuğun payı

Nisa 11-1'deki 1. oka göre (2/3)-(1/2)=1/6

olacakmış!

Şimdi anladınız mı baştan beri neden "yöntem" diye bağırdığımı? Çünkü bu ayetlerde yöntem verilmiyordu ve ayetlerin veriliş şekline göre yöntemi vermesi gereken kişinin ilk uygulayacı olduğu açık idi!

Anlaşılan o ki, Kur'an-ı Kerim'in her ayetini ezberleme ve yazma özenini gösteren sahabeler, aynı özeni bu yöntem için gösterememişler ve Peygamberimiz (s.a.s.)den nakledilen birkaç örnek dışında bu yöntem unutulup gitmiş.

Oysa aynı hesapların daha basit bir şekilde yapıldığı (181. ve 182. maddelerin olduğu) "Hammurabi Kanunları" M.Ö. 1760'dan beri hala ayakta duruyor: Bir tarafta M.Ö. 1792'de kral olan Eski Babil Kralı Hammurabi, diğer tarafta Peygamberimiz (s.a.s.).

upuaut
01-08-2010, 02:10
Yani Ebu Bekir'in halifeliği sırasında bu matematik yanlış keşfedilip gene insani boyutta tatmin edilmiş düzeltilmiştir.Bizde bunu söylüyoruz işte.Neye muhalifsiniz anlamadık=?

Hiçbir şeye muhalif değilim. Ben yalnızca geçmişteki çalışmaları hatırlatıp bugünkü miras paylaşımının doğru olmadığını dile getirmeye çalıştım. Bunu 977. mesajımda açık bir şekilde görebilirsin.

emperrordiablo
01-08-2010, 02:22
Siz zannediyorsunuz ki ayetlerdeki oranlar paylaşım nasl olursa olsun hiç değişmeyecek ve hissedarlara bu oranlar aynen verilecek. Oysa bu matematiksel olarak imkansızdır.

Tamam işte biz de bunu söylüyoruz,mirasın nasıl eşit dağıtılabileceğini sormuyoruz ki?Şimdi buradan hareketle gelelim ikinci çıkarıma?Bazı ayetlerin bazı ayetlerin hükmünü düşürdüğü yada güçlendirdiği bilinmekte hatta bu bile ayet olarak bildirilmişken.Şimdi neden nisa da ki bu imkansızlık yada biz ateistlere sorarsan matematiksel hata daha sonra bir ayet yolu ile falan değil de Muhammed sonrası alimler vs...Vahiy olunan kişi haricinde kim varsa onun tarafından düzeltilip miras eşit dağılımı sağlanmış.Yoksa bu imkansızlığın yada biz ateistlere göre hatanın muhammed farkına varmamış mı?Ayrıca tanrının böyle bir imkansızlığa neden ya da diğer deyişle hataya kitabında mahal verdiği ise ayrı bir tartışma konusu.???

axial
01-08-2010, 02:26
Yoksa bu imkansızlığın yada biz ateistlere göre hatanın muhammed farkına varmamış mı?Ayrıca tanrının böyle bir imkansızlığa neden ya da diğer deyişle hataya kitabında mahal verdiği ise ayrı bir tartışma konusu.???


sevgili emperrordiablo;

Bi karar ver ama ateist misin, satanist mi? :hippie:

emperrordiablo
01-08-2010, 02:29
sevgili emperrordiablo;

Bi karar ver ama ateist misin, satanist mi? :hippie:
Ateist kimliğim satanist olmama engel değil ki :) İdealar içinde ki inanç sistemlerini incelediğimde en iyi sistemi ben yaratırım diyorum adına da satanizm diyorum bunu çok defa anlattım önyargısız satanizm başlığımda son yazdığım arkadaşa verdiğim yanıta bakarsanız anlarsınız szandor lavey yani satanizmin babası da ateisttir ve çok yerde bunu dile de getirmiştir...

upuaut
01-08-2010, 02:45
Tamam işte biz de bunu söylüyoruz,mirasın nasıl eşit dağıtılabileceğini sormuyoruz ki?Şimdi buradan hareketle gelelim ikinci çıkarıma?Bazı ayetlerin bazı ayetlerin hükmünü düşürdüğü yada güçlendirdiği bilinmekte hatta bu bile ayet olarak bildirilmişken.Şimdi neden nisa da ki bu imkansızlık yada biz ateistlere sorarsan matematiksel hata daha sonra bir ayet yolu ile falan değil de Muhammed sonrası alimler vs...Vahiy olunan kişi haricinde kim varsa onun tarafından düzeltilip miras eşit dağılımı sağlanmış.Yoksa bu imkansızlığın yada biz ateistlere göre hatanın muhammed farkına varmamış mı?Ayrıca tanrının böyle bir imkansızlığa neden ya da diğer deyişle hataya kitabında mahal verdiği ise ayrı bir tartışma konusu.???

Yok be kardeşim! Bütün sorun yöntemin bilinmemesinden kaynaklanıyor. Ben de bunun için size burada elimden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum.

Suç ne yaratıcıda, ne de peygamberde. Bütün suç sonraki kişilerde. Onlar peygemberin birkaç örnekle anlatmaya çalıştığı yöntemi kavrayamamış; "Avl" denilen basit bir yöntem icat ederek problemin içinden çıkmaya çalışmışlar.

Meğersem Peygamberimiz (s.a.v.),

"Feraiz ilmini öğreniniz ve insanlara da öğretiniz. Çünkü ben bugün var yarın yok olan fani birisiyim, ilim yok olacak ve fitneler çıkacaktır. Öyle ki iki kişi miras hisselerinde anlaşmazlığa düşecek de adaletle hükmedip aralarını ayıracak birini bulamayacaklar.", Ahmed ve Hakim.


sözünü söylerken bunları kastetmiş. Fakat benim bunu anlamam çok zaman aldı!

emperrordiablo
01-08-2010, 03:02
Yok be kardeşim! Bütün sorun yöntemin bilinmemesinden kaynaklanıyor. Ben de bunun için size burada elimden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum.

Suç ne yaratıcıda, ne de peygamberde. Bütün suç sonraki kişilerde. Onlar peygemberin birkaç örnekle anlatmaya çalıştığı yöntemi kavrayamamış; "Avl" denilen basit bir yöntem icat ederek problemin içinden çıkmaya çalışmışlar.

Meğersem Peygamberimiz (s.a.v.),

"Feraiz ilmini öğreniniz ve insanlara da öğretiniz. Çünkü ben bugün var yarın yok olan fani birisiyim, ilim yok olacak ve fitneler çıkacaktır. Öyle ki iki kişi miras hisselerinde anlaşmazlığa düşecek de adaletle hükmedip aralarını ayıracak birini bulamayacaklar.", Ahmed ve Hakim.


sözünü söylerken bunları kastetmiş. Fakat benim bunu anlamam çok zaman aldı!


Bu sanırım hadis olarak geçer madem feraizi muhammed bu şekilde öğretecekti o zaman axial'in sorduğu soru aklıma takılıyor madem öyle kuran da hiç olmasaydı?Oranlar yanlış ve muhammedin uygulamalarına bakacaktıysak bu oranlar neden var?

upuaut
01-08-2010, 03:20
Bu sanırım hadis olarak geçer madem feraizi muhammed bu şekilde öğretecekti o zaman axial'in sorduğu soru aklıma takılıyor madem öyle kuran da hiç olmasaydı?Oranlar yanlış ve muhammedin uygulamalarına bakacaktıysak bu oranlar neden var?

Evet, bu bir hadistir. Ayetlerdeki oranlara gelince, bu oranlar nasıl verilirse verilsin önemli değil; önemli olan mirasın bu oranlarla 1 üzerinden paylaştırılmasıdır.

Peygamber, size verdiğim örneklere göre, 3 tane örnek vermiş ve bir öğretmen olarak herbir örnekteki miras paylaşımın nasıl yapılacağını açıklamış. Fakat öğrenciler yöntemi öğrenememişse, öğretmen ne yapsın?

Yani okulda da öğretmen bir yöntemi öğretmek için size birkaç örnek verir ve sonra başka bir örnek sorarak sizden yöntemi öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmez mi?

İşte buradaki olay da böyle.

Peki öğrenci yöntemi öğrenememişse ve öğretmen de ortada yoksa ne olur?

Öğrenci başka bir yöntem arar, değil mi! Ben "Avl" yönteminin özellikle bunun için ortaya konduğunu düşünüyorum.

emperrordiablo
01-08-2010, 03:27
Evet, bu bir hadistir. Ayetlerdeki oranlara gelince, bu oranlar nasıl verilirse verilsin önemli değil; önemli olan mirasın bu oranlarla 1 üzerinden paylaştırılmasıdır.

Peygamber, size verdiğim örneklere göre, 3 tane örnek vermiş ve bir öğretmen olarak herbir örnekteki miras paylaşımın nasıl yapılacağını açıklamış. Fakat öğrenciler yöntemi öğrenememişse, öğretmen ne yapsın?

Yani okulda da öğretmen bir yöntemi öğretmek için size birkaç örnek verir ve sonra başka bir örnek sorarak sizden yöntemi öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmez mi?

İşte buradaki olay da böyle.

Peki öğrenci yöntemi öğrenememişse ve öğretmen de ortada yoksa ne olur?

Başka bir yöntem bulur değil mi. Ben "Avl" yönteminin özellikle bunun için ortaya konduğunu düşünüyorum.
aVL sistemini tartışmıyorum tamam o hata olsun...
Lakin öğrenci öğretmen ilişkisine gelince öğretmenin elinde bir kaynak ders kitabı olur,burada geçen bir formülasyonu öğretmen değiştirmez zaten bu değişikliği yapabilen bir öğretmense bu ilmi kitabın yazarından daha iyi bildiğinden kendi formülasyonu ve çözümünü yaratmış demektir.Öğrenciye yöntemi öğretir bir üzerinden pay dağıtımını yapar,dağıttığı payları öğrenci geri toplar lakin ne görsün sağlama kaynak kitapta ki formülasyon uygulanınca doğru çıkmıyor yani dağıttığı paylar bire eşitlenmiyor lakin öğretmen yol gösteriyor bu durumda ya bu öğetmen kaynak kitabı iplemeyip hata yapıyor,ya kaynağın dışına çıkarak kaynak kitabı yazandan daha iyi biliyor bu işi ve çığır açıyor ,saygılar...

upuaut
01-08-2010, 03:34
aVL sistemini tartışmıyorum tamam o hata olsun...
Lakin öğrenci öğretmen ilişkisine gelince öğretmenin elinde bir kaynak ders kitabı olur,burada geçen bir formülasyonu öğretmen değiştirmez zaten bu değişikliği yapabilen bir öğretmense bu ilmi kitabın yazarından daha iyi bildiğinden kendi formülasyonu ve çözümünü yaratmış demektir.Öğrenciye yöntemi öğretir bir üzerinden pay dağıtımını yapar,dağıttığı payları öğrenci geri toplar lakin ne görsün sağlama kaynak kitapta ki formülasyon uygulanınca doğru çıkmıyor yani dağıttığı paylar bire eşitlenmiyor lakin öğretmen yol gösteriyor bu durumda ya bu öğetmen kaynak kitabı iplemeyip hata yapıyor,ya kaynağın dışına çıkarak kaynak kitabı yazandan daha iyi biliyor bu işi ve çığır açıyor ,saygılar...

Sana 977 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=324733&postcount=977). mesajımda bunu anlattığımı zannediyordum. Şunu bir türlü anlamıyorsun: Bir yerde ayetlerdeki oranların önemi yok ve bu oranlar her örnekte aynen geçerli olmaz; örneklere göre değişir.

Belki şimdiye kadar matematikte böyle bir yöntemle çalışmadığın için, bu söylenenleri anlamıyor olabilirsin. Söz, ilk fırsatta bir örnekle bunun ne olduğunu sana açık açık göstereceğim.

upuaut
01-08-2010, 03:53
Bu arada "formülasyon" demişken, Solomon Gandz'ın bildirdiğine göre, "Miras Cebri: Bir Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569)" kitabının A-1 bölümünde Harezmi önce genel bir tahminle başlıyor miras problemine, sonra A-6 bölümünde bir standart formül veriyor!

emperrordiablo
01-08-2010, 04:02
Sana 977 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=324733&postcount=977). mesajımda bunu anlattığımı zannediyordum. Şunu bir türlü anlamıyorsun: Bir yerde ayetlerdeki oranların önemi yok ve bu oranlar her örnekte aynen geçerli olmaz; örneklere göre değişir.

Belki şimdiye kadar matematikte böyle bir yöntemle çalışmadığın için, bu söylenenleri anlamıyor olabilirsin. Söz, ilk fırsatta bir örnekle bunun ne olduğunu sana açık açık göstereceğim.
Arkadaşım çok net sorduk ben de axial de defalarca ve aynı şeyi söylüyor aynı noktaya tüm islam alimleri gibi sen de takılıyorsun işte önemli olan hangi yöntem yada örnekle bu işin üstesinden gelindiği değil biz şunu soruyoruz açıkca ayetlerde ki oranların önemi yok diyorsun ya işte bu önem derecesini nerden alıyorsun yeri gelince kendi kendine bir ayeti önemsiz kılan allah bunu neden bildirmemiş de allahın yerine sen diyorsun ki ayetlerde ki oranın bir önemi yok bunun bir yöntemi var_?

upuaut
01-08-2010, 04:10
Arkadaşım çok net sorduk ben de axial de defalarca ve aynı şeyi söylüyor aynı noktaya tüm islam alimleri gibi sen de takılıyorsun işte önemli olan hangi yöntem yada örnekle bu işin üstesinden gelindiği değil biz şunu soruyoruz açıkca ayetlerde ki oranların önemi yok diyorsun ya işte bu önem derecesini nerden alıyorsun yeri gelince kendi kendine bir ayeti önemsiz kılan allah bunu neden bildirmemiş de allahın yerine sen diyorsun ki ayetlerde ki oranın bir önemi yok bunun bir yöntemi var_?

Bu sözü bana matematik söyletiyor. Çünkü işin matematiğine girdiğinde bu durum (oranların bir yerde önemsiz olduğu) çok açık bir şekilde görülüyor zaten.

Şimdi sen bunun üzerine diyeceksin ki, o zaman neden o oranlar verilmiş? Bu herşeyi bilen yaratıcının takdiri. Öyle uygun görmüş ve bize de öyle bildirmiş. Yani biz matematiksel olarak incelediğimiz zaman da bu oranların en adaletli oranlar olduğunu göreceğiz.

evrensel-insan
01-08-2010, 04:12
Saygideger arkadaslar;

Sorun zaten ortada, inanclilar, bu oranlarin "dogrulugunu", sirf Tanrilari oyle istedi ve Kuran'da oyle yaziyor diye, ortaya koymaya ugrasiyorlar.

Bunun yaninda, insanoglu da, matematik diye bir bilimi ortaya atmis, onunla hesabini yapmaya calisiyor. Onlarda, matematik olarak, bu hesabin, matematige "uymadigini gostermeye calisiyorlar ve bu kisir dongu de, boyle surup gidiyor.

Ortadaki ortak nokta, eger matematik ise, bir hata var. Yok ortak nokta matematik degil de "o yapti oldu, bizim aklimiz ermez" ise, boyle bir ortak nokta yok.

Eger hepimiz, insanoglu turunun birleri isek, o zaman ortak noktamiz, ancak; matematik olabilir. Baska da ortak nokta yoktur.

Bu ortak nokta da bulusulamadigi icinde, boyle sayfalarca yazi yazilir. Gerci, yazilan yazilarin, ogreti ve tarihi bilgiler sunmasi acisindan da konuya bakarsak, birilerinin bilgi ve ogreti elde ettigini de soylemeden gecemeyiz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

emperrordiablo
01-08-2010, 04:21
Bu sözü bana matematik söyletiyor. Çünkü işin matematiğine girdiğinde bu durum (oranların bir yerde önemsiz olduğu) çok açık bir şekilde görülüyor zaten.

Şimdi sen bunun üzerine diyeceksin ki, o zaman neden o oranlar verilmiş? Bu herşeyi bilen yaratıcının takdiri. Öyle uygun görmüş ve bize de öyle bildirmiş. Yani biz matematiksel olarak incelediğimiz zaman da bu oranların en adaletli oranlar olduğunu göreceğiz.

Hah işte o kadar matematiksel formülasyona hammurabiden diskriminanta gireceğinize bu basit gerçeği en başta söyleseniz de biz de sizle günlerce uğraşmasak bakın onlarca sayfa boyu insanlar size bunu söyletmek için uğraşmış,o oranların önemi yok çünkü sonucu yanlış...Biz matematik ilmini kullanarak eşit bir taksimat yapdığımızı insan olarak iddaa ediyoruz ama Hz.Ömerde aynı oranları bildiği halde başka bir sistem icad ediyor aynı kaynağı kullanarak,size insan olarak eşit olan bu gibi geliyor Ömere de kendi sistemi hangisi yanlış.Hatta kaynaklar değiştiğinde daha eşit sistemler de aranmış,örneğin ülkemiz miras ve borçlar kanunu olarak isviçre medeni kanunundan ilham almıştır.Oysa size göre bana göre değil tanrı sözünüz katii ve yadsınamaz olmalı haklı bile olsanız bu kadar sayfa tartışmaya mahal vermemeli idi.Bu durumda şu sorumu yineliyorum bu defa da tanrı sanırım bizi sayısaldan sınava tabii tuttu umarım siz sınavınızı geçmişsinizdir.İyi bir mümin olarak üzerinize düşeni yaptınız.Bana gelince bana ders verecek kişinin benden ehil olması gerekir,çoktan o kağıdı yırtıp tanrı olma iddasında ki öğretmene basit bir insan olduğunu hatırlattım gitti bile...

upuaut
01-08-2010, 04:37
Hah işte o kadar matematiksel formülasyona hammurabiden diskriminanta gireceğinize bu basit gerçeği en başta söyleseniz de biz de sizle günlerce uğraşmasak bakın onlarca sayfa boyu insanlar size bunu söyletmek için uğraşmış,o oranların önemi yok çünkü sonucu yanlış...Biz matematik ilmini kullanarak eşit bir taksimat yapdığımızı insan olarak iddaa ediyoruz ama Hz.Ömerde aynı oranları bildiği halde başka bir sistem icad ediyor aynı kaynağı kullanarak,size insan olarak eşit olan bu gibi geliyor Ömere de kendi sistemi hangisi yanlış.Hatta kaynaklar değiştiğinde daha eşit sistemler de aranmış,örneğin ülkemiz miras ve borçlar kanunu olarak isviçre medeni kanunundan ilham almıştır.Oysa size göre bana göre değil tanrı sözünüz katii ve yadsınamaz olmalı haklı bile olsanız bu kadar sayfa tartışmaya mahal vermemeli idi.Bu durumda şu sorumu yineliyorum bu defa da tanrı sanırım bizi sayısaldan sınava tabii tuttu umarım siz sınavınızı geçmişsinizdir.İyi bir mümin olarak üzerinize düşeni yaptınız.Bana gelince bana ders verecek kişinin benden ehil olması gerekir,çoktan o kağıdı yırtıp tanrı olma iddasında ki öğretmene basit bir insan olduğunu hatırlattım gitti bile...

REKOR!!!


Evet, arkadaşlar! Bu mesajımla burada ve tüm Türkiye'de, hatta tüm dünyada bir rekor kırdık! Çünkü bu mesajın 100. tabdaki ilk mesaj olduğunu ve böylece miras problemi üzerine 100x10=1000 sayfalık bir tartışma yaptığımızı göreceksiniz. Hem de 1.8.2010/Pazar tarihinde...

Bu foruma ilk kez 873 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=282970&postcount=873). (yani 88. tabdaki 3.) mesajımla katılmıştım ve o günden beri tartışmaya devam ediyorum. Tüm dünyada bu rekoru kırmama yardımcı olan arkadaşların hepsine teşekkürü bir borç bilir, bundan sonraki tartışmalarda başarılar dilerim.

Arkadaşlar, bu rekor kaydını Hürriyet gazetesindeki bir gazeteciye (muhtemelen Özdemir İnce'ye) göstereceğim ve diyeceğim ki; biz, çeşitli meslek gruplardan ve aramızda çok ileri seviyedeki kişilerden kurulu bir tartışma grubuyuz. Bu rekor kaydını gösterek, biz 1000 sayfadır İslam'daki miras problemini tartışıp tüm dünyada rekor kırdık ama bir sonuç alamadık. Sizin bu duruma kayıtsız kalmamanız gerekiyor, değil mi?...

Ne demiştin, emperrordiablo? Şu anda kendimde değilim!

emperrordiablo
01-08-2010, 04:40
Bencede kendinde olmamalısın ama bu durumu M.Kemal bak nasıl özetliyor...

Medeni Bilgiler sayfa: 364,365,366,367,368,369,370,402,403 - Kemal Atatürk
“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammedin kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.

Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler,(neden dinimizi dememiş acaba) kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar. Bununla beraber, Allaha kendi milli lisanlarında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar, ne yaptığını bilmeksizin, adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuranı ezberlemekten beyni sulanmış, hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müdhiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler.(Hala yapılan bu değilmi) Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupada Allah kelimesinin ilâhî parolası altında Hıristiyan milliyetleriylerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar ne de onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, cenuba, gâh garb veya her tarafa birden saldıra saldıra, Türk milletinin Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlarını, benliğini unutturacak Allahla mutevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet vermeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden dini hissi; dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal, Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra…“

Basitce söylediği beyni sulanmış hafızlardan biri sen olmayasın uyanışa geçmeyi dene muhtaç olduğun kudret damarlarında ki asil kanda mevcut...

upuaut
01-08-2010, 04:47
Bencede kendinde olmamalısın ama bu durumu M.Kemal bak nasıl özetliyor...

Medeni Bilgiler sayfa: 364,365,366,367,368,369,370,402,403 - Kemal Atatürk
“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammedin kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.

Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler,(neden dinimizi dememiş acaba) kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar. Bununla beraber, Allaha kendi milli lisanlarında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar, ne yaptığını bilmeksizin, adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuranı ezberlemekten beyni sulanmış, hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müdhiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler.(Hala yapılan bu değilmi) Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupada Allah kelimesinin ilâhî parolası altında Hıristiyan milliyetleriylerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar ne de onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, cenuba, gâh garb veya her tarafa birden saldıra saldıra, Türk milletinin Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlarını, benliğini unutturacak Allahla mutevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet vermeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden dini hissi; dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal, Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra…“

Basitce söylediği beyni sulanmış hafızlardan biri sen olmayasın uyanışa geçmeyi dene muhtaç olduğun kudret damarlarında ki asil kanda mevcut...

Atatürk'ün sözleri birer tespittir yani sonuçtur. Ve ne ilginçtir ki, kontrol edilemeyen nedenler ne olursa olsun ve kim ne derse desin, sözleri hep doğru çıkıyor. Fakat insan ama doğru ama yanlış bir inanç olmadan yaşayamıyor.

İşte bütün sorun bu ikilemdedir. Eski Mısır'da "Ka (beden)" ve "Ba (ruh)"nın birbirini dengelemesi için çalışmaların yapılması bu yüzden kaynaklanmıştır.

emperrordiablo
01-08-2010, 04:49
İnancı betimlerseniz bilinmeyeni açmış olursunuz ki bu matematik tartışmanın konusu olmasa gerekir.İnanc nedir?O olmadan neden yaşayamıyoruz ve kaç kişide ölçümlediniz ve bu denklemse eğer sınamak mümkün mü?

emperrordiablo
01-08-2010, 04:50
Tespit ve sonuç ayrıca aynı şey midir,M.Kemal'in sözleri birer tespit iken anında sonuç halini de alıversin ...

upuaut
01-08-2010, 04:55
Tespit ve sonuç ayrıca aynı şey midir,M.Kemal'in sözleri birer tespit iken anında sonuç halini de alıversin ...

Tabii ki farklı şeylerdir. Demek ki yazarken şaşırmışım.

Örneğin “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi." sözü bir tespittir ve hemen arkasından gelen "Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu." sözü ise bir sonuçtur.

Keep Away
01-08-2010, 09:23
Arkadaşın yazdıklarından anladıklarımı beyan edeyim;

*Allah alemleri yaratmış olmasına rağmen çoklu aile senaryolarının bazılarında 1 oranını yakalayamamıştır.

*Bazı ailelere Kuran oranlarıyla miras paylaştıramayız çünkü matematiksel olarak bu imkansız.

*Oranlar verildiğine ve Kuran oranlarıyla bölüştürülemeyen bazı durumlar olduğuna göre burada başka bir yöntem kullanmak Kuransal oranların ihmali olsa da Kuran dışı olmaz.

*Buna gerekçe olarak da oranların verilmiş olmasına rağmen nasıl bölüştürüleceğinin belirtilmemiş olmasını sunabiliriz. Yani bir bütünü ikiye böl lafı bizim onu ikiye bölmemiz gerektiği anlamına gelmez.

*Sahte hadisleri ayırt etmek için hadis ilminin ortaya çıkmış olmasına rağmen avliye yönteminden sonra kafaları iyice karışan Arapların, Muhammed'in ağzından Kuran dışı yöntemlerin kullanılması gerektiğine dair hadisleri kesin doğrudur.

Tek maddelik bir sonuç;

*Kuran'da miras bölüştürme amaçlı verilen oranların bazılarıyla miras bölüştürümü imkansızdır ve Kuran bir aileye miras bile bölüştüremeyen bir kitaptır.


İtirazın yok sanırım, değil mi upuaut?

TRIUMPH
01-08-2010, 14:19
Araştırma yaparken şöyle bir sayfaya ulaştım buna bir cevap verildi mi acaba?
http://www.istekuran.net/celiski.html

oldschool
01-08-2010, 23:00
Araştırma yaparken şöyle bir sayfaya ulaştım buna bir cevap verildi mi acaba?
http://www.istekuran.net/celiski.html

o iddiaya cevap verildi. forumda konu ile ilgili başka bir iddia var, araştırabilirsiniz.

bu da 1000. mesajmış :D