PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah'ın Matematik Hatası...


Sayfa : 1 2 3 4 [5] 6

upuaut
02-08-2010, 01:02
Arkadaşlar, dün 2 mesaj haricinde benimle emperrordiablo arasında geçen mesaj düellosunda 991. (100. tabdaki ilk) mesajı yazmak kime kısmet olacak diye özel bir gayret sarfetmedik. Zaten dünkü mesajlara bakarsanız böyle bir öngürüde bulunmak doğru değildi. Yalnızca sorulara karşılıklı yanıtlar veriyorduk.


İşte bu karşılıklı mesajlaşmalar 490. mesaja kadar devam etti. Ve ben bu son mesaj için emperrordiablo'nun yanıtını bekliyordum. Saat epey ilerlemiş, 4.5'a geliyordu. Beklediğim gibi Emperrordiablo'nun mesajını yayınlandı ve bu mesaj 99. tabdaki son mesaj yani 490. mesaj olarak görünüyordu. Hemen arkasından "REKOR!!!" başlığıyla yazdığım benim mesajım da 100. tabdaki ilk mesaj yani 491. mesaj olarak görünüyordu.


Fakat ne olduysa, artık orasını bilemiyorum, Evrensel-İnsan'ın (Kıdemli Üye) mesajı bizden önce yayınlandı. Eğer doğruysa o bu mesajı (Bulunduğu yer:) Londra'dan göndermişti.


Peki nasıl oluyor da, bir ara Emperrordiablo'nunki 490. ve benimki 491. mesaj olarak gözüktü?

emperrordiablo
02-08-2010, 01:06
Ben evrensel insandan önce yazmama rağmen onun mesajı üstte yayınlandı ben de anlamadım?

evrensel-insan
02-08-2010, 01:14
Saygideger emperrordiablo;

Asagidaki baslik, senin sorunun cevabidir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=17937

Saygilarimla;
evrensel-insan

aliyarasfal
02-08-2010, 01:19
Dostlar, o saatlerde siteye has mesajlarda zamanlama hatası isimli hastalık nüksediyor. yani mesajlar birbiriyle yer değiştirmiş oluyor.Oda sanırım sitenin bağlı olduğu ana sunucu ile bilgisayarlarımızın farklı ülkelerde olmasından dolayı saati otomatik ayarlamasından yaşanıyor. Bilmem anlatamadım mı ne?

Şimdilik saygımla gideyim...

evrensel-insan
02-08-2010, 01:32
Saygideger arkadaslar;

Bir mesaj once linkini verdigim "Zamanlama hatasi", "Allah'in matematik hatasi" ndan, daha "cetin ceviz", dir ona gore.:sad::loco:

Ama; okuyan yazar arkadaslar, gorecekler ki; ben, elimden geldigi sekilde mantiksal aciklamaya calistim.:peep:

Saygilarimla;
evrensel-insan

emperrordiablo
02-08-2010, 01:35
Dostlar, o saatlerde siteye has mesajlarda zamanlama hatası isimli hastalık nüksediyor. yani mesajlar birbiriyle yer değiştirmiş oluyor.Oda sanırım sitenin bağlı olduğu ana sunucu ile bilgisayarlarımızın farklı ülkelerde olmasından dolayı saati otomatik ayarlamasından yaşanıyor. Bilmem anlatamadım mı ne?

Şimdilik saygımla gideyim...
Hayır işin garibi tanrının matematiği ile bir gece boyu uğraştıktan sonra oldu bu :D tanrının gazabı olmasın sakın yanacaaaaz :target: :heh: :heh: :heh:

evrensel-insan
02-08-2010, 01:36
Saygideger emperrordiablo;

Mesaj 1003 teki linke tikla.

Saygilarimla;
evrensel-insan

aliyarasfal
02-08-2010, 01:37
Hayır işin garibi tanrının matematiği ile bir gece boyu uğraştıktan sonra oldu bu :D tanrının gazabı olmasın sakın yanacaaaaz :target: :heh: :heh: :heh:
tanrı dediğin ana sunucu ise olabilir:hippie:

sayın evrensel-insanın verdiği linke tıkla, bilgisayarın tanrısıyla tanış ...

emperrordiablo
02-08-2010, 01:40
tanrı dediğin ana sunucu ise olabilir:hippie:
What is the matrix :D I 'm the choosen one where is the mr.IHSAN :D zuhah

aliyarasfal
02-08-2010, 01:45
What is the matrix :D I 'm the choosen one where is the mr.IHSAN :D zuhah
Bu mesajlar okunduktan sonra silinecektir, ihsan eyle :wacko:

emperrordiablo
02-08-2010, 01:46
This is the deja vu agent is here go go go :D Morpheus :D

n4n0_s3c0nD
02-08-2010, 01:49
Arkadaslar Bir Keygen Yazalim nedersiniz :D

Burdaki Matematige kafa yormakdan iyidir !

Hem RSA daha zor daha iyi :P

evrensel-insan
02-08-2010, 01:55
Saygideger emperordiablo;

Benim mesajim, zaten sana yukaridan (asagidan, sagdan, soldan, ortadan, ordan, burdan,...dan!? :yawn:), bir uyari idi. Bir daha boyle uyarilari, bilhassa "malum" basliklarda, dikkate almani, saglik veririm. Yoksa....:horn::amen::hat:

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
02-08-2010, 02:47
Neyse arkadaşlar, bana göre sorun saat ayarından kaynaklanıyor. Eğer bu, sorunu çözümlemezse o zaman sitede Truva atı (Trojan) var demektir ki, bu da "site saldırı altındadır" anlamına gelir.

Fakat bu rahatsızlıkları bir kenara bırakırsak; bu tartışmanın 1000 sayfayı geçmesi ve hala bir sonuç alınamamış olması (ki Forum'daki tüm tartışmalar içinde en fazla görüntüleme sayısına sahiptir) oldukça düşündürücüdür. Ben bu durumu dünkü "REKOR!!!" mesajımda, şaka yoluyla, bir gazeteciyle ilişkilendirdim. Ama yaptığımız iş, onun da başını yakmaktan başka bir şey olmazdı. Çünkü şu anda onların üzerindeki baskı Nazi dönemindekinden farksız.

Bildiğiniz gibi, Nazi döneminde Fritz Gerlich adında bir gazeteci vardı. Onun temel ilkesi,



“Her gazetenin işi zamanı yansıtmaktır”, Fritz Gerlich (http://en.wikipedia.org/wiki/Fritz_Gerlich), 5 Nisan 1932.

idi. O bu sözü, Hitler: The Rise of Evil (http://en.wikipedia.org/wiki/Hitler:_The_Rise_of_Evil) filmine göre, gazetesine gaz bombası atıldıktan sonra gazete yayıncısıyla tartışırken söyledi. Fakat Fritz Michael Gerlich (1883-1934) (http://www.eo-bamberg.de/eob/dcms/sites/gerlich/index.html) sitesindeki Der Gerade Weg gazetesine ait 1932 Nisanı (http://www.eo-bamberg.de/eob/dcms/sites/gerlich/forschung/gerader_weg/1932/1932_04.html)’ndaki yayınlara bakılırsa, gazetenin künyesinde “HERAUSGEBER: DR. FRITZ GERLICH” olarak hala onun ismi geçiyor. Örneğin bu olaydan 5 gün sonra Der Gerade Weg 10.04.1932 (pdf, 6.787 KB) (http://downloads.eo-bamberg.de/5/467/1/43637769369279522538.pdf) baskısı yapılmış ve gazete künyesinde yine onun adı geçiyor.

Oysa filmdeki yayıncısı (tıpkı AKP ile Ankara’da yapılan pazarlıktan sonra radikal bir karar alan Aydın Doğan (http://www.habertaraf.com/haber/65570.html)’ın Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü kovduğu gibi) onu kovmuştu. Ama gerçek hayatta, Der Gerade Weg gazetesinde aynı konumda bulunan Fritz Gerlich’in adı gazete künyesinde hep geçiyor.

İşte bu küçük detay bize filmdeki hatayı gösterir. Bilirsiniz; Holocaust filmleri bunun gibi pek çok hatalarla doludur. Neden?

Neyse, şimdi size bundan tam 78 yıl önce yaşanan ve günümüzde de aynen tekrarlanan bir hikayeyi anlatayım da ağzınız ayran budalası gibi açık kalsın. Bu, tabii ki “Besleme Basın”daki gazetecilere de iyi bir ders olur, umarım. Yani bu olay onların başına eninde sonunda ama mutlaka gelecek. Ben, yalnızca “Tarihten Bir Uyarı” yaparak onlara yardımcı olmaya çalışıyorum.


Tarihten Bir Uyarı



Bu filmde



“Stock Market Crash! (Borsanın Çöküşü)”, October 1929.


yazısı geçtikten sonra bir kadın pazardan yiyecek satın almaya çalışırken (ki bu yiyeceğin fiyatı tabelada 4 milyar Mark olarak geçiyor), “Bunları al. Şimdi hiçbir şeyim kalmadı” diyerek paralarını satıcının yüzüne fırlatıyor. O sırada bir SA subayı da, “Devam edin. Dışarı! Yahudilere acımayın” diyerek elindeki copu kapıya vurup dışarı çıkmakta olan Yahudileri korkutuyor.


Tüm bu olanlara eşiyle birlikte tanık olan bir gazeteci (Fritz Gerlich) ile eşi (Sophie Gerlich) arasında günümüzü aratmayan şu ilginç diyalog geçiyor:


Gazeteci: “Bu çok saçma. SA parasız ve aç. Diğerleri de onlar gibi”

-“Bu konuda yazabilir miyim? Hayır. Çünkü Hitler gazete sattırmıyor”

-“(Karısına dönerek) Ne yazdıklarını biliyor musun? Dedikodu. Ön sayfaya bak”

-“Çiftçi kızların dini çok zayıf. Son 4 gündür bunu yayınlıyoruz.” (Not: Bunun doğru olduğunu Der Gerade Weg 10.04.1932 (pdf, 6.787 KB) (http://downloads.eo-bamberg.de/5/467/1/43637769369279522538.pdf) baskısına bakarak bizzat görebilirsiniz)


Karısı: “Bu onların umudu. Hitler’in de. İnsanlar gerçekleri duymak istemiyor.”


Gazeteci: “Bu konuda bir şey yapmalarını gerektirecek hiçbir şeyi duymak istemiyorlar.”

-“Aptal ve kör olmak hoşlarına gidiyormuş gibi.”


Karısı: “Sana ne oluyor? Ne zamandır insanların düşünceleriyle ilgileniyorsun?”


Gazeteci: “Sesini yükseltme”


Karısı: “Biri yükseltmeli!”

-“Her zaman o kadar yükselerde ki nasıl biri olduğunu bile unuttuk”

-“Onun en iyi yanını kullan. Hadi devam edin”

-“Ya bir adım öne çıkacaksın ya da geri çekileceksin.”


Gazeteci: “Ama şu anda durduğun yer yanlış. Bir adım öne çıkamam. İşimi kaybederim.”

-“İşimi kaybedemem”


Karısı: “Geriye tek seçeneğin kalıyor: Sessiz olmak.”

-“Ama bundan daha iyi olduğunu biliyorum.”


Not: Sophie Gerlich’e kocasının (ki kendisi Dachau kampının ilk üyelerindendir) ölümüyle ilgili resmi bir açıklama yapılmadı.

upuaut
02-08-2010, 03:16
Arkadaslar Bir Keygen Yazalim nedersiniz :D

Burdaki Matematige kafa yormakdan iyidir !

Hem RSA daha zor daha iyi :P

Keygen yazacaksın da, bunu yazabilmek için elinde bir yöntem var mı? YOK!

upuaut
02-08-2010, 04:10
Arkadaşın yazdıklarından anladıklarımı beyan edeyim;

*Allah alemleri yaratmış olmasına rağmen çoklu aile senaryolarının bazılarında 1 oranını yakalayamamıştır.

*Bazı ailelere Kuran oranlarıyla miras paylaştıramayız çünkü matematiksel olarak bu imkansız.

*Oranlar verildiğine ve Kuran oranlarıyla bölüştürülemeyen bazı durumlar olduğuna göre burada başka bir yöntem kullanmak Kuransal oranların ihmali olsa da Kuran dışı olmaz.

*Buna gerekçe olarak da oranların verilmiş olmasına rağmen nasıl bölüştürüleceğinin belirtilmemiş olmasını sunabiliriz. Yani bir bütünü ikiye böl lafı bizim onu ikiye bölmemiz gerektiği anlamına gelmez.

*Sahte hadisleri ayırt etmek için hadis ilminin ortaya çıkmış olmasına rağmen avliye yönteminden sonra kafaları iyice karışan Arapların, Muhammed'in ağzından Kuran dışı yöntemlerin kullanılması gerektiğine dair hadisleri kesin doğrudur.

Tek maddelik bir sonuç;

*Kuran'da miras bölüştürme amaçlı verilen oranların bazılarıyla miras bölüştürümü imkansızdır ve Kuran bir aileye miras bile bölüştüremeyen bir kitaptır.

İtirazın yok sanırım, değil mi upuaut?


Söylediklerinde tamamen haklısın, Keep Away. Çünkü bu ayetlere ait metinler düz bir şekilde okunduğunda, ne yazık ki böyle garip sonuçlar çıkıyor.

Peki biz bu metinleri verildiği şekilde değil de nasıl okuyacağız?

Bu metinlerin sorunlu olduğu açık, yani bu metinler verilirken, metnin bir yerinde "Bu oranlar maksimum değerlerdir" şeklinde bir uyarı yapılması gerekiyordu. Fakat bırak bu uyarıyı, yöntemin bile verilmediği bu metinleri anlayabilmek için elimizde tek bir seçenek var: Bu metinlerin matematiksel bir gözle yani "Matematikçe" ile okunması.

Bildiğiniz gibi, Christoph Luxenberg takma isimli bir araştırmacı Kur'an-ı şimdiki Arapça diliyle değil, kökenindeki Eski Suriyece ve Aramca ile okuduğunda farklı sonuçlarla karşılaşmıştı.

Aşağıdaki konuşmalar "Inside the Koran" belgeselinden...

Luxenberg: Arapça Kur’an’da Meryem İsa’yı doğurduktan sonra Cebrail’in ona, “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı” dediği buyurulur. Fakat Luxemburg’un yorumunda (noktalama işaretleri farklı yerleştirilirse yani) “Üzülme, Rabbin doğumunu meşru kılmıştır” deniyor.

Bakara suresi 259’da “Yiyeceğine ve içeceğine bak, bir de eşeğine bak” yerine “Şartlarına bak, içinde bulunduğun vaziyete bak” gelmiştir.

Luxenberg: Arapça Kur’an’da örtünme “Yakalarının üstüne salsınlar” ifadesiyle belirtilir. Aynı ayetin Süryani yorumunda “Kemerinizi kalçalarınızın etrafına koyun” gibi bir anlam ortaya çıkıyor. Bu kemer de özellikle keşişler tarafından kullanılan bir iffet, bekaret sembolü. Buradan bekaretin korunması gibi bir mana çıkabilir ki bu daha anlamlı.

Arapça'da, Dünya'nın sonu geldiğinde dünya bir adım öne çıkarken Süryani versiyonda Dünya ortadan ayrılıyor.

Luxenberg’in yorumlarında en büyük tepkiyi cennet yorumları çekiyor.

Her dürüst erkeğin yetmiş ikişer huriyle ödüllendirileceği belirtiliyor ancak bu durum Kur’an’daki yedi farklı ayette belirtilen “Her dürüst erkeğin karısıyla beraber sonsuz bir huzur bulacağı” yönündeki vaadle ters düşüyor. Luxenberg bu çelişkiyi çözdüğünü iddia ediyor.

Luxenberg: “Kur’an’da biz onlara iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir" deniyor. Ancak işaretlenmemiş metinde noktalamaları farklı koyarsanız ortaya çıkan mesaj şu oluyor: "Size kristal kadar berrak üzüm salkımları altında huzur bahşedeceğiz.” (Not: Belki bana inanmayacaksınız arkadaşlar, ama bu mesajı yazarken İzmir üzümü yiyordum. Yani çekirdeksiz ve beyaz üzüm.)

Kaynak: Ynt: barnabas incili bulunmuş, hıristiyanlık biticekmi ? (http://forum.darkhardware.com/viewtopic.php?f=11&p=1634092#p1634066)

Demek ki bizim de bu ayetleri matematik diliyle okumamız gerekiyormuş!

emperrordiablo
02-08-2010, 04:54
Söylediklerinde tamamen haklısın, Keep Away. Çünkü bu ayetlere ait metinler düz bir şekilde okunduğunda, ne yazık ki böyle garip sonuçlar çıkıyor.

Peki biz bu metinleri verildiği şekilde değil de nasıl okuyacağız?

Bu metinlerin sorunlu olduğu açık, yani bu metinler verilirken, metnin bir yerinde "Bu oranlar maksimum değerlerdir" şeklinde bir uyarı yapılması gerekiyordu. Fakat bırak bu uyarıyı, yöntemin bile verilmediği bu metinleri anlayabilmek için elimizde tek bir seçenek var: Bu metinlerin matematiksel bir gözle yani "Matematikçe" ile okunması.

Bildiğiniz gibi, Christoph Luxenberg takma isimli bir araştırmacı Kur'an-ı şimdiki Arapça diliyle değil, kökenindeki Eski Suriyece ve Aramca ile okuduğunda farklı sonuçlarla karşılaşmıştı.

Aşağıdaki konuşmalar "Inside the Koran" belgeselinden...

Luxenberg: Arapça Kur’an’da Meryem İsa’yı doğurduktan sonra Cebrail’in ona, “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı” dediği buyurulur. Fakat Luxemburg’un yorumunda (noktalama işaretleri farklı yerleştirilirse yani) “Üzülme, Rabbin doğumunu meşru kılmıştır” deniyor.

Bakara suresi 259’da “Yiyeceğine ve içeceğine bak, bir de eşeğine bak” yerine “Şartlarına bak, içinde bulunduğun vaziyete bak” gelmiştir.

Luxenberg: Arapça Kur’an’da örtünme “Yakalarının üstüne salsınlar” ifadesiyle belirtilir. Aynı ayetin Süryani yorumunda “Kemerinizi kalçalarınızın etrafına koyun” gibi bir anlam ortaya çıkıyor. Bu kemer de özellikle keşişler tarafından kullanılan bir iffet, bekaret sembolü. Buradan bekaretin korunması gibi bir mana çıkabilir ki bu daha anlamlı.

Arapça'da, Dünya'nın sonu geldiğinde dünya bir adım öne çıkarken Süryani versiyonda Dünya ortadan ayrılıyor.

Luxenberg’in yorumlarında en büyük tepkiyi cennet yorumları çekiyor.

Her dürüst erkeğin yetmiş ikişer huriyle ödüllendirileceği belirtiliyor ancak bu durum Kur’an’daki yedi farklı ayette belirtilen “Her dürüst erkeğin karısıyla beraber sonsuz bir huzur bulacağı” yönündeki vaadle ters düşüyor. Luxenberg bu çelişkiyi çözdüğünü iddia ediyor.

Luxenberg: “Kur’an’da biz onlara iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir" deniyor. Ancak işaretlenmemiş metinde noktalamaları farklı koyarsanız ortaya çıkan mesaj şu oluyor: "Size kristal kadar berrak üzüm salkımları altında huzur bahşedeceğiz.” (Not: Belki bana inanmayacaksınız arkadaşlar, ama bu mesajı yazarken İzmir üzümü yiyordum. Yani çekirdeksiz ve beyaz üzüm.)

Kaynak: Ynt: barnabas incili bulunmuş, hıristiyanlık biticekmi ? (http://forum.darkhardware.com/viewtopic.php?f=11&p=1634092#p1634066)

Demek ki bizim de bu ayetleri matematik diliyle okumamız gerekiyormuş!
Çok merak ettim bu metinleri nasıl bir matematikle okuyacaksınız_?Bir bütün dağıtıldıktan sonra payları geri toplayınca bir tama eşitlemek zorundasın bu basit matematiği bile beceremeyen önermeleri matematiği zorlayıp denkleme kafanıza göre (Diskriminant,olasılık eşitleme,permutasyon da olabilir,sonuç aralığı çıkaracak limit ya da binnary matematiği ekleyerek de baksanız :) sonuç ortada kafamıza göre noktalama koyup hatta Jim Carry'nin 23 filminde olduğu gibi kitaptan ayrıntılı kelime sayıları ve olabilecek binlerce farklı olasılık ile değişik oranlar da çıkarsanız :) Bana allahın hata yaptığını gösteren şeyler bunlar ve bu tür şifreleri bulup kafanıza göre en adaletli dağıtımı da yapıyor olsanız allahın kitabında basit bir hatayı neden yaptığını bana izah edemezsiniz.Hatta bu hatanın içinde çıkabilmek için uğraştığınızı gördükce o allahın değil muhammedin yazdığı bir kitaptıra inancım daha çok artıyor ...İnsan tanrıyı değil tanrı insanı koruyup haklı çıkarmalı benim mantığıma göre...

Not:İnanmayacaksınız ama bir arkadaşım ben bu metni yazarken msnden bana dua ettiğini söyledi bende ona dua bana ters teper dedim :)

upuaut
02-08-2010, 05:05
Çok merak ettim bu metinleri nasıl bir matematikle okuyacaksınız_?Bir bütün dağıtıldıktan sonra payları geri toplayınca bir tama eşitlemek zorundasın bu basit matematiği bile beceremeyen önermeleri matematiği zorlayıp denkleme kafanıza göre (Diskriminant,olasılık eşitleme,permutasyon da olabilir,sonuç aralığı çıkaracak limit ya da binnary matematiği ekleyerek de baksanız :) sonuç ortada kafamıza göre noktalama koyup hatta Jim Carry'nin 23 filminde olduğu gibi kitaptan ayrıntılı kelime sayıları ve olabilecek binlerce farklı olasılık ile değişik oranlar da çıkarsanız :) Bana allahın hata yaptığını gösteren şeyler bunlar ve bu tür şifreleri bulup kafanıza göre en adaletli dağıtımı da yapıyor olsanız allahın kitabında basit bir hatayı neden yaptığını bana izah edemezsiniz.Hatta bu hatanın içinde çıkabilmek için uğraştığınızı gördükce o allahın değil muhammedin yazdığı bir kitaptıra inancım daha çok artıyor ...İnsan tanrıyı değil tanrı insanı koruyup haklı çıkarmalı benim mantığıma göre...

Not:İnanmayacaksınız ama bir arkadaşım ben bu metni yazarken msnden bana dua ettiğini söyledi bende ona dua bana ters teper dedim :)

Biraz bekle. Şimdi onun üzerinde çalışıyorum.

upuaut
02-08-2010, 05:07
Bana allahın hata yaptığını gösteren şeyler bunlar ve bu tür şifreleri bulup kafanıza göre en adaletli dağıtımı da yapıyor olsanız allahın kitabında basit bir hatayı neden yaptığını bana izah edemezsiniz.Hatta bu hatanın içinde çıkabilmek için uğraştığınızı gördükce o allahın değil muhammedin yazdığı bir kitaptıra inancım daha çok artıyor ...İnsan tanrıyı değil tanrı insanı koruyup haklı çıkarmalı benim mantığıma göre.

Bu sözlerinden senin hiç eski bir metni okumadığın anlaşılıyor. Lütfen bu işi uzmanlara bırakınız!

emperrordiablo
02-08-2010, 05:10
Uzmanlar derken?Hani şu sakallı alim ulema dediğin kesime mi uzman diyorsun :) İşte halep işte arşın o uzmanların ayrıştığını kuran da ki oranların yanlış olduğunu o oranlar kullanılarak bir tam sayıya erişilemeyeceğini sen söyledin_?Eski metine gelince cık cık cık evrensel bir tanrının evrensel doğrularını yazdığı değiştirilemez ve yenisi yazılamaz kitap şimdi eskiyiverdi ve bize birinin tercüme etme gereği mi doğdu yani?Bir arada kafayı yemiş kendini matematik profesörü sanan bonus kafa bir arkadaş çıktı kuran şifresi diye diye yoksa o mu uzman neydi adı :D çelakıl çelakıl :D harbiden de çelakıl...

upuaut
02-08-2010, 06:35
Uzmanlar derken?Hani şu sakallı alim ulema dediğin kesime mi uzman diyorsun :) İşte halep işte arşın o uzmanların ayrıştığını kuran da ki oranların yanlış olduğunu o oranlar kullanılarak bir tam sayıya erişilemeyeceğini sen söyledin_?Eski metine gelince cık cık cık evrensel bir tanrının evrensel doğrularını yazdığı değiştirilemez ve yenisi yazılamaz kitap şimdi eskiyiverdi ve bize birinin tercüme etme gereği mi doğdu yani?Bir arada kafayı yemiş kendini matematik profesörü sanan bonus kafa bir arkadaş çıktı kuran şifresi diye diye yoksa o mu uzman neydi adı :D çelakıl çelakıl :D harbiden de çelakıl...

Hayır, emperrordiablo. Ben işin uzmanlarını kastettim orada. Örneğin Luxemberg gibi.

Şimdi sen onu bırak da bir sonraki mesaja bak. Şok geçireceksin!

upuaut
02-08-2010, 06:45
Arkadaşlar, hani size 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajımda oranlarla ilgili ayetleri bölümleyerek vermiştim ya, işte bu ayetlere göre kaç tane kombinasyon var biliyor musunuz?

Sözkonusu bu ayetlerdeki kişileri

(Karı, Kız Çocuk, Erkek Çocuk, Anne, Baba, Kız Kardeş, Erkek Kardeş)


sıralamasına göre gözönüne alırsak, toplam 14 tane kombinasyon ortaya çıkıyor.

Şimdi bu sıralamadaki Karı'nın yerine Koca'yı koyarsak, yani

(Koca, Kız Çocuk, Erkek Çocuk, Anne, Baba, Kız Kardeş, Erkek Kardeş)


sıralamasından da toplam 14 tane kombinasyon çıkar.

Şu halde Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlere göre toplam 14+14=28 tane kombinasyon var demektir. Bu sayı bana Eski Mısırlılar'ın kübitini, dolayısıyla Büyük Piramiti hatırlattı. Çünkü 1 kübit, 28 Parmak'a eşit bir şekilde bölünmüştür.

upuaut
02-08-2010, 07:10
Arkadaşlar, "kelâle" terimi nedeniyle hesaplamalarda bir sorun çıktı. Şimdi kombinasyonları tek tek kontrol ediyorum. Kesin sayıyı daha sonra bildireceğim.

upuaut
02-08-2010, 08:58
Bu mesajımda size aranan toplam kombinasyon sayısı vereceğim, arkadaşlar.

Önce bu kombanisayonların nasıl oluştuklarına bir bakalım.

A. İlkin Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlere

(Karı, Kız Çocuk, Erkek Çocuk, Anne, Baba, Kız Kardeş, Erkek Kardeş)


sıralamasını gözönüne alırsak, ki siz bunu (x1,x2,x3,x4,x5,x6,x7) şeklinde sıralı 7'li olarak da düşünebilirsiniz, aşağıdaki sıralamalarda "0" rakamları miras paylaşımına katılmayan ve "1" rakamları ise miras paylaşımına katılanları göstermek üzere tüm kombinasyonlar şu şekilde gerçekleşir:

1. Eğer miras paylaşımına katılanların sayısı 1 kişi ise: Bu durumda sıralı 7'deki herkes teker teker miras paylaşımlarına

(0, 0, 0, 0, 0, 0, 1), (0, 0, 0, 0, 0, 1, 0), (0, 0, 0, 0, 1, 0, 0), (0, 0, 0, 1, 0, 0, 0), (0, 0, 1, 0, 0, 0, 0), (0, 1, 0, 0, 0, 0, 0), (1, 0, 0, 0, 0, 0, 0)

şeklinde katılırlar. O halde buradaki toplam kombinayon sayısı 7 dir.

2. Eğer miras paylaşımına katılanların sayısı 2 kişi ise: Bu durumdaki tüm kombinasyonlar

(0, 0, 0, 0, 0, 1, 1), (0, 0, 0, 1, 0, 0, 1), (0, 0, 0, 1, 0, 1, 0), (0, 0, 0, 1, 1, 0, 0), (0, 0, 1, 0, 1, 0, 0), (0, 0, 1, 1, 0, 0, 0), (0, 1, 0, 0, 1, 0, 0), (0, 1, 0, 1, 0, 0, 0), (0, 1, 1, 0, 0, 0, 0), (1, 0, 0, 0, 0, 0, 1), (1, 0, 0, 0, 0, 1, 0), (1, 0, 0, 0, 1, 0, 0), (1, 0, 0, 1, 0, 0, 0), (1, 0, 1, 0, 0, 0, 0), (1, 1, 0, 0, 0, 0, 0)

olarak 15 farklı şekilde gerçekleşir. Burada örneğin (0, 0, 0, 0, 0, 1, 1) sıralı 7'lisi mirasa yalnızca kız ve erkek kardeşlerin katıldığını gösterir ki "Kelale (babasız ve çocuksuz)" terimi nedeniyle 2., 3. ve 5. bileşenleri sıfırdır.

Bu kelale konumundaki kız ve/veya erkek kardeşlerinin durumunu Atatürk tarafından seçilmiş meşhur alim Elmalılı Hamdi Yazır'ın NİSA Suresi (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm)'nin son ayetinde vermiş olduğu

Bu mesele Feraiz ilminde şöyle ifade olunmuştur: "Ana-baba bir kız ve erkek kardeşler ile baba bir erkek ve kız kardeşlerin hepsi, oğul ve aşağıya doğru ne kadar inerse insin oğulun oğlu ile, ittifakla baba ile, sadece Ebu Hanife'ye göre dede ile düşer".

açıklamasındaki gibi düşünüyoruz. Yani bu ve diğer sıralı 7'lilerdeki kardeşlerin ana-babası birdir veya babası birdir.

3. Eğer miras paylaşımına katılanların sayısı 3 kişi ise: Bu durumdaki tüm kombinasyonlar da

(0, 0, 0, 1, 0, 1, 1), (0, 0, 1, 1, 1, 0, 0), (0, 1, 0, 1, 1, 0, 0), (0, 1, 1, 0, 1, 0, 0), (0, 1, 1, 1, 0, 0, 0), (1, 0, 0, 0, 0, 1, 1), (1, 0, 0, 1, 0, 0, 1), (1, 0, 0, 1, 0, 1, 0), (1, 0, 0, 1, 1, 0, 0), (1, 0, 1, 0, 1, 0, 0), (1, 0, 1, 1, 0, 0, 0), (1, 1, 0, 0, 1, 0, 0), (1, 1, 0, 1, 0, 0, 0), (1, 1, 1, 0, 0, 0, 0)

şeklinde 14 farklı şekilde oluşur. Bu sıralı 7'lilerin anlamları çok açık olduğundan burada fazla bir şey söylememe gerek yok, sanırım.

4. Eğer miras paylaşımına katılanların sayısı 4 kişi ise: Buradaki tüm kombinasyonların sayısı öncekilere göre daha azdır ve

(0, 1, 1, 1, 1, 0, 0), (1, 0, 0, 1, 0, 1, 1), (1, 0, 1, 1, 1, 0, 0), (1, 1, 0, 1, 1, 0, 0), (1, 1, 1, 0, 1, 0, 0), (1, 1, 1, 1, 0, 0, 0)

şeklinde 6 farklı şekilde gerçekleşir.

5. Eğer miras paylaşımına katılanların sayısı 5 kişi ise: Bu durum yalnızca

(1, 1, 1, 1, 1, 0, 0)

sıralı 7'lisi mevcut olur. Yani burada kelale konumundaki kardeşler yok!

Şu halde tüm durumlardaki kombinasyonların sayısı

7+15+14+6+1=43

olur.

İkinci olarak, A'daki sıralamadaki Karı'nın yerine Koca'yı koyarsak, yani

(Koca, Kız Çocuk, Erkek Çocuk, Anne, Baba, Kız Kardeş, Erkek Kardeş)


sıralamasını gözönüne alırsak, bu sıralamadan da toplam 43 tane kombinasyon çıkacaktır.

Demek ki Nisa suresindeki 11., 12. ve 176. ayetlere göre toplam 43+43=86 tane kombinasyon var demektir.

axial
02-08-2010, 08:58
En sonunda kafayıı yedin galiba. Ben sana dedim bu kadar çok kafa yorma diye. Muhammed bu kadar kafa yormamış çünkü. Basit bir hata yapmış. İnsani bir hata. Bunu kutsal görüp illa ki hata yokturu ispatlamaya çalışırsanız kayış kopar biryerde tabi.

upuaut
02-08-2010, 09:02
En sonunda kafayıı yedin galiba. Ben sana dedim bu kadar çok kafa yorma diye. Muhammed bu kadar kafa yormamış çünkü. Basit bir hata yapmış. İnsani bir hata. Bunu kutsal görüp illa ki hata yokturu ispatlamaya çalışırsanız kayış kopar biryerde tabi.

Sorun şu ki: Bu olay doğru mu yoksa yanlış mı? İşte matematikle bunu kontrol etmeye çalışıyorum. Yoksa hesaplar o kadar sıkıcı değil.

axial
02-08-2010, 09:19
Sorun şu ki: Bu olay doğru mu yoksa yanlış mı? İşte matematikle bunu kontrol etmeye çalışıyorum. Yoksa hesaplar o kadar sıkıcı değil.

Bu çabayı biyolojide kullansan dna şifresini çözebilirdin belki.

upuaut
02-08-2010, 09:28
Bu çabayı biyolojide kullansan dna şifresini çözebilirdin belki.

Fazla büyütmeyin. Ben yalnızca Christoph Luxenberg gibi (ki o Kur'anı Süyanice ve Aramca okumuştu) bu ayetleri matematikle okumaya çalışıyorum. Hepsi bu!

upuaut
02-08-2010, 11:00
Arkadaşlar, 1025 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=325253&postcount=1025). mesajımdaki kombinasyonlardaki hissedarların oranlarını Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimize göre vereceğim.

Bekleyin, şok geçireceksiniz!

emperrordiablo
02-08-2010, 16:17
Ben şok geçiriyorum ya sen beni bir şokla bakalım ardından ben kendi şokumun nedenini yazacağım zaten...

axial
02-08-2010, 16:45
Yaw upuaut sabahtan beri ambulans kapıda bekliyoruz. Şok geirip kalbimize birşey olmasın diye. Yazacaksan yaz ama...

TRIUMPH
02-08-2010, 16:47
Ben bu upuaut'tan tırstım ama.. Ömer Çelakıl gibin adam..

upuaut
02-08-2010, 17:38
Baylar biraz bekleyin. Çünkü bu çalışma salt matematik hesapların anlatıldığı bir yazı olmayacak. İşin tarihçesini de araştırıyorum.

Şimdi size bu araştırmadan ilginç bir not aktarıyorum: Bütün kombinasyonlardaki oranlar toplamı 1'den küçük çıkarken (1,1,1,1,1,0,0) son kombinasyonundaki oranlar toplamı 1'den büyük çıktı. Bir tek bunda oranlar değişiyor!

Acaba bu son kombinasyon bizi şaşırtmak için konulmuş bir sürpriz miydi? Siz ne dersiniz?

emperrordiablo
02-08-2010, 18:01
Bende bu kombinasyon ve olasılık hesabını anlamıyorum işte :) Nede şunu demedi ki ölenin annesi varsa yani ise = 1/3 pay yoksa eğer?bu pay atıyorum kızlara kalır :D Neden bu olasılıkları kendisi vermiyor kaynak kitapda da kulları yaratmak zorunda kalıyor?

emperrordiablo
02-08-2010, 18:11
Bende bu kombinasyon ve olasılık hesabını anlamıyorum işte :) Nede şunu demedi ki ölenin annesi varsa yani ise = 1/3 pay yoksa eğer?bu pay atıyorum kızlara kalır :D Neden bu olasılıkları kendisi vermiyor kaynak kitapda da kulları yaratmak zorunda kalıyor?

upuaut
02-08-2010, 18:21
Arkadaşlar, (1,1,1,1,1,0,0) son kombinasyonundaki oranlar toplamı ile Oryantalist Jochen Katz'ın örneğindeki (Örnek 1 (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/), Ulpian) oranlar toplamı aynıdır.

Peki neydi Jochen Katz'ın örneğindeki oranlar toplamı?

Örnek 1 (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/)'deki oranlar toplamı

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8)=1+(1/8)=1.125

dir. Bu sonuç hemen hemen aynı oranlarla son (1,1,1,1,1,0,0) kombinasyonunda da var!

İşte bu sonucu gören oryantalistler "İşte Kur'an'da hata bulduk!" diye sevinecekler!

emperrordiablo
02-08-2010, 18:23
Dediğim gibi matematik de ki önermeler üzerine eğer li ve ise li cümleler kurabilmek dahil mümkünken düz bir metinde bunları kurmayan ve sağlamayan allah mı suçlu şimdi yoksa hata bulduk diye sevinenler mi?

aliyarasfal
03-08-2010, 00:35
Sayın upuat;

Bir kombinazosyanda dahi tutmuyorsa o hesap, şaşıran yok demektir, yani kısacası her şartta ve olasılıkta geçerli olmayan bir hesap sunulmuş demetir ki buda mükemmel tanrı kavramının hatasıdır. Yada muhammedin hesap bilmemesinin mi demeliyiz.? Siz anladığım odurki burda mucize arıyorsunuz, bakın açıkça söylüyorum, tek bir tanesi bile o düzenlemeyi bozuyor ve hesap oranını tutturamıyorsa olasılık olarak hiç kimse gerisi ile ilgilenmeyecektir.

Ayete baktığınızda zaten az buçuk hesap kitap yapabilen kişi bir adet=1.25 veya 1 tamı tutturmayan sonucu buluyorsa geri kalan tüm olasılıkların tutması mucize değil, olsa olsa insan ürünü dinin ürettiği kitabın mükemmelliğide bu kadar olur sonucuna varır..Çünkü mükemmel bir hesap yok. Mükemmel olan buna kafa patlatarak doğrulamak uğruna zamanını harcayıp yinede bir kaç olasılığın tutmadığını farkeden matematikçi insanların taktire değer çabasıdır.
Oryantalist demeniz insanlara size dönebilecek tepki olarak algılamanızı beklenen sonuca ulaşamadığınız taktirde bekleyin derim ki ulaşsanızda bu hiç hoş olmamış ...

Herkes gibi bekliyorum, lütfen bu kadar çabanıza değmeyecek bu tür bir açıklama olmasın, gerçekten üzülürüm.Şimdilik saygımla gittim...

upuaut
03-08-2010, 02:06
Sayın upuat;

Bir kombinazosyanda dahi tutmuyorsa o hesap, şaşıran yok demektir, yani kısacası her şartta ve olasılıkta geçerli olmayan bir hesap sunulmuş demetir ki buda mükemmel tanrı kavramının hatasıdır. Yada muhammedin hesap bilmemesinin mi demeliyiz.? Siz anladığım odurki burda mucize arıyorsunuz, bakın açıkça söylüyorum, tek bir tanesi bile o düzenlemeyi bozuyor ve hesap oranını tutturamıyorsa olasılık olarak hiç kimse gerisi ile ilgilenmeyecektir.

Ayete baktığınızda zaten az buçuk hesap kitap yapabilen kişi bir adet=1.25 veya 1 tamı tutturmayan sonucu buluyorsa geri kalan tüm olasılıkların tutması mucize değil, olsa olsa insan ürünü dinin ürettiği kitabın mükemmelliğide bu kadar olur sonucuna varır..Çünkü mükemmel bir hesap yok. Mükemmel olan buna kafa patlatarak doğrulamak uğruna zamanını harcayıp yinede bir kaç olasılığın tutmadığını farkeden matematikçi insanların taktire değer çabasıdır.
Oryantalist demeniz insanlara size dönebilecek tepki olarak algılamanızı beklenen sonuca ulaşamadığınız taktirde bekleyin derim ki ulaşsanızda bu hiç hoş olmamış ...

Herkes gibi bekliyorum, lütfen bu kadar çabanıza değmeyecek bu tür bir açıklama olmasın, gerçekten üzülürüm.Şimdilik saygımla gittim...

O söz bana ait değil. Zaman gazetesinin Haman Olayı (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=595189)'ndaki söylediği bir sözdür. Kaldı ki Kur'an'da geçen Haman isminin bir zorlamayla arkeolojik bir bulguya dayandırılması fos çıktı!

Eğer Zaman gazetesinden aldığım bu söz birilerini incittiyse özür dilerim. Fakat ben bu sözü söylerken belki birileri Haman olayını hatırlar, bir şeyler düşünür diye düşündüm.

emperrordiablo
03-08-2010, 02:09
Ben amanı hamamı bilmem matematik dili ile bakacağım dedin orada da denklemi zorlayıcı olmayan ise ve eğerler katıp denkleme olasılıklar olşturdun bu olasılıklarda bile tek bir kombinasyonda dahil olsa bulman gereken bir aralık dışı sayı karşına çıktı sonuçta biri birden fazla olarak dağıtan az gelişmiş matematiği ile muhammet olduğu varsayımını yineleyerek.Tanrının hata yapma lüksü olmadığını hatırlatır,eğer yapıyorsa da o tanrıyı salla ben tüm insanlığa yeterim diyerek artık kendini yormasan diyorum...

Tanrı affeder esirgeyen ve bağışlayandır,ama matematik affetmez!Allahtan bizi yaratırken genom dizilişlerinde hata yapmamış ya yapsa burnu kıçında insanlar olacaktık belki offff hiç çekilmez bu sıcakta,biyolojisi iyimişte oradan yırttık...

emperrordiablo
03-08-2010, 04:03
Nereye vardık peki?Bu hata sonucunda _? ki onu bırakalım da dediğin kesim bence önemli...

emperrordiablo
03-08-2010, 04:29
Ben amanı hamamı bilmem matematik dili ile bakacağım dedin orada da denklemi zorlayıcı olmayan ise ve eğerler katıp denkleme olasılıklar olşturdun bu olasılıklarda bile tek bir kombinasyonda dahil olsa bulman gereken bir aralık dışı sayı karşına çıktı sonuçta biri birden fazla olarak dağıtan az gelişmiş matematiği ile muhammet olduğu varsayımını yineleyerek.Tanrının hata yapma lüksü olmadığını hatırlatır,eğer yapıyorsa da o tanrıyı salla ben tüm insanlığa yeterim diyerek artık kendini yormasan diyorum...

Tanrı affeder esirgeyen ve bağışlayandır,ama matematik affetmez!Allahtan bizi yaratırken genom dizilişlerinde hata yapmamış ya yapsa burnu kıçında insanlar olacaktık belki offff hiç çekilmez bu sıcakta,biyolojisi iyimişte oradan yırttık...
Bunu bırakmayalım :)
Kendi bir çok ifadende belirttiğin bu hatayı :) Bir mümin olarak kabullenmiş olman ilginç ve taktirle karşılanmaya şayan,lakin bu hatanın ötesinde ki felsefi çıkarımları o kadar matematik denklemi üreten senden bekliyorum.Bu geçiş süreci nasıl olur bilmem,ben Sanal dünyanızı hiç tanımadan Zion'un içinde biyolojik olarak doğdum yani safkan bir ateistim lakin senin için diyebileceğim tek şey yut artık şu kırmızı hapı da matrixin içinde zaman kaybedip usunu köreltmeyi bırak...

upuaut
03-08-2010, 16:30
Bunu bırakmayalım
Kendi bir çok ifadende belirttiğin bu hatayı Bir mümin olarak kabullenmiş olman ilginç ve taktirle karşılanmaya şayan,lakin bu hatanın ötesinde ki felsefi çıkarımları o kadar matematik denklemi üreten senden bekliyorum.Bu geçiş süreci nasıl olur bilmem,ben Sanal dünyanızı hiç tanımadan Zion'un içinde biyolojik olarak doğdum yani safkan bir ateistim lakin senin için diyebileceğim tek şey yut artık şu kırmızı hapı da matrixin içinde zaman kaybedip usunu köreltmeyi bırak...

emperrordiablo, kırmızı hapı ben niye yutuyorum; sen yutsana! Çünkü ben daha önceden bir hap yutmuştum: Mavi hap.

Şimdi bu hapı yutup gerçekler dünyasında yaşadığıma göre, bize yıllardır yalan yere öğretilmiş Coğrafi Keşişler, İcatlar, Rönesans, Aydınlanma, Bilimsel Devrim v.b., kısacası tarihin tüm yüzündeki GİZLENEN TARİHİMİZ: Avrupa tarihinin 10 büyük yalanı (http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&cd=10&ved=0CDwQFjAJ&url=http%3A%2F%2Fgizlenentarihimiz.blogspot.com%2F 2009%2F06%2Favrupa-tarihinin-10-buyuk-yalan-3-perde.html&rct=j&q=tarih%2C%20icatlar%2C%20yalan&ei=JgFYTN_YIsqosAakuImWCg&usg=AFQjCNFfRQ3mw75KrA0-UPr-_8ad4-4jZA) perspektifinden bakarsak; aynı durumun tüm dinler için de geçerli olduğu sonucuyla karşılaşırız. Çünkü 1016 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=325223&postcount=1016). mesajımdaki Christoph Luxenberg takma isimli araştırmacının ve diğerlerinin Kur'an hakkında yeni bir devrim başlatmış olduğunu görüyoruz. Bu araştırmacıların bulguları çok açık ve ne yazık ki Misyoner İslamcılar'ın yapabileceği fazla bir şey yok; Bu devrim ne Amerika'dan "İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak refarandumda EVET oyu kullandırmak lazım." diyen tarafından, ne de din adına üstü örtülü sıkıyönetim ilan edenler tarafından önlenebilir.

İşte bu araştırmacılar (ki bazıları Batı'da olmasına rağmen kimliklerini gizli tutuyorlar) şimdiki Kur'an'ın, tabiri caizse, arkeolojik bir eser olduğunu ve üzerinde ciddi bir bilimsel araştırmanın yapılmasının gerekli olduğunu görüyorlar.

Örneğin ne demek; Bakara-259’daki “Yiyeceğine ve içeceğine bak, bir de eşeğine bak”? Luxenberg bunun doğrusunu (noktalama işaretlerinin yerlerini değiştirerek) “Şartlarına bak, içinde bulunduğun vaziyete bak” olarak veriyor.

Yine Arapça Kur’an’da Meryem İsa’yı doğurduktan sonra Cebrail’in ona, “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı” dediği buyurulur. Fakat Luxemburg’un yorumunda (noktalama işaretleri farklı yerleştirilirse yani) “Üzülme, Rabbin doğumunu meşru kılmıştır” deniyor.

Bir diğer örnek şudur: “Kur’an’da biz onlara iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir" deniyor. Ancak işaretlenmemiş metinde noktalamaları farklı koyarsanız ortaya çıkan mesaj şu oluyor: "Size kristal kadar berrak üzüm salkımları altında huzur bahşedeceğiz.”

Hadi bunlara yorum hatası deyip geçelim. Yani Oryantalistler Kur'an üzerinde oynayarak bazı çarpıtmalar da bulunmuş olabilirler..





Peki Nebe suresindeki 31-34. ayetlerinin takva sahiplerine sexüel bir sunuş yapmasına ne demeli?




Bu ayetlerden yalnızca 33. ayet bile Kur'an'ın kutsallığına aykırıdır. Hala Bir çeviri hatası : nebe 33 (http://www.teblig.net/index.php?PHPSESSID=id123lj6m74sbnc1idnq99brm1&topic=1100.msg5807#msg5807) mesajında gördüğünüz gibi bu çarpılıklığı düzeltmeye çalışanlar var.




İyi de bu çarpılıklığın neresini düzelteceksin ki? Senin Arapça okumana göre bu sonuç çıkıyor.




Herhalde Atatürk bu çapıklılar yüzünden şu sözü söyledi:


"Evet Karabekir; Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…"




Bilirsiniz; Atatürk çocukken annesinin isteği üzerine Mahalle Mektebi'ne gitmiş ve mektepte arkadaşıyla (Salih Bozok) oynarken Hoca'nın rahlesine çarparak yere düşürür. Bunu gören Hoca da çocukları korkutmak suretiyle suçluyu yakalar. Sonuç; "VEDA" filminde geçen bu sahnede, Atatürk Hoca'dan bir güzel falaka yer.




"Mustafa" filminde ise Atatürk'ün sırf bu olay yüzden dinden soğuduğu ve dine karşı olduğu teması işlenmiştir.





Oysa hiçbir vicdan sahibi insan bu olayı düşmanlık nedeniyle böyle değerlendirmez; Çocuk Psikolojisi'ne göre bilimsel olarak değerlendirir.




Özetle, Kur'an'ın ciddi bir şekilde bilimsel olarak incelenmesi ve İncilleşmiş şeklinden (çarpıklıklarında) kurtarılması gerekiyor. Puin, "Kuran yazımı üzerine bilimsel bir araştırma yapılmamış. Yani Kuran bilimsel alana tasınmamış... (http://www.network54.com/Forum/70688/thread/983366742/last-996437302/Dr.+Puin%60nin+Yemen%60de+bulunan+Kur-an+hakkindaki+arastirmalari...)" derken özellikle bunu kastediyordu.

Burada ilginç olan durum şu ki: Her sabah televizyonlarda okunan Kur'anda bu çarpıklıkların olduğu sureler nedense bir türlü okunmuyor? Siz bir sabah Nebe suresinin okunduğunu duydunuz mu? Ya diğer sureleri...?

Bakalım, Ramazan'da Kur'an hatmedileceği için nasıl bir çeviri yapacaklar?

emperrordiablo
03-08-2010, 16:40
Senin arapça okuman iki noktanın kaydırılıp anlamın tamamı ile kayması gibi şeyleri bir nebze olsun kabul ettiğim nokta da o zaman islamcı kesimin bir diğer tezatı ile karşı karşıya kalırsınız ki bu da : Hristiyanlığa karşı yıllarca dinini savunmak için İncil bozulmuştur iddasına karşın Kuran allah tarafından korunur bozulamaz iddasıdır,ki en güzel örneğini eşşeğe bak yediğine bak çevirisinde ki hata ile siz dile getiriyorsunuz , o noktada oranların yanlış olması olasılığı kabul görebilir ne yazık ki arapça tektir noktalamayı yada okuma hatasını ben düzelteceksem eni konu bu kitapda illaki bir bozukluk vardır demektir.Tezat tezat içinde insan yazması bir kitabı ne kadar kurtarmaya çalışsanız bir yırtığı kaparken yamalanan öteki taraf hal bu ki patlak vermektedir.Tıpkı M.Kemal ve pedagoji örneğinde verdiğiniz gibi,hadi o yüzden dinden soğumuş olan Mustafanın artık savaş bitmişken , olgunluk döneminde kaleme aldığı ve daha önce yayınladığım liselerde okutulmasını salık verdiği medeni bilgiler kitabında yazdıkları için ne diyebileceksiniz?Onları da bir çocuğun psikolojisini inceleyerek mi irdelemek lazım yazdıkları yanlış mı idi?

Hatta bir çok inanana bana kalırsa beyni sulanmış hafız diyerek hakaret bile etmiştir ki haksız bulmuyor değilim...

upuaut
03-08-2010, 16:55
Senin arapça okuman iki noktanın kaydırılıp anlamın tamamı ile kayması gibi şeyleri bir nebze olsun kabul ettiğim nokta da o zaman islamcı kesimin bir diğer tezatı ile karşı karşıya kalırsınız ki bu da : Hristiyanlığa karşı yıllarca dinini savunmak için İncil bozulmuştur iddasına karşın Kuran allah tarafından korunur bozulamaz iddasıdır,ki en güzel örneğini eşşeğe bak yediğine bak çevirisinde ki hata ile siz dile getiriyorsunuz , o noktada oranların yanlış olması olasılığı kabul görebilir ne yazık ki arapça tektir noktalamayı yada okuma hatasını ben düzelteceksem eni konu bu kitapda illaki bir bozukluk vardır demektir.Tezat tezat içinde insan yazması bir kitabı ne kadar kurtarmaya çalışsanız bir yırtığı kaparken yamalanan öteki taraf hal bu ki patlak vermektedir.Tıpkı M.Kemal ve pedagoji örneğinde verdiğiniz gibi,hadi o yüzden dinden soğumuş olan Mustafanın artık savaş bitmişken , olgunluk döneminde kaleme aldığı ve daha önce yayınladığım liselerde okutulmasını salık verdiği medeni bilgiler kitabında yazdıkları için ne diyebileceksiniz?Onları da bir çocuğun psikolojisini inceleyerek mi irdelemek lazım yazdıkları yanlış mı idi?

Hatta bir çok inanana bana kalırsa beyni sulanmış hafız diyerek hakaret bile etmiştir ki haksız bulmuyor değilim...

Atatürk'ün de hataları var ama yaptıklarıyla kıyaslandığında hataları sıfırlanmaktadır. Örneğin Atatürk, Büyük Taarruz'da Tınaztepe'nin 45 dakika içinde alınmasını ister. Çünkü planı buna göredir.

Fakat oradaki komutan bu isteği zamanında yerine getiremez ve 15 dakika gecikmeyle tepeyi alır. Ancak yine de zamanında tepeyi ele geçiremediği için intihar eder.

Bu, Atatürk'ün şimdiye kadar askeri alanda gördüğüm tek hatasıdır. Bu sahneyi KURTULUŞ dizisinde seyrettiğim zaman ben de üzülmüştüm.

emperrordiablo
03-08-2010, 17:24
Atatürk'ün de hataları var ama yaptıklarıyla kıyaslandığında hataları sıfırlanmaktadır. Örneğin Atatürk, Büyük Taarruz'da Tınaztepe'nin 45 dakika içinde alınmasını ister. Çünkü planı buna göredir.

Fakat oradaki komutan bu isteği zamanında yerine getiremez ve 15 dakika gecikmeyle tepeyi alır. Ancak yine de zamanında tepeyi ele geçiremediği için intihar eder.

Bu, Atatürk'ün şimdiye kadar askeri alanda gördüğüm tek hatasıdır. Bu sahneyi KURTULUŞ dizisinde seyrettiğim zaman ben de üzülmüştüm.

Atatürk o an içinde savaşı yöneten bir komutan olarak emri vermiş 45dakika içinde tepenin alınmasını emretmiş fakat emrin devamında alamazsan gözüme görünme yada komutanı aşağılayıcı bir ifade kullanmamıştır,şimdi intihar eden komutanın aşırı duyarlılığını M.Kemal'in askeri hatası olarak görmek komik olsa gerek.Hatasız olduğunu iddaa etmiyorum ama M.Kemal'in hatalarını neden arama gereği duyuyoruz,sizin tanrı sözü dediğiniz kitap içinde onlarca hata ile dururken M.Kemal'in ülkesinden ziyade sadece kendine zarar veren hatalarından kime ne.Aynı şekilde yukarda ki komutan örneğini Atatürk'ün bir hatası olarak görmekte inat edecekseniz ölümünün ardına Salih Bozoklu'nun intiharını da pekala M.Kemal'in hatası olarak görebiliriz adam öldükten sonra bile hata yapmış diyebiliriz...

upuaut
04-08-2010, 08:10
Arkadaşlar, miras problemiyle ilgili 1024 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=325253&postcount=1024). mesajımdaki herbir kombinasyonda kimin hangi oranda pay aldıklarına ilişkin bir projeyi sizin araştırmalarınıza açacağım. Çünkü ben her ne kadar birçok kaynak tarayarak bu kombinasyonları size versem de hata olabilir.

Şimdi bunun için birkaç basit kombinasyon inceleyelim.

Örnek 1: (0, 0, 0, 0, 0, 1/2, 0) kombinasyonunu açıklayınız.

Çözüm: Bu çok açık bir örnektir. Çünkü 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajdaki Nisa 176-1'deki 1. oka göre kelale (babasız ve çocuksuz) olan kız kardeş mirasın yarısını (1/2) alır, yani 6. bileşen 1/2 olmaktadır.

Burada kız kardeşin kelale olması nedeniyle bu kombinasyonun 2., 3. ve 5. bileşeni sıfır olduğuna dikkat ediniz!

Örnek 2: (1/4, 0, 0, 1/3, 0, 0, 0) kombinasyonunu nasıl açıklarsınız?

Çözüm: Bu örnek de çok basittir. Yani 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajdaki Nisa 12-2'deki 1. oka göre karı 1/4 ve Nisa 11-2'deki 2. oka göre anne 1/3 oranlarında pay alırlar.

İşte bu şekilde basit olan kombinasyonları verdikten sonra, zor olan kombinasyonları tartışacağız ve doğrusunu bulmaya çalışacağız.

emperrordiablo
04-08-2010, 12:41
Arkadaşlar, miras problemiyle ilgili 1024 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=325253&postcount=1024). mesajımdaki herbir kombinasyonda kimin hangi oranda pay aldıklarına ilişkin bir projeyi sizin araştırmalarınıza açacağım. Çünkü ben her ne kadar birçok kaynak tarayarak bu kombinasyonları size versem de hata olabilir.

Şimdi bunun için birkaç basit kombinasyon inceleyelim.

Örnek 1: (0, 0, 0, 0, 0, 1/2, 0) kombinasyonunu açıklayınız.

Çözüm: Bu çok açık bir örnektir. Çünkü 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajdaki Nisa 176-1'deki 1. oka göre kelale (babasız ve çocuksuz) olan kız kardeş mirasın yarısını (1/2) alır, yani 6. bileşen 1/2 olmaktadır.

Burada kız kardeşin kelale olması nedeniyle bu kombinasyonun 2., 3. ve 5. bileşeni sıfır olduğuna dikkat ediniz!

Örnek 2: (1/4, 0, 0, 1/3, 0, 0, 0) kombinasyonunu nasıl açıklarsınız?

Çözüm: Bu örnek de çok basittir. Yani 958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajdaki Nisa 12-2'deki 1. oka göre karı 1/4 ve Nisa 11-2'deki 2. oka göre anne 1/3 oranlarında pay alırlar.

İşte bu şekilde basit olan kombinasyonları verdikten sonra, zor olan kombinasyonları tartışacağız ve doğrusunu bulmaya çalışacağız.
Hala ne diyorsun ya :) Ne yani matematikten sınav edip bizi iyi değilsek yeriz diye falan mı bir strateji bu şimdi :) Hayır ne düşündün bunları yazarken bilmiyorum ama gene kendi önermeni düşürdüğünü yazıkki görüyorum.Kombinasyonları olasılıkları tartışarak hatalı ise düzelterek doğruyu bulmaya çalışacağız öyle mi?Arkadaş sen şu gerçeği kabul etmek istemiyorsun aşikar ortada bile olsa ne yani allahın yapamadığı taksimatı biz mi düzelteceğiz sorun bu değil ki bunu zaten bizim yerimize medeni hukuk miras ve borçlar kanunu şeklinde düzenlemiş.Sorun bu taksimatın nasıl düzgün yapılacağı değil hangi kombinasyon ve olasılık üstüne oturacağı da değil net sorayım da anla o halde.

Şimdi arkadaşım sen bir kombinasyon yarattığın anda aslında farkında olmadan kurana da bir kelime eklemiş olacaksın nasıl mı bak şu şekilde,

Kuranda tek nine yani aile büyüğü var sayılmış ve ona 1/6 pay verilmiş olsun ama iki nine var şimdi nasıl pay edeceğiz diyor ve başlıyorsun kombine etmeye olasılık hesabına eğer şöyle ise bu böyle vb...Şeklinde Eğer ninelerden biri 70 yaşından büyük ise :) mesela dediğin anda bu denkleme bu eğer ve iseleri koyarken aynı anda kurana da koymuş oluyorsun peki soruyorum bu olasılıklar kuranda var mı?YOK!Peki soruyorum bu kombinasyonlar ve olasılıklar olmadan elimizde bulunan temel bayağı kesir denkleminde hata var mı yok mu?Yani kuran da ki oranlar hatalı değil mi?Denklem eşitliği hiç bir eğer ve ise eklemeden çıkıyor mu?Cevabını net ve bir kerede verip evet yada hayır demeni bekliyorum sonra açıklamasını amasını anlatırsın ama önce cevap önemli!

upuaut
04-08-2010, 18:03
Hala ne diyorsun ya :) Ne yani matematikten sınav edip bizi iyi değilsek yeriz diye falan mı bir strateji bu şimdi :) Hayır ne düşündün bunları yazarken bilmiyorum ama gene kendi önermeni düşürdüğünü yazıkki görüyorum.Kombinasyonları olasılıkları tartışarak hatalı ise düzelterek doğruyu bulmaya çalışacağız öyle mi?Arkadaş sen şu gerçeği kabul etmek istemiyorsun aşikar ortada bile olsa ne yani allahın yapamadığı taksimatı biz mi düzelteceğiz sorun bu değil ki bunu zaten bizim yerimize medeni hukuk miras ve borçlar kanunu şeklinde düzenlemiş.Sorun bu taksimatın nasıl düzgün yapılacağı değil hangi kombinasyon ve olasılık üstüne oturacağı da değil net sorayım da anla o halde.

Şimdi arkadaşım sen bir kombinasyon yarattığın anda aslında farkında olmadan kurana da bir kelime eklemiş olacaksın nasıl mı bak şu şekilde,

Kuranda tek nine yani aile büyüğü var sayılmış ve ona 1/6 pay verilmiş olsun ama iki nine var şimdi nasıl pay edeceğiz diyor ve başlıyorsun kombine etmeye olasılık hesabına eğer şöyle ise bu böyle vb...Şeklinde Eğer ninelerden biri 70 yaşından büyük ise :) mesela dediğin anda bu denkleme bu eğer ve iseleri koyarken aynı anda kurana da koymuş oluyorsun peki soruyorum bu olasılıklar kuranda var mı?YOK!Peki soruyorum bu kombinasyonlar ve olasılıklar olmadan elimizde bulunan temel bayağı kesir denkleminde hata var mı yok mu?Yani kuran da ki oranlar hatalı değil mi?Denklem eşitliği hiç bir eğer ve ise eklemeden çıkıyor mu?Cevabını net ve bir kerede verip evet yada hayır demeni bekliyorum sonra açıklamasını amasını anlatırsın ama önce cevap önemli!

Öncelikle soruna cevap verebilmek için metnin nasıl bir metin olduğu bilmek gerekiyor.

Ne yazık ki elimizdeki metin yani Nisa suresindeki, özellikle 11., 12. ve 176. ayetlerin olduğu metin, eski bir metin olduğundan son derece kötü bir metindir. Bu metin tıpkı Sana elyazmasındaki metne benziyor: Kişiye özel bir metin. Daha doğrusu okuyucuda böyle bir izlenim bırakıyor.

Buradan hareketle metnin vahiy yoluyla mı geldiği yoksa bir yerden taşınarak mı geldiği sorusu sorulabilir. Fakat bu soruya yanıt vermek kolay değildir. Bu nedenle bu metni Puin ve Luxemberg gibi uzman kişiler anlayabilir. Onlara göre bu metin Hz. Muhammed'in zamanından önce de mevcutmuş!

Şimdi sen diyeceksin ki, bu metin kişiye özel ise o zaman bizi neden ilgilendiriyor?

Sorun da bu zaten. Metin seni ilgilendirmeyecek kadar çetrefillidir ama, (ki eğer bir müslüman isen) sen ilgileniyorsan metinle boğuşmak sana kalmış oluyor. Tıpkı benim yaptığım gibi.

Özetle, senin anlayacağın metin sorunlu. Anlamak için bayağı bir çaba sarfetmen gerekir. Yani metni okurken anlaşılır gibi gelir ama en ufak soruda yanıt alamazsın. Örneğin Nisa 12-2 ve 176-1'deki metinler kelale (babasız ve çocuksuz) kardeşler için verilmiş olup bunların anaları mı bir yoksa babaları mı bir; belli değil. Bu durum ancak verilen oranlardan ve uygulamalardan sonra anlaşılmıştır.

İşte metindeki bu sorunlar için bize yardımcı olabilecek tek bir meal var elimizde, o da Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali (diğerleri yanında adeta çakma olarak kalıyor). Elmalılı, anlaşılmayan hiçbir nokta kalmasın diye bu ayetlerin altına uzun uzun açıklamalarda bulunmuştur.

Bilirsiniz; İslamcı kesim Elmalılı Hamdi Yazır'ı sevmez; hatta ateş püskürür. Fakat hiçbiri onun eline su dökemez.

Gördüğün gibi elimizde anlaşılması çok kötü bir metin var ve biz bu metinden hareketle tüm kombinasyonları bulup matematiksel olarak doğru olup olmadığını kontrol etmeye çalışıyoruz.

Bu arada bir itirafta bulunayım: O kadar tablet ve papirüs metinlerini görmeme rağmen, hiçbirisinde bu kadar dağınık bir metin görmedim.

upuaut
05-08-2010, 23:01
Şimdi arkadaşım sen bir kombinasyon yarattığın anda aslında farkında olmadan kurana da bir kelime eklemiş olacaksın nasıl mı bak şu şekilde,

Kuranda tek nine yani aile büyüğü var sayılmış ve ona 1/6 pay verilmiş olsun ama iki nine var şimdi nasıl pay edeceğiz diyor ve başlıyorsun kombine etmeye olasılık hesabına eğer şöyle ise bu böyle vb...Şeklinde Eğer ninelerden biri 70 yaşından büyük ise. mesela dediğin anda bu denkleme bu eğer ve iseleri koyarken aynı anda kurana da koymuş oluyorsun peki soruyorum bu olasılıklar kuranda var mı?YOK!Peki soruyorum bu kombinasyonlar ve olasılıklar olmadan elimizde bulunan temel bayağı kesir denkleminde hata var mı yok mu?Yani kuran da ki oranlar hatalı değil mi?Denklem eşitliği hiç bir eğer ve ise eklemeden çıkıyor mu?Cevabını net ve bir kerede verip evet yada hayır demeni bekliyorum sonra açıklamasını amasını anlatırsın ama önce cevap önemli!

Bana Kuran'da nineye pay verildiğini, daha da ileri gitmişsin, nineye 1/6 oranında pay verildiği yeri gösterebilir misin?

upuaut
06-08-2010, 00:58
Basından...

"İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak refarandumda EVET oyu kullandırmak lazım."


Gerek yok! Yeni keşfedilen gezegenden 100 milyonluk oy deposu yola çıktı bile!

Şili'de konuşlu Avrupa gözlemevindeki astronomlar; "Güneş sistemi dışında yaşamaya uygun bir gezegen keşfettik!" dedi. Astronomlar, Dünya'dan 20.4 ışıkyılı uzakta keşfettikleri gezegenin, insanların yaşamasına elverişli şartlar taşıdığını tespit ettiler.

http://www.youtube.com/user/mayushkar#p/a/u/0/CQyS3EuK56k

Gezegene ilişkin veriler şöyle: Gezegenin (Gliese 581c) yarıçapı, dünyadan 1 buçuk kat büyük. Kitlesi dünyadan beş kat fazla. Yerçekimi de dünyanının 2,2 kat fazlası. Gezegenin, Gliese 581 adı verilen yıldızın çevresindeki dönüşü 13 günde tamamlanıyor ve gezegenin yörüngesi, Dünya'nın Güneş'e uzaklığının 14'te biri mesafede. Gezegen yüzeyindeki ortalama sıcaklığın 0 ile 40 santigrad derece arasında değişmesi, astronomlara göre, yüzeyde sıvı halde su bulunduğunu gösteriyor.

Cenevre Gözlemevinin gezegen avcısı araştırmacıları, Şili’nin La Silla dağındaki Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki 3,6 metrelik bir teleskobu ve HARPS gerecini (High Accuracy Radial Velocity Planet Searcher) kullanarak bu gezegenden bir koloninin Dünya'ya doğru gelmekte olduğunu gördüler. Bu koloni, bizim açımızdan çok özeldir. Zira ilk kez, dış uzayda bulunan bir gezegenden dünyaya ziyaretçiler geliyor. Şimdi dünya dışı yaşam olasılığını araştıran ya da merak eden herkesin dikkatini çeken şey, bu kolonin Dünya'ya kimin çağrılısı olarak gelmiş olduğu sorusudur.

touranum
06-08-2010, 03:00
bu problemin diğer çözümlerinide ben şimdi sayayımda belki başka eziyetlerden kurtuluruz,

sorun şu idi,


"(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)"

Bundan sonra gelebilcek yanıtlar..

1. olayı quantum space de incelemek gerekir.
2. uzay - zaman eğrisi bükülmüştür.
3. evrensel matematik henüz icat edilmemiştir, sonuçta ileride daha iyi anlaşılacaktır.
4. o zamanlarda herkesin servetinin 27 de 3 ü kadarı zorunlu tasarruf fonunda saklanmaktaydı.Ölümle beraber mirasçılara geri verilmekteydi.
5.eksik 3 payı belediye başkanı/vali, leğen/dolap(şimdilerde buzdolabı çamaşırmakinesi) olarak veriyordu.
6. imanımızı sınamak için öyle yazdı.
7. o zamanlarda üretilen abaküs lerde imalat hatası vardı.(süleyman döneminde hepsi geri çağrılmıştır)
8. rakamları binary yada hexadecimal olarak cevirdiğinizde ondalık haneler kaybolur.allah bunu önceden biliyordu nasılsa bilgisayarlar icat edilecek diye önemsemedi.(Floating point i bulan rezil, şeytanın işi zaten) dolayısı ile sonuç aslında 1,125 değil 1 dir.
9. 3 pay sevgiyi simgelemektedir.sevgi içimizde.
10. servetin tamamı aynı türden değildi.dolayısı ile ortak birim miş gibi ele alınamaz.
(o zamanlar Ağırlık bakımından 10 dirhem: 10 miskal, 10 dirhem: 6 miskal, 10 dirhem: 5 miskal vardı)
11. hırka 10 dirhem, sarık 6 dirhem, çözümü ileri matematikle çözme girişimleri paha biçilemez.

Keep Away
06-08-2010, 22:42
Söylediklerinde tamamen haklısın, Keep Away. Çünkü bu ayetlere ait metinler düz bir şekilde okunduğunda, ne yazık ki böyle garip sonuçlar çıkıyor.

Peki biz bu metinleri verildiği şekilde değil de nasıl okuyacağız?

Bu metinlerin sorunlu olduğu açık, yani bu metinler verilirken, metnin bir yerinde "Bu oranlar maksimum değerlerdir" şeklinde bir uyarı yapılması gerekiyordu. Fakat bırak bu uyarıyı, yöntemin bile verilmediği bu metinleri anlayabilmek için elimizde tek bir seçenek var: Bu metinlerin matematiksel bir gözle yani "Matematikçe" ile okunması.


Evet, bu iddianın karşımıza çıkacağını değerli bir ateist üye önceden belirtmişti. Metinlerin sözde hatalı olması bahane sunulacak diyordu kendisi. Yani, ya Kuran kitap haline getirilirken hadis uyduranlar kaynak gösterilip yazımda hata var denecek ya da yakın alternatifler aranacak diyordu. Pek de haksız değilmiş. Tarafınızdan gerçekleştirilen döngüsel mantık örneğini sunduğumda beni de onaylayanlar çıkacaktır.

Kuran hatasız olmak zorunda>Öyleyse bu oranları yanlış anlamış olmalıyım ya da metin yanlış olmalı>Yanlış anlamadıysam metin yanlıştır ya da eksiktir>Metin yanlış veya eksikse onu başka kaynaklarla pekiştirip eksiksiz hale getirir ve hatayı ortadan kaldırırım ve bu da İslam'a uygun olur

Baştaki madde her durumda aynıdır. Hal bu olunca, iftar ettiğiniz araştırmacı kişiliğinizin bir şeye yarayacağını sanmıyorum.

Sahabelerin, ana dili Arapça olan İslam bilginlerinin, çeşitli kesimlerden gelmiş geçmiş yüzlerce ilahiyatçının miras davasındaki hükümlerinin teklik teşkil etmesi sizin bu iddianızın ciddiye alınacak bir yanını bırakmıyor. Bu basit kesir hatasını görüp matematiğe yanlış diyecek Müslümanları gördüğümden sizin buna ikna olup imanınızı atmanızı beklemiyorum tabii ki.

Ayrıdan, şikayet ettiğiniz bir mevzu da olaya matematiksel açıdan bakmamam. Bunun sebebi metinsel konuda sizden ayrılıyor ve matematiksel açıya girmeye gerek duymuyor olmam. Neden gireyim ki? Bunun için gerekçe belirtmelisiniz. Ben kendiminkileri iddialarınızla eşleştirip yazıyorum.

-Kullanılacak yöntem ve maksimum değerler oldukları eksiktir.

*Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. (Enam/38)
Bölüştürmek için oranlar verilmiş, maksimum değer yazısı belirtilmemiş, üstüne bir de Kuran'ın eksiksiz olduğu bizzat Kuran'da yazılmış. Hangi eksiklikten bahsediyorsunuz? Eksiklik falan yok, bunlar sizin şahsi ve Kuran dışı düşünceleriniz. Mantığınızın yerinde saymasını imanınızdan dolayı anlayabiliyorum ama insanların Kuranla alakası olmayan mantık ürünlerinizi kabul etmesini gerekçesiz bekleyemezsiniz.

Ben size yerine getirdiğiniz takdirde iddianızın kabul göreceğini garanti ettiğim birkaç şart yazacağım. O zaman her şey daha da açık anlaşılacak, tabii imansız arkadaşlar ve iman kurduna kendini fazla kaptırmayan Müslüman arkadaşlar tarafından.

-Verilmiş oranlara ve başta sahabeler tarafından olmak üzere birçok İslam bilgini tarafından yapılmış kesir işlemli paylaşım örneklerine rağmen yöntem belirtilmediği iddianızı Kuran ve mantık içerikli kaynaklarla savunmanız,

-Oranların maksimum değer olduğunu Kuran'da göstermeniz, bahsettiğim koşullardır.

Ama siz "gerek" ten bahsediyorsunuz, elbette gerek, çelişkinin kalkması için... Ama böyle ifadeler ve eksiklikler bulunmuyor, dolayısıyla mantığını Kuran'da yanlış da olabileceği şeklinde ayarlayanlarla yolunuz ayrılıyor. Çünkü onlar için böyle gereklilikler yok.

Benim hala önyargılı olduğumu düşünebilirsiniz fakat mantığım bu yönde işliyor. Ben Muhammed'in 700 Beni Kaynukalıyı katletmek için bağlattığını ve ancak önde gelen bir Yahudi tarafından tehdit edildiğinde onları bıraktığını, Beni Nadirlileri gasp edip şehirden kovduğunu, teslim olmuş 700 Beni Kureyzalıyı ise zeki bir taktikle katledip kadın ve çocuklarını da millete sattığını, hatta seçtiği Reyhane'nin ırzına geçtiğini biliyorum.(Ne kadar sürrealist olsanız da bir kızın, babasını katletmiş bir adamla koşa koşa evlenmeyeceğini bildiğinizden eminim)

Durum böyleyken, ne gerek var benim bir şeyi inkar etmeme, böyle düşünün...

upuaut
06-08-2010, 23:48
Keep Away, senin uzun mesajını buraya alıntı yapmadan soruna kısaca şöyle yanıt verebilirim: Miras paylaşımıyla ilgili metinlerin ne durumda olduklarını 1050 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=326248&postcount=1050). mesajımda açıkça anlattım ve son cüümlemde "Gördüğünüz gibi elimizde anlaşılması çok kötü bir metin var ve biz bu metinden hareketle tüm kombinasyonları bulup matematiksel olarak doğru olup olmadığını kontrol etmeye çalışıyoruz." dedim.

Bu durumda siz beni "Baştaki madde her durumda aynıdır. Hal bu olunca, iftar ettiğiniz araştırmacı kişiliğinizin bir şeye yarayacağını sanmıyorum." sözüyle hangi hakla suçlarsınız, açıkçası merak ediyorum.

İkinci olarak, "Bölüştürmek için oranlar verilmiş, maksimum değer yazısı belirtilmemiş, üstüne bir de Kuran'ın eksiksiz olduğu bizzat Kuran'da yazılmış. Hangi eksiklikten bahsediyorsunuz? Eksiklik falan yok, bunlar sizin şahsi ve Kuran dışı düşünceleriniz. Mantığınızın yerinde saymasını imanınızdan dolayı anlayabiliyorum ama insanların Kuranla alakası olmayan mantık ürünlerinizi kabul etmesini gerekçesiz bekleyemezsiniz." sözünüze gelince, ayetlerdeki oranların doğrudan alınamayacağını çünkü bunlar olsa olsa üst birer sınır olduğu Kuran'da ister yazsın ister yazmasın, her mantık sahibi insan tarafından görülmektedir. İslamcı kesim bunu Nisa suresinde, onlara göre çünkü Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm)nde böyle bir şey yok,

Nisa 13-14: İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah'ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.

ayetlerinde geçen "Sınır (http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm)" kelimesiyle karşılar. Yani onlar da Kuran'da keşfettikleri bu "Sınır" kavramıyla oranların maksimum değerler olduğunu söylüyorlar. Benimkisi ise mantıksal bir çıkarım idi!

upuaut
09-08-2010, 00:29
Dersimize geçmeden önce "Avl"ın ne olduğunu öğrenelim.

Avl nedir?


"Hisseleri ayet ve Hadislerde belirlenen ashabu`t-ferâizin hisseleri toplamı, asıl meselenin ortak paydası (mahreci)`ndan büyük çıkarsa böyle meseleye “avl (avliye)” denir. Burada hisseler toplamı mahrec kabul edilerek, bu eksiklik her vârise hissesi oranında yansıtılır. Başka bir deyimle hisseleri o nisbette azalmış olur.

Avliyede hisseler, bütün mirasçılara yeterli olmayan bir mal içinde toplanmıştır. Hisseleri vermek için toplamak gerekir. Ayet veya hadîsin gereği ile sabit olan, bizzat nass`la sabit olmuş gibidir. Şia alimi İbn Abbas dışında, diğer sahabenin bu konuda icmâ`ı vardır (el-Mevsılî, el-İhtiyar, V, 96).



Avliye ilk olarak Hz. Ömer devrinde söz konusu olmuştur. Hz. Ömer (r.a.)sahabe ile istişare sonucu, hisseler toplamını mahrec yapmış ve bu yolla eksikliği tüm mirasçılara yansıtmıştır. Bu konuda ona, İbn Abbas dışında karşı çıkan olmamıştır (el-Mevsılî, a.g.e, V, 97)."





Evet, Avl ile ilgili Sünni kesimde söylenenler bunlar. Burada İbn Abbas'ın farklı bir mezhepten yani Şia mezhebinden olması, onun ve aynı mezhepte yer alan matematikçi Harezmi ve diğerlerinin dışlanması sonucunu doğuruyor demek ki. Aynen Katolikler'in Haçlı Seferleri'ndeyken Ortodoksları dışlaması gibi.




Şimdi bakalım, şu ders içinde bu konuyu incelediğimizde ne tür sonuçlarla karşılaşacağız.





Ders Adı: Nümerik Analiz.

Konu: Nümerik Fonksiyonlarla Feraiz Hesabı.





Bu derse ilk olarak Oryantalist Jochen Katz'ın örneğiyle başlayacağız. Çünkü onun örneği internette pek çok yerde tartışılmıştır ve kayda değer bir sonuç alınamamıştır.




Örnek: Kardeşleri olmayan bir adam (borç ve vasiyet bırakmadan) ölür. Geriye 3 kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalır. Buna göre herbir hissedar mirastan hangi oranda pay alır?




Çözüm: Bu örnek Sünni (İslam) Hukukçular tarafından şu şekilde çözülür:





http://img268.imageshack.us/img268/9980/adsz26mx.jpg


Demek ki 909 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305188&postcount=909). mesajımda verdiğim yönteme ya da algoritmaya göre, önce toplamdaki herbir kesri kesirlerin ortak paydasıyla (paydaların EKOK'u) yani a=24 ile çarpacağım ve sonra bunların tam değer fonksiyonu nedeniyle tam değerini hesaplayacağım (Not: İsteyen burada diğer nümerik fonksiyonları da kullanabilir. Mathematica (http://reference.wolfram.com/mathematica/tutorial/NumericalFunctions.html)'daki nümerik fonksiyonlar "Round (Yuvarlatma), Floor (Taban değer), Ceiling (Tavan değer), IntegerPart (Tam değer)" şeklinde verilmiştir).

Şu halde bu algoritmanın kullanımına göre ilkin gerekli işlemleri yaparsak;

[[(2/3)x24]]=[[16]]=16, [[(1/6)x24]]=[[4]]=4, [[(1/8)x24]]=[[3]]=3

sonuçları elde edilir ve bunların toplamı olan

t=16+4+4+3=27

sayısı bize, ortak paydada yazılan bu kesirlerin toplamındaki ya da kısaca toplam kesirdeki payı verir. Resimdeki ilk eşitlikteki toplam kesre bakınız lütfen!

İkinci olarak, eşitliğin her iki yanını t=27'ye bölersek;

(1) (16/27)+(4/27)+(4/27)+(3/27)=1

şeklinde resimdeki Avl ile bulunan kesirleri bulmuş oluruz. Bu sonuç diskret (kesikli) algoritmanın toplama katılan kesirlerin paydalarının EKOK ve 1 fazlasının katlarına göre periyodik olduğundan 24a ve 24a+1 değerleri için daima geçerlidir.

http://a.imageshack.us/img138/7409/64483696.jpg
Ateistler bu resmi iyi bilir. Fakat tahtadaki yazı tüm müslümanlar için geçerli değil, yanlışlıkta ısrar eden bazı müslümanlar için geçerlidir. Şimdi bunların çoğunun Sünni mezhebinden oldukları düşünülürse, sayılarının hiç de az değil hatta ülkemizde çoğunluğu temsil ettiği görülür.


Diyelim ki bu derste bir öğrenci ayağa kalktı ve "Hocam, ben a=42 için bu algoritmayla hesap yapmak istiyorum. Elde edilen kesirleri yorumlar mısınız?" dedi.

Şimdi bu öğrencinin sorusuna yanıt verelim. Bakalım hangi kesirleri bulacağız.

Yine aynı algoritmada a=42 için gerekli hesapları yaparsak;

[[(2/3)x42]]=[[28]]=28, [[(1/6)x42]]=[[7]]=7, [[(1/8)x42]]=[[21/4]]=5

sonuçları elde edilir (Not: Tam değer fonksiyonu daima soldaki tam sayıları okuduğundan [[21/4]]=[[5,25]]=5 işlemindeki 5,25'in solundaki 5 değeri alınmıştır).

Bunların toplamı,

t=28+7+7+5=47

olup, eşitliğin her iki yanını t=47'ye bölersek,

(2) (28/47)+(7/47)+(7/47)+(5/47)=1

kesirleri elde edilir. Çok ilginçtir: Bu kesirler a=42, 43, 84, 85, 126, 127 için elde edilir, dolayısıyla bu örnekte de neredeyse bir periyodik durum var gibi görünüyor. Fakat periyodik olma özelliğinin bozulduğu ilk değer a=42x4 tür. Bu durumu tablo (http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/miras.jpg)da açık bir şekilde görebilirsiniz.

Sonuçta (1) ile (2)'yi kıyaslarsak şu sonuçla elde edilir: Her ikisinin de ve bunlar gibi aynı algoritmadan sonsuz tane kesir örneğin elde edildiği açıktır. Dolayısıyla bu kesir örneklerinden biri yani Avl ile bulunan kesirleri diğerine tercih edilemez. Çünkü bunun için elimizde bir şart yoktur. Örneğin 912 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=305648&postcount=912). mesajdaki resimlerde Avl ile bulunan kesirler birbirine bölündüğünde yine Kur'andaki oranların elde edildiği söylenmiştir. Fakat elimizde bu kuralın olması gerektiğine ilişkin Kur'an ve Hadisler'den bir kanıt yok ki! Öyle görünüyor ki bu kuralın internetteki pek çok tartışmada geçmesi, Avl yönteminin kuvvetlendirilmesine çalışılmaktan öte pek bir anlam ifade etmemektedir.

Demek ki günümüzde de miras hukukunda kullanılan "Avl" yöntemi bir yaklaşımdır ama geçerli bir yöntem değildir. Çünkü bu takdirde bu algoritmadan elde edilebilen sonsuz tane örnek sözkonusu olur ki, isteyen istediği örnekle problemini çözmüş olur. Bu ise bizi açıkça kaosa götürür. Çünkü problemin sonsuz tane çözümü var ve bunlardan herhangi birisinin seçilmesinde hiçbir şart yoktur!

Fakat diğer taraftan, Harezmi (780-850), "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb) a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa)" adlı son derece faydalı bir eser yazmasına rağmen orijinal yöntemi keşfedemedi. Üstelik Harezmi Şia alimi İbn Abbas gibi bir Şia idi!

Özetle, Harezmi'nin de bulmaya çalıştığı orijinal yöntem neyse, onu bulmak gerekiyor. Yoksa, bizi bir "Sonsuz Bunalım" bekliyor demektir. Çünkü bu durumda birinin ak dediğine diğeri kara diyecek ve mesele çözülmeyecek. Bu böyle ta ki orijinal yöntem bulunana kadar sürüp gider.

upuaut
09-08-2010, 02:36
http://www.superpoligon.com/img/news/ertugrul_ozkok_kabe.jpg

Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeninliğinden alınmadan önce Kabe'de. Özkök Kabe dönüşünden 3 ay sonra görevinden alındı! Aydın Doğan da gazetesini kızına devretti (Diğer resimler için Ertuğrul Özkök Umre'de (http://www.haber3.com/ertugrul-ozkok-umrede-foto-galerisi-9829-p1.htm)ye bakınız)

Ramazan'da 80 bin kişi Umre'ye gidiyor. Bunların ‘’Evet’’ oyu kullanacağını ve referandumda oy veremeyeceklerini hesaplayan AKP, ‘’Umre'yi erteleme’’ çağrısı yaptı. CHP’den sert eleştiri geldi.

ANKARA - Anayasa referandumu iktidar partisinde, "Umre alarmı" başlattı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek, Umre gezilerinin, "Evet" oylarının olumsuz etkileneceğini açıklayıp, ertelenmesini istedi. CHP Parti Meclisi (PM) üyesi ilahiyatçı İhsan Özkes ise GAZETEPORT’a, "Bu dini siyasallaştırmada gelinen son noktadır" diyerek tepki gösterdi.

AKP’nin son MKYK toplantısında Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek, "Ramazan Umresi için 80 bin kişi başvurdu. Büyük bölümü ‘evet’ oyu verecek kişiler… Bayramı da Mekke’de geçirecekleri için, referandumda oy vermezler. Bu bizi etkiler" dedi. İpek, Umrenin başka dönem yapılması çağrısında bulundu. Teşkilatlara da genelge gönderilerek "yurtdışına çıkışların" 12 Eylül’e kadar kaldırıldığı duyuruldu.

DİNE MÜDAHALE

CHP PM üyesi emekli müftü İhsan Özkes ise GAZETEPORT’a yaptığı açıklamada, Umre ziyaretinin dinde önemli bir yeri olduğunu, ancak Ramazan ayında Umre ziyaretinin daha önemli olduğunu belirtti ve şu açıklamayı yaptı:

"Peygamber efendimiz, ‘Ramazan'da Umre yapmak, sevap yönünden hac yapmaya eşittir’ diye buyurmuştur. AKP, referandumda alacakları oyları ramazanda yapılacak Umre sevabından üstün görüyor. Bu Allah’ın dinine müdahaledir. Din istismarcılarının asıl derdinin, siyaset olduğunun açık bir belgesidir. AKP’lilerin istediği yönde oy vermenin sevabını, Ramazanda umre yapmaktan daha sevap gibi göstermeye çalışmak, islama yapılabilecek en büyük zarardır." (GAZETEPORT)

Şimdi bu haber ve Özkök'ün "Umre Faciası" ile birlikte bir önceki mesajımda Nümerik Analiz ile incelediğimiz "Avl" yönteminin sonuçlarını bu insanlara anlatmaya kalkarsanız, sonuç ne olur?

emperrordiablo
09-08-2010, 02:41
Bana Kuran'da nineye pay verildiğini, daha da ileri gitmişsin, nineye 1/6 oranında pay verildiği yeri gösterebilir misin?
Kuranda ki hata budur demedim örneklem yaptım sen diskriminant diyerek örneklem yaparken ileri gitmiş olmadın ben şimdi ileri gitmiş mi oldum , hatayı daha basit bir dille anlatmak içindi

upuaut
10-08-2010, 00:50
Kuranda ki hata budur demedim örneklem yaptım sen diskriminant diyerek örneklem yaparken ileri gitmiş olmadın ben şimdi ileri gitmiş mi oldum , hatayı daha basit bir dille anlatmak içindi

Hala aynı yerde dolanıp duruyorsun. O mesajda diskriminant yalnızca bir benzetme için kullanılmıştı.

Şimdi, diskriminantın kaç hali vardır? Üç. Peki oranlar toplamı için kaç hal vardır? O da üç. Çünkü oranlar toplamı 1'e eşit olabilir, 1'den küçük veya büyük olabilir.

İşte diskriminant ile oranlar toplamı arasındaki benzerlik bu nezerlikten yani 3 halden kaynaklanmaktadır.

Şimdi de genel olarak herkese seslenerek birkaç şey söylemek istiyorum.

Burada 106 tabı ya da A4 formatında 1000 sayfayı aşan tartışmanın boşuna yapılmış olduğunu düşünüyorum. Çünkü siz tartışma yapmak yerine daha çok işin gırgırına takıldınız ve burada dedikodu yaptıkça bir sürü metin birikti. Oysa İslami kesim (bu, daha çok Sünni kesim olarak gözüküyor) "Avl" yönteminden kaynaklanan bu tıkanıklığı baştan beri biliyordu ama, bu tıkanıklığı giderecek bir çözümü bilemiyorlardı. Zaten bilmelerine de imkan yok: Ünlü matematikçi Harezmi çalışmış da bir şey yapamamış, bunlar mı çözecekti problemi!

Batı'ya gelince, bu konuda en baş kaynak Harezmi'nin "Miras Cebri"ni yeniden inceleyen Yahudi asıllı Alman araştırmacı Solomon Gandz, bu çalışmayı diğerleriyle birleştirerek ele aldı. Fakat onun asıl amacı, kendi Yahudi köklerine ait izlerin peşinde gitmek idi. Diğer araştırmacıların durumları da çeşitli sebeplerden dolayı ondan farklı değil. Dolayısıyla Batılı araştırmacıların durumları bu olunca, onları da aynı çaresizlik beklemektedir. Yani onların da bu konuda çözümsüzlük üretmekten başka yapacak bir şeyleri olmadığı ortadadır.

Özetle, mevcut durum bu olduğuna göre, sizin burada devamlı surette oranları toplayıp 1'den büyük çıktığında, "Kur'anda hata bulduk" diye sevinmeniz pek acınası bir hal olsa gerekir. İşte sizin gırgır geçtiğiniz durum ne yazık ki bu idi!

Oysa siz 1056 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327341&postcount=1056). mesajımdaki gibi konunun mevcut durumunu ortaya koyabilseydiniz, ne siz bu kadar yorulurdunuz ne de karşı taraf sizin bu tuhaf durumunuza gülerdi.

Unutmayın, bu mesaj hem onların hem de onlardan geçinen sahtekar Batılılar'ın şarlatan yüzlerinde patlayan okkalı bir tokattır. Çünkü onlar ancak böyle bir tokattan sonra laf anlarlar.

"Niteliksiz çoğunluğun bir üyesi olmaktansa, nitelikli azınlığın bir üyesi ol; bu senin için her zaman daha iyidir", Upuaut.

Ha, yapacakları tek bir şey varsa, o da 80,000 kişilik umreye giden kafilenin bir kesime mensup olmaları ya da bu mensup olma durumu hatırlatıldığında onlar da ses çıkartmıyorlarsa yine aynı kesime mensup oldukları sonucu çıkar ki, onlar yalnızca bir kesime mensup olarak senin karşına dikilirler. Yani sen onların sahtekar olduklarını bildikten sonra onlar senin karşına dikilmekten başka bir şey yapamazlar.

türkan
10-08-2010, 11:07
Bu konu nasıl olduysa silinmiş.. Bence önemli bir konu olduğu için ve henüz tatmin edici bir cevap alınamadığı için tekrar açmayı uygun buldum...

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:

Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.

Bu durumda, matematik yapalim:

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)

www.islamiyetgercekleri.org (http://www.islamiyetgercekleri.org) sitesinden alıntıdır.

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.


Bu hatayı düzeltmek için ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem allahın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

http://img268.imageshack.us/img268/9980/adsz26mx.jpg

Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar:
üç kızın toplam payı= 48/81
annenin payı= 12/81
babanın payı= 12/81
zevcenin payı= 9/81
olacak şekilde değiştirilmiş olur.

Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım....

http://img327.imageshack.us/img327/3835/adsz8bo.jpg

Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir:
üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ........... oysa allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti
babanın payı= 1/6,75 ....................... oysa allah 1/6 demişti
annenin payı= 1/6,75 ....................... allah 1/6 demişti
zevcenin payı= 1/9 ........................... allah 1/8 demişti

Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır.

Böyle basit bir dört işlem hatasını gözden kaçırmak, allah gibi kusursuz bir varlığın işi olmasa gerek. Belli ki bu ayetleri muhammed kafadan uydurmuştur...

İddia da Örnek şöyledir. Bir kişi ölür. Mirasçı olarak 3 kızı, anne babası ve karısı kalır. Bunlar nasıl mirası bölüşürler?
Çocuklar 3 kız olduğuna göre:
Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır.(4 Nisa Suresi,11)
Alınan oran 2/3tür.
Geride bir eş bıraktığına göre:
Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır(4 Nisa-12)
Alınan oran 1/8
Anne Ve Babanın alacağı oran:
Onların alacağı oran hesaplanırken bir hata yapılıyor. İki durumda anne baba mirastan hak sahibi oluyor:
Bir çocuğu ( veledün) (ولدﱞ) varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. (4 Nisa Suresi, 11)
Şimdi ya ölenin bir çocuğu olması gerekir ya da ölenin geride bıraktığı çocuğu olmaması gerekir. Burada geride bırakılanın bir çocuk ( veledün) (ولدﱞ) ifadesine dikkat edilmeli.
Bu örneğimizde ikisi de değildir. 3 tane çocuk vardır. Bu durumda anne ve babanın mirastan hak alması söz konusu değildir. Böyle bu durumda anne babaya bir pay verileceği ayette söylenmez. Açıklanan çocuksuz ve tek çocuklu olma durumlarıdır.

Buna göre toplanırsa 2/3 +1/8=19/24 olur. Bundan sonra artan 5/24 lük hisse ise Nisa suresinin 8. ayetinde belirtilen kişiler arasında paylaşılır.:
(Mirası) Bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4 Nisa Suresi, 8)
Dolayısı İle Miras Paylaşımında Bir Hata Olmadığını Görmekteyiz….
Fakat Elinde Meal Olup Kendini Alim Zanneden İnsanlar ve bunların Çıban başı olan Turan Dursun Sitesinde (veledün) yani nisa suresinde yukarıda altı çizilen BİR ÇOCUĞU VARSA Şartını kendini Sitesinde değiştirip çocuğu varsa olarak aktarmıştır…

Sonuç Olarak Kuran-ı Kerimin incelenmesinde Ele Alınmasında Ço dikkat etmeli ve herkeze güvenmemeliyiz

Kuranı İnceleyip Yorumlamak İçin
1-)Hafız olmak Kuranın siyak ve sibak bütünlüğünü iyi bilmek
2-)Arapça Bilgisi olmak
3-)islam tarihi hakkında ve kuran iniş sureleri hakkında iyi bilgi sahibi olmak
4-)Her Meale güvenmemek ve söcüklerin arapça kökeninden yola çıkıp hareket etmek gerekir

Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)
Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.Saf suresi 8.ayet

AerA
10-08-2010, 11:11
Kuranı İnceleyip Yorumlamak İçin
1-)Hafız olmak Kuranın siyak ve sibak bütünlüğünü iyi bilmek
2-)Arapça Bilgisi olmak
3-)islam tarihi hakkında ve kuran iniş sureleri hakkında iyi bilgi sahibi olmak
4-)Her Meale güvenmemek ve söcüklerin arapça kökeninden yola çıkıp hareket etmek gerekir

Ne yazıkki olay anlattığınız gibi olsa idi, Ömer bu durumu düzeltmek için AVL uydurmazdı dimi? Ömerden demi iyi bilirsiniz islamı?

Ayrıca ap açık bir kitabı anlamak için yukarıdaki saydıklarınız çok saçmadır. Çünkü Tapındığınız derki : Kuran apaçıktır.

Çıban başının kim olduğunuda bir daha düşünmek lazım. Mekke deve kervanlarının yolunu kesen Harami kimdir? Beni Müstalık Gazasında esir kadınlara AZL ettiren tecavüzcü kimdir? Talak 4 gereği Sübyan ile evlenileceğinide belirten kimdir? (Talak 4 aslen sübyanın nasıl boşanacağından bahseder. Ama boşamak için eş alıp ,koyna sokulması gerekmekte dimi?)

upuaut
10-08-2010, 12:45
İddia da Örnek şöyledir. Bir kişi ölür. Mirasçı olarak 3 kızı, anne babası ve karısı kalır. Bunlar nasıl mirası bölüşürler?
Çocuklar 3 kız olduğuna göre:
Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır.(4 Nisa Suresi,11)
Alınan oran 2/3tür.
Geride bir eş bıraktığına göre:
Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır(4 Nisa-12)
Alınan oran 1/8
Anne Ve Babanın alacağı oran:
Onların alacağı oran hesaplanırken bir hata yapılıyor. İki durumda anne baba mirastan hak sahibi oluyor:
Bir çocuğu ( veledün) (ولدﱞ) varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. (4 Nisa Suresi, 11)
Şimdi ya ölenin bir çocuğu olması gerekir ya da ölenin geride bıraktığı çocuğu olmaması gerekir. Burada geride bırakılanın bir çocuk ( veledün) (ولدﱞ) ifadesine dikkat edilmeli.
Bu örneğimizde ikisi de değildir. 3 tane çocuk vardır. Bu durumda anne ve babanın mirastan hak alması söz konusu değildir. Böyle bu durumda anne babaya bir pay verileceği ayette söylenmez. Açıklanan çocuksuz ve tek çocuklu olma durumlarıdır.

Buna göre toplanırsa 2/3 +1/8=19/24 olur. Bundan sonra artan 5/24 lük hisse ise Nisa suresinin 8. ayetinde belirtilen kişiler arasında paylaşılır.:
(Mirası) Bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4 Nisa Suresi, 8)
Dolayısı İle Miras Paylaşımında Bir Hata Olmadığını Görmekteyiz….
Fakat Elinde Meal Olup Kendini Alim Zanneden İnsanlar ve bunların Çıban başı olan Turan Dursun Sitesinde (veledün) yani nisa suresinde yukarıda altı çizilen BİR ÇOCUĞU VARSA Şartını kendini Sitesinde değiştirip çocuğu varsa olarak aktarmıştır…

Sonuç Olarak Kuran-ı Kerimin incelenmesinde Ele Alınmasında Ço dikkat etmeli ve herkeze güvenmemeliyiz

Kuranı İnceleyip Yorumlamak İçin
1-)Hafız olmak Kuranın siyak ve sibak bütünlüğünü iyi bilmek
2-)Arapça Bilgisi olmak
3-)islam tarihi hakkında ve kuran iniş sureleri hakkında iyi bilgi sahibi olmak
4-)Her Meale güvenmemek ve söcüklerin arapça kökeninden yola çıkıp hareket etmek gerekir

Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)
Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.Saf suresi 8.ayet

Önceki mesajlarıma bakarsan, yukarıda söylediklerini detaylı bir şekilde incelemiştik ve "Sonuç Olarak Kuran-ı Kerimin incelenmesinde Ele Alınmasında Ço dikkat etmeli ve herkeze güvenmemeliyiz" sonucunu verirken, biz onlara güvenerek bu araştırmayı yapmıştık.

Şimdi, sizin burada verdiğiniz örnek Peygamberimiz tarafından verilen ve Ata tarafından rivayet edilen ilk örnek idi. Bu orijinal yönteme ait bir örnektir. Zaten bizim de aradığımız şey bu. Fakat bugüne kadar bu yöntemi keşfeden yok ne yazık ki!

emperrordiablo
10-08-2010, 18:20
Önceki mesajlarıma bakarsan, yukarıda söylediklerini detaylı bir şekilde incelemiştik ve "Sonuç Olarak Kuran-ı Kerimin incelenmesinde Ele Alınmasında Ço dikkat etmeli ve herkeze güvenmemeliyiz" sonucunu verirken, biz onlara güvenerek bu araştırmayı yapmıştık.

Şimdi, sizin burada verdiğiniz örnek Peygamberimiz tarafından verilen ve Ata tarafından rivayet edilen ilk örnek idi. Bu orijinal yönteme ait bir örnektir. Zaten bizim de aradığımız şey bu. Fakat bugüne kadar bu yöntemi keşfeden yok ne yazık ki!
Arkadaşım iki lafın birinde Atatürk ,artık bu kelimenin nezdinde ajitasyon malzemesi olduğuna inanıyorum ben çok net bir soru soruyorum ama hala formülasyonlar ve olasılıklar ile beraber sayfalar dolusu yazı haricinde bir şey göremiyorum cevaben verdiğin.

Şimdi tekrar soruyorum,Kuran da verilen kesirsel ifadeler herhangi bir ekleme çıkarma ya da kafana göre denklemi zorlayacak bir ibare konmadan basit bayağı kesir toplama metodları ile toplandığında ortaya çıkan 1.125 gibi ortaya çıkan sonuç hatalı mıdır değil midir?Sen durumu izah edip hala feraiz diyorsun Muhammed yaşarken şöyle taksimat yaptı gazali bunu burdan gördü şöyle etti aslında AVL'da büyük bir hataydı falan diyorsun ben bunları yada doğru miras taksiminin nasıl yapılacağını merak etmiyorum bu konuyu açan arkadaşlarda yazan onlarca ateist de bunu merak etmiyor biz isviçre medeni kanundan alıp kendimize uyarladığımız yasalar bütünlüğü içerisinde zaten bu taksimatı yapabiliyoruz eşit ve adil olarak,kadın erkek ayırmaksızın...

Biz kuran da matematiksel olarak söylediği basit ifadelerin sonucunda nisa 11 vb.Ayetlerde anlatılan ve verilen oranlar kullanıldığında ortaya bir hata çıkıp çıkmadığını soruyoruz__?Kuran bu manada hatasız mıdır?Matematiksel olarak?Evet hatalıdır yada hayır kuran kusursuzdur bu kadar basit daha sonra tartışalım hangi alimin neye kime nasıl taksimat yapıldığını kuranda aslında nasıl bir şiirsellikte ne anlatılmak istenirken yanlış anlaşıldığını ?Soru basit ?

axial
10-08-2010, 20:12
Sevgili emperor a katılıyorum.
Sayın upaut politikacı gibisiniz. Çok şey söylüyor az şey anlatıyorsunuz.

Bakın şu şekilde ilerleyelim.

Kurana göre bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.

Bana hiç açıklama yapmadan kurana göre verilecek oranları

Evlatlar = ....
Anne= ...
Baba= ...
Eş = ...

şeklinde yazabilir misiniz.

Bana li,nk başka acıklama başka sayfaya harezmiye bilmemneye gönderme yapmayın sonucu yukarıdaki gibi açıklayın oranlar üzerindeki tartışmaya daha sonra geçelim.

upuaut
10-08-2010, 21:41
Sevgili emperor a katılıyorum.
Sayın upaut politikacı gibisiniz. Çok şey söylüyor az şey anlatıyorsunuz.

Bakın şu şekilde ilerleyelim.

Kurana göre bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.

Bana hiç açıklama yapmadan kurana göre verilecek oranları

Evlatlar = ....
Anne= ...
Baba= ...
Eş = ...

şeklinde yazabilir misiniz.

Bana li,nk başka acıklama başka sayfaya harezmiye bilmemneye gönderme yapmayın sonucu yukarıdaki gibi açıklayın oranlar üzerindeki tartışmaya daha sonra geçelim.

Axial, senin sorunun yanıtı basittir. Bu soru aynı zamanda emperrordiablo'nun da sorusu olduğundan, bu mesaj aynı zamanda emperrordiablo için de geçerlidir.

Şimdi lafı hiç eğip bükmeden, sorudaki hissedarların oranlarının Nisa 11 ve 12'ye göre,

Evlatlar = 2/3,
Anne= 1/6,
Baba= 1/6,
Eş = 1/8

olduğunu herkes bilir. Yani biz bu soruyu 1056 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327341&postcount=1056). mesajımda geniş bir şekilde ele almamış mıydık? O zaman neden bana aynı soruyu ısıtıp ısıtıp getiriyorsunuz?

Tamam, sizin anlamadığınız bazı şeyler var ve bunlar sizin kafanızı karıştırıyor. İyi de siz, bu oranlara göre miras paylaşımını veren orijinal yöntemi bilmiyorsanız (ki ben bile bu yöntemi tamamen bilmiyorum), o zaman neden hesap yapmaya çalışıyorsunuz ki?

Neyse, ben gene de size elimden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya çalışacağım.

Bildiğiniz gibi, ilkin hissedarların oranları Nisa 11, 12 ve 176'ya göre tespit edilir ve ikinci olarak bu oranlar toplanır. Çünkü oranlar toplamı 1 ya da 1'den küçük ise, hissedarlar kendilerine verilen oranlarda mirastan pay alırlar.

Burada bir kere daha tekrar etmekte fayda var: Orijinal yöntemi tamamen bilmesek bile her miras paylaşımında bu işlemler daima yapılır. Tamam mı? Eğer buraya kadar anlamadığınız bir nokta varsa, bana gene soru sorabilirsiniz. Ama bu kadar açık olan bir şey hakkında soru sormanız da çok ayıp kaçar. Yani geometri dersinde alan ve hacim hesapları yapan bir öğrencinin "İki noktadan bir doğru geçer mi, hocam?" demesi gibi!

Hiç şakası yok; gelişmiş ülkelerde bu soruyu soran öğrenci dersten atılır. Çünkü öğretmen haklıdır. Öğrenci en üst sınıfta (Geo. 3/4) olmasına rağmen en alt sınıftaki (Geo. 1) bir davranışı sormuş ve öğretmen de bu öğrenciyi dersinde istememektedir. Bu gayet doğal bir davranıştır (Bkz. Neden geometri bilmeyen giremez? (http://geometribilmeyengiremez.blogspot.com/2010/01/neden-geometri-bilmeyen-giremez.html))

Yani nasıl ki aksiyomları bilmeyen birisi geometri yapamaz ise Feraiz Hesabı'nın temel aksiyomu da budur ve bunu şu şekilde verebiliriz:

Aksiyom: Hissedarların oranları Nisa 11, 12, 176 ve içtihada göre belirlenmiş oranlara göre tespit edilecek ve oranlar toplamı bulunacak.

Herhalde buraya kadar bir sorumuz yok. O halde oranları toplarsak,

(2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 1+(1/8) (=9/8) = 1.125

sonucunun elde edildiğini görürüz. Peki bu toplam 1'i aştığına göre ne yapılacak?

İşte bizim de esas sorunumuz burada başlıyor. Çünkü eğer orijinal yöntemi bilseydik, bu hesabın nasıl yapılacağını hepimiz bilirdik ve siz de bu kadar sıkılmazdınız.

Şimdi burada Hz. Muhammed böyle bir hesabı nasıl yapıyordu diye bir soru sorarsanız, hiçbir yanıt bulamazsınız. Çünkü onun örnekleri oranlar toplamı 1 olan basit örnekler idi. Dolayısıyla bu problemin çözümü için İslamdaki o günkü ve şimdi bile en yetkili konumda olan kişi, matematikçi Harezmi'ye bakmaktan başka bir çare göremiyoruz.

Özetle, bu problemi çözmek için eğer Harezmi'ye güvenir ve bana da yetki verirseniz, problemin çözümünü bir sonraki mesajımda veririm. Yoksa, benim fazla bir şey söylemeye imkanım yok. Fakat bu problemin çözümünde nasıl hareket ederseniz edin, herkese belirtilen oranlarda pay vermenin mümkün olmadığı açıktır.

Şimdi siz bu durumu yani herkese belirtilen oranlarda pay verilmemesini bir hata olarak görüyorsunuz, ama bu doğru değil. Eğer inanmazsanız, siz de yeni oranları belirleyin ve çeşitli örneklere göre miras dağıtmaya çalışın, o zaman mantıksal bir çelişkiye düştüğünüzü göreceksiniz. Yani oranları nasıl alırsanız alın (ki siz bu cümleye de alınıyorsunuz. Dolayısıyla bunu bir egsersiz olarak düşünün lütfen), her örnekte başlangıçta verilen oranlarda miras dağıtamazsanız. Çünkü bu durum hem mantıksal hem de matematiksel olarak böyledir.

upuaut
10-08-2010, 22:00
Arkadaşım iki lafın birinde Atatürk ,artık bu kelimenin nezdinde ajitasyon malzemesi olduğuna inanıyorum

emperrordiablo, sen karıştırmışsın. Oradaki Ata bir hadis alimidir. Atatürk ile karıştırma lütfen!

emperrordiablo
10-08-2010, 22:06
emperrordiablo, sen karıştırmışsın. Oradaki Ata bir hadis alimidir. Atatürk ile karıştırma lütfen!
O halde özür dilerim salaklığıma ver :D acele ile okumuştum.

Neyse Axial'in sorusunu düzeltiyorum cevabı gene açıklama üstüne açıklama zorlama üstüne zorlama olmuş?Şimdi net ve tek bir cevap yahu denklemi hiç zorlamayıp yorum katmayınca kuranda verilmiş hali ile hadis gözetmeksizin bakıldığında matematik olarak bir yanlış var mı yok mu?Bunu sorarken daha önceki ifadelerinizi hatırlatmak zorunda kalmam umarım...Bu paylar ile taksimat mümkün değildir o yüzden biz 1 tam üzerinden nasıl pay ederiz buna bakmak gerekir tarzında vb...

upuaut
10-08-2010, 23:05
O halde özür dilerim salaklığıma ver :D acele ile okumuştum.

Neyse Axial'in sorusunu düzeltiyorum cevabı gene açıklama üstüne açıklama zorlama üstüne zorlama olmuş?

Söylediklerim zorlama değil, sizin kafanızın karıştığı noktalara birer açıklama idi.

Şimdi net ve tek bir cevap yahu denklemi hiç zorlamayıp yorum katmayınca kuranda verilmiş hali ile hadis gözetmeksizin bakıldığında matematik olarak bir yanlış var mı yok mu?Bunu sorarken daha önceki ifadelerinizi hatırlatmak zorunda kalmam umarım...

Bu sorunun yanıtını aslında sen de biliyorsun ama, ya kendin göremiyorsun ya da kendini yanıltıyorsun. Çünkü oradaki oranlar ne olursa olsun, bu oranlar 0 ile 1 arasında iyi bir şekilde dağıtılırsa matematik bir şey demez. Yani matematiksel bir yanlışlık olmaz. Fakat sen kalkıp da bu oranlardan birini 1 ya da 1'e yakın alırsan, o zaman matematiksel olarak sorun çıkar.

Bu paylar ile taksimat mümkün değildir o yüzden biz 1 tam üzerinden nasıl pay ederiz buna bakmak gerekir tarzında vb...

Hala şunu anlamıyorsunuz; genel olarak oranlar için şu 3 durum söz konusudur:

1) Eğer bu oranlar 0'a yeterince yakın olarak alınsaydılar, o zaman miras dağıtmanın bir anlamı olmazdı. Çünkü hem bu oranlarla hesap yapmak güç olurdu hem de oranlar toplamını 1'e yaklaştırmak mümkün olmazdı.

2) Eğer bu oranlar 0 ile 1 arasında seçilirse, ki Nisa 11, 12 ve 176'daki oranlar böyledir, bu durumda hesap yapmak kolay olur. Fakat seçilen oranlara göre belli sayıdaki kişinin oranları toplamı 1'i aşar. Örneğin sizin sorduğunuz örnekteki 4 kişinin oranları toplamı 1.125 olup 1'i aşmıştır.

Yani şimdiki oranlara göre 4 kişinin oranların toplamı 1'i aşarken, bir başka seçtiğiniz oranlarda 6 kişi, bir diğerinde 10 kişi, veyahut bir diğerinde 20 kişi için gerçekleşir. Sonuçta bu oranları 0 ile 1 arasında (0'a ve 1'e yakın olmayacak) nasıl seçerseniz seçin, belli sayıdaki kişinin oranları toplamı mutlaka 1'i aşacaktır.

3) Eğer bu oranlar 1'e yeterince yakın olarak alınsaydılar, yine miras dağıtmanın bir anlamı olmazdı. Çünkü bu durumda daha başlangıçta oranlar toplamı 1'i aşardı.

Peki siz olsaydınız, oranları nasıl seçerdiniz?

emperrordiablo
10-08-2010, 23:10
Söylediklerim zorlama değil, sizin kafanızın karıştığı noktalara birer açıklama idi.



Bu sorunun yanıtını aslında sen de biliyorsun ama, ya kendin göremiyorsun ya da kendini yanıltıyorsun. Çünkü oradaki oranlar ne olursa olsun, bu oranlar 0 ile 1 arasında iyi bir şekilde dağıtılırsa matematik bir şey demez. Yani matematiksel bir yanlışlık olmaz. Fakat sen kalkıp da bu oranlardan birini 1 ya da 1'e yakın alırsan, o zaman matematiksel olarak sorun çıkar.



Hala şunu anlamıyorsunuz; genel olarak oranlar için şu 3 durum söz konusudur:

1) Eğer bu oranlar 0'a yeterince yakın olarak alınsaydılar, o zaman miras dağıtmanın bir anlamı olmazdı. Çünkü hem bu oranlarla hesap yapmak güç olurdu hem de oranlar toplamını 1'e yaklaştırmak mümkün olmazdı.

2) Eğer bu oranlar 0 ile 1 arasında seçilirse, ki Nisa 11, 12 ve 176'daki oranlar böyledir, bu durumda hesap yapmak kolay olur. Fakat seçilen oranlara göre belli sayıdaki kişinin oranları toplamı 1'i aşar. Örneğin sizin sorduğunuz örnekteki 4 kişinin oranları toplamı 1.125 olup 1'i aşmıştır.

Yani şimdiki oranlara göre 4 kişinin oranların toplamı 1'i aşarken, bir başka seçtiğiniz oranlarda 6 kişi, bir diğerinde 10 kişi, veyahut bir diğerinde 20 kişi için gerçekleşir. Sonuçta bu oranları 0 ile 1 arasında (0'a ve 1'e yakın olmayacak) nasıl seçerseniz seçin, belli sayıdaki kişinin oranları toplamı mutlaka 1'i aşacaktır.

3) Eğer bu oranlar 1'e yeterince yakın olarak alınsaydılar, yine miras dağıtmanın bir anlamı olmazdı. Çünkü bu durumda daha başlangıçta oranlar toplamı 1'i aşardı.

Peki siz olsaydınız, oranları nasıl seçerdiniz?
Ben olsaydım oran seçmezdim 3 de iki altıda iki gibi katii kesirler veriliyor zaten seçime ne hacet de onu da geçtim Hamurabinin islamdan önce yaptığını en azından yaza bilse idi kitap :D sorun çıkmazdı sanırım...Saygılar...

upuaut
11-08-2010, 19:08
Çıban başının kim olduğunuda bir daha düşünmek lazım. Mekke deve kervanlarının yolunu kesen Harami kimdir? Beni Müstalık Gazasında esir kadınlara AZL ettiren tecavüzcü kimdir? Talak 4 gereği Sübyan ile evlenileceğinide belirten kimdir? (Talak 4 aslen sübyanın nasıl boşanacağından bahseder. Ama boşamak için eş alıp ,koyna sokulması gerekmekte dimi?

Bu söylediklerini araştırınca açıkçası şok geçirdim. Örneğin AZL olayına bir bakalım.

Bilirsiniz, daha geçenlerde Basra sıcaklıklığı nedeniyle bırak bilgisayarın başında oturmayı, pencere ve kapı açık olmadan evde oturmak mümkün değildi. Örneğin ben odamın kapısını açık bırakmadan (ki hava sirkülasyonu için bu gerekliydi) bilgisayarımın başında oturamıyordum, ara sıra musluk altında kafamı serinletiyordum ve bu da yetmediği zaman sık sık duş alıyordum. Bazı komşularımın daire kapılarını açarak serinlemeye çalıştıklarını gözlerimle gördüm.

Ve bir şeyi daha farkettim; eskiden ara sıra Fashion TV'deki kızlara bakarken Basra sıcaklığının olduğu bugünlerde bunu bile yapamaz duruma düştüm. Çünkü odamın içindeki sıcaklık dayanılmaz idi.

Peki bu adamlar AZL olayını nasıl başarmışlar, o Arap çöllerinin dayanılmaz sıcaklığında?

Not: Basra (http://tr.wikipedia.org/wiki/Basra_%28anlam_ayr%C4%B1m%C4%B1%29)'nın nerede olduğunu öğrenmek için lütfen haritaya bakınız!

emperrordiablo
11-08-2010, 22:53
Bu söylediklerini araştırınca açıkçası şok geçirdim. Örneğin AZL olayına bir bakalım.

Bilirsiniz, daha geçenlerde Basra sıcaklıklığı nedeniyle bırak bilgisayarın başında oturmayı, pencere ve kapı açık olmadan evde oturmak mümkün değildi. Örneğin ben odamın kapısını açık bırakmadan (ki hava sirkülasyonu için bu gerekliydi) bilgisayarımın başında oturamıyordum, ara sıra musluk altında kafamı serinletiyordum ve bu da yetmediği zaman sık sık duş alıyordum. Bazı komşularımın daire kapılarını açarak serinlemeye çalıştıklarını gözlerimle gördüm.

Ve bir şeyi daha farkettim; eskiden ara sıra Fashion TV'deki kızlara bakarken Basra sıcaklığının olduğu bugünlerde bunu bile yapamaz duruma düştüm. Çünkü odamın içindeki sıcaklık dayanılmaz idi.

Peki bu adamlar AZL olayını nasıl başarmışlar, o Arap çöllerinin dayanılmaz sıcaklığında?

Not: Basra (http://tr.wikipedia.org/wiki/Basra_%28anlam_ayr%C4%B1m%C4%B1%29)'nın nerede olduğunu öğrenmek için lütfen haritaya bakınız!
Soru çok basit sayın upaut sıcak kültürde ve coğrafyada hz.Ayşe nasıl çabucak olgunlaşıp iklime uyum sağlıyor ve muhammedin ağzına layık olabiliyorsa genç yaşında bu adamlarda iklime uyum sağlamış,Türkiyenin en şehvet dolu erkekleri Adanadan çıkıyor daha geçen anketi yapılmıştı hatta baharat kebap şalgam :D derken ohhh...Bu adamlar da sıcağa uyum sağlamış demek ki :D Sorunuzun kurtarmaya yetmeyeceğini bilsenizde yersek diye yazmış olmanız sizin gibi matematik zekası olan bir insana yakışmadı bence...

upuaut
11-08-2010, 23:44
Soru çok basit sayın upaut sıcak kültürde ve coğrafyada hz.Ayşe nasıl çabucak olgunlaşıp iklime uyum sağlıyor ve muhammedin ağzına layık olabiliyorsa genç yaşında bu adamlarda iklime uyum sağlamış,Türkiyenin en şehvet dolu erkekleri Adanadan çıkıyor daha geçen anketi yapılmıştı hatta baharat kebap şalgam :D derken ohhh...Bu adamlar da sıcağa uyum sağlamış demek ki :D Sorunuzun kurtarmaya yetmeyeceğini bilsenizde yersek diye yazmış olmanız sizin gibi matematik zekası olan bir insana yakışmadı bence...

Benim bildiğim, sıcaklarda sebze ve meyve olgunlaşır. Oysa sen insanın da olgunlaştığını söyleyerek bir ilke imza atmış bulunuyorsun, farkında mısın?

Neyse, ben size yalnızca miras paylaşımıyla ilgili yardımcı olmaya çalışmıştım. Fakat siz bunu bile yanlış anlıyorsunuz.

upuaut
12-08-2010, 00:01
Soru çok basit sayın upaut sıcak kültürde ve coğrafyada hz.Ayşe nasıl çabucak olgunlaşıp iklime uyum sağlıyor ve muhammedin ağzına layık olabiliyorsa genç yaşında bu adamlarda iklime uyum sağlamış,Türkiyenin en şehvet dolu erkekleri Adanadan çıkıyor daha geçen anketi yapılmıştı hatta baharat kebap şalgam :D derken ohhh...Bu adamlar da sıcağa uyum sağlamış demek ki :D Sorunuzun kurtarmaya yetmeyeceğini bilsenizde yersek diye yazmış olmanız sizin gibi matematik zekası olan bir insana yakışmadı bence...

Benim bildiğim, sıcaklarda sebze ve meyve olgunlaşır. Oysa sen insanın da olgunlaştığını söyleyerek, Hazerfen Ahmet Çelebi gibi, bir ilke imza atmış bulunuyorsun, farkında mısın?

Neyse, ben size yalnızca miras paylaşımıyla ilgili yardımcı olmaya çalışmıştım. Fakat siz bunu bile yanlış anlıyorsunuz.

Not: Bildiğinzi gibi, Hazerfen Ahmet Çelebi, Galata Kulesi'nden Üsküdar'daki Doğancılar'a kadar uçarak Boğaz'ı geçmiş idi. Bu rekor uçuşu, "İstanbul Kanatlarımın Altında" filminde, Boğaz'daki sandalından seyreden Bekri Mustafa, bir yandan götürürken (şarap içerken) diğer taraftan Hazerfen Ahmet Çelebi'ye tarihte bir ilke imza atttığını söylemiş idi!

emperrordiablo
12-08-2010, 00:09
Benim bildiğim, sıcaklarda sebze ve meyve olgunlaşır. Oysa sen insanın da olgunlaştığını söyleyerek, Hazerfen Ahmet Çelebi gibi, bir ilke imza atmış bulunuyorsun, farkında mısın?

Neyse, ben size yalnızca miras paylaşımıyla ilgili yardımcı olmaya çalışmıştım. Fakat siz bunu bile yanlış anlıyorsunuz.

Not: Bildiğinzi gibi, Hazerfen Ahmet Çelebi, Galata Kulesi'nden Üsküdar'daki Doğancılar'a kadar uçarak Boğaz'ı geçmiş idi. Bu rekor uçuşu, "İstanbul Kanatlarımın Altında" filminde, Boğaz'daki sandalından seyreden Bekri Mustafa, bir yandan götürürken (şarap içerken) diğer taraftan Hazerfen Ahmet Çelebi'ye tarihte bir ilke imza atttığını söylemiş idi!
Hazerfeni tanıyoruz elbet...

Olgunlaşma hadisesini sabi sübyanı koynuna alan muhammedi kurtarmak için islamcılar söylüyor biz değil...

denklem
12-08-2010, 03:39
erkeğe, kıza verilenin iki katı.
anneye babaya kıza verilenin 3 de 1i
ölenin eşine erkek çocuğa verilenin 2 katı pay ediniz denseydi bakalım ne olurdu
evlatlar(kızlar)
anne
baba

anne babaya 1 er pay
kızların herbirine 3 er pay
eşe de erkek çocuk olsaydı kızlar 3 pay aldığından erkek altı pay alacaktı.dolayısıyla eş 12 pay alır.
payların toplamı 12+3+3+3+1+1=23.böl mirası 23 paylaştır.bu kadar basit hemen şimdi uydurdum.

emperrordiablo
12-08-2010, 03:41
erkeğe, kıza verilenin iki katı.
anneye babaya kıza verilenin 3 de 1i
ölenin eşine erkek çocuğa verilenin 2 katı pay ediniz denseydi bakalım ne olurdu
evlatlar(kızlar)
anne
baba

anne babaya 1 er pay
kızların herbirine 3 er pay
eşe de erkek çocuk olsaydı kızlar 3 pay aldığından erkek altı pay alacaktı.dolayısıyla eş 12 pay alır.
payların toplamı 12+3+3+3+1+1=23.böl mirası 23 paylaştır.bu kadar basit hemen şimdi uydurdum.
Belli :D ...........

denklem
12-08-2010, 03:44
inanılmaz bir hata gibi görünüyor.milyonlar nasıl görmemiş bu hatayı.ee ne yapacaz biz şimdi.öbür dünyada yoksa.birde korkuyorum arkadaş öyle tehditler varki kuranda.alt çene aşağı sarkacak.üst çene alınla birleşecek..ateşten ayakkabı giyilecek(bu en hafifiymiş).arkadaşlar hesapları doğru yaptınız değilmi? bakın yanlış olmasın sonra.

emperrordiablo
12-08-2010, 03:50
inanılmaz bir hata gibi görünüyor.milyonlar nasıl görmemiş bu hatayı.ee ne yapacaz biz şimdi.öbür dünyada yoksa.birde korkuyorum arkadaş öyle tehditler varki kuranda.alt çene aşağı sarkacak.üst çene alınla birleşecek..ateşten ayakkabı giyilecek(bu en hafifiymiş).arkadaşlar hesapları doğru yaptınız değilmi? bakın yanlış olmasın sonra.
En sağlam hesap yapan arkadaşımız ve konuyu didik didik eden upaut idi.O da şunu söylemeden edemedi onca matematik bilgisi ile.İstediği olasılık ve kombinasyona hatta denklemi zorlama girişimleri ertesinde , zaten ayetteki paylar ile bunu 1 tam üzerinden pay edebilmek mümkün değil,bu yüzden feraiz ilmi ile konuyu inceleyip Muhammedin bu işi nasıl yaptığına bakmalı ve bir tam üzerinden sağlıklı pay nasıl yapılır bunu tartışmalı gibi bir cümle ardına kendi de sıkıştığını anlayıp değişik olasılıklar denemeye devam etti ama ayetler net herhangi bir olasılığı sana bildirmemiş ayetlerde dedik...Ayetlerde hata yok islam alimlerinin miras payını eşit dağıtıp dağıtmadığı konusu ayrı bir hukuk konusudur lakin bayağı kesir kadar basit bir konu içinde ki basit kesir toplamasında pay ve paydayı eşitleyip denklemi bire çıkarmak imkansız dostum...

Şu söylemin yanlıştır.Milyonlar nasıl görmemiş,aksine onlarca islam alimi durumun farkında ve yeni formulasyonlar geliştirmiştir.Gazali gibi hatta en ilkelini geliştiren ve aslında ayetleri bozduğunun farkında bile olmayan Hz.Ömer gibi AVL sistemi vs...

Not:Upaut bir mümindir ve :) işte...Sonuç tartışma oradadır...

denklem
12-08-2010, 04:21
bende hesapladım bir kaç şekilde bazı durumlarda doğru çıkıyor.bazı durumlarda ya eksik yada fazla çıkyor.bi hata olduğu görülüyor.biraz daha araştıracağım.milyonların ne dediği umurumda değil.galilede milyonların tersini söylemişti.
benim miras paylaştırma metodunda bir hata çıkmaz sanırım.çünkü direk paydaların eşitlenmesi durumundan ,ortak payda oluşturmaktan hareket ettim.

emperrordiablo
12-08-2010, 04:28
bende hesapladım bir kaç şekilde bazı durumlarda doğru çıkıyor.bazı durumlarda ya eksik yada fazla çıkyor.bi hata olduğu görülüyor.biraz daha araştıracağım.milyonların ne dediği umurumda değil.galilede milyonların tersini söylemişti.
benim miras paylaştırma metodunda bir hata çıkmaz sanırım.çünkü direk paydaların eşitlenmesi durumundan ,ortak payda oluşturmaktan hareket ettim.

Araştırmanızı merakla bekliyoruz...

upuaut
12-08-2010, 19:43
Not:Upaut bir mümindir ve :) işte...Sonuç tartışma oradadır...

emperrordiablo, benim hakkında yanlış düşünüyorsun. Dikkat ederseniz, ben yalnızca problemin çözümünü tüm zihin açıklığıyla, bilimin sınırları içinde ele alıp, sonuçlarını size bildirmiştim. Fakat siz buna rağmen yok upuaut zorlama yapıyormuş, yok upuaut müminmiş gibi acayip çıkarımlarda bulunuyorsunuz. Oysa bu problemi inancı ne olursa olsun bir başkasına da sorsanız, aynı şeyleri söylecek idi.

İnanmazsanız, denemesi bedava. Çünkü o kişi de bizim geçtiğimiz noktalardan geçecek ve aynı şekilde ifade etmese bile, bu sonuçları söyleyecektir.

upuaut
12-08-2010, 22:15
Şu söylemin yanlıştır.Milyonlar nasıl görmemiş,aksine onlarca islam alimi durumun farkında ve yeni formulasyonlar geliştirmiştir.Gazali gibi hatta en ilkelini geliştiren ve aslında ayetleri bozduğunun farkında bile olmayan Hz.Ömer gibi AVL sistemi vs...

Tam olarak öyle değil. Miras paylaşımı çok eski bir problemdir. Bilinen ilk miras paylaşımı M.Ö. 2000'li yıllarda Eski Babil'de yapıldı ama, bu miras paylaşımı erkek kardeşler arasında ya da M.Ö. 1760'daki Hammurabi Kanunları'nda (madde 181 ve 182) 1 Mana'nın 1/3'ünün verilmesi gibi basit paylaşımlar idi. Fakat İslam Dönemi'ne girildiğinde miras paylaşımı ailedeki bütün üyelere genişletilince, karmaşık bir hal aldı. Dolayısıyla karmaşık bir hal alan miras problemini çözebilmek için bir yöntem sözkonusu oldu. Hadis alimlerinin rivayetlerine göre, Hz. Muhammed'ten aktarılan birkaç örnek basit problemler idi. Dolayısıyla bu örneklerden yöntemi görmek mümkün değildi.

İşte Hz. Ömer'in halifeğinde karmaşık bir miras problemi yani oranlar toplamı 1'i aşan bir problem sözkonusu olunca, Hz. Ömer ve sahabeler bir istişare etmek zorunda kaldılar. Hep birlikte dediler ki; "Acaba ne yapsak, ne yapsak da problemi çözsek?"

İçlerinden (eski solculardan) biri öne çıkıp, "Abi bize iş ve aş verdiniz, cebimizi doldurdunuz. Fakat ne yapacağımızı bilemiyoruz şimdi?" dedi.

Bu tam da kaçırılmayacak bir fırsattı. Dolayısıyla bu fırsatı oya dönüştürmek isteyen Başkan; "Siz, eski solcular 12 Eylül'e yaslanın! Biz de refandumu getirelim. Sizinle orada buluşuruz" diyerek hep birlikte dağıldılar ve sorun da böylece çözülmüş oldu (Not: Bu konuşma Ulusal kanaldaki Süheyl Batum'dan alınmıştır (http://www.ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=16416:tuerkyenn-gelece-panel&catid=60:mektup-koeesi)).

Şimdilerde "Yes be annem!, 2004 (http://www.binyayla.net/i/index.php?option=com_content&view=article&id=25:yes-be-annem&catid=9:goncagul&Itemid=16)"den sonra "EVET be dedeciğim!, 2010 (http://a.imageshack.us/img40/7427/dsc02137vz.jpg)" modası revaçta!

Neyse, siz refanduma giderken bu içler acısı durumu aklınızdan çıkarmadan kaldığımız yerden devam edersek; Hz. Ömer, sahabelerle istişare etti ve çözüm olarak "Avl" denilen bir yöntemde karar kıldı. Bu yönteme göre, mirasa kaç kişi katılırsa katılsın herkesin payı anında belirleniyordu ve herkesin kaybı başlangıçtaki oranlara göre oluyordu. Bu nedenle kimse kimseden davacı olmuyordu. Fakat o sırada hiç kimsenin aklına bu problemin nümerik fonksiyonlarla birden fazla (sonsuz tane) çözümü olduğu gelmemişti. "Avl" yöntemi bu çözümlerden yalnızca bir tanesiydi (Bkz. 1056 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327341&postcount=1056) nolu mesajıma).

Bu yönteme (Avliyeye) karşı çıkan ilk kişi Şia alimi İbni Abbas oldu. O bu yöntem yerine "Öncelik Sırası" adı altında yeni bir yöntem önerdi. Ona göre, pay’ın payda’dan büyük çıktığı bu durumlarda söz konusu mirasçılar arasında bir “öncelik sırası” belirleniliyor ve eksiklik sadece bu sıralamada sona kalanlara yansıtılıyor. İşte "Sona kalan, dona kalır!" sözü bize buradan miras kalmıştır.

Şia mezhebinin alimleri bu yöntemi esas almakta. Şia, kendi mezhebince bir takım ayet ve hadislere dayanarak bir öncelik sırası oluşturmuş: Örneğin mal yetmese de, eşlerin oranlarının düşürülemeyeceğini (yani karı-kocanın öncelikli olduğunu) söylemekteler. Bununla birlikte şii alimlerinin anne-baba oranlarında bir eksiltme olamayacağı veya eksikliğin sadece kız çocuklara yansıtılması gerektiğine dair çoğunluk görüşleri olduğu söylenmekte. Ama görüldüğü kadarıyla Şia’nın da görüş birliğiyle baştan sona üzerinde anlaşabildiği herhangi bir öncelik sırası listesi yok ve farklı “içtihadlar” söz konusu.

Sonuç olarak Şia’nın önerdiği yöntemle de ayetlerde apaçık belirtilmiş olan oran(lar) eksiltilmek zorunda. Tek fark eksikliğin bütün mirasçılara değil, sadece bazılarına yansıtılması. Ama bu durumda da eksiklik kime yansıtılıyorsa, o mirasçı Kuran’da belirtilmiş olan oranı alamamış oluyor. Çünkü ayetlerde geçen oranları dağıtmak zaten imkânsız. Her halükârda birilerine ayette yazandan daha az verilmesi kaçınılmaz.

Çok sonraları bir başka Şia alimi, matematikçi Harezmi (780-850) bu yöntemi inceledi ve bulgularını "Kitâb-ül-Muhtasar fî Hisâb-il-Cebri vel-Mukâbele" kitabının 4. bölümündeki "Miras Cebiri" adlı risalesinde topladı. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur. Mîras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs. arasında Kur’ân-ı kerîm’de belirtilmiş muayyen hisseler hâlinde dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmî, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır (Bkz. "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb) a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa)" adlı kitaba).

Fakat onun da, "Genel Bir Tahmin" ile başlayıp, bir "Standart Formül" ile bitirdiği kitabından anlaşılacağı üzere, orijinal yöntemi keşfetmede bazı eksikliklerinin olduğu görülmektedir.

Öyle görünüyor ki, Kur'andan hareketle bir miras problemi çözme artık arkeolojik bir uğraşa (yani bir papirüs ya da tabletteki bir problemi çözmeye) terkedilmiştir. İnanmayan Solomon Gandz'ın Eski Babil tablerindeki çalışmalarına bakabilir.

emperrordiablo
12-08-2010, 23:54
emperrordiablo, benim hakkında yanlış düşünüyorsun. Dikkat ederseniz, ben yalnızca problemin çözümünü tüm zihin açıklığıyla, bilimin sınırları içinde ele alıp, sonuçlarını size bildirmiştim. Fakat siz buna rağmen yok upuaut zorlama yapıyormuş, yok upuaut müminmiş gibi acayip çıkarımlarda bulunuyorsunuz. Oysa bu problemi inancı ne olursa olsun bir başkasına da sorsanız, aynı şeyleri söylecek idi.

İnanmazsanız, denemesi bedava. Çünkü o kişi de bizim geçtiğimiz noktalardan geçecek ve aynı şekilde ifade etmese bile, bu sonuçları söyleyecektir.

Sn.Upaut yazdıklarımı nasıl bir önyargı ile okuyorsanız yada buna ben mahal verdiysem af ola,lakin sizin için içimizde en çok araştıran odur tamamen matematiksel olarak olaya bakmasına rağmen diyerek başladım ben cümleme , bilimin sınırları dışına çıktığınızı iddaa etmedim en azındn matematiksel söylemlerinizde , konuyu başka yerlere çekmeye çalıştığınızı zaman zaman gözlemledim ve rahatsızlığımı size de söyledim.

emperrordiablo
13-08-2010, 00:14
Tam olarak öyle değil. Miras paylaşımı çok eski bir problemdir. Bilinen ilk miras paylaşımı M.Ö. 2000'li yıllarda Eski Babil'de yapıldı ama, bu miras paylaşımı erkek kardeşler arasında ya da M.Ö. 1760'daki Hammurabi Kanunları'nda (madde 181 ve 182) 1 Mana'nın 1/3'ünün verilmesi gibi basit paylaşımlar idi. Fakat İslam Dönemi'ne girildiğinde miras paylaşımı ailedeki bütün üyelere genişletilince, karmaşık bir hal aldı. Dolayısıyla karmaşık bir hal alan miras problemini çözebilmek için bir yöntem sözkonusu oldu. Hadis alimlerinin rivayetlerine göre, Hz. Muhammed'ten aktarılan birkaç örnek basit problemler idi. Dolayısıyla bu örneklerden yöntemi görmek mümkün değildi.

İşte Hz. Ömer'in halifeğinde karmaşık bir miras problemi yani oranlar toplamı 1'i aşan bir problem sözkonusu olunca, Hz. Ömer ve sahabeler bir istişare etmek zorunda kaldılar. Hep birlikte dediler ki; "Acaba ne yapsak, ne yapsak da problemi çözsek?"

İçlerinden (eski solculardan) biri öne çıkıp, "Abi bize iş ve aş verdiniz, cebimizi doldurdunuz. Fakat ne yapacağımızı bilemiyoruz şimdi?" dedi.

Bu tam da kaçırılmayacak bir fırsattı. Dolayısıyla bu fırsatı oya dönüştürmek isteyen Başkan; "Siz, eski solcular 12 Eylül'e yaslanın! Biz de refandumu getirelim. Sizinle orada buluşuruz" diyerek hep birlikte dağıldılar ve sorun da böylece çözülmüş oldu (Not: Bu konuşma Ulusal kanaldaki Süheyl Batum'dan alınmıştır (http://www.ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=16416:tuerkyenn-gelece-panel&catid=60:mektup-koeesi)).

Şimdilerde "Yes be annem!, 2004 (http://www.binyayla.net/i/index.php?option=com_content&view=article&id=25:yes-be-annem&catid=9:goncagul&Itemid=16)"den sonra "EVET be dedeciğim!, 2010 (http://a.imageshack.us/img40/7427/dsc02137vz.jpg)" modası revaçta!

Neyse, siz refanduma giderken bu içler acısı durumu aklınızdan çıkarmadan kaldığımız yerden devam edersek; Hz. Ömer, sahabelerle istişare etti ve çözüm olarak "Avl" denilen bir yöntemde karar kıldı. Bu yönteme göre, mirasa kaç kişi katılırsa katılsın herkesin payı anında belirleniyordu ve herkesin kaybı başlangıçtaki oranlara göre oluyordu. Bu nedenle kimse kimseden davacı olmuyordu. Fakat o sırada hiç kimsenin aklına bu problemin nümerik fonksiyonlarla birden fazla (sonsuz tane) çözümü olduğu gelmemişti. "Avl" yöntemi bu çözümlerden yalnızca bir tanesiydi (Bkz. 1056 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327341&postcount=1056) nolu mesajıma).

Bu yönteme (Avliyeye) karşı çıkan ilk kişi Şia alimi İbni Abbas oldu. O bu yöntem yerine "Öncelik Sırası" adı altında yeni bir yöntem önerdi. Ona göre, pay’ın payda’dan büyük çıktığı bu durumlarda söz konusu mirasçılar arasında bir “öncelik sırası” belirleniliyor ve eksiklik sadece bu sıralamada sona kalanlara yansıtılıyor. İşte "Sona kalan, dona kalır!" sözü bize buradan miras kalmıştır.

Şia mezhebinin alimleri bu yöntemi esas almakta. Şia, kendi mezhebince bir takım ayet ve hadislere dayanarak bir öncelik sırası oluşturmuş: Örneğin mal yetmese de, eşlerin oranlarının düşürülemeyeceğini (yani karı-kocanın öncelikli olduğunu) söylemekteler. Bununla birlikte şii alimlerinin anne-baba oranlarında bir eksiltme olamayacağı veya eksikliğin sadece kız çocuklara yansıtılması gerektiğine dair çoğunluk görüşleri olduğu söylenmekte. Ama görüldüğü kadarıyla Şia’nın da görüş birliğiyle baştan sona üzerinde anlaşabildiği herhangi bir öncelik sırası listesi yok ve farklı “içtihadlar” söz konusu.

Sonuç olarak Şia’nın önerdiği yöntemle de ayetlerde apaçık belirtilmiş olan oran(lar) eksiltilmek zorunda. Tek fark eksikliğin bütün mirasçılara değil, sadece bazılarına yansıtılması. Ama bu durumda da eksiklik kime yansıtılıyorsa, o mirasçı Kuran’da belirtilmiş olan oranı alamamış oluyor. Çünkü ayetlerde geçen oranları dağıtmak zaten imkânsız. Her halükârda birilerine ayette yazandan daha az verilmesi kaçınılmaz.

Çok sonraları bir başka Şia alimi, matematikçi Harezmi (780-850) bu yöntemi inceledi ve bulgularını "Kitâb-ül-Muhtasar fî Hisâb-il-Cebri vel-Mukâbele" kitabının 4. bölümündeki "Miras Cebiri" adlı risalesinde topladı. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur. Mîras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs. arasında Kur’ân-ı kerîm’de belirtilmiş muayyen hisseler hâlinde dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmî, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır (Bkz. "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb) a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa)" adlı kitaba).

Fakat onun da, "Genel Bir Tahmin" ile başlayıp, bir "Standart Formül" ile bitirdiği kitabından anlaşılacağı üzere, orijinal yöntemi keşfetmede bazı eksikliklerinin olduğu görülmektedir.

Öyle görünüyor ki, Kur'andan hareketle bir miras problemi çözme artık arkeolojik bir uğraşa (yani bir papirüs ya da tabletteki bir problemi çözmeye) terkedilmiştir. İnanmayan Solomon Gandz'ın Eski Babil tablerindeki çalışmalarına bakabilir.

Ayrıca sayın arkadaşım konumuz bu değil yüzlerce defa anlattın bu yukarda ki metni bize biz de bu yazdıklarına a'dan z'ye doğru dedik yanlış yok , bu iş üzerine çalışan alimlerin zaten değerli alimler olduğunu matematiğe bir çok alanda bir çok katkıda bulunduklarını da biz biliyoruz...

Sorun şu:Neden arının kromozom sayısını net şekilde yazan kuran miras gibi katii kurallar getiren bir durum için olayı böylesine karmaşık ele almış neden verdiği paylar biri tutmuyor?Tanrı kelamı değil mi bu düşünememiş mi?Yoksa Bu alimlerin hesaplarında bir yanlış olmasın okey de ben size kuranı soruyorum ben mi yanlışım?Yoksa kuran da ki paylar hatasız ve tartışmasız her halikar da bir tam sayısını veren paylar mı?Matematiksel olarak sadece kurandan hareketle bir miras dağıtımı yapmak mümkün mü_?Yorumsuz olasılıksız?Verdiği sayı ve kesirlere sadık kalarak!

emperrordiablo
13-08-2010, 00:16
Ayrıca Not nerden girdin nerden çıktın Süheyl batum ile refeRANDOM'a dokundun o kısmı anlamadım ama politika konu başlığı altında biz zaten o konuyu da tartışıyoruz değerli fikirlerini okumayı isterim şahsen ben...

upuaut
13-08-2010, 21:51
Ayrıca sayın arkadaşım konumuz bu değil yüzlerce defa anlattın bu yukarda ki metni bize biz de bu yazdıklarına a'dan z'ye doğru dedik yanlış yok , bu iş üzerine çalışan alimlerin zaten değerli alimler olduğunu matematiğe bir çok alanda bir çok katkıda bulunduklarını da biz biliyoruz...

Sorun şu:Neden arının kromozom sayısını net şekilde yazan kuran miras gibi katii kurallar getiren bir durum için olayı böylesine karmaşık ele almış neden verdiği paylar biri tutmuyor?Tanrı kelamı değil mi bu düşünememiş mi?Yoksa Bu alimlerin hesaplarında bir yanlış olmasın okey de ben size kuranı soruyorum ben mi yanlışım?Yoksa kuran da ki paylar hatasız ve tartışmasız her halikar da bir tam sayısını veren paylar mı?Matematiksel olarak sadece kurandan hareketle bir miras dağıtımı yapmak mümkün mü_?Yorumsuz olasılıksız?Verdiği sayı ve kesirlere sadık kalarak!

emperrordiablo, miras problemindeki durumu anlaman için şimdi farklı bir yaklaşımda bulunacağım. Çünkü bunu da anlamazsan, korkarım ki fazla yapılacak bir şey kalmamış olacak.

Şimdi aşağıdaki resme dikkatli bir şekilde bak ve incele lütfen!

http://www.math.ubc.ca/%7Ecass/euclid/ybc/ybc7289-3-small.jpg


Ne görüyorsun bu tablette?

Köşegenleri çizilmiş bir kare ve üzerindeki birkaç çiviyazısını. Değil mi?

Peki tablet üzerindeki çiviyazıları ne anlama geliyor?

Karenin sol kenarının dışında arka arkaya çizilmiş 3 tane küçüktür işareti var ve bunlardan herbiri Eski Babil rakamlarına göre "10" demektir. Buna göre karenin sol kenarına çiviyazısıyla yazılmış sayı 3x10=30 olur. Bu sayı karenin bir kenar uzunluğunu gösterir.

İkinci olarak, karenin yatay köşegeni üzerine çiviyazısıyla yazılmış rakamlar ise "1 24 51 10" dur ve bunların arasında hiçbir işaret yoktur. Fakat bu sayı 2'nin karekökü için verilmiş bir seksagesimal (60 tabanlı) yaklaşıklık olduğundan, "1;24,51,10" şeklinde yazılmaktadır ve açılımı

1;24,51,10 = 1 + (24/60) + (51/60^2) + (10/60^3)

tür.

Şimdi resme biraz daha dikkatli bir şekilde bakarsan, bu köşegenin altında bir çiviyazısı daha var. Burada da soldan sağa yazılmış "42 25 35" rakamları bulunuyor ve bu rakamlardan oluşan sayı karenin kenar uzunluğu ile 2'nin karekökünün çarpımı olduğundan, kısacası karenin köşegen uzunluğu olduğundan

30x1;24,51,10=42;25,35

şeklinde yazılmaktadır (Bkz. Analysis of YBC 7289 (http://www.math.ubc.ca/%7Ecass/euclid/ybc/analysis.html)'a).

Peki M.Ö. 1800'e tarihlenen bu tabletteki 2'nin karekökü olan

1;24,51,10 = 1.41421(2962)

değerini Eski Babilliler nasıl bulmuşlar idi? Çünkü bu değerin 60 tabanında tamamı yani 3 basamağı doğru ve 10 tabanında da 5 basamağı doğrudur.

İşte dünyadaki tüm Arkeo-matematikçiler ve kayıtsız kalamayan hemen herkes Eski Babilliler'in bu yaklaşık değere nasıl ulaştıklarını soruyor. Fakat elimizde bu tabletten ve Eski Babilonya Matematiği'ndeki çok az bilgiden başka bir şey yok ne yazık ki! Bu değerin bulunmasında kullanılan yöntem ise tarihin derinliklerinde kaybolup gitmiştir.

Herhalde bu yöntemi geri çağırabilmek için

"İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak refarandumda EVET oyu kullandırmak lazım."

sözüne benzer şekilde

"İmkan olsa da 3800 yıl önce ölen Eski Babilli matematikçiyi mezardan kaldırsak, bize bu yöntemi anlatsa!"

demek gerekiyor. Fakat ilkindeki sözün malum güruha söylenirken ikincisindekinin ise tüm dünyanın yararına söylendiğine dikkat ediniz lütfen!

Şimdi de dönelim İslam'daki miras problemi için Kur'an-ı Kerim'e.

Nisa suresindeki 11, 12. ve 176. ayetlerde temel aile üyelerinden koca, karı, anne ve babayla birlikte bir istisnai olarak kelale (babasız ve çocuksuz) kardeşlere bazı oranlar veriliyor ve bunların paylaştırılması isteniyor. Ama nasıl? Çünkü tarihsel sürece baktığımızda bunun için elimizde bir yöntemin olmadığını görüyoruz.

Yani bu iki şeyi karşılaştırdığınızda bazı benzerliklerin olduğunu farketmeniz ve ne yapmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor. Değil mi?

emperrordiablo
14-08-2010, 03:38
Hayır gerekmiyor birincisi babilliler tanrının onlara bahşettiği bir formulasyon kesinliğinde olaya bakmıyor buna rağmen sonuçsal bir hata içermiyor tablettekiler ve katii verilerle 60 tabanlı sayıdan tutun evrensel ve günümüz modern matematiğinde kullanılan küçüktür işaretine kadar görebiliyoruz o ilkel tabletin üstünde ve bunları algılamakta güçlük çekip,bu adamlar bunu nasıl görebilmiş diyerek tarih bilimine pas açıyoruz ve mezardakileri kaldırmadan inceleme düsturu ile anlamaya ve algılamaya çalışıyoruz.Anlamak ve algı arasında ki farkı bir düşünün önce.

Sonra geliyoruz kurana Tıpkı zamanında 12 eylülcülere sızıntı dergisinde iyi ki geldiniz tam zamanında geldiniz selam olsun size şeklinde bir editör yazısı yazıp bunu darbenin hemen sonrası yazan yavşak ulema bozuntusu gibi işimize gelince 2010 yılında kalkıp demokrasi uğruna mezardakileri bile kaldırarak evet dedirtmek lazım beyanına bir tarafımızla gülüyor ve ilkel babillilerin metodolojisi bu kadar açık ve net bir o kadar da günümüzde anlaşılması zorken , evrensel kuranın içinde bu netliği göremeyip birde hata ile karşılaşınca alternatif sonuçlar ve olamayacak dağılımlar gibi tanrı denklemi bir doğru denklemi haline gelerek köşegenlerini yitiriyor uslarımız da ve diyoruz ki bu denklem kendini her halikarda sıfıra eşitleyecek,Sonuç ALLAH=Sıfır oluveriyor, ve biz bunu yemeyerek ALlaha selam çakıyoruz ardından HaYıR diyoruz...Sanada hayır...Yanlışsın...

denklem
14-08-2010, 16:44
Misyoner uydurması, mantık hilesi ihtiva eden "Matematik Hatası" iddiasına reddiye!

Alıntı:Aşağıdaki âyetler, "miras" hukuku ile ilgilidir. Bu âyetlere göre hesap yapıldığında, mirasçılarda, "sona kalan dona kalmakta"dır; çünkü mirasın payları toplandığında, toplam, mirastan "fazla" olmaktadır!

Önce âyetlere bakalım... Nisâ/4:11, 12, 176...

Varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlât, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki âyetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlâda mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır.

Bu durumda matematik yapalım: (2/3)+(1/6)+ (1/6)+ (1/8) = 1.125 bulunur! (1.0 olması gerekirdi!..)
Bismillahirrahmanirrahim

Evvela bu içinde mantık ve matematik hilesi ihtiva eden batıl iddianın kaynağını zikrederek söze başlayalım! Bu iddia internet ortamında ilk defa jochen katz denen misyoner tarafından tefrika edilmiştir! Sonra ondan iktibas ile oriental ve misyonerler yazmadan çizmeden konuşamayan, dilleri lal olan ateistlerimiz bu iddiayı alıp sitelerinde tefrika etmiştir!

Muhtemeldirki jochen katz, islam tarihini veyahut islam fıkhını tedkik eder iken, halife ömer devrinde cereyan eden bir miras olayından hareket ile içinde mantık ve matematik hile ihtiva eden bu iddiayı ortaya atmayı tasarlamıştır!

İddianın çürük çıkış noktası ve mantık hilesi, evvela kuranın kendi iç bütünlüğünde zikrettiği bir varis tablosundaki payları nazara verip, sonra sual edilen o meşhur varis tablosundaki varislere, kuranın kendi iç bütünlüğü içinde zikrettiği o başka varis tablosundaki payları tatbik etmeye kalkma kurnazlığıdır!

Daima tekrar edilen bu varis tablosunda varislere ne pay düşeceği sualine cevap verebilmek içün evvela burada dillendirilen hatalı değerlendirmelerin kaynaklarını tespit etmemiz gerekiyor! Bu kaynaklar kanaatimizce şunlardır!

-İslam hukuku ve temellerinin ne olduğunun bilinmemesi
-İçtihad müessesesinin sahası ve meşruiyetinin bilinmemesi
-İslamdan evvel arap toplumunun miras kaidelerinin bilinmemesi
-İslam hukukunun getirdiği miras usulünün tamamen yeni ve orjinal oluşunun bilinmemesi
-Avlin ne zaman hangi varis tablosunda ortaya çıktığının bilinmemesi

Bu bilinmeyen meseleler yüzünden şu meşhur varis tablosu ile karşılaşıldığında islam hukukunca uygulanan, hata edilerek yanlış yorumlanmış ve matematik hata vardır zehabına kapılınmıştır!

Bu mevzulara icmalen değinmek yerinde olacaktır çünkü başkaca bu meselenin anlaşılması namümkündür!

Evvela islam hukukunun iki ana, bu ana temellerden beslenen ikide alt dal olmak üzere dört kaynağı vardır!

Ana kaynaklar çoğunluğun malumu olacağı üzre kuran ve Hz. Muhammedin risalet vazifesine dair söz ve fiilleridirki buna sünnet denmekte! İşte bu iki kaynaktan neşet eden kıyas ve icma diye iki kaynak daha vardırki bu ikiside meşruiyetleri usul ve metodlarını ana iki kaynaktan alırlar!

Kıyas bir mesele hakkında bu meseleye benzeyen şeri bir meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir! İcma ise dini bir meselede ehlinin ittifak etmesidir! Bunların ikiside islam hukukunun bir parçasıdır, kuran ve sünnette ele alınışları mufassalan izahı gereken başkaca bir mevzudur!

İçtihad müessesesinin sahası işin tabiatı gereği delilin sübutu ve manaya delaleti zanni veyahut sadece manaya delaleti zanni olduğu hallerdir ve bu haller çokça yeni vakıalar ile alakalıdır!

Ele alınan meseleye ait sarih bir nass mevcut olmadığında içtihad için kapı açılmış olur ve bu kapıdan belirlenmiş usul ve kaideler ile giren erbabı kıyas/rey ile hükmünü verir ve buda islamca meşrudur ve teşvik edilmiştir!

İmdi islamdan evvel arap toplumunda miras taksimine bakılınca mirascı olunma ve taksimatın nasıl yapıldığına nazar edilir ise bunun haza zulüm üzre bina edildiği görülür, islam bu zulmü ortadan kaldırmış yanlış telakkilerden mütevellid hataları ıslah etmiş kendisi yepyeni kaideler koymuştur! Zati islamın yanlışlıklara dair tavrı iki türlü olmuştur, ya tamamen ortadan kaldırma, yasaklama veyahut o kötülüğü arızayı ıslah etme!

Miras bahside bu ikinci veche bakar, veraset bahsinde kimler niçün ve hangi hallerde varisdir meseleleri zikredilip kadına dair ifrat derecesindeki zulüm ortadan islamca kaldırılmış varisliğin şartları tespit edildikten sonra kim hangi halde ne kadar alacaktır bu bildirilmiştir! İslamın ölenin geride bıraktığı yakınlarını üç sınıfa ayıran tasnifi ve bununla alakalı ahkamı yepyenidir ve İslam ile gelmiştir!

İmdi matematik hatası vardır iddiasının zikredilmesinin sebebi olan ve burada zikredilen varis tablosunda da uygulanacak olan avl bahsine gelir isek bunun evvela nasıl ortaya çıktığını anlatmak icab eder, yani ilk avl hadisesine nazar etmemiz gerekir!

Avlin ilk kez uygulanışı ne bu mevzuyu ilk kez internet ortamında tefrika eden jochen katzın nede ondan nakil ile forumlarda ateistlerin çokça zikrettiği o meşhur varis tablosu ile alakdar olarak gündeme gelmemiştir!

O daima tekrarlanan varis tablosu halife aliden sual edilmiştir mesele minberiye diye anılır ama ilk vakıa halife ömer devrinde ortaya çıkmıştırki, oda ölen bir kadına kocası ile iki öz kızkardeşinin varis olması halidir veyahut kocası ile anası ve bir öz kızkardeşinin varis olması halidir!

İmdi bu olduğunda ne olmuştur!

Halife ömer taksimatı nasıl yapması gerektiği mevzuunda Hz. Muhammedin arkadaşlarına danışmıştır burada ömerin varislere söylediği bir söz vardırki meseleyi anlamak için pek mühimdir! Derki ömer

Alıntı:"Allah'a andolsun! Allah hanginize öncelik tanımış ve hanginizi tehir etmiş bilmiyorum."

Ed-Dürr-ül Mensûr, El-Mizan Fî Tefsir-il Kur'an (http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/kuran%20ve%20sunnette%20miras/index.html)
Bir başka rivayette söylenen şudur!

Alıntı:Allah(cc)'ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah(cc)'ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım.

el-ihtiyar (http://www.darulkitap.com/oku/fikih/v2/elihtiyar/)
Bununla söylenen şudurki halife ömer, yeni karşılaştığı ve kuranda geçmeyen bu varis tablosunda yer alan varislere ve o varislerin kuranda başkaca varis tablolarında geçmekte olan hisselerine bakmış, sonra karşılaştığı varis tablosunda bu hisselerin mahreci yani mirasın aslını aştığını görmüş ve bu yeni halde eğerki bu varislere kuranda başkaca varis tablolarında geçen hisselerini verecek ise evvela hangi varis payını vermesi gerekip kalanı kimlere taksim etmesi gerektiği hususunda bir karinesinin olmadığını söylemiştir!

Neticede ömer Hz. Muhammedin arkadaşlarıyla istişare sonucu her varise payı oranında eksiltme tahakkuk ettire genişletme yöntemi ile avl uygulamıştır! Buna iştirak edenler arasında ali, ibni mesud, zeyd bin sabit gibi Hz. Muhammedin arkadaşları içinde dinde allame mertebesindekiler yer almıştır bunların hiç bir itirazı söz konusu olmamıştır!

Hadise böylece gerçekleştiği içün avli uydurulan, bir hata gizleme saklama metodu olarak görmek ve göstermek doğru değildir, bu cahilce bir sözdür! Bilakis avl ticaretle uğraşan ve elbette matematik hesap kitapda bilen devrin insanının hesaplamalarda tabanı genişletme usulunu bu şahit oldukları yeni varis tablosuna tatbik etmesidir!

Anlatıldığı vechile varislerin birinden yada bir kaçından eksiltme yapmak için kurani bir karine görmediklerinden bu yeni durumda her bir varisin payının ne olacağına dair sarih bir nass da mevcut olmadığından bir içtihad geliştirmişlerdir.

Bu uygulamaya bidayette bir itiraz söz konusu olmuyor, Hz. Muhammedin vahye muhatap arkadaşları içinde hassaten allame konumunda olanlarca dahi! Sonradan ibni abbasın muhalefet ettiği rivayet ediliyorki ehli şianın günümüzde de savunduğu bir görüş serdediyor ibni abbas!

İbni abbas, feraiz sahiplerinden bazısı miras almada diğerlerinden daha güçlüdür bazısı mirasdan düşerken bazısı düşmez diyor! Buna istinaden bu güçlüler mirası almada takdim edilse idi miras taksiminde avle gerek kalmaz idi diyor! Yani ibni abbasa gore yaradanın kimi takdim ettiğini anlamak için bu güçlü olma haline bakılmalı idi! Buda bir içtihaddır ve halife ömer ve arkadaşlarının içtihadlarının meşruiyeti neye dayanmakta ise buda ona dayanmaktadır! İbni abbas bu görüşünü halife ömerin vefatından sonra paylaşmıştır!

İmdi olayın seyrini icmalen anlatmaya çalıştıktan sonra, avli gerektirecek varis tablolarında yapılana bakılıp mesnetsiz bir kabulle kuranda matematik hatası var demenin ne denli büyük bir hata olduğunu ifade etmeye gayret edelim!

Bunu yapabilmek içün evvela kurandaki payları alacağımız ayetlere nazar etmek icap etmektedir! Alıntı:يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Nisa 11
Görüleceği üzere bu ayeti kerimedeki paylar sırasıyla şöyledir!

Erkek çocuğa iki dişi payı
Çocuklar arasında erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6

İmdi payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Avliye erkek çocuğun olduğu bahislerde söz konusu olmadığından nazara kız çocuklarını alıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

Alıntı:وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.

Nisa 12
Efendim bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

Alıntı:يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ فَإِن كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِن كَانُواْ إِخْوَةً رِّجَالاً وَنِسَاء فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ


Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kişinin mirası hakkında size şöyle fetva veriyor: "Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır. Eğer kız kardeşinin çocuğu yoksa, bu erkek kardeş ona varis olur. Eğer iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi bunlara kalır. Eğer erkekli dişili kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki dişi payı kadar düşer" Allah, size şaşırıyorsunuz diye bunları açıklıyor. Allah, herşeyi bilendir.

Nisa 176
İmdi bu ayetteki paylarda sırasiyle şöyle!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı.

İmdi sarahat ile görülmektedirki kuran, bu üç feraiz ayetinde bir bütünü, o bütünü aşacak paylar ile taksim etmiyor, yani misalen "dört oğulun her birine 1/3" gibi bir taksimat yapmıyorki kurana matematik hata isnad edilebilsin!

Aksine, ayetlerin tamamına nazar edildiğinde görmekteyiz her bir ayet kendi içinde bir varis topluluğunu esas alarak o cihetten paylar zikretmiş bunlar ya bir bütünü tamamen taksim etmiş veyahut bu bütünün bir kısmını taksim etmiş! Zati bu sebepledirki sünnet ile icmalen zikredilen bu hususlar mufassalan ele alınmıştır!

Burada değinmemiz icab eden bir diğer husus, bu üç feraiz ayetinden biri olup nisa onbirden sonra gelen nisa onikinin وَلَكُمْ نِصْفُ "velekum nısfu" diye başlaması keyfiyetidir! Eğerki bu ayet "f" harfi ile başlamış olsa idi bunun fa-i sebebiye, takib olduğunu "dolayısıyla" gibi bir manaya gelerek bir önceki ayetteki hükümler sebebiyle bundan ötürü gibi bir manaya geldiğini söyleyebilir ve böylece iki ayeti ve hisselerini bir arada değerlendirebilir idik!

Halbuki nisa oniki "velekum nısfu" diye başlar, vav ile "ve" denerek başlıyorki bu vavın ibtidaiye olduğu sarihtir çünkü metin içinde bir evvelki hükme sarih bir atıf yoktur! Yani bir hüküm, söz bittikten sonra yeni bir hüküm, söz anlatılacak iken kelama başlandığının karinesidirki vav-ı ibtidaiye ibtida-i kelamın yani kelam başlangıcının karinesidir!

Bu hususu hassaten zikretmemizin sebebi, şu meşhur varis tablosunda seçilen varislerin nisa onbir ve onikideki varis ve paylar olması ve mantık hilesi içerisinde "kadının payıda hemen bir sonraki ayette geçiyor" denerek, kurani bir delil, karine varmış gibi "o payda mutlaka kadına verilmeli" şeklinde kelam edilmesidir!

İmdi gösterdiğimiz vecihle kuran metni bunun böyle olmadığını gösterdiği gibi, kurana ilk muhatap olanların da meseleyi nasıl anladığını anlatmaya sıra geldi!

Halife ebu bekirden rivayet edilen bir sözü nakledeceğiz, bu sözü nakletmeden evvel şu unutulmamalıdırki, halife bu sözü ettiğinde henüz avli gerektirecek bir miras taksimatı yapılmamış idi! Yani bu sözler söylenir iken henüz, kuranda geçen varisler ve geçtikleri varis tablolarındaki payların bir başka varis tablosunda mahreci aşması hali henüz yaşanmamış idi!

Halife ebu bekirden rivayet edilirki o bir hutbesinde şöyle demiştir (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm) "Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Görüldüğü üzre halife ebu bekir herbir ayeti varislerden bir topluluğa ait olarak anlamakta ve ilk ayetin çocuk ile baba, ikincisinin eşler ve anne bir kardeşler üçüncüsünün ise ana baba bir veyahut baba bir kardeşlerle alakalı olduğunu zikretmektedir!

Mesele budur ve Hz. Muhammedin en yakın arkadaşları bunu böyle anlamıştır, bu ayetlerde sarahaten zikredilmeyen diğer varisler ve bunlarla teşekkül eden varis tablolarının izahatını ise sünnette yani Hz. Muhammedin uygulamalarında bulmaktayız!

Mesela görüleceği üzre murisin dedesi ve nenesi veyahut onların altsoyu hakkında sarahat yoktur kuranda! Bunlar anakaynakta belirlenen özle mütenasip olarak sünnetle bundan sonrada bu iki kaynakla mütenasip olarak kıyas ve icma ile sarahate kavuşturulmuştur!

Vermeye çalıştığım varis tablolarının kiminde görüldüğü gibi paylar toplamı mahrecten küçük kalmaktadır bu halde yapılacağın ne olacağı da kuranda sarahaten yoktur amma verilmiş bir ölçü vardır, oda kimin varis olduğu ve verasetindeki payıdır!

Bir murisin mirasçıları arasında belirlenmiş paylar taksim edildikten sonra geriye bir şey kaldığında eğer ortada asabe varsaki işte bu asabe meselesi de islam evvelinde varolan cari uygulamanın islamca ıslahıdır ve bilinmemesi feraiz bahsinde konuşulurken kişiyi hataya sürüklemektedir, ne yapılacağı sünnetle bellidir!

"Miras paylarını (Kur'anda bildirilen) sahiplerine veriniz. Bu paylar dan geri kalan her hangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir."
Buhari, 6351; Müslim, 1615

Peki ya asaba yoksa!

Bir miras vardır ve bu mirasın varisleri bulunmaktadır!

İmdi farzedelimki varisler iki kız ile bir nenedir bu durumda 2/3+1/6=5/6

Geriye 1/6 kalmıştır buda mirastan kalmıştır! Peki bu mirasın varisleri kimdir!

Nene ile kız torunlarıdır o vakit kalanıda yine kuran ölçüsü ile paylaşmalarına hükmetmek zor olmasa gerektir!

İşte yapılan bu olmuştur! Geriye kalanın pay sahiplerine paylarıyla mütenasip verilmesi meselesi reddiye diye tesmiye olunmaktadır!

Bu nasıl bir matematik hata değil ise, bunu iddia etmek akıldan uzaklık ise, bu halin tersinin iddiasıda aynı minvalde akıldan uzaklık, noksanlıktır!

Reddiye halinde yürütülen muhakeme avl bahsi içinde geçerlidir! Bir varis tablosu ortaya çıkmıştırki ondan evvel meydana gelmemiş! Bakılmış her bir varis için, o vairslerin kuranda geçen varis tablolarındaki payları bu varis tablosunda mahreci aşıyor amma böyle bir varis tablosunda bu payların nasıl tahakkuk ettirileceğine dair açık nass yok, o vakit ne yapılmalıdır!

Bu durumda tıpkı yukardaki gibi düşünülüp miras bu kadardır ve varislerde bunlardır denip o vakit her bir varis kendi payını mahrec nazara alınarak yapılan hesaplama ile alsın denmiştir!

Miras netice itibariyle birden fazla varis var ise bir paylaşım hadisesidir ve paylaşım hadisesinde aslolan paylaşımdaki adalettir! Burada paylaşıma mevzu olan varislerin birbir durumları aralarındaki nisbet açısından hiç değişmemektedir ve halife ömer ile arkadaşlarının muhtemeldirki kimleri takdim edeceklerine karine bulamamakla birlikte birde bu adaletin sağlanmış olmasını gördüklerinden tereddüt etmeden avle karar verdiklerini anlamaktayız!

İmdi biz bunu söylediğimizde daima tekrarlanan ve fasit daireye benzettiğim itiraz yükselecektir denecektirki misalen bir kadın ölür geriye sadece kocası, annesi ve bir tek öz kızkardeşi kalır ise, kocanın alacağı nisa onikiye göre 1/2 olacakkten avl sonrası alacağı 3/8 oluyor!

Evet öyle oluyor amma kuranin bu varis tablosunu nazara aldığımızda kocanın kayın validesi ve baldızı ile birlikte karısının mirasına varis olduğunda da 1/2 alacaktır dediği nereden çıkarılıyor!

Yukarıda Hz. Muhammedin en yakın iki arkadaşı, kuranın iniş merhalelerine de vakıf ve fıkıhta otoritelikleri tartışılamayacak halife ebu bekir ve ömerin sözlerini nazara verdik!

Sahabenin kuranı anlamadaki konumu ve sünnet ile sahabi içtihadının fıkıhta, ahkama dair hususlardaki ehemmiyetini iyice anlamak içün yine bu üç feraiz ayetinde güzel bir misal vardır!

Nisa oniki ve yüzyetmişaltıda كلالة "kelale" bahsi vardır!

Bu iki ayette de aynı kelime yer almakta amma iki ayette kelale ile münasebeddar varisler içün zikrolunan paylar farklı! Nisa onikide kelale ciheti ile varis iki kişiden fazla değil ise zikrolunan pay 1/6, ikiden fazla olundğunda 1/3 ortak olmak iken, nisa yüzyetmişaltıda kelale ciheti ile varis olan dişi ise ve tek başına ise payı 1/2 olmakta! İki dişi veyahut fazlası ise pay 2/3 olmakta, erkek kardeşlerde var ise erkeğe iki dişi payı olmakta!

İmdi bu kelime kavram kuranda sadece bu iki ayette geçmekte!

İmdi durum bakılır ise burada sünnetin rehberliği olmadan bu iki ayetteki varisler içün ayrı ve farklı zikredilmiş paylar meselesi neticeye kavuşturulamaz!

İşte sünnet ve sahabi naklinin kuranı doğru anlamadaki yerini bu misaldende anlayabiliriz!

Yukarıda halife ebu bekirden rivayet olunan sözler ve muadillleri ile biz biliyoruzki nisa onikideki varisler ana bir kardeşlerdir!

İmdi bu hatırlatmadan, sünnet ve sahabi görüşünün ehemmiyetinden sonra birde kuranın verdiği oranlara tekrar nazar eder isek göreceğimiz husus, yapılmak istenen yönlendirmenin batıllığını gözler önüne serecektir!

Kuranın zikrettiği paylar sırası ile

Alıntı:1/2, 1/3, 2/3, 1/4, 1/6, 1/8
dir! Dikkat eder iseniz bunların hepsi şöylede verilebilirdi!

Alıntı:12/24, 16/24, 6/24, 4/24, 3/24
Bunlar yukarıdakilere eşittir amma kuran böyle vermiyor yani tabanı sabit değer üzerinden zikretmiyor!

Bu husus yukarıdaki iki halifenin sözleri ile birlikte nazara alındığında birde kuranın bütün varis tablolarını vermediğine ayrıyeten zikrettiğim varis tablolarının toplamda tam bir bütünü paylaştırdığına veyahut ondan eksik kaldığına dikkat edilirse zikredilen payların mahrec nazara alınarak hesaplanacağı, bu payların her bir varis tablosunda anca kıstas olacağı hususu sarahat kazanır zira mahreç değişkendir!

Buna birde ibni abbasın tahlilini ekler isek yani mirastan düşmeyen varisler bahsiniki ehli sünnete görede red yoluyla karı koca miras alamaz o vakit red yoluyla fazladan miras alanların paylarının mahrece gore hesaplanacağı hususu tamamen sarahat kazanır!

Sözün kızası kuran açıkça zikrettiği varis tablolarındaki payların bu tablolar dışında da mutlak olduğuna dair hiç bir karine vermezken aksi yönde karineler barındırmaktadır ve en muhimi kuran hatalı bir taksimat, yani bir bütünü o bütünü aşan paylar ile bir varis tablosunda taksim etmemektedir!

Avl uygulanmak durumunda olunan varis tablolarının hiç birisi kuranda yoktur bir başka değişle kuran topamları birden büyük çıkan payları bir varis tablosunda zikretmemiştir!

Bundan mütevellid kuranda matematik hata var sözü son derece hatalı, mesnetsiz, cahilce ve art niyetli bir sözdür!

Oriental ve misyonerlerin islam aleyhine şu güne kadar serdettikleri sayısız yalandan, hile ve hurdadan birisidir!

Gerçeğe sadakat şart!
''bu uzun yazıda 3 kız,anne baba ve eş için kuranın iki ayetinde kesin belirtilen oranlara göre paylaştırmada çıkan olumsuzlüğa bir cevap görebiliyormusunuz?

emperrordiablo
14-08-2010, 18:46
Haydeee dön başa şimdi...

upuaut
14-08-2010, 23:22
Halife ömer taksimatı nasıl yapması gerektiği mevzuunda Hz. Muhammedin arkadaşlarına danışmıştır burada ömerin varislere söylediği bir söz vardırki meseleyi anlamak için pek mühimdir! Derki ömer Alıntı:"Allah'a andolsun! Allah hanginize öncelik tanımış ve hanginizi tehir etmiş bilmiyorum."

Ed-Dürr-ül Mensûr, El-Mizan Fî Tefsir-il Kur'an (http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/kuran%20ve%20sunnette%20miras/index.html)Bir başka rivayette söylenen şudur!Alıntı:Allah(cc)'ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah(cc)'ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım.

el-ihtiyar (http://www.darulkitap.com/oku/fikih/v2/elihtiyar/)Bununla söylenen şudurki halife ömer, yeni karşılaştığı ve kuranda geçmeyen bu varis tablosunda yer alan varislere ve o varislerin kuranda başkaca varis tablolarında geçmekte olan hisselerine bakmış, sonra karşılaştığı varis tablosunda bu hisselerin mahreci yani mirasın aslını aştığını görmüş ve bu yeni halde eğerki bu varislere kuranda başkaca varis tablolarında geçen hisselerini verecek ise evvela hangi varis payını vermesi gerekip kalanı kimlere taksim etmesi gerektiği hususunda bir karinesinin olmadığını söylemiştir!

Neticede ömer Hz. Muhammedin arkadaşlarıyla istişare sonucu her varise payı oranında eksiltme tahakkuk ettire genişletme yöntemi ile avl uygulamıştır! Buna iştirak edenler arasında ali, ibni mesud, zeyd bin sabit gibi Hz. Muhammedin arkadaşları içinde dinde allame mertebesindekiler yer almıştır bunların hiç bir itirazı söz konusu olmamıştır!
...............
Reddiye halinde yürütülen muhakeme avl bahsi içinde geçerlidir! Bir varis tablosu ortaya çıkmıştırki ondan evvel meydana gelmemiş! Bakılmış her bir varis için, o vairslerin kuranda geçen varis tablolarındaki payları bu varis tablosunda mahreci aşıyor amma böyle bir varis tablosunda bu payların nasıl tahakkuk ettirileceğine dair açık nass yok, o vakit ne yapılmalıdır!

Bu durumda tıpkı yukardaki gibi düşünülüp miras bu kadardır ve varislerde bunlardır denip o vakit her bir varis kendi payını mahrec nazara alınarak yapılan hesaplama ile alsın denmiştir!

Miras netice itibariyle birden fazla varis var ise bir paylaşım hadisesidir ve paylaşım hadisesinde aslolan paylaşımdaki adalettir! Burada paylaşıma mevzu olan varislerin birbir durumları aralarındaki nisbet açısından hiç değişmemektedir ve halife ömer ile arkadaşlarının muhtemeldirki kimleri takdim edeceklerine karine bulamamakla birlikte birde bu adaletin sağlanmış olmasını gördüklerinden tereddüt etmeden avle karar verdiklerini anlamaktayız!

Yukarıda İslam Tarihi'nden verdiğiniz bilgilere göre, mevcut "Varis Tablosu" Kur'an-ı Kerim'de verilmiş ve Hz. Ömer de bu tabloya bozmaktan çekinmektedir. Çünkü Hz. Ömer bu tabloyu bozarsa Kur'an-ı Kerim'deki (Nisa 11, 12, 176) ayetleri değiştirmiş olurdu.

Ve ekliyor: "Allah'a andolsun! Allah hanginize öncelik tanımış ve hanginizi tehir etmiş bilmiyorum."

Yani Hz. Ömer'in bu sözünden miras paylaşımında payların nasıl verileceği yani miraşçılar arasındaki sıralamanın belli olmadığı anlaşılıyor. Örneğin Jochen Katz'ın "Bir adam öldü ve geride üç kız evlât, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki âyetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlâda mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır." problemine göre,

(2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 1.125 bulunur! (1.0 olması gerekirdi!..)

oranlarının hangi sırada dağıtılacağı bilinmiyor! Bu durumda İbni Abbas'ın "Öncelik Sırası" yönteminin geçerli olmadığı sonucu çıkar.

Peki bu problemde öncelik sırası olmadan herkese aynı anda payını nasıl vereceğiz? Burada dikkat ediniz: Eğer oranlar toplamı 1 ya da 1'den küçük olsaydı, bir sıralama söz konusu olmaz, paylar istenildiği sırada dağıtılabilinirdi.

Onlar problemdeki bu güçlüğü "Avl" yöntemiyle aştıklarını düşünmüşler idi. Yani bu yönteme göre, mirasa kaç kişi katılırsa katılsın herkesin payı anında belirleniyor ve herkesin kaybı başlangıçtaki oranlara göre oluyordu. Oysa 1056 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327341&postcount=1056) nolu mesajımda gördüğünüz gibi problemin sonsuz tane çözümü var ve "Avl" yöntemi bu çözümlerden yalnızca birisi idi.

Demek ki onlar oranlar toplamı 1'i aştığı zaman 1 ya da 1'den küçük olduğu gibi düşünmüşler ve problemi aynı şekilde çözmeye çalıştıkları zaman bir hata yaptıklarını farkedememişler.

Şu halde problemin çözümü için Hz. Muhammed'e müracaat etmek gerekir. Fakat aktarılan rivayetlere göre onun verdiği örneklerdeki oranlar toplamı 1'i aşmıyordu.

İşte herkes bu çözümsüzlük nedeniyle ilgili metinlerin (Nisa 11, 12, 176 nolu ayetleri) ya da Nisa suresinin veyahut da genelde Kur'an-ı Kerim'e bir insan sözü gözüyle bakıyor. Dün Kanal 7'deki "Çağrı" filminin "İslamiyetin Doğuşu 1" bölümünde de, Mekkeli Müşrikler Kabe'ye girmek isteyen müslümanlara, "Bunlar Muhammed'in şiirleri" diyordu.

Yani eğer bu metinler bir insan sözü değil de vahiyle gelmiş ise, o zaman oranlar toplamının 1'i aşması durumunda ne yapılması gerektiği ya Hz. Muhammed tarafından vahiy meleği Cebrail'e sorulması ya da (ki bana göre böyle olmalıydı) Cebrail'in, özellikle dikkat etmesini isteyerek çünkü unutabilir, Hz. Muhammed'e söylemesi gerekiyordu.

Bu arada, miras paylaşımıyla ilgili bu ayetlerin, dolayısıyla Nisa suresinin bir anda geldiğini zannetmeyiniz. Çünkü bu ayetler bir olay sonrasında müşkül duruma düşmüş insanların problemlerini çözmek için gelmiştir. Yani bunlardan Nisa 11 ve 12 nolu ayetler 625'teki Uhud Savaşı'nda şehit düşen Sad b. Rabi (r.a.)'nin geride kalan ailesinin miras paylaşımındaki anlaşmazlık üzerine gelirken, Kelale ilgili ayetler de (Nisa 12-3 ve Nisa 176) 632'deki Veda Haccı'ndan hemen önce Câbir b. Abdillâh (r.a.)'ın kelaleden başka kimsesi kalmaması üzerine gelmiştir (Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır: Nisa Suresi, Geniş Tahsilatı (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm)'na).

denklem
15-08-2010, 00:03
benim gönderdiğimi silebilirsiniz.daha öncede gönderilmiş ve tartışılmış.saygılarımla

upuaut
15-08-2010, 00:11
Unutmuşum; bir önceki mesajıma ek olarak "Horus’un Gözü"nü örnek olarak vermeyi.

874 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=283360&postcount=874). mesajımda geçen Horus’un gözü, biçimsel anlamıyla, Tanrı’nın "1" liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür. Ve ne hikmetse, Horus’un gözündeki tüm parçaların toplamı,

[1] (1/2) + (1/4) + (1/8) + (1/16) + (1/32) + (1/64) = 63/64

tür yani 1'den küçüktür.

Oysa Nisa 11, 12 ve 176 nolu ayetlerdeki oranlar toplamının bırakın 1'i aşmasını, daha Jochen Kazt'ın

(2/3)+(1/6)+ (1/6)+ (1/8) = 1.125 bulunur! (1.0 olması gerekirdi!..)

örneğinde bile 1'i aşıyor!

emperrordiablo
15-08-2010, 01:10
Ben bir önceki mesajınıza zaten cevap verdim sanırım Upaut,lakin denkleme yaptığınız açıklama için teşekkür ederim ben o kadar yazmaya ve derlemeye üşendiğimden sadece hayde dön başa demiştim...Biraz taraflı yazmış olsanızda aydınlatıcı olmuş...

Eklemenize rağmen bu açıklamam geçerlidir.
Hayır gerekmiyor birincisi babilliler tanrının onlara bahşettiği bir formulasyon kesinliğinde olaya bakmıyor buna rağmen sonuçsal bir hata içermiyor tablettekiler ve katii verilerle 60 tabanlı sayıdan tutun evrensel ve günümüz modern matematiğinde kullanılan küçüktür işaretine kadar görebiliyoruz o ilkel tabletin üstünde ve bunları algılamakta güçlük çekip,bu adamlar bunu nasıl görebilmiş diyerek tarih bilimine pas açıyoruz ve mezardakileri kaldırmadan inceleme düsturu ile anlamaya ve algılamaya çalışıyoruz.Anlamak ve algı arasında ki farkı bir düşünün önce.

Sonra geliyoruz kurana Tıpkı zamanında 12 eylülcülere sızıntı dergisinde iyi ki geldiniz tam zamanında geldiniz selam olsun size şeklinde bir editör yazısı yazıp bunu darbenin hemen sonrası yazan yavşak ulema bozuntusu gibi işimize gelince 2010 yılında kalkıp demokrasi uğruna mezardakileri bile kaldırarak evet dedirtmek lazım beyanına bir tarafımızla gülüyor ve ilkel babillilerin metodolojisi bu kadar açık ve net bir o kadar da günümüzde anlaşılması zorken , evrensel kuranın içinde bu netliği göremeyip birde hata ile karşılaşınca alternatif sonuçlar ve olamayacak dağılımlar gibi tanrı denklemi bir doğru denklemi haline gelerek köşegenlerini yitiriyor uslarımız da ve diyoruz ki bu denklem kendini her halikarda sıfıra eşitleyecek,Sonuç ALLAH=Sıfır oluveriyor, ve biz bunu yemeyerek ALlaha selam çakıyoruz ardından HaYıR diyoruz...Sanada hayır...Yanlışsın...

denklem
15-08-2010, 01:14
sayın upuaut
Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır...
ayetinde eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden fazla iseler diyor sonrada tek kadın ise diye devam ediyor.iki kız varsa ne olacak bundan bahsetmiyor.bilginiz varmı acaba bu konuda?

denklem
15-08-2010, 01:28
sayın upuaut
size soruyorum çünkü konuya hakim olduğunuz görüyorum.bir sorum daha olacak bilgilendirebilirseniz sevnirim.
benim iki oğlum var.evlendiğim eşiminde bir kızı vardı.(ikimizde dulduk çocuklarımız vardı evlendik.).bu konu hakkında ayetlerde birşey göremedim.
farzedelimki eşimin 120 altını olsun.eşim öldüğünde bu altınlar nasıl paylaşılır islama göre.çıkan sonuçlar adaletlimidir sizce.
saygılarımla

upuaut
15-08-2010, 02:36
sayın upuaut
Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır...
ayetinde eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden fazla iseler diyor sonrada tek kadın ise diye devam ediyor.iki kız varsa ne olacak bundan bahsetmiyor.bilginiz varmı acaba bu konuda?

Harezmi, 2 ile 2'den fazla olmasını durumunu aynı görüyor ve her iki durumda da 2/3 oranını veriyor. Örneğin Harezmi, 932 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932). mesajımdaki Örnek 1'de 2 erkek çocuğa 2/3 oranında pay verir.

axial
15-08-2010, 03:06
Sayın Upuaut;

Siz müslüman mısınız?

İnanın belki bir ay oldu yazılarınızı takip edeli hala çözemedim. Özür dilerim.

upuaut
15-08-2010, 03:10
sayın upuaut
size soruyorum çünkü konuya hakim olduğunuz görüyorum.bir sorum daha olacak bilgilendirebilirseniz sevnirim.
benim iki oğlum var.evlendiğim eşiminde bir kızı vardı.(ikimizde dulduk çocuklarımız vardı evlendik.).bu konu hakkında ayetlerde birşey göremedim.
farzedelimki eşimin 120 altını olsun.eşim öldüğünde bu altınlar nasıl paylaşılır islama göre.çıkan sonuçlar adaletlimidir sizce.
saygılarımla

958 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). mesajıma göre, bu mirastan size düşen oran Nisa 12-1'den 1/2 dir. Dolayısıyla evlilik dışı çocuklarınıza kalan oran, 1-(1/2)=1/2 olup mirasın yarısıdır.

Harezmi'nin 932 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932). mesajımdaki Örnek 2'deki içtihadına göre (yani Nisa 11-1'deki E=2K eşitliği'ne göre), 1 kıza düşen orana x dersek, oğulun payı 2x ve tabii ki 2 oğlun payı da 4x olur ki, buradan

4x+x=1/2

denkleminden x=1/10 sonucu elde edilir. Bu kız çocuğunuzun payıdır. Erkek çocuklarınızdan herbirine düşen pay ise 2x=1/5 olur.

Şu halde size 120.(1/2)=60 altın, kız çocuğunuza 120.(1/10)=12 altın ve erkek çocuklarınızdan herbirine 120.(1/5)=24 altın düşer.

Başka bir sorunuz var mı?

upuaut
15-08-2010, 03:17
Sayın Upuaut;

Siz müslüman mısınız?

İnanın belki bir ay oldu yazılarınızı takip edeli hala çözemedim. Özür dilerim.

Şuna gerçeği arayan bir araştırmacı desek, daha doğru olur.

crowerster
15-08-2010, 03:31
arkadaşlar ayetleri eleştirirken veya savunurken birkere ayetleri doğru anlamalıyız
bir kere nisa 11 ve12 den önce gelen 7 ve 8 ayete dikkatinizi çekmek istiyorum
7-Ana ve baba ile yakınakrabaların bıraktıklarından erkeklere, ana ve baba ile yakın akrabaların bıraktııklarından kadınlara- azından da çoğundan da farz edilmiş birer nasip olarak hisseler vardır.

8- Miras taksim olunurken, mirascı olmayan akrabalar,yetimler, yoksullar da hazır bulunursa kendilerine ondan bir şey vererek rızıklandırın.Gönüllerini alarak güzel konuşun

.9- Arkalarından aciz ve küçük çocuklar bıraktıkları taktirde, onlara karşı halleri ne olacak diye düşünüp endişe edenler,himayeleri altındaki yetim ve diğer mirascılar hakkında da aynı hissi taşımaktan saygı ile korksunlar. Allah'tan sakınsınlar. gerek vasiler gerek onların nezninde bulunanlar hatıra gönüle bakmayarak sözü dost doğru desinler.

10- Gerçek yetimlerin mallarını haksız ve haram olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.
yukarıdaki ayetlerdende anlaşılacağı üzere *azından ve çoğundan* denilerek aslında miras sınırlarının pi sayısı gibi keskin olmadığı amacın vasilerin mağdur edilmemesi olduğu ve bu ayetten inmeden önce hiç miras almayan kesimlerin formel bir tabloya kavuşturulması olduğu anlaşılmakta.aşağıda ayetlerde bahsedilen mirasa hak kazanmış kimselerin eksiksiz tablosunu sunuyorum...


1) ölen erkeğin 2 fazla çocuğu varsa 2/3
2) '' '' 1 kız '' '' 1/2
3) '' '' er. '' '' ana-babaya 1/6
4) '' '' kız '' '' anaya 1/6 babaya 5/6
5) '' '' çocuğu yoksa anaya 1/3 babaya 2/3
6) ölen hanımın çocuğu yoksa kocaya 1/2
7) '' '' '' varsa vasiyet ve borç ödendikten sonra kocaya 1/4
8) ölen erkeğin çocuğu yoksa hanimina 1/4
9) '' '' '' varsa borçlar ve vasiyet ödendikten sonra 1/8
10) ölenin çocukları ve babası yoksa anaya 1/6
1 erkek kardeşe 1/6 1 kız kardeşe 1/6 kardeşler fazla ise 1/3 e ortak olurlar
11)babası ve çocuğu olmayanlar 1 kız kardeşleri varsa 1/2
eğer ölen kız ise erkek kardeş 1 kişiyse 1/1
12) ölen erkek kız kardeşler 2 veya daha fazlaysa 2/3 eğer erkek ve kız karışık iseler
erkekler kızlardan iki katı fazla alır
13)gelelim zurnanın zırt dediği yere ALLAH küsüratları yuvarlamak için ve ateistleri sinir etmek için pratik bir formül vahyetmiş**** nisa 8****
miras pay edilirken mirascı olmayan akrabalar,yetimler, yoksullar da hazır bulunursa kendilerine ondan bir şey vererek rızıklandırın.
GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ YUKARIDA EXCULİSİVE ARKADAŞIN VERDİĞİ TABLO GERÇEĞİ YANSITMIYOR HATALI VE EKSİK KALDIKİ VARYASYONLAR STABİL DEĞİL 1000/3 BÖLMEK GİBİ KÜSÜRAT KALABİLİR ALLAHIN AMACI KADINLARIN YETİMLERİN FAKİRLERİN BİR ŞEKİLDE MİRASTAN PAY ALMALARINA ZEMİN OLUŞTURMAK CEVİZİN KABUĞUNU DEĞİL İÇİNİ YİYELİM...

upuaut
15-08-2010, 18:18
Kur'an'ı Kerim'in değişmediği ispatlandı!

Eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç, 10 yıllık çalışma sonucunda orijinal 4 mushaf ile günümüz Kur'an-ı Kerim'ini kelime kelime ve harf harf kontrol ederek, aralarında herhangi bir değişikliğin olmadığını kanıtladı.

Altıkulaç,günümüz Kur'an-ı Kerim'i ile dünyadaki 4 orijinal mushaf üzerinde IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın katkılarıyla yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Yıllardır “Kur'an-ı Kerim'in hiç değişmediği, tahrife uğramadığı”nın ifade edildiğini ancak kanıtlanamadığını dile getiren Altıkulaç, IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nca basılan orijinal mushafların özel faksimile nüshalarının, Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış bir kitap olmasıyla ilgili olduğunu söyledi.

Mushafların en eski belgelerinin kütüphanelerde saklı bulunduğunu ve kimsenin bunların kapağını açıp inceleme fırsatı bulamadığını anlatan Altıkulaç, teknolojik gelişmelerin sonucu dijital çekim sayesinde kütüphanelerdeki mushafları dijital ortama aktardıklarını ve kitap haline getirdiklerini kaydetti.

Orijinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan ve Halife Hz. Osman'a izafe edilen Mushaf-ı Şerif'in IRCICA tarafından hazırlanan özel faksimile nüshası ile bugün dünyanın her yerinde okunmakta olan Kur'an-ı Kerim'i kelime kelime, harf harf, hatta diş diş kontrol ettiğini ve arada herhangi bir değişikliğin olmadığını tespit ettiğini anlatan Altıkulaç, aynı çalışmayı Kahire'de bulunan ve yine Hz. Osman'a ait olduğu söylenen El-Meşhedü'l-Hüseyni mushafı üzerinde de yaptığını kaydetti.

“MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR SONUÇ”

Taşkent, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan mushaflar üzerinde de aynı çalışmayı yürüttüğünü belirten Altıkulaç, “Bunlar hep ayrı ayrı coğrafyalarda henüz hicretin birinci asrı içinde yazılmış mushaflar. Mushaflar birbirleriyle tam bir paralellik içinde oldukları gibi, dünyanın her yerinde okunan Kur'an-ı Kerim'lerle de aynı paralelliği gösteriyorlar. Küçük, basit esasıyla ilgisi olmayan imla farklılıkları var ama esası ilgilendiren hiç bir şey yok. Ne fazla, ne eksik. Bu çok muhteşem ve huzur verici... Müslümanlar için çok önemli bir sonuç olarak değerlendiriyorum” dedi.

Altıkulaç, çalışmalarının San'a mushafı üzerinde devam ettiğini belirterek, “O da bitmek üzere, yakında matbaaya göndereceğiz” diye konuştu.

Tayyar Altıkulaç, çalışmalarının 10 yıldır devam ettiğini ifade etti.

“YAKINDA SAN'A MUSHAFI DA NEŞREDİLECEK”

http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/Sana.jpg

Bir Sana Metni. Ultraviole ışığı altında bu Sana metninde altta silinmiş metin ve üstte bunun üzerine geçirilmiş yeni metin görülüyor. Özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan “palimpsestus yöntemi” ile, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı.

Bu görüntüde Sana metninin bir palimpsest olduğunu, dolayısıyla bu metnin altında silinmiş olan mavi renkli ve üstünde şimdiki metin olan siyah renkli metin açıkça görülüyor. Her iki metin birbirinden farklıdır. Bununla birlikte, yani her iki metinin birbirinden farklı olması dışında, her iki metindeki her ne kadar aynışmış gibi gözükse de aynı karakterlerin farklı olduğu, yani silinen mavi renkli metin ile üstüne yazılan siyah renkli metnin farklı kişiler tarafından yazıldığı anlaşılıyor (Kaynak: Youtube'daki The Quran-Written 70 yrs after Mohammeds death?).

Burada sözkonusu olan aynı metinlerin karşılaştılması suretiyle ortaya çıkan bulguları Dr. Elisabeth Puin (Dr. Gerd-R. Puin’in eşi) tarafından yazılan “Ein früher Koranpalimpsest aus Sana’a (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070&page=2)” makalesinden öğreniyoruz.


İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, çalışmanın çok önemli sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek, “Çalışmalar sonucunda Kur'an-ı Kerim'in vahyedildiği andan bugüne olduğu gibi ulaştığı, bir harfinin, bir kelimesinin ne fazla ne az olduğu tespit edildi” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Türkiye'de Hz. Osman dönemine ait 3 önemli mushaf bulunduğunu, bunların birini Diyanet Vakfı'nın, diğer ikisini de IRCICA'nın neşrettiğini belirterek, 'San'a Mushafı'nın da yakında neşredileceğini bildirdi.

Mushaflar üzerindeki çalışmaları Tayyar Altıkulaç'ın yaptığını ifade eden Bardakoğlu, “4 neşir ortaya çıkardı ki, indirildiği andan bu yana Kur'an-ı Kerim mushafları arasında en küçük bir değişiklik yoktur ve Müslümanlar Allah'ın da bir korumasının sonucu olarak, Kur'an-ı Kerim'i gözleri gibi korumuşlardır” dedi.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15553603.asp. Bu sayfanın altında 268 tane yorum yapılmış. Fırsat varsa buna da bakın! Örneğin 1. sayfadaki aşağıdaki yorumcu bizim siteyi övmüş. Peki neden? Gerçekleri araştırdığımız için.

socrates socrates (Tüm Yorumları) (http://benimsayfam.hurriyet.com.tr/yorum.aspx?uid=9875482) 14.08.2010 19:54:54

kimse ahkam kesmesin TURAN DURSUN sitesine girsin iddiaları doğrulayabiliyorsa doğrulasın.

İşte size bu haberle ilgili ben sormaz ve siz de yanıt vermezseniz dedirtecek soru:

Peki "Kur'an'ı Kerim'in değişmediği ispatlandı!" haberinin özellikle Ramazan'da neden verildi?

Lütfen şimdi herkes 923 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=311461&postcount=923) nolu mesajımdaki "Bir Baskı Aracı Olarak Kuran’ın Kullanılması" yazısına baksın! Diğer taraftan ben de elimdeki "2000-2100 Ramazan Almanağı"na bakıyorum. Orada bu mesajdaki olaylar için şunlar yazıyor:

http://i173.photobucket.com/albums/w78/fishbiscuit_photos/Hoth/grays-sports-almanac.jpg
Marty 50 yıllık bir Spor Almanağı'na bakıyor, "Back To The Future II" filminden.


1) Firavun cesedi efsanesi fos çıktı! (http://yenisafak.com.tr/arsiv/2005/aralik/05/zaman.html), 20 KASIM 2005 PAZAR (Ramazan bayramının bitiminden 15 gün sonra), Yeni Şafak.


1980’li yılların başından bu yana ülkemizeki bazı dinsel cemaatler tarafından “Hz. Musâ ile yandaşlarını takip ederken Kızıldeniz'de boğulan firavun” olarak lanse edilen, hattâ fotoğrafları Kur'an'ın konuyla ilgili âyetleri eşliğinde hediyelik kartpostallara dönüştürülen bu gizemli cesetin gerçekten "firavun" olma ihtimali var mı? Yeni Şafak yazarı ve araştırmacı Ali Murat Güven, 80'li ve 90'lı yıllara damgasını vuran dinsel bir söylentinin daha içyüzünü din ve bilimin gerçekleri eşliğinde gün ışığına çıkarıyor. Güven, inanç alanındaki traji-komik söylentilerin en ünlüsü olan "firavun cesedi"nin ardındaki sırrı, Londra'daki dünyaca ünlü British Museum'da çözdü.


2) Firavun'un yardımcısı Haman Kur'an'ın mucizesi oldu! (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=595189), 1 Ekim 2007, Zaman gazetesi Ramazan eki.


Kur'an'da Firavun'la birlikte adı geçen kişilerden biri “Haman”dır. Haman, Kur'an'ın 6 ayrı ayetinde, Firavun'un en yakın adamlarından biri olarak zikredilir. Buna karşılık Tevrat'ta Hz. Musa'nın hayatını anlatan bölümde değil de ondan yaklaşık 1100 sene sonra yaşamış ve Yahudilere zulmetmiş bir Babil kralının yardımcısı olarak geçer. Bunu gören oryantalistler “İşte Kur'an'da hata bulduk!” diye erken bir sevinç içersine girdiler. Çünkü Viyana'daki Hof Müzesi'nde bulunan bir anıt üzerinde bu isimden söz edildiği iddia ediliyordu (Walter Wreszinski, Aegyptische Inschriften aus dem K.K. Hof Museum in Wien, 1906, J C Hinrichs' sche Buchhandlung).


Sözkonusu iddia edilen yazıtta Haman’ın Firavun'a olan yakınlığı vurgulanmasından başka, tüm yazıtlara dayanılarak hazırlanan “Yeni Krallıktaki Kişiler” sözlüğünde de, Haman’dan “Taş ocaklarında çalışanların başı” olarak bahsediliyordu. (Hermann Ranke, Die Ägyptischen Personennamen, Verzeichnis der Namen, Verlag Von J. J. Augustin in Glückstadt, Band I, 1935, Band II, 1952). Fakat ALKA (http://www.turandursun.com/forumlar/archive/index.php/t-18338.html)’nın da söylediği gibi bu yapılanlar tek kelimeyle sahtekarlıktı. Çünkü yazıttaki “hmn-h” kelimesinin okunuşu günümüzde tam olarak bilinememektedir.

Bilindiği gibi Eski Mısır hiyerogliflerinde “a,e,u,i” gibi sesli harfler bulunmaz. Bu yüzden “hmn-h” kelimesi çeşitli şekillerde seslendirilmektedir. Bu mesela “Himana-hu” da olabilir, "Homun-ha" da olabilir. Aynı şekilde, Büyük Piramit’in mimarı olarak gösterilen kişinin ismi de böyledir: “Hemiunu/Hemionu/Hamon/Hemon (http://en.wikipedia.org/wiki/Hemiunu)”.


Ben daha önceden Büyük Piramit’te çalıştığımdan bu ilişkiyi görmüştüm. Fakat bu ilişkiyi gören bir kişi daha varmış: Hani herkese "(2/3)+(1/6)+ (1/6)+ (1/8) = 1.125 (1.0 olması gerekirdi!..)" dedirten Oryantalist Jochen Katz (http://www.answering-islam.org/authors/katz/contact.html). İşte bu kişi “Haman Şakası (The Haman Hoax (http://www.answering-islam.org/authors/katz/haman/app_hammon_hemiunu.html))” adlı makalesinde piramit mimarının adının okunuşunun tek türlü olmadığını ve bu örneklerdeki gibi birden fazla olduğunu söyler.


Özetle, yukarıdaki bu ve diğer olaylar 78 yıl önce Fritz Gerlich’in söylediği gibi cahil kitle için verilen haberlerdi (Bkz. 1014 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=325202&postcount=1014) nolu mesajıma). Bunlara hemen hergün TURAN DURSUN forumunda bir tartışmanın yapıldığı “Kur'an'da Mucize Yoktur (http://www.turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=16)” mucizeleri eklemiyorum bile!




Şimdi bu olayların yanına aşağıdaki fotoğrafı eklerseniz, perde arkasında gizlenen tabloyu tamamlamış olursunuz:





http://www.superpoligon.com/img/news/ertugrul_ozkok_kabe.jpg

Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeninliğinden alınmadan önce Kabe'de. Özkök Kabe dönüşünden 3 ay sonra görevinden alındı! Aydın Doğan da gazetesini kızına devretti (Bkz. 1057 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=327366&postcount=1057) nolu mesajıma)


Genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök aynı gazateden arkadaşı Ahmet Hakan ile birlikte Kabe'ye giderken kelimenin tam anlamıyla bir kurbanlık koyun gibi gitti. Yani iktidarın mali baskılarından bunalan Aydın Doğan'ın gazeteyi kızına devredeceğini ve kendisinin genel yayın yönetmenlik görevinden ayrılarak yerine daha ılımlı bir ismin getirileceğini bal gibi de biliyordu!

emperrordiablo
15-08-2010, 22:22
Tüm bunların konu başlığı ile ilgisi nedir sn.Upaut.Bu başka bir tartışmanın konusu ve yazdıklarınız ile ilgili de bir başlık zaten mevcut,ne yapmaya çalıştınız şimdi?

Siyasi malzeme ve argümanlar Kuranın değişip değişmediği hepsi ap ayrı konular,ben net olarak son bir kez soruyorum,herhangi bir sistem olmadan elimizde sadece kuranın verdiği ayetlerde ki pay ve paydalar miras dağıtımını ayetten yola çıkarak adil ve matematiksel olarak doğru bir denklem şeklinde ortaya koyabiliyor mu yani?(Dikkat! bu soruya vereceğiniz cevap lütfen matematik zekanız doğrultusunda olsun,yoksa onlarca sayfa ne anlatmaya çalıştığınızı da sorgulamak zorunda kalacağım..=?

upuaut
16-08-2010, 00:11
Tüm bunların konu başlığı ile ilgisi nedir sn.Upaut.Bu başka bir tartışmanın konusu ve yazdıklarınız ile ilgili de bir başlık zaten mevcut,ne yapmaya çalıştınız şimdi?

Siyasi malzeme ve argümanlar Kuranın değişip değişmediği hepsi ap ayrı konular,ben net olarak son bir kez soruyorum,herhangi bir sistem olmadan elimizde sadece kuranın verdiği ayetlerde ki pay ve paydalar miras dağıtımını ayetten yola çıkarak adil ve matematiksel olarak doğru bir denklem şeklinde ortaya koyabiliyor mu yani?(Dikkat! bu soruya vereceğiniz cevap lütfen matematik zekanız doğrultusunda olsun,yoksa onlarca sayfa ne anlatmaya çalıştığınızı da sorgulamak zorunda kalacağım..=?

emperrordiablo, 1090 nolu mesajımdan sonra bir şey anlamadıysan yapılacak fazla bir şey yok demektir. Orada miras paylaşımıyla ilgili İslam Tarihi'nin ilk dönemine ait tarihi olaylar nakledilmişti.

İşte bu tarihi olaylara göre çıkan sonuçlar:

1. Hz. Ömer ve sahabelere göre, mirasa kaç kişi katılırsa katılsın herkesin payının anında belirlenmesi istendiğinden "Avl" gibi bir yöntemin kullanılması gerekir. Fakat bu yöntemde birden fazla (sonsuz tane) çözümün olması, başlangıçta mantıksal bir hata yapıldığını gösterir. Yani oranlar toplamı 1'i aştığı zaman 1 ya da 1'den küçük olduğu gibi düşünülüp, problem aynı şekilde çözülmeye çalışıldığı zaman mantıksal bir hata kaçınılmaz olur. Erich von Daniken, buna "Mantıksız Mantık" der. Neden? Çünkü siz

(2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 1.125 bulunur! (1.0 olması gerekirdi!..)

oranlarını aynı anda dağıtamazsınız.

2. Hz. Ömer'in yöntemine karşı çıkan Şia alimi İbni Abbas ise "Öncelik Sırası" denilen yeni bir öneri getirdi. Bana, mantığa ve matematiğe göre doğru olan şey, bu çıkarımdır. Dolayısıyla bu çıkarımla "Miras Cebri"ni kuran Harezmi de mantıksal ve matematiksel olarak "Miras Problemi"ni doğru yönde incelemiştir. Fakat bu çıkarım İslam dünyasında kabul görmez.

Şimdi bu çıkarımın nasıl gerçekleştiğini yukarıdaki Jochen Katz'ın problemini çözerek görelim.

Problemin çözümüne ilk olarak koca öldükten sonra en yakını kimdir? sorusuyla başlayalım. Yanıt, eşi olacaktır.

Şu halde karının payı verilirse, geriye kalan pay, yani matematiksel olarak

1-(1/8)=7/8

olur.

Şimdi de kocaya eşinden sonra en yakını kimdir? sorusunu soralım. Bunun yanıtı da çocukları olacaktır.

Demek ki çocukların payları da verilirse, geriye kalanların payı,

(7/8)-(2/3)=5/24

olur. Dikkat ediniz: Bu sonuç Hz. Muhammed'in “Sâd’ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.” ilk örneğindeki kalanla aynıdır.

Buna göre geriye yalnızca ana ve baba kaldığına ve bunların da mirastan aldıkları paylar 1/6 ile aynı olduğuna göre, demek ki

2x=5/24

denkleminden ana ve babanın alacakları paylar 1/6 değil 5/48 olmalıymış! Bu durumda ana ve babanın bu mirastan kaybettikleri pay,

(1/6)-(5/48)=(8/48)-(5/48)=3/48=1/16

olur.

emperrordiablo, burada anlaman için bir kere daha tekrar ediyorum: Ana ve baba bu miras tablosunda 1/6 oranında pay alamazlar. Bu durum ister "Avl" yöntemiyle olsun ister "Öncelik Sırası" yöntemiyle olsun, yani her halükarda (durumda) daima böyledir. Fakat ana ve baba öne geçerse, yani başka bir miras tablosunda 1/6 oranında pay alabilirler.

Özetle, aranan bu yöntemi geri çağırabilmek için

"İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak refarandumda EVET oyu kullandırmak lazım."

sözüne benzer şekilde

"İmkan olsa 1160 yıl önce ölen Harezmi (780-850)'yi mezarından kaldırsak da, bize bu yöntemi anlatsa!"

derseniz, o size "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb) a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa)" eserini bıraktı geriye derim. Ondan öğrendiğim yönteme göre, ki 932 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=321097&postcount=932) nolu mesajımda 3 tane çözümlü örnek vardır, Jochen Katz'ın problemi yukarıdaki gibi çözülmektedir.

Şimdi bu tablo karşısında insanın şunu haykırası geliyor: Ey "Şeriat" isteyenler! Sizler tıpkı darbeciler gibi dış destek (İslam dünyası, ABD ve AB. Genelde Batı) almadan "Şeriat"ı getirebileceğinize inanıyor musunuz? Eğer inanmıyorsanız, ki bunun böyle olduğunu artık herkes biliyor, o zaman yarattığınız bu durum "Terör" değil de nedir?

Bu arada, bu ülkenin başına ne fenalık geldiyse, iktidarsız insanların dış destekle iktidar olması sonucunda geldiğini unutmayınız lütfen! Yoksa, bu ülkedeki hiçbir kesimin ülkenin denge noktasını değiştirmeye gücü yetmez. Tarih şimdiye kadar böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.

İşte Türkan Saylan hoca "Ne şeriat, ne darbe (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=940750)" derken bunu kastediyordu! Çünkü her ikisi de zorba (http://tr.wikipedia.org/wiki/Zorba_%28film%29).

emperrordiablo
16-08-2010, 00:18
Siyasi malzeme ve argümanlar Kuranın değişip değişmediği hepsi ap ayrı konular,ben net olarak son bir kez soruyorum,herhangi bir sistem olmadan elimizde sadece kuranın verdiği ayetlerde ki pay ve paydalar miras dağıtımını ayetten yola çıkarak adil ve matematiksel olarak doğru bir denklem şeklinde ortaya koyabiliyor mu yani?(Dikkat! bu soruya vereceğiniz cevap lütfen matematik zekanız doğrultusunda olsun,yoksa onlarca sayfa ne anlatmaya çalıştığınızı da sorgulamak zorunda kalacağım..=?

Soru basit sayın upaut neden bir sayfa dolusu sistem ve matematik ile geçmiş içtihatları örnek verdiniz tekrardan...Ben ayetleri sordum,AVL'ı değil,Daha öncekilerin bu mevzuyu nasıl çözdüğünü,Ayetlerin nasıl yorumlandığını tefsirini değil_?Soru çok basit cevabı da...

Son iki paragrafınıza imzamı atarım ayrıca...Teşekkürler...

upuaut
16-08-2010, 00:56
Siyasi malzeme ve argümanlar Kuranın değişip değişmediği hepsi ap ayrı konular,ben net olarak son bir kez soruyorum,herhangi bir sistem olmadan elimizde sadece kuranın verdiği ayetlerde ki pay ve paydalar miras dağıtımını ayetten yola çıkarak adil ve matematiksel olarak doğru bir denklem şeklinde ortaya koyabiliyor mu yani?(Dikkat! bu soruya vereceğiniz cevap lütfen matematik zekanız doğrultusunda olsun,yoksa onlarca sayfa ne anlatmaya çalıştığınızı da sorgulamak zorunda kalacağım..=?

Soru basit sayın upaut neden bir sayfa dolusu sistem ve matematik ile geçmiş içtihatları örnek verdiniz tekrardan...Ben ayetleri sordum,AVL'ı değil,Daha öncekilerin bu mevzuyu nasıl çözdüğünü,Ayetlerin nasıl yorumlandığını tefsirini değil_?Soru çok basit cevabı da...

Son iki paragrafınıza imzamı atarım ayrıca...Teşekkürler...

Evet, dağıtılabilir. Dağıtılırsa, matematiksel olarak (Harezmi'nin yöntemine göre) yukarıdaki örnekteki gibi olur.

İşte sorunun yanıtı bu kadar açıktır. Fakat ayetlerdeki oranların adaletli olup olmadığını ayrıca incelemek gerekir. Çünkü bu inceleme sonunda şunu göreceğiz: Bu oranlar bir beşer (insan) düşüncesinin ürünü mü yoksa beşerüstü mü? sorusuna kesin bir yanıt verilemeyecektir. Bu, tıpkı integralin hesabın olmadığı bir zaman diliminde integralin ortaya konulmasıyla insanoğlunun ağzının açık kalması gibi bir şey! Fakat burada öyle bir şey (şans) olmadığına göre o zaman soruya kesin bir yanıt vermek mümkün olmaz.

emperrordiablo
16-08-2010, 01:04
Evet, dağıtılabilir. Dağıtılırsa, matematiksel olarak (Harezmi'nin yöntemine göre) yukarıdaki örnekteki gibi olur.

İşte sorunun yanıtı bu kadar açıktır. Fakat ayetlerdeki oranların adaletli olup olmadığını ayrıca incelemek gerekir. Çünkü bu inceleme sonunda şunu göreceğiz: Bu oranlar bir beşer (insan) düşüncesinin ürünü mü yoksa beşerüstü mü? sorusuna kesin bir yanıt verilemeyecektir.
Yahu ayetler açık ve net ise neden Harezminin yöntemini kullanayım ben Kuran'ın yöntemini kullanmak istiyorum=?

Eski bir taş parçası resmi koydunuz üzerinde ki rakamlar ne kadar net , işaretler ne kadar katii , Kuran o taş parçasının yaptığı işlevi beceremedi mi yani?

upuaut
16-08-2010, 01:18
Yahu ayetler açık ve net ise neden Harezminin yöntemini kullanayım ben Kuran'ın yöntemini kullanmak istiyorum=?

Eski bir taş parçası resmi koydunuz üzerinde ki rakamlar ne kadar net , işaretler ne kadar katii , Kuran o taş parçasının yaptığı işlevi beceremedi mi yani?

Sana bu oranlarla ilgili mevcut durumu matematiksel olarak açıklamıştım 1068. mesajımda. Sen de buna karşılık "Ben olsaydım oran seçmezdim 3 de iki altıda iki gibi katii kesirler veriliyor zaten seçime ne hacet de onu da geçtim Hamurabinin islamdan önce yaptığını en azından yaza bilse idi kitap :D sorun çıkmazdı sanırım...Saygılar..." demiştin. Hatırladın mı?

Bu oranlar ayetlerde öyle verilmiş ve Harezmi de bu oranlarla bir mirasın nasıl dağıtılabileceğini araştırmış. Yani yöntem ona ait değil, o araştırması sırasında yöntemi keşfetmiş. Hepsi bu.

emperrordiablo
16-08-2010, 01:19
Hmmm basit bir bayağı kesrin toplanması esnasında araştırma ve yöntem icat etme yolunu neden seçmiş peki?Harezmi bildiğim kadarı ile iyi bir matematik uzmanı?Bilmiyor muymuş bayağı kesirlerin nasıl toplanacağını?

upuaut
16-08-2010, 01:26
Hmmm basit bir bayağı kesrin toplanması esnasında araştırma ve yöntem icat etme yolunu neden seçmiş peki?Harezmi bildiğim kadarı ile iyi bir matematik uzmanı?Bilmiyor muymuş bayağı kesirlerin nasıl toplanacağını?

Bak, anlamadın sen şimdi. Harezmi hiçbir şeyi kendi kafasından uydurmadı; o kendi zamanına kadar ulaşan kaynaklara baktı ve bu yöntemin olduğunu gördü. Kusura bakma ama "Harezmi bildiğim kadarı ile iyi bir matematik uzmanı?Bilmiyor muymuş bayağı kesirlerin nasıl toplanacağını?" sorularına daha önceden yanıt vermiştim. Yani Harezmi bu söylediklerinin tamamını biliyordu.

emperrordiablo
16-08-2010, 01:27
Tamam madem biliyordu da 1.125 gibi bir toplamayı kim buldu,islam düşmanı biri çıkıp görmedi bunu da gören ilkolarak müslümanlardı zaten değil mi?

1/2+1/3+1/4=?

yukarda ki denklem için bir icat yapmaya gerek var mı?Ap Açık olan Kuran-ı Kerim üzerinde yoruma mahal vermeyecek netlikte olayı izah etmiş olmalı diye düşünüyorum?Neden biz yapıyoruz bu gün bu yorumları_?Neden harezmi bu iş üzerine oturup çalışma gereği duymuş=?

Sanırım Muhammed o sıralar kalbi ile düşünerek çözmüş bu problemi ki sonuç böyle bir hezeyan olmuş :D kıs kıs :D

upuaut
16-08-2010, 01:41
Tamam madem biliyordu da 1.125 gibi bir toplamayı kim buldu,islam düşmanı biri çıkıp görmedi bunu da gören ilkolarak müslümanlardı zaten değil mi?

Harezmi oranlar toplamı 1.125 olan örnekleri biliyordu ve kendisinden önce "Avl" ile çözülen bu tür problemleri İbni Abbas'ın "Öncelik Sırası" çıkarımına göre matematiksel olarak 1. dereceden denklemler vasıtasıyla çözüyordu.



1/2+1/3+1/4=?

yukarda ki denklem için bir icat yapmaya gerek var mı?Ap Açık olan Kuran-ı Kerim üzerinde yoruma mahal vermeyecek netlikte olayı izah etmiş olmalı diye düşünüyorum?Neden biz yapıyoruz bu gün bu yorumları_?Neden harezmi bu iş üzerine oturup çalışma gereği duymuş=?

Çünkü Harezmi'den önce miras problemlerinin çözümleri için böyle bir yöntem ortaya konulmamış, "Avl" denilen basit bir aritmetik hesap yapılıyordu. O bunu sistematize etti.

Ayrıca senin verdiğin örneği Harezmi 820 yılında şimdiki gibi 1. dereceden denklemlerle hemen çözmüyordu. Çünkü 820'de denklem çözmek o kadar kolay değildi. Hatırlarsan, Harezmi'nin Örnek 1'i nasıl çözdüğünü daha önceden bir mesajımda vermiştim. Bu örneğin çözümü modern cebirle

(2/3)(10+x)=2x

şeklinde yapılırken, Harezmi ise bu denklemin çözümünü uzun uzun anlatır.

emperrordiablo
16-08-2010, 01:46
Harezmi oranlar toplamı 1.125 olan örnekleri biliyordu ve kendisinden önce "Avl" ile çözülen bu tür problemleri İbni Abbas'ın "Öncelik Sırası" çıkarımına göre matematiksel olarak 1. dereceden denklemler vasıtasıyla çözüyordu.



Çünkü Harezmi'den önce miras problemlerinin çözümleri için böyle bir yöntem ortaya konulmamış, "Avl" denilen basit bir aritmetik hesap yapılıyordu. O bunu sistematize etti.
.

Hah işte ben de bunu dedim öyle bir yazmış dolandırmışsın ki sanki 1.125 sayısını AVL ile keşfetmişler gibi :D AVL neden var peki dostum o halde..?

upuaut
16-08-2010, 01:50
Hah işte ben de bunu dedim öyle bir yazmış dolandırmışsın ki sanki 1.125 sayısını AVL ile keşfetmişler gibi :D AVL neden var peki dostum o halde..?

"Avl" yöntemi, oranlar toplamı 1'i aşan bir örneğin Hz. Ömer'in halifeliği döneminde (636-642) ortaya çıkması üzerine, Hz. Ömer ile sahabelerin birlikte karar alması sonucunda ortaya konulmuş bir yöntemdir. Fakat yöntem daha baştan sakattır.

Başka bir sorun var mı?

emperrordiablo
16-08-2010, 02:02
"Avl" yöntemi, oranlar toplamı 1'i aşan bir örneğin Hz. Ömer'in halifeliği döneminde (636-642) ortaya çıkması üzerine, Hz. Ömer ile sahabelerin birlikte karar alması sonucunda ortaya konulmuş bir yöntemdir. Fakat yöntem daha baştan sakattır.

Başka bir sorun var mı?
Yani AVL yöntemi yanlış olsun doğru olsun bu benim sorunum değil ama allah verdiği paylar kısmında ya bir yeri muhallak bıraktı ya da bir "eğer, ise "gibi edatı eksik bıraktı ki Ömer döneminde böyle bir sorun yaşandı öyle mi?Yani kesir toplamı biri aştı,bunun üzerine AVL bulundu,sonra bunun sakatlığını gören başka alimler,Harezmi gibi oranlar her halikarda biri aşmasın diye :D Ayeti farklı farklı şekillerde yorumlayıp kafasına göre metodlar geliştirdi?Peki tüm bunların içinde ayet ne durumda?diyoruz inatla diyoruz ki Öyle bir metodoloji geliştirseydi ki herşeye kadir ve gücü yeten allah hiç bir halikarda oranlar toplamı biri aşamasaydı =?Zaten tüm bu tartışma bunun üzerine peydah=?Yani ya kuran ap açık değil,ya evrensel değil,ya matematikten bir haber?Ya allah sözü değil bu ihtimallerden aklınıza ve ruhunuza en uygun olanı seçip kabullenin bence huzurunuzu bozmadan :D bu kadar basit...

Bana kalırsa da tamamlayıcı olan daha diğer onlarca yüzlerce unsur gibi bu ihtimallerden hangisi gerçekse de ,bu da göstermiştir ki :D Allah bizi sınav yapmaya dursun kendisi sınavları geçemiyor daha...

axial
16-08-2010, 03:03
Yaw en azından avli düşünen ömer kadar bile düşünemezmi allah.

axial
16-08-2010, 03:05
Sevgili upuaut;

Matematiği sevdiğini ve bu başlığı sürekli gündemde tutmanı anlıyorum.

Ama takıldın kaldın buraya be ustad. Dönüyoruz dolaşıyoruz aynı şeyler. Çık biraz hava al. Tek çelişki bu değil ki islamda, tonlarca başlık var sitede.

upuaut
17-08-2010, 18:08
Sevgili upuaut;

Matematiği sevdiğini ve bu başlığı sürekli gündemde tutmanı anlıyorum.

Ama takıldın kaldın buraya be ustad. Dönüyoruz dolaşıyoruz aynı şeyler. Çık biraz hava al. Tek çelişki bu değil ki islamda, tonlarca başlık var sitede.

Düşüncene aynen katılıyorum. Ama bir farkla. Bilirsin, Nebe suresindeki 31-34. ayetlerde seksüel bir sunuş vardır. Hatta bu ayetlerden yalnızca 33. ayet bile Kur'anın kutsal kitap olmasını sorgulamaya yeter ve artar bile.

Ne yazık ki bu ayetlerin çevirisi yıllardır böyle yapıldı ve ses çıkaran olsa bile değişen bir şey olmadı. Fakat Christoph Luxemberg adlı bir araştırmacı ortaya çıktı ve şimdiye kadar kimsenin ses çıkaramadığı bu ve diğer konulara yeni bir bakış açısı getirerek Kur'andaki okuma ve yorum hatalarını gösterdi.

İşte buradaki durum da aynen böyle. Yani ilgili ayetlerdeki oranlara göre bir mirasın dağıtılıp dağıtılamaması, yine Kur'anın kutsal kitap olmasını sorgulamaya yeter bir kriterdir. Kusura bakma ama ben konuya bu açıdan bakıyorum.

faydasızım
17-08-2010, 18:50
inanılmaz cidden inanılmaz bir tanrı var ve kendi hakkını bile savunmuyo en basitinden ..
matematigi bile bilmiyo
sonra onu sevgili kulları savunuyo aslında biliyoda size göstermiyo dercesine..
diger ayeetlerde yaf o aarpça işte siz yanlış anlamışsınız..
şimdi de bu bildiginzi matematik deil bilmeme neyin bilmem neyi..
nedeyim allahl a kulları komiklik yarışında.
hepsine kolay gele...

upuaut
17-08-2010, 23:27
inanılmaz cidden inanılmaz bir tanrı var ve kendi hakkını bile savunmuyo en basitinden ..
matematigi bile bilmiyo
sonra onu sevgili kulları savunuyo aslında biliyoda size göstermiyo dercesine..
diger ayeetlerde yaf o aarpça işte siz yanlış anlamışsınız..
şimdi de bu bildiginzi matematik deil bilmeme neyin bilmem neyi..
nedeyim allahl a kulları komiklik yarışında.
hepsine kolay gele...

Kardeşim, Kuran'da hata yok! Önceki mesajlardan görüldüğü gibi yöntem bakımından yalnızca miras dağıtımında bir anlaşmazlık çıkmış. Hepsi bu.

denklem
18-08-2010, 01:13
peki o ayetlerin doğru okunuşu ve yorumlanışı nasıldır?

emperrordiablo
18-08-2010, 01:27
Kardeşim, Kuran'da hata yok! Önceki mesajlardan görüldüğü gibi yöntem bakımından yalnızca miras dağıtımında bir anlaşmazlık çıkmış. Hepsi bu.

Hatasız olduğu halde mal paylaşımı söz konusu olunca demek ki :D kuran bile çaresiz kalıyor desene... :D

faydasızım
18-08-2010, 15:17
hiç hata yok ama mal paylaşımında küçük bi hata yapmış demi tanrı kafası karışmış...
olsun hatasız tanrı olmaz....:phone::lol:

melih
18-08-2010, 15:49
http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm

ben ateistim ama kur'anda matematik hatası yok gibi
üşenmeden yukarıda ki linki okuyun derim

denklem
18-08-2010, 21:38
okudum inceledim sayın melih
cevap bulamadım orda. ayrıca soracak olsam cevap verecekde bulamadım

denklem
18-08-2010, 21:57
Bismillahirrahmanirrahim

Soru-503: Hocam, şu yazıya nasıl cevap verebiliriz? Aynen aktarıyorum:

Önce konumuzla ilgili Kuran ayetlerini görelim:
Nisa Suresi/11. ALLAH size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar ALLAH tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz ALLAH ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi/ 12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar ALLAH'tan size vasiyettir. ALLAH her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Bu ayetlere göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı.. Yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır:
Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır.

Bu durumu, matematiksel olarak hesaplarsak:
(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (Halbuki 1,0 olması gerekirdi!..)

Bu sonuç Kur'an'da verilen oranların hatalı olduğunu göstermektedir. Çünkü mirasın %112,5 u mirasçılara dağıtılamaz. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.

ÖRNEK:
Adam ölüyor. Geride kalan varisler şunlar; eşi, 3 kız çocuğu, annesi ve babası..
Buna göre miras dağıtım oranları Nisa suresi 11. ve 12. ayetin de şöyle bildirilmiştir:
Kız çocuklarına mirasın 2/3 ü
Anneye mirasın 1/6 sı
Babaya mirasın 1/6 sı
Eşine mirasın 1/8 i
------------------------------------

Adamın kalan mirasını 120 milyar farzedelim:
120 x 2/3 = 80 çocuklara
120 x 1/6 = 20 anneye
120 x 1/6 = 20 babaya
------------------------------
Toplam = 120 Görüldüğü gibi mirastan eşe hiç para kalmadı. Eğer eş de almış olsa; 120 x 1/8 = 15 Eşe düşen pay
----------------------------
Toplam = 135 olacaktı.
Halbuki ortada 120 milyar var. Eşe 1 kuruş dahi kalmadı.
İşte bu Kur'an ayetlerinin hatalı olduğunu gösterir.

Halife Ömer'in Hataya Karşı Avl Yöntemi:
Bu hatayı düzeltmek için Ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem ALLAH’ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde İslam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır. Avl yöntemiyle bir anlamda Kur’an ayetlerinin dışına çıkılmakta ve Kur’an’a göre şeriat uyguladıklarını söyleyenler, mecbur kalarak kendi uydurdukları hüküm ve yöntemi kullanmaktadırlar. Avl yöntemi ile şu yol izlenir :
2/3 + 1/6 + 1/6 + 1/8 = 48/72 + 12/72 + 12/72 + 9/72 = 81/72 = 1,125
Burada payda 24’e değil de 72’ye yükseltilmiştir. Sonucun 1 çıkması içinse Payda 81 yapılır;
48/81 + 12/81 + 12/81 + 9/81 = 81/81 = 1
Yani matematik olarak yanlış olan ama çaresiz ve zorunlu kalınarak hileli bir yöntemle oranlar değiştirilmek suretiyle paylaşımın sağlanması yoluna gidilmiştir.
Böylece yeni oranlar: üç kızın toplam payı= 48/81 annenin payı= 12/81 babanın payı= 12/81 zevcenin payı= 9/81 olacak şekilde değiştirilmiş olur.
Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım:
üç kızın toplam payı = 48/81 = 0,593 Halbuki Kur'an 2/3 = 0,666 diyor
babanın payı = 12/81 = 0,148 Halbuki Kur'an 1/6 = 0,166 diyor
annenin payı = 12/81 = 0,148 Halbuki Kur'an 1/6 = 0,166 diyor
zevcenin payı = 9/81 = 0,111 Halbuki Kur'an 1/8 = 0,125 diyor
Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilmiştir ve başka oranlar kullanılmaktadır.
Böyle basit bir dört işlem hatasının, her harfi, her kelimesi ALLAH sözü olduğu bildirilen Kur'an'da yer alması, ALLAH gibi kusursuz bir varlığın hatası olmasa gerek. O halde, bu hatanın sebebi ne olabilir dersiniz?
Bu, Kur'an'ı MUHAMMED'in uydurduğunun en önemli delili midir?
Bu hata şimdiye kadar izah edilememiş, mantıklı, bilimsel bir yanıt verilememiştir.
Diğer çelişkiler "müphemdi, müteşabihdi " diyerek, kelimeleri çarpıtarak, tahrif ederek, yanlış bilgiler verip demagoji yaparak bir şekilde geçiştirilebilir. Ancak Matematik laf değil, işlem ister. Matematik de mecazilik, müteşabihlik sökmez.
Nitekim Halife Ömer'de sökmediğini görmüş ve Avl denilen aldatma yöntemi uygulamıştır.

Bu ayetlerdeki hatayı anlayanlar ve çözüm bulamayanlar ama hala Kur'an'ı MUHAMMED'in uydurmadığını düşünenler aşağıdaki soruları yanıtlamaya çalışmalıdırlar. Çünkü ana-babadan alınmış, hazıra konulmuş imanın tazelenmesi ve sorgulanması gerekir. Gördüğü yanlışlara rağmen imanında direnmek imansızlıktan daha kötüdür. Eğer Tanrıya inanıyorsanız ve bilen, gören, işiten, hesap soransa Tanrı, sahte imanları da, gerçek imanları da iyi bilmesi gerekir. Aldatılamaz, kandırılamaz. Kendisini alet ederek dünya menfaatleri elde edenlerden de, yanlışı göre göre, bile bile onların peşinden gidenlerden de hesap sormasını iyi bilir.

Sorular:
1- MUHAMMED vahyi mi yanlış anlamıştır?
2- Ortada vahiy diye bir şey yok ilham mıdır hepsi?
İlhamlar da hata içerir mi diyorsunuz?
3- Yoksa Kur'an toparlanırken mi hata yapılmıştır?
4- Ya da Kur'an tahrifata mı uğramıştır?
Halife Osman ayetlerle oynamış olabilir mi?
5- Yoksa ALLAH da hata yapabilir mi diyorsunuz?
6- ALLAH değil de MUHAMMED mi matematikten anlamıyordu?
7- Yoksa bu konudan uzak duralım, ele almayalım,
Şeytani bir soru mu diyorsunuz? Şeytani bir soruya neden olan hatanın Kur'an'da ne işi var


Cevap-503: Evet, Muhterem kardeşim, bu vatandaş Kur’an’ın miras hükmüyle alakalı ayetleri gündeme getirip bazı durumlarda miras paylaştırılmasının Kur’ani verilere göre mümkün olmadığını, yani mirasçıların alacakları Kur’ani oranlar dikkate alındığında kalan mirasın pay sahiplerine yetmediğini ve dolayısıyla Kur’an’da bir hata olduğu sonucunu çıkarmıştır. Bu problemi halletmek için de Halife Ömer’in Avl yöntemini geliştirdiğini ve Kur’an’a rağmen mal paylaşımı yaptığını ve aslında buna mecbur olduğunu, suçlu olanın Ömer değil de (haşa) ayetleri gönderen Allah-u Teala olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca bu yöntemin bugün uygulanan İslam hukukunun bir parçası olduğunu da eklemiştir.

Bu eleştiriye cevap vermeden önce eleştirmenin bilgisizliğinden kaynaklanan bir yanlışına değinmemiz gerekir. Aslında bu vatandaşın, İslam denilince sadece Sünniliği anladığını, dolayısıyla da bu bilgiye dayalı olarak vardığı sonuç kaçınılmazdır ve kendi açısından haklıdır da. Çünkü Avl yönteminin Kur’an’a rağmen geliştirilen bir yöntem olduğu gün gibi aşikârdır. Bu yüzden bizim bu arkadaşa söyleyeceğimiz ilk söz şudur ki İslam, sadece Sünni anlayışla sınırlı olmadığı gibi İslam hukuku da bu anlayışın ortaya koyduğu verilerle sınırlı değildir. Eğer siz Ehlibeyt mektebinin de bu ve benzeri konulardaki görüşlerinden haberdar olsaydınız, böyle cüretkâr bir şekilde Kur’an’ı, hatta (hâşâ) Allah-u Teala’yı suçlama gafletine düşmezdiniz.

İkinci husus şudur ki İslam fıkhı ve hukukundan yakından haberdar olan kimse şunu bilir ki Allah-u Teala Kur’an’da daha çok İslam öğretilerinin ve hükümlerin temel unsurlarını beyan etmiş ve birçok yerde detayları Resulullah’ın açıklamalarına bırakmıştır. Elbette Resulullah da bu açıklamaları keyfi ve indi olarak yapmış değildir. Allah Resulü’nün ahkâmın detaylarıyla ilgili açıklamaları da yine vahye dayalıdır. Ancak bu vahiyler Kur’ani değil, gayrı Kur’ani vahiylerdir. Kur’ani vahiyle gayr-ı Kur’ani vahyin farkı şudur ki Kur’an’ın hem muhtevası, hem de lafzı ve kalıbı Allah’a aittir ve mucizevî özelliğe sahiptir. Ancak gayr-ı Kur’ani vahiylerin muhtevası Allah’a ait olmakla birlikte onların açıklanma biçimi ve döküldüğü lafız ve kalıplar Resulullah’a bırakılmıştır. “Neden Allah-u Teala bütün detayları da Kur’an’da zikretmemiştir?” yine “Resulullah’a Kur’an dışında da vahiy indiğinin delilleri nelerdir?” sorularına gelince, bunun birçok sebebi ve delili vardır ki yerinde açıklanmıştır. Ama konumuzun dışında olduğu için onları burada zikretmeyi uygun bulmuyoruz. Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen kardeşlere aşağıdaki linke başvurmalarını tavsiye ediyoruz:
http://www.kevsernet.com/s_ve_c/16.htm (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/16.htm)

Bu girişten sonra inşallah eleştirinin cevabına geçiyoruz.

Her şeyden önce şurası bilinmelidir ki Kur’an’da açıklanan ve İslam fıkhında “Feraiz” (belirlenmiş paylar) olarak bilinen miktarlar, pay sahiplerinin her halükarda ondan fazla veya eksik alamayacaklarını bildirmek için değildir. Kalan miras, bu belirlenen miktarlarla birebir örtüşeceği gibi, bazen bu miktarlardan fazla veya eksik de olabilir. Burada hemen şu soru aklınıza gelecektir ki eğer öyleyse bu miktarların belirlenmesinin faydası nedir? Hikmeti sebebi nedir? Evet, sorunun cevabı şudur ki daha sonra açıklayacağımız üzere artan veya eksik olan zamanlarda, bu oranların nasıl paylaştırılacağında bu belirlenmiş oranlar, başrolü oynayacaktır. Yani onlar bizim elimizde bu paylaşım için birer ölçü ve kıstas özelliğini taşımaktadırlar.
Ehli Sünnet Halife Ömer’e uyarak birincide Avl denen bir yöntemi kullandığı gibi, ikincide (mirasın belirlenen oranlardan fazla olduğu durumda) “ta’sib” denen bir yöntemden istifade etmektedir.

Önce bu iki yöntemin ne olduğunu kısaca izah edelim. Daha sonra bunların neden yanlış olduğunu kısaca açıkladıktan sonra Ehlibeyt mektebinin ortaya koyduğu çözümü açıklamaya çalışalım.
Evet, bu iki Sünni yöntem şudur: Eğer miras belirlenen paylardan eksik kalırsa, o eksiklik pay sahipleri arasında eşit bir şekilde bölüştürülür. Yani her birsinin payından eşit bir miktar eksiltilerek söz konusu eksiklik tamamlanır. Buna Avl deniliyor.
Ama eğer miras belirlenen paylardan fazla kalırsa, o zaman bu fazlalıktan, o pay sahiplerine bir şey verilmez, onların dışında kalan diğer akrabalar arasında eşit bir şekilde paylaştırılır.
Ehlibeyt mektebi, her iki yöntemin de yanlış olduğunu iddia etmekte ve buna bir çok delil göstermektedir ki en önemlisi şudur ki böyle bir şey (haşa) Allah’a cehalet ve bilgisizliği isnat etmek olur. Zira İmam Ali’nin de buyurduğu gibi, çöllerin kum tanelerinin sayısını bile bilen Allah, insanların böyle bir sorunla karşılaşacaklarını bilmiyor muydu? Eğer biliyorduysa, neden bu konuda ister Kur’an’da, isterse Resulü’ne gönderdiği gayrı Kur’ani vahiylerde bu konularda herhangi bir açıklama yapmamış, herhangi bir ölçü ve kıstas belirlememiştir? Ve dolayısıyla birileri kalkıp kendi kafalarından çözüm üretmeye mecbur kalmışlar? Yani eleştiriyi yapan kimsenin bu konuda ileri sürdüğü itiraz haklı ve yerinde bir tespittir. Bu yüzden biz Halife Ömer’in kendi ictihadına dayanarak önerdiği yöntemin çözüm değil, kendisinin ciddi bir problem olduğu kanaatindeyiz.
Bu konuda Ehlibeyt İmamlarından ve bazı sahabeden nakledilen ve Halife Ömer’in yöntemini eleştiren sözlerden de bir kaçını eklemek istiyordum ama Ebu eyyub Ensari kardeşin yazısında bunlara yer verildiği için artık gerekli görmüyorum.

Evet, Ehlibeyt mektebinin bu probleme getirdiği çözüm yolu şöyledir:
Ölen kimsenin mirası, eğer hak sahiplerinin pay oranlarıyla örtüşürse, zaten problem yoktur ve o oranlara göre paylaştırılır. Ama eğer artar veya eksik kalırsa, artan veya eksik kalan miktar, Kur’an’da belirtilen bu oranlar dikkate alınarak hak sahipleri arasında yeniden paylaştırılacaktır. Ve her hangi bir eksiklik ve hata da söz konusu değildir.
Ancak burada bu çözüm yolunu ve ayetlerde bu miktarların belirtilme hikmetini Kur’an’dan değil Allah Resulü’nün ve ilim ve irfanlarını Resulullah’tan miras alan Ehlibeyt’inin sözlerinden öğrenmekteyiz. Elbette bunu bilmemiz gerekir ki bu, Halife Ömer’in Kur’an’a rağmen ortaya koyduğu formülle farklı şeylerdir. Birisinde Kur’an’a rağmen bir çözüm yolu ortaya koyulurken, diğerinde yine gayr-ı Kur’ani vahye dayalı Kur’an’a tefsir yapılmakta ve bir yandan Kur’an’ın meramı açıklanırken diğer yandan bazı detaylar da bu açıklamalara ilave edilmektedir.
Şimdi gelelim konunun detayına ve verilen örneklerin tahliline ve Kur’an’a ters düşmeyecek şekilde nasıl paylaştırılacaklarına…

Şöyle diyor eleştiriyi getiren arkadaş:
“Bu ayetlere göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı.. Yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır:
Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır.

Cevap: Hadislerden aldığımız ilave bir bilgiyle mirası paylaştıracağız; o bilgi şudur ki karı kocanın payı her halükarda (miras ister paylardan fazla olsun isterse eksik kalsın) karı kocanın payı sabittir ve asla değişmez. (Burada genel kural şudur ki Kur’an’da mirasları için üs ve alt sınır belirlenenlerin payı değişmez. Bunlar ise karı ve kocalardır. Çünkü çocukları var olmadığı takdirde karının üst sınırı mirasın dörtte biridir, kocanınki ise mirasın yarısıdır. Çocukları var olduğu takdirde, karının en alt sınırı sekizde bir, erkeğinki ise mirasın dörtte biridir. Evet, bunlar, miras artsa da eksik kalsa da her halükarda payları sabit kalır ve değişmez. Yani eğer diğer durumlarda da artma veya eksilme söz konusu olsaydı, bu, en fazla ve en az sınırı konmazdı. Bu sınırın konulmasından onların pay oranlarının sabit olduğunu anlıyoruz.) Ama diğer pay sahiplerinin payı böyle durumlarda değişikliğe uğrar. (Nitekim Kur’an da onlar için alt-üst sınırı belirlememiştir. Sadece ölçü vermiştir.) Yani miras, paylardan fazla olursa, o zaman önce her kesin payı ayetlerde belirtildiği şekilde paylaştırılır. Geri kalan fazlalık ise tekrardan, belirlenen oranlar dikkate alınarak pay sahiplerine paylaştırılır. Yani yine kız evlatlara 2/3, ana babaya her birine 1/6 olarak dağıtılır. Ama eşlerin mirası sabit olduğu için onlara bu fazlalıktan bir şey verilmez. Böylelikle artan bir şey kalmaz. Dolayısıyla ayetlerde belirlenen bu pay sahipleri olduğu müddetçe diğer akrabalara bir şey verilmez.

Fakat miras belirlenen oranlar dikkate alınıp paylaştırıldığında eksik kalıyorsa (eleştiri sahibinin verdiği örnekte olduğu gibi), eşlerin payı yine sabit kalır, ama diğer pay sahiplerine o eksiklik belirlenen oranlar dikkate alınarak paylaştırılır. Bir görüşe göre ise eksiklik sadece kızlara yansıtılır. [1] (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm#_ftn1)Her halükarda ayetlerdeki belirtilen oranlar, bir kıstastır. Yoksa her halükarda ondan fazla veya eksik olmayacak demek değildir. Yani o oranlarla eşitlik halinde zaten mesele kalmıyor. Olmadığında ise o oranlar artan veya eksik kalan miktarın paylaşımında başrolü oynuyor.

Başka bir ifadeyle Kur’an’a eleştiri yönelten kişi din bilgilerden ve özellikle Ehlibeyt mektebinin hukuk ve fıkhi ekolundan tamamen habersiz olduğu için verdiği örnekte (Adam ölüyor. Geride kalan varisler şunlar; eşi, 3 kız çocuğu, annesi ve babası)
uzun uzadıya açıkladığı üzere bütün miras paylarına aynı böleninin (mahrecinin) olduğunu varsaymıştır. Ancak Ehlibeyt mektebinin açıklamasına göre, paylarının sınırları belirlenmiş olan eşler gibi mirasçıların mirası için bölen asıl maldır, ama kızların payı için bölen malın geri kalan kısmıdır. Böylece bütün kesirler aynı bölene ait olmadıkları için her hangi bir matematik sorunu oluşmamaktadır.
Bu yüzden Ali (a.s) ve onun ünlü öğrencisi İbn-i Abbas’ın şöyle dedikleri nakledilmiştir: “Eğer Allah’ın öne geçirdiği öne geçirilir ve geride bıraktığı geride bırakılırsa o zaman asla belirlenen paylar maldan fazla olmazdı.”[2] (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm#_ftn2) Bu sözü İbn-i Abbas’tan bir çok Ehl-i sünnet alimi nakletmiştir.[3] (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm#_ftn3)
Hatta İbn-i Hazm el- Muhella’da Bu konuda şöyle diyor:
“Eğer bu konu Ömer’e gizli kalmışsa İbn-i Abbas’a gizli kalmamış Bir hükmü birinin bilmemesi onu bilen kimseye delil teşkil olmaz. Ömer Mihrin çok olabileceğini, Resulullah’ın öldüğünü ve kelalenin ne olduğunu ve birçok şeyleri de bilememişti; bu da bilenlerin bilmesine bir kusur getirmez.”[4] (http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm#_ftn4)

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu açıklamada hadislerden de elbette yardım almaktayız. Zira bahsettiğimiz gibi biz Resulullah’ın hadislerini de vahye dayalı bilgiler olarak görüyoruz. Aksi takdirde Resul’ün sözlerinin bizim için bağlayıcı olmasının bir anlamı kalmaz. Oysa Kur’an’ın kendisi Resul’e mutlak itaati bize emretmektedir. Onun verdiği her şeyi alıp, sakındırdığı her şeyden uzak durmayı bize emretmektedir. Bu ise ancak ve ancak onun verdiklerinin vahye dayalı olmasıyla anlam kazanır. Yoksa bazılarının dediği gibi eğer onu da (haşa) bir müctehid olarak görür ve diğer müctehidler gibi bazen hata yapabileceğini de söylersek, itaatinin kayıtsız şartsız bize farz olması abes, hatta kabih ve çirkindir. Bu ise Allah-u Teala’ya muhal ve imkânsız bir şeydir.

Bu açıklamalarımız, konu hakkında teknik bilgiler vermek ve eleştiri sahibinin yaklaştığı mantığa yakın bir mantıkla cevaplamak içindi. Yoksa aynı paylaşımı daha kolay bir üslupla da yapmak mümkündür. Şöyle ki eşlerin payları dediğimiz gibi her durumda sabittir ve artsa da eksik kalsa da değişim söz konusu olmaz. Dolayısıyla bahis konusu olan konuda da biz sürekli eşlerin payını ilk başta ayıracağız, ardından geri kalan miktarı, ayette belirlendiği şekilde bölüştüreceğiz. Böyle olunca, hem artan miktar, hem de eksik kalan miktar ayetlerde belirtilen oranlara binaen otomatik olarak pay sahiplerine yansıdığı için, kalan miras hiçbir zaman paylardan fazla veya eksik olmaz. Şimdi bunu eleştiri sahibinin yazısındaki örnekte tatbik edelim:

Hatırlarsanız bu arkadaş, adamın mirasını 120 milyar olarak farz etmişti. Şimdi bizim yukarıda verdiğimiz bilgilere dayanarak taksimi yapalım:
Önce her halükarda sabit olan ve asla değişmeyen karısının payını, yani 1/8’i olan 15 milyarı çıkacağız. Ardından geri kalanı (105 milyar) yine ayetteki oranlara göre paylaştıracağız. Çocukların payı 2/3 olduğuna göre onlara verilecek miktar, 70 milyardır. Ardından geri kalanı (35 milyar) anne baba arasınsa paylaştıracağız. Onların her birisi de 1/6 alacaklarına göre bu 17.5 milyara tekabul eder. Böylece kalan mirasta ne artan ne de eksilen bir durum söz konusu değildir.

a) Karısının payı 1/8
120 : 8 = 15 milyardır

120 – 15 = 105 milyar

b) Cocukların payı 2/3
105 : 3 = 35 milyar * 2 = 70 milyardır.

c) Babanın payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

d) Annenin payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

Toplam : 70 milyar + 15 milyar + 17.5 milyar + 17.5 milyar = 120 milyardır.


Böylece eleştiri sahibinin gerçek İslam hukukundan habersizliğinin bir ürünü olarak yaptığı hatadan çıkardığı diğer sonuçların da batıl olduğu anlaşıldığı için ayrıca onlara değinmeğe gerek görmüyoruz. Elhamdu lillahi Rabbi’l-alemin..


bu vatandaş şafimidir nedir bu meselede bunları diyor
bakın bir başkasıda ne diyor

denklem
18-08-2010, 21:59
Misyoner uydurması, mantık hilesi ihtiva eden "Matematik Hatası" iddiasına reddiye!

Alıntı:Aşağıdaki âyetler, "miras" hukuku ile ilgilidir. Bu âyetlere göre hesap yapıldığında, mirasçılarda, "sona kalan dona kalmakta"dır; çünkü mirasın payları toplandığında, toplam, mirastan "fazla" olmaktadır!

Önce âyetlere bakalım... Nisâ/4:11, 12, 176...

Varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlât, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki âyetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlâda mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır.

Bu durumda matematik yapalım: (2/3)+(1/6)+ (1/6)+ (1/8) = 1.125 bulunur! (1.0 olması gerekirdi!..)
Bismillahirrahmanirrahim

Evvela bu içinde mantık ve matematik hilesi ihtiva eden batıl iddianın kaynağını zikrederek söze başlayalım! Bu iddia internet ortamında ilk defa jochen katz denen misyoner tarafından tefrika edilmiştir! Sonra ondan iktibas ile oriental ve misyonerler yazmadan çizmeden konuşamayan, dilleri lal olan ateistlerimiz bu iddiayı alıp sitelerinde tefrika etmiştir!

Muhtemeldirki jochen katz, islam tarihini veyahut islam fıkhını tedkik eder iken, halife ömer devrinde cereyan eden bir miras olayından hareket ile içinde mantık ve matematik hile ihtiva eden bu iddiayı ortaya atmayı tasarlamıştır!

İddianın çürük çıkış noktası ve mantık hilesi, evvela kuranın kendi iç bütünlüğünde zikrettiği bir varis tablosundaki payları nazara verip, sonra sual edilen o meşhur varis tablosundaki varislere, kuranın kendi iç bütünlüğü içinde zikrettiği o başka varis tablosundaki payları tatbik etmeye kalkma kurnazlığıdır!

Daima tekrar edilen bu varis tablosunda varislere ne pay düşeceği sualine cevap verebilmek içün evvela burada dillendirilen hatalı değerlendirmelerin kaynaklarını tespit etmemiz gerekiyor! Bu kaynaklar kanaatimizce şunlardır!

-İslam hukuku ve temellerinin ne olduğunun bilinmemesi
-İçtihad müessesesinin sahası ve meşruiyetinin bilinmemesi
-İslamdan evvel arap toplumunun miras kaidelerinin bilinmemesi
-İslam hukukunun getirdiği miras usulünün tamamen yeni ve orjinal oluşunun bilinmemesi
-Avlin ne zaman hangi varis tablosunda ortaya çıktığının bilinmemesi

Bu bilinmeyen meseleler yüzünden şu meşhur varis tablosu ile karşılaşıldığında islam hukukunca uygulanan, hata edilerek yanlış yorumlanmış ve matematik hata vardır zehabına kapılınmıştır!

Bu mevzulara icmalen değinmek yerinde olacaktır çünkü başkaca bu meselenin anlaşılması namümkündür!

Evvela islam hukukunun iki ana, bu ana temellerden beslenen ikide alt dal olmak üzere dört kaynağı vardır!

Ana kaynaklar çoğunluğun malumu olacağı üzre kuran ve Hz. Muhammedin risalet vazifesine dair söz ve fiilleridirki buna sünnet denmekte! İşte bu iki kaynaktan neşet eden kıyas ve icma diye iki kaynak daha vardırki bu ikiside meşruiyetleri usul ve metodlarını ana iki kaynaktan alırlar!

Kıyas bir mesele hakkında bu meseleye benzeyen şeri bir meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir! İcma ise dini bir meselede ehlinin ittifak etmesidir! Bunların ikiside islam hukukunun bir parçasıdır, kuran ve sünnette ele alınışları mufassalan izahı gereken başkaca bir mevzudur!

İçtihad müessesesinin sahası işin tabiatı gereği delilin sübutu ve manaya delaleti zanni veyahut sadece manaya delaleti zanni olduğu hallerdir ve bu haller çokça yeni vakıalar ile alakalıdır!

Ele alınan meseleye ait sarih bir nass mevcut olmadığında içtihad için kapı açılmış olur ve bu kapıdan belirlenmiş usul ve kaideler ile giren erbabı kıyas/rey ile hükmünü verir ve buda islamca meşrudur ve teşvik edilmiştir!

İmdi islamdan evvel arap toplumunda miras taksimine bakılınca mirascı olunma ve taksimatın nasıl yapıldığına nazar edilir ise bunun haza zulüm üzre bina edildiği görülür, islam bu zulmü ortadan kaldırmış yanlış telakkilerden mütevellid hataları ıslah etmiş kendisi yepyeni kaideler koymuştur! Zati islamın yanlışlıklara dair tavrı iki türlü olmuştur, ya tamamen ortadan kaldırma, yasaklama veyahut o kötülüğü arızayı ıslah etme!

Miras bahside bu ikinci veche bakar, veraset bahsinde kimler niçün ve hangi hallerde varisdir meseleleri zikredilip kadına dair ifrat derecesindeki zulüm ortadan islamca kaldırılmış varisliğin şartları tespit edildikten sonra kim hangi halde ne kadar alacaktır bu bildirilmiştir! İslamın ölenin geride bıraktığı yakınlarını üç sınıfa ayıran tasnifi ve bununla alakalı ahkamı yepyenidir ve İslam ile gelmiştir!

İmdi matematik hatası vardır iddiasının zikredilmesinin sebebi olan ve burada zikredilen varis tablosunda da uygulanacak olan avl bahsine gelir isek bunun evvela nasıl ortaya çıktığını anlatmak icab eder, yani ilk avl hadisesine nazar etmemiz gerekir!

Avlin ilk kez uygulanışı ne bu mevzuyu ilk kez internet ortamında tefrika eden jochen katzın nede ondan nakil ile forumlarda ateistlerin çokça zikrettiği o meşhur varis tablosu ile alakdar olarak gündeme gelmemiştir!

O daima tekrarlanan varis tablosu halife aliden sual edilmiştir mesele minberiye diye anılır ama ilk vakıa halife ömer devrinde ortaya çıkmıştırki, oda ölen bir kadına kocası ile iki öz kızkardeşinin varis olması halidir veyahut kocası ile anası ve bir öz kızkardeşinin varis olması halidir!

İmdi bu olduğunda ne olmuştur!

Halife ömer taksimatı nasıl yapması gerektiği mevzuunda Hz. Muhammedin arkadaşlarına danışmıştır burada ömerin varislere söylediği bir söz vardırki meseleyi anlamak için pek mühimdir! Derki ömer

Alıntı:"Allah'a andolsun! Allah hanginize öncelik tanımış ve hanginizi tehir etmiş bilmiyorum."

Ed-Dürr-ül Mensûr, El-Mizan Fî Tefsir-il Kur'an (http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/kuran%20ve%20sunnette%20miras/index.html)
Bir başka rivayette söylenen şudur!

Alıntı:Allah(cc)'ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah(cc)'ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım.

el-ihtiyar (http://www.darulkitap.com/oku/fikih/v2/elihtiyar/)
Bununla söylenen şudurki halife ömer, yeni karşılaştığı ve kuranda geçmeyen bu varis tablosunda yer alan varislere ve o varislerin kuranda başkaca varis tablolarında geçmekte olan hisselerine bakmış, sonra karşılaştığı varis tablosunda bu hisselerin mahreci yani mirasın aslını aştığını görmüş ve bu yeni halde eğerki bu varislere kuranda başkaca varis tablolarında geçen hisselerini verecek ise evvela hangi varis payını vermesi gerekip kalanı kimlere taksim etmesi gerektiği hususunda bir karinesinin olmadığını söylemiştir!

Neticede ömer Hz. Muhammedin arkadaşlarıyla istişare sonucu her varise payı oranında eksiltme tahakkuk ettire genişletme yöntemi ile avl uygulamıştır! Buna iştirak edenler arasında ali, ibni mesud, zeyd bin sabit gibi Hz. Muhammedin arkadaşları içinde dinde allame mertebesindekiler yer almıştır bunların hiç bir itirazı söz konusu olmamıştır!

Hadise böylece gerçekleştiği içün avli uydurulan, bir hata gizleme saklama metodu olarak görmek ve göstermek doğru değildir, bu cahilce bir sözdür! Bilakis avl ticaretle uğraşan ve elbette matematik hesap kitapda bilen devrin insanının hesaplamalarda tabanı genişletme usulunu bu şahit oldukları yeni varis tablosuna tatbik etmesidir!

Anlatıldığı vechile varislerin birinden yada bir kaçından eksiltme yapmak için kurani bir karine görmediklerinden bu yeni durumda her bir varisin payının ne olacağına dair sarih bir nass da mevcut olmadığından bir içtihad geliştirmişlerdir.

Bu uygulamaya bidayette bir itiraz söz konusu olmuyor, Hz. Muhammedin vahye muhatap arkadaşları içinde hassaten allame konumunda olanlarca dahi! Sonradan ibni abbasın muhalefet ettiği rivayet ediliyorki ehli şianın günümüzde de savunduğu bir görüş serdediyor ibni abbas!

İbni abbas, feraiz sahiplerinden bazısı miras almada diğerlerinden daha güçlüdür bazısı mirasdan düşerken bazısı düşmez diyor! Buna istinaden bu güçlüler mirası almada takdim edilse idi miras taksiminde avle gerek kalmaz idi diyor! Yani ibni abbasa gore yaradanın kimi takdim ettiğini anlamak için bu güçlü olma haline bakılmalı idi! Buda bir içtihaddır ve halife ömer ve arkadaşlarının içtihadlarının meşruiyeti neye dayanmakta ise buda ona dayanmaktadır! İbni abbas bu görüşünü halife ömerin vefatından sonra paylaşmıştır!

İmdi olayın seyrini icmalen anlatmaya çalıştıktan sonra, avli gerektirecek varis tablolarında yapılana bakılıp mesnetsiz bir kabulle kuranda matematik hatası var demenin ne denli büyük bir hata olduğunu ifade etmeye gayret edelim!

Bunu yapabilmek içün evvela kurandaki payları alacağımız ayetlere nazar etmek icap etmektedir! Alıntı:يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Nisa 11
Görüleceği üzere bu ayeti kerimedeki paylar sırasıyla şöyledir!

Erkek çocuğa iki dişi payı
Çocuklar arasında erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6

İmdi payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Avliye erkek çocuğun olduğu bahislerde söz konusu olmadığından nazara kız çocuklarını alıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

Alıntı:وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.

Nisa 12
Efendim bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

Alıntı:يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ فَإِن كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِن كَانُواْ إِخْوَةً رِّجَالاً وَنِسَاء فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ


Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kişinin mirası hakkında size şöyle fetva veriyor: "Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır. Eğer kız kardeşinin çocuğu yoksa, bu erkek kardeş ona varis olur. Eğer iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi bunlara kalır. Eğer erkekli dişili kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki dişi payı kadar düşer" Allah, size şaşırıyorsunuz diye bunları açıklıyor. Allah, herşeyi bilendir.

Nisa 176
İmdi bu ayetteki paylarda sırasiyle şöyle!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı.

İmdi sarahat ile görülmektedirki kuran, bu üç feraiz ayetinde bir bütünü, o bütünü aşacak paylar ile taksim etmiyor, yani misalen "dört oğulun her birine 1/3" gibi bir taksimat yapmıyorki kurana matematik hata isnad edilebilsin!

Aksine, ayetlerin tamamına nazar edildiğinde görmekteyiz her bir ayet kendi içinde bir varis topluluğunu esas alarak o cihetten paylar zikretmiş bunlar ya bir bütünü tamamen taksim etmiş veyahut bu bütünün bir kısmını taksim etmiş! Zati bu sebepledirki sünnet ile icmalen zikredilen bu hususlar mufassalan ele alınmıştır!

Burada değinmemiz icab eden bir diğer husus, bu üç feraiz ayetinden biri olup nisa onbirden sonra gelen nisa onikinin وَلَكُمْ نِصْفُ "velekum nısfu" diye başlaması keyfiyetidir! Eğerki bu ayet "f" harfi ile başlamış olsa idi bunun fa-i sebebiye, takib olduğunu "dolayısıyla" gibi bir manaya gelerek bir önceki ayetteki hükümler sebebiyle bundan ötürü gibi bir manaya geldiğini söyleyebilir ve böylece iki ayeti ve hisselerini bir arada değerlendirebilir idik!

Halbuki nisa oniki "velekum nısfu" diye başlar, vav ile "ve" denerek başlıyorki bu vavın ibtidaiye olduğu sarihtir çünkü metin içinde bir evvelki hükme sarih bir atıf yoktur! Yani bir hüküm, söz bittikten sonra yeni bir hüküm, söz anlatılacak iken kelama başlandığının karinesidirki vav-ı ibtidaiye ibtida-i kelamın yani kelam başlangıcının karinesidir!

Bu hususu hassaten zikretmemizin sebebi, şu meşhur varis tablosunda seçilen varislerin nisa onbir ve onikideki varis ve paylar olması ve mantık hilesi içerisinde "kadının payıda hemen bir sonraki ayette geçiyor" denerek, kurani bir delil, karine varmış gibi "o payda mutlaka kadına verilmeli" şeklinde kelam edilmesidir!

İmdi gösterdiğimiz vecihle kuran metni bunun böyle olmadığını gösterdiği gibi, kurana ilk muhatap olanların da meseleyi nasıl anladığını anlatmaya sıra geldi!

Halife ebu bekirden rivayet edilen bir sözü nakledeceğiz, bu sözü nakletmeden evvel şu unutulmamalıdırki, halife bu sözü ettiğinde henüz avli gerektirecek bir miras taksimatı yapılmamış idi! Yani bu sözler söylenir iken henüz, kuranda geçen varisler ve geçtikleri varis tablolarındaki payların bir başka varis tablosunda mahreci aşması hali henüz yaşanmamış idi!

Halife ebu bekirden rivayet edilirki o bir hutbesinde şöyle demiştir (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm) "Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Görüldüğü üzre halife ebu bekir herbir ayeti varislerden bir topluluğa ait olarak anlamakta ve ilk ayetin çocuk ile baba, ikincisinin eşler ve anne bir kardeşler üçüncüsünün ise ana baba bir veyahut baba bir kardeşlerle alakalı olduğunu zikretmektedir!

Mesele budur ve Hz. Muhammedin en yakın arkadaşları bunu böyle anlamıştır, bu ayetlerde sarahaten zikredilmeyen diğer varisler ve bunlarla teşekkül eden varis tablolarının izahatını ise sünnette yani Hz. Muhammedin uygulamalarında bulmaktayız!

Mesela görüleceği üzre murisin dedesi ve nenesi veyahut onların altsoyu hakkında sarahat yoktur kuranda! Bunlar anakaynakta belirlenen özle mütenasip olarak sünnetle bundan sonrada bu iki kaynakla mütenasip olarak kıyas ve icma ile sarahate kavuşturulmuştur!

Vermeye çalıştığım varis tablolarının kiminde görüldüğü gibi paylar toplamı mahrecten küçük kalmaktadır bu halde yapılacağın ne olacağı da kuranda sarahaten yoktur amma verilmiş bir ölçü vardır, oda kimin varis olduğu ve verasetindeki payıdır!

Bir murisin mirasçıları arasında belirlenmiş paylar taksim edildikten sonra geriye bir şey kaldığında eğer ortada asabe varsaki işte bu asabe meselesi de islam evvelinde varolan cari uygulamanın islamca ıslahıdır ve bilinmemesi feraiz bahsinde konuşulurken kişiyi hataya sürüklemektedir, ne yapılacağı sünnetle bellidir!

"Miras paylarını (Kur'anda bildirilen) sahiplerine veriniz. Bu paylar dan geri kalan her hangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir."
Buhari, 6351; Müslim, 1615

Peki ya asaba yoksa!

Bir miras vardır ve bu mirasın varisleri bulunmaktadır!

İmdi farzedelimki varisler iki kız ile bir nenedir bu durumda 2/3+1/6=5/6

Geriye 1/6 kalmıştır buda mirastan kalmıştır! Peki bu mirasın varisleri kimdir!

Nene ile kız torunlarıdır o vakit kalanıda yine kuran ölçüsü ile paylaşmalarına hükmetmek zor olmasa gerektir!

İşte yapılan bu olmuştur! Geriye kalanın pay sahiplerine paylarıyla mütenasip verilmesi meselesi reddiye diye tesmiye olunmaktadır!

Bu nasıl bir matematik hata değil ise, bunu iddia etmek akıldan uzaklık ise, bu halin tersinin iddiasıda aynı minvalde akıldan uzaklık, noksanlıktır!

Reddiye halinde yürütülen muhakeme avl bahsi içinde geçerlidir! Bir varis tablosu ortaya çıkmıştırki ondan evvel meydana gelmemiş! Bakılmış her bir varis için, o vairslerin kuranda geçen varis tablolarındaki payları bu varis tablosunda mahreci aşıyor amma böyle bir varis tablosunda bu payların nasıl tahakkuk ettirileceğine dair açık nass yok, o vakit ne yapılmalıdır!

Bu durumda tıpkı yukardaki gibi düşünülüp miras bu kadardır ve varislerde bunlardır denip o vakit her bir varis kendi payını mahrec nazara alınarak yapılan hesaplama ile alsın denmiştir!

Miras netice itibariyle birden fazla varis var ise bir paylaşım hadisesidir ve paylaşım hadisesinde aslolan paylaşımdaki adalettir! Burada paylaşıma mevzu olan varislerin birbir durumları aralarındaki nisbet açısından hiç değişmemektedir ve halife ömer ile arkadaşlarının muhtemeldirki kimleri takdim edeceklerine karine bulamamakla birlikte birde bu adaletin sağlanmış olmasını gördüklerinden tereddüt etmeden avle karar verdiklerini anlamaktayız!

İmdi biz bunu söylediğimizde daima tekrarlanan ve fasit daireye benzettiğim itiraz yükselecektir denecektirki misalen bir kadın ölür geriye sadece kocası, annesi ve bir tek öz kızkardeşi kalır ise, kocanın alacağı nisa onikiye göre 1/2 olacakkten avl sonrası alacağı 3/8 oluyor!

Evet öyle oluyor amma kuranin bu varis tablosunu nazara aldığımızda kocanın kayın validesi ve baldızı ile birlikte karısının mirasına varis olduğunda da 1/2 alacaktır dediği nereden çıkarılıyor!

Yukarıda Hz. Muhammedin en yakın iki arkadaşı, kuranın iniş merhalelerine de vakıf ve fıkıhta otoritelikleri tartışılamayacak halife ebu bekir ve ömerin sözlerini nazara verdik!

Sahabenin kuranı anlamadaki konumu ve sünnet ile sahabi içtihadının fıkıhta, ahkama dair hususlardaki ehemmiyetini iyice anlamak içün yine bu üç feraiz ayetinde güzel bir misal vardır!

Nisa oniki ve yüzyetmişaltıda كلالة "kelale" bahsi vardır!

Bu iki ayette de aynı kelime yer almakta amma iki ayette kelale ile münasebeddar varisler içün zikrolunan paylar farklı! Nisa onikide kelale ciheti ile varis iki kişiden fazla değil ise zikrolunan pay 1/6, ikiden fazla olundğunda 1/3 ortak olmak iken, nisa yüzyetmişaltıda kelale ciheti ile varis olan dişi ise ve tek başına ise payı 1/2 olmakta! İki dişi veyahut fazlası ise pay 2/3 olmakta, erkek kardeşlerde var ise erkeğe iki dişi payı olmakta!

İmdi bu kelime kavram kuranda sadece bu iki ayette geçmekte!

İmdi durum bakılır ise burada sünnetin rehberliği olmadan bu iki ayetteki varisler içün ayrı ve farklı zikredilmiş paylar meselesi neticeye kavuşturulamaz!

İşte sünnet ve sahabi naklinin kuranı doğru anlamadaki yerini bu misaldende anlayabiliriz!

Yukarıda halife ebu bekirden rivayet olunan sözler ve muadillleri ile biz biliyoruzki nisa onikideki varisler ana bir kardeşlerdir!

İmdi bu hatırlatmadan, sünnet ve sahabi görüşünün ehemmiyetinden sonra birde kuranın verdiği oranlara tekrar nazar eder isek göreceğimiz husus, yapılmak istenen yönlendirmenin batıllığını gözler önüne serecektir!

Kuranın zikrettiği paylar sırası ile

Alıntı:1/2, 1/3, 2/3, 1/4, 1/6, 1/8
dir! Dikkat eder iseniz bunların hepsi şöylede verilebilirdi!

Alıntı:12/24, 16/24, 6/24, 4/24, 3/24
Bunlar yukarıdakilere eşittir amma kuran böyle vermiyor yani tabanı sabit değer üzerinden zikretmiyor!

Bu husus yukarıdaki iki halifenin sözleri ile birlikte nazara alındığında birde kuranın bütün varis tablolarını vermediğine ayrıyeten zikrettiğim varis tablolarının toplamda tam bir bütünü paylaştırdığına veyahut ondan eksik kaldığına dikkat edilirse zikredilen payların mahrec nazara alınarak hesaplanacağı, bu payların her bir varis tablosunda anca kıstas olacağı hususu sarahat kazanır zira mahreç değişkendir!

Buna birde ibni abbasın tahlilini ekler isek yani mirastan düşmeyen varisler bahsiniki ehli sünnete görede red yoluyla karı koca miras alamaz o vakit red yoluyla fazladan miras alanların paylarının mahrece gore hesaplanacağı hususu tamamen sarahat kazanır!

Sözün kızası kuran açıkça zikrettiği varis tablolarındaki payların bu tablolar dışında da mutlak olduğuna dair hiç bir karine vermezken aksi yönde karineler barındırmaktadır ve en muhimi kuran hatalı bir taksimat, yani bir bütünü o bütünü aşan paylar ile bir varis tablosunda taksim etmemektedir!

Avl uygulanmak durumunda olunan varis tablolarının hiç birisi kuranda yoktur bir başka değişle kuran topamları birden büyük çıkan payları bir varis tablosunda zikretmemiştir!

Bundan mütevellid kuranda matematik hata var sözü son derece hatalı, mesnetsiz, cahilce ve art niyetli bir sözdür!

Oriental ve misyonerlerin islam aleyhine şu güne kadar serdettikleri sayısız yalandan, hile ve hurdadan birisidir!

Gerçeğe sadakat şart!

denklem
18-08-2010, 22:03
bu vatandaşda sünni sanırım.hangisi şafi hangisi sünni yada bilmem ne
ama gördüğüm kadarıyla bu konulara oldukca kafa patlatmış araştırmış
kişiler ama söyledikleri birbirini tutmuyor.bu durumda kuranın bu bir konusunda bile
insanların görüşleri birbirini tutmuyor.
apaçık olması gereken miras konusunda anlaşamıyorlar.ikisindede sorularıma cevap bulamıyorum doğrusu.

upuaut
19-08-2010, 01:28
bu vatandaşda sünni sanırım.hangisi şafi hangisi sünni yada bilmem ne
ama gördüğüm kadarıyla bu konulara oldukca kafa patlatmış araştırmış
kişiler ama söyledikleri birbirini tutmuyor.bu durumda kuranın bu bir konusunda bile
insanların görüşleri birbirini tutmuyor.
apaçık olması gereken miras konusunda anlaşamıyorlar.ikisindede sorularıma cevap bulamıyorum doğrusu.

Konu yukarı. Lütfen 1118 nolu mesaja bakınız!

denklem
19-08-2010, 01:59
sayın upuaut
bu konuda isteyen istediği gibi varisleri ele alabiliyor.dolayısıyla hata vardır.
bakın 37. mesajımda
a) Karısının payı 1/8
120 : 8 = 15 milyardır

120 – 15 = 105 milyar

b) Cocukların payı 2/3
105 : 3 = 35 milyar * 2 = 70 milyardır.

c) Babanın payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

d) Annenin payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

Toplam : 70 milyar + 15 milyar + 17.5 milyar + 17.5 milyar = 120 milyardır.

paylaştırması yapılmış.ölen adamın karısının ilk miras üzerinden payı yapıldıktan sonra
diğer mirascılara kalan üzerinden pay yapılır diyerek miras paylaşımı yapılmış
sonuç doğru.
peki bu paylaşım yolunu kabul etmeyenlerde var.mesela karısının ve ane babasının
payları sabitdir ve onların payları ilk pay üzerinden yapıldıktan sonra kalan üzerinden paylaşma yapılır diyen ulema kesimini ne yapacağız.bunuda bu yukardaki paylaşımı esas alanların kabul ettiği kıstasların benzerini kullanarak söylüyorlar.bir başkasıda
yukarda gönderdiğim mesajdaki gibi ayetlerdeki cümleleri birbirinden bağımsız kullanarak paylaşım yapıyor.çoğu sonucu doğru çıkarıyor ama bazı durumlarda bu yöntemde çozüm olmuyor.

denklem
19-08-2010, 02:12
matematikde bir teoremin bir çok ispatı olabilir.yöntemler ,yollar farklıdır.ama herkes ispatın sonucunda teorem doğru diyorsa teorem doğrudur.biri yanlış olduğunu buluyorsa o teorem yanlıştır.

denklem
19-08-2010, 02:53
bir adam öldüğünde geride
eşi ,3 kızı,iki oğlu,ve anne babası kalsın
120 milyarı nasıl paylaştırırız
buyrun paylaştırında görelim.

siriusx
19-08-2010, 05:57
matematik hatası Allah'a ait değildir. Matematik hatası Allah'ın elçisi olduğunu iddia eden kuran yazarı muhammede aittir.

Lynx
19-08-2010, 06:02
Basliga aldanmayalim.. Belki coguda bunu ispat etmeye calisiyor !!

malum müslümanlarca bunun kesin allah kalemi oldugudur !!!

Ama allahin böyle hatalar yapmasina maruz birakan gene müslümanlardir ozaman !!

melih
19-08-2010, 12:42
bir adam öldüğünde geride
eşi ,3 kızı,iki oğlu,ve anne babası kalsın
120 milyarı nasıl paylaştırırız
buyrun paylaştırında görelim.

120:1/8=15 milyar karısına,bu arada karısı aradan çekildi

yani 120-15=105 Milyar üzerinden miras dağıtılacak

105:1/6=17,5 Milyar *2=35 milyar Anne ve Babaya

erkekler kadından 2 kat miras aldıkları için
erkek olan 2 çocuğa 46.666,66 TL
kız olan 3 çocuğa da 23.333,34

toplam 120 milyar dağıtıldı

denklem kardeş,
tabii ki bu miras olayı 1400 yıl öncesinin kabile hayatının getirisidir
tabii ki 21.yüzyıl Dünyasının çekirdek aile sistemine asla uymaz

yani kadının kocası ölmüş anne-baba niye miras alıyorlar ki?
elbette ki miras eşe ve çocuklara kalacak

denklem
19-08-2010, 14:21
melih bey
erkekler kadından 2 kat miras aldıkları için
erkek olan 2 çocuğa 46.666,66 TL
kız olan 3 çocuğa da 23.333,34
paylaşımını neye göre yaptınız biraz açarmısınız.
3 kıza 23 lira düşüyorsa bir kıza yaklaşık 8 lira düşer
2 erkek çocuğa 46 lira düşüyorsa birine 23 lira düşer
bu durumda erkek kızın 2 katı değil yaklaşık 3 katı almış olur.

melih
19-08-2010, 14:43
melih bey
erkekler kadından 2 kat miras aldıkları için
erkek olan 2 çocuğa 46.666,66 TL
kız olan 3 çocuğa da 23.333,34
paylaşımını neye göre yaptınız biraz açarmısınız.
3 kıza 23 lira düşüyorsa bir kıza yaklaşık 8 lira düşer
2 erkek çocuğa 46 lira düşüyorsa birine 23 lira düşer
bu durumda erkek kızın 2 katı değil yaklaşık 3 katı almış olur.

şimdi denklem bey,
pardon denklem bey sıcak uyuşturmuş beni

120:1/8=15 milyar karısına,bu arada karısı aradan çekildi

yani 120-15=105 Milyar üzerinden miras dağıtılacak

105:1/6=17,5 Milyar *2=35 milyar Anne ve Babaya

erkekler kadından 2 kat miras aldıkları için
erkek olan 2 çocuğa 40.000 milyar TL
kız olan 3 çocuğa da 30.000 milyar TL

toplam 120 milyar dağıtıldı

denklem
19-08-2010, 14:58
sayın melih haklısınız inançlı arkadaşların eşleride bu paylaşımı kabul etmez.sorsunlar tartışsınlar görsünler bunu.bakın

a) Karısının payı 1/8
120 : 8 = 15 milyardır

120 – 15 = 105 milyar

b) Cocukların payı 2/3
105 : 3 = 35 milyar * 2 = 70 milyardır.

c) Babanın payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

d) Annenin payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

bu paylaştırmada adalet varmı?
ölen erkeğin anne babasının emekli aylığı olduğunu düşünelim
çocuklarınında evlenmiş ve eşlerinin iyi durumda olduğunu
düşünürsek,adamın eşine sadece 15 milyar kalırken diğerlerine daha çok kalıyor.
erkeğin eşinin tek başına hayatını devam ettirdiğini düşünür ve bir emekli maaşınında olmadığını var sayarsak ne kadar adaletsiz olduğu görülür.
bu miras konusunda gelen ayetlerde bütün bu adaletsizlikleri giderecek
bir yöntem olmuş olsaydı ben buna mucize derdim,başımı secdeden kaldırmasdım.
ama bu konuda herkesin hesabı farklı,adalet zerre yok,2 kızdan hiç bi yerinde bahsetmiyor vesaire.
2 den fazla kız
1 kız diyen ayet 2 kız demekten acizmi.
ben bu ayetlerden çok daha adaletli ve tartışmaya kapalı bir ayet yazabilirim.

denklem
19-08-2010, 15:17
şimdi denklem bey,
pardon denklem bey sıcak uyuşturmuş beni

120:1/8=15 milyar karısına,bu arada karısı aradan çekildi

yani 120-15=105 Milyar üzerinden miras dağıtılacak

105:1/6=17,5 Milyar *2=35 milyar Anne ve Babaya

erkekler kadından 2 kat miras aldıkları için
erkek olan 2 çocuğa 40.000 milyar TL
kız olan 3 çocuğa da 30.000 milyar TL

toplam 120 milyar dağıtıldı
melih bey bu erkek ve kıza payları neye göre veriyosun?
bir kız 10 lira alacak dolayısıyla mirasın 1/12 ni alacak
bir erkek ise 20 lira alacak dolayısıyla mirasın 1/6 sını alacak
adalet varmı? hiç yok.
dedesi nenesi bir aile olarak evine 35 milyar alırken
iş kurmak aile kurmak durumunda olan bir erkek çocuk 20 milyar alacak.
islamın dayatması olmadığı sürece bu paylaşımı kimse kabul etmez.
bu paylaşımlar kurana görede değil.kuranda böyle birşey yok.
bazı paylaştırma metodlarını üreten müslüman kesimin bu paylaştırmada
dayandıkları sağlam bir şey bulamadım

melih
19-08-2010, 15:18
sayın denklem,
1400 yüz yıl öncesinin kabile hayatının zorunlulukları bunlar ve tabii ki günüüze uymaz.
Bu miras taksimlerininde adaletsiz olduğunu bende söylüyorum,kaldı ki bir çok ayetinde de bugünlere asla uygun olmadığını da defalarca söylüyorum.

Adamlara diyorum ki;"bir kadın erkeğin yarısı kadar maaş alması mantıklı mı?"
adamlar diyor ki;"erkekler,kadınlara mehir verir,evin geçimini erkek sağlar işte bu yüzden erkek,kadından 2 kat miras alması normal"
bende diyorum ki;"peki 21.yüzyılda mehir mi kaldı,artık kadında aktif olarak iş hayatında çalışıyor,ne olacak şimdi?"ve bir müddet sonuç susuyorlar ve sonra da "sen kafirsin ne anlarsın bu konulardan,cehennemde görürsün gününü"diyorlar

ama bu miras ayetlerinde matematik hatası yok,Bunu kabul edelim.

denklem
19-08-2010, 15:25
yukarda gönderdiğimi de okursanız buna ek olarak şunu söyliyeyim:mirası kuranda olmayan durumlara göre isdediğin gibi paylaştırırsan hata yok dersin.ama hatada tam burda yatıyor.istediğin gii paylaştıramassın.temel alınan noktaların(hadis vs) sağlam herkesce kabul edilebilir taraflarınıda görmedim.dolayısıyla kuranda matematik hatası vardır.

denklem
19-08-2010, 15:39
adamın biri geliyor bir metin veriyor ve diyorki bu metinde yazılanlara göre mirasımı paylaştırın diyor.
insanlar oturuyorlar bu metinegöre paylaştırıyolar ama herkes farklı paylaştırıyor.
biri erkek çocuğa 10 lira verirken diğeri 15 lira veriyor.sonuçta kimsenin sonuçları birbirini tutmuyor.bu durumda
ya metin eksiktir.
ya metin yanlıştır.
yada kimse sorunu çözememiştir.
ilerde bir matematik mucizesi mi bekliyor bizleri bu konuda
islam aleminde paylaştırma farklı farklı olduğuna göre
herkesin herkese hakkıdageçmiş olabilir.
neresinden tutsan meseleyi elinde kalıyor ne diyelim.

melih
19-08-2010, 15:43
yukarda gönderdiğimi de okursanız buna ek olarak şunu söyliyeyim:mirası kuranda olmayan durumlara göre isdediğin gibi paylaştırırsan hata yok dersin.ama hatada tam burda yatıyor.istediğin gii paylaştıramassın.temel alınan noktaların(hadis vs) sağlam herkesce kabul edilebilir taraflarınıda görmedim.dolayısıyla kuranda matematik hatası vardır.

denklem bey,
bende diyorum ki,o ayetde miras dağıtımı 1400 yıl öncesi için yaşanılan koşullardan dolayı normaldi

yahu insanlar 25 yaşında dede oluyormuş, o zamanlar
şimdi koca öldü artık çocuklar,dedesini ve nenesinin himayesine geçerler ve o çocuğun anneleride (ki bir çok zevcesi var)ikinci plana düşerler ve o zevcelere ilgili miras verilir ve aradan çıkarlar az almalarının sebebide evlenirken mehir aldılar,daha ne isteyecekler?

ölen adama ait çocuklar, baba tarafının soyunu devam ettirmek açısından çok önemlidir .Dede ve ya amca da baba görevini üstlenir,dede ve ya amca ölene kadar torunu ya da yeğenine bakar(ki muhammed de böyle yaşamıştır)
kızlar,amcalarının çocukları ile evlenir.O, kızlarda kabilenin devamını sağlamada zincire dahil olur.

Tabii ki bugün ise böyle şeyler yok artık.Çekirdek aile sistemi var
Normal olarakta kur'an'ın burada da evrenselliğinin olmadığı bir kez daha ispatlandı

işte bu yüzden şeriat ülkeleri gelişemiyor
neden?bugüne ayak uyduramıyorlar

değişmeyen tek şey değişimdir

upuaut
19-08-2010, 16:20
sayın melih haklısınız inançlı arkadaşların eşleride bu paylaşımı kabul etmez.sorsunlar tartışsınlar görsünler bunu.bakın

a) Karısının payı 1/8
120 : 8 = 15 milyardır

120 – 15 = 105 milyar

b) Cocukların payı 2/3
105 : 3 = 35 milyar * 2 = 70 milyardır.

c) Babanın payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

d) Annenin payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar

bu paylaştırmada adalet varmı?
ölen erkeğin anne babasının emekli aylığı olduğunu düşünelim
çocuklarınında evlenmiş ve eşlerinin iyi durumda olduğunu
düşünürsek,adamın eşine sadece 15 milyar kalırken diğerlerine daha çok kalıyor.
erkeğin eşinin tek başına hayatını devam ettirdiğini düşünür ve bir emekli maaşınında olmadığını var sayarsak ne kadar adaletsiz olduğu görülür.
bu miras konusunda gelen ayetlerde bütün bu adaletsizlikleri giderecek
bir yöntem olmuş olsaydı ben buna mucize derdim,başımı secdeden kaldırmasdım.
ama bu konuda herkesin hesabı farklı,adalet zerre yok,2 kızdan hiç bi yerinde bahsetmiyor vesaire.
2 den fazla kız
1 kız diyen ayet 2 kız demekten acizmi.
ben bu ayetlerden çok daha adaletli ve tartışmaya kapalı bir ayet yazabilirim.

Denklem, yanılmıyorsam birkaç mesajdır sürdürdüğün bu örneği bir yerden aldın ve buraya taşıdın. çünkü bu örnek internette birçok kaynakta geçiyor ve hesapların doğru olması nedeniyle bu örneğe doğru çözülmüş gözüyle bakılıyor. Lütfen önce bu sorunun yanıtı ver. Yani söylediğim gibi bu örnek bir yerden aşırma mı ve sen neden buraya taşıdın?

Bakalım doğru mu! Yukarıdaki hesaplara anne ve babaya kadar doğru yapılmış. Fakat sıra anne ve babaya geldiğinde kalan para 105 milyar değil 105-70=35 milyar olacaktı. Yani c ve d şıklarının çözümleri şöyledir:

c) Babanın payı 1/6
35 : 6 = 5.8333 milyar

d) Annenin payı 1/6
35 : 6 = 5.8333 milyar

Oysa sen bunlara 17.5'er milyar vermişsin. Bu doğru değil. Bu bir.

İkincisi, yukarıdaki hesaplarda işlem bakımından hiçbir hata yok, dolayısıyla bu hatasız işlemlere aldananlar da bu paylaşımı doğru zannediyor. Yani bu çözümün internette bir salgın haline dönüşmesine şaşmamak gerekiyor. Fakat içine düştüğümüz bu durum için bakın Papa ne demiş:

Papa XVI. Benedictus'un İslam tartışması kendisinin geçmişte öğretim üyesi olduğu Almanya'daki Regensburg Üniversitesinde 12 Eylül 2006 tarihinde verdiği "İnanç, Akıl ve Üniversite-Hatıralar ve Geçmişin Değerlendirilmesi" konferansının "İnanç ve Akıl" bölümünde Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos'tan aynen alıntı yaparak şunu demişti: "Dine davet için, şiddet ve tehdit yerine, iyi konuşma kapasitesi ve doğru akıl yürütme gerekir..."

Papa bu sefer Lübnan kökenli Alman ilahiyatçısı Theodore Khoury'nin bu tartışma konusunda yazdığı yazılardan alıntılar yaparak, İslam ve Hristiyan dinlerinin Allah kavramına bakış açılarını karşılaştırdı. Akıl ve mantığın Hristiyanlığın özünde var olduğunu, Hristiyanlıkta akıl ve mantığı bir yana bırakarak Allah'ı anlamanın mümkün olmadığını iddia etti. Oysa Müslümanlıkta Allah'a olan inancın mutlak olduğunu ve herşeyden önde geldiği, İslam dinine göre, koşullar gerektirirse akıl ve mantığın bir yana bırakılmasının mümkün olduğunu ileri sürdü.

Demek ki bizde yukarıda özellikle kırmızı renkle vurguladığım şeyler yani "İyi konuşma kapasitesi" ve "Doğru akıl yürütme" yokmuş. Zaten olsaydı bugün bunları konuşmuyor olacaktık! Yarabbi, şu Arabın aklını bana bir gecelik emanet ver de rahat bir uyku uyuyayım. (http://sittirella.blogspot.com/2009_01_01_archive.html)

melih
19-08-2010, 16:29
Bakalım doğru mu! Yukarıdaki hesaplara anne ve babaya kadar doğru yapılmış. Fakat sıra anne ve babaya geldiğinde kalan para 105 milyar değil 105-70=35 milyar olacaktı. Yani c ve d şıklarının çözümleri şöyledir:

c) Babanın payı 1/6
35 : 6 = 5.8333 milyar

d) Annenin payı 1/6
35 : 6 = 5.8333 milyar

Oysa sen bunlara 17.5'er milyar vermişsin. Bu doğru değil. Bu bir.

[/FONT][/URL]

işte yanlış düşünüyorsunuz
ilkinde ölen adamın zevcelerine miras taksimi yapılıyor ve zevceler aradan çıkıyor
artık miras ölen adamın çocukları annesi,babası arasında paylaştırılıyor

denklem
19-08-2010, 18:19
sayın upuaut
bir çok konu başlığında emeğiniz ve uğraşlarınız oldugundan benim daha önce gönderdiklerimle(113 üncü sayfadan itibaren)
ne anlatmaya çalıştığımı farketmemişsiniz.
113 ü sayfada biri şia olan biride sünni olan iki kişinin bu miras meselesine nasıl yaklaştıklarını
ve farklı paylaştırdıklarını belirtmiştim.
şia dan olanlar bu paylaşımı hadislere dayandırıyor.
sünni olanlar ise Ehli Sünnet Halife Ömer’e uyarak birincide Avl denen bir yöntemi kullandığı gibi, ikincide
(mirasın belirlenen oranlardan fazla olduğu durumda) “ta’sib” denen bir yöntemden istifade etmektedir.
burdan da görüldüğü gibi konu hakkında fikir birliği yok.yukarda sizin sorduğunuz hesaplama yöntemi
şia olanlara ait bir yöntem.hesapta hata yok .sonuçta hata olmamasına yönelik bir metodu herkes üretir.
ama aynı paylaştırmayı sünni kesimi farklı yapıyor.
şiadan olanlar hadislerden veya ayetlerdeki fazla tekrar edilmiş olanlardan
yola çıkarak eşin oranını sabit tutup diğrlerine kalan üzerinden pay ediyorlar
bunlar aslında eşin sbit tutulması konsundada fikir birliği oluşturamışlar
şöyle söyleniyor
Eşlerin paylarının sabitliğinde ittifak vardır. Kızlara eksikliğin yansıyacağı da ittifak edilen bir husustur. Ama annenin payının sabit olduğunu söyleyenlerde ağırlıktadır. Çünkü onun için de iki farz belirtilmesini, bu sabitliğe delil olarak gösteriyorlar. Babanın payına gelince, bu konuda da bazı rivayetler var olduğu hasebiyle, onunkinin de sabit olması gerektiğini söyleyenler vardır. Yani bazı rivayetler anne ve babanın paylarının 2/6 den az olmayacağını belirtmişlerdir. Bunun sebebinin de belki anneyle babanın farzlarının birlikte 2/6 olarak farz edilişinden hareketle onun da sabit olacağı söylenmiştir. Her halükarda bu artık bir ictihad konusudur. Müctehidlerin fetvasına göre hareket edilir.
peki soruyorum size avl yöntemi olsun diğeri olsun sonuçta kurandaki oranları değiştiren ve bu oranlara göre paylaştırma yapan yöntemlermi?
değil tabiki.
iki kardeşi düşünün biri sünni diğeride sonradan şafi(yada şia ikisi aynı şeymi bilmiyorum) oldu.ikiside kendi yöntemine göre paylaştırma istiyor.
bu durumda bu paylaştırma yapılamaz.
bu durumda burda matematik hatası yok demek doğrumu.iki meshep birbirinden farklı namaz kılabilir bunun sonucunda allah sevabını belirleyecek
ama kesin matematik sonuç gerektiren bu konuda kesin sonuç yoksa
ya ayetler eksik
ya yanlış
yada matematik bunu çözecek kadar gelişmemiş deriz
siz ve melih bey matematik hatası yok diyorsunuz.
ama matematik hatası tamda burda işte
paylaştırma yapılmak isterken yapılamamış birbirini tutmayan sonuçlar çıkmış.verilen kesirler hesaplamada sıkntı çıkarmış ki herkes kendine göre
yöntem geliştirmiş.

denklem
19-08-2010, 18:39
melih bey matematik hatası yok diyorsunuz, bu erkek ve kıza payları neye göre veriyosun?
bir kız 10 lira alacak dolayısıyla mirasın 1/12 ni alacak
bir erkek ise 20 lira alacak dolayısıyla mirasın 1/6 sını alacak
adalet varmı?
sizde görüyosunuz ki bunlar kuran oranları değil.ben birilerinin yaptığı işlemlerde hata vardır demiyorum.hata olmayacak şekilde oranlar kullanır yada yöntemler kullanırım sonuçta hatayı yok ederim.
dikkat edin miras konusundaki ayetler oranında bir paylaştırmayı kimse yapamıyor.
sorun bu işte.
kuran buğünkü topluma uymuyor diyosunuz.doğru.fakat zaten şeriatçiların derdi de bu
bu cumhuriyet bu atatürk kuran yolu olmadığından bu sorunlar çıkıyor diyolar.
şeriata göre kadın çalışmayacak zaten evinde oturacak.bu laik devlet yıkılır şeri
devlet kurulur dolayısıyla sizin söylediğiniz sorunlar kalmaz.sizin söylediğiniz buğünün
şartları uymuyor kurana demek yerine şunu söylemek daha doğrudur
arap kültürüne göre düzenlenmesi herşeyin başka kültürlerde sorun çıkarıyor.

upuaut
20-08-2010, 02:38
sayın upuaut
bir çok konu başlığında emeğiniz ve uğraşlarınız oldugundan benim daha önce gönderdiklerimle(113 üncü sayfadan itibaren)
ne anlatmaya çalıştığımı farketmemişsiniz.
113 ü sayfada biri şia olan biride sünni olan iki kişinin bu miras meselesine nasıl yaklaştıklarını
ve farklı paylaştırdıklarını belirtmiştim.
şia dan olanlar bu paylaşımı hadislere dayandırıyor.
sünni olanlar ise Ehli Sünnet Halife Ömer’e uyarak birincide Avl denen bir yöntemi kullandığı gibi, ikincide
(mirasın belirlenen oranlardan fazla olduğu durumda) “ta’sib” denen bir yöntemden istifade etmektedir.
burdan da görüldüğü gibi konu hakkında fikir birliği yok.yukarda sizin sorduğunuz hesaplama yöntemi
şia olanlara ait bir yöntem.hesapta hata yok .sonuçta hata olmamasına yönelik bir metodu herkes üretir.
ama aynı paylaştırmayı sünni kesimi farklı yapıyor.
şiadan olanlar hadislerden veya ayetlerdeki fazla tekrar edilmiş olanlardan
yola çıkarak eşin oranını sabit tutup diğrlerine kalan üzerinden pay ediyorlar
bunlar aslında eşin sbit tutulması konsundada fikir birliği oluşturamışlar
şöyle söyleniyor
Eşlerin paylarının sabitliğinde ittifak vardır. Kızlara eksikliğin yansıyacağı da ittifak edilen bir husustur. Ama annenin payının sabit olduğunu söyleyenlerde ağırlıktadır. Çünkü onun için de iki farz belirtilmesini, bu sabitliğe delil olarak gösteriyorlar. Babanın payına gelince, bu konuda da bazı rivayetler var olduğu hasebiyle, onunkinin de sabit olması gerektiğini söyleyenler vardır. Yani bazı rivayetler anne ve babanın paylarının 2/6 den az olmayacağını belirtmişlerdir. Bunun sebebinin de belki anneyle babanın farzlarının birlikte 2/6 olarak farz edilişinden hareketle onun da sabit olacağı söylenmiştir. Her halükarda bu artık bir ictihad konusudur. Müctehidlerin fetvasına göre hareket edilir.
peki soruyorum size avl yöntemi olsun diğeri olsun sonuçta kurandaki oranları değiştiren ve bu oranlara göre paylaştırma yapan yöntemlermi?
değil tabiki.
iki kardeşi düşünün biri sünni diğeride sonradan şafi(yada şia ikisi aynı şeymi bilmiyorum) oldu.ikiside kendi yöntemine göre paylaştırma istiyor.
bu durumda bu paylaştırma yapılamaz.
bu durumda burda matematik hatası yok demek doğrumu.iki meshep birbirinden farklı namaz kılabilir bunun sonucunda allah sevabını belirleyecek
ama kesin matematik sonuç gerektiren bu konuda kesin sonuç yoksa
ya ayetler eksik
ya yanlış
yada matematik bunu çözecek kadar gelişmemiş deriz
siz ve melih bey matematik hatası yok diyorsunuz.
ama matematik hatası tamda burda işte
paylaştırma yapılmak isterken yapılamamış birbirini tutmayan sonuçlar çıkmış.verilen kesirler hesaplamada sıkntı çıkarmış ki herkes kendine göre
yöntem geliştirmiş.

Kusura bakma, konuyu takip edemedim. Şimdi beni bilgilendirdiniz. Teşekkürler. Fakat bu mesaja yanıt verirken yalnızca örneğe odaklanmış ve bu örneğin çözümünün birçok yerde geçtiğini görmüştüm. Dolayısıyla ben yalnızca çözümdeki hataya dikkat çekmek istemiştim.

Şimdi sizin "113 ü sayfada biri şia olan biride sünni olan iki kişinin bu miras meselesine nasıl yaklaştıklarını ve farklı paylaştırdıklarını belirtmiştim. Şia'dan olanlar bu paylaşımı hadislere dayandırıyor. Sünni olanlar ise Ehli Sünnet Halife Ömer’e uyarak birincide Avl denen bir yöntemi kullandığı gibi, ikincide
(mirasın belirlenen oranlardan fazla olduğu durumda) “ta’sib” denen bir yöntemden istifade etmektedir.

Burdan da görüldüğü gibi konu hakkında fikir birliği yok. Yukarda sizin sorduğunuz hesaplama yöntemi Şia olanlara ait bir yöntem.hesapta hata yok .sonuçta hata olmamasına yönelik bir metodu herkes üretir. Ama aynı paylaştırmayı sünni kesimi farklı yapıyor. Şia'dan olanlar hadislerden veya ayetlerdeki fazla tekrar edilmiş olanlardan yola çıkarak eşin oranını sabit tutup diğrlerine kalan üzerinden pay ediyorlar" açıklamanızdan hareketle birkaç söz söylemek istiyorum.

Sizin sözüne ettiğiniz miras paylaşımındaki sorun yeni vuku bulmuş değil ta Hz. Ömer zamandan mevcuttur. Bilirsiniz, Hz. Ömer'in hilafetinde oranlar toplamı 1'i aşan aşağıdaki örnek meydana gelir ve Hz. Ömer sahabelerle istişare edip fikirlerini alarak neticede avl kararını verir. Ancak daha sonra Abdullah bin Abbas (r.a.) bu mesele hakkında muhalif bir görüş ortaya atar. Daha önce niye bu görüşü belirtmedin, deyip kendisiyle münakaşa edenlere, "Dileyen gelsin lanetleşelim, çünkü hak benimledir." demiştir. Bundan böyle bu meseleye lanetleşme talebi manasına gelen "Mubahele" denir. Bu mesele şöyledir:

(6) (8)

Koca: 1/2 3

Anne: 1/3 2

Ana bir kız kardeş: 1/2 3

Gördüğünüz gibi bu örnek Avl'a göre çözülmüştür. Ancak Abdullah İbni Abbas bu örneğin çözümünde "Öncelik Sırası" denilen yeni bir çözüm önerisi getirdi.

Peki Abdullah ibni Abbas kimdi?

Resûlullah efendimiz Mekke’de iken, Abdullah ibni Abbâs’ın annesine buyurmuştu ki:

- Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!

Babası Hz. Abbas da doğar doğmaz onu Hz. Peygambere götürdüğünde, çocuğu kucağına alarak, kulağına ezân ve ikâmet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. Sonra ismini "Abdullah" koyup annesinin kucağına verip buyurdu ki:

- Halîfelerin babasını al, götür!

Abbâs bunu işitip, bu durumu Peygamber efendimize gelip sorunca, “Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halîfelerin babasıdır” buyurdu.

İslâm'ın yayıldığı ve hâkim olduğu Medine toplumunda büyüyen Abdullah İbni Abbas tam bir İslâmî terbiye ve bilgi almıştı. Abdest almayı ve namaz kılmayı bizzat Hz. Peygamberden öğrenmişti. Gençliğinde de Peygamber efendimiz tarafından birkaç kez başı okşanarak:

"Allah'ım! bütün ilim ve hikmeti bu başa ver, ona te'vil ve tefsir'i öğret. Allah'ım!: İnsanoğluna verdiğin her ilim ve hikmeti bunun göğsünde topla", (Buhâri, Vudû, 10; Müslim, Fadailu's-Sahâbe, 138)

diye dua etmiştir. Abdullah sürekli olarak Rasûlullah'ın yanında bulunmuş ve ondan büyük ölçüde feyz ve bilgi almış ve haklı olarak

Tefsîr âlimlerinin şâhı: ABDULLAH BİN ABBÂS (http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&cd=2&ved=0CBkQFjAB&url=http%3A%2F%2Fwww.mehmetballi.com%2FYeter%2FDin %2FBiyografiler%2FAshabin%2520Hayati%2FTefsiraliml erininsahiAbdullahbinAbbas.htm&rct=j&q=Abdullah%20%C4%B0bni%20Abbas&ei=n65tTKzDHoKNOOm5vdkK&usg=AFQjCNGzMqlvBIo_c_OAQ6epezoan57Utw&cad=rja)

şöhretine kavuşmuştur.

İşte senin bahsettiğin Sünnilerde "Avl Yöntemi" ve Şialarda ise "Öncelik Sırası" şeklinde iki farklı yöntemin uygulanması tefsir alimlerinin şahı Abdullah İbn Abbas'dan kaynaklanmaktadır. Onun itirazı sonrasında ortaya çıkan bu 2. yöntemi zamanın birçok alimi, ki bunların arasında matematikçi Harezmi de var, incelemiş ve mahkemelerde uygulanmıştır. Benim de matematiksel incelemelerime göre bu yöntemin doğru olduğu yönünde bulgular ortaya çıktı. Fakat bu yöntemde "Sona kalan dona kalır" kuralı işler. Bu, yöntemin bir handikapıdır.

denklem
21-08-2010, 19:09
sayın upuaut
sizin doğru olduğuna dair bulgular buldum dediğin yöntem hakkında kesin
mutabık bir durum yok.buyrun:
''Eşlerin paylarının sabitliğinde ittifak vardır. Kızlara eksikliğin yansıyacağı da ittifak edilen bir husustur. Ama annenin payının sabit olduğunu söyleyenlerde ağırlıktadır. Çünkü onun için de iki farz belirtilmesini, bu sabitliğe delil olarak gösteriyorlar. Babanın payına gelince, bu konuda da bazı rivayetler var olduğu hasebiyle, onunkinin de sabit olması gerektiğini söyleyenler vardır. Yani bazı rivayetler anne ve babanın paylarının 2/6 den az olmayacağını belirtmişlerdir. Bunun sebebinin de belki anneyle babanın farzlarının birlikte 2/6 olarak farz edilişinden hareketle onun da sabit olacağı söylenmiştir. Her halükarda bu artık bir ictihad konusudur. Müctehidlerin fetvasına göre hareket edilir.''
hala hata yok diyorsunuz.

ayrıca 2 den fazla kız ve bir kızdan bahsediyor ayetler
2 kız için birşey denmemiş.bu konuda bir bilgi bulamadım doğrusu.en başta bu hata.büyükeşittiri ifade edememiş ayet. yani iki ve ikiden fazla kızlar diyememiş. bir mucize mi var acaba tamda bu noktada.

upuaut
24-08-2010, 07:25
EVET, arkadaşlar. Ben "Miras Problemi" ile ilgili araştırmamı tamamlamış bulunuyorum. Artık bu açıklamalardan sonra inancınızı mı korursunuz, yoksa taşa mı, puta mı taparsınız, orasını bilemem.

Bu araştırmanın tamamlanmasına neden olan parça, 1089 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=329022&postcount=1089) no'lu mesajımda bir kısmı verilen İslam Tarihi'ndeki bulguları biraraya getirdikten sonra anlamlı bir bütün oluşturmasıdır.

Buna göre ilkin Nisa 11 ve 12 no'lu ayetler 625'teki Uhud Savaşı'nda şehit düşen Sad b. Rabi (r.a.)'nin geride kalan ailesinin miras paylaşımındaki anlaşmazlık üzerine gelirken Oryantalist Jochen Katz'ın örneği de bu ayetlerin içinde idi. Kimse bunu sorgulamıyor. Yani yalnızca Nisa suresindeki 11 ve 12 no'lu ayetler de bile oranlar toplamı 1'i aşan örnekler var idi.

Diğer taraftan, Hz. Muhammed ve sahabesi Nisa 11 ve 12 no'lu ayetler geldikten sonra ne yaptı diye İslam kaynaklarından bir araştırma yaparsanız, onların bu ayetleri iyi bildikleri ve üzerinde çalıştıklarını görürsünüz. Örneğin Hz. Muhammed'in eşi Hz. Aişe'nin feraiz ile, dolayısıyla bu ayetlerle ne kadar yakından ilgilendiğini şu örneklerden görebilirsiniz:

1. Abdurrahman b. Avf'in oğlu Ebû Seleme: "Resulullah'ın sünnetini Hz. Âişe'den daha iyi bilen; dinde derinleşmiş, Ayet-i Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim." demiştir.

2. Tabiinden Mesruk; "Allah'a yemin ederim ki, Ashâb-i Kirâm'ın ileri gelenlerden bir çoğu gelir Hz. Âişe'den Ferâiz'e ait sorular sorar ve öğrenirlerdi." demiştir.

Dikkat ediniz: Bunlar daha Hz. Muhammed hayattayken cereyan eden olaylar idi!

Hadi diyelim ki, bu ayetleri getiren vahiy meleği Cebrail yöntemi vermeyi unuttu. Tamam, Hz. Muhammed de unutmuş olsun. Çünkü ne de olsa bu ayetleri getirildiği sırada anlamaya çalışıyordu diyelim.

Bu ayetleri anlamaya çalışma işi 7 yıl (625-632) sürüyor. Bu arada 625'teki Uhud Savaşı'ndan sonra birçok savaş oluyor ve nasıl ki Uhud Savaşı'nda 70 şehit verilmişse ardı arkası kesilmeyen bu savaşlarda da birçok şehit veriliyor. Dolayısıyla ister istemez bu savaşlarda da Sad b. Rabi (r.a.)'ninki gibi birçok miras paylaşımı sözkonusu oluyor. Fakat bunlardan günümüze aktarılan yalnızca bir rivayet var ve bu rivayetteki miras paylaşımı da tıpkı Sad b. Rabi (r.a.)'ninki oranlar toplamı 1'i aşmaz.

Neyse, aradan 7 yıl geçtikten sonra yani 632'deki Veda Haccı'ndan hemen önce Câbir b. Abdillâh (r.a.)'ın kelaleden başka kimsesi kalmaması üzerine "Miras Paylaşımı" ile ilgili son ayet olan Nisa-176 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958) geliyor. Elmalılı Hamdi Yazır'a göre, bu son ayet yazın geldiği için, buna "Yaz Ayeti" deniliyor. Bu ayetin tamamlayıcısı olan Nisa 12-3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)'e de, kışın indiği için, "Kış Ayeti" denilir.

Bir rivayete göre birincisi (Nisa 12-3) kışın, bu ikinci âyet (Nisa 176) de yazın inmiş ve bunun için buna "yaz âyeti" denilmiştir. O yaz (Al-i İmran, 3/97) âyeti inmiş, Resullullah Mekke'ye gitmek için hazırlık yapıyordu. Bu sırada, yani Veda Haccı'na gidilirken Medine'den çıkılmadan ve bazılarının görüşüne göre yolda bir âyet inmiştir. Berâ b. Azib (r.a.) bunun en son nazil olan âyet, Berâe sûresinin en son nazil olan sûre olduğunu ve sahabeden birçoğu da son nazil (inmiş) olan âyetlerden olduğunu söylemişlerdir. Nüzul (İniş) sebebi hakkında da Câbir b. Abdillâh (r.a.)'den rivayet edilmiştir ki:" Resulullah (s.a.v.) ziyaretime gelmiş idi, hastaydım "Ey Allah'ın Resulü ben kelâle (babası ve çocuğu olmayan)yim, malımı ne yapayım?" Diğer bir rivayette: "Miras kimindir? Bana ancak kelâle varis olacak" dedim. Bu âyet bu sebeple nazil oldu.

Peki bu son ayet inerken insan Cebrail'e sormaz mı: Oranlar toplamı 1'i aştığı zaman miras nasıl paylaşılır? diye. Ne yazık ki yanıt yok. Yani bu sırada da ilkindeki (Nisa-11, 12 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958). Nisa 12-3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958) hariç) gibi Nisa-176 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958) iniyor ama hiçbir soru sorulmuyor. Sizce bu işte bir gariplik yok mu?

Şimdi aşağıda bu garipliğe izin vermeyecek derecede kesinlik içeren (ki bunlar ayetlerde özellikle kırmızı renkle işaretlenmiş bölümlerdir) bazı ayetleri veriyorum. İsteyen araştırır ve daha fazlasını bulabilir:

1. Bakara-99: "Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez."

2. Ali İmran-118: "Ey iman edenler, sizden olmayanları dost edinmeyin; onlar, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Baksana, öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz, sizlere ayetleri açıkça bildirdik."

3. Ali İmran-60: "Bu anlattıklarımız Rabbinden gelen gerçektir. Sakın kuşkuya kapılanlardan olma."

4. En'am-126: "Bu, Rabbinin doğru yoludur. Biz öğüt almaya açık kimselere ayetlerimizi ayrıntılı biçimde anlattık."

5. A'raf-52: "Biz onlara öyle bir kitap gönderdik ki onu bilgiyle açıkladık, o kitapta, ne lazımsa hepsini bildirdik, inananlara doğru yolu gösterir ve rahmettir."

6. Furkan-32: "Yine o inkâr edenler dediler ki: «O Kur'ân ona, hepsi birden indirilseydi ya!» Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk."

7. Kasas-51: "Andolsun, düşünüp öğüt alsınlar diye o sözü (Kur’an âyetlerini) onlara peş peşe ulaştırdık."

8. Hadid-17: "Şu hakikati bilin ki Allah yere, ölümünden sonra, can veriyor. Muhakkak ki biz, aklınız ersin diye, size âyetleri açıkça bildirdik."

Gördüğünüz gibi madem ki Kur'anda ne lazımsa herşey açıkça bildirilmiş ise, o zaman bırakın okkalı bir miras paylaşımını, Oryantalist Jochen Katz'ın yalnızca Nisa 11 ve 12'den hareketle ürettiği problemi (ki kendisi özellikle bu problemle temelde bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekmek istemiş) hiç kimseye sormadan ve, mümkünse, yalnızca metne bakarak çözebilmemiz gerekirdi. Fakat bu mümkün değil!

Bilirsiniz, matematikte "Gruplar Teorisi"ni kuran Galois, bir gün hocasına "5. dereceden genel bir denklem kendi kendine çözülür mü?" demişti. Tabii ki bunun mümkün olmadığını kendisi de biliyordu ama, o sırada herkes deli gibi bu denklemin çözümü için bir sürü algoritma kullanarak çözmeye çalışıyordu. Kendisi de ilk denemesinde başarısız olunca hocasına bu sözü söyledi. Daha sonra "Gruplar Teorisi"ni kurdu ve bu ünlü problemi çözdü.

İşte buradaki durum da buna benziyor. Fakat ortada problemi çözecek kişi yok. Yani Hz. Muhammed'in bir tüccar olmasına rağmen oranlar toplamı 1'i aşan problemleri çözemediği ortada. Diğer taraftan, Cebrail'in de bu konuda Hz. Muhammed'e yardımcı olmadığı ortada. Eğer tersi geçerli olsaydı, Hz. Ömer'in "Avl" yöntemine girmesine gerek kalmazdı zaten.

Özetle, öyle görünüyor ki ortada bir metin var ve Nisa 11, 12 ve 176'ya göre oranlar toplamı 1'i aşan problemler çözülemiyor. Bu arada, oranlar toplamı 1'den küçük olan problemleri biraz aritmetikten anlayan herkesin çözebileceğini, dolayısıyla Hz. Muhammed'ten aktarılan problemlerin bu türden olduğuna dikkat etmek gerekiyor.

Şimdi başa dönüp olup bitenleri toparlarsam şu iki önemli sonucun çıktığını görürüz:

1. Oryantalist Jochen Katz yalnızca Nisa 11 ve 12'deki oranlardan hareketle bir problem üretir. Onun amacı; oranlar toplamı 1'i aştığı zaman İslam kaynaklarına göre miras paylaşımının birden fazla çözümünün olduğunu, kısaca mirasın nasıl paylaştırılacağının bilinmediğini ortaya koymaktır. Bu nedenle o özellikle bu problemle temelde bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekiyor.

http://img195.imageshack.us/img195/7655/puin.jpg
Alman araştırmacı Gerd-Rudiger Puin. Sana elyazmasındaki sansasyonel açıklamalarıyla tüm dünyanın dikkatini çekti.



2. Puin, "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır" şeklinde çizdikten sonra, Kuran'ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ileri sürdü. Fakat Puin’in esas ses getirecek teorisi ise, Kuran’ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiğidir. Kuran’da geçen “Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları)” ile “Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları)” kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy’nin haritası üzerinde çalışarak er-Rass’ın İslam öncesi Lübnan’da, el-Ayka’nın da M.S. 150’de Mısır’da Aswan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkardı.

upuaut
25-08-2010, 04:16
Arkadaşlar, hatırlarsanız size 1100 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=329279&postcount=1100) no'lu mesajımda bir Almanak'taki birkaç dini olaydan söz etmiştim. Geçenlerde bu dini olaylardan ilkini çözen Yeni Şafak yazarı ve araştırmacı Ali Murat Güven'i bir televizyon programında gördüm. Programın adı Kanaltürk'teki "ÇIKMAZ SOKAK" ve konusu da "Kıyamet Ne Zaman Kopacak ve UFO Tartışması" idi (Bu arada, uzantısı "TÜRK" olan kanalların Türklükle hiçbir ilgilerinin bulunmadığını, tam tersine Türk'e ait ne varsa onlara karşı taarruzda bulunduklarını hatırlatmama gerek yok sanırım). Fakat bu program bir dizi halinde sunulduğundan ben yalnızca "UFO Tartışması"nı izledim.

Bu tartışmaya gelince, bildiğiniz gibi bir sürü fotoğraf ve video sunumu yapılıp, tartışma bu görüntüler üzerinden yürütülmeye çalışıldı. Ancak bu programda benim dikkatimi çeken bir şey oldu. Aşağıda bir örneğini gördüğünüz Ali Murat Güven'in aşırı detaylardan hareket ederek şüpheci bir yaklaşımla UFO görüntülerini çürütmeye çalışması idi. Her ne kadar onun yaklaşımı sağlıklı gibi görünmese de, aynı hassaslığı "Firavun cesedi efsanesi fos çıktı! (http://yenisafak.com.tr/arsiv/2005/aralik/05/zaman.html), 20 KASIM 2005 PAZAR" çalışmasında da göstermiş ve 30 yıllık bu masalı sonlandırmıştı.

Şimdi onun bir UFO görüntüsünü nasıl analiz ettiğini aşağıdaki diyalogtan öğrenebilirsiniz.

Program Sunucusu: "Görüntüleri izlediniz, izliyorsunuz hala arkamda. İlk etapta söylemek istediğiniz bir şey var mı?"

Ali Murat Güven, Yeni Şafak Gazetesi Yazarı-Yönetmen: "Şimdi bu tür UFO vakalarında hem Türkiye'den hem yurtdışından çekilen görüntünün kendisi çeken kadar, çeken kişiyle bire-bir ilişkiden edinilen izlenim de çok önemli. Böyle bir şeyi izleyeceğimizi bildiğim için ben, program öncesinde dostlarımla muhabbet ettim. Bu kamera çekiminin oluşma koşulları, kendisinin ne işle uğraştığı aşağı-yukarı 20-30 dakika birlikte kendisiyle muhabbet ettik. Ben samimiyetlerinden herhangi bir kuşku duymuyorum, bu gözlemci genç çiftin. İyi niyetlerinden kuşku duymuyorum. Bundan çok karmaşık ekonomik beklentileri olduğunu, büyük şöhret beklentileri olduğunu da düşünmüyorum. Büyü bir iyi niyet içinde düşük pikselli, sınırlı kapasiteli bir el kamerasıyla kendilerine ilginç genel bir şeyi, görüntüyü yakalamışlar. Onlar kadar iyi niyetli olmayan hem ülkemizde hem de dünyanın değişik ülkelerinde çok daha hinoğlu hin hesapları içinde olan, sinsi davranışlar içinde olan, bunun üzerinden şöhret ya da ekonomik gelir elde etmeye çalışan bir sürü insan çıkabiliyor.

(Bu arada televizyonda "UFO görüntlerinin tamamı sahte" alt yazısı geçiyor)

Bu örnekteki insanların, bu örnekteki gözlemcilerin iyi niyeti bana göre kuşku götürmez. Ancak bu tür el kamerası çekimleri meslek hayatım boyunca, televizyonculuğumda, işte yazılı basın gazeteciliğimde, doğrusu bana çok da heyecan vermiyor. Neden? Çünkü o kadar çok örneğini izledik ki. Başına izlemediğimiz yani ham kasete erişemediğimiz şöyle havada kıpır kıpır, kendi çevresinde eliptik bir hareket yapan... Herhalde hiç izlemediysem, 300 çekim izlemişimdir. Bir biçimde mastera ulaştığınızda, tanığın bütün iyi niyetine rağmen, tanığın içtenliğine rağmen siz kaseti sarıp VTR'ye taktığınızda... Sonuç itibariyle uzaktaki sabit bir cisme yapılan zoomun o düşük kaliteli kameralarda o piksel hareketleriyle inanılmaz göz aldanmalarına yol açtığını görebiliyorsunuz. Bir sokak lambasına 10 kat makro zoom yaptığınızda o sokak lambası sokak lambası olmaktan çıkıp kıpır kıpır hareket eden, renk oyunları yapabilen inanılmaz bir şeye dönüşebiliyor. O yüzden doğrudur ya da yanlıştır demeden önce, UFO filmlerinde amatör tanıkların amatör kamerayla çektiği filmlerde, kasetin kendisinin, kaydın kendisinin kesilmiş, edit edilmiş bir bölümü değil de en çıplak, en master haliyle edinip o kişiyle ilgili lehte ya da aleyhte tavır geliştirmeden önce enine-boyuna incelemek gerekiyor. Bu noktada da bu görüntünün sağlıklıyla ilgili bir karara varabilmek için arkadaşımızın elindeki Mini DVD kasetinin incelenmesi en doğru yaklaşım olacağını düşünüyorum."

Kaynak: http://www.dailymotion.com/video/xejhpx_kiyamet-ne-zaman-kopacak-ve-ufo-tar_shortfilms

Özetle Ali Murat Güven'in bu programdaki sözlerine baktığınızda, onun UFO denilen olaya inanmadığı ve bu görüntülerin tamamının sahte olduğunu görürsünüz. Ama, herhalde bir tedbir olsa gerek, yaratıcının evreni yalnızca biz insanlar için kurmadığını da kabul ediyor. Yani ona göre dünyadışı akıllı bir yaratık olabilir ama ya onlar bize ulaşamıyor ya da biz onlara ulaşamıyoruz.

Peki madem ki UFO denilen bir olay yok ve şimdiye kadar hiçbir dünyadışı akıllı bir yaratıkla temasımız yok, o zaman neden "Vahiy (Cebrail aracılığıyla gelen ilahi mesaj)"e inanıyoruz? Çünkü bir önceki mesajımda İslam'daki miras problemine temel teşkil eden Nisa suresinin 11, 12 ve 176 no'lu ayetleriyle ilgili (mesajı alan ve veren arasında) hiçbir temasın olmadığını açık bir şekilde gördük. Yani bu konuda gördüğümüz tek şey varsa, o da Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmış ve zaman içinde yenilenmiş Kuran'daki Nisa 11, 12 ve 176'ya bir miras paylaşımı söz konusudur.

İşte bunun dışında, oranlar toplamı 1'i aştığı zaman ilahi mesajı alan ve verenin bu durum hakkında hiçbir ima, işaret, bilgi ve yöntem vermediklerini görüyoruz. Bu ise, ilgili metinlerin (Nisa 11, 12 ve 176) toplanmış olduğunu gösterir. Bu durumda Turan Dursun'un aşağıdaki sorularının hiçbirinin doğru olmadığı sonucu çıkar.

Sorular:

1- Muhammed vahyi mi yanlış anlamıştır?
2- Ortada vahiy diye birşey yok ilham mıdır hepsi?

İlhamlar da hata içerir mi diyorsunuz?

3- Yoksa Kur'an toparlanırken mi hata yapılmıştır?
4- Ya da Kur'an tahrifata mı uğramıştır?

Halife Osman ayetlerle oynamış olabilir mi?

5- Yoksa Allah da hata yapabilir mi diyorsunuz?
6- Allah değil de Muhammed mi matematikten anlamıyordu?
7- Yoksa bu konudan uzak duralım, ele almayalım, şeytani bir soru mu diyorsunuz? Şeytani bir soruya neden olan hatanın Kur'an'da ne işi var?

Diğer taraftan, Puin de Sana'a elyazmasına çalıştıktan sonra tıpkı bizim gibi Kuran’ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiği gördü ve buna "Esas Ses Getirecek Teori" dedi. Kuran’da geçen “Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları)” ile “Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları)” kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy’nin haritası üzerinde çalışarak er-Rass’ın İslam öncesi Lübnan’da, el-Ayka’nın da M.S. 150’de Mısır’da Aswan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkardı.

upuaut
28-08-2010, 03:58
İSLAMDA KADIN VE MİRAS

Kuran'ı bütünsel olarak değerlendirmemek yüzünden kadınlarla ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konuysa miras meselesidir. İlk anlaşılması gereken mesele, Kuran’a göre mal, para v.b.'nin paylaşımında önceliğin vasiyette olduğudur. Kuran'ın bu açık hükmünü geleneksel İslamcılar "Varise vasiyyet yoktur." şeklinde uydurma bir hadisle ortadan kaldırma cüretini göstermişlerdir. Kuran’a göre önce vasiyet ve borçlar halledilir. 5-Maide suresi 106. ayette, 2-Bakara suresi 180. ayette vasiyet yapılmasının söylendiğini görebiliriz. 4-Nisa suresi 11. ve 12. ayette de Allah tavsiye ettiği paylaşmayı anlatırken, bu paylaşmanın vasiyet ve borçların halledilmesinden sonra olduğunu söyler. Kadın ve erkek mirasını incelerken Kuran'ın tüm sistemi içinde para akışını, maddi ilişkileri anlarsak mirastaki paylaşmayı daha iyi anlarız. Kuran'a göre erkek evlenirken kadına mehir verir (Mehir kadına verilir, kadının ailesine değil). Kuran mehirin miktarını belirtmediği için örneğin maddi ihtiyaç halinde olan, evini yurdunu terkedip evlenecek olan kadın yüksek mehir olarak ev, araba v.b. isteyebilir. Koca adayıyla bu mehirde anlaşırsa evlilik olur. Yok, kadının durumu iyiyse ve böyle bir mehire ihtiyacı yoksa mehir bir yüzük, bir hediye, bir takı v.b. de olabilir. Kuran mehirin uygun bir tarzda verilmesini ister, miktarını belirlemeyerek birçok konuda oluşturduğu esnek ortamı burada da oluşturur.

Mehir iki tarafın üzerinde anlaştığı bir miktardır. Fakat her durumda erkekten kadına bir maddiyat transferi mehirle gerçekleşir. Ayrıca Kuran'a göre erkek, kadının ve çocukların geçimini üstlenir. Eğer boşanma olursa çocukların masrafları, anne çocuğu emziriyorsa annenin de masrafları, Kuran'a göre erkeğin yükümlülüğündedir. Yani Kuran'a göre erkek hem mehirle hem de karısının ve çocuklarının masraflarını karşılamakla kadına yüklenmeyen bu
masraflardan sorumlu tutulur. Dul kalan kadınların ise aldıkları mehir ve diğer varlıkları geçinmelerine yeterli değilse, ihtiyaçları varsa uygun tarzda geçindirilmeleri Allah'tan korkan herkesin vazifesidir (2-Bakara suresi 241).

Görüldüğü gibi erkeğin parası, maddi varlığı sürekli bölünür ve üzerinde birçok sorumluluk vardır. Buna karşı Allah, erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı miras önerir (4-Nisa suresi 11). Miras ile ilgili teferruatlar Nisa suresi 11.,12. ve 176. ayette okunabilir. Mirasçı olan anne, baba ise mirastan ikisi de
altıda bir olarak eşit hisse alırlar. Görüldüğü gibi Allah erkeğin malını böleceği, iş kurmak için sermaye gerekeceği yaşlarda kız kardeşinin iki katı önermektedir. Fakat çocuğu ölen anne ve babalarda böyle endişelerin olması pek muhtemel değilken önerilen miras her birine hem erkek babaya, hem kadın anaya altıda birdir.

Kimi insanların şu anda devir böyle, artık kadınlar da çalışıyor, oğlumun hanımı da, kendi de zengin, kızımın kocası da kendisi de fakir gibi kendi özel şartlarını ifade eden durumları oluşabilir. Daha evvel de dediğimiz gibi Kuran'da aslolan vasiyettir, tüm bu miras dağıtımları vasiyet ve borçlardan geri kalan içindir. Kişilerin bu tarz özel durumları, özel istekleri varsa vefat etmeden kızlarına bırakacakları vasiyetle oğullarıyla mirası dengeleyebilir ve Kuran'ın izin verdiği bu esneklikten yararlanabilirler. Bu konuda da gördüğümüz gibi sorun Kuran'a şartlı yaklaşımlarda ve Kuran'ı bütün olarak kavramaya çalışmamaktadır. Yoksa Kuran her konunun en mükemmel şekilde çözüleceği şartları sağlamıştır.

Kaynak: Kuran Araştırmaları Grubu: UYDURULAN DİN VE KURAN'DAKİ DİN, ONUNCU BASKI, İstanbul Yayınevi, EKİM 2006, 21. BÖLÜM: KURAN’IN DİNİNDE KADIN-UYDURULAN DİNDE KADIN, KADIN VE MİRAS, Sayfa 247-248 (http://www.kurandakidin.net/uydurulandinkurandakidin.pdf).

ATATÜRK'E GÖRE KADIN HAKLARI

http://www.habervesaire.com/site_media/uploads/2008/12/05/manset420.jpg

Osmanlının Feminisleri (http://www.habervesaire.com/haber/1141/): Müdafa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti’nin yayın organı olan Kadınlar Dünyası Dergisi’nin yazar ve çalışanları bir arada görülüyor. Osmanlı kadınının hak mücadelesinin simgesi haline gelen dergi 1913’ten 1921’e kadar hayatını sürdürebildi.


Medeni hukukun kabulüyle, kadın erkek eşitliği benimsenmiş; evlenme, tarafların isteğine bırakılmış, aradaki vekil sistemi kaldırılarak evlendirme memurunun önünde yapıla nikahlar geçerli sayılmış, bu nikahtan sonra isteyenin dini nikah yaptırması serbest bırakılmış; tek eşlilik uygulaması getirilip boşanmalardaki "talak" usulü kaldırılıp boşama yetkisi geçerli sebepler aramak şartıyla mahkemelere bırakılmıştır. Ayrıca kadınlar, miras paylaşımında ve şahitlikte de erkeklerle eşit olma hakkına sahip olmuşlardır.

Bu hukuki düzenlemelerin yanı sıra, Türk kadınının kültür seviyesini yükseltip sosyal hayatta ve çalışma sahasındaki gerçek yerlerini almaları konusunda bütün çalışmalar yapılmıştır. Bu girişimler sonrasında, Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek ilerlemeler kaydetmiştir. Atatürk kadınlara verdiği değeri, 1935 yılında Türk Kadını'na seçme ve seçilme hakkı tanınması vesilesi ile, şu sözlerle belirtir:

"Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını evdeki medeni konumunu yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye Seçimleri ile tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de Milletvekili Seçme ve Seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda kadından esirgenen bu hak bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve liyakatle kullanacaktır."

Atatürk'ün, bu sözleri büyük bir çoşkuyla söylerken, temel dayanağı da şu idi: Türk kadını, yüzyıllardır geri bırakılmış ve sosyal hakları elinden alınmıştı, adeta yok sayılmıştı. Medeni ülkeler seviyesine çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kadınlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapamazdı. Zira kadınlar, Milli Mücadele'de, milli teşkilatlar kurarak çalışmalar yapmışlar, cepheye silah taşımışlar ve vatanın kurtulması için erkeklerle beraber savaşmışlar idi.

TRIUMPH
29-08-2010, 06:44
Peki madem ki UFO denilen bir olay yok ve şimdiye kadar hiçbir dünyadışı akıllı bir yaratıkla temasımız yok, o zaman neden "Vahiy (Cebrail aracılığıyla gelen ilahi mesaj)"e inanıyoruz? Çünkü bir önceki mesajımda İslam'daki miras problemine temel teşkil eden Nisa suresinin 11, 12 ve 176 no'lu ayetleriyle ilgili (mesajı alan ve veren arasında) hiçbir temasın olmadığını açık bir şekilde gördük. Yani bu konuda gördüğümüz tek şey varsa, o da Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmış ve zaman içinde yenilenmiş Kuran'daki Nisa 11, 12 ve 176'ya bir miras paylaşımı söz konusudur.

Kafa açıyorsun fakat Müslümanlar yakalamasın feci pert olursun..

denklem
29-08-2010, 18:27
sayın upuaut asılolan vasiyettir demişsiniz.
adam vasiyet edemeden, mesela bir trafik kazasında ölürse ne olacak.bu durumda
kurandaki verilerle paylaştırma yapılacak ve haksızlıklara neden olacak.
Asıl sorun her zaman dediğim gibi kuranın arap gelneklerine göre uyarlanmış olması.bir çok topluma uymaz.neymiş efendim geçim erkeğin üzerine olduğu için erkek ik kat alırmış.peki anaerkil toplumlarda nasıl olacak.yada mehir adeti olmayan toplumlarda nasıl olacak.mesela rusyada asıl kadın bir miktar mal varlığıyla erkeğe verilir,erkekden bir şey alınmaz.
Aslında eşit paylaştırma yapılıp mehirde kaldırılıp,kadınada sorumluluklar verilseydi sorun kalmazdı.Ama bu yapılamazdı.çünkü arap geleneklerine çok ters düşecekti.muhammetin getirdiği arap geleneklerindekinden daha iyi
ama sadece daha iyi.hepsi bu.çok iyi değil.evrensel hiç değil.

iki kardeş düşünelim.ali ve ayşe.3 lirayı paylaşsınlar.2 lira ali 1 lira ayşe alsın
bir başka iki kardeş de murat ve fatma da aynı şekilde paylaşsınlar.
şimdi ali fatmayı alırsa 2 alide var 1 de fatmada,eve 3 lira girmiş olur

birde eşit paylaştıklarnı düşünelim.ali 1,5 ve fatma 1,5 alsın evlenirlese eve yine 3 lira girer.
yani erkeğe 2 kıza bir demekle, eşit demek arasında bir fark yok.yani yine mantık hatası var erkeğe 2 ,kıza bir paylaşımında.
erkeğin sormlulukları varda,kadının sorumlu oldukları yokmu.erkek evi geçindirmek zorundaymış peki kadın elindeki parayı ailesine harcamazmı?
vicdansızmı kadınlar.çocuklar hasta olsa veya aile geçim sıkıntısı yaşasa
kadın parasını harcamazmı?çıkarcı duygusuzmu kadınlar.
aksine kadınlar daha duyarlıdır.

upuaut
30-08-2010, 12:33
Arkadaşlar, İslam'daki Miras Problemi ile ilgili araştırmamı daha yeni tamamlamış bulunuyorum. Bu araştırmanın tamamlanmasına neden olan şey, 1089 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=329022&postcount=1089) no'lu mesajımda bir kısmı verilen İslam Tarihi'ndeki bulguları biraraya getirdikten sonra Kuran'daki miras ile ilgili ayetleri (mesajları) alan ve veren arasında hiçbir "CONTACT (TEMAS)" olmadığının ortaya çıkmış olmasıdır. İnanın ki bu bir iddia değil, bizzat İslam kaynakları bize bunu söylüyor.

Bildiğiniz gibi, İslam Tarihi'nde ilk olarak Nisa 11 ve 12 no'lu ayetler 625'teki Uhud Savaşı'nda şehit düşen Sad b. Rabi (r.a.)'nin geride kalan ailesinin miras paylaşımındaki anlaşmazlık üzerine gelirken Oryantalist Jochen Katz'ın örneği de bu ayetlerin içinde idi. Yani yalnızca Nisa suresindeki 11 ve 12 no'lu ayetler de bile oranlar toplamı 1'i aşan örnekler var idi.

Peki Hz. Muhammed ve sahabesi miras paylaşımıyla ilgili ilk (Nisa 11 ve 12 no'lu) ayetler geldikten sonra ne yaptı? diye İslam kaynaklarında bir araştırma yaparsanız, onların bu ilk ayetleri iyi bildikleri ve üzerinde çalıştıklarını görürsünüz. Örneğin Hz. Muhammed'in eşi Hz. Aişe'nin feraizle (miras paylaşımıyla), dolayısıyla bu ayetlerle ne kadar yakından ilgilendiğini şu örneklerden açık bir şekilde görebilirsiniz:

1. Abdurrahman b. Avf'in oğlu Ebû Seleme: "Resulullah'ın sünnetini Hz. Âişe'den daha iyi bilen; dinde derinleşmiş, Ayet-i Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim." demiştir.

2. Tabiinden Mesruk: "Allah'a yemin ederim ki, Ashâb-i Kirâm'ın ileri gelenlerden bir çoğu gelir Hz. Âişe'den Ferâiz'e ait sorular sorar ve öğrenirlerdi." demiştir.

Neyse, bu ayetleri (Nisa 11 ve 12 no'lu ayetleri) anlamaya çalışma ve üzerinde çalışma işi 7 yıl (625-632) sürüyor. Bu arada, 625'teki Uhud Savaşı'ndan sonra birçok savaş oluyor ve nasıl ki Uhud Savaşı'nda 70 şehit verilmişse ardı arkası kesilmeyen bu savaşlarda da birçok şehit veriliyor. Dolayısıyla ister istemez bu savaşlarda Sad b. Rabi (r.a.)'ninki gibi birçok miras paylaşımı sözkonusu oluyor. Fakat bunlardan günümüze aktarılan yalnızca bir rivayet var ve bu rivayetteki miras paylaşımı da tıpkı Sad b. Rabi (r.a.)'ninki oranlar toplamı 1'i aşmaz.

Aradan 7 yıl geçiyor ve 632'deki Veda Haccı'ndan hemen önce Câbir b. Abdillâh (r.a.)'ın kelaleden başka kimsesi kalmaması üzerine miras paylaşımıyla ilgili son ayet olan Nisa-176 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958) geliyor. Bu son ayet yazın geldiği için, buna "Yaz Ayeti" deniliyor. Bu ayetin tamamlayıcısı olan Nisa 12-3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)'e de, kışın indiği için, "Kış Ayeti" denilir.

Elmalılı Hamdi Yazır mealinde bu son ayetlerle ilgili şu geniş tafsilatı yapar:

Bir rivayete göre birincisi (Nisa 12-3) kışın, bu ikinci âyet (Nisa 176) de yazın inmiş ve bunun için buna "yaz âyeti" denilmiştir. O yaz (Al-i İmran, 3/97) âyeti inmiş, Resullullah Mekke'ye gitmek için hazırlık yapıyordu. Bu sırada, yani Veda Haccı'na gidilirken Medine'den çıkılmadan ve bazılarının görüşüne göre yolda bir âyet inmiştir. Berâ b. Azib (r.a.) bunun en son nazil olan âyet, Berâe sûresinin en son nazil olan sûre olduğunu ve sahabeden birçoğu da son nazil (inmiş) olan âyetlerden olduğunu söylemişlerdir. Nüzul (İniş) sebebi hakkında da Câbir b. Abdillâh (r.a.)'den rivayet edilmiştir ki: "Resulullah (s.a.v.) ziyaretime gelmiş idi, hastaydım "Ey Allah'ın Resulü ben kelâle (babası ve çocuğu olmayan)yim, malımı ne yapayım?" Diğer bir rivayette: "Miras kimindir? Bana ancak kelâle varis olacak" dedim. Bu âyet bu sebeple nazil oldu.

http://cache-media.britannica.com/eb-media/28/128-004-A84957AE.gif

Güneş tutulması sırasındaki temaslar. Tam tutulmada toplam 4 temas, kısmi tutulmada ise 2 temas oluşur (Ülkemizde 29 Mart 2006'daki son Tam Güneş Tutulması sırasındaki temaslar için Photos (http://www.exploratorium.edu/eclipse/2006/photo_1.html)'a bakınız).

Peki, hadi diyelim ki miras paylaşımıyla ilgili ilk ayetler (Nisa 11-12 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)) 625'te geldiği zaman "İlk Temas (First Contact)" yapılmadı; çünkü eğer yapılmış olsaydı sahabeler kendi aralarında günlük konuşma yapmak yerine, bir nişanesi olarak, kendileri verilen yöntemi konuşuyor olurlardı, kelaleyle ilgili son ayetler (Nisa 12-3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958), Nisa-176 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)) 632'de geldiğinde ise "İkinci Temas (Second Contact)" ve "Üçüncü Temas (Third Contact)" olmaz mı? Yani bu ayetler belirli zaman aralıklarıyla 7 yıl içinde indiği zaman Cebrail'e oranlar toplamı 1'i aştığı zaman miras nasıl paylaşılır, diye hiç soru sorulmamış. Yani hiçbir temas yok!

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/1/15/Contact_DVD.jpg

Mesaj (İngilizce özgün adı: Contact) Carl Sagan'ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan 1997 yapımı bir bilim kurgu filmidir. Astronom Dr. Arroway, bir gece Vega yıldızından gelen bir sinyal keşfeder. Arroway'in bu keşfi bütün Amerika'yı ayağa kaldıracaktır. İşin daha da tuhaf olan tarafı, Vega yıldızından gelen bu sinyaller birleştirildiğinde bir teknolojik aracın yapım planı ortaya çıkmaktadır. Bu, bir truva atı mıdır, yoksa başka gezegen ve galaksilere seyahatin yolunu açan bir makine midir? Bunu öğrenmek için Amerikan Hükümeti makineyi yapmaya karar verir.

Demek ki hiçbir temas yok ve ortada yalnızca Nisa 11, 12 ve 176 metinleri var. Miras paylaşımı bu metinlere bakılarak yapılıyor. Bunun doğru olduğunu miras paylaşımını ikiye ayırarak, analiz yapmak suretiyle, açıkça görebiliriz:

1. Oranlar toplamı 1'den küçük ise: Bu problemleri biraz aritmetikten anlayan herkesin Nisa 11, 12 ve 176'daki oranları dağıtabileceğini, dolayısıyla Hz. Muhammed'ten rivayetler yoluyla aktarılan problemlerin bu türden olduğuna dikkat etmek gerekiyor.

İslami kaynaklarda bu problemler şöyle geçer:

Örnek 1: Bu açıklamayı, miras âyetinin iniş sebebinde de Ata, şöyle rivâyet etmiştir: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm'da ilk paylaşılan miras bu oldu (Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm)).

Örnek 2: Abdullah ibni Mes'ud (ö.32/652), Hz. Peygamber'in, murisin kızı, oğul kızı ve kız kardeşiyle ilgili bir uygulamasından şu şekilde söz eder: "Rasulullah (s.a.s), ölenin kızı için yarım, oğul kızı için üçte ikiye tamamlamak için altıda bir ve geri kalanın kız kardeşe verilmesine hükmetti" (eş-Şevkâni, a.g.e., VI, 58).

Not: Bu örnek için detaylı bilgi almak için Kütüb-i Sitte'deki "MİRASIN SEBEPLERİhttp://www.tevbe.org/forum/images/smilies/virgul.gif MANİLERİ"ndeki "KIZLAR VE KIZKARDEŞLER (http://www.tevbe.org/forum/hadis-i-serifler/43739-kutub-i-sitte-de-feraiz-ve-mevarismiraslar-ile-ilgili-hadisler.html)" bölümüne bakınız.

2. Oranlar toplamı 1'den büyük ise: İslami kaynaklarda bu durum "Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde feraiz meselelerinde avl vuku bulmamıştır. Ancak Hz. Ömer (r.a.)´in hilafeti zamanında avle ihtiyaç duyulmuş ve bu nedenle avli ilk defa Hz. Ömer ortaya koymuştur." şeklinde geçer. Bunun doğru olduğunu İbn Abbas'ın (r.a.) anlattığına göre:

Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Miras paylarını Kur'an'da bildirilen sahiblerine veriniz. Bu paylardan geriye bir şey kaldığında o baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir.", Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3028.

hadisinden de görebilirsiniz.

Demek ki oranlar toplamı 1'i aştığı zaman Hz. Muhammed peygamberlik görevlerinden birisi olmasına rağmen herhangi bir yöntem vermemiş. Diğer taraftan, Cebrail'in de bu konuda Hz. Muhammed'e yardımcı olmadığı da ortada. Eğer tersi geçerli olsaydı, Hz. Ömer'in "Avl" yöntemine girmesine gerek kalmazdı zaten.

O zaman miras paylaşımıyla ilgili Nisa 11, 12 ve 176 ayetleri Hz. Muhammed'e geldiği zaman, tıpkı Hz. Musa'da olduğu gibi düşünmemiz gerekiyor. Hatırlarsanız, geçenlerde bir TV kanalında Hz. Musa ile ilgili bir film oynamış ve bu filmde Hz. Musa'nın Yahudilerle birlikte Kızıldeniz'den çıktıktan sonra Sina dağında yaşadığı olaylar dile getirilmişti. Filmin bir sahnesinde, Hz. Musa Sina dağına tırmanırken, tabii arkasından da Yahudiler geliyor, Allah onunla konuşuyor ama hiç kimse ne olduğunu anlamıyor bile. Bu sırada Hz. Musa kardeşi Harun'a el işaretiyle haber veriyor; Allah ile konuştuğunu belirtmek için. O da arkasındaki Yahudilere kollarını açarak durumdan haberdar ediyor; "Hz. Musa Allah ile konuşuyor" diye. İyi ama Hz. Musa hariç oradaki hiç kimse ne bir ses duyuyor ne de bir şey görüyor.

Sonra Hz. Musa bir mağaraya giriyor. Burada Yahudîliğin esâsı olan 10 Emir’i (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=10_Emir%E2%80%99i&action=edit&redlink=1) alıyor. Hz. Musa 10 emri ateşle yazılan bir kayanın üzerinde görüyor. Ancak aşağıya inmesi gecikince Yahudi halkından bazıları altın bir buzağı yapıp ona tapıyorlar. Bunun üzerine sinirlenen Hz. Musa, 10 Emir tabletlerini kırıyor ve halkın pişmanlığı üzerine kısa bir zaman sonra tekrar 10 Emir tabletlerini Allah'tan alıyor.

Eğer Nisa 11, 12 ve 176 ayetleri Hz. Muhammed'e geldiği zaman böyle bir kontakt kurulmuşsa söylenecek bir söz olamaz. Fakat ilk gelen Nisa 11, 12 ayetlerinin içinde Jochen Katz'ın örneğinin olması, dolayısıyla Hz. Muhammed'in bir şey söylememiş olması açıklanamaz. Çünkü bu onun bir peygamberlik görevidir.

İşte bunlar miras paylaşımıyla ilgili mesajları (ayetleri) alan ve veren arasında hiçbir temas olmadığını gösterir. Zaten bir temas olsaydı, tıpkı Güneş tutulmasındaki bu temaslardan, hiç olmazsa, en azından birinin bir şekilde gözlenmemiş olması gerekirdi. Kaynaklara göre İslam Tarihi'nde böyle bir teması gözlemleyen kişi yok!

Şimdi başa dönüp olup bitenleri toparlarsam hep birlikte şu sonuçların çıktığını görürüz:

1. Oryantalist Jochen Katz yalnızca Nisa 11 ve 12'deki oranlardan hareketle bir problem üretir. Onun amacı; oranlar toplamı 1'i aştığı zaman İslam kaynaklarına göre miras paylaşımının birden fazla çözümünün olduğunu, kısaca mirasın nasıl paylaştırılacağının bilinmediğini ortaya koymaktır. Bu nedenle o özellikle bu problemle temelde bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekiyor.

http://img195.imageshack.us/img195/7655/puin.jpg

Alman araştırmacı Gerd-Rudiger Puin. Sana elyazmasındaki sansasyonel açıklamalarıyla tüm dünyanın dikkatini çekti.

2. Puin, "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır" şeklinde çizdikten sonra, Kuran'ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ileri sürdü. Fakat Puin’in esas ses getirecek teorisi ise, Kuran’ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiğidir. Kuran’da geçen “Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları)” ile “Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları)” kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy’nin haritası üzerinde çalışarak Er-Rass’ın İslam öncesi Lübnan’da, El-Ayka’nın da M.S. 150’de Mısır’da Aswan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkardı.

3. Turan Dursun Forumu'ndan UPUAUT, Dr. Gerd-R. Puin ve Christoph Luxemberg'in Kuran metinlerde, özellikle Sana'a metinlerinde, elde ettikleri bulgulardan çok daha kuvvetli olanını, yalnızca Nisa 11, 12 ve 176'ya odaklanarak gördü. Oryantalist Jochen Katz'ın örneğinden yola çıkan Upuaut, Katz'ın miras paylaşımının birden fazla çözümü, dolayısıyla mirasın nasıl paylaştırılacağının bilinmediği görüşünü matematiksel analizle incelemekle birlikte, bu ayetlerin gelişinde hiçbir temas olmadığını ve miras paylaşımının yalnızca bu metinlere bakılarak yapıldığını gösterdi. Puin'e göre bu metinler İslamiyet'ten önce de vardı (Not: Şunu unutmayın ki burada bir başarı varsa, ismimin geçmesi önemli değil çünkü nihayetinde oraya bir isim yazmak gerekiyordu, bu hepimizindir).

Not: Bu yazı, 1148 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=332313&postcount=1148) no'lu mesajımın Carl Sagan'ın aynı adlı romanına uyarlanmış şeklinde olup, AGNOSTİK forumunda "CONTACT? (http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&t=106&start=200)" başlığıyla sunulmuştur.

denklem
30-08-2010, 13:05
teşekkür ederiz.güzel bir çalışma olmuş.

aliyarasfal
31-08-2010, 04:33
Sayın upuaut;

Önce günlerce uğraşıp matematik üzerine hem tarihsel hem gerçekçi bilgilerle kafa yorduğun için tebrik ederim. Ancak küçük bir ricam var, son bölüme çok net olarak herkesin okuması ve anlaması açısından özet niteliğinde bu bilgilerin(ayetlerin) tanrısal değil muhammedsel olduğunu ve bu nedenlede tanrı sözü sanılanların insan sözü olduğunun kesin kanıtı olduğunu belirtmelisiniz.

Çünkü farkında değilsiniz belki, çoğu arkadaş zahmet edip okumuyor bile çok uzun zaman ve emek vererek ulaştığınız bu gerçeği.En az sena kodeksleri kadar kuranın vahiyle tanrıdan değil , önceden insanlarca yazılmış metinlerden alıntılarla oluşturulduğunu kanıtlamışsınız. Teşekkür edip şimdilik saygımla gittim...

upuaut
01-09-2010, 17:38
Arkadaşlar, bir önceki mesajımda küçük ama son derece dikkat çekici bir detayı atladım. Bu detay miras paylaşmıyla ilgili ayetlerin neden olay cereyan ederken değil de daha sonra indiğiyle ilgilidir.

Şimdi aşağıda bu ayetlerin nasıl indiğine dair biraz kafa yormanızı istiyorum.

Ata ilk miras âyetlerinin (Nisa 11, Nisa 12-1,2 no'lu ayetler (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)) iniş sebebini şöyle rivâyet eder: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu.

Cabir b. Abdullah (r.a.) da kelale (çocuksuz ve babasız kimse) ile ilgili ayetlerin (Nisa 12-3, Nisa 176 no'lu ayetler (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)) inişini şöyle anlatır:

"Hasta olmuştum ve Hz. Peygamber ile Ebu Bekr bana hasta ziyaretine geldiler. Ben bayıldım. Hz. Peygamber abdest aldı ve abdest suyundan benim üzerime döktü. Bunun üzerine ayıldım. Kendisine: Ey Allah'ın Resulü! Ben malım hususunda nasıl davranayım? diye sordum. Hz. Peygamber (a.s.) bana Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayan kimse) hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor...şeklindeki miras ayeti indirilene kadar bir cevap vermedi.", Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3031 (http://www.seslidunya.com/forum/feraiz-miras-uzerindeki-belirli-paylar-ile-ilgili-hadisler-t54917.html?t=54917).

Bildiğiniz gibi Hz. Peygamber’e bir soru sorulduğu ve o konuda ayet ininceye kadar Resulullah’ın hiçbir cevap vermediği rivayet edilir. Bu konuda birçok hadis vardır. Örneğin:

Resulullah (s.a.v.):

"Uzeyr’in peygamber olup olmadığını bilmiyorum, Tübbeu’nun mel'un olup olmadığını bilmiyorum. Zülkarneyn’in peygamber olup olmadığını bilmiyorum." buyurmuştur.

Cübeyr b. Mut'ım (r.a.) dedi ki: Bir adam Resulullah (s.a.v.)’a:

-Ey Allah’ın Elçisi! Allah, nereleri daha çok sever, nerelere daha fazla öfkelenir? dedi. Resulullah:
-Bilmiyorum, Cibril (a.s.)’e sorayım, buyurdu. Bunun üzerine Cibril ona gelerek:
-Allah’ın en çok sevdiği yerler mescitler, en fazla öfkelendiği yerler de çarşılardır, haberini verdi.

Dikkat ediniz: Bu son hadiste Hz. Peygamber "Bilmiyorum, Cibril (a.s.)’e sorayım" der demez Cibril ona gelerek: "Allah’ın en çok sevdiği yerler mescitler, en fazla öfkelendiği yerler de çarşılardır" diyor. Oysa miras paylaşımıyla ilgili hiçbir ayet olay cereyan ettiği vakit gelmemiş, daha sonra gelmiştir. Yukarıdaki anlatımlarda bu, 1 gün de olabilir, birkaç gün de.

http://www.sinemagaza.com/resim/cagri1976_2.jpg
Ya Muhammed! Beklediğimiz ayetler (Nisa 11, 12, 176) neden bir türlü gelmiyor? Yoksa mutfakta biri mi var?

Not: Bu yazıda geçen "Mutfakta biri mi var?" sözünün çevirisini yapmama gerek yok sanırım. Ama anlamayan varsa bir önceki mesajımdaki Puin'in açıklamalarına baksın lütfen! Yok, hala anlamadım derseniz, sorun cevaplayayım.

denklem
06-09-2010, 21:22
http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kuran-miras-paylasimindaki-matematik-hatasi-ve-muslumanlarin-savunma-taktikleri/

upuaut
25-09-2010, 02:09
Arkadaşlar, Agnostik.Org'daki aynı forumda Jochen Katz'ın örneğinde "3 değil de sadece bir kız çocuğu anne babası ve eşi varsa ?" türünde içtahada (yoruma) açık bir soru sorulmuş ve bu konudaki içtahadların bilinmemesinden kaynaklanan sonugelmez tartışmalar yaşanmıştır.

Şimdi zaman zaman burada da yaşanan bu tür tartışmaları sonlandırmak için içtihad gerektiren bu problemin çözümüne bir bakalım.

Problem: 3 değil de sadece bir kız çocuğu anne babası ve eşi varsa?

Çözüm: Bu problem bir öncekinin yani Oryantalist Jochen Katz'ın kız sayısı 1 kıza düşürülerek ve 100 TL'lik anaparayla değiştirilmiş şeklidir. Bu problemin 3 kız için çözümü (http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&t=106&start=290#p28152)nü daha önceden yapmıştım. İsteyen inceler ve sorusu varsa sorar.

Şimdi de 1 kız için nasıl çözülüyormuş, ona bir bakalım. Bu işlemi adım adım yaptığım için numaralıyorum. Bu, problemin çözümünün anlaşılması için daha iyi.

1) Oradaki temel paylaşım prosedürüne göre, adamın ilk yakını yani 1. dereceden mirasçısı zevce idi. Buna göre zevce Kuran'daki 1/8 oranında yani 100x(1/8)=12.5 TL miras alır.

2) Adamın 2. dereceden mirasçısı yine kız çocuğu olduğuna göre, bu kız çocuğu Kuran'daki 1/2 oranında miras alır. Çünkü zevce ile kız çocuğunun oranları toplamı (1/8)+(1/2)=5/8 olup 1'i aşmaz.

Şu halde kız çocuğun mirastan alacağı para 100x(1/2)=50 TL olur. Öyle, kalan üzerinden hesabı yürüterek, 87,5 /2=43,75 değil! Bu bir.

3) Son olarak adamın 3. dereceden mirasçısı ana ve babası olduğuna göre, kalan para bunlara eşit miktarda paylaştırılır. Çünkü zevce ile kız çocuğunun oranlarına bunların oranlarını eklersek; (1/8)+(1/2)+(1/6)+(1/6)=23/24 olup hala 1'den küçük kalmaktadır. O halde ana ve baba da belirtilen oranda yani 1/6 oranında para alırlar. Yani ana ve babanın alacağı para 100x(1/6)=16.666 TL olmalıdır.

Özetle yukarıdaki hesaplara göre mirasçıların alacakları paralar şöyle olur:

Zevce: 12.5 TL
Kız Çocuk: 50 TL
Ana: 16.667 TL
Baba: 16.667 TL
Kalan: 4.166 TL (Bu para mirasçılardan hiç kimseye verilmez. Yorumlara göre bu para aile dışından birine bağışlanmak zorundadır. Kimse artık: Devlet ya da başka biri,...)
---------------------
Toplam: 100.000 TL

KAMBYSES'İN KAYIP ORDUSU

Ne alakası var? diyeceksiniz. Okuyun bana hak vereceksiniz.

Arkadaşlar, belki siz farkında değilsiniz ama geçen yıl gazetelerimizde M.Ö. 530-521 yıllarında hüküm sürmüş Pers Kralı Kambyses'in 50,000 kişilik kayıp ordusunun bulunduğuna ilişkin bir keşif haberi çıkmıştı. Bilmiyorum, bu haber dikkatinizi çekmişmiydi! (Not: Ben bu haberi Hürriyet'te okumuştum. Fakat Google'dan erişemiyorum bu habere şimdi. Bulursanız, bana da haber verin!)

Arkadaşlar, Kambyses'in 50,000 kişilik kayıp ordusu Luksor'dan yola çıktı, sırasıyla Kharga (218.82 KM), El-Kebir'den (582.33 KM) geçerek Siwa'ya kadar (578.38 KM) toplam 1379.53 KM'den fazla bir yol teptiler ve Siwa'da çıkan bir kum fırtınası yüzünden 50,000 kişi bir anda buharlaştı (Parantez içindeki sonuçlar Google Earth ile noktalar arası yapılan lineer (en kısa) uzaklık hesaplarıdır). Çünkü bu ordunun aşağıdaki keşif belgeselinde izlediği yola bakılırsa, ordunun hiçbir zaman iki nokta arasında en kısa uzaklık olan bir lineer doğrulduda yürümediğini açık bir şekilde görebilirsiniz. Dolayısıyla bu ordunun, ortalama olarak, 1500 KM'lik bir yol almış olmalarını beklemez hakkımız olsa gerek.

The Lost Army Of Cambyses (http://www.youtube.com/watch?v=BKLxGxhhRw0)


Bu uzaklığı yeryüzünden dikey bir şekilde alırsanız, kendinizi doğrudan uzayda bulursunuz. Size bu rakamın korkunçluğunu dile getirmek için şöyle bir örnek verebilirim.

Yine geçenlerde gazetelerde 150 dolarlık kamera ile uzay görüntüsü! (http://www.chip.com.tr/konu/150-dolarlik-kamera-ile-uzay-goruntusu_15310.html) haberi geçmişti. İşte bu habere göre, iki kafadar önce bir Canon A470 fotoğraf makinesi aldılar. 8 GB'lık bir bellek kartı taktılar ve her 5 saniyede bir fotoğraf çekecek şekilde kamerayı ayarladılar. Ardından bir balonu helyum gazıyla doldurdular. Fotoğraf makinesinin yanı sıra kameranın hemen altına suni köpükten bir kutu yerleştirdiler ve kutunun içerisine de GPS özelliğine sahip bir cep telefonu koyup balonu bıraktılar. Balon yükselmeye başladı ve tam 5 saat sonra patlayarak Dünya'ya geri düşen balon tam 28 kilometre yükselmişti.

balon tam 28 kilometre yükselmişti (http://www.youtube.com/watch?v=u-J_YIWJ698&NR=1&feature=fvwp).


Eh artık. 28 KM nerede, 1500 KM nerede. Yani siz artık bu uzaklıkla Ay'a doğru yolculuğa başlamışsınız demektir.

Arkadaşlar, bu keşifle bir şey daha ortaya çıktı: Herodot'un aklanması (http://www.hermetics.org/herodotos.html). Çünkü o bu Kambyses'in kayıp ordusuyla ilgili bilgileri 3. Kitap: THALİA'daki "Pers-Mısır Savaşı, S. 151-164"nda uzun uzun anlatır. Örneğin 14. paragrafta şu acıklı hikayeyi anlatır:

14. ...Psammenitos onu görünce bir hıçkırık geldi, boğazını tıkadı; dostunu adıyla çağırdı, başını iki elinin arasına alarak dövündü. yanında askerler duruyor, her kafilenin geçişinde ne yaptığını gidip Kambyses'e bildiriyorlardı. Kambyses bu duruma şaşırdı ve bir haberci gönderip sordurdu, haberci: "Ey Psammenitos, dedi, efendim olan Kambyses senden soruyor, kızını utanılacak durumda gördün, oğlunu gözlerinin önünden geçirip ölüme götürdüler, ne ağladın ne de ağzından bir söz çıktı, sıra bu ihtiyara gelince bu kadar ilgi gösterdin, oysa o senin bir şeyin değil, bunun nedeni nedir?" Haberci böyle sordu ve kral ona şu sözlerle cevap verdi: "Kyros'un oğlu, onlar benim kendi acılarımdı ve o kadar büyüktüler ki gözlerim kuru kaldılar; şimdiyse, elinden her şeyi alınmış olan ve bir ayağı çukurdayken dilenmek zorunda bırakılan bir dost için ağlıyorum". Habercinin getirdiği bu cevabı dinleyen Kambyses bu sözlere hak verdi; Mısırlılar derler ki, onunla beraber Mısır'a gelmiş olan Kroisos'un ve kralın çevresindeki Perslerin gözlerinden yaşlar boşandı; Kambyses de merhamete geldi; hemen buyruk saldı, ölüme götürülenler arasından kralın oğlunu ayırsınlar, dedi, ayrıca kralın kendisini de bulunduğu yerden alıp getirmelerini istedi.

İşte başlangıçta ne alakası diyerek dudak büktüğümüz bu hikayenin arkasından kafamda şu korkunç soru patlayıverdi birden:

Varsayılım ki Herodot'un anlattığı bu hikayeyi biz Kuran'da okuduk ve bu hikayeyi Kuran'daki diğer hikayelerden ayırt edemediğimiz için yani ayırt etmemiz mümkün olmadığı için, "bal gibi" yutmaz mıydık? (Yazarın notu: Hem de peteğiyle birlikte)

Bu soruya bir cevap lütfen! Size başka hiçbir şey sormuyorum. Bu, yeter ve artar bile çünkü.

magistra
26-09-2010, 17:35
selamlar özür dileyerek birşey belirtmek istiyorum... bir araştırma yaparken bu site denk geldi sayfanın farkına varmadan okumaya başladım... sonra devam edip biraz daha okudum..bu konuyu ilk açan arkadaş
exclusive nin ilk mesajında bi hata gördüm... o kadar çok mesaj atılmış ki konuya sorunun farkına varıldı mı çözemedim..ama bnm yakaladığım hata miras olayında ;



Ben bir matematik sevdalısı ve aynı zamanda bir matematik hocasıyım ilk başta arkadaş haklı sandım ama aşağıdaki oranlarda zerre hata yok





Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

AvniSinanoglu
26-09-2010, 19:53
....

Böyle basit bir dört işlem hatasını gözden kaçırmak, allah gibi kusursuz bir varlığın işi olmasa gerek. Belli ki bu ayetleri muhammed kafadan uydurmuştur...
Eksekutsiv tesekkürler, bu konuyu daha önce hic düsünmemistim genel olarak kuran yanlislarla dolu olmasinin sebebini sonradan derlendigi icin diye düsünerek elimizdeki malzemeleri degerlendirip düzelttikleri görülüyor. Allah insanlara vahiy olarak bir cöl bedevisini secmesi aslinda basli basina düsündürücü. Adamin isi gücü sübyancilik ve mal servet ve seks ehh bu kadari seyine düskün adamdan tüm insanlara olaganüstü Ay Tanrisi Al-ilah dan bir eser getirmesinde hatalari da yok sayiverin canim yoksa cayir cayir yanariz Allah korusun, amin.

upuaut
26-09-2010, 23:42
selamlar özür dileyerek birşey belirtmek istiyorum... bir araştırma yaparken bu site denk geldi sayfanın farkına varmadan okumaya başladım... sonra devam edip biraz daha okudum..bu konuyu ilk açan arkadaş
exclusive nin ilk mesajında bi hata gördüm... o kadar çok mesaj atılmış ki konuya sorunun farkına varıldı mı çözemedim..ama bnm yakaladığım hata miras olayında; Ben bir matematik sevdalısı ve aynı zamanda bir matematik hocasıyım ilk başta arkadaş haklı sandım ama aşağıdaki oranlarda zerre hata yok.

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Güzel. O zaman senin bu oranlarla nasıl bir miras paylaşımının da yapıldığını bilmen gerekli. Gerçekten de sorun aslında oranlar değil, nasıl bir miras paylaşımının yapıldığıdır.

Şimdi başa dönersek; benim bu konuyla ilgilenmem Google'da ikide bir karşıma çıkan Oryantalist Jochen Katz'ın örneğiyle oldu. Sonra işin aslı astarı nedir diye Google'da bir araştırma yaptım; kendimi burada buldum. Çünkü konuyla ilgilenen en ciddi yer burasıydı. Tabii ki benimkisi bir meraktan öte, geçen yıl bir İmam-Hatip'te görev yaptığım için aynı zamanda bir gerçeği tespit etme arayışı idi. Yani oradaki çocuklar sabah-akşam Kuran'ı hatmederlerken ve Atatürk de,

"Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuran'ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar..." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 136)

tespitinde bulunurken okudukları metinlerin ne kadar gerçek olduğuna kayıtsız kalmam, kalmamız mümkün olamazdı.

Burada ve Agnostik.Org'da arkadaşlarla bol bol tartıştık ve sözde din adamlarının yapamadıkları bir şeyi başardık: Birbirimizi bilgilendirdik ve konu hakkındaki bazı gerçeklere ulaştık.

Tekrar ediyorum; burada tartışarak miras problemiyle ilgili bazı gerçeklere ulaştıysak, bu din adamlarına rağmen olmuştur.

Peki ne bulduk?

Hz. Muhammed'in yalnızca oranlar toplamı 1'den küçük olan örnekleri verdiğini ve Jochen Katz'ın örneğindeki gibi oranlar toplamı 1'den büyük olan örnekleri vermediği gördük. Fakat ilk gelen Nisa 11, 12 ayetlerinin içinde Jochen Katz'ın örneğinin olması, dolayısıyla Hz. Muhammed'in bir şey söylememiş olması açıklanamaz. Çünkü bu onun bir peygamberlik görevi idi!

İşte bu açık durum Puin'in "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır" iddiasını kanıtlamaktadır.

Oranlara gelince, aşağıdaki olaylarda bu oranların matematiksel olmaktan çok, kişinin mevcut durumuna göre belirlenmiş olduğu anlaşılıyor.

Örnek 1: Aşağıda Câbir b. Abdullah'ın bir kaynakta 7, bir başka kaynakta ise 9 kız kardeşi varmış (Yazarın notu: İsterse sonsuz tane kız kardeşi olsun. Kuran'daki oranlar gibi bunun da bir önemi yok!) ve bunlara mirasının üçte ikisini vasiyet edebilir miyim? diyor ilk olarak. Sonra aralarında bir tartışma çıkıyor ve bu tartışma esnasında oranlar borsadaki gibi havada uçuşuyor. Fakat Nisa-176 ayeti geldiğinde Câbir b. Abdullah kız kardeşlerinin payının 2/3 olduğunu ve haklı çıktığını görüyor.

"Ey Allah'ın resulü! (Ben ölünce,) kız kardeşlerime (kalacak olan malımın) üçte ikisini [20] vasiyet edebilir miyim?' diye sordum. Resulullah (s.a.v):

(Kız kardeşlerine) iyi davran!1 buyurdu. Ben:

'(Bu malın) yarısı (nı vasiyet etsem olmaz mı?)' dedim. Resulullah (s.a.v):

'(Kız kardeşlerine) iyi davran!' buyurdu.

Daha sonra beni bırakıp çıktı. (Çıkıp giderken)

'Ey Câbir! Bu hastalığından dolayı öleceğini sanmıyorum. Şüphesiz ki Allah, (Kur'an'da miras ayetini) indirdi ve kız kardeşlerine düşe*cek olan payı da açıkladı. Onlara, üçte iki payı ayırdı 1 buyurdu. (Bu hadisi, Câbir'den nakleden Ebu Zübeyr) dedi ki: Câbir: 'Senden fetva isterler. De ki: Allah, kelâle babasız ve çocuksuz kimsenin mirası hakkındaki (hükmünü şöyle) açıklıyor [21] (mealindeki) bu ayet, benim hakkımda indirildi' derdi.[22]"

Örnek 2: Aşağıdaki tartışmada Amir b. Sa’d da Câbir b. Abdullah gibi ilk başta 2/3 oranında karar kılıyor. Fakat bu oran fazla bulunuyor, bu oranın yarısının (1/3'ünün) verilmesi isteniyor. Ancak daha sonra bakılıyor ki, bu oran bile fazla bulunuyor.

"Amir b. Sa’d (r.a) babasından naklederek şöyle diyor: Şifa bulduğum bir hastalığa yakalanmıştım. Rasûlullah (s.a.v) beni ziyarete gelmişti. Ben de şöyle demiştim: 'Ey Allah’ın Rasûlü! Benim malım çoktur, kızımdan başka da mirasçım yok, malımın üçte ikisini tasadduk edebilir miyim?' diye sordum. 'Hayır' dedi. Ben: 'Peki yarısına ne dersiniz?' dedim. Yine 'Hayır' dedi. Ben: 'Ya üçte biri nasıl olur?' deyince, 'Üçte bir… üçte bir de çoktur ama senin için yeterlidir. Mirasçılarını zengin bırakman başkalarına avuç açacak durumda bırakmandan daha hayırlıdır' buyurdu" (Buhârî, Vesaya: 1; Ebû Davud, Vesaya: 1)

Not: Bu rivayet "Buhârî, Vesaya: 1; Ebû Davud, Vesaya: 1"den nakledilmiştir. Diğer yorumlar için 3- MALIN ÜÇTE BİRİNİ VASİYET ETMEK (http://www.darulkitap.com/oku/hadis/hadis-kitaplari/nesai/030.htm) bakınız ve aklınızı kaçırınız.

lackof comprehension
27-09-2010, 00:10
Yahu şimdi hata var mı yok mu kuran da. Bu kadar sayfada okunmaz ki şimdi:D Elimden geldiğince okudum ama kesin bir sonuca varamadım.
Olayı tam çözmüş birileri özet geçerse çok sevinirim.

Deep Impact
27-09-2010, 00:14
Yahu şimdi hata var mı yok mu kuran da. Bu kadar sayfada okunmaz ki şimdi:D Elimden geldiğince okudum ama kesin bir sonuca varamadım.
Olayı tam çözmüş birileri özet geçerse çok sevinirim.

Yahu anlamadım bu konu nasıl bu kadar uzadı. Nisa 11-12'yi okuyunca çıkıyor sonuç halbuki.

upuaut
27-09-2010, 01:38
Arkadaşlar, buraya geldiğimde beri Kuran'daki oranlarda bir hata olmadığını söyledimse de, değişen bir şey olmadı. Çünkü herkes takmış Jochen Katz'ın (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8)=1.125 örneğindeki oranlar toplamının 1'den büyük olmasına... Oysa hatanın burada değil, miras paylaşımında aranması gerekiyordu.

Şimdi herkesin anlayabileceği şekilde mevcut durumu özetlemem gerekirse; Peygamber efendimiz, resulümüz, Hz. Muhammed ya da siz nasıl adlandırırsanız adlandırın, bu tür örneklerin yani oranlar toplamı 1'i aşan örneklerin çözümünü vermedi. O, yalnızca oranlar toplamı 1'den küçük olan birkaç örneğin çözümünü gösterdi.

Fakat ilk gelen Nisa 11, 12 ayetlerinin içinde Jochen Katz'ın örneğinin olması, dolayısıyla Hz. Muhammed'in bir şey söylememiş olmasını ne müslümanlar açıklayabiliyor, ne de diğerleri. Oysa miras probleminde her durumun açıklanması ve bunu örneklerle göstermesi, onun bir peygamberlik görevi idi!

Puin bu durumun farkında değil, ama Sana'a mushafındaki incelemelerinden,"Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır" iddiasını ortaya atmıştı!

Hodri Meydan!

İşte hendek, işte deve... Eğer yok arkadaş, bu söyledikleriniz yalan-yanlış diyen birisi varsa (ki müslümanların bunun üzerine mal bulmuş bir mağribi gibi atlayacaklarından emin olunuz), Medine'ye varan Hz. Dıhye, Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna çıkıp, olup bitenleri ve yolda başından geçenleri anlattıktan sonra Bizans İmparatoru Heraklius'un cevap mektubu (http://www.resulullah.org/altsayfa.php?s=yazi_oku&id=202)ndaki

"Ben, senin yanında bulunup, sana hizmet etmeyi, senin ayaklarını yıkamayı, ne kadar arzu ederdim."

ifadesindeki gibi artık bazı şeyleri göze alacağımızı vaat ediyoruz. Ayak yıkarız değil mi, arkadaşlar?

Fakat bu meydan okumaya karşı gelemiyorsanız, o zaman herkes kendi yoluna gider. Şahsen, ben bir zamanlar Mısır'da yaşanan ve İslam öncesinde de Arabistan'ın güneyinde yaşayan "Şemsoğulları" gibi "Güneş Kültü"ne duhul edeceğim.

evrensel-insan
27-09-2010, 01:40
Saygideger upuaut;

Kuran'in yazari kim?

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
27-09-2010, 01:47
Saygideger upuaut;

Kuran'in yazari kim?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Tabii ki insan. Başka bir cevap vermeye gerek görmüyorum.

evrensel-insan
27-09-2010, 01:50
Saygideger upuaut;

Tabii ki insan. Başka bir cevap vermeye gerek görmüyorum. -upuaut-

Peki o zaman bu insanoglunun hatasi, bilerek mi, bilmeyerek mi yapilmis?, ya da o devirdeki, matematik algisi SADECE oyle oldugu icin mi, yapilmis?

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
27-09-2010, 01:58
Saygideger upuaut;

Tabii ki insan. Başka bir cevap vermeye gerek görmüyorum. -upuaut-

Peki o zaman bu insanoglunun hatasi, bilerek mi, bilmeyerek mi yapilmis?, ya da o devirdeki, matematik algisi SADECE oyle oldugu icin mi, yapilmis?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hayır, ortada bir metin var ama Nisa 11, 12 ve 176'ya göre miras paylaşımının her durumda nasıl yapıldığı bilinmiyordu o zamanlar. Yani Arabistan'ın İslam öncesi hali gözönüne alındığında, matematikte epey geri oldukları anlaşılıyor. Hz. Muhammed o zamanlar için "Cahiliye Dönemi" derken özellikle bunu kastediyordu.

Evet, dediğin gibi o devirdeki matematik algısı öyle olduğu için bütün bu rahatsızlıklar yaşanmıştır.

evrensel-insan
27-09-2010, 02:06
Saygideger upuaut;

Evet, dediğin gibi o devirdeki matematik algısı öyle olduğu için bütün bu rahatsızlıklar yaşanmıştır. -upuaut-

Demekki bu hata gorulememis ve goren olsa bile, onemsememis o yuzden de bunu duzeltici bir ayet yazilmamis, oyle mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

turizmtunc
27-09-2010, 02:12
yaw siteye baktımda bayağa bi yoru yazılmış var olan bir hata bu kadar savunulur
pes yani
resmen allahın avukatlığı yapılmış nede olsa cennet var dimi:)

upuaut
27-09-2010, 02:13
Saygideger upuaut;

Evet, dediğin gibi o devirdeki matematik algısı öyle olduğu için bütün bu rahatsızlıklar yaşanmıştır. -upuaut-

Demekki bu hata gorulememis ve goren olsa bile, onemsememis o yuzden de bunu duzeltici bir ayet yazilmamis, oyle mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hayır, gene yanılıyorsun. Bu arada merak ettim; Londra'dan mı yazıyorsun? Orada saat 10:00'da publar açılıyormuş. Bu doğruysa, o zaman orada Tophane'deki gibi facialar neden yaşanmıyor?

Belki sen Londra'da yaşadığın halde bilmiyor olabilirsin, ama Holly Johnson, grubu "Reunited 2010" adı altında yeniden toplamış, "Welcome to Tophane (http://en.wikipedia.org/wiki/Welcome_to_the_Pleasuredome)" şarkısı için stüdyoya girecekmiş!

Sen bunlara yanıt verirken, ben de senin sorunu yanıtlayayım.

Arkadaşım, kim olursa olsun o ayetler öyle gelecekti ama, bu ayetlerle her duruma (oranlar toplamı 1'den küçük, 1'e eşit ve 1'den büyük olma durumları) ilişkin en az birer örnek çözümleriyle birlikte verilmeliydi. Peygamber efendimiz bunlardan yalnızca oranlar toplamı 1'den küçük olan örnekleri çözümlü olarak, o da Nisa 11, 12 ve 176'daki metinlerdeki oranları okuyarak, vermiş!

evrensel-insan
27-09-2010, 02:22
Saygideger ulpaut;

10.00 derken sabahi mi kasdediyorsun? Evet Publar, 10.30 sulari acilir ve yine 10.30 sulari kapanir.

Facia yaanacaksa kisisel duzeyde yasanir, topluma mal olmaz. Cunku burada yetistirim olarak birey yetistirilir ve bireysel hak ve ozgurlukler antiayrimci hukuk guvencesindedir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
27-09-2010, 02:32
Saygideger ulpaut;

10.00 derken sabahi mi kasdediyorsun? Evet Publar, 10.30 sulari acilir ve yine 10.30 sulari kapanir.

Facia yaanacaksa kisisel duzeyde yasanir, topluma mal olmaz. Cunku burada yetistirim olarak birey yetistirilir ve bireysel hak ve ozgurlukler antiayrimci hukuk guvencesindedir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Yani ben şu anda JB içerken Londralılar 10 saat sonra mı içecekler?

evrensel-insan
27-09-2010, 02:41
Saygideger upuaut;

Icki icmek isteyen, evinde, arkadasinda, partisinde, gece kluplerinde v.s. ickisini icer. "Icki illa pubda icilecek" diye bir zorunluluk yok ki!

Buranin publari, sadece icki icin degil; sosyal birliktelik icin kullanilir. Bir yerde ulkedeki kahvehanelere benzer. Kisi, ya yalniz, ya arkadasi, kiz arkadasi, sevgilisi, ailesi veya bir topluluk olarak gelir, sohbetini eder, hos vaktini gecirir, icki veya icecegini ixcer ve evine geri doner.

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
27-09-2010, 03:00
Saygideger upuaut;

Icki icmek isteyen, evinde, arkadasinda, partisinde, gece kluplerinde v.s. ickisini icer. "Icki illa pubda icilecek" diye bir zorunluluk yok ki!

Buranin publari, sadece icki icin degil; sosyal birliktelik icin kullanilir. Bir yerde ulkedeki kahvehanelere benzer. Kisi, ya yalniz, ya arkadasi, kiz arkadasi, sevgilisi, ailesi veya bir topluluk olarak gelir, sohbetini eder, hos vaktini gecirir, icki veya icecegini ixcer ve evine geri doner.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Kusura bakma, sana Holly Johnson ile ilgili küçük bir şaka yaptım. Çünkü o şu anda 50 yaşında ve bu yaşta böyle bir faaliyet içersine gireceğini hiç zannetmiyorum. Fakat Iron Maiden'ın solisti Bruce Dickonson'a bir bak: 55 yaşında ama taş gibi. Grup "The Final Frontier 2010" albümünü çıkarttı ve yanılmıyorsam aynı albüm adıyla bir Dünya turnesi bile yapılacakmış.

Bruce Dickonson'ı en son "Rock In Rio, 2001" konserinde ve bu konserde de yalnızca "Fear Of The Dark" parçasında performansını en yükseğe çıkararak eski yıllarına geri dönüş yaptığını görmüştüm. Bunu dışında Bruce Dickonson'da kayda değer bir şey göremedim.

Ayrıca orada yemek yeme yerlerinin, dolayısıyla pubların birer sosyal aktivite yerleri olarak kullanıldığını biliyorum.

evrensel-insan
27-09-2010, 03:02
Saygideger unpaut;

Rica ederim, sakalarin "basim ustune.":hat:

Saygilarimla;
evrensel-insan

upuaut
27-09-2010, 03:07
Saygideger unpaut;

Rica ederim, sakalarin "basim ustune.":hat:

Saygilarimla;
evrensel-insan

Merak ettiğim bir şey daha var. Londra'dan takip edebildiğin kadarıyla Stonehenge hakkında yeni bir gelişme duydun mu? Yani İngilizler atalarının bu yapıdaki taşları hangi matematik bilgisine göre dizdiklerini biliyorlar mı?

Bildiklerini hiç zannetmiyorum. İngilizler orada yalnızca (5,12,13) üçgenini bilirler, ama bu üçgenin nasıl oluştuğunu bilmezler! Oysa ataları bu taşları dizerken matematiğin mimariye mükemmel bir uygulamasını yapmışlardı.

evrensel-insan
27-09-2010, 03:18
Saygideger upuaut;

Ilgilendigim bir konu degil, o yuzden de bilmiyorum.:deadhorse:

Yalniz konuyu yeteri kadar dagittik, eger bir sey sormak istersen "soru sormak isteyenlerin kosesi" ni felsefe/psikoloji bolumunde, profilimdeki basliklardan bulup, sorularini orada sorabilirsin.:focus:

Saygilarimla;
evrensel-insan

magistra
01-10-2010, 18:23
upuaut

ben denedim sitede verilen örnekleri ve hepsini dağıttım :=)
müslüman olmak araştırmadan kabul etmek deil arkadaşlar. fakat çocuklarınızı hayat telaşesi içinde büyütürseniz onlarda sorgusuz kabul eder hangi dine mensup iseler. dini görüşümüz ne olursa olsun özgür bırakmalıyız etrafımızdakileri ama ben bu sayfalarda çok hakaret gördüm... üzüldüm...

upuaut
09-11-2010, 04:16
upuaut

ben denedim sitede verilen örnekleri ve hepsini dağıttım :=)
müslüman olmak araştırmadan kabul etmek deil arkadaşlar. fakat çocuklarınızı hayat telaşesi içinde büyütürseniz onlarda sorgusuz kabul eder hangi dine mensup iseler. dini görüşümüz ne olursa olsun özgür bırakmalıyız etrafımızdakileri ama ben bu sayfalarda çok hakaret gördüm... üzüldüm...

Arkadaşım, uzun süre şifre nedeniyle siteye giremedim. Mesajına geç yanıt vermem bundan kaynaklanmıştır.

Şimdi, mesajında söylediğin gibi Kuran'daki oranlara göre bu sitede verilen örnekleri istediğiniz gibi dağıtabilirsiniz. Bu, önemli değil. Önemli olan dağıtma sisteminizin herkes tarafından kabul edilmesidir.

Kimse kusura bakmasın; şimdi aşağıda söyleyeceğim sözlerden ne müslümanlar üzülsün ne de müslüman olmayanlar kırılsın diye hiçbir kaygı gütmüyorum.

Bildiğiniz gibi, Kuranı Kerim'in Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerinde yeni bir miras anlayışına göre belirli oranlar verilmiş ve bu oranların sağlıklı bir şekilde dağıtılması isteniyor. Fakat bu ayetleri getiren ve bu ayetlerle ilk miras paylaşımı yapan kişiler, bize sağlıklı bir miras paylaşımının nasıl yapılabileceğini anlatamamışlardır ya da en doğrusunu söylemek gerekirse aktaramamışlardır. Buradan Dr. Gerd Rudiger Puin gibi bir çıkarım yapabilirsiniz. Buna hiç karışmıyorum; bu, tamamen sizin tercihinizdir.

Puin'in çıkarımı şu idi: "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır."

Fakat bu miras paylaşımının 1400 yıl önceki Arap toplumuna göre dizayn edildiği bir gerçektir: E=2K eşitliği yani erkeğin kadının 2 katı pay alması, herbir çocuğun annesinden (yani adamın eşinden) daha büyük oranda pay alması gibi.

Ben buna da eyvallah diyorum. Çünkü o günkü Araplar, kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Burada Hz. Muhammed'in o günkü Arap toplumunu bu miras anlayışıyla yumuşatmaya yani kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini engellemeye çalışmış olduğunu düşünebilirsiniz. Ki kim ne derse desin, bu doğru bir davranıştır. Yani bir problemin çözümünde atılan her olumlu adım, sizi problemin çözümüne götürür.

Tahsin Mayatepek, Meksiko-Çapultepek'ten 30 Ağustos 1936'da Atatürk'e gönderdiği 4. Dosya'nın 5-6 no'lu sayfasındaki 7. madde (http://www.tdkkitaplik.org.tr/gdt/gd010404.pdf)'de Hz. Muhammed'in hayatı hakkında topladığı bilgileri verirken, bu olumlu adım için bir ipucu yakalar:

(7) 20 yaşında tekrar ortaya çıkarak doğruluk ve ciddiyetiyle tanınmaya başlanan Muhammed'e hemşehrileri tarafından "El Emin" sıfatını vermişler ve kendisini müteadit anlaşmazlıklar esnasında hakem olarak seçmişlerdir. Nihayet şöhreti duyulmakla birlikte Hatice namında Mekkeli zengin bir dul kadının hizmetine girmiş ve mumaileyhanın parasıyla ticaret yaptığı 5 sene zarfında gösterdiği doğruluk ve ciddiyetiyle gözüne girerek 40 yaşında olan Hatice ile 25 yaşındayken evlenmiştir. Bu suretle refaha kavuşan Muhammed'in bundan sonra en büyük uğraşı, Mekke ve civarındaki Araplar'ın maddi ve manevi perişanlıklarını açıklamaya neden olacak çareleri aramaktan ibaret bulunmuştur.

Bu maddeden anlaşıldığı üzere, Hz. Muhammed'in hayatındaki en büyük uğraşı, Mekke ve civarındaki Araplar'ın maddi ve manevi perişanlıklarını açıklamaya neden olacak çareleri aramaktan ibarettir. İşte yeni miras anlayışı buna göre dizayn edilmiştir. Yoksa, bu miras anlayışının günümüz toplumları için bir geçerliliği kalmamıştır. Bu bir.

İkincisi, bu miras paylaşımındaki dağıtım adaletsizliğidir. Bunu da hem burada 118 tabı aşan mesajlarla hem de diğer tartışma platformlarında en ince detayına kadar inceledik. Fazla detaya girmeye gerek yok; örneğin Miraç Hadisesi'nde 50 vakit namazın farz kılınması (http://www.netkeyfim.com/islami-bilgiler/mirac-gecesi-hadisesi.html) herşeyi açıklıyor diyeyim, gerisini siz anlayın. Fakat biz bu uçuk durumlara rağmen gene de İslam'daki miras problemini orijinal kaynağından araştırdık ve tüm iyi niyet ve gayretimizle sonuçlarını bu tartışma plaftomunda açıkladık.

Hakikaten merak ediyorum; "Bana Muhammed'in getirdiği yeni bir şey var mı, göster bakalım! O vakit sadece, yazdığı gibi, inancını kılıçla yaymak gibi kötü ve insani olmayan şeyler göreceksin." diyen Bizans İmparatoru Manuel II. Palaeologos, Ankara'da evine konuk olduğu Persli bir müderris (kimine göre bu, Hacı bayram-ı Veli) ile 26 gün ne tartıştılar acaba? (http://www.tumgazeteler.com/?a=1754318)

Çünkü İmparator'a göre herşeyin mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Örneğin İmparator, bu sözü söyledikten sonra, inancı şiddete başvurarak yaymanın, neden ters tepici olduğunu, daha ayrıntılı olarak şöyle gerekçelendirir: "Şiddet, tanrının ve ruhun doğasıyla aykırılık içindedir". "Tanrı kandan hoşlanmaz" diye devam ediyor İmparator, "ve akıl gereğince, 'logos' (Yunanca 'bilgi/söz') gereğince hareket etmemek de, tanrının doğasına aykırıdır. İnanç ruhun meyvesidir; bedenin değil. O yüzden, birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir; şiddet ve tehdit değil... kişinin, makul bir ruhu ikna etmek için kol gücüne, saldırı araçlarına ya da birini ölümle tehdit edebileceği araçlara ihtiyacı yoktur..."

Acaba Bizans İmparatoru Manuel II. Palaeologos, Ankara'da Persli müderris ile tartışırken, burada bizim gibi uçuk, mantık dışı şeylerle mi karşılaştı?

edra-sukeyna
09-11-2010, 12:44
Bu konu nasıl olduysa silinmiş.. Bence önemli bir konu olduğu için ve henüz tatmin edici bir cevap alınamadığı için tekrar açmayı uygun buldum...

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:

Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.

Bu durumda, matematik yapalim:

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)

www.islamiyetgercekleri.org (http://www.islamiyetgercekleri.org) sitesinden alıntıdır.

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.


Bu hatayı düzeltmek için ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem allahın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

http://img268.imageshack.us/img268/9980/adsz26mx.jpg

Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar:
üç kızın toplam payı= 48/81
annenin payı= 12/81
babanın payı= 12/81
zevcenin payı= 9/81
olacak şekilde değiştirilmiş olur.

Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım....

http://img327.imageshack.us/img327/3835/adsz8bo.jpg

Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir:
üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ........... oysa allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti
babanın payı= 1/6,75 ....................... oysa allah 1/6 demişti
annenin payı= 1/6,75 ....................... allah 1/6 demişti
zevcenin payı= 1/9 ........................... allah 1/8 demişti

Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır.

Böyle basit bir dört işlem hatasını gözden kaçırmak, allah gibi kusursuz bir varlığın işi olmasa gerek. Belli ki bu ayetleri muhammed kafadan uydurmuştur...benim yerime değerli yazar kısaca :) açıklayı vermiş.Buyrun:)

http://www.gercekdinbudur.com/misyoner-uydurmasi-mantik-hilesi-ihtiva-eden-matematik-hatasi-iddiasina-reddiye-konu.html

Hukuk fakültesi 2.sınıf Türk Hukuk Tarihi dersinin en eğlenceli kısmı bu idi..zira 4.Sınıf Medeni Hukuk'un alt dalı Miras Hukukunun temelini bu dersle atarsınız....Tanzimatla değişen oranların son halini okurken bunlara bir de ordan değinirsiniz...Üstüne bir de matematik dehasıysanız:B ayrı bir zevki var...

Usul-füru saklı pay yahut mahfuz hisseden bibaher bir zaat de zaten anca böyle çözer:)

Neyseki miras hukuku alanı başlı başına bir mana taşır...Bir bütündür...

Meselaa biz eş dururken murise terekede anne babanın mirasçı olamamasına gerekli eğitimi aldıktan sonra şaşırmayız...

Saklı payı binbir örnek çalışma sonrası ezbere biliriz...Ha bir de şu var büsbütün inkarcılık hiçbir yere bir adım ilerletmez o yüzdene size oturup 4 yıllık birikimimin 1.5 senesine tekabul eden kısmını anlatarak kendimi de yormayacağım...zira nihayet belli.

zaten Allah fazlaya gelen kısmı eşit oranda paylaştırın derken ne demiştiri düşünmeden bir başkasına atlamak da olmayacaktır..Acaba bu kısım sadece geriye kalan kısım olacak da bunu paylaşın mı demiştir?

Yalnız benim anlamadığım şu sevgili kardeşim;kuran Muhammet (SAV)yazması ve bu kadar bariiiiz şekilde hata..Hayır bir de şöyle bişey var her oranda mı farklılık olur ya...Biz de bunu bile bile inanıyoruz demek...Hadi aradan geçen asra inat biz bişeyler uydurmaya çalışmışız bunca halife gözü önünde bu hataya inanacak...Alemin en akıllıları bu hatayı görense bu İcma mantığı ne ola ki....

selametle...

aliyarasfal
09-11-2010, 16:20
Sayın edra sukeyna;

Şu 1,5 yıllık birikimizi anlatmak için yormayacaksanız sizi niye ciddiye alalım. Siz dediniz diye bu hatayı yokmu sayacağız.

Madem tartışmak için ,paylaşmak için burdasınız bakın bin küsur mesajla uzun uzun hesaplarla hatadır denilmiş ve açıklamaları yapılmış, sizde buyrun hata olmadığını kanıtlayın.

Yoksa yorulmazsanız zahmete katlanmazsanız tek yaptığınızın bu hatayı kabullendiğiniz ve blöf yaptığınızı düşünür herkes.Biraz vaaz ve bu yanlış demek matematik değildir.

Zekanızı ve bilginizi paylaşırsanız mutlu oluruz. Belki bir kişide sayenizde cehenneme gitmekten kurtulur.

Saygımla.

NOT:Tekrar vaaz verecekseniz lütfen yorulmayın, iddia etmek kolaydır, iş ki ispatını sunmak.Hatayı ispatıyla ortaya koymuş arkadaşlar. Gerçekten merak ediyorum siz nasıl doğrulayacaksınız bu hatayı.Buyrun bekliyoruz.

Nerec
09-11-2010, 16:40
Müslümanlar bu konuya şöyle cevap vermişler;


CEVAP

Selamünaleyküm!
Yazdığınız meallerden yola çıkılırsa işaret buyurduğunuz tutarsızlık ve çelişkiyle karşılaşılır. Üstelik bize yolladığınız mealde de Nisa 12 ile 176 ayetteki “kelale” sözcükleri bir birinden farklı anlamlarda gösterilmiş. Birinde (babasi ve çocugu olmayan kimsenin) birinde de (anababasi ve çocuklari bulunmadigi halde (kelâle şeklinde). Görüldüğü üzere bir surenin iki ayetindeki aynı sözcük iki ayette birbirinden farklı olarak çevirilmiştir. Bize ilettiğiniz bu konu dindeki dilin önemini göstermektedir. Dil bozulursa Din bozulur. Şimdi gelelim işin aslına:

Kelale
“Kelâle” sözcüğü, “yürümekten yorgun düşme, aciz olma, yorgunluktan kuvvetin gitmesi” anlamlarındaki “kll” fiilinin mastarıdır. Kesici yerleri işe yaramaz hale gelmiş bıçak ve kılıca, kimsesiz, desteksiz kalmış yetime ve hamile olduğu dönemde saldırganlığını yitirmiş yırtıcı hayvana da “Kell” denir. (Lisan ül Arab c. 7, s; 713-717, Tac ül Arus; c. 15, s.659-663, Zemahşeri c. 1, s; 510)
Bu Türkçemizdeki “kelerme, kelleşme” sözcüğünün tıpatıp anlamıdır. “Kel” sözcüğü dilimize farsça’dan (aslında Farsça’ya Arapça’dan geçmiştir.) “saçı dökülmüş” anlamıyla girmiş olsa da dilimizde “kel” sözcüğü mecazen “zayıf düşmüş, cılız” anlamında da kullanılır. Her ne kadar TDK’da “kelerme” sözcüğü henüz gözükmese de Anadolu’da “yıpranmış, zayıf düşmüş” şeylere “kelermiş” denir.
“Kll” kökünden türeme sözcükler Kur’an’da üç yerde yer alır: Nisa; 12, 176’da “kelale” olarak; bir de Nahl; 76’da “kell (zayıf, güçsüz olduğundan yük haline gelmiş)” anlamında yer alır.
Bu sözcük “dıştan kuşatma (yakın kimsesi olmadığından uzak olanların mirasçı olması)” anlamıyla da açıklanabilirse de buna aslında lüzum yoktur. Sözcüğün vazı’ anlamı yukarıdaki naklettiğimizdir.

Miras Hukukunda “Kelale”
Bu sözcük miras hukukunda yüzeysel ve mesnetsiz rivayetlerdeki nakillere göre ele alınmış bunun sonucunda da işin içinden çıkılmaz, çelişkiye uzanan bir durum ortaya çıkmıştır. Genellikle “kelale” sözcüğünü “mirasta validi ve veledi olmayan” olarak ele almışlardır. “Valid” sözcüğü yapı olarak “baba”yı, “veled” sözcüğü “erkek çocuğu” ifade eder. O nedenle uzun zamandan beri yapılan çevirilerde “babasız ve çocuksuz” anlamı ile ifade edilmiştir.
Aslında örfte “valid” sözcüğü hem anayı babayı “veled” sözcüğü de hem kız hem oğlan çocuğunu ifade eder. Kur’an’da ana-baba ifadesinin “valideyn”; oğlan çocuk-kız çocuk ifadelerinin “veled, evlad” sözcükleriyle kullanıldığını onlarca ayette görmek mümkündür.
Aslında örfte “valid” sözcüğü hem anayı babayı “veled” sözcüğü de hem kız hem oğlan çocuğunu ifade eder. Kur’an’da ana-baba ifadesinin “valideyn”; oğlan çocuk-kız çocuk ifadelerinin “veled, evlad” sözcükleriyle kullanıldığını onlarca ayette görmek mümkündür.
Kutrub: “el Kelaletü ismün limaada ebeveyni ve l ah (kelale, ana-baba ve kardeşin dışındaki şeylerin adıdır)” der. Yani “anasızlık-babasızlık ve kardeşsizlik” der. (el Müfredat s; 437) Görüldüğü üzere Kutrub, anayı sözcük anlamına katarken bu kez çocukları dışlamıştır.
Rivayet destekli yorumlardan yola çıkılırsa mutlak surette hatalı bir sonuca varılmaktadır. Onun için sözcüklerin öz anlamları dikkate alınmalıdır. Böyle olunca da “kelale”nin anlamı: “Zayıf düşmüş, kimsesiz, desteksiz kalmış” demek olur. İnsan bu duruma ancak eşi, usul ve furuu (eşi, anası-babası ve çocukları; oğlan-kız) olmadığı zaman düşer. Kişiler eş ve usul ve füruuna bakmakla, onu zayıf ve desteksiz bırakmamakla yükümlüdürler. Hatırlanacağı üzere eşe ve usul ve furua işte bu nedenle zekat ve sadaka verilmez, verilemez.
Nisa suresinin 12 ve 176. ayetlerine konu edilen “kelale” hali işte bu haldir. Yani “eşsizlik, anasızlık-babasızlık ve oğlan-kız çocuksuzluk” halidir.

Ayet bu anlamda değerlendirildiğinde bırakın hesapta tutarsızlığı ve Kur’an’da çelişkiyi “kelale” halinde vefat eden kimselerin terekesinden beytülmale (hazineye) de pay kaldığı görülecektir.
Not: bu ciddi konuyu diğer kardeşlerimiz ile paylaşmayı da uygun görerek İsim ve adresinizi saklamak suretiyle sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
e sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Allah’a emanet olunuz. Hakkı Yılmaz

Not: bu ciddi konuyu diğer kardeşlerimiz ile paylaşmayı da uygun görerek İsim ve adresinizi saklamak suretiyle sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
e sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Allah’a emanet olunuz. Hakkı Yılmaz

spartacus
09-11-2010, 16:42
O değilde sadece benim aklım aşu takıldı.

Hukuk fakültesi 2.sınıf Türk Hukuk Tarihi dersinin en eğlenceli kısmı bu idi..zira 4.Sınıf Medeni Hukuk'un alt dalı Miras Hukukunun temelini bu dersle atarsınız....

Kaygı verici, hukuk da olsa böyle bir eğitim almış birisinin kullandığı dil ikincisi ise düşünceleri için kısaca inançları için kazı ters çevirmesi. 50 Kez konuda ne denmişse bu çevir kazıyla kısımla ilgili, örnek verenlerin örneği buyur yap denmiştir ve sonuç her zaman dengesiz çıkmıştır.

Bak ben sana bir rakam verecem, sen istediğin örnekle dene, 1,25 rakamı her miras sayısı için mirasın fazlalığını belirleyecektir, belki bu denklem ile sınama işi işine yarar.

900 Bilyen var senin, seversin kanımca bilyeyi, konumuz itibariyle de pek uyumlu.

Bu 900 bilyenin 2/3 kısmını A ya verdin bu : 600
Bu 900 bilyenin 1/6 kısmını B ye verdin bu : 150
Bu 900 bilyenin 1/6 kısmını A ya verdin bu : 150
Bu 900 bilyenin 1/8 kısmını B ye verdin bu : 112,5

Hepsinin toplamı:1012,5

Ne denmişti

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)

Şimdi 900 bilyen vardı değil mi? çarp bakayım 900x1,125 = 1012,5

Demekki parantez içinde 1,0 olması gerekirdi ile kastın anlamı budur, önce bu anlaşılamıyordu.

Senin 750 bilyen olsun sonuç toplamı = 750x1,125=843,75 olacaktır.

Uzun uzun yapmama gerek varmı yoksa 1,125 ile çarpmak yetiyor mu? Anlamamanın ısrarı olabilir ama hesap matematik, senin anlayıp anlamaman bir şeyi değiştirmiyor..

upuaut
09-11-2010, 23:32
Arkadaşlar, İslam'daki miras paylaşımına ilişkin sonuçları özet olarak 1180 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=349935&postcount=1180) nolu mesajımda geçtim. Kaldı ki bu sonuçlar bana ait değil, şimdiye kadar bu konuda yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlar idi.

Yani gerçek durum bu iken sırf bir inat uğruna hala aynı yanlışlıkta ısrar ediyorsunuz. Ben merak ediyorum; bu şekilde hareket etmekle elinize ne geçecek? Gerçek kabak gibi apaçık ortada iken bütün zihinleri kandırabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Hatırlarsanız eski ABD Başkanı Abraham Lincoln'ün içine düşürülmeye çalışan bu durum için çok güzel bir sözü vardır; "Herkesi bir defa,bazılarını her zaman aldatabilirsiniz.Ama herkesi her zaman aldatamazsınız..." diye.

Oysa gerçek kabak gibi ortada. Şimdi 1180'deki mesajı biraz açmaya kalkarsak; örneğin Oryantalist Jochen Katz'ın (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8)=1.125 örneği 625'teki Uhud Savaşı sonrasında ilk inen miras ayetlerinde (Nisa 11 ve 12) vardı ve bu örnek hiç kimseyi ilgilendirmiyor (!)

İslam kaynakları oranlar toplamı 1'i aşan bu tür örneklerin ilk kez Hz. Ömer'in halifeliği zamanında ortaya çıktığını ama ondan önceki dönemlerde (buna Hz. Muhammed'in dönemi de dahil) hiç çıkmadığını söyler. Oysa bu tür örnekler ilk miras ayetlerinde mevcut idi ve Hz. Muhammed'in 625'ten 632'ye kadar geçen son 7 yıllık zaman diliminde miras ayetleriyle ilgili çok çeşitli örnekler üzerinde durulmamış olduğunu düşünmemiz mümkün değildir (Bkz. Ashabın miras paylaşımıyla ilgili Hz. Aişe'ye danışmasına ve onun bu konuda üstün olduğuna dair ashab tarafından yapılan açıklamalarına).

Hadi bundan vazgeçelim. Yani o döneme ait İslam kaynaklarının yetersiz olduğunu düşünelim ve biz de o 7 yıl içinde miras paylaşımıyla ilgili hiçbir çalışma yapılmadığını kabul edelim. Yapılmadı değil mi arkadaşlar? Kendimizi kandırıyoruz ya, "Yok, yok yapılmamıştır."

Hadi arkadaşlar! Devam edelim kendimizi kandırmaya...

Peki Hz. Ömer'in zamanında bu tür problemleri çözmek için ashabın ortaya koyduğu "Avl Metodu"na ne demeli?

Harezmi (780-850), 820 yılında yazdığı "Kitâb-ül-Muhtasar fî Hisâb-il-Cebri vel-Mukâbele" kitapta bu metodun pratik bir metot olduğunu, dolayısıyla yanlışlığını göstererek matematik kurallarına uygun esas metodu (bu metotta oranlar toplamı daima 1'dir. Çünkü bir miras daima bir bütünü temsil ettiğinden, bunun matematikçesi "1"dir) verdi.

O, kitabın 4. bölümünde ferâiz (İslâm hukûkuna göre mîras taksimi) hesaplarını açık açık anlattı. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur. Mîras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs. arasında Kur’ân-ı kerîm’de belirtilmiş muayyen hisseler hâlinde dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmî, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklemler kullanmıştır.

Demek ki kendimizi kandırmakla mesele çözülmüyormuş. Bu, 1180 nolu mesajın açılımındaki yalnızca küçük bir noktadır. Buna Gerd Rudiger Puin, Tahsin Mayatepek ve Bizans İmparatoru Manuel II. Palaeologos'un açıklamalarını eklemiyorum bile!

Evet, arkadaşlar, ortalığı dumana boğmadan (gereksiz mesajlarla bizi yormadan ve meselenin üzerini örtmeden) Jochen Katz'ın örneğine bir açıklama lütfen. Yok, yapamıyorsunuz bari susun da sizi alim sansınlar.

Bilirsiniz; İslamcı basında oryantalistlerle ilgili bir sürü karalama yapılır, ama Oryantalist Jochen Katz'ın örneği ortada ve bunu karalamanın imkanı yok! Bu arada, bu veya benzeri yani ilk miras ayetlerinde 1'i aşan örneği neden müslümanların veremediğine, bir oryantalistin vermiş olduğuna biraz kafa yorun, bakalım. Cevap ne çıkacak?

upuaut
27-11-2010, 23:06
Arkadaşlar, biriken ve tabii ki olgunlaşan mesajlarıma göre bu tartışma forumunun açılmasına neden olan ilk mesajı tekrar okudum ve doğru soruların aşağıdaki gibi olması gerektiğini gördüm.

Oryantalist Jochen Katz (http://www.answering-islam.org/turkce.html)’ın Problemi

İlk miras (Nisa suresinin 11 ve 12 no’lu) ayetlerine göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Bu ilk ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6 ve karısına 1/8 kalacaktır.

Bu örneği matematiksel olarak ifade edersek yani oranları toplarsak;

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1.125

sonucu bulunur ki, bu sonuç Nisa suresindeki 11 ve 12 no’lu ayetlerde verilen oranların hatalı olduğunu göstermez. Çünkü oranlar toplamının 1’i aşması nedeniyle zorunlu olarak bir içtihad sözkonusu olmuştur.

İbn-i Abbas’ın Yorumu

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs100.snc4/36367_405455213174_190797533174_4500785_1438288_n. jpg
Abdullah İbn-i Abbas. Doğumunu Peygamber efendimiz müjdeledi. Doğduğunda da "Halîfelerin babasını al, götür!" dedi. Bir defasında da mübârek elini onun başının üzerine koyarak şöyle duâ etti: "Yâ Rabbî! Bütün ilim ve hikmeti, bu başa ver! Onları te’vîl ve tefsîr edebilsin." O bunun üzerine "Tefsir alimlerinin şahı" oldu.

Bu ve benzeri problemlerde Abdullah İbn-i Abbas (r.a), Hz. Ömer’in vefatından sonra “Avl” yoluyla çözülmesinin hatalı olduğu fikrini savunarak şöyle demiştir (Hâkim ve Beyhaki, İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet ederler):

“Hisselerle ilgili olarak avl yöntemini ilk kez Ömer uyguladı; o miras düzenini bozdu ve ortaya koyduğu kendi yani “Öncelik Sırası” yöntemini savunarak şöyle dedi: ‘Allah’a andolsun! Sizinle ne yapacağımı bilmiyorum. Allah’a andolsun! Allah hanginize öncelik tanımış ve hanginizi tehir etmiş bilmiyorum. Bu değersiz malı eşit hisselere ayırmaktan daha iyi bir yöntem bulamıyorum.’ İbn-i Abbas daha sonra şunları ekledi: ‘Allah’a andolsun! Eğer o Allah’ın öne geçirdiğini öne geçirir ve tehir ettiğini de tehir etmiş olsaydı, asla hisselerde eksiklik meydana gelmezdi.’”

İbn-i Abbas’a, bu sözüne karşılık, “Allah hangi hisseye öncelik tanımıştır?” şeklinde bir soru yöneltilince şu cevabı verdi: “Allah’ın bir hisseden ancak ayrı belirli bir hisseye indirgediği şahısların hissesi, O’nun öncelik tanıdığı hissedir. Belirlenen hisseden düşüş kaydedince, kendisine ayrı bir hisse belirlenmeyen ve sadece geriye kalanı miras alan kimsenin hissesi, Allah’ın tehir ettiği hissedir. Öncelik tanınan kimsenin misali, karı-koca ve annedir. Tehir edilen kimse ise, kız kardeşler ve kızlardır. Dolayısıyla hem Allah’ın kendisine öncelik tanıdığı, hem de tehir ettiği kimseler vâris olurlarsa, Allah'ın öncelik tanıdığı kimseyle başlanılır ve ilk önce eksiksiz olarak onun hakkı verilir. Geriye bir şey kalırsa, diğerlerine verilir; bir şey kalmazsa, onlara hiçbir şey verilmez.”

Not (İbn-i Abbas kimdir?): Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcası Abbâs (r.a.)'ın oğlu olan İbn-i Abbas doğar doğmaz babası Hz. Abbâs tarafından Hz. Peygamber efendimize götürülmüş, Rasûlullah (s.a.s.) da onu kucağına alarak: “Allahım! Onu dinde fakîh kıl. Kitaben açıklamasını ona öğret” diye dua etmişti. İslâm'ın yayıldığı ve hâkim olduğu Medine toplumunda büyüyen İbn-i Abbas tam bir İslâmî terbiye ve bilgi almıştı. İbn-i Abbas abdest almayı ve namaz kılmayı bizzat Hz. Peygamber’den öğrenmişti. Gençliğinde de Peygamber efendimiz tarafından birkaç kez başı okşanarak: “Allahım! bütün ilim ve hikmeti bu başa ver, ona te’vil ve tefsiri öğret. Allahım! İnsanoğluna verdiğin her ilim ve hikmeti bunun göğsünde topla (Buhâri, Vudû, 10; Müslim, Fadailu's-Sahâbe, 138)” diye dua etmiştir. Gerçekten de İbn-i Abbas sürekli olarak Rasûlullah'ın yanında bulunmak ve ondan büyük ölçüde feyz ve bilgi almakla “Tefsîr âlimlerinin şâhı (http://www.kevser.org/icerik/Biyografiler/Ashabin_Hayati/TefsiralimlerininsahiAbdullahbinAbbas.htm)” ünvanını aldı.

Harezmi’nin Çözümü

http://www.qsl.net/ta2le/images/harezm.jpg
Harezmi (780-850). Türk-İslam Dünyası'nda "5 Büyük Cebirci'nin En Büyüğü" olarak kabul ediliyor.

Yine bir Şia alimi Harezmi (780-850) 820'de İbn-i Abbas’ın bu tefsirinden hareketle matematiksel araştırmalarını “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap)" adlı kitabının üçüncü bölümünde, “Feraiz Hesapları (İslam hukûkuna göre miras taksimi)” adı altında topladı. Harezmi, bu hesapları aritmetikle çözmek zor olduğundan, minimum hisseyi bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmiyenli denklem kullandı ve mirası “1” üzerinden paylaştırdı. Bu bölüm, zamanın mahkemeleri için çok faydalı olmuştur. Miras, meyyite yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn, torunlar vs. arasında Kur’an-ı kerim’de belirtilmiş muayyen hisseler halinde dağıtılır.

Harezmi’nin matematikte çok takdir edilen bu risalesi çok sonraları Solomon Gandz’ın "Solomon Gandz (http://www.google.com.tr/search?tbs=bks:1&tbo=p&q=+inauthor:%22Solomon+Gandz%22), Miras Cebri: Bir El-Harezmi Rehabilitasyonu (http://www.jstor.org/pss/301569) (The algebra of inheritance: a rehabilitation of al-Khuwāirzmī (http://books.google.com.tr/books?id=QBKmKAAACAAJ&dq=AL-KHOWARIZMI%2C%20problem%20of%20inheritance&source=gbs_slider_thumb)), Saint Catherine Press, 1938-391 sayfa" kitabında baş rol oynadı.

Not (Harezmi kimdir?): Tam adı “Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi” olan Harezmi, matematik, gökbilim ve coğrafya alanlarında çalışmış bir Fars’lı bilim adamıdır. 780 yılında Harzem bölgesinin Hive şehrinde dünyaya gelmiştir. 850 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir.

Cebir sözcüğü de Harezmi'nin “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap)” adlı eserinden gelmektedir. Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır.

Matematik alanındaki çalışmaları [cebir]in temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmî'nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latince'ye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. yüzyılda batı dünyasına sunulmuştur. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde, birinci ve ikinci dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk eserdir. Bu nedenle Harezmî Batı’da (Diophantus ile birlikte) “Cebirin Babası” ve Türk-İslam Dünyası’nda ise “5 Büyük Cebirci’nin En Büyüğü” olarak da bilinir. İngilizce'deki "algebra" ve bunun Türkçe'deki karşılığı olan "cebir" sözcüğü, Harezmî'nin kitabındaki ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan "el-cebr"den gelmektedir.

Problemin Çözümü

Şu halde yukarıdaki problemi İbn-i Abbas’ın “Öncelik Sırası” yöntemine göre “1” üzerinden çözersek (ki bu çözüm aynı zamanda Harezmi’nin çözümü demektir); ölen adam merkezde bulunmakla birlikte, miras merkezden dışarıya doğru “1” üzerinden aşama aşama dağıtılır. Şöyle ki: Nisa suresindeki 11, 12 ve 176 no’lu ayetlerinde belirtilen oranlar öncelik sırasına göre dağıtıldığında,

1. “1”in içinde bulunan her mirasçıya payı tam olarak verilir. Yani bu ilk gruptaki mirasçılar Kuran’daki oranları aynen alırlar.

2. Eğer 1’in dışında bulunan mirasçılar varsa, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, her mirasçı geriye kalandan aldığı orana göre payını alır. Yani bu ikinci gruptaki mirasçılar Kuran’daki oranları aynen alamazlar; Kuran’daki oranlardan biraz daha düşük oranlarda paylarını alırlar.

Buna göre mirasta merkezdeki adama en yakın ya da 1. dereceden mirasçısı eşidir. Buna mirasın 1/8’i verilirse geriye 1-(1/8)=7/8 kalır.

Şimdi adamın 1. dereceden mirasçılarına aramaya devam edersek; karşımıza adamın çocukları çıkar. Bunların payını da verirsek, geriye (7/8)- (2/3)=5/24 kalır.

Buraya kadar problemin çözümü ilk miras paylaşımındaki "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." çözümüyle aynıdır. Dolayısıyla 5/24 kalanı anne ve babaya eşit olarak paylaştırılmalıdır ya da kalan 5/24 ve anne ile babanın mirastan alacakları oranlar 1/6 olduğuna göre, anne ile baba “1”in dışında kalmışlardır, dolayısıyla anne ile baba kalanı eşit olarak paylaşmak zorundadır.

Bu paylaşım Harezmi’nin 1 bilinmeyenli denklemli çözümüne göre

2x=5/24

denklemiyle yapılır. Burada anne ile babanın mirastan alacakları oran x bilinmeyenine haiz olup, bu denklemin çözümünden ortaya çıkmaktadır.

Demek ki bu denklemin çözümünden anne ile babanın mirastan almaları gereken oran x=5/48 imiş ve bu oran ilkiyle karşılaştırıldığında (ki burada 1/6=8/48 olduğuna dikkat ediniz), anne ile babanın

(8/48)- (5/48)= 3/48=1/16

oranında bir kaybı sözkonusu olmaktaymış.

Sorular

Şimdi ilk miras ayetlerinin yani Nisa suresinin 11 ve 12 no’lu ayetlerinin içinde bulunan Jochen Katz’ın örneğinin çözümüne göre hala Kur'an'ın uydurma olmadığını düşünenler aşağıdaki soruları yanıtlamaya çalışmalıdırlar. Çünkü ana-babadan alınmış, hazıra konulmuş imanın tazelenmesi ve sorgulanması gerekir. Gördüğü yanlışlara rağmen imanında direnmek imansızlıktan daha kötüdür. Eğer Tanrıya inanıyorsanız ve bilen, gören, işiten, hesap soransa Tanrı, sahte imanları da, gerçek imanları da iyi bilmesi gerekir. Aldatılamaz, kandırılamaz. Kendisini alet ederek dünya menfaatleri elde edenlerden de, yanlışı göre göre, bile bile onların peşinden gidenlerden de hesap sormasını iyi bilir.

Şimdi sorulara geçmeden önce, ki belki bu sayede sorular biraz daha iyi anlaşılır, tekrar küçük bir özet yapmakta fayda görüyorum.

Bildiğiniz gibi bir rivayete göre, 625’teki Uhud Savaşı'nda Ensârlar'dan Sâd bin Rabi'nin (r.a.) şehit olması ve geride iki kızı, bir hanımı ve bir de kardeşi kalmasına rağmen kardeşin malın hepsini alması üzerine, kadın Hz. Peygamberimize (s.a.v.) gelip aracı olmasını istemişti. Bunun üzerine Nisa suresinin 11 ve 12 no’lu ayetleri indi ve Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Sâd’ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.” diyerek İslam'daki ilk mirası paylaştırmıştı.

İslami kaynaklar peygamberimize ait bunun gibi birkaç rivayet daha verir ama hiçbir rivayette oranlar toplamı 1’i aşmaz ve oranlar toplamı 1’i aşan ilk örneğin Hz. Ömer’in halifeliği sırasında gerçekleştiğini söyler. Sonrasını biliyorsunuz; Hz. Ömer’in sahabelerle birlikte istişare sonucunda “Avl” denilen bir aldatma yöntemini bulduğunu ve vefatından sonra İbn-i Abbas’ın bu yöntemi doğru bulmayıp kendi yöntemini öne sürmesini... Fakat bütün bu olup bitenler içinde Hz. Muhammet’in zamanında 625’ten 632’ye kadar geçen 7 yıl ve Hz. Ömer’in zamanında 632’den 636’ya kadar geçen 4 yıl, toplamda da 7+4=11 yılda doğru bir çözüm verilememiş olmasının, özellikle Hz. Muhammet’in herhangi bir çözüm vermemiş olmasının, hiçbir mantıksal gerekçesi olamaz.

Bu konuda yukarıdaki örneğin çözümünden anlaşılacağı üzere ayetlerde bir eksiklik yok, hata da. Fakat ortada anlaşılmayan bir metin var ve bu metne göre oranlar toplamı 1'i aştığı zaman mirasın nasıl paylaştırılacağı bilinmiyor!

http://www.swr.de/-/id=2148912/property=detail/width=160/height=120/pubVersion=1/1a2oods/index.jpg
Dr. Gerd-Rudiger Puin. Sana'a metni üzerindeki sansasyonel açıklamalarıyla tüm dünyanın dikkatini üzerine çekti.

Sana’a metni üzerinde çalışan Puin, Kuran'ın saf Arapçayla yazıldığı inancını da sorguladı ve incelediği Sana’a metninde birçok yabancı kökenli kelime buldu. Bunlara Kuran'ın kendisi de dahil. Puin Kuran'ın Aramca, ibadet sırasında okunacak kutsal kitap parçaları anlamındaki "Kariyun" kökünden geldiğini, Kitabı Mukaddes'teki hikâyelerin büyük kısmının Kuran'da daha kısa formda yer aldığını, kısacası aslında "Kitab-ı Mukaddes"in ibadet sırasında okunacak bir özeti olduğunu söyledi. Puin bunun üzerine şu çıkarımda bulundu: "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır."

Bu açıklamalara göre,

1-Ortada vahiy diye bir şey yok ilham mıdır hepsi?

2-Yoksa Puin’in iddia ettiği gibi Kur'an "Kitab-ı Mukaddes"in ibadet sırasında okunacak bir özeti mi idi? Eğer böyleyse o zaman Hz. Muhammed’in herhangi bir çözüm vermemiş olması anlayışla karşılanır. Yok, eğer böyle değilse o zaman Hz. Muhammed’in herhangi bir çözüm vermemiş olması bağışlanamaz. Çünkü bu onun bir peygamberlik görevi idi.

3-Ya da rivayetler toplanırken bu duruma (Yukarıdaki örnekteki gibi. Oranlar toplamının 1’i aşması durumu) ait rivayet tarihin çöplüğüne atılmış olabilir mi?

4-Hz. Ömer ve sahabeler 7 yıl geçmesine rağmen neden bu duruma ilişkin problemlerin çözümü için Hz. Muhammet’ten yardım istememişler ve “Avl” yöntemini icat etmişlerdi?

5-Yoksa orada hiç kimse matematikten mi anlamıyordu? Eğer öyleyse o zaman neden Bizans İmparatorluğu’ndaki matematikçilerden yardım istenilmedi? Hatırlayınız; o tarihlerde Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinapolis'te Arşimet’in çalışmalarını kopyalayabilecek, dolayısıyla anlayabilecek yetenekte matematikçiler (örneğin Eutokios (480-540), Ayosofya’yı inşa eden Isidorus ve Anthemius başta olmak üzere ülkemizde yaşamış toplam 22 Grek matematikçisi) vardı.

http://www.ultimateitaly.com/images/peoples/archimedes.jpg
Arşimet bir miras problemi üzerinde derin derin düşünürken.

6- Yoksa bu konudan uzak duralım, ele almayalım, şeytani mi diyorsunuz?

Evet, miras probleminde tarihten gelen bu sorulara göre yanıtlarınızı bekliyoruz.

Kemaloğlu
27-11-2010, 23:47
Sana’a metni üzerinde çalışan Puin, Kuran'ın saf Arapçayla yazıldığı inancını da sorguladı ve incelediği Sana’a metninde birçok yabancı kökenli kelime buldu. Bunlara Kuran'ın kendisi de dahil. Puin Kuran'ın Aramca, ibadet sırasında okunacak kutsal kitap parçaları anlamındaki "Kariyun" kökünden geldiğini, Kitabı Mukaddes'teki hikâyelerin büyük kısmının Kuran'da daha kısa formda yer aldığını, kısacası aslında "Kitab-ı Mukaddes"in ibadet sırasında okunacak bir özeti olduğunu söyledi. Puin bunun üzerine şu çıkarımda bulundu: "Kur'an’ın tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteylidir. Onların birçoğu, İslamın kendisinden bile daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır."

Şuna cevap vermek istiyorum ben;

Kuran'ın daha öncekilerin kitaplarında yazanlardan oluştuğunu söylemek cahilliktir.

Yaşanılan dönemdende bahseder daha önceki dönemlerdende bahseder.

Daha önce yaşanılan dönemlerden bahsetmesi ve daha önceki kaynaklarla kısmen benzeşmesi olağan bir durumdur çünkü;

müşrikler yahudi bilginlerine, h.z muhammede gidip ne soralımda cevap veremesin diye onlara danışıyorlardı

mesela örnek veriyorum;

-dünyanın bir ucundan bir ucuna dolaşan bir adam vardı sorunda onu anlatsın bakalım size,bilebilecekmi?

-"Sana zülkarneynden soruyorlar" diye vahiy cevap veriyor ve olayları anlatıyor.

Yani genelde onlar soruyorlar;

Mesela H.z isa olayındada öyle,o olay hristiyan kaynaklarıyla kısmen benzeşir ama bir yerde ayrılır.

Ashab-ı kehf te öyle bir yere kadar aynı ama bu olayda onların kaynaklarında olmayan olaylardanda bahseder yani kimsenin bilemeyeceği,köpeğin ayaklarını mağaranın girişine doğru nasıl uzattığını,uyurlarken sağa sola nasıl çevrildiklerini v.s

Daha önce hiçbir kaynakta olmayan,hiçbir kaynakta geçmeyen semud kavmi gibi olaylardanda bahseder.

Ama ne acıdır yukarıda verdiğim örneklerde kuran'ın kopyalandığı iddiası sürerken,

semud kavmi gibi olaylarda tarihin böyle bir kavmi kaydetmediği dolayısıyla kuran'ın tarihsel kayıtlara ters düştüğü iddiası sürer.

evet ne acıdır!!!

ferda
28-11-2010, 00:35
"Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin"

ibn-i Abbas demiştir ki: "Feraizde avil ile hüküm veren ilk Hz. Ömer'dir. Yukarıda geçen mesele Hz. Ömer'e sorulmuş, varislerin hisseleri birbiriyle uyum sağlamadığını görmüş, bunun üzerine Hz. Ömer varislere "Vallahi Allah Tealâ hanginizi Öne geçirdiğim ve hanginizi geriye bıraktığını bilmiyorum?" demiş. Hz. Ömer çok takva sahibi bir kimseydi. Hz. Ömer varislere "Terikeyi size hissenize göre taksim etmekten ve her hak sahibine hissesine göre eksik vermekten başka çare bulamıyorum" demiştir.

Belki Ömerin gördügünü günümüzün müslümanıda görür umuduyla

upuaut
01-12-2010, 20:58
Kur’anın müslümanlar arasında taşıdığı özel anlam her türlü tarif iddiasının tepkiyle karşılanmasına neden oluyor. Kutsal kitapların Tanrı’dan gelen ilham sonucu insanlar tarafından yazıldığına inanan Yahudi ve Hristiyanlar’ın aksine, müslümanlar Kur’anın doğrudan Allah’ın sözleri olduğuna ve Muhammed’e olduğu gibi gönderildiğine inanıyor. Bu belirgin fark, Kur’an sözkonusu olduğunda Kutsal Metinler’in analiz edilmesini olabildiğince hassas bir konum haline getiriyor. En büyük sorunda bu analizin müslüman olmayan Batı tarafından yapılmasıyla ortaya çıkıyor. Batı gerçekten Kutsal metni ve temellerini aydınlatabilecek bir konumda mı? (Not: Detaylı bilgi almak içinNational Geographic İslamiyet ve Kur'an part 1 (http://www.youtube.com/watch?v=bN-ozpS2R7k&NR=1)

adlı video serisini izleyebilirsiniz. Arkadaşlar, bu videoyu HD formatta FULL olarak izleyebilmeniz için National Geographic-İslamiyet ve Kuran, DVBRIP XVID (Türkçe Dublay) (http://www.mayonez.net/43392-national-geographic-eslamiyet-ve-kuran-dvbrip-xvid-trkze-dublaj.html) linkindeki parçaları bilgisayarınıza indirip birleştirmeniz gerekiyor. Ben indirdim; görüntüler HD olduğundan harika. Renkler mükemmel bir şekilde görülüyor. Ayrıca konu hakkında size tam bir belgesel bilgi veriliyor. Puin ve Luxemberg'in son derece çarpıcı bulguları var. Aklı olan bu belgeseli kaçırmaz)

Bu konuda Alman bilim adamı Dr. Gerd Rudiger Puin, eşi Elisabeth Puin ve Christopher Luxemberg olmak üzere diğer Batılılar'ın çalışmaları ortadadır. Bizde ise nerdeyse yok denecek kadar birkaç entellektüel var: Hürriyet gazetesinde yazar olan Özdemir İNCE ve Radikal'den Hürriyet'e transfer olan İsmet BERKAN üzerlerindeki İslamcılar'ın baskısına rağmen yıllardır bu konu üzerinde araştırmalar yapıp makaleler yazıyorlar. Örneğin bugün Özdemir İNCE'nin "Tarihte Tanrı fikrinin doğuşu (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16395073.asp?yazarid=72&gid=61)" ve İsmet BERKAN'ın "Merakla beklenen tartışma: Dinler dünyaya iyilik getirdi mi? (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16394818.asp?yazarid=386&gid=61)" makaleleri konuyu tamamen aydınlatacak türden makalelerdir.

Bugünkü bu makaleleri gerçekten okumak, hem de sindire sindire okumak, gerekiyor. Bu kafa açıcı makalelerin ilkinde, Özdemir İNCE, JEAN Bottéro'nun Kırmızı Yayınları tarafından yayınlanan “Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu (Naissance de Dieu, La Bible et l’historien; Editions Gallimard)" adlı kitabından alıntılar yaparak şu çarpıcı sonucu veriyor:

"KAYNAK MEZOPOTAMYA’DAN

Tevrat (Eski Ahit) insan elinden çıkma ise, İncil (Yeni Ahit)’in de insan elinden ve ağzından çıkması gerekmiyor muydu? Bizim için buraya kadar iyi de, bundan sonrası zor: İncil ve Tevrat’ın, Kuran gibi vahiy yoluyla oluştuğuna (indiğine) inanan Müslümanların da dünyası yıkılmayacak mıydı? Kuran’ın Tevrat ve İncil’den yaptığı alıntılar ne olacaktı? Tevrat ve İncil insan imgeleminin ürünü ise Kuran da insan imgeleminin ürünü olmayacak mıydı?

Müslümanları bir yana bırakalım. Yahudiler ile Hıristiyanların büyük bir bölümü kutsal kitaplarının Mezopotamya mitolojisinden kaynaklandığını ve İsrail halkının tarihini anlattığını kabul ediyorlar ama dinlerine inanmaktan vazgeçmiyorlar. Bu, sağaltıcı, iyileştirici ilişkiyi çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. Yahudi ve Hıristiyan inancına sahip insanlar dünyanın 5770-5771 yaşında olduğuna inanç kültürü olarak inanıyorlar ama bilimsel olarak dünyanın gerçek yaşının milyarlarca yıla dayandığını da kabul ediyorlar.

İki bin yıl İsa’dan sonra, 3 bin 770 yıl İsa’dan önce! Bu sayı tarihe de uygun!"

İsmet BERKAN da makalesini dünya çapında ateizmin en hararetli savunucularından, İngiliz asıllı ama uzun zamandır hayatını gazeteci, yazar ve editör olarak Amerika’da geçiren Christopher Hitchens ile Irak'ı bombaladıktan, pardon başbakanlıktan ayrıldıktan sonra Anglikan kilisesini bırakıp katolikliğe dönen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair arasında önceki akşam Kanada’da, Toronto’da yapılan “Religion is a force for good in the world” münazarasına dayandırarak şu çarpıcı analizi verdi:

"Bir tarafta hastalığıyla boğuşmaktan bitap düşmüş, saçlarını kaybetmiş ateist, öteki tarafta çakı gibi duran dindar. Kibar kibar konuşuyorlar.

Tartışma sonunda salondaki 2 bin 700 kişiyle bir anket yapıldı, çoğunluk Hitchens’ın görüşlerini daha ikna edici bulmuştu. Daha da ilginci, uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS’a 23 ülkede toplam 18 bin 192 kişiyle yapılan bir araştırma ısmarlandı. Bunlardan yüzde 48’i, ‘Din, 21. yüzyılın toplumlarına gereken ortak değerleri ve ahlaki temeli sağlıyor’ dedi. Araştırmaya katılanların yüzde 52’si ‘Dinsel inanç, etnik ayrılıkları ve hoşgörüsüzlüğü destekliyor, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal gelişmenin önünde engel oluyor’ görüşünde.

En çarpıcı ve bizi de en yakından ilgilendiren sonuç şu: Araştırmacılar, ‘Dinin etkisi olumlu mu, olumsuz mu’ diye soruyor. Grafikte de göreceksiniz, Amerika hariç zengin ülkelerde bu soruya ‘Olumludur’ diyenler çoğunluk oluşturmuyor. Burada Türkiye ile ilgili sonuç da çok ilginç. IPSOS’a göre ülkemizde dinin etkisinin olumlu olduğunu düşünenler yüzde 40’larda, olumsuz olduğunu düşünenler ise yüzde 50’lerde. Bana pek makul ve gerçekçi gelmedi ama araştırmanın metodolojisi, örneklemi üzerinde fazla bilgim olmadığından daha daha fazla konuşmam doğru olmaz."

Yıllardır bu iki yazarı takip ederim. Şimdiye kadar yazdıkları hiçbir makale için olumlu ya da olumsuz hiçbir yorumda bulunmadım. Taa ki "Kuran'daki Matematiksel Yanlış Hakkındaki Doğru Sorular (http://forum.agnostik.org/posting.php?mode=reply&f=7&t=106#pr34505)"ı sorana kadar. Bu makaleyi burada yayımladıktan sonra Kemaloğlu kardeşimizin, tıpkı Özdemir İNCE'nin makalesindeki gibi, aynı tarihi olayların Tevrat, İncil ve Kur'anda geçmesi ve özellikle makalemdeki "Tarihi Sorular" karşısında söylecek hiçbir sözü olmaması, dolayısıyla boğulması nedeniyle üzüldüğümü belirtmeliyim.

İyi de kardeşim, biz de senin gibi aynı canı taşıyoruz. Peki bu sorulara doğru yanıt verilmeden bizim İslamiyet'te kalmamız ne kadar doğru olur ki? Çünkü ana-babadan alınmış, hazıra konulmuş imanın tazelenmesi ve sorgulanması gerekiyor. Gördüğü yanlışlara rağmen imanında direnmenin imansızlıktan daha kötü olduğunu herkes bilir. Eğer Tanrıya inanıyorsanız ve bilen, gören, işiten, hesap soransa bu soruların kesinlikle doğru bir yanıtı olmalıdır: Mesajımdaki açıklamalara göre,

1- Ortada vahiy diye bir şey yok ilham mıdır hepsi?

2- Yoksa Puin’in iddia ettiği gibi Kur'an "Kitab-ı Mukaddes"in ibadet sırasında okunacak bir özeti mi idi? Eğer böyleyse o zaman Hz. Muhammed’in herhangi bir çözüm vermemiş olması anlayışla karşılanır, dolayısıyla Hz. Muhammed'in diğerlerinde olduğu gibi bir peygamber olduğunu iddia etmiş olması doğrulanmış olur. Yok, eğer böyle değilse o zaman Hz. Muhammed’in herhangi bir çözüm vermemiş olması bağışlanamaz. Çünkü bu onun bir peygamberlik görevi idi. Ki bu da aynı sonucu verir. Yani nereden bakarsanız bakın; her yerden aynı sonuca varırsınız.

3- Ya da rivayetler toplanırken bu duruma (Yukarıdaki örnekteki gibi. Oranlar toplamının 1’i aşması durumu) ait rivayet tarihin çöplüğüne atılmış olabilir mi?

4- Hz. Ömer ve sahabeler 7 yıl geçmesine rağmen neden bu duruma ilişkin problemlerin çözümü için Hz. Muhammet’ten yardım istememişler ve “Avl” yöntemini icat etmişlerdi?

5- Yoksa orada hiç kimse matematikten mi anlamıyordu? Eğer öyleyse o zaman neden Bizans İmparatorluğu’ndaki matematikçilerden yardım istenilmedi? Hatırlayınız; o tarihlerde Bizans İmparatorluğu’nda Arşimet’in çalışmalarını kopyalayabilecek, dolayısıyla anlayabilecek yetenekte matematikçiler (örneğin Eutokios (480-540), Ayosofya’yı inşa eden Isidorus ve Anthemius başta olmak üzere ülkemizde yaşamış toplam 22 Grek matematikçisi) vardı.

Burada özellikle 2. soru tek başına, Kuran'ın Allah kelamı olup olmadığının sorgulanması için yeterli bir sorudur. Kimse kusura bakmasın; bu soruya doğru yanıt vermeden,

"Minareler Süngü
Kubbeler Miğfer
Camiler Kışlamız
Müminler Asker"

diyerek kimse bizi İslam'ın askeri zannetmesin. Hele hele şimdilerde "Hacı, hoca, şeyhin kıçını öptürülmeye dönüşen İslam"da bizi kimse aptal zannetmesin. Başka kapıya...

Hatırlarsanız; Yaşar Nuri Öztürk hocamız da, mealinde Nebe suresindeki 33. ayetin gerçek ifadesinden dışarı çıkarak ayeti diğerleriyle birlikte şu şekilde vermiş idi:

31. Takva sahipleri için bir kurtuluş ve bir zafer vardır.
32. Sulak bahçeler, bağlar, üzümler,
33. Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar,
34. Dopdolu kadehler vardır.

Diyanet Vakfı ve Diyanet İşleri dahil olmak üzere birçok mealde, memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar, ifadesi açık bir şekilde, takva sahibi için sexsüel bir sunuş sunmaktayken, Yaşar Nuri Öztürk, bu anlamın anlaşılamaması için, ifadeyi bulandırmaktadır. Çünkü bu ayet tek başına, Kuran'ın Allah kelamı olup olmadığının sorgulanması için yeterli bir etkendir.

upuaut
01-12-2010, 21:54
Bu konuda elimizde çok delil var, ama Agnostik forumda "İki doğu, iki batı (http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&t=2005&start=40)" adlı tartışmaya verdiğim yanıtlar, daha doğrusu bulgular son derece dikkat çekti. Dolayısıyla aynı mesajı burada da yayımlayarak bilginize sunmanın, varsa eleştirilerinize yanıt vermenin ve bu arada benim eksiğim varsa bu sayede eksiğimi tamamlamamın, kısacası herkesin faydalanmasına neden olacak bu mesajı burada yayımlamamın bir gereksinim olduğu sonucu çıkıyor.

İlk olarak, Agnostik forumdaki tartışmaya yanıt niteliğindeki bulgumu veriyorum.

Ünlü tarihçi Herodot, bu tartışmaya nokta koyan bilgiyi "2. Kitap: EUTERPE, Rahip Kral Sethos"ta şöyle aktarır:

"142- Buraya kadar anlattıklarım Mısırlılar'dan ve Mısırlı Rahipler'den dinlediklerimdir; dediklerine göre, ilk kraldan sonra sonuncu kral olan Bu Hephaistos rahibine kadar 341 insan kuşağı ve bu kuşaklar sayısınca büyük rahip ve kral gelmiştir. 300 kuşak 10,000 yıl demektir; çünkü 3 kuşak 100 yıl yapar; geri kalan 41 kuşak da 1340 yıl tutar. Toplam, 11340 yıl ve bu süre içinde, hiçbir Tanrı, insan kılığında görünmemiş, bana öyle dediler; zaten ne daha önce, ne de daha sonra Mısır'ın öbür kralları zamanında böyle bir şey olduğuna dair bir şey söylemediler. Buna karşılık bu süre içinde, bana dediler ki, Güneş 4 sefer başka bir yerden doğmuştur; 2 sefer battığı yerden doğmuş, 2 sefer de doğduğu yerden batmış. Ama bunlar Mısır'ın durumunda bir değişiklik yapmamış; ne toprağın veriminde, ne ırmağın yararlarında azalma olmuş, ne de hastalık ve ölüm oranları yükselmiş."

Herodot'un M.Ö. 450 civarında verdiği bu bilgi Mısırlılar'dan bize aktarılan bilgi olup, astronomik olarak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durumdur. Yani Herodot'un aktardığı gibi Güneş 2 sefer battığı yerden doğmuş, 2 sefer de doğduğu yerden batmış olmak üzere 4 sefer farklı bir yerden doğmuş olsa idi, o zaman Dünya'nın şimdiki normal seyrini açıklamanın imkanı olmazdı.

Gördüğünüz gibi burada Agnostik forumdaki tartışmada dile getirilen hiçbir mecazi anlatım yok; Herodot M.Ö. 450'de Mısırlılar ve Mısırlı Rahipler'den dinledikleri karşısında, astronomi bilmese bile, şok geçirmiş ama kendisine verilen bu bilgiyi de aktarmaktan geri durmamış. Çünkü Herodot herşeyden önce bir tarihçi. Ve tarihçi kimliğiyle görüp duyduğu her şeyi ünlü "Tarih" kitabında anlatmayı kendisine görev edinmiş idi.

Dolayısıyla Agnostik forumda tartışmaya konu olan Kur'andaki,

"55/RAHMÂN-17: Rabbul meşrikayni ve rabbul magribeyn(magribeyni).
O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir."

verilen bu bilgi Herodot'un aktardığı bilgiyle aynı olmakla birlikte, astronomik olmaktan uzaktır. Burada Dünya'nın manyetik kutbunun yer değiştirmesiyle bu olayı karıştırmamak gerekir. Çünkü takdir edilir ki Dünya'nın manyetik kutbunun yer değiştirmesi olayını o tarihlerde gözlemlemek o günkü teknolojiyle mümkün değildi. O zaman geriye tek seçenek kalıyor ki, Dünya'nın kutuplarının yer değiştirmesiyle (kuzey kutbunun güney kutbunda yerini almasıyla) Güneş 2 sefer battığı yerden doğmak, 2 sefer de doğduğu yerden batmak üzere toplam 4 sefer başka yerden doğmuş olsun. Bu, astronomik olarak mümkündür ama Dünya'nın şimdiki yörüngesinden fırlayıp başka bir yörüngeye oturması demektir. Fakat Dünya'nın çok hassas bir yörüngede döndüğünü düşünürseniz (yani mevsim değişiklikleri nedeniyle Yaz mevsimine girince sıcaktan ne kadar kavrulduğumuzu ve Kış mevsimine girince de soğuktan ne kadar donduğumuzu, kısacası Dünya kendi yörüngesinde dönerken sanki 1 milimetre Güneş'e yaklaşmış veya uzaklaşmış olsa Dünya'da yaşamın olamayacağını düşünürseniz), bu astronomik olayın şimdiye kadar hiç gerçekleşmediğini anlarsınız.

Özetle, arkadaşlar yalnızca bu olaydan hareketle bile genel olarak Tevrat, İncil ve Kur'an-ı Kerim gibi "Kutsal Metinler"de geçmişimizle ilgili ama artık günümüzde arkeolojikleşmiş olayların anlatılmış olduğunu dair bir çıkarımda bulunabilirsiniz. Bu, tamamen doğrudur, ama "Kutsal Metinler"deki tarihi olaylara ait gerçekleri araştırdığınızda, sizi bir dizi hayal kırıklığının beklediğini unutmayın!

Şimdi "Kutsal Metinler"de bize inanılmaz bir hayal kırıklığı veren başka bir olaydan söz edeceğim. Ne yazık ki bu olayla ilgili "Kutsal Metinler"de anlatılanlar ile arkeolojik bulgular yine örtüşmüyor.

Bilirsiniz, Hz. Musa ve beraberindekiler denizden geçerken Zebur (http://turkleronline.net/diger/tevrat_zebur/zebur2/2zebur_2.htm)'da;

Mez.106: 9 Kızıldeniz'i azarladı, kurudu deniz,
Yürüdüler enginde O'nun öncülüğünde,
Çölde yürür gibi.

Mez.106: 10 Kendilerinden nefret edenlerin elinden aldı onları,
Düşmanlarının pençesinden kurtardı.

Mez.106: 11 Sular yuttu hasımlarını,
Hiçbiri kurtulmadı.

MEZMURLAR (ZEBUR) DEVAMI: 106. Mezmur (1Ta.16:34-36): Mez.106: 17 Yer yarıldı ve Datan'ı yuttu, Aviram'la yandaşlarının üzerine kapandı.

Mez.136: 13-Kızıldeniz'i ikiye bölene,
Sevgisi sonsuzdur;

Mez.136: 14-İsrail'i ortasından geçirene,
Sevgisi sonsuzdur;

Mez.136: 15-Firavunla ordusunu Kızıldeniz'e dökene,
Sevgisi sonsuzdur;

Tevrat'ta;

"Ve Musa deniz üzerine elini uzattı ve Rab bütün gece kuvvetli şark yeli ile denizi ve denizi kara etti ve sular yarıldı..." (Çıkış-14/21)

YASANIN TEKRARI: Yas.11: 6 Rubenoğulları'ndan Eliav'ın oğulları Datan'la Aviram'a nelerettiğini; bütün İsrail'in gözü önünde yerin nasıl yarıldığını, onları, ailelerini, çadırlarını ve onlara ait her canlıyı nasıl yuttuğunu gören çocuklarınız değil, sizsiniz.

YASANIN TEKRARI : Yas.11: 6 Rubenoğulları'ndan Eliav'ın oğulları Datan'la Aviram'a nelerettiğini; bütün İsrail'in gözü önünde yerin nasıl yarıldığını, onları, ailelerini, çadırlarını ve onlara ait her canlıyı nasıl yuttuğunu gören çocuklarınız değil, sizsiniz.

ÇÖLDE SAYIM: Say.16: 31 Musa konuşmasını bitirir bitirmez Korah, Datan ve Aviram'ın altındaki yer yarıldı.

ÇÖLDE SAYIM: Say.16: 32 Yer yarıldı, onları, ailelerini, Korah'ın adamlarıyla mallarını yuttu.

İncil'de;

MATTA: Mat.27: 51 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı.

MARKOS: Mar.1: 10 Tam sudan çıkarken, göklerin yarıldığını ve Ruh'un güvercin gibi üzerine indiğini gördü.

ELÇİLERİN İŞLERİ: Elç.1: 18 Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü.

ve Kur'an-ı Kerim'de;

“Biz Mûsâ'ya: ‘Asânı denize vur!’ diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz yarıldı öyle ki birer koridor gibi açılan her yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi.” (Şuara 26/63)

“Biz Mûsâ'ya şöyle vahyettik: Kullarımla geceleyin Mısır'dan yola çık. Asanı vurarak denizde onlara kuru bir yol aç. Firavun'un size ulaşmasından ve boğulmanızdan endişe edip korkmayın.” (Ta-ha 22/77)

şeklinde geçer.

Fakat yukarıda bahsedilen olay, dolayısıyla olaya ait arkeolojik kalıntılar yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Kızıldeniz'de değil, 1978'de onun kuzeybatısındaki kolunun üzerinde, Nuweiba'da olduğu keşfedildi. Ki olayın geçtiği yerin keşfedilmesinin bu kadar geç olmasının nedeni, olayın yukarıda anlatıldığı üzere Kutsal metinlerde yanlış yerde tanımlanmasından kaynaklanmış olması idi. Bu bir.

İkinci olarak, bu keşfi yapan arkeolog Ron Wyatt'ın olayın geçtiği yere ait topoğrafik haritaları (http://www.wyattmuseum.com/red-sea-crossing-05.htm) kuzey-güney kesitinde

http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTkzB4w4YG8dciDsam3UzZ14xjM2OXtL 4WZihkplGZHV-RmLeN9


Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız (http://www.wyattmuseum.com/images/wpe90.jpg)


ve doğu-batı kesitinde

http://www.wyattmuseum.com/images/REDSEA18.jpg

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız (http://www.wyattmuseum.com/images/wpe4A.jpg)


şeklinde vermiş olması, bu olayın hiçbir kutsal metinde doğru anlatılmamış olduğunu gösteriyor. Uluslararası gezgin, arkeolog ve yazar Jonathan Gray, tam bu noktada şunu söyler: "Orada gerçek bir açık mucize yoktu (There was no real bright miracle)" (Not: Bunun doğru olup olmadığını merak edenler

Red Sea Crossing - Jonathan Gray (3 of 6) (http://www.youtube.com/watch?v=1HqqfjVY_DA&NR=1)


videosunu tam 07:06'da durdurarak görebilir). Çünkü buradaki olay da tıpkı GÜNEY KORE’de bulunan Jindo adasındaki gibi idi!

GÜNEY KORE’de bulunan Jindo adası dünyanın en şaşırtıcı doğal olaylarından birisine tanıklık ediyor.

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs672.snc4/61226_150084978365405_100000917110105_259822_74591 8_n.jpg


Denizde yaşanan Med-Cezir sırasında deniz iki taraftan çekiliyor ve kara ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan kara 2.8 kilometre uzunluğunda ve 40 metre eninde. Görüntü aynen Hazreti Musa zamanında Kızıldeniz’in ortadan ikiye yarılmasını hatırlatıyor. Med–Cezir zamanlarında adada artık geleneksel olarak bir festival düzenleniyor.

Güney Koreliler festivalde adeta adaya akın ediyor. Milyonlarca insan denizin çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan bu yoldan adaya yürümek için burada toplanıyor. Ancak Güney Koreliler bu olayın med-cezir olduğuna inanmıyorlar. Efsaneye göre Jindo Adasında yaşayan köylüler sık sık kaplanların saldırılarına uğruyorlardı. Günün birinde kaplanlar bütün köyü kuşatınca köyde yaşayanlar can havliyle adanın komşusu olan Modo adasına yüzdüler. Bu arada köyün en yaşlı kişisi olan bir kadın yüzme bilmediği için Modo Adasına gidemedi. Sahile kadar yürüyen bu kadın, adaya geçemeyeceğini anlayınca Tanrı’ya dua etti. Duası kabul olan bu kadın için o gün denizden bu yol açıldı. Yüzme bilmeyen yaşlı kadın bu yoldan yürüyerek karşı adaya ulaştı ve kaplanlardan kurtuldu. O günden bu yana bu efsane için adada toplanan Koreliler, aynı yolu yürüyerek geçerek Tanrı’ya dua ediyorlar …

Görüldüğü gibi Güney Koreliler de, tıpkı Yahudiler gibi Tanrı’nın gücünün ve mucizesinin OLMAKTA OLANDA – DOĞAL OLANDA olduğunu kabule yanaşmıyorlar, çok ilginç ! ...

Evet, bu karşılaştırmadan sonra biz tekrar kutsal kitabımıza bakalım:

“Biz Mûsâ'ya: ‘Asânı denize vur!’ diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz yarıldı öyle ki birer koridor gibi açılan her yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi.” (Şuara 26/63)

“Biz Mûsâ'ya şöyle vahyettik: Kullarımla geceleyin Mısır'dan yola çık. Asanı vurarak denizde onlara kuru bir yol aç. Firavun'un size ulaşmasından ve boğulmanızdan endişe edip korkmayın.” (Ta-ha 22/77)

Orada denizden bir koridor yoktu; o koridor zaten vardı ve bu koridor Kızıldeniz'den gelen deniz sularını tutmak için bir bend görevi görüyordu. Belki de bu bend Mısırlılar tarafından inşaa edilmişti, bilemiyoruz.

Neyse, olay şöyle olmuştur arkadaşlar: Bir med-cezir olayı sırasında Ron Wyatt'ın topoğrafik haritalarında görülen bend açığa çıkmış ve Hz. Musa (Moses) ile beraberindekiler bu bendten (deniz koridoru) yararlanarak karşı kıyıya geçmişlerdir. Bu sırada arkadaki Firavun'un askerleri (zaten burunlarından soluyorlardı. Ordu komutanı da onları deniz koridorunda yakalamak için sürekli Firavun'u rahatsız edecek şekilde (Firavun'u itekleyerek) "Bana yetki ver!" diyordu. Firavun bir kendi ordusuna, bir de Yahudilere baktı ve ne yapacağına karar veremedi. Ne yapacağını şaşıran Firavun sonunda dayanamadı ve izin verdi. Ama geç karar verdi) fırsat bu fırsat diyerek onları köşeye sıkıştırdıklarını düşündüler ama med-cezir sonrasını hesaba katmadılar. İşte bu hesapsızlık sonucunda Kızıldeniz'den gelen deniz suları bu bendi aşıp öte tarafa geçti ve Firavun'un askerleri bu büyük hesapsızlığın bedelini canlarıyla ödediler.

Bilge Engin
10-12-2010, 12:17
Sayın upuaut

Yazdığınız 2 mesajın tekrar gözden geçirilmesi için güncelem istedim. Güzel makaleler.

upuaut
21-12-2010, 04:23
Arkadaşlar, bu aralar buradaki mesajlarımdan da hareketle "Mezopotamya’daki Miras Probleminin Tarihsel Gelişimi" adlı son derece değerli bir araştırma makalesini yazıyorum.

Bu makalenin "Sümer ve Babil’de Miras Problemi" bölümünü yeni bitirdim. Aslında özet çıkarayım dedim ama bu bölüm A4 formatında 21 sayfalık yer tuttu. İddia ediyorum bu konuda en iyi yazılmış makale bu diyebilirim. Çünkü bu konuda şimdiye kadar yok denecek kadar yayın mevcut, var olanlar da tablet analizinden öteye gitmiyordu. Oysa benim yazdığım bu bölüm tablet çözümleriyle birlikte (ki bazı tabletlerdeki örneklerin çözümlerine yeni ulaştım ve bu çözümler tabletlerdeki metinleri tam karşılamaktadır), Kur'andaki miras ayetlerinin bazı orijinlerine ulaştım.

Şimdi fazla meraklanmamanız için bu bölümün sonuç kısmını aktarıyorum aşağıya:

"Eski toplumda, birçok kurum zıt’dıyla bütünleşerek yapısal işleyişe kavuşabilir; Sümer ve Babil’de, Büyük Oğul ayrıcalığının, Küçük Oğul ayrıcalığı ile tamamlanmış olması gerekliydi. Fakat, eski tarih, genellikle, o sıradaki üstün kültür tarafından ve doğal olarak da tek yanlı anlatılmış olduğu için, Küçük Oğul ayrıcalığını orada aynı açıklıkta bulamıyoruz. Bu konuda ‘Küçük Kardeş’ üstünlüğüne geçilen döneme ait olarak Eski Ahit’e (Tevrat) bakılabilir ama buradaki bilgilere güvenmemiz gerektiğini unutmayalım. Çünkü eskisi (Tevrat) ve yenisiyle (İncil) birlikte kutsal kitaplara geçen miras paylaşımıyla ilgili bilgiler Sümer-Babil’deki günlük hayattan alınma olup, zamanla değiştirilmişlerdir. Bunun güzel bir örneğini Kur’an-ı Kerim’deki miras paylaşımıyla ilgili ayetlerde E=2K eşitliğinde açık bir şekilde şöyle görüyoruz:

Tablet TCL X. 141’de: “Büyük Oğul’un hissesi, Küçük Oğlu’un hissesinin 2 katı kadardır.”
Kur’an-ı Kerim’deki Nisa Suresi, Ayet 11’de: “11 - Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar,...”

Eğer burada Babil algoritmasına göre 2 kardeş arasındaki miras paylaşımında hassas davranırsak şu sonuçlar çıkar karşımıza:

Babil Algoritmasına göre 2 kardeş arasındaki miras paylaşım örneğinde: “Büyük Oğul’un hissesi 2/3 iken Küçük Oğul’un hissesi 1/3 tür.”

Kur’an-ı Kerim’deki Nisa Suresi, Ayet 11’in devamında: “Eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi,...”

Peki 2 kardeşin yaşları eşit ise, kardeşler Babil algoritmasına göre mirası nasıl paylaşırlar?

Hiç düşünmeye gerek yok; her ikisi de mirastan eşit hisse alırlar. Tıpkı TCL X. 31; YBT V. 148; YBT VIII. 83; 98 ve 167 no’lu tabletlerdeki gibi. Bu durumda ayetin bir sonraki devamına bakmak gerekiyor:

Kur’an-ı Kerim’deki Nisa Suresi, Ayet 11’in devamının devamında: “Eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır.”

Matuş, geriye kalan 3 tablette, miras paylaşımının hangi kurallar içinde gerçekleştiğinin belli olmadığını açıklıyor. Dolayısıyla bu tabletlerdeki kurallar tam olarak belirlenmeden daha fazla ileri gidemiyoruz, ama buraya kadar elde edilen sonuçlar bize, kesin bir fikir veriyor."

Evet, işte yukarıdaki açıklamalardan gördüğünüz gibi Kur'andaki bazı miras ayetlerinin orijini (orijinali) Eski Babil'den geliyor. Buna hiç şüphe yok. Çünkü tabletlerdeki örnekler ile Kur'andaki ayetler birbirini karşılar vaziyettedir.

Bu arada, Mebrure Tosun ve Kadriye Yalvaç'ın "Eski Babil’de Kız Evladın Miras Meselesi" çalışmasını tekrar inceledim, ki bu konuda Türkiye'de onların makalesi dışında yayın neredeyse yok denebilir, ve yeni bilgilerle güncelledim.

Makalemde hazır Mezopotamya'daki miras meselesini incelemişken; son olarak "Kur’andaki Miras Probleminin Tarihsel Dönüm Noktaları" bölümünü ve bu bölümdeki "Jochen Katz’ın Popüler Problemi"ni de ele aldım. Çünkü internetin kullanımıyla (1990'larda) ortaya çıkan bu problemin neden herkesi meşgul ettiğini ve Katz'ın nerelerde yanıldığını araştırmak adeta boynumun borcu haline gelmişti.

Aslında bu problemin analizini burada çeşitli mesajlarla yapmıştım, dolayısıyla merak edenler önceki mesajlarıma bakabilir. Dolayısıyla benim yaptığım şey de zaten kopuk kopuk olan bu mesajları birleştirmek ve anlaşılır şekle getirmek idi.

Evet, özetle makalem bu bölümlerden oluşuyor ve sizin de ilginizi çekeceğinizi umuyorum. Çünkü 120. taba dayandığımız bu popüler probleme kesin bir çözüm getirmemiz ve bunu da içimizden birisinin yapması gerekiyordu. Öyle değil mi?

Bu makale yayınlandığında (PDF formatında, yaklaşık 40 sayfa), müslüman kardeşlerimiz üzülecek ama, ne yapalım: Gerçeklerin eninde ya da sonunda ortaya çıkmak gibi çok kötü bir huyu varmış!

Not: Bu makaleyi Christopher Luxenberg gibi kendi takma adımla, "UPUAUT" ile, yayınlayacağım. Ne olur ne olmaz, değil mi?

upuaut
23-12-2010, 08:28
Evet, arkadaşlar. Üzerinde büyük bir titizlikle çalıştığım "Mezopotamya'daki Miras Problemindeki 2:1 Oranının Evrimi (http://www.scribd.com/doc/45818655/MMP)" çalışmasını sizlere sunmaktan büyük gurur duyarım.

Bu çalışmada hiçbir art niyet yok; yalnızca tablet ve metinlere dayalı sonuçlar elde edilmiş olup beklenen "gerçek" kabak gibi ortaya çıkmıştır. Benim yaptığım tek şey, bu gerçeği belgelemekten ibaret idi ve bunu size linkte sundum. Bu dökümanı linkteki yerinde, PDF formatında okuyabileceğiniz gibi, isterseniz (farenizin işaretçisini aşağıya getirerek) alttaki panelin solundaki yeşil renkteki "Download" tuşuna basarak bilgisayarınızda da okuyabilirsiniz.

Artık kabak gibi ortaya çıkan bu gerçekten sonra daha sağlıklı bir tartışma yaparsanız.

Unutmayın, siz tartıştıkça katkılarım devam edecektir.

Not: Afak Adalı (Ulpian) Bey, mümkünse bu çalışmayı Turan Dursun sitenize alın. Diğer arkadaşlarımız da yararlansın.

upuaut
25-12-2010, 21:19
Hamza: “Konuşturmadınız ki hangisi yalan, hangisi gerçek?", “Çağrı” filminden.

Turan Dursun sitesi tarafından 4 bölüm halinde sunulan

Tarihsel Gerçekler Işığında Çağrı Filmi 4 (http://www.youtube.com/watch?v=Xw1CNkX06mw)

filminin kritize edildiği bu film özellikle Hz. Hamza’nın bu sözüyle bitirilmiş ve bu sözle müslümanlara bir göndermede bulunulmuştu.

Evet, aradan 1400 yıl geçti ve neyin yalan neyin gerçek olduğu tanımlanması mümkün olmayan acayip bir karambol içinde eriyip gitti. Fakat Tahsin Mayatepek’in Atatürk’e gönderdiği bir raporda, İngiliz albayı James Churchwarld’ten hareketle Hz. Muhammed hakkında yaptığı şu tanımlamayı doğru bulmuyorum:

“Benim kişisel görüşüm şimdi size kanıt olarak sunacağım bilgiler ışığında Muhammed Peygamber’in yaşamının tam olarak bilinmediği bu dönemlerde (12-20 ve 25-37 yaşları arasında) Mısır ya da Hindistan’da inisiye olarak gizli bilgi ve bilimlerle yetiştirildiğidir.” (Bkz. Peygamberler Kadim Mu Uygarlığı'nın İnisiye Bilgeleri Mi? (http://forum.ufonet.be/viewtopic.php?f=2&t=6723&st=0&sk=t&sd=a) sayfasına. Bu sayfada Hz. Musa ve Hz. İsa’nın da aynı şekilde inisiye olduğu söylenir.)

Bilirsiniz; James Churchwarld 1868 yılında Hindistan İngiltere’nin kolonisi (sömürgesi) iken, orada bir İngiliz albayı olarak bir İngiliz Koleji’ne yardım için görevli olur. O burada ilgisini çeken bir taş üzerindeki eski Hint yazıtlarını çözmeye çalışırken tanıştığı ve bir Tibet tapınak rahibi olarak “Rishi (Rişi)” adı tanıttığı arkadaşının kendisine bu çalışmasından dolayı ilgi göstermesinin ardından, onun tapınağına bir gün gider ve orada Nuh Tufanından önce 16.000 yıllık, Burma üzerinden Hindistan’a gelip yerleşmiş Nacaal halkına ait binlerce güneşte pişmiş toprak tabletlerin varlığını öğrenir. Daha sonra, onların kırılmış olanlarını tamir eder, temizler ve düzene sokar. Rahibin sevgisini bu yolla kazanınca tablet dili olan Nacaal Dilini rahipten öğrenir. Burada bir çok sırları öğrenen yazar daha sonra Pasifik Okyanusundaki adalarda, Fiji, Sri Lanka ve civarlarındaki ada ve ada ülkelerinde yıllarca çalışmalar yapar.

Benzer konuda araştırmalar Meksika’da yürüten arkadaşı William Niven’in keşfettiği Maya tabletlerini de inceleme üzere yanına gittiğinde, bunların eski Uygur Türk dilinde yazılmış yazılar olduğunu tespit eder. Maya tabletlerini ilk çözen odur.

Tahsin Mayatepek’e göre, James Churchwarld 1868 yılında Tibet Tapınağı Rahibi Rishi’den Naacal dilini öğrendiğine göre ondan çok daha önce, 600 civarında, Hz. Muhammed neden Rahip Bahira’dan tabletleri okuyabilecek derecede ölü bir dili öğrenmemiş olsun?

Gerçek şu ki, amcası Ebu Talib ile birlikte zengin olmak için çıktığı yolculukların birinde, Muhammed 9, bir görüşe göre de 12 yaşındayken bir ticaret kervanıyla Suriye’ye kadar gitti. Basra’da, Mekke kervanının her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yaşadığı bir hücre vardı. Biri öldüğünde, diğeri onun yerini alıyor ve eski elyazmalarını da içeren manastırdaki bütün varlıklara varis oluyordu. Başında Rahip Bahira (http://www.webhatti.com/peygamberler/232499-siyer-10-a.html)’nın bulunduğu bu manastırda Araplar’a bir peygamber geleceği değil ama, nesilden nesile aktarılan bu çalışmaları toparlayacak ve onları bir kitap olarak tek bir vücut haline getirebilecek bir kişinin ileride geleceği inancı görüşü hakim idi. Fakat manastırdakiler bu kişinin kendi içlerinden biri olamayacağını, dolayısıyla dışarıdan birisinin olacağı inancı içindeydiler.

Bu durumda nasıl oluyor da Hz. Muhammed “Mezopotamya’daki Miras Problemindeki 2:1 Oranının Evrimi (http://www.scribd.com/doc/45818655/MMP)”nden haberdar oluyor, miras ayetlerine (Nisa suresi, 11, 12 ve 176 no’lu ayetler) E=2K temel eşitliğini ortaya koyuyordu?

Hz. Muhammed, bu temel eşitliği ortaya koyabilmek için, Rahip Bahira’dan Eski Babil Dönemi’ne (M.Ö. 2000-1600) ait tabletleri okuyabilmek için ölü bir dil olan Akadça’yı mı öğrenmiş idi? Burada bu dilin 1846’da yine bir İngiliz subayı olan Henry Rawlinson tarafından çözülmesiyle birlikte çiviyazısı tabletleri (http://www.facebook.com/topic.php?uid=150391736607&topic=11580)nin okunmaya başlandığını unutmayalım.

Peki o zaman 1. yüzyılda yaşamış İskenderiyeli Heron’un “Metricası”nı nereye koyacağız? O bu kitapta bir sayının karekökü için bir yöntem verir: Heron'un Algoritması (http://members.multimania.co.uk/gizapyramids/YBC7289/index.html).

Yani Heron nasıl ki kendi zamanına kadar “Babil Algoritması”nı Metricası'nda vermişse, Hz. Muhammed de kendi zamanına kadar kutsal kitap yazıcıları tarafından nesilden nesile aktarılan bilgileri Rahip Bahira’nın manastırından almış ve Eski Babil Dönemi’ndeki E=2e (E: Büyük Oğul, e: Küçük Oğul) eşitliğini E=2K (E: Erkek, K: Kadın) eşitliğine dönüştürerek içinde bulunduğu topluma uyarlamıştır. Olay bu kadar basit ve açıktır.

İşte Tahsin Mayatepek’in anlayamadığı şey, bu büyük birikime sahip durumu kavrayamaması, dolayısıyla Hz. Muhammed hakkında yanlış bir çıkarımda bulunması idi.

upuaut
25-12-2010, 23:49
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/8/82/Enigma_The_Cross_of_Changes.jpg


1. “Büyük Oğul’un hissesi, Küçük Oğul’un hissesinin 2 katı kadardır.”, TCL X. 55 ve 141 no'lu tabletler, M.Ö. 1800-1700.

Tablet TCL X. 55: (Tabletin ilk bölümleri okunamıyor.) Esirlerin paylaşımında bir oğul 11, öteki ise 5 esir almaktadır.
Tablet TCL X. 141: Büyük oğul , mirastan 353 Sar(= birim ölçüsü) alırken, küçük oğul l76 Sar almaktadır. Büyük oğul, 1 Sar’lık hisse fazlalığı için, küçük oğula 1 ölçü gümüş ödemektedir.

Demek ki burada

(1) E=2e

eşitliği varmış (E: Büyük Oğul, e: Küçük Oğul)

2. "Büyük Oğul'un hissesi, öteki oğullarınkinin 2 katıdır", TCL XI. 174 ve YBT VIII. 88 no'lu tabletler, M.Ö. 1800-1700.

Tablet TCL XI. 174: Büyük oğul topraktan 600 Şe (=birim)’lik hisse, öteki erkek kardeşler ise 300’er Şe’lik hisse almaktadırlar.
Tablet YBT VIII. 88: Dört hisseye bölünmüş toplam mirasın 2 hissesini bir oğul almakta; 1’er hisse de iki oğula verilmektedir.

Burada e öteki oğullara genişletilerek aynı gelenek devam ettiriliyor.

3. "Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır.", Tesniye: 21, M.Ö. 8.-7. yüzyıl.

Yahudiler M.Ö. 600'lerde, Babil Kralı Nabukadnazar (M.Ö. 605-562) döneminde, Babil'den (ve M.Ö. 1200'lerde de Mısır'dan) sürgün edilmişler idi ama aynı geleneği devam ettirmekte herhangi bir sakınca görmediler.

4. “Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar”, Nisa Suresi, Ayet 11, M.S. 625.

Hz. Muhammed, Rahip Bahira'dan aldığı ve nesilden nesilen aktarılarak gelen bu geleneği

(2) E=2K

şeklinde sürdürüyor (E: Erkek, K: Kadın). Dolayısıyla onun getirdiği öğreti ilahi olmaktan çok, insanidir.

upuaut
27-12-2010, 05:39
:thumb: Evet, arkadaşlar, son 3 mesajımdaki "Mezopotamya'daki Miras Problemindeki 2:1 Oranının Evrimi" ile ilgili çalışmayı

"Mezopotamya'daki Miras Kültürü: Babil'den Arabistan'a (The Culture of Inheritance in Mesopotamia: From Babylonia to Arabia (http://www.scribd.com/doc/45926892/MMK))"

başlığıyla güncelledim. Artık bu dökümanı linkteki yerinde okuyabilirsiniz. Yani bu dökümanı okurken, artık bazı harflerin eksik olması ve harflerin birbirine girmesi gibi bir sıkıntı yok. İsterseniz de "Download" tuşuna basarak bilgisayarınızda okuyabilirsiniz.

Hastasıyız, tarihi belgesel fimlerin...

Arkadaşlar, bu makaleyi yazarken History kanalında daha önceden yayınlanan ve şimdilerde DVD olarak satılan "Krallar: Babil'den Bağdat'a (The Kings: From Babylon to Baghdad)" adlı belgeselinin acayip derecede ilham verdiğini söyleyebilirim. Bizim makalemizdeki bilgiler de aynen bu tarihi belgeseldeki gibi kesin kanıtlar içeriyor. Artık uzmanlara düşen makalemizdeki tarihi gerçekler karşısında toplumumuzu aydınlatmaları olacaktır.

upuaut
28-12-2010, 01:31
Arkadaşlar, "2:1 Oranının Evrimi", Enigma" mesajımda 3. maddede verdiğim

"Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır", Tesniye: 21 (http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/tarih/0036.htm).

sonucu İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman tarafından verilmiştir. Sonuç diyorum çünkü Tesniye (Yasanın Tekrarı) (http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?id=182&mc=1&sc=161) ya da Yasa Kitabı (Deuteronomy) (http://kutsalkitap.info/tr-deu21.html)'nın 21. Bölümü'nde bu sonuca ilişkin metin şu şekilde geçer:

İlk Oğulluk Hakkı

15. Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa;

16. Adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez.

17. Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.

Not: Bu metni Kral James İncili'ndeki Deuteronomy 21 (King James Version) (http://www.biblegateway.com/passage/?search=Deuteronomy+21&version=KJV)'de de bulabilirsiniz.

Bu durumda Hayrettin Karaman hocamız, özellikle son maddeye göre, bir sonuç çıkartmış oluyor demektir. Gerçi bu sonuç Gershon Brin'in "Studies in Biblical law: from the Hebrew Bible to the Dead Sea Scrolls, Chapter 10, page. 238 (http://books.google.com/books?id=z_iMdqTr-iMC&pg=PA241&dq=LES+CONTRATS+DE+PARTAGE+DE+LARSA&hl=tr&ei=2r8YTb6ZLcuSswa3ysTVDA&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=5&ved=0CD4Q6AEwBA#v=onepage&q&f=false)" çalışmasından biliniyor; çünkü orada bunun için bir analiz yapılmış. Fakat Hayrettin Karaman hocamız bunu somutlaştırmış ve kendi sitesine koyarak büyük bir cesaret örneği göstermiştir. Çünkü Türkiye'de onun dışında bu sonucu veren başka bir İslam alimi yok! Ancak onun da,

3) "Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır.", Tesniye: 21, M.Ö. 8.-7. yüzyıl.
4) “Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar”, Nisa Suresi, Ayet 11, M.S. 625.

sonuçlarını yanyana getirip esas sonucu çıkartamamış yani bu sonucun Kur'ana Tesniye'den geçmiş olduğunu söyleyememiş olması, gerçekten ama gerçekten bir gerçek karşısında susmak değil de nedir, arkadaşlar? :puke:

"Gerçekler (Haksızlık) karşısında susan dilsiz şeytandır", Hadis-i Şerif.

Kral James İncili nedir?

Kral James Öncülüğü'ndeki bu Kutsal Kitap, 1604'te İngilizce'ye çevrilmeye başlanan 1611'de İngiliz Kilisesi tarafından bastırılan Kutsal Kitap'dır. Bu kitap Kral VIII. Henry zamanında İngiliz Kilisesi tarafından bastırılan ilk "Onaylı Kutsal Kitap"tır. Ocak 1604'te İngiltere Kralı I.James, Püritanlar tarafından fark edilen daha önceki çevirilerde belirlenen sorunlara bir yanıt olacak şekilde yeni İngilizce bir çevirinin yapılması için Hampton Court Konferansı'nı topladı.

upuaut
29-12-2010, 21:51
Arkadaşlar, bir önceki mesajımda Hayrettin Karaman hocamızın çıkarttığı bir sonuçtan bahsetmiş, ona bir eleştiri yöneltmekle haksızlık yaptığımı düşünen olabilir diye esas değerlendirmemi aşağıya çıkarıyorum. Siz artık bu değerlendirmemden gerekli sonucu çıkarırsanız. Kimse kusura bakmasın ama benimki başlıktadır.

Bildiğiniz gibi, Yahudiler M.Ö. 586’da Babil Kralı Nabukadnezar II (M.Ö. 605-562) tarafından Babil’den (ve M.Ö. 1400’lerde de Mısır'dan, ki buna “Exodus (Çıkış)” denilir) sürgün edilmişler ama aynı geleneği şöyle devam ettirmişlerdi:

“Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır.”, Tesniye: 21, M.Ö. 8.-7. yüzyıl.

Bu sonuç İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman tarafından verilmiştir. Gerçi bu sonuç Gershon Brin’in “İncil Hukukundaki Çalışmalar: İbranice İncil’den Ölü Deniz Parşömenleri’ne, Bölüm 10: İlk Doğanın Miras Hukuku, Sayfa 238 (Studies in Biblical law: from the Hebrew Bible to the Dead Sea Scrolls, Chapter 10, page. 238 (http://books.google.com/books?id=z_iMdqTr-iMC&pg=PA241&dq=LES+CONTRATS+DE+PARTAGE+DE+LARSA&hl=tr&ei=2r8YTb6ZLcuSswa3ysTVDA&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=5&ved=0CD4Q6AEwBA#v=onepage&q&f=false))” çalışmasından biliniyor; çünkü orada bunun için bir analiz yapılmış. Fakat Hayrettin Karaman hocamız bunu somutlaştırmış ve kendi sitesine koyarak büyük bir cesaret örneği göstermiştir. Çünkü Türkiye’de onun dışında bu sonucu veren başka bir İslam alimi yok! Ancak onun da,

“Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır.", Tesniye: 21, M.Ö. 8.-7. yüzyıl.
“Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar”, Nisa Suresi, Ayet 11, M.S. 625.

sonuçlarını yanyana getirip esas sonucu çıkartamamış yani bu sonucun Kur’ana Tesniye’den geçmiş olduğunu söyleyememiş olması üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Çünkü burada bir gerçek var ve bu gerçek hiç kimse tarafından itiraf edilemiyor: İncil uzmanları, örneğin Gershon Brin’in kitabında görüldüğü gibi, Eski Ahit’teki “İlk Oğulluk hakkı” ile ilgili metinleri okur ve mevcut sonuçları çıkarırlar. Fakat bu sonuçlar ile Kur'andaki miras ayetleri arasındaki ilişkileri araştırmazlar. Aynı şekilde, Eski Babil dönemine ait miras hukukuyla ilgili tabletleri okuyanlar da, örneğin Jozef Klima ve Lubor Matuş, yalnızca tabletleri okurlar ve mevcut sonuçları çıkarırlar. Fakat onlar da miras paylaşımında aile bireyleri arasındaki ilişkileri kurmamakla birlikte, mevcut sonuçlar ile Kur'andaki miras ayetleri arasında bağ kurmazlar. Yani herkes kendi uzmanlık alanında çalışma yapıyor ama aralarında bir organizasyon yok ya da kurulamamış.

http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTtTTzb5venlzTZLRqBnkIyFEXgiKlIR cRNpubJKUtCRYXa-Smkew

Tabii ki gerçeği söylemek gerekirse, herkes 3 maymunu oynuyor ve sanki aralarında söz birliği etmişcesine susmuşlar. Fakat siz, bu iki alandaki çalışmalardan elde edilen sonuçları birleştirir ve bir bağ kurmaya çalışırsanız, şimdiye kadar hiç kimsenin itiraf edemediği ya da etmek istemediği biricik gerçeğe ulaşırsınız. Bu gerçek, yukarıda arka arkaya sıraladığım ayetlerde geçen 2:1 oranını veren bağdır. Bu oran Babil’den Yahudiler’in kutsal kitabı Tesniye’ye ve oradan da Kur’ana geçmiş ve yalnızca, zamanın şartlarına göre bu oranın uygulaması değişmiştir.

Burada Hayrettin Karaman hocamızın çıkarttığı sonuca ilişkin metin Tesniye (Yasanın Tekrarı) (http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?id=182&mc=1&sc=161) ya da Yasa Kitabı (Deuteronomy) (http://kutsalkitap.info/tr-deu21.html)’nın 21. Bölümü’nde şu şekilde geçer:

İlk Oğulluk Hakkı

15. Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa;
16. adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez.
17. Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.

Not:

1. Bu metni Kral James İncili’ndeki Deuteronomy 21 (King James Version) (http://www.biblegateway.com/passage/?search=Deuteronomy+21&version=KJV) bölümünde de bulabilirsiniz.
2. Burada kronolojik sıraya göre İncil’de de olması beklenen böyle bir maddenin olmaması, günümüze ulaşan tüm İncil’lerin tahrif edildiğini kanıtlar!
3. Kur'andaki miras ayetlerinin tümünde 2:1 oranının yani E=2K (E: Erkek, K: Kadın) olduğunu görebilmek için, "Miras Paylaşımıyla İlgili Ayetlerin Analizi (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=323416&postcount=958)" mesajıma bakınız. Bu mesajı yazmamdaki amacım; kimin, hangi ayet parçasından bahsettiğine dair oradaki tartışmacıların daha sağlık bir tartışma yapmasını sağlamaktı. Evet, bu mesajıma özellikle bakınız ve haklı olduğumuzu orada bir kez daha şahit olunuz lütfen!

crnky
30-12-2010, 20:40
Arkadaşlar siz mirası neden böyle hesapladınız anlamadım. Basit bir matematik hesabı yapalım demişsiniz. Miras basit bir matematik hesabıyla hesaplanmıyor. Öyle toplayıp aa 1 olmadı denmiyor yani. İlk mesajda verilen ilk ayette mirasa ilişkin genel kural çocuk ve ana baba paylaştırılmasından bahsediyor. Daha sonra karısına ne kadar para verileceği söyleniyor. Siz tüm oranları 1 üzerinden alıp hepsini tüm mirasa uyguluyorsunuz.

Oysaki tereke taksiminde sıra vardır.

Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktirAyetlerden birincisinde çocuklarını mirasçı bırakan kişinin durumunu çeşitli ihtimallerle incelemiştir. Daha sonraki ayetlerde eş varsa ne olacağı belirtilmiştir. İlk ayetteki oranları uygulayabilmeniz için eş sözkonusu olmamalıdır. Çünkü eş özel durumdur. Eş varsa ve çocuklar varsa, eş öncelikle mirasın 1/8'ini alır. Daha sonra 1/8'den kalan 7/8'den de 1. ayete göre çocuklar ve anne baba pay alır. 1/8'i 3/2 ve anne babanın 1/6'larıyla tek tek çarpıp bu kişilerin miras payını bulabilirsiniz. Dünyada bir çok miras sistemi de bu şekildedir. İlk ayette eşlerin miras durumu düzenlenmemiş, bu vasiyete bırakılmış ancak bunda da sorun çıkmasını engellemek için 1/8'lik oran getirilmiştir. 1/8'lik orandan fazlasını bırakabilir mirasçı. Ancak bırakmazsa her halükarda tüm mirastan eşe 1/8 verilir. Kalan miras ise ana baba ve çocuklar için paylaştırılan terekedir. Türk Hukukunda'da yanlış hatırlamıyorsam 1/4 gibi bir oran alır eş eğer çocuk varsa. Bu oran hiçbir paylaştırmaya girmez, eş direkt bu oranı alır. Sonra kalan bölüm üzerinden eş anne baba kardeş paylarını alır. Ben bu ayeti kaç yıldır okurum hep böyle anladım ve neden insanların yanlış anladığını da çözemiyorum. İstisna sözkonusuysa, istisna uygulanır sonra kalan kısma kural uygulanır, bu kadar basit. Bence o paydaları birleştirme usulü pek mantıklı değil.

upuaut
31-12-2010, 00:07
Arkadaşlar siz mirası neden böyle hesapladınız anlamadım. Basit bir matematik hesabı yapalım demişsiniz. Miras basit bir matematik hesabıyla hesaplanmıyor. Öyle toplayıp aa 1 olmadı denmiyor yani. İlk mesajda verilen ilk ayette mirasa ilişkin genel kural çocuk ve ana baba paylaştırılmasından bahsediyor. Daha sonra karısına ne kadar para verileceği söyleniyor. Siz tüm oranları 1 üzerinden alıp hepsini tüm mirasa uyguluyorsunuz.

Oysaki tereke taksiminde sıra vardır.

Ayetlerden birincisinde çocuklarını mirasçı bırakan kişinin durumunu çeşitli ihtimallerle incelemiştir. Daha sonraki ayetlerde eş varsa ne olacağı belirtilmiştir. İlk ayetteki oranları uygulayabilmeniz için eş sözkonusu olmamalıdır. Çünkü eş özel durumdur. Eş varsa ve çocuklar varsa, eş öncelikle mirasın 1/8'ini alır. Daha sonra 1/8'den kalan 7/8'den de 1. ayete göre çocuklar ve anne baba pay alır. 1/8'i 3/2 ve anne babanın 1/6'larıyla tek tek çarpıp bu kişilerin miras payını bulabilirsiniz. Dünyada bir çok miras sistemi de bu şekildedir. İlk ayette eşlerin miras durumu düzenlenmemiş, bu vasiyete bırakılmış ancak bunda da sorun çıkmasını engellemek için 1/8'lik oran getirilmiştir. 1/8'lik orandan fazlasını bırakabilir mirasçı. Ancak bırakmazsa her halükarda tüm mirastan eşe 1/8 verilir. Kalan miras ise ana baba ve çocuklar için paylaştırılan terekedir. Türk Hukukunda'da yanlış hatırlamıyorsam 1/4 gibi bir oran alır eş eğer çocuk varsa. Bu oran hiçbir paylaştırmaya girmez, eş direkt bu oranı alır. Sonra kalan bölüm üzerinden eş anne baba kardeş paylarını alır. Ben bu ayeti kaç yıldır okurum hep böyle anladım ve neden insanların yanlış anladığını da çözemiyorum. İstisna sözkonusuysa, istisna uygulanır sonra kalan kısma kural uygulanır, bu kadar basit. Bence o paydaları birleştirme usulü pek mantıklı değil.

Nedeni çok basit. "Mezopotamya'daki Miras Kültürü"ne ait M.Ö. 2000-1700 döneminde Babilliler, miras problemlerini bir yöntemle yani Geometrik Dizi ile çözerken müslümanlar miras ayetlerinin geldiği 625-632 yıllarında bir yönteme sahip değillerdi. Bu dönemde oranlar toplamı 1'i aşan problemlerin çözülememesi, dolayısıyla Ömer'in halifeliği döneminde (636) bu tür poblemlerin "Avl" denilen aldatma yoluyla geçiştirilmesi, onların içinde bulundukları mevcut durumunu gösterir. Yani evlere şenlik bir miras paylaşımı yapmışlar ve açıkçası bu işi becerememişler.

Şimdi senin sözüne ettiğin olaylar ve sorduğun sorular bu işin zamanında becerilememesi yüzünden ortaya çıkmıştır. Harezmi (780-850) 830'da "Miras Cebri"ni kurarak bu problemi çözmeye çalışmışsa da, o da işin içinden çıkamamıştır. E tabii, sen Babilliler'in miras kültürü alıp Araplar için uygulamaya kalkarsan, olacağı bu tabii ki.

Dün Barnabas İncili'ni okudum. Bu İncil her ne kadar sahte de olsa, orada İncil'in İsa'nın kalbine indirildiğinden bahsedilmektedir. Peki kalbe inen her şeyi, yöntem yordam bilmeden, siz uygulamaya kalkarsanız, ne olur? Buradaki gibi olur ve üstüne üstlük yöntem yordam bilmeden bir de kargaşa (anarşi, terör) çıkarırsınız.

Özetle, müslümanlar Batı'ya kızacaklarına, önce yaptıkları şeyin (çok daha popüler bir örnek: Batılı ülkelerde canlı bomba patlatıp, sonra cennete gidileceği inancı) ne olduğunu karşı tarafa, tabi bir de kendilerine (!) anlatabilmelidir. :amen:

crnky
31-12-2010, 15:03
Tamam anlıyorum ama bu durumda matematik hatası varsa, islam hukukçularındadır. Yoksa ayet bence açık ve hata falan yok. Ancak miras sadece matematik meselesi de değildir.

Bence böyle teferruata dair eleştiriler yapılması, müslümanların bunlar olmasa sanki inanmayacakmış ki Kur'an'dan mucizeler araması gibi oluyor. Bu tip ayetler üzerinden gitmek işin özünü kafamızda çözmeden teferruata gitmekten başka bir şey değildir. Ayrıca İslam alimlerini çürütmek Allah'ın aklını çürütmek olmuyor...

İnsanların yaptığı her şeyde hata payı vardır, bundan neden islam alimleri nasibini almasın.

Bir de ben sizin tarihsel süreç ayrımınızı pek tatmin edici bulmadım. Hz. Muhammed döneminde miras Kur'andaki oranlara göre paylaştırılmıştır. Bu nedenle de bu sistem geçerlidir. Hz. Ömer, döneminde bu konuda bir çalışma olmadığından bahsettiğiniz sistemlerden birini (avl) sahabe ile istişare ederek kabul etmiştir. Ancak bu sistem herkes için bağlayıcı değildir.

Sıra sisteminde, öncelikli olan direkt payını alır, diğerlerinin paylarında azalma olur, avl sisteminde ise herkesin payında çeşitli ve birbirine benzer azalmalar olacaktır. Hz Ömer ve sahabe tüm mirasçıların denkliğini kabul ettiklerinden azalmanın hepsinin payında vaki bulması gerekliliğini kabul etmiştir. Ama bu doğru değildir fikrimce. Ancak avlı kabul etmenin zavallılık olduğunu söylemeniz bence doğru değil. Çünkü avl da kendi çapında adalet sağlayan ama oranı kaybettiği için sorun oluşturan bir sistemdir. Hz.Ömer bir hukukçu değildir, matematikçi de değildir. İtiraz olsa idi diğer sisteme geçilebilirdi.

Avl sisteminde icma vaki olduğunun kabulü de yerinde değildir. Bir şeye vakti zamanında birileri itiraz etmedi diye, bunun Kur'an gibi bağlayıcı hale gelmesi mümkün değildir. Bu durum İncil'in hristiyanlarca tahrif edilmesiyle aynı sonucu doğurur. Üstelik Kur'an açık ve netken. Burada böyle bir yorum yapmak yobazlık olacağından yobazlık hadislerle yasaklandığından, incelenecek islama uygun olan neyse o çıkartılacaktır ve eğer ben böyle bir sorunu çözecek olsaydım sıra sistemiyle çözerdim, çünkü Kur'an sıra sistemini benimsemiştir.

Ayrıca ne kadar sığ bir zihniyete sahip olduğunuz son cümlenizden kendini açık ediyor. Irak savaşını meşrulaştırmak için kendi kulelerini bombalatanların yaptıklarından müslümanlıktan nasibini almamış insanlar yüzünden müslümanları mı sorumlu tutuyorsunuz? Ya da Filistin halkının topraklarına BM raporlarına rağmen kendi adamlarını yerleştirip kendi vatanlarında Filistinlilere (müslüman hristiyan demeden) işkence eden, müslümanların organlarını çalan İsrail müslüman olduğundan mı yapıyor bunları? Batı dediğiniz Amerikanın ne halt olduğu belli de Avrupa masum mu? Bosna soykırımına kim destek verdi? Avrupa burjuvazisi aydınlanma çağında, zenginleşmesinin tek müsebbibi işçileri ezerken müslüman mıydı? Ya da İngiltere Irak'ta erkek kadın tanımadan askerlerine cinsel tecavüz emri verdiğinde bunu müslümanlığından mı yaptı?

Sizden daha sığ olmayan iki salağın bombayla cihat yapıldığını sanması onların müslüman olamamalarından kaynaklanmaktadır. İslamın ne olduğu açıktır. Bir kişiyi haksız yere öldürürseniz tüm insanlığı öldürürsünüz. Lütfen boş konuşmayalım. Önce kendi vicdanınızı ikna edin sonra varsayımlarla insanları kandırırsınız.

upuaut
31-12-2010, 21:21
Tamam anlıyorum ama bu durumda matematik hatası varsa, islam hukukçularındadır. Yoksa ayet bence açık ve hata falan yok. Ancak miras sadece matematik meselesi de değildir.

Burada yanıldın işte. Eğer sen bu işi matematik olmadan yapmaya kalkarsan, her önüne gelen kafasına göre iş yapar ki bu durumda kimin ne dediği belli olmaz.

Ben ayetlerde hata olmadığını daha önceden bir çok mesajımda dile getirdim. (Müslümanlara göre) Hz. Muhammed, (ateistlere göre) Muhammed Babil'den aldığı miras hukukunu o günkü Arap toplumuna uydarayım derken, işin işinden çıkamamış ve yalnızca miras ayetlerindeki oranları okuyarak miras paylaşımı yapmıştır (bakınız ilgili rivayetlere).

Bence böyle teferruata dair eleştiriler yapılması, müslümanların bunlar olmasa sanki inanmayacakmış ki Kur'an'dan mucizeler araması gibi oluyor. Bu tip ayetler üzerinden gitmek işin özünü kafamızda çözmeden teferruata gitmekten başka bir şey değildir. Ayrıca İslam alimlerini çürütmek Allah'ın aklını çürütmek olmuyor...

Hayır. Biz burada ne İslam alimlerini çürütmeye ne de Allah'ın aklını çürütmekle uğraşmıyoruz, yalnızca Mezopotamya'daki miras kültürüne göre miras ayetlerin nasıl şekillenmiş olduğunu açıkladık.

Sözkonusu miras ayetlerindeki oranlar Babil'deki

2x + x = 1

temel eşitliğinden elde edilmiştir. İşte biz bu durumu gördüğümüz zaman, Sami dilleri uzmanı Jean Bottero'nun "Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu (http://toplumvetarih.blogcu.com/tarihte-tanri-fikrinin-dogusu/9255524)" çalışmasının ne kadar isabetli bir araştırma olduğunu anlıyoruz.

İnsanların yaptığı her şeyde hata payı vardır, bundan neden islam alimleri nasibini almasın.

Herhalde bu sözünle "İnsanların yaptığı her şeyde hata payı vardır, bundan neden islam alimleri nasibini alsın?" demek istedin.

Bir de ben sizin tarihsel süreç ayrımınızı pek tatmin edici bulmadım. Hz. Muhammed döneminde miras Kur'andaki oranlara göre paylaştırılmıştır. Bu nedenle de bu sistem geçerlidir. Hz. Ömer, döneminde bu konuda bir çalışma olmadığından bahsettiğiniz sistemlerden birini (avl) sahabe ile istişare ederek kabul etmiştir. Ancak bu sistem herkes için bağlayıcı değildir.

Sıra sisteminde, öncelikli olan direkt payını alır, diğerlerinin paylarında azalma olur, avl sisteminde ise herkesin payında çeşitli ve birbirine benzer azalmalar olacaktır. Hz Ömer ve sahabe tüm mirasçıların denkliğini kabul ettiklerinden azalmanın hepsinin payında vaki bulması gerekliliğini kabul etmiştir. Ama bu doğru değildir fikrimce. Ancak avlı kabul etmenin zavallılık olduğunu söylemeniz bence doğru değil. Çünkü avl da kendi çapında adalet sağlayan ama oranı kaybettiği için sorun oluşturan bir sistemdir. Hz.Ömer bir hukukçu değildir, matematikçi de değildir. İtiraz olsa idi diğer sisteme geçilebilirdi.

Avl sisteminde icma vaki olduğunun kabulü de yerinde değildir. Bir şeye vakti zamanında birileri itiraz etmedi diye, bunun Kur'an gibi bağlayıcı hale gelmesi mümkün değildir. Bu durum İncil'in hristiyanlarca tahrif edilmesiyle aynı sonucu doğurur. Üstelik Kur'an açık ve netken. Burada böyle bir yorum yapmak yobazlık olacağından yobazlık hadislerle yasaklandığından, incelenecek islama uygun olan neyse o çıkartılacaktır ve eğer ben böyle bir sorunu çözecek olsaydım sıra sistemiyle çözerdim, çünkü Kur'an sıra sistemini benimsemiştir.

O makaledeki tarihsel süreç bana ait değil, başkasına da ait olamaz. Çünkü makaledeki (ve diğer) tabletler kabul edilebilir ki bir günde yazılmadı; birkaç yüzyılı, belki de 1 milenyumu, kapsayacak şekilde yazılmıştır. Örneğin Asur bilimci Çek asıllı Lubor Matuş'un okuduğu Larsa tabletleri 1800-1700 yıllarına tarihlendirilir, ama İsveçli matematik profesörü Jöran Friberg'in okuduğu Ur tabletlerine göre, ki bu tabletler M.Ö. 2000 civarında yazılmıştır. Örneğin Ur III dönemine ait MS 1844 no'lu tabletin yazım tarihi M.Ö. 2050'dir, Larsa tabletlerindeki bazı problemlerin M.Ö. 2000'lerdeki tabletlerden kopya edilerek yazıldığı anlaşılıyor. Bu, tıpkı Mısırlı katip Ahmes'in M.Ö. 2000'lerdeki bir papirüsteki problemleri M.Ö. 1650'de başka bir papirüse kopyalamasına benzer. Buna şimdilerde "Rhind Papirüsü" de deniliyor.

İşte bu açık durumu gören Batılı yazarlar, kitaplarında Sümer-Babil'deki miras kültürünün çok geniş bir süreci kapsamış olduğunu ve en uzun süren, dolayısıyla çözülmesi en güç sürecin "Büyük Oğul Egemenliği Dönemi" olduğunu yazarlar. Bizimkiler ise, daha çok onların kitaplarını Türkçe'ye çevirerek çeşitli tartışma platformlarında tartışıyorlar. Ama şu da unutulmasın ki dünyada Sümer ve Babil dönemine ait en iyi araştırmacılardan bazıları içimizden çıkmıştır: Ekrem Akurgal, Muazzez İlmiye Çığ, Mebrure Tosun, Kadriye Yalvaç vs.

Burada toplumumuzun cahil olması, dolayısıyla bu konuyla ilgili yanlış çıkarımlarda bulunmasını anlarım ama anlamsız bir inat uğruna bu cahilliğin sürdürülmesini anlamam mümkün değildir. Bunu ne Batı kabul ediyor, ne de bu konuda araştırma yapıp gerçeği görenler.

Ayrıca ne kadar sığ bir zihniyete sahip olduğunuz son cümlenizden kendini açık ediyor. Irak savaşını meşrulaştırmak için kendi kulelerini bombalatanların yaptıklarından müslümanlıktan nasibini almamış insanlar yüzünden müslümanları mı sorumlu tutuyorsunuz? Ya da Filistin halkının topraklarına BM raporlarına rağmen kendi adamlarını yerleştirip kendi vatanlarında Filistinlilere (müslüman hristiyan demeden) işkence eden, müslümanların organlarını çalan İsrail müslüman olduğundan mı yapıyor bunları? Batı dediğiniz Amerikanın ne halt olduğu belli de Avrupa masum mu? Bosna soykırımına kim destek verdi? Avrupa burjuvazisi aydınlanma çağında, zenginleşmesinin tek müsebbibi işçileri ezerken müslüman mıydı? Ya da İngiltere Irak'ta erkek kadın tanımadan askerlerine cinsel tecavüz emri verdiğinde bunu müslümanlığından mı yaptı?

Sizden daha sığ olmayan iki salağın bombayla cihat yapıldığını sanması onların müslüman olamamalarından kaynaklanmaktadır. İslamın ne olduğu açıktır. Bir kişiyi haksız yere öldürürseniz tüm insanlığı öldürürsünüz. Lütfen boş konuşmayalım. Önce kendi vicdanınızı ikna edin sonra varsayımlarla insanları kandırırsınız.

Çok yanlış değerlendiriyorsun. Unutma ki ben de senin gibi bir müslamanım. Yalnızca, Atatürk ile başlayan ve artık doğum sancıları sıklaşan "Aydınlanma Çağımız"da bazı sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Hepsi bu. Abartmayın lütfen!

Buna bir örnek olarak Özdemir İnce'nin, Jean Bottero'nun kitabıyla aynı adı taşıyan, "Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16395073.asp?yazarid=72)" adlı makalesini verebiliriz. Radikal İslamcılar, bu makaleyi abarttılar ve şöyle değerlendirdiler:

"Hürriyet yazarı Özdemir İnce'nin kutsal kitapların insan hayali olduğu iddiası semavi din mensuplarını kızdırdı.

Böylesi ilk kez yaşandı. Dünya ülkelerinde bazı inançsızların Kur-an'ı Kerim ve Allah peygamberine ettiği hakaretlere almışmıştık ama bu kez aynı sözleri içimizden birinin yapması şaşkınlığımızı bin kat daha artırdı..

Hürriyet yazarı Özdemir İnce, Kur-an'ın Allah kelamı olmadığını söyleyerek kutsal kitaba hakaret etti. Kur'an Kerim'in insanların hayal dünyası ile dolu olduğunu yazan Özdemir İnce'ye tepkiler çığı gibi yağmasına rağmen ne yazardan, ne de o hakareti yayınlayan gazetesi Hürriyet'ten tek bir açıklama gelmedi..

Tevrat ve İncil'in mezapotamya kaynaklı mitoloji olduğunu yazan İnce'nin hedefinde Kuran'ı Kerim de vardı. İlk tepki Ahmet Hakan'dan geldi. İnce için 'uçuşta sınır tanımıyor' ifadelerini kullandı.", Kuran Allah Kelamı Değil! (http://www.lahuti.com/forum/kuran-allah-kelami-degil-130901.html).

Oysa Özdemir İnce'nin "Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16395073.asp?yazarid=72)" makalesinde söyledikleri özellikle son mesajlarımda söylediklerimden çok daha hafif idi. Evet, bu makaleyi ben de okudum. Hem de birçok kere. Onun makalesini ezberledim dersem, yalan söylemiş olmam. Çünkü bu konuda araştırma yapıyorum ve bana daha fazlası lazım. Bu makalede Özdemir İnce öyle radikal İslamcılar'ın söylediği gibi şeyleri söylemiş değil, o yalnızca Eski Sami dilleri uzmanı Jean Bottero'nun "Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu" kitabındaki bulgulardan hareketle Tevrat ve İncil bir insan ürünü olduğu halde, ki bu durum 1872'de kanıtlandı. Kendisi de bunun kanıtlandığını söylüyor, Kur'anın da bir insan imgelemenin ürünü olması gerektiğini söyledi. Özdemir İnce'nin o koskoca makalede söylediği tek şey bu idi. Ama radikal İslamcılar bunu saptırdı ve kendi sapkın görüşlerini internette her yere yaydılar. Sakın bana bu nasıl oluyor demeyin. Çünkü iktidarda onlar ya da onların görüşü bulunuyor. :embarassed:

crnky
01-01-2011, 04:58
Bakın benimle aynı sonuçlara farklı yerlerden ulaşıyorsunuz ama sebeplerinize katılmıyorum. 1. alıntıma yaptığınız yorumda: matematik olmadan olmaz demişsiniz. Ben ise zaten matematik yeterli değil demiştim, hiç olmasın değil. Matematik miras için tek veri değildir. Mirasta gözetilecek bazı sosyal olgulara da bakılır. Oysa başlıkta basit bir toplama işlemi yapılmış. Bir de ben mesajlarımı sizin söylediklerinize değil başlığı açan arkadaşın ilk mesajlarına göre yazdım. Sizin sadece tarihsel yorumunuzla ilgili eleştiri yaptım.

2. alıntıda ise sizin dediğinizi değil kendi yazdığımı kastettim ama sonuna yanlışlıkla soru işareti yerine nokta koymuşum, heralde bunun hatalı olduğunu söylüyorsunuz. Bunun dışında kastettiğim belli İslam alimleri beşer olduğundan ne kadar araştırsalar da bilgiye dayandırsalar da hata yapacaklardır. Bu yüzden söylediklerinin bağlayıcılığı azdır zaten. Daha doğrusunu bildiğiniz islam aliminin dediğini diinlemek zorunda değilsiniz, zira islamiyette kitabı okumak ve yorum herkese farzdır.Zaten zorunda olsaydınız farklı görüşler olan konularda ne yapacaktınız?

Tarihsel süreçle ilgili yazdıklarınıza söyledikleriminse o bilgilerin yanlışlığına dair değil, sizin bunu yorumlayış biçiminize dairdi. Yani bir iki kaynaktan yola çıkılarak islam toplumu uygulamaları varsayılamaz diye düşündüğümden o şekilde yazdım. Yoksa orada yazılanlara itirazım yok çünkü çeşitli sistemler vardır mirasla ilgili. Ama avl sisteminin de cehaletten olduğunu düşünmüyorum, çünkü Hz Ömer diğer sistemde bazı mirasçılara öncelik tanınınıyor diye kasıtlı olarak avlı kabul ettiğini beyan ediyor. Matematikçi veya hukukcu olmadığından hazır bir sistemi uygulamış.

Daha sonra da avlın bana göre de mantıklı olmadığı ama zaten sizin iddia ettiğiniz şekilde bağlayıcı da olamayacağını söyledim.

Son yazdıklarıma dair yorumunuzda benim abarttığımı söylemişsiniz ama o satırları bana yazdıran cümleniz bulunduğumuz başlığı ve konumuzu da düşünürsek şu manaya geliyor, mirasın bu şekilde icmaya göre paylaştırılmasını savunan ve icmayı kabul eden müslümanlar attıkları canlı bombalara baksınlar... Yani ne alakası var siz söyleyin. Bir kere canlı bomba gibi şeylere başvuranların bir kısmı namaz bile kılmayan insanlar, ne bilcekler icmayı kıyası, Kur'anı tek ayet gören insanlar. Bazıları islamı politik bir taraf olarak görüp, onu bir yaşam felsefesi, vicdani olgu, sosyal hayatın vazgeçilmez parçası olduğunu gözardı edenler. Samimi bile değiller. Siz bu insanlarla bir nevi icma sünneti esas alan insanları aynı kefeye koymuş oluyorsunuz bu başlığa o yorumu yapmakla. Tamam sabit fikirlilik yobazlık bana göre de yanlıştır ama sizden farklı yolu tercih edenlere eleştiri yaparken islam aleminde gördüğünüz her hatayı hoşlanmadığınız gruba mal etmeyiniz.

Şimdi de örnek olarak okuduğu kitabı bile anlamadığı belli bir insanı, Kur'anı anlamak amaçlı sayfalarca tefsir yapan insanlarla bir tutup adına radikal islamcı deyip, tüm radikal islamcılar canlı bomba taraftarıymış gibi cümlenizi vicdani bir alt yapıya oturtmaya çabalamaktasınız. Hiçbir şekilde kabul edilemez o son sözünüz. Çünkü o mantıktır Ortadoğuyu serserilerin yaşadığı paylaşılacak toprak parçaları olarak gören. Böyle teoriler vardır batıda, oryantalizm diye bir hastalık vardır hatta faşizmin alt dallarından biri, bilirsiniz. Dünyanın her yerinde her dinde aslında o dine mensup olmayıp öyle görünen ve fitne çıkaranlar vardır, müslümanım diyenlerin içinde de vardır.

Bir de Aydınlanma Çağı kavramını ben pek doğru bulmuyorum, o kavram çoktan geçerliliğini yitirdi. Rönesans Reform hareketlerinin belli bir sınıfın kendini kayırması amaçlı olduğu anlaşılmıştır. Biz Aydınlanmaya şöyle diyelim, evet belirli faydalar sağlandı ama feda edilenlerle denkleştirdiğinde Ortaçağdan kaç adım ileri gidildi tartışılır. Şuan aynı sayıda insan ölüyor, aynı sayıda insan başkalarının zenginliği pahasına aç bırakılıyorsa Aydınlanan kimdir?

Müslümanların yaşadığının aydınlanma çağı olmaması, herkes için yaşam alanı öngören, bencillik içermeyen bir evrim süreci olması daha tercih edilebilirdir. Yoksa Aydınlanma çağı zaten Akp'nin yaptığı oluyor, yani burjuvazinin kendi haklarını üste çıkarmak için parlamento eliyle halka zulmetmesi... Sizin de bunu istemediğinizi düşünüyorum.

Ancak zihninizdeki herşeyin sorumlusunun radikal islamcılar ve Atatürk karşıtları( :) ) olduğu düşüncesi bana göre züğürt tesellisidir. Sizden farklı düşünenleri, uç örneklerle kategorize ederek eleştiriyorsunuz ki bu yanlıştır, herkes birey birey değerlendirilir. Kendini kemalist olarak değerlendirip nice insana soyundan dininden kan kusturan insanlar çıkmıtşrı, yani bu durumda kemalistler kendine baksın ya da direkt Atatürk kendine baksın önce mi diyelim? Türkiye'nin genel sürecine bakarsak, hak ihlalleri, açlık, islamın bertaraf edilmesi gibi objektif herkesin kabul ettiği sorunlar elbirliğiyle her taraftan insan çalışarak büyük emekle inşaa edilmiş maşallah. Herkes öyle emek vermiş ki, sorunların çözülmemesi yerine birbirlerini suçlayarak statükoculuğa devam ediyorlar.

darkofdeath
01-01-2011, 05:43
crnky
'zihninizdeki herşeyin sorumlusunun radikal islamcılar ve Atatürk karşıtları( ) olduğu düşüncesi bana göre züğürt tesellisidir.'

şimdi sen de kendi açından bakmış oluyorsun.
ben her şeyin sorumlusunun radikal islamcılar ve Atatürk karşıtlarının olduğundan şühe etmiyorum neden dersen masallara ve efsanelere inanmış biri ile nasıl olur da gerçeklerle ilgili tartışabilirsin.dünyayı belirli dogmalarla gören bir anlayışla tam tersi devrimci bir anlayış asla uyuşamaz.
iki taraf arasında da ezeli bir rekabet vardır ve daima olacaktır.
devrimcilik ilericiliktir ve bir adım öndedir.o yüzden karşı tarafın bertaraf edilmesi kaçınılmazdır.sorun ancak bu şekilde çözülebilir.

darkofdeath
01-01-2011, 05:45
benim kastım asmak kesmek değildir.0 noktasından başlamaktır.sorunun çözümü budur.
ağaç yaş iken eğilir..

upuaut
01-01-2011, 14:40
Evet arkadaşlar, sorun nihayet çözüldü. Şimdi size "Bir Yılbaşı Sürprizi (http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&t=2081&start=10#p37458)" veriyorum: Kur'andaki miras ayetlerindeki (Nisa suresi, 11, 12 ve 176 no'lu ayetler) oranların nasıl oluşturulduğunu keşfettim.

Sözkonusu bu keşif için fazla uzağa gitmedim ya da kafayı yemek gibi bir durumla hiç karşılaşmadım; çünkü elimizdeki bulguları takip edip kur'andaki miras ayetlerindeki oranların nasıl belirlenmiş olduğunu düşünmem yeterli oldu. Fakat bunu düşünebilmek için çok iyi bir analiz yeteneğinizin olması ve Sherlock Holmes gibi iyi bir dedekliftik çalışması yapmanızın şart olduğu açıktır. Yoksa, siz ne kadar düşünürseniz düşünün, istenilen sonuca ulaşmanız mümkün değildir.

İşte bu Yılbaşı sürprizi için keşfimi burada kısaca açıklıyorum: Miras ayetlerindeki oranlar Sümer-Babil'deki temel miras kültüründeki "Büyük Oğul Egemenliği Dönemi"nden gelmektedir. Bildiğiniz gibi bu miras kültürü o sıralarda E=2e (E:Büyük Oğul, e: Küçük Oğul) eşitliğiyle, yani matematiksel olarak E=2x ve e=x alınırsa,

(1) 2x + x = 1

temel eşitliğiyle bilinmekteydi. Bu eşitlik İslam peygamberi tarafından 625'te E=2K (E: Erkek, K: Kadın) şekline dönüştürüldü ve miras ayetlerindeki oranların hepsi (1)'den türetildi!

Biliyorum; şimdi bu keşfe inananmakta güçlük çekiyorsunuz ama yakında ispatlı bir şekilde size sunduğum zaman, bunun gerçekten böyle olduğunu siz de göreceksiniz. :first:

Bu arada, acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık ve geçen yılda tartıştığımız kişilerden herhangi birisini kırdıysam, ki olduğunu zannetmiyorum ama yine de, kırdığım kişinin beni bağışlamasını dilerim. Çünkü burada ne yapıyorsam, bilimsel çalışma altında size iletmeye çalışıyorum. Tabii ben size bu çalışmaları iletmeye çalışırken ister istemez arada bir çatışma çıkıyor. Her neyse, herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlar, 2011'de burada tartıştığımız konudaki gerçeklerin kabak gibi ortaya çıkmasını dilerim.

Fakat bu son keşifle öyle görülüyor ki bundan sonra ben, artık kabak gibi ortaya çıkan bu gerçeğin nasıl gerçekleştiğini anlatacağım size. Yani içinde bulunduğumuz vaziyet bu!

crnky
01-01-2011, 16:05
crnky
'zihninizdeki herşeyin sorumlusunun radikal islamcılar ve Atatürk karşıtları( ) olduğu düşüncesi bana göre züğürt tesellisidir.'

şimdi sen de kendi açından bakmış oluyorsun.
ben her şeyin sorumlusunun radikal islamcılar ve Atatürk karşıtlarının olduğundan şühe etmiyorum neden dersen masallara ve efsanelere inanmış biri ile nasıl olur da gerçeklerle ilgili tartışabilirsin.dünyayı belirli dogmalarla gören bir anlayışla tam tersi devrimci bir anlayış asla uyuşamaz.
iki taraf arasında da ezeli bir rekabet vardır ve daima olacaktır.
devrimcilik ilericiliktir ve bir adım öndedir.o yüzden karşı tarafın bertaraf edilmesi kaçınılmazdır.sorun ancak bu şekilde çözülebilir.

Dogma dediğiniz şey üzerinde düşünmeden inandığınız şeylerdir ve zaten bu her kesimden insanın Türkiye^de yaptığı brir şeydir komik olmayalım. Kafanızdaki dinciler ve iyi insanlar ayrımını kaldırıp, gerçek dünyaya dönün bence :yo:

upuaut
02-01-2011, 09:33
Evet, arkadaşlar. Makalemin en son güncellenmiş halini merakla beklediğinizi biliyorum. Özellikle tez yazanlar böyle bir makaleyi yazmanın ne kadar güç bir iş olduğunu ve çok zaman aldığını bilirler.

Ben de sizi daha fazla beklemeden makalemin önceki versiyonları,

Versiyon 1: Mezopotamya'daki Miras Problemindeki 2:1 Oranının Evrimi (http://www.scribd.com/doc/45818655/MMP).
Versiyon 2: Mezopotamya'daki Miras Kültürü: Babil'den Arabistan'a (http://www.scribd.com/doc/45926892/MMK).

,ki aradaki farkları görebilmeniz için bu versiyonları özellikle kaldırmadım, olmak üzere en son güncellenmiş şeklini yayımlıyorum:

Versiyon 3: Mezopotamya'daki Miras Kültürünün Orijini: Babil'den Arabistan'a (http://www.scribd.com/doc/46150627/MMKO).

İnanın arkadaşlar, bu son makaleyi güncel olayları da kapsayacak şekilde hazırlamam 2 günümü aldı dersem, yalan olmaz. Çünkü güncel haberleri bulmam, ki en fazla zamanı bu süreç aldı, ve bunları makalemdeki ilgili yerlere serpiştirmem için biraz zaman gerekiyordu.

OKUYUN, AKLINIZ AÇILSIN!

Makalemde birçok bilimadamının değerli çalışması var ve bu çalışmaları koronolojik sırayı takip ederek okuduğunuzda, Sümer-Babil’deki miras kültürünün aşama aşama Kuran’a nasıl sızmış, daha doğrusu “mutasyon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mutasyon)”a uğramış olduğunu göreceksiniz. Darwin’e göre, “Mutasyonlar sonucunda yeni karakterler kazanmış olan canlılardan çevre koşullarına uyum gösterenler yaşarken uyum gösteremeyenler yaşamlarını sürdüremeyerek ortadan kalkarlar”. Buradaki mutasyon ise çevre şartlarına uyum göstererek, özelliği hiç değişmeden, 4000 yıldan fazla bir süredir devam ediyor. Fakat şimdiye kadar herkes kendi uzmanlık alanında çalıştığından ve aralarında bir organizasyon olmadığından bu mutasyon (gerçek) itiraf edilememiştir. Daha doğrusu, herkes 3 maymun oyunu oynadığı için bu gerçek itiraf edilememiştir. Yoksa ortada anlaşılmayacak bir şey yok.

İşte bu nedenle bu makaleyi öncelikle dindarlar okumalı: Makaleyi içlerine sindire sindire okurlarsa, dinden çıkmak yerine daha iyi, daha bilinçli mümin olacaklarına inanıyorum. İnsan imgeleminin, insan dehasının ürünü olmak, insan imgeleminden, insan elinden çıkmak hiçbir din kitabını değersizleştirmez.

salihbekir
03-01-2011, 15:25
Matamatik hatasini yapanlar Kuran'i hasta kalpleri ile okuyanlardir. Mirasin 2/3 nu bulacan, ilk once o rakami butunden cikaracan geri kalan miktari digerleri ile sira si ile paylastiracan. Yani her buldugun payi ilk once kalan butunden cikaracan. Bu kadar basit. Senin yaptigin hesaplarda eksi isareti yok. Sana eksi verdim. Git dersini ii calis.

onurmusa
03-01-2011, 19:57
Matamatik hatasini yapanlar Kuran'i hasta kalpleri ile okuyanlardir. Mirasin 2/3 nu bulacan, ilk once o rakami butunden cikaracan geri kalan miktari digerleri ile sira si ile paylastiracan. Yani her buldugun payi ilk once kalan butunden cikaracan. Bu kadar basit. Senin yaptigin hesaplarda eksi isareti yok. Sana eksi verdim. Git dersini ii calis.

Kur'an öyle demiyor. Kur'an'da yazan bir hususu, Kur'an'da yazmayan bir ahkamla çözmeye çalışmak İslam'a göre büyük bir günahtır. Çünkü İslam'da hüküm Allah'a aittir. Önce bir 121 sayfa dönen tartışmaları oku sonra yorum yap derim Salih Bekir.

Ayrıca Ömer bu sorunu çözmeye çalışmış, kendince adına "avliye" denen yeni bir teknik getirmeye kalkmış, mezhep alimleri bu mesele üzerine kafa patlatmış, günümüz modern ilahiyatçıları çözüme ulaştırmaya çalışmış. Konu hala İslam alimleri arasında tartışma konusu. Sen de siteye üye olduğun gün çözdün olayı öyle mi? Halife Ömer'in senin kadar bilgisi yok demek ki.

upuaut
03-01-2011, 20:58
Matamatik hatasini yapanlar Kuran'i hasta kalpleri ile okuyanlardir. Mirasin 2/3 nu bulacan, ilk once o rakami butunden cikaracan geri kalan miktari digerleri ile sira si ile paylastiracan. Yani her buldugun payi ilk once kalan butunden cikaracan. Bu kadar basit. Senin yaptigin hesaplarda eksi isareti yok. Sana eksi verdim. Git dersini ii calis.

Ben o makalemde Kuran'daki matematik hatasından bahsetmiyorum. Zaten makalemde bu tür hesaplarla ilgili hiçbir açıklamada bulunmadım.

Ha, şunu söylebilirsin: Peki makalendeki Jochen Katz'ın problemi ne olacak? Dikkat edersen, makalemde bu problemin tarihçesiyle birlikte bir eleştirisini yaptım ama çözümü hakkında en ufak bir açıklamada bulunmadım. Çünkü Jochen Katz ve diğerleri problemi yanlış yerlerden sorgulamışlar. Tabii ki buradaki arkadaşlar da aynı yanlış sorgulamayı devam ettirince, 121. taba kadar tartışmaya devam etmişler. Eğer önceki mesajlarıma bakarsan, onları burada uyardığımı görebilirsin.

Fakat ortalık ne kadar karışık olursa olsun, makalemdeki Kuran'daki miras ayetlerinin (Nisa suresi, 11, 12 ve 176 no'lu ayetler) silsile yoluyla Sümer-Babil'deki miras kültürünün orijininden gelmesi nedeniyle bizim yapmamız gereken şey en iyi ihtimalle şu olabilir:

“(Christofer Luxenberg'in Kuran metinlerindeki adli incelemelerinden sonra) Luxenberg’in ve meslektaşlarının yapmış olduğu bu çalışma, İslami değerlere, yargılara ve kurallara hiçbir şekilde zarar vermiyor. Yaptığı asıl şey, ilginç sorular öne sürmek. 21. yüzyılda yaşayan ve düşünen müslümanlar olarak yapmamız gereken tek şey, bize sunduğu bilgileri incelemek ve hiçbir kınama ve ayıplama belirtisi göstermeden, bunların tarihi dayanaklara mı, yoksa Avrupalılar’a özgü dogmalara mı ait olduğunu anlamak olmalıdır.”, Dr. Taj Hargey.

Ve en kötü ihtimalle de

"Bana Muhammed'in getirdiği yenilikleri göster... Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın. Tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücü ile yayılması emrini verdiği gibi... Dine davet için, şiddet ve tehdit yerine, iyi konuşma kapasitesi ve doğru akıl yürütme gerekir...", Bizans İmparatoru Manuel II Paleologos (1350-1425).

sözüyle bize bir karşılık verildiğinde de şu olur:

“(Dr. Gerd-R. Puin’in Sanaa metinlerindeki adli incelemelerinden sonra) Eğer bu araştırmalar doğruysa, özellikle de tarihlendirme konusunda, Kuran’ın 650 yılındaki haliyle bütünlüğünü koruyan tek bir metin olma geçerliliğini yitirdiğini gösterir”, Dr. Patrick Sookdeo, İslam ve Hrıstiyanlık Çalışmaları Ensititüsü.

Bu sözler "Inside Quaran" ve ülkemizde de "İslamiyet ve Kuran" adıyla yayınlanan belgeselden alınmış olup, bu sözleri söyleyen akademisyenler radikal bir şekilde hareket etmek yerine, tam bir kamil (olgun) insan gibi hareket etmeyi tercih etmişlerdir.

Özetle, biz bu gerçek karşısında kesinlikle radikal bir şekilde hareket etmemeli, buradaki akademisyenler gibi meseleyi olgunluk içersinde karşılayıp yolumuza devam etmeliyiz ve bu yoldan ayrılanlara da hiçbir kırgınlık belirtisi göstermemeliyiz. Çünkü bu, onların en doğal hakkıdır.

tardu
18-03-2011, 23:13
Dört işlemi bile bilmeyen bir tanrı nasıl olur da evreni yönetebilir!?!

gokselisyan
18-04-2011, 14:52
İlk olarak söylemek istediğim, internet üzerinden tartışılmaya başlanan ve çok düşük seviyedeki bir matematikle görülebilecek bir konu yüzyıllardır ilk kez mi ortaya çıkıyor? İlginç.

Kitaba inanmasam da, konu benim anladığım kadarıyla şudur;

Ortada bir çeviri karmaşası var, çünkü orada anlatılan konu tamamen farklı durumları ele almış. Ki ilk mesajı yazan arkadaşım dahil internetteki tüm mesajlar bu konu üzerinden yürütülüyor. Yanlış! Matematiksel açıdan yanlış.

Bakıldığı anda oranlarda bir hata yoktur. Hata, o ayeti sanki erkeğe "her durumda" %30 kıza "her durumda" %20 der gibi ele almaktır. Durum örneklemesi vardır o ayette. Birkaç durum örneklemesi. Bu kadar. Sorun bence buradaki durum çeviride tam olarak açıklanamamış.
Bu konular ÖSS'de de başa geliyor ve soru iptal ediliyor hemen. Bence konu tamamen Türkçe'ye çeviri eksikliği.

İkili tartışma konusuna bakarsak kısaca 2 görüş karşı karşıya gelmiş. Bana göre @Alchindus açıklamaları doğru olandır. Ancak yanlışı ise matematik hilesi falan da değil bu durum, çünkü paylaştırma işlemi matematikle çok alakası yok, sadece hesaplamada yardımcı matematik.

celalettin
26-04-2011, 00:47
kardeş ayeti iyi oku o rakamlar toplanmayacak onlar ayrı ayrı alınmış.eğer hepsi kadınsa çocukların mirasın 3te 2 gerisi belli değil.ve tek kadınsa malın yarısı veriliyor. diyelim 2 kız ve bir erkek var kızlara çeyrek erkeğe yarım mal düşüyo. sonra: Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir. mantıklı bir şekilde bak ne diyo kalan malın 6da 1 anne ye ve 6da1 babaya gerisi çocuklar arasında erkeğe 2 kıza 1 hisse olacak şekilde olur ilk maddede ki gibi. yani kısaca madde madde incelemek lazım öyle görmek lazım

Nisa suresi miras ayetleri:Bismillah

11 - Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. bütün bunlar allah tarafından farz kılınmıştır. şüphesiz allah alîmdir, hakîmdir.

12 - Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. bunlar, allah tarafından bir emirdir. allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.
"Bu şekilde başlangıçta miras, çocuklar ile, çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişkilerden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. demek ki, en fazla payı çocuklar, çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır."

Yani oğlan çocuk, yanında başka bir mirasçı bulunmazsa mirasın hepsini alabilecektir. Ancak tek kız çocuk varsa yarısını alabilir.(BAKINIZ BURADA TEK KIZ ÇOCUK YARISINI ALIYOR.DİĞER YARISI NE OLUYOR DERSENİZ AYETLERDE GÖREMEDİĞİMİZ YERLERİ PEYGAMBER (SAV) E SÜNNETTE YOKSA ALİMLERİN İCTİHADLARINA BAKARIZ.NİTEKİM ÇEŞİTLİ İCTİHADLAR VAR.ŞİMDİ BURDA HESAP HATASI MI VAR ELBETTE HAYIR SADECE AYETİ BÜTÜN DÜŞÜNMEK GEREKİYOR KİMİSİ KALAN BABA TARAFINDAN AKRABAYA VERİLİR DEMİŞ KİMİSİ HAZİNEYE KALIR DEMİŞ KİMİSİ KİMSE YOKSA KALAN YARISINI DA O ALIR DEMİŞ VS.

İkiden fazla iseler 2/3 ünü alabilirler ki YUKARIDA KULLANILAN ORANLARDAN BIRISI. (DIKKAT EDELIM BURADAKI 2/3 ORANINDAN BAHSEDILIRKEN SADECE KIZ ÇOCUKLARININ OLDUĞU ERKEK ÇOCUĞUN OLMADIĞI VE MİRASÇILARIN SADECE BUNLAR OLDUĞU ŞARTIYLA VERİLMİŞ ORANDIR Kİ NİTEKİM ANNE BABA BİLE DAHA SONRADAN BAHSE GİRMİŞTİR) yani anne-baba yoksa kalan 1/3 ne olucak o zaman diye sormuyor musunuz? Yukarıda söylediklerimizin aynısını söylemeyelim. Burada ya sadece iki kız varsa sorusu akla gelebilir daha doğrusu yukarıdaki entry kafasında düşünen insanların aklına gelecektir. Ancak ifade "eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır" şeklinde tamamlandığı için ilk kısmının iki veya daha fazla olursa şartı için açıklandığını anlamak kolaylaşıyor. Bu kısım sadece mirasçı çocukların bulunması durumuyla ilgili olduğunu görebiliriz.

"eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar bırakmışsa" ifadesiyle diğer durumun anlatılmaya başlandığını görüyoruz. Yani hem çocuklar hem ana ve/veya baba mevcut. O zaman önce anne ve babaya 1/6 şar pay verilir sonra kalan çocuklar arasında yukarıdaki pay dağıtma işlemi uygulanır. Yani mesela 1/6 anaya, 1/6 babaya verildi. Geriye kalan miktar, geride 1 erkek çocuk var hepsini alır. Hem erkek hem kız çocuk var erkek çocuklar kız çocukların iki katını alacak şekilde dağıtılır. 2 veya daha fazla kız çocuk kalmışsa zaten geriye 2/3 kaldığından tamamını alırlar.(TEKRAR DİKKAT EDELİM 2/3 ORANININ YUKARIDA ANNE BABA BAHSİNE GİRİLMEDİĞİ İÇİN SADECE ONUN İÇİN DÜŞÜNÜLMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİK, BURADA ANNE VE BABA VARKEN DE BU ORANIN GEÇERLİ OLDUĞUNU GÖREBİLİYORUZ NİTEKİM AZ ÖNCE SÖYLEDİĞİMİZ GİBİ KIZ EVLATLARA 2/3 KALDIĞINI BELİRTTİK . Fakat 1 soru daha anne veya babadan sadece biri varsa, diğer 1/6 ne olcak görüldüğü gibi böyle sorular iman edenlerin imanınını inkar edenlerin inkarını artırır Allah muhafaza Allah imanımızı sabit kılsın.Tekrar yukarıda ilk yaptığım açıklamayı yapmayayım devam edelim). 1 kız çocuğu kalmışsa yarısını yani 3/6 sını alır ana baba da 1/6 şar alırsa 1/6 artıyor gördüğünüz gibi tekrar tekrar aynı bahse giriyoruz tekrar edelim ayette anlayamadıklarımızı Peygamber SAV e onda da bulamazsak sahabelerine ve ictihadlara bakarak uygularız dikkatinizi çekmek isterim uygulamak için bu ihtiyaç içine giriyoruz. Matematik ispatlar mantığıyla bakmak Kuran ı Kerimin çok soru soranlar hakkındaki kıssalarından bihaber olmakla açıklanabilir. Nasıl olsun , şöyle olursa ne olur ,böyle olsaydı nası yapmamız gerekirdi, ya böyle olursa. gibi bir insanın bir şeyi yapmak ihtiyacıyla doğan sorular değil yapmamak için yol aramasıdır. Herneyse konuya dönelim. Onu da baba alır diyor elmalılı aşağıdaki çocuğu olmayan mirasçı örneğinden erkeklik hakkına dayanarak tabi BUNU AVLIYE VE REDDİYE İLE PAYLAŞTIRMA DA BİR İCTİHAD sahabelerin böyle yaptığını anlatıyorlar bazı fıkıh yazılarında , VEYA HAZİNEYE KALIR FİKRİ DE BİR İCTİHADDIR.

"şayet ölenin çocuğu yok da mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa" kısmında ana 1/3 pay alır. Burada babanın ne alacağı söylenmiyor ÇÜNKÜ 2 MİRASÇI VAR VE BIRI BELİRTİLMİŞSE DİĞERİ BULUNABİLİR. (tekrar araya giriyorum bakınız annenin aldığı pay değişti demek 1/6 hesabına uyarsak yanlışlığa düşmüş oluruz zira oranların değişmesi ile durumlara açıklık getiriliyor)O da 2/3 yani annenin aldığı payın 2 katıdır .Bir önceki kısımda arta kalanın neden baba tarafından alındığını buradan gitmiş bazı alimler. Bu konunun hikmetine şöyle açıklık getirilmiş tefsirde. Anne ve babaya 1/6 şar pay verilmesi yani toplamda 2/6=1/3 pay verilmesi ,çocukların yanında ana babanın beraber durumu; erkek evlat karşısında kız evladın durumu gibi değerlendirilmesidir yani bu durumda NASIL ERKEK EVLADA 2 KIZA 1 PAY DÜŞÜYORSA;; ÇOCUKLARA TOPLAM 2 ANNE-BABAYA DA 1 PAY DÜŞÜYOR YANİ TOPLAM 1/3 VE ERKEKLİK HAKKINI ÇOCUKLAR KULLANDIĞINDAN çocuklar erkeklik hakkını ve vasfını üzerinde bulundurduklarından anne ve baba arasında erkeklik bahsinden kaynaklanan 2 ye 1 pay düşmesi durumu gerçekleşmeyip ikisine de 1/6 şar pay düşüyor. Ancak erkek çocuk bulunmaz ise erkeklik hakkını baba gerçekleştireceği için kız çocukların haklarını almalarından sonra kalan miktar babaya kalır diyor böylece.

"eğer ölenin kardeşleri varsa" annenin 1/3 lük payı yarıya düşüyor ve 1/6 oluyor.Düşen 1/6 lık kısmı kardeşlere kalıyor.

"12. ayette kadın vefat ederse eşinin mirasının yarısını alabileceğini çocukları varsa 1/4 ünü alabileceğini ;erkek vefat ederse de 1/4 ü hanımlarının ama çocuklar varsa 1/8 inin hanımlarının olduğunu anlıyoruz.

BURADA BAHSİMİZE DÖNEBİLİRİZ. ENTRY DE SÖYLENDİĞİ GİBİ ADAM ÖLMESİN DE HANIM VEFAT ETSİN DİYELİM. ÜÇ KIZLA, ANA VE BABASI VARİS OLSUN. OZAMAN DA 2/3+1/6+1/6+1/4 OLACAK NASIL ENTRY DE 1/8 LİK 0.125 LİK KISIM FAZLA GÖZÜKÜYORSA BURADA DA 1/4 LÜK 0.250 LİK KISIM FAZLA GİBİ GÖZÜKECEK YANİ 1,250 OLACAK. ALLAH ALLAH HESABA BAKAR MISIN EY DİN KARDEŞİM. YÜCE KURANA İFTİRA ATACAK BİR YOL ARAMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL DE NEDİR BU.

AMA İZAN SAHİBİ İNSAN 2/3+1/6+1/6 LIK KISMIN 3 KIZ ÇOCUĞU BİR ANA VE BİR BABA İÇİN VERİLEN HESAP OLDUĞUNU
HANIMIN ALACAĞI 1/4 YADA ÇOCUKLAR VARSA 1/8 LİK YADA HANIM VEFAT EDERSE KOCANIN ALACAĞI 1/2 ÇOCUKLAR VARSA 1/4 LÜK KISIMLARDAN BAHSEDİLİRKEN AYETTE LÜTFEN DİKKAT ANADAN VE BABADAN BAHSEDİLMEDİĞİNİ İYİ FARKEDELİM. ZATEN 11. AYETTE 2/3+1/6+1/6 DİKKAT EDERSEK 1 E EŞİT ÇIKMAKTADIR. ALLAHU TEALA BU AYETTE YANİ İLK AYETTE TAKSİM ŞARTLARINI AÇIKLARKEN ŞÖYLE ŞÖYLE OLURSA DİYEREK ORANLARDA DEĞİŞMEYE GİTMİŞTİR LÜTFEN DİKKAT EDİNİZ. ŞİMDİ 3 KIZ BİR ANA BİR BABA ÖRNEĞİNİ HİÇ ERKEK YADA HANIM EŞ BAHSİ VE ŞARTI GİRMEDEN 2/3+1/6+1/6 ŞEKLİNDE BÖLÜŞTÜREN YÜCE YARADAN ELBETTE EVLİLİKTEN KAYNAKLANAN MİRAS HAKKININ DA BULUNDUĞUNU VE UYGULAMAMIZ GEREKTİĞİNİ AÇIKLARKEN ŞUNU ANLAMAMIZI İRAD EDİYOR "kız çocuklar ana ve baba için bu taksimat yapıldı ve bütün miras ona göre dağıtıldı ancak eğer mirası bırakan evli ise o zaman bu taksimatı uygulayamazsın zira evlendiği kişinin de hakkı var haklarının oranları da belirtiliyor. BÖYLECE BU ORANLARIN YADA İÇLERİNDEKİ HERHANGİ BİR ORANIN DEĞİŞECEĞİNİ DE BELİRTMİŞ OLUYOR (lütfen dikkat örnek olarak sadece anne ve baba varken annenin aldığı 1/3 lük oran kardeşler şartı dahil olursa yarıya yani 1/6 ya düştüğünü verebiliriz bu bir anlatım tarzıdır matematiği kuvvetli insanların edebiyatı ve mantığı kuvvetli olacak diye bir kaide yok elbette. ) ANCAK ANLAYANA VE ONU ANLAMAK VE YAŞAMAK İÇİN OKUYANLARA. ALLAH FERASETİMİZİ ARTIRSIN

Onda ne bir eksik ne bir fazla vardır. Biraz matematik öğrenenler bir ayetten bir kesri diğer ayetten başka bir kesri alıyor topluyor aradaki kelimeleri formüle yerleştiremiyor ya onun işi rakam toplamak ve neden bire eşit olmuyor bu matematiksel olarak HAŞA yanlış diyebiliyor. Bu nasih mensuh olaylarını bilmeyenlere da çok yapılıyor. Halbuki Allah u teala bazı ayetin hükümlerini bazı ayetlerle kaldırmış veya değiştirmiştir.

İnşallah açıklarken aşırılıklara kaçmamışızdır. Allah cümlemizi affetsin. Yukarıdaki entry ye de iftira başlığı eklerse hepimiz için daha hayırlı olur sanırım. Yanlışlıklar varsa lütfen düzeltiniz. Vesselam

not: Elmalılı tefsirinden , fıkhi makalelerden faydalanılmıştır

ereninthenature
07-06-2011, 00:32
ben şu yazıları okuyunca işimiz zor diyorum.bu kadar net bir şekilde hatayı kabul etmeyen bir akıl hiç bir hatayı kabul etmicektir.direk iman ediyolar yanlış olmadığına:D

bunlar neyki evrimin kanıtlarıyla dolu müzeler.:pound::lol:

yalnizs
16-06-2011, 17:17
:) çok başarılı bir tespit

Rawden
04-07-2011, 17:00
Konu müslümanların "Hayır canım yoh öyle bir şey" ya da "Allah yaptıysa doğrudur ellemeyin ayete" sözleri yüzünden bir sonuca ulaşamamış. Bu posta yanıt verirken aşağıdaki maddelerden birine bile cevap vermediğiniz sürece yanıtınızı ciddiye almayacağım:

*Allah'ın ayetlerinde herhangi bir düzeltme yapmak doğru mudur?
" Allah madem mükemmeldi neden her duruma uyan bir ayet İNDİREMEDİ?
* Bana edebiyat açısından falan da demeyin kardeşim Allah mükemmel madem bana defosuz ayet getirecek o kadar! Benim düzeltmeme ihtiyaç duyacak ayetler getiriyorsa....
* Burada verilen cevapların %100'ü hadis kitaplarının veya saçma örtme çabalarını Kuran'dan daha doğru bir kaynak olarak kabul edilmesiyle verilmiş. Kuran'mı daha üstün hadis kitabı mı?
* Ayete uygun olarak bana ilk posttaki aileye miras paylaşımı yapar mısınız? AYETTEN DIŞARI ÇIKILMAYACAK AVL REDDİYE SAÇMALIKLARINI KULLANMAYACAKSINIZ!!!



RAmen

Olimpiyat
26-07-2011, 21:52
Biraz daha uğraşırlarsa zorlama yorumları sayesinde,en sonunda yeni bir kitap yazmayı başaracaklar ama ne zaman tamamlarlar bilmem :)
olacağı bu:)

lizarazu
21-12-2011, 17:48
Atatürk ve Din (Unutturulan Gerçekler)

Atatürk'ün din karşıtı binlerce sözü var, şimdilik bunları seçtim.

ANLAMINI BİLMEDİĞİNİZ KELİMELER İÇİN BAKINIZ: http://www.tdkterim.gov.tr/bts/
"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."
Kaynak: ATATÜRK, 1925, Kastamonu Nutku, Söylev ve Demeçleri
"Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur."
Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip'e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi
"Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
"Prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."
Kaynak: ATATÜRK, Cumhuriyet Halk Partisi programı, Söylev ve Demeçleri / Cilt 1 / Syf. 389
"Türk'ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
"Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
Kaynak: ATATÜRK, Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası
"Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Hiçkimseye dini fikirlerinden dolayı birşey yapılmaz."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
"Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
Kaynak: ATATÜRK, 1923, Adana Nutku, Söylev ve Demeçleri
"Hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah'a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
"Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif Hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. İptidai insanların, tabiatın herşeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan bir çok adetler ve ananeler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
"Arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
"Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
"Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
"Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
"Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı."
Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı

vartor
21-12-2011, 18:10
Guzel bir derleme olmus. Ataturk'un bu cumleleri, ateist dusuncede oldugunun bir gostergesi. Imanlilarin neden onu sevmedikleri acikca ortada.

TruthMath
07-01-2012, 03:23
Avliye sisteminizi anladım fakat bu sisteme matematik denmesi ciddi manada bilgisizliktir. Matematikle uğraşanlar, 2. dereceden denklemlerin köklerini bulmada ilk önce yanlış tespitte bulunup daha sonra bu yanlış tespiti düzelten bir yöntem yazamazlar. Baştan doğru çözüm yöntemi bulmayı seçerler. Muhammed'den yıllar sonra kitaplaştırıldığı için yanlış geçirilmiş olabilir deseniz ( ki çok az bir olasılık ) daha mantıklı gelicek.

DEMAN
07-01-2012, 22:13
Guzel bir derleme olmus. Ataturk'un bu cumleleri, ateist dusuncede oldugunun bir gostergesi. Imanlilarin neden onu sevmedikleri acikca ortada.

Ebedi sef basbugun ateist düsüncede oldugunu söyleyenler var, alevi oldugunu söyleyenlerde var. Bence o her kesime sirin gözünmek icin, göründügü gibi olmamis, oldugu gibi görünmüstür...

Dersim´de onbinlerce insanin katlini planli ve projeli bir sekilde gerceklestiren bir "Ateist"?!?! Dini rahatlikla yasaklayabilir, en azindan din bezirganligi kurumu basimiza musallat etmezdi!!!

TruthMath
08-01-2012, 01:10
Ebedi sef basbugun ateist düsüncede oldugunu söyleyenler var, alevi oldugunu söyleyenlerde var. Bence o her kesime sirin gözünmek icin, göründügü gibi olmamis, oldugu gibi görünmüstür...

Dersim´de onbinlerce insanin katlini planli ve projeli bir sekilde gerceklestiren bir "Ateist"?!?! Dini rahatlikla yasaklayabilir, en azindan din bezirganligi kurumu basimiza musallat etmezdi!!!

Mustafa Kemal Atatürk'ün din konusunda bir kesinliği yok. Bu konuda size katılıyorum fakat yinede ülkesini kurtarmak için hayatını heba eden bir insana yaklaşımınız doğru mudur? Ülkesi için savaştığına dair çok kanıt vardır. TSK arşivindeki yazışmalar, halkla yaptığı toplantıdaki kararlar, kısa filmler, eşitlik hakkında çıkarttığı yasalar ve sistem olarak güzelde olsa yönetici konusunda çirkinleşebilen bir sistem ( cumhuriyet ). Katliam diyorsunuz fakat Dersim olayları neden oldu? Nasıl oldu? Planladı mı? Gerçekten bir katliam mıydı? gibi sorulara bir açıklık getirilmiyor. Bazı kesim dersimlilerin aşiret düzeninde kalmak istemeleri yüzünden cumhuriyete karşı çıkmaları yüzünden oldu diyor, başka bir toplulukta etnik olarak ayrı oldukları için katlediklerini söylüyor. Eldeki kanıtları gösterip işte olay bu şekilde oldu demek var bir de birileri şöyle söylemiş o yüzden ben söylediklerini yüzde yüz kabul ediyorum böyle olmuş demek var. Eğer kanıtlarıyla konuşursanız daha sağlam temellerle konu açıklığa kavuşabilir. Örneğin 2 milyon ermeni katledildi iddiası, o yıllarda yapılmış olan nüfus sayımıyla çürütülebiliyor fakat o zaman katliamı yapan üstünüde bu şekilde örtmüştür olasılığı olduğu için insanda bir şüphe olabilir. Bu şüpheyi duymak önemlidir bence aslında. Kişisel olarak sorarsanız ben etnik kimlik denen kavramın insanlar tarafından ayrımcılık yapmak için tanımlandığını düşünüyorum. Ben türk olmayı seçmedim ve aynı şekilde kürt, japon, ingiliz olmayıda seçemem.

Yinede çoğu insan etnik kimliğe göre etiket yapıştırabilir ki bu çok öncelerine dayanıyor. Din gibi etnik kimliklerde savaşıyor. Oysa kaybeden hep bir taraf var. O da insanlar. Tabi din gibi bu düşünceyi insanları anlattığınızda vatan haini olabilirsiniz. Dürüst olmak gerekirse herkes karşısına yüzbinleri alıp düşüncesini savunamaz çünkü korkarlar. Korkmayanlar ise ya öldürülür ya da dışlanırlar. Turan Dursun gibi.

nuri
02-02-2012, 17:40
KURAN'DA MATEMATİK HATASI VAR DİYEN KAFİRLERE, ASLINDA BUNUN
HATA DEĞİL BİR MUCİZE OLDUĞUNUN İSPATI

Bazı dinsizler saf insanların bilgisizliklerinden yaralanarak onları kandırıp Kuranı-Kerimde matematik hatası olduğunu
söylüyor, internet ve diger yayın organlarında türlü-türlü matematik oyunlarıyla guya bunu isbat etmeye çalışıyorlar.Bunların
en fazla ileri gidenlerinden www.turandursun.com (http://www.turandursun.com) isimli sitede 29 nisan 2010 tarihli yazıya reddiye olarak ve müslümanların
imanlarında şüpheye düşmemeleri için burada onların söylediklerinin yalan olduğunu,bunun aslında Kurani-Kerimin bir matema-
tik mucizesi olduğunu teker teker ispat edeceğem. Hatta matematikçilerin Kurani-Kerimin bu ayetinden yola çıkarak matemati-
ğin olasılık bölümünde önemli bir kuralı bulabileceklerini ümit ediyorum. Sabırla ve dikkatle okuyacağınızı ümit ederek baş-
lıyorum.
KOnuya girmeden önce bu konunun daha iyi anlaşılması için örneklerle bir kaç şey söylemeliyim.Allahu teala ken-
disi sınırsız bir kudret, sınırsız bir ilim ve sınırsız bir güzel yaratma sıfatlarına sahib olduğu halde, bu dünya bir
imtihan yeri olduğu için bu dünyadakı mahlukları da, bu dünyaya ait işlerin hepsini de sınırlı yaratmıştır.Çünki eğer bu
dünya imtihan yeri olduğu halde bu dünyada da sınırsız ilmini,kudretini ve güzel yaratmasını gösterse idi, imtihan iptal ol-
muş olurdu.Yani, ya her kes görür imana gelirdi, yada sınırlı maddelerden oluşan mahlukat bu sınırsızlığın karşısında hay-
retden dayanamazdı. Nasıl ki,mesela bir üniversite sınavında sorulan sorular öğrencilerin gördükleri derslerden sorulur.
Eğer çok basit sorular sorulsa, o zaman her kes sınavı geçer, kimsenin hangi istidada sahib olduğunu bilemezsin.Ya da so-
rular öğrencilerin hiç birinin bilemeyeceği sorular olsa kimse sınavı geçemez.Aynı bunun gibi Allahu Teala bu dünyanı sınır-
lı yaratdığı için bu dünyanın işlerini de sınırlı yaratmış, fakat her iş için muhtelif yollar içinde bulunan en güzel bir
yol bırakmıştır.Yani, nasıl ki, bir noktadan diger bir noktaya gitmek için farklı yollar vardır ,ama en kısa olanı en düz
hat boyunca olanıdır.Aynı şekilde her iş için farklı yollar bulunmakla beraber, bu yollardan birisi en doğru olanı ve en
güzel olanıdır. Şimdi sen bana desen ki, bu noktadan başka bir noktaya gel bir düz hat boyunca gidelim,çünki en kısası bu-
dur.Ben de senin hakkında desem ki, yahu bu adam matematik hatası yapıyor,burdan oraya düz hat boyunca gitsek beş saat vak-
timizi alacak desem, her kes bana gülmez mi? Ve her kes bana demezmi ki, ey yalançı eğer bildiğin daha kısa olan bir yol
varsa göster, yoksa ebleh-ebleh konuşup insanların kafasını karıştırmaya çalışma.
Bu kabilden, Allahu Teala her konuda olduğu gibi, miras konusunda da bütün mümkün hallerin en doğru olanını,en kısa olanını,
en içinden çıkılabilecek olanını emretmiştir.Şimdi bu yalancı eblehler ise bu konunun saf insanların bakarak kolayca anlaya-
mayacağı ve hesap yapamayacağı bir konu olduğundan istifade ederek ,kurnazlık yapmakta, güya burda matematik hatası var diye
insanları kandırmaya çalışmaktadırlar.Halbuki,miras konusunda bu yalancıların dediği gibi payı paydaya eşitlemeye çalışsan
bu defa mirasçılara ekseriyyet itibarile ,önceki halden daha çok haksızlık yapmış olursun.
İkinci olarak şunu söylmeliyim ki, Kurani-Kerim asla hata yapmaz, hatayı insanlar yapar.Hatta sahabeler ve onlardan sonra
gelen Büyük İslam Alimleri de hata yapabilir.Onların hatası kendilerine ait olarak kalır.Kurani-Kerime ait olmaz.Bu konuda
Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilir:"-"Hâkim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki sevap verilir. Eğer içtihad
eder ve hata edese ona bir sevap vardır." [Buhârî, İ'tisâm 21; Tirmizî, Ahkâm 2). İmam Şafiinin de şöyle söylediği rivayet
edilir:"Hadis sahih olunca, benim mezhebim odur. Böyle bir durumda, hadisle çatışan bana ait sözü duvara çarpın" (ez-Zü-
haylî,a.g.e., 1, 37; Muhammed Ebû Zehra, Kitabü'ş-Şafiî,149 vd.).
Şimdi konuya geçelim.Önce Nisa suresindeki ilgili ayetlere bakalım:
Nisa/11
Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar) ikiden fazla
kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu
varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana ba-
bası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma,
ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğu-
nu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nisa/12
Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte
biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenme-
sinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın
sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesin-
den sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kar-
deşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma va-
rislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bun-
lar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
Şimdi ise yalancı guruhun yazılarını onların yazdığı maddeler halinde önemlilik sırasına göre birer-birer aynen burada
yazacağım, sonra da bir yanıltmacadan ibaret olduğunu isbat edeceğim.
1) Yazılarının 6-cı maddesi şöyledir;

6. Kuran'daki Matematik Hatası: Malın Az Gelmesi -
Pay'ın Payda'dan Büyük Çıkması
Fakat bazı durumlar da var ki, ayetlerdeki oranları dağıtmaya çalıştığımızda, mal yetmiyor, pay paydadan büyük çıkıyor.
Ayetlerin hazırlanmasında belli ki bu durumlar düşünülememiş ve böylece çok bariz bir hata yapılmış. Meselâ birisi bize
"Şu pastanın yarısını Fatma'ya, yarısını Ayşe'ye, üçte birini de Hatice'ye ver" dese, muhtemelen bu kişinin ya şaka yaptı-
ğını sanarız, ya da zekâsından şüpheleniriz.
İşte ayetleri uygulamaya çalıştığımızda tam olarak bu absürt sonucun çıktığı birden çok durum (varis tablosu) var. Bu du-
rumlar, fıkıh kitaplarının "feraiz" (miras hukuku) bölümünde işlenmekte. Burada sadece iki tanesini örnek olarak ele almak-
la yetinebiliriz.
Örnek 1: Kardeşleri olmayan bir adam (borç ve vasiyet bırakmadan) ölür. Geriye üç kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalır.
Bu durum için geçerli olan cümleleri okuyalım:
•Nisa/11'den: "(Çocuklar) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır."
•Nisa/11'den: "Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır."
•Nisa/12'den: (Karı için) "Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır."
üç kız çocuğuna (toplam): 2/3 = 16/24
anneye: 1/6 = 4/24
babaya: 1/6 = 4/24
karısına: 1/8 = 3/24
toplam: 27/24 !
Böyle bir paylaşımı yapmak ise matematiksel olarak imkânsız. Çünkü pay, payda'dan büyük çıkıyor. Yani mal yetmiyor.

CEVAP
Öncelikle şunu söyleyeyim ki, bu yalancı guruhun Fatma,Ayşe ve Hatice diye verdiği örnek tamamen bir yanıltmacadan iba-
retdir, mirastaki durumla asla kiyaslanamaz.Çünki mirastaki durum tamamen olasılık meselesidir,yani miras alacak kişiler
miras bırakan kişiye göre sürekli değişmektedir.Kimisinin babası bulunmaz,annesi bulunur kimisinin babası bulunur üç kız
çocuğu bulunmaz ve saire.Yani, bu örneğe uyduracak olsak demeliyiz ki,Fatma,Ayşe ve Hatiçe üçü birden senede çok tesadüf
biraraya gelirler.Ya Fatma bulunmaz, Ya Ayşe gelmez, bazen de Haticeyle Ayşe ikisi birden bulunmaz.
Mirastaki durumla kıyaslanacak şekli ise şöyledir:
Fatma,Ayşe,Hatice ve Songül(mirasla ilgili örnekte 4 seçenek olduğu için burda da kolay anlaşılması için dört kişi seçtim)
her gün pasta yemeye namzed bulunurlar.Fakat bu dört kişinin aynı anda biraraya gelmeleri sedece senede iki defa olur.Sene-
nin diğer günlerinde bunlardan ya sadece ikisi,ya da üçü bir araya gelip pasta yemektedirler.Durum böyleyken birisi bize
dese ki,bu pastayı bu dört kişinin arasında her gün değişmez belli oranlarda böl, ama öyle böl ki, payların toplamı genel-
de paydaya ya beraber olsun, ya da paydaya yaklaşsın.Yani pastanın tamamına yakını bitsin.Durum böyleyken bizim düşünece-
ğimiz ilk şey şu olacak:
Bu dört kişinin dördü senede iki defa hep beraber biraraya gelir.Geriye kalan 363 günde bunlardan ikisi,ya da üçü birara-
ya gelirler.Eger biz her gün bunların dördünü de nazara alıp pastanın biteceği(yani payların toplamının paydaya eşit olaca-
ğı) şekilde oranlara ayırsak bu durumda senenin sadece 2 gününde pastanın tamamı bitecektir.Senenin geriye kalan 363 günün-
de ise payların toplamı hep paydadan daha küçük bulunacaktır.Çünki gelmeyen bir ve ya iki kişinin payı fazla kalacaktır.Ya-
ni pastanın bir kısmı senenin 363 günü boyunca fazla kalacaktır.Mesela;
Fatmaya: 5/8 =15/24
Ayşeye: 1/8 = 3/24
Haticeye: 1/8 = 3/24
Songüle: 1/8 = 3/24 verdik (daha iyi anlaşılması için rakamları miras konusuna uygun aldım)

Toplam: 24/24 Yani, pay paydaya eblehlerin istediği gibi eşit çıktı.
Şimdi Bakıyoruz: Senede iki defa , yani dört kişinin beraber bulunduğu zaman pay paydaya eşit olur.Yani pasta biter.Diger
363 günde ise aşağıdakı örneklerdeki durum olur; mesela;
Fatma gelmezse pastanın 15/24-ü fazla kalır
Ayşe gelmezse pastanın 3/24-ü fazla kalır
Haticeyle songül ikisi gelmezse pastanın 6/24-ü fazla kalır.
Bu durumda bizim matematiksel açıdan düşüneceğimiz en doğru şey şu olur:Nasıl olsa bu dört kişi senede iki defa
hep beraber bir araya gelir.O yüzden bu 2 günde bu dört kişi pastayı kendi aralarında oranları nisbetinde bölebi-
lirler.Biz 363 gün boyu pastayı zayi etmeyelim.Çünki, bu dört kişiden üçünün ve ya ikisinin birarada bulunması senenin 363
gününe denk gelir.Bu oranları öyle seçelim ki, senenin 363 gününde bu dört kişiden üçü, alması mümkün olan en büyük
payı alsın.Ama bu dört kişiden herhangi üç kişinin paylarının toplamı paydayı geçmesin,yoksa yine önceki durum başka bir
şekilde ortaya çıkar.
Ve bu oranları arıyoruz.Karşımıza Kurani-Kerimin miras konusunda verdiği oranlar çıkıyor:
Fatmaya(üç kız kardeşe): 2/3 = 16/24
Ayşeye (anasına): 1/6 = 4/24
Haticeye (babasına): 1/6 = 4/24
Songüle (karısına): 1/8 = 3/24

Toplam: 27/24 yapar ama, senede iki defa
Aynen bunun gibi miras konusunda da mirasta hak sahibi olan kişilerden yukarıdakı örnekte verilen kişilerin, yani üç
kız çocuğunun(ve ya üçten fazla), annenin, babanın ve karısının aynı anda mirasçı olması gibi haller tesadüf denebilecek
kadar az vuku bulur.Ama bu dört kişiden herhangi üçünün veya ikisinin aynı anda mirasçı olması genellikle vuku bulan haller-
dir. Çünki, ölen bir kişinin genelde ya ana,babasından biri bulunmaz ve ya üç(veya üçten fazla) kız çocuğu olmaz veya karısı
olmaz.O yüzden de eğer bu kişilerin dördünün bir anda mirasçı olduğunu esas alaraq konuya baksak, kendimizi ve insanları
kandırmış oluruz.Örneklerle izah ediyim.

Üç kız kardeşe: 2/3 = 16/24
Anneye: 1/6 = 4/24
Babaya: 1/6 = 4/24
Karısına: 1/8 = 3/24

Toplam: 27/24

Kurani-Kerimdeki oranlar yukarıdakı gibidir.Şimdi bakıyoruz:Mesela,diyelim ki,her bin tane miras meselesinden birisinde bu
dört seçenekteki akrabaların hepsi bulunur ki, bu ekseriyyet itibariyle böyledir.Zaten Peygamberimizin ve hz.Ebu Bekrin dö-
neminde olmaması, ilk defa hz.Ömerin döneminde böyle bir durumla karşılaşılması da bunun delilidir.Geriye kalan 999 miras
meselesinde ise bu dört seçenekteki akrabalardan üçü ve ya ikisi bulunur diye düşünelim.Durum böyleyken payın paydaya eşit
olması için bu oranları şu şekilde değiştirmemiz lazım:

Üç kız kardeşe: 5/8 = 15/24
Anneye: 1/8 = 3/24
Babaya: 1/8 = 3/24
Karısına: 1/8 = 3/24

Toplam: 24/24 Pay paydaya eşitlendi ama her 1000 tanede 1 defa olur(1000 tanede bir taneyi konuyu anlatabilmek için
yaklaşık olarak yazdım.Kimse kesin rakam diye almasın)

Ama bu durumda bu dört seçenekteki akrabalardan üçünün payı azalmış oldu ve bu azalma her 999 miras meselesi için geçerli
olmuş oldu.Yani önceki halde 1000 miras meselesinden 999-da; örnek olarak;
üç kız kardeş 16/24 alacaktı şimdiki halde ise 15/ 24 almak zorunda kaldı.
anne 4/24 alacaktı şimdiki halde ise 3/24 almak zorunda kaldı
baba 4/24 alacaktı şimdiki halde ise 3/24 almak zorunda kaldı
karısı değişmez
Yani üç seçenekteki akrabalar her 1000 miras meselesinin 999-da daha az pay almak zorunda kaldı.Bu neyin hatırı için böyle
oldu.Sadece yalançı eblehlerin istediği payın paydaya eşit olması için mi?
Halbuki, Allahu-Teala hazretlerinin bu konuda emrettiği oranlar bu konu için altın oran denilecek oranlardır.Çünki, eğer
bu oranları bir tane artırsan daha da fazla karışıklık çıkar(diğer üç mirasçının payları da paydadan büyük olmaya başlar).
Yok, eğer bir tane azaltsan bu defa da miras meselelerinin ekseriyyetinde mirasçılar daha az payda almak zorunda kalırlar.
Şimdi bu yalancı eblehler matematik hatası diyorlar.Eğer bir şeye yanlış diyorsan, onun doğru olanı neyse,önce onu göste-
rip, sonra yanlıştır demen gerekiyor.Eğer gösteremiyorsan demek ki, doğrusunu gösterene kadar yalancısın.Miras konusunda
da, bu yalancılardan hepsini biraraya toplasan ve desen ki, madem yanlıştır, siz öyle oranları gösterin ki, bütün hallerde
pay paydaya eşit olsun.Gösteremezler.Çünki,bu işin en doğru yolu Kurani-Kerimdeki oranlardır.Başka oranlar vermeye kalksan,
ya mirasçılara haksızlık etmiş olursun, yada iş daha da karışır.Bu konuya dair yazılarındakı ikinci örnekte de aynı bu yön-
temle bakılsa yine aynı kandırmacanın olduğu görülür.
Demek ki, Allahu Teala her konuda olduğu gibi, bu konuda da bütün mümkün hallerden en doğru olanı hangisi ise onun ile
hükmetmiştir.Diger bütün mümkün hallerin sonucu daha yanlış rakamlar vermektedir.
Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için daha basit bir örnekle bir daha anlatmak istiyorum.Miras konusunda oranlar miras-
çıların önemlilik derecesine göre verilmiş,mesela çocuklar daha önemli olduğu için onların payı diğerlerinden daha çok.Bu
örnekte ise insanların daha iyi anlaya bilmesi için oranları eşit olarak yazacağım.
Mesela: Bir matematik hocasının dört tane devamlı öğrencisi(POLAT,SUAT,FIRAT,NİHAT) vardır.Bu öğrencilerin her birisi hafta-
nın farklı günlerinde hocanın yanına ders almak için gelmektedirler.Yani,mesela;
Polat-pazartesi,salı ve perşembe;
Suat-salı, çarşamba ve cuma ;
Fırat-pazartesi,perşembe ve cuma;
Nihat-salı,perşembe ve cuma;
derse gelmektedir.Gördüğümüz gibi bu 4 kişiden 3-ü haftada 3 defa, 2-si de haftada 1 defa biraraya gelmektedirler.
Fakat bu 4 kişi birden senede sadece 2 defa, yani sınavlarda biraraya gelmektedir.Hayırsever birisi, hocaya şöyle der;
-Sana her gün 30 lira para vereceğim.Sen bu dört öğrencinin her birine değişmez bir rakamla öyle bir pay yaz ki, bu
para o oranlarla ayrılıb öğrencilere verildikten sonra paranın tümü ya bitsin, ya da az bir şey kalırsa onu da diğer muh-
taclara verirsin.Ama öyle yap ki, genel olarak öğrencilere verdiğin paraların toplamı,bu 30 liraya mümkün olan en yakın
rakam olsun.Yani, ya kalan olmasın, ya da kalan mümkün olan en küçük rakam olsun.Hoca önce 30 lirayı bu dört öğrenciye
eşit olarak bölmek ister.Yani, her birine 1/4 vermek ister ve bakar ki, bu durumda payların toplamı paydaya eşit olur.
Önce böyle doğru olduğunu zanneder.Fakat sonra bakar ki, bu 4 kişi senede sadece 2 defa biraraya gelir, yani bu 30 lira
senede sadece iki defa kalan olmadan öğrencilere dağıtılabilecek.Geriye kalan 363 günde ise bu öğrencilerden ya üçü, ya da
ikisi biraraya gelmektedir.Bu durumdayken 30 liradan kalan para 2 gün hariç, sene boyu bu öğrencilerden birinin ve ya iki-
sinin paydalarına eşit olacak.Fakat hayırsever kişi 30 lirayı öyle oranlarla bölmesini istemişti ki, kalan para mümkün
olan en az rakama insin.Bu yüzden matematik hocası düşünür ve sonunda şu karara varır, der ki;
--BU İŞ BİR OLASILIK KONUSU GİBİDİR,YANİ,ÖĞRENCİLERİN SAYISI SENENİN 363 GÜNÜ SÜREKLİ 3 VE YA 2 OLARAK DEĞİŞMEKTEDİR. 4-Ü-
NÜN BİRARADA OLMASI İSE SENEDE SADECE 2 DEFA OLUYOR.O YÜZDEN BİZ EKSERİYYETE BAKIB HÜKÜM VERECEĞİZ.NASIL OLSA SENEDE İKİ
DEFA BU PARAYI ORANLAR DEĞİŞMEDEN HER ÖĞRENCİNİN PAYINI BİRAZ AZALTARAK HALLEDEBİLİRİZ.BİZ 363 GÜNÜ DÜŞÜNELİM.BEN BU ÖĞREN-
CİLERİN HER BİRİNE 30 LİRANIN 1/3-Ü DİYE DEĞİŞMEZ PAY YAZARSAM EN DOĞRUSU BU OLUR. ÇÜNKİ 1/3-Ü ARTIRIRSAM, YANİ 1/2 YA-
PARSAM BU DEFA ÜÇ ÖĞRENCİNİN PAYLARININ TOPLAMI PAYDAYI(30 LİRAYI) GEÇER. VE EKSERİYETLE 3 ÖĞRENCİ BERABER BULUNABİLDİĞİ
İÇİN BU ÖNCEKİNDEN DE KÖTÜ OLUR.YOK, EĞER 1/3-Ü AZALTIRSAM, YANİ 1/4 YAPARSAM, BU DEFA DA SENENİN 2 GÜNÜ HARİÇ DİĞER
363 GÜNÜ BOYU BU ÖĞRENCİLER DAHA AZ PAY ALMAK ZORUNDA KALACAKLAR.DEMEK Kİ, BU İŞ İÇİN EN DOĞRU KONULABİLECEK SABİT
RAKAM 1/3-TÜR DİYE MATEMATİK HOCASI KARAR VERİR.
Gördüğümüz gibi Kurani-Kerimin bu konuda verdiği oranlara sathi bir nazarla bakarsak, kendimizi ve başkalarını kandırmış
oluruz.Fakat işi cemiyyet hayatında tatbik etmeğe çalıştığımızda bu oranların ne kadar mucizevi bir şekilde seçildiğini
görebiliyoruz.Yalancı guruh da bu sathi nazardan istifade ederek insanları kandırabileceğini sanmaktadır.
Yalancı guruhun başka bir hilesi de şudur ki, miras konusunda nisa 11-12-ci ayetlerle, nisa 176-cı ayeti kıyaslamakta
ve guya her iki ayette ölen kişinin kardeşlerinden bahsetdiği halde farklı oranlar verildiğini söylemekte ve sanki her ölen
kişinin evli olduğunu veya karısı-kocası bulunmayan hiç kimsenin ölüp miras bırakmadığını gözlerden gizlemeye çalışırlar.
Ve bu konuda da işlerine gelen dini kaynakları göstermekte, işlerine gelmeyen kaynaklardan ise hiç bahsetmemektedirler.
Mesela, nisa 11-12.ci ayetlerin nazil olma sebebine ait olan şu hadisi gizlemeye çalışmaktadırlar;
Sa'd İbnu-Rabi(r.a) Uhud'ta şehid olunca, cahiliye örfüne göre erkek kardeşi bütün malına el koymuş, eşine ve iki kızına
bir şey bırakmamaştı.Sa'dın eşi,Allah Resulune gelerek; "Şu iki kızın babası Uhut'ta öldürüldü.Bunların amcası bütün malı
aldı.Bunlar ancak mal ile nikahlanır" dedi.Hz.Peygamber,"Bu konuda Allah hüküm verecektir" dedi.Bunun üzerine mirasla ilgi-
li ayetler indi.Allahın elçisi Sa'd'ın kardeşini çağırarak şöyle dedi:"Sa'dın iki kızına üçte iki ve eşine sekizde bir ver.
Geri kalan da senindir."(Tırmizi.Feraiz,3;İbn Mace,Feraiz,2).İşte İslamda ilk miras taksimi bu olmuştur.
Bu hadisten de anlayabildiğimiz gibi kardeşlere hisseleri eğer ölen kişi evli değilse, ya da eşi ve çocuğu bulunmazsa tam
olarak verilir.Eğer eşi ve çocuğu varsa önce onlar hisselerini alır, geriye bir şey kalırsa kardeşler alırlar.Bu konuyu
ispat eden başka iki hadis de şudur;
1)"Kız kardeşleri kızlarla birlikte bulununca,asabe(yani, geriye ne kalırsa onu verin) yapınız"(Buhari,Feraiz,12;
Darımi,Feraiz,4).
2)"Nassla(ayet-hadis) belirlenen payları sahiplerine ulaştırın.Kalan miktar en yakın erkek hısmındır."(Buhari.Feraiz,5,7,
9,10;Müslim,Feraiz,2,;Tırmizi,Feraiz,8).
Bundan başka Hz. Ebubekir'in bir hutbesinde, ölen kişinin mirasçılarının kimler oldukları hususunda söylediği şu sözleri
gizlemeye çalışmaktadırlar.Hz.Ebubekir demiştir;
"Dikkat edin, Allah teala Nisa suresinin baş tarafında mirasçıların paylarını izah eden ilk âyeti (onbirinci âyeti) çocuk-
lar ve ana baba hakkında indirmiştir. İkinci âyeti (on ikinci âyeti) karı koca ve anne bir kardeşler hakkında indirmiştir.
Nisa suresinin son âyetini ise anne baba bir erkek ve kızkardeşler hakkında indirmiştir. Enfal suresinin şu son âyetini
ise ölenin asabesi (ölenin baba tarafından olan akrabaları) hakkında indirmiştir.
Hz.Ebubekirin bu sözünün doğru olduğunu tasdik eden ve nisa 176-cı ayetin nuzul sebebi olan başka bir hadisi zikretmeden
geçemeyeceğim;
Nisa 11-12.ci ayetler inmiş fakat Nisa 176.cı ayet daha inmemişti.
Sahabeden hz.Cabir hastalanmış ve öleceğini zannetmişti.Bu esnada onun ne çocuğu, ne de babası vardı, sadece yedi kız kar-
deşi vardı.Hz.cabir sahih bir hadiste şöyle demektedir;
"Ben! Seleme (kabilesin) de (rahatsız bulunduğumda) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir'le birlikte yaya ola-
rak beni dolaşmaya geldiler. Beni aklımı kaybetmiş halde buldu.Bunun Üzerine su isteyerek abdest aldı.Sonra o sudan üzerime
serpti. Ben de ayıldım ve:" Malım hususunda ne yapayım yâ Resûlâllah? Bana ancak yedi kız kardeşim mirasçı oluyor" dedim.
Bunun üzerine:
«Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadın hissesi tavsiye ediyor.(nisa 176)» âyet-i kerîmesi indi."(bütün
sahih kitaplarda geçer)
Bu hadisten de anlayabileceğimiz gibi, hz.Cabirin kız kardeşleri ana-baba bir kız kardeşleri olduğu için onların durumunu
hz.Peygambere sormuştur.Halbuki hz.cabir bu soruyu sorduğunda nisa 11-12.ci ayetler inmiş bulunmaktaydı.Eğer nisa 12.ci
ayetdeki kardeşlerle ilgili yer anne-baba bir kardeşlerle ilgili olsaydı hz.Cabir bunu niye sorsun ve bu konuda bir daha
ayet insin.Demek ki,her kes nisa 12.ci ayetlerin sadece anne bir kardeşlerle ilgili olduğunu biliyordu.
Hz.Ömerin kelale ile ilgili sözleri ise kelalenin hem babası,hem de çocuğu olmayan kişiye mi, yoksa sadece çocuğu olma-
yan kişiye mi denmesinde kararsız olmasından, sonra da Ebubekir ve diğer sahabelerin görüşünü kabul etmesinden başka bir
şey değildir.
Bu yalancılar ise biz müslümanların kendi dinimizi iyi bilmememizden istifade ederek bizi kandırmaya çalışmaktadırlar.
Halbuki, ilk başta dediğim gibi; "İnsanlar hata yapar, Kuran hata yapmaz".

Şimdi başka bir maddeye geçiyorum.
1)3-cü maddede diyorlar ki;
3. Ayetlerleki İlk Tuhaflık
Allah neden kıyamete kadar bütün zaman ve mekânlar için detaylı bir şekilde mirasın tam olarak
nasıl bölüştürüleceğini emretsin?
Kuran çok daha önemli konularda, örneğin devlet başkanının nasıl tayin edileceği, "şûra"da yer alacak kişilerin nasıl,
kim tarafından belirleneceği, ibadetlerin tam olarak nasıl icra edilmesi gerektiği gibi konularda hemen hemen hiçbir somut
düzenleme bulundurmaz. Hukuk sistemi için mirastan çok daha mühim denilebilecek alanlarda bu kadar detaylı ayetler yok.
Hatta birçok alim bu durumu "İslam Hukukunun esnekliği ve evrensel olmasının bir gereği" olarak yorumlar ve Allah'ın kulla-
rına değişen şartlara göre (İslam'ın özüne sadık kalarak) somut kuralları değiştirmelerine izin vermekle ne kadar da rahmet-
li davrandığını söyler.
Hâl böyle iken, neden miras gibi nisbeten daha önemsiz, üstelik çok daha değişken olması gereken bir konuda bu kadar detay-
lı hükümler gelmiş? Neden müslüman toplumlara kıyamete kadar, ekonomik, sosyal, kültürel, demografik şartlar ne olursa
olsun, miras paylaşımını tam olarak bu şekilde yapmak emredilmiş? Ve neden bu paylaşım her zaman ve her yerde en âdil,
hatta tek âdil seçenek olsun?

CEVAP;
Bediüzzaman hazretlerinin bir-iki sözüyle başlayarak cevap vermek istiyorum:Der ki:"Kuran-ı Hakim, Hakimdir.Herşeye, kıyme-
ti nisbetinde bir makam verir"."Çünki, medeniyeti-beşeriye harikalarının hakları, bahs-i Kurani'de o kadar olabilir.Zira Ku-
ranın vazife-i asliyesi; daire-i Rububiyetin kemalat ve şuunatını ve daire-i ubudiyyetin vezaif ve ahvalini talim etmektir.
Öyle ise; şu havarık-ı beşeriyenin o iki dairede hakları, yalnız bir zayıf remz,bir hafif işaret,ancak düşer.Eğer sarahatle
zikretse,sırr-ı teklif bozulur.O zaman her kes ister-istemez tasdik edecek.Müsabaka olmaz,imtihan fevt olur.Kömür gibi bir
ruh ile elmas gibi bir ruh beraber kalacaktır ".
Allahın bu konuya önem vermesinin sebebi insana ve kul hakkına ne derece değer verdiğinin göstergesidir.Sizin bu konuyu
önemsiz görmenizin sebebi ise kafir ve kibirli olduğunuzdan dolayı Allahın kullarına değer vermediğinizin göstergesidir.Bir
de eğer miras konusuna bu kadar önem verilmeseydi, bu defa sizin gibi yalancı eblehler yine sahtekarlık yapmaya başlayacak
ve diyecektiniz ki;-Madem Allah kul hakkına bu kadar önem verdiğini söylüyor, niye miras konusunu kesin olarak belirtip,
kullarının hakkını gözetmemiştir?
Son olarak bir şeyi daha söylemek istiyorum: Yalancılar diyorlar ki,"Kuranda ibadetlerin tam olarak nasıl icra edilmesi
gerektiği gibi konularda hemen hemen hiç bir somut düzenleme bulunmaz."
Bunun sebebi ise şu olsa gerek: Eğer Kuran-i Kerim her şeyi ayrıntılı olarak verecek olsaydı o zaman cildlerle bir ki-
tap olmak zorunda kalırdı.Ve Peygamberimizin de vazifesi bu ciltlerle kitabı yazdırmaktan ibaret olurdu.Yani, Peygamberimiz
bunları kendisi örnek olarak yaşayıb insanlara gösteremezdi.

nurulu_nuri@yahoo.com.tr
2 şubat 2012 perşembe

ereninthenature
02-02-2012, 17:58
Aynen bunun gibi miras konusunda da mirasta hak sahibi olan kişilerden yukarıdakı örnekte verilen kişilerin, yani üç
kız çocuğunun(ve ya üçten fazla), annenin, babanın ve karısının aynı anda mirasçı olması gibi haller tesadüf denebilecek
kadar az vuku bulur.Ama bu dört kişiden herhangi üçünün veya ikisinin aynı anda mirasçı olması genellikle vuku bulan haller-
dir.

Yani 1 metrelik yazinda, Allah istisnai durumlar icin bu hesaplamanin yanlis cikacagini soylemeyi unuttugunu anlatiyorsun.Tamam, senin dedigin gibi olsun.:)

istatistik
02-02-2012, 17:59
Ana hatları ile yanıldığınız yerlere değinecek olursak:

Aynen bunun gibi miras konusunda da mirasta hak sahibi olan kişilerden yukarıdakı örnekte verilen kişilerin, yani üç
kız çocuğunun(ve ya üçten fazla), annenin, babanın ve karısının aynı anda mirasçı olması gibi haller tesadüf denebilecek
kadar az vuku bulur.Ama bu dört kişiden herhangi üçünün veya ikisinin aynı anda mirasçı olması genellikle vuku bulan haller-
dir. Çünki, ölen bir kişinin genelde ya ana,babasından biri bulunmaz ve ya üç(veya üçten fazla) kız çocuğu olmaz veya karısı
olmaz.O yüzden de eğer bu kişilerin dördünün bir anda mirasçı olduğunu esas alaraq konuya baksak, kendimizi ve insanları
kandırmış oluruz.Ayeti eğip bükmek yerine mirasçıların bahsi geçecek şekilde ortaya çıkmasının düşük olasılıklı olduğunu iddia ederek hesabın doğru olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Bu, şu zamana kadar okuduğum en mantıksız savunma. işin matematiksel yanına değinmeye gerek bile duymuyorum.

Kurani-Kerimdeki oranlar yukarıdakı gibidir.Şimdi bakıyoruz:Mesela,diyelim ki,her bin tane miras meselesinden birisinde bu dört seçenekteki akrabaların hepsi bulunur ki, bu ekseriyyet itibariyle böyledir.Zaten Peygamberimizin ve hz.Ebu Bekrin dö-
neminde olmaması, ilk defa hz.Ömerin döneminde böyle bir durumla karşılaşılması da bunun delilidir.Geriye kalan 999 miras
meselesinde ise bu dört seçenekteki akrabalardan üçü ve ya ikisi bulunur diye düşünelim.Durum böyleyken payın paydaya eşit
olması için bu oranları şu şekilde değiştirmemiz lazım:

Üç kız kardeşe: 5/8 = 15/24
Anneye: 1/8 = 3/24
Babaya: 1/8 = 3/24
Karısına: 1/8 = 3/24

Bu bölümde ise yine olasılıksızlık durumuna değinerek kuranı aklamaya çalışıyorsunuz. Ancak ne olur ne olmaz diyerek matematiksel bir açıklama da getirmişsiniz. Sorun ise, burada verilebilecek üst sınırları aşağı doğru yuvarlamanızdan kaynaklanıyor. Bunu daha önceki mesajlarımda da inceleyip eleştirmiştim.

işi olasılıksal olarak değerlendirmişsiniz. Eğer bir olasılıklar meselesi olduğunu kabul ediyorsanız, mükemmel ve mucize diyebileceğiniz bir miras bölüşümü için mümkün olan bütün olasılıklara göre tek tek oran belirlemeniz gerekir. Bu olasılıklar ise hesaplayabileceğinizden daha fazladır. İsterseniz sayılabilir sonsuzluk diyelim.

vartor
02-02-2012, 18:18
Iman iste boyle birseydir; alenen bir hesap hatasi oldugunu gordugu, bildigi halde, beyin inancini red edemeyince, guzel bir kilif hazirlar. Guzel olmasi da sart degil ya, kilif olsun da, ne olursa olsun. mantik acizi yapar iman insani, ornekleri o kadar cok ki, sayfalar yetmez yazmaga kalksak.

nuri
02-02-2012, 22:54
Yani 1 metrelik yazinda, Allah istisnai durumlar icin bu hesaplamanin yanlis cikacagini soylemeyi unuttugunu anlatiyorsun.Tamam, senin dedigin gibi olsun.:)

Burada anlatmak istediğim şu ki, eğer daha doğru bir yolu varsa gösterin, yoksa kurnazlık yapmayın.
Eğer sana birisi dese ki, 2+2 =4 yanlıştır. Sen de ona desen ki, peki doğrusu nasıl olmalı?O da sana cevap veremese, sürekli yanlıştır deyib gevezelik yapıb, konuyu değiştirmeye çalışsa bu adamın yalancı olduğu hemen anlaşılır. Ben de size diyorum ki, madem yanlıştır, doğrusu nasıl
olmalı söyleyin.Siz ise doğrusundan hiç bahsetmiyorsunuz,sürekli bu yanlıştır deyip duruyorsunuz, çünki bunun daha doğrusu olmadığını bilyorsunuz.Burada Allahın unutması söz konusu deyil, konu bu iş için
mümkün hallerin en güzelinin Kuranda gösterildiği şekli olmasıdır.Sizin maksadınız hainlikse, doğruyu eğri göstermeye çalışmaksa, aslında sizin gibilerin cevabı sözle verilmez, ceza ile verilir.

nuri
02-02-2012, 23:34
ana hatları ile yanıldığınız yerlere değinecek olursak:

ayeti eğip bükmek yerine mirasçıların bahsi geçecek şekilde ortaya çıkmasının düşük olasılıklı olduğunu iddia ederek hesabın doğru olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Bu, şu zamana kadar okuduğum en mantıksız savunma. Işin matematiksel yanına değinmeye gerek bile duymuyorum.



bu bölümde ise yine olasılıksızlık durumuna değinerek kuranı aklamaya çalışıyorsunuz. Ancak ne olur ne olmaz diyerek matematiksel bir açıklama da getirmişsiniz. Sorun ise, burada verilebilecek üst sınırları aşağı doğru yuvarlamanızdan kaynaklanıyor. Bunu daha önceki mesajlarımda da inceleyip eleştirmiştim.

işi olasılıksal olarak değerlendirmişsiniz. Eğer bir olasılıklar meselesi olduğunu kabul ediyorsanız, mükemmel ve mucize diyebileceğiniz bir miras bölüşümü için mümkün olan bütün olasılıklara göre tek tek oran belirlemeniz gerekir. Bu olasılıklar ise hesaplayabileceğinizden daha fazladır. İsterseniz sayılabilir sonsuzluk diyelim.



bu ayetlerİ allahu-teala mÜslÜmanlar İÇİn İndİrmİŞ ve mÜslÜmanlarin kuranda verİlen sayilara bakarak ve kuranda emredİldİyİ gİbİ, akillarini kullanarak bÜtÜn olasiliklarda hal-
ledebİleceklerİ bİr Şekİlde yetecek kadar bİldİrmİŞ.mÜslÜmanlarda İstİsnaİ hallerde akillarini kullanarak İster avlİye, İsterse de reddİye ÜsulÜyle 1400 senedİr bu konuyu kendİ ara-
larinda halledebİlmektedİrler.eĞer akilla-
rini kullanamayan kafİrler bu konuda zorluĞa dÜŞÜyorsa ve
ÇÖzÜm bulamiyorsa hİÇ endİŞelenmesİnler,zaten bu mİras konusu
mÜslÜmanlari İlgİlendİrİr.yanİ, boŞuna heyecen yapmayin,kendİ
kuruntularinizla İlgİlenİn.

Firestorm
02-02-2012, 23:37
Burada anlatmak istediğim şu ki, eğer daha doğru bir yolu varsa gösterin, yoksa kurnazlık yapmayın.
Eğer sana birisi dese ki, 2+2 =4 yanlıştır. Sen de ona desen ki, peki doğrusu nasıl olmalı?O da sana cevap veremese, sürekli yanlıştır deyib gevezelik yapıb, konuyu değiştirmeye çalışsa bu adamın yalancı olduğu hemen anlaşılır. Ben de size diyorum ki, madem yanlıştır, doğrusu nasıl
olmalı söyleyin.Siz ise doğrusundan hiç bahsetmiyorsunuz,sürekli bu yanlıştır deyip duruyorsunuz, çünki bunun daha doğrusu olmadığını bilyorsunuz.Burada Allahın unutması söz konusu deyil, konu bu iş için
mümkün hallerin en güzelinin Kuranda gösterildiği şekli olmasıdır.Sizin maksadınız hainlikse, doğruyu eğri göstermeye çalışmaksa, aslında sizin gibilerin cevabı sözle verilmez, ceza ile verilir.

Doğrusundan bahsedilmemiş mi?:heh:

Komiksiziniz topikte yığınla çeşitli yöntemle hesaplama var. Eğer üşenmezseniz ve bakarsanız görüceksinizdir.


Kalın puntolu kısımı bence kendi kendinize söyleyin belki işe yarar ;)

istatistik
02-02-2012, 23:40
Burada anlatmak istediğim şu ki, eğer daha doğru bir yolu varsa gösterin, yoksa kurnazlık yapmayın.
Eğer sana birisi dese ki, 2+2 =4 yanlıştır. Sen de ona desen ki, peki doğrusu nasıl olmalı?O da sana cevap veremese, sürekli yanlıştır deyib gevezelik yapıb, konuyu değiştirmeye çalışsa bu adamın yalancı olduğu hemen anlaşılır. Ben de size diyorum ki, madem yanlıştır, doğrusu nasıl
olmalı söyleyin.Siz ise doğrusundan hiç bahsetmiyorsunuz,sürekli bu yanlıştır deyip duruyorsunuz, çünki bunun daha doğrusu olmadığını bilyorsunuz.Burada Allahın unutması söz konusu deyil, konu bu iş için
mümkün hallerin en güzelinin Kuranda gösterildiği şekli olmasıdır.Sizin maksadınız hainlikse, doğruyu eğri göstermeye çalışmaksa, aslında sizin gibilerin cevabı sözle verilmez, ceza ile verilir.

Doğrusunu ben göstereyim isterseniz:

Yukarıda da bahsettiğim gibi, bir miras bölüşümü için önceden bir paylaşım klavuzu hazırlamak isterseniz mümkün olan tüm durumları göz önünde bulundurmak zorundasınız. Bunu yapmadığınız sürece de nasıl bir paylaşım şablonu oluşturursanız oluşturun hatalı olur. Tıpkı kuranda olduğu gibi. "Mirasçıların sizin dediğiniz şekilde olması çok nadir rastlanan bir durum" gibi bir savunma savunma değil kıvırmadır.

Bu arada yukarıda verdiğiniz örnek şöyle düzeltilmeli: Siz 2+2=5 diyorsunuz. 5 çıkması için 1000 dereden su getiriyorsunuz. Ancak bunu yanlışlamak çok kolay: 2+2=4.

Bu arada kurandaki miras bölüşümünün nereden çalındığına yönelik sayın upuaut'un çok güzel bir yazısına bu başlıkta ulaşabilirsiniz. İncelemenizi öneririm.

nuri
02-02-2012, 23:43
Iman iste boyle birseydir; alenen bir hesap hatasi oldugunu gordugu, bildigi halde, beyin inancini red edemeyince, guzel bir kilif hazirlar. Guzel olmasi da sart degil ya, kilif olsun da, ne olursa olsun. mantik acizi yapar iman insani, ornekleri o kadar cok ki, sayfalar yetmez yazmaga kalksak.
küfür işte böyle birşeydir, bir insanın içine girdi mi, bütün güzellikleri kovar
çıkarır,hep yanlış olmasını ister, hep yanlış göstermeye çalışır, iyiyi görse
kötü olmasını temenni eder, düzen görse bozmaya çalışır,bir işe aklı ermezse kusuru o işte göstermeye çalışır ve kendi nefsinin hatırı için her
türlü yalana, pisliye ve hainlik yapmaya hazır olur.

Doğrusunu ben göstereyim isterseniz:

Yukarıda da bahsettiğim gibi, bir miras bölüşümü için önceden bir paylaşım klavuzu hazırlamak isterseniz mümkün olan tüm durumları göz önünde bulundurmak zorundasınız. Bunu yapmadığınız sürece de nasıl bir paylaşım şablonu oluşturursanız oluşturun hatalı olur. Tıpkı kuranda olduğu gibi. "Mirasçıların sizin dediğiniz şekilde olması çok nadir rastlanan bir durum" gibi bir savunma savunma değil kıvırmadır.

Bu arada yukarıda verdiğiniz örnek şöyle düzeltilmeli: Siz 2+2=5 diyorsunuz. 5 çıkması için 1000 dereden su getiriyorsunuz. Ancak bunu yanlışlamak çok kolay: 2+2=4.

Bu arada kurandaki miras bölüşümünün nereden çalındığına yönelik sayın upuaut'un çok güzel bir yazısına bu başlıkta ulaşabilirsiniz. İncelemenizi öneririm.

hem doğrusunu ben göstereyim diyorsun hem de hiç bir şey göstermiyorsun.çünki, uzunca bir kılavuz bile yazsan kurandakı sayılardan
ve istisnai avliye hallerindeki sayılardan başka bir şey çıkmayacağını iyi bi-
liyorsun.Biz müslümanlar az sözden de anlarız.Kuran da bu oranları biz müslümanlar için yazmış, istisnai halleri de avliye üsuluyle halletmemize
bırakmıştır.aklını kullanamayan insanları zaten ilgilendirmez.iyi ki,2+2=4 ol-
duğunu biliyorsun,hemen yazmışsın.

istatistik
03-02-2012, 00:12
hem doğrusunu ben göstereyim diyorsun hem de hiç bir şey göstermiyorsun.çünki, uzunca bir kılavuz bile yazsan kurandakı sayılardan
ve istisnai avliye hallerindeki sayılardan başka bir şey çıkmayacağını iyi bi-
liyorsun.Biz müslümanlar az sözden de anlarız.Kuran da bu oranları biz müslümanlar için yazmış, istisnai halleri de avliye üsuluyle halletmemize
bırakmıştır.aklını kullanamayan insanları zaten ilgilendirmez.iyi ki,2+2=4 ol-
duğunu biliyorsun,hemen yazmışsın.

siz anlamıyorsanız benim yapabileceğim bir şey yok. Sizin düşündüğünüz anlamda bir miras paylaşım şablonu oluşturulamaz. Matematiksel olarak işin içinden çıkamazsınız. denerseniz muhammedin durumuna düşersiniz.

Eğer illa ki benden bir çözüm bekliyorsanız hayattaki tüm akrabalara mirası eşit olarak bölüştürmek pek ala mantıklı ve matematiksel olarak da doğru bir işlem olacaktır.

siz, matematiksel bir garabetten ve cehaletten mucize çıkarmanın peşindesiniz. Ancak buradan elde edebileceğiniz mantıklı bir sonuç yok. Çünkü yapmış olduğunuz işlemlerde mantık yok. Ancak kuranda da mantık olmaması yaptıklarınızın dini açıdan tutarlı olmasını sağlar.

nuri
03-02-2012, 00:38
siz anlamıyorsanız benim yapabileceğim bir şey yok. Sizin düşündüğünüz anlamda bir miras paylaşım şablonu oluşturulamaz. Matematiksel olarak işin içinden çıkamazsınız. denerseniz muhammedin durumuna düşersiniz.

Eğer illa ki benden bir çözüm bekliyorsanız hayattaki tüm akrabalara mirası eşit olarak bölüştürmek pek ala mantıklı ve matematiksel olarak da doğru bir işlem olacaktır.

siz, matematiksel bir garabetten ve cehaletten mucize çıkarmanın peşindesiniz. Ancak buradan elde edebileceğiniz mantıklı bir sonuç yok. Çünkü yapmış olduğunuz işlemlerde mantık yok. Ancak kuranda da mantık olmaması yaptıklarınızın dini açıdan tutarlı olmasını sağlar.
Allahu Teala beni Muhammed(a.s) durumuna düşürsün.Senin gibi dinini dünyasına satmışın durumuna düşmekten de Allaha sığınırım.
eşit olarak bölüştürsen de yine değişen bir şey olmaz.
mesela;
12 lirayı 3 kişiye eşit bölüştürsen her birine 1/3-nü,yani 4 lira düşer.
12 lirayı 4 kişiye eşit bölüştürsen, bu defa her birine 1/4,yani 3 lira düşer,
yani 4 kişiye verince paylar arasında oran değişmeden payları azaltmak
zorunda kalırsın,yani avliye üsulünü uygulamak zorunda kalırsın.
Ama,bir şey de söyleyeyim.
Eğer sen babanın oğlu olarak ona mirasçı kalsan ve sana deseler ki, sen bu
malı amcanla,teyzenle ve onların çocularıyla eşit olarak paylaşacaksın ilk
kavga çıkaranın sen olduğunu tahmin ediyorum.

vishnu
03-02-2012, 00:59
hata yok var diyen ateşe girer siz allahtan ıyımı bıleceksınız. kuranda 2 artı 2 5 eder dıye ınanacaksınız...dınınızı dunyaya satmayın hata matada olsa ınanın

istatistik
03-02-2012, 01:03
Allahu Teala beni Muhammed(a.s) durumuna düşürsün.Senin gibi dinini dünyasına satmışın durumuna düşmekten de Allaha sığınırım.
eşit olarak bölüştürsen de yine değişen bir şey olmaz.
mesela;
12 lirayı 3 kişiye eşit bölüştürsen her birine 1/3-nü,yani 4 lira düşer.
12 lirayı 4 kişiye eşit bölüştürsen, bu defa her birine 1/4,yani 3 lira düşer,
yani 4 kişiye verince paylar arasında oran değişmeden payları azaltmak
zorunda kalırsın,yani avliye üsulünü uygulamak zorunda kalırsın.
Ama,bir şey de söyleyeyim.
Eğer sen babanın oğlu olarak ona mirasçı kalsan ve sana deseler ki, sen bu
malı amcanla,teyzenle ve onların çocularıyla eşit olarak paylaşacaksın ilk
kavga çıkaranın sen olduğunu tahmin ediyorum.

Öncelikle üslup konusunda biraz daha dikkatli olmanızı isteyeceğim. Kitabınız, ona inanmayanlara hakaret etmenizi ya da onları öldürmenizi emretmiş olsa da forum içerisinde işler karşılıklı saygı ile yürür.

Kişilere mirası eşit bölüştürme girişimi sizin kitabınızda bulunan birine diğerinin 2 katı miras verme mantığından çok daha adaletli bir sistemdir. Kaldı ki, günümüzde, miras bölüşümü belirli bir hukuksal kurala bağlanmıştır. Bu zamana kadar bu hukukta herhangi bir aksaklık olduğunu görmedim. Bunun anlamı insan eli ile yapılmış olan miras bölüşümü sizin muhammedin tanrısal dediği matematiksel hatalı bölüşümden daha iyi bir durumdadır.

Benim hakkımda çeşitli karakter tahlili yapma girişimlerinde bulunmuşsunuz. Varsayımlar üzerinden karakter tahlillerine girişmek mantıksızdır. Yani boş bir çaba içindesiniz. Kaldı ki, bir ateist olarak benim için geçerli olan hukuk kurallarıdır. Miras bölüşümü özelinde bakarsak da "medeni hukuk" geçerli olan ve benim de uyacağımdır. Eğer bu hukukkuralı değiştirilip teyze, amca gibi akrabalar da dahil edilirse bu konuda yapabileceğim bir şey yok. Sonuçta yasal haklarını gaspedecek değilim.

Esasında böyle bir değişiklik durumunda siz teistlerin ayaklanması gerekir. Nedeni ise alahın koyduğu kuralların yasa yapıcılar ve yasa uygulayıcılar tarafından hiçe sayılmış olması. Şuan yürürlükte olan medeni kanun bildiğim kadarıyla kuranda yer alan miras paylaşımı ile alakasız. Bu durumda sizlerin ayaklanıp gördüğünüz politikacının, hakimin boğazını kesmeniz gerekir. Çünkü sizin inancınıza göre mal mülk allahtan gelir. Ancak bu adamlar size allahtan gelen malın önünü kesmektedir. Bunu yaparak da hem allahın sözünü çiğnemekte hem de kul hakkını hiçe saymaktadır. Peki siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir politikacının boğazını kesecek misiniz? Yoksa halinizden ve medeni hukuktan memnun olduğunuz için ses çıkarmadan oturacak mısınız? sanırım 2. seçenek sizin tercihiniz olacaktır. Bu durumda allahın koyduğu kuralı gönül rahatlığı ile çiğneyen siz değil misiniz? Düşünün.

nuri
03-02-2012, 02:20
Öncelikle üslup konusunda biraz daha dikkatli olmanızı isteyeceğim. Kitabınız, ona inanmayanlara hakaret etmenizi ya da onları öldürmenizi emretmiş olsa da forum içerisinde işler karşılıklı saygı ile yürür.

Kişilere mirası eşit bölüştürme girişimi sizin kitabınızda bulunan birine diğerinin 2 katı miras verme mantığından çok daha adaletli bir sistemdir. Kaldı ki, günümüzde, miras bölüşümü belirli bir hukuksal kurala bağlanmıştır. Bu zamana kadar bu hukukta herhangi bir aksaklık olduğunu görmedim. Bunun anlamı insan eli ile yapılmış olan miras bölüşümü sizin muhammedin tanrısal dediği matematiksel hatalı bölüşümden daha iyi bir durumdadır.

Benim hakkımda çeşitli karakter tahlili yapma girişimlerinde bulunmuşsunuz. Varsayımlar üzerinden karakter tahlillerine girişmek mantıksızdır. Yani boş bir çaba içindesiniz. Kaldı ki, bir ateist olarak benim için geçerli olan hukuk kurallarıdır. Miras bölüşümü özelinde bakarsak da "medeni hukuk" geçerli olan ve benim de uyacağımdır. Eğer bu hukukkuralı değiştirilip teyze, amca gibi akrabalar da dahil edilirse bu konuda yapabileceğim bir şey yok. Sonuçta yasal haklarını gaspedecek değilim.

Esasında böyle bir değişiklik durumunda siz teistlerin ayaklanması gerekir. Nedeni ise alahın koyduğu kuralların yasa yapıcılar ve yasa uygulayıcılar tarafından hiçe sayılmış olması. Şuan yürürlükte olan medeni kanun bildiğim kadarıyla kuranda yer alan miras paylaşımı ile alakasız. Bu durumda sizlerin ayaklanıp gördüğünüz politikacının, hakimin boğazını kesmeniz gerekir. Çünkü sizin inancınıza göre mal mülk allahtan gelir. Ancak bu adamlar size allahtan gelen malın önünü kesmektedir. Bunu yaparak da hem allahın sözünü çiğnemekte hem de kul hakkını hiçe saymaktadır. Peki siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir politikacının boğazını kesecek misiniz? Yoksa halinizden ve medeni hukuktan memnun olduğunuz için ses çıkarmadan oturacak mısınız? sanırım 2. seçenek sizin tercihiniz olacaktır. Bu durumda allahın koyduğu kuralı gönül rahatlığı ile çiğneyen siz değil misiniz? Düşünün.

hem milyarlarca insanın Peygamberi hakkında uygunsuz sözler
konuşuyorsun,hem de konuşmamıza dikkat etmemizi istiyorsun.
Sonra da kalkıp adaletten bahsediyorsun.
Sizin dinsizliyiniz size, bizim dinimiz bize.Aceleye gerek yok.Kıyameti
beklemeye de gerek yok.Ölünce hangimizin matematik hatası yaptığımızı
münker-nekir söyleyecektir.
Sana son sözüm;
seninle muhatab olanda kabahet.

istatistik
03-02-2012, 02:28
hem milyarlarca insanın Peygamberi hakkında uygunsuz sözler
konuşuyorsun,hem de konuşmamıza dikkat etmemizi istiyorsun.
Sonra da kalkıp adaletten bahsediyorsun.
Sizin dinsizliyiniz size, bizim dinimiz bize.Aceleye gerek yok.Kıyameti
beklemeye de gerek yok.Ölünce hangimizin matematik hatası yaptığımızı
münker-nekir söyleyecektir.
Sana son sözüm;
seninle muhatab olanda kabahet.

Verecek cevap bulamayıp sıkıştığınız zaman her işi öteki dünyaya ve hayali sınava bırakmanız çok hoşuma gidiyor. herhangi bir şeyi düşünmenize gerek yok. Nasıl olsa öbür dünya var sizin için.

Adalet konusuna gelince söylediklerimin arkasındayım. Ancak sizden bir cevap alamadım. Dininize göre miras paylaşımını engelleyen hukuk kurallarını yapan politikacılardan ve hukukçulardan hesap sormak gibi bir düşünceniz var mı? yoksa bu durumdan memnun musunuz?

Allahın matematik hatasının ardından sizin de matematik hatası yaptığınız da gözümden kaçmadı. Hangi milyarlardan bahsediyorunuz acaba? 1.57 milyar müslüman var dünyada(Dünya nüfusunun %23'ü), milyarlarca değil. Neyse sizin ile üçün beşin kavgasını yapacak değilim.

nuri
03-02-2012, 16:11
[QUOTE=istatistik;430162]Verecek cevap bulamayıp sıkıştığınız zaman her işi öteki dünyaya ve hayali sınava bırakmanız çok hoşuma gidiyor. herhangi bir şeyi düşünmenize gerek yok. Nasıl olsa öbür dünya var sizin için.

Adalet konusuna gelince söylediklerimin arkasındayım. Ancak sizden bir cevap alamadım. Dininize göre miras paylaşımını engelleyen hukuk kurallarını yapan politikacılardan ve hukukçulardan hesap sormak gibi bir düşünceniz var mı? yoksa bu durumdan memnun musunuz?

Allahın matematik hatasının ardından sizin de matematik hatası yaptığınız da gözümden kaçmadı. Hangi milyarlardan bahsediyorunuz acaba? 1.57 milyar müslüman var dünyada(Dünya nüfusunun %23'ü), milyarlarca değil. Neyse sizin ile üçün beşin kavgasını yapacak değilim.
CEVAP


Bak işte, sizinle bizim farkımız bu.Ben ahirete inandığım için bu güne kadar
ölmüş müslümanların da ruhları bakidir diye milyarlardan bahsediyorum,
sen ise işin o tarafını göremediğin için, yani her şeyin bu dünyadan ibaret
olduğuna kendini kandırdığın için matematik hatası diyorsun .
Gece saat 1-de soru soruyorsun, sonra da cevap veremedin
diyorsun.Yahu, biz uyuyan mahluklarız, sizi bilmiyorum.Baktın ki, matematik hatası konusuyla kimseyi kandıramayacaksın,şimdi de hesap sorma,boğaz kesme dolandırıcılığına geçtin.Önceden de söylediyim gibi, Kuranı ancak aklını kullanabilen bir kavim anlar.Kafirler de iki kısımdır.Birinci kısmı sadece
Allahın varlığına şüphe eder.Böyle kafire delilllerle anlatınca imana gelebilir.Böylesini dinde ne öldürmeye, ne de boğazını kesmeye izin verilmez. Ama ikinci kısım kafirler bir virüs gibidir, bunlar aslında Allahın varlığına şüphe etmezler ama,Allaha kendi nefisleri için düşman kesilirler.
Ve Allaha düşman oldukları için,onun mahlukatına da düşman olur ve onlara gücünün yetdiği kadar her türlü pisliği ve tecavüzü yaparlar.Eğer senin elinin bir parmağı çürümeye başlasa, doktorlar sana deseler ki, bu parmağı kesmesek ,bu bütün koluna geçecek,sonra da kolunu kesmek zorunda kalacağız deseler,sen ne yaparsın.Parmağını kestirip
kolunu kesilmekten mi kurtarırsın,yoksa kesmek iyi iş değil deyip,oturub koluna geçmesini,sonra da kolunun kesilmesini mi beklersin.Şimdi, birisi senin kolunu kurtarmak için parmağını kesen doktorlara dese ki; Siz kötülük yapıyorsunuz,adamın parmağını niye kesiyorsunuz dese,her kes ona gülmezmi.Parmak kesmek zahiren, hiç bir sebeb olmadan kesersen, elbette ki kötü iştir.Amma bu parmağı kesmezsen, bunun ileride bundan daha çok kötü olan kolun kesilmesine sebebiyyet vereceğini bildiğin halde parmağı kesmezsen bu, öncekinden de defalarca daha kötü iştir.
Yani, çok şer gelmesin, diye az şeri yapıyorsun.Öylece de, Kuran sadece
yer yüzünde fesat çıkarmaya çalışan, neslin bozulmasına, insanların arasında düşmanlık çıkarıp onları birbirine düşürmeğe çalışan kafirleri öldürmeye izin veriyor.Ama önce doğru yola çağıracaksın,gelmezse ve yine kötülüye devam ederse, elbette ki, öyle birisinin yaşayıb bir çok kişinin ölümüne ve zulme uğramasına sebeb olmasındansa ölmesi çok daha iyidir.
Politikacıların da içinde eğer böyle vatan-millet düşmanı,ırz düşmanı,insan düşmanı kimseler varsa bunların temizlenmesi vatana millete faydadır.Ama kimseyle işi olmayan, sadece kendi işiyle uğraşan bir politikacıyı durup-dururken öldürmek bizim dinimizde yoktur.
Bu durumdan her halde memnun değiliz, ama şimdi ahirzamandır.yani fetret devri denilebilecek kadar din qaribsemiş.O yüzden şimdiki politikacılardan kalbinde iman olanları mazur sayılırlar.Ve bir de islam dini,dinin hükümlerini İslam hukukunu kabul etmiş bir devlette uygulamaya izin veriyor.Başka bir hukukla yönetilen devlette kimseye durup-dururken niye bunları uygulamıyorsun denemez.
He, bir de , verecek cevap bulamayıb sıkışınca hoşuna gidiyormuş.O zaman sana cevabını veremeyeceğin bir kaç soru sorayım da, kendi-kendine zevklen.
-Bu kainatı bana ne ile izah edebilirsin?
-Nasıl oldu da, yeni doğmuş bir çocuğa gerekli olan qıda, onu doğuran annesinin sinesinden çeşme gibi bir süt şeklinde akacak oldu?Hem bu öyle bir süt olacak oldu ki, bu sütün içinde tam o aciz çocuğa gerekli olan qıdalar olmuş oldu?Sence bunun tesadüfen olması mı mümkündür, yoksa o çocuğu yaratıp onun ihtiyaçlarının bilen ve ona göre gönderen birisinin
işi mi olması mümkündür?
-Nasıl oldu da insan var oldu da, ondan sonra da onun ihtiyaçlarına uygun qıdalar da yaranacak oldu,ve insan türlü-türlü duygularıyla bunlardan istifade edip hem yaşamını devam etdirecek oldu, hem de zevklenecek oldu?İnsanın duygularını,yani sevinme, üzülme, acıma, kızma,tatma,işitme,görme,hissetme ve daha bir çok başka duygularını bana hangi maddeyle,tesadüfle izah edebilirsin?
-Hele sen kendin, nasıl oldu da, ağzına koyduğun her lokma senin miden de senin haberin olmadan çok muhtelif aşamalardan geçerek senin yaşamını devam etdirmene uygun şekle dönüştü?Halbuki evrimle olacak olsa bu muhtelif aşamaların birinden diğerine geçemeden insanın sonu gelmiş olurdu.Ama burda sana düşen sadece lokmayı ağzına koyup çiğnemekten ibaretir.Gerisinden haberin bile olmaz.
Hadi, bu soruları cevaplayın da biz de görelim.Cevaplayamazsınız.
Bunları hiç düşünmenize bile gerek yok.Nasıl olsa sizin için ahiret yok, hesap yok.Bu dünyada istediğiniz gibi pislikleri yapıp sonra da toprağa karışıp gideceğinizi zannediyorsunuz.
Hadi, hakikatbin birisi isen vicdanınla karar ver
Madem verecek cevap bulamayıp sıkışınca

istatistik
03-02-2012, 16:48
Sayın nuri,

Birileri sizi çok fena kandırmış. Başlığı baştan sona okuyun bakalım, yapılan işlemde matematik hatası olduğunu söyleyen sadece ben miyim, yoksa başkaları da var mı? Ezbere yazmayınız.

Soru konusuna gelirsek size o soruyu 2 mesaj önce sordum siz o soru üzerine başka mesajlar da attınız. İşinize gelmediği için cevaplamadan geçtiniz şimdi de uyuyorsum diye yalan söylüyorsunuz. Ayıp.

Kendi cevabını bilmediğiniz ya da allah yaptı diye uydurma cevaplar verdiğiniz soruları cevaplanamaz sorular sanıyorsunuz. Öylesine büyük bir cehalet ki anlatamam.

İnsan memesi ile ilgili hiç bir bilginiz yok. Bu memenin sizde de bulunması, hormonal bozukluklar yaşanması durumunda sizin de süt vereceğinizi biliyor musunuz? Tabi ki bilmiyorsunuz ve "cevaplanamaz sorular" şeklinde burada yazıyorsunuz.

Duyguların hormok kaynaklı olduğunu biliyor musunuz? Bu hormonların beyinde belirli bölgeleri uyardığını ve yine bu bölgelerde ya da hormonlarda sorun olması durumunda ilgili duygulardan yoksun olacağınızı biliyor musunuz? Size göre bunlar ruh kaynaklı değil mi?

Hele gıda konusunda yazdıklarınız o kadar saçma ki. Hiç tek hücreli bir canlının beslenmesini incelediniz mi? Ya da buna yönelik bir yazı okudunuz mu? Okumadınız değil mi?

Kendi cevabını bilmediğiniz soruları cevaplanamaz sorular olarak ortaya atmanız büyük bir yanılgı. Okuyun araştırın ondan sonra yazın. sorduklarınızın pek çoğunu bilim incelemiş, cevaplamıştır. Ancak okumadan bilemezsiniz. Daha sözde kutsal kitabınızın ilk emrini uygulamaktan aciz durumdasınız ve gelmiş ahkam kesiyorsunuz.

Bilimin cevapladığı ve henüz cevaplayamadığı sorular vardır. Bunları "elleh yepti yea" diye cevaplamanız onların çözümünü sağlamaz. Hele cevaplanmasını hiç sağlamaz. Sadece soruyu görmezden gelmenizi sağlar.

vartor
03-02-2012, 18:17
Kafirler de iki kısımdır.Birinci kısmı sadece
Allahın varlığına şüphe eder.Böyle kafire delilllerle anlatınca imana gelebilir.Böylesini dinde ne öldürmeye, ne de boğazını kesmeye izin verilmez. Ama ikinci kısım kafirler bir virüs gibidir, bunlar aslında Allahın varlığına şüphe etmezler ama,Allaha kendi nefisleri için düşman kesilirler.
Ve Allaha düşman oldukları için,onun mahlukatına da düşman olur ve onlara gücünün yetdiği kadar her türlü pisliği ve tecavüzü yaparlar
.Öylece de, Kuran sadece
yer yüzünde fesat çıkarmaya çalışan, neslin bozulmasına, insanların arasında düşmanlık çıkarıp onları birbirine düşürmeğe çalışan kafirleri öldürmeye izin veriyor



Basit bir sorum olacak nuri, inandiginiz allah, tanri sizce sinav icin hazirladigi bir senaryoda, kendi yarattigi kafirleri neden kendi degil de, diger sevgili kullarina oldurtmek ister? Daha onceleri Lut kavmini yok etmis, sozunu dinlemeyen bir kavmi maymuna cevirmis, en muhimi, nuh ve ailesi haric, tum insanlari kendi yarattigi tufanla bogmus oldugunu da biliyorsunuz. Simdi neden kendi isini baskalarina devretmis sizce? Emekliye mi ayrildi yoksa biz duymadan?
Hakikaten korkunc dusunce ve ogretiler bu yukarida saydiklariniz. Seriatla idarenin ne demek oldugunu acikca gostermis oldugunuz icin size bir tesekur borcluyum.

nuri
03-02-2012, 22:46
Basit bir sorum olacak nuri, inandiginiz allah, tanri sizce sinav icin hazirladigi bir senaryoda, kendi yarattigi kafirleri neden kendi degil de, diger sevgili kullarina oldurtmek ister? Daha onceleri Lut kavmini yok etmis, sozunu dinlemeyen bir kavmi maymuna cevirmis, en muhimi, nuh ve ailesi haric, tum insanlari kendi yarattigi tufanla bogmus oldugunu da biliyorsunuz. Simdi neden kendi isini baskalarina devretmis sizce? Emekliye mi ayrildi yoksa biz duymadan?
Hakikaten korkunc dusunce ve ogretiler bu yukarida saydiklariniz. Seriatla idarenin ne demek oldugunu acikca gostermis oldugunuz icin size bir tesekur borcluyum.
Sorun basit olduğu kadar da, hatalarla dolu ahmakça bir soru.
Evvela Allahu Teala kimseyi kafir olarak yaratmaz,tam tersi müslümanlık fıtratı ile yaratır.Eğer öyle olmasaydı hiç bir ka-
firin sonradan müslüman olma şansı,ve ya hiç bir müslümanın sonradan dininden dönüp kafir olma şansı olmazdı.
Hatta bu konuya ışık tutacak şöyle bir hadisi de zikredeyim:
Hz. Peygamber (asm.)'demiştir: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi
yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5).
Yani, senin anladığının tam tersi,Rahman ve Rahim olan Allah(c.c) rahmetinden dolayı doğan her çocuğu müslüman fıtratı,
yani iyi fıtratla yaratır.Sonra insanı ilk önce Anne-Babası farklı yollardan birine yöneltir, ondan sonra ise yani, aklı
buluğ çağına vardıktan sonra, kendisinin bu yololardan birisini tercih etmesi söz konusudur.Zaten kafirin sıfatlarından
biri de dönekliktir, nankörlüktür.Yani, iyilik yapmak için gerekli bütün hislerle-duygularla donatılıp gönderildiyi halde
o, döneklik yapar kötülüğü seçer. Ve kendisine verilen nimetlerin sahibini araştırıp bulması içi gerekli olan akıl,mantık,
vicdan gibi bütün vasitelerle donatılıp gönderildiği halde o, nankörlük yapar.Yani, nimeti hayvan gibi gasb edip yer,ama
sahibini hiç araştırmaz.Halbuki bu nimetlerin sahibi, ona sahibini bulması için destek olsun diye,elçilerini ve nimetlerden
istifade ederken kimsenin hakkına tecavüz etmemesi için gerekli kuralları da gönderir,üstelik ortalama 40-50 senelik bir
ömrü de, tercihini iyi yönde değiştirmesi için rahmetinden dolayı fırsat olarak verir.Ve bundan da fazla olarak eğer kural-
lara uyacak olursa, yani yer yüzünde fesat çıkarmazsa, buradaki nimetlerden daha güzellerini barındıran Cenneti hiç
hak etmediği halde, bir lutuf olarak vereceğini söyler.Bunun karşısında bu dönek ve kafirliği seçmiş kimse, bu nimetleri
bedava,hazır bulduğu için der ki;- "Hayır, ben bu nimetlerin sahibini tanımam, bu nimetleri ben kendim tesadüfen buldum,
hem ben kurallara uymam,nefsimin istediği gibi nimetleri hırsım yolunda harcayacağım, kendi nefsim için herkesin hakkına
tecavüz etmeyi ben özgürlük ve serbestlik biliyorum.Ve ben bu dünyadan daha güzel bir yeri de istemem, eğer beni birisi
kurallara uymayıp, başkasının hakkına tecavüz etdiğimden dolayı cezalandırmaya kalkarsa, onu da kötülük yapmakla suçlaya-
cağım." derse ,böyle birisi cezayı hak eder mi, etmez mi?
Öylece de, Allahu Teala sonsuz iyilik,sonsuz güzellik,sonsuz kudret, sonsuz lutuf, sonsuz ilim, sonsuz zenginlik ve s. sa-
hibi olduğu için bu sonsuz iyiliklerin bilinmesini ve görünmesini istedi.O yüzden de mahlukatı yaratdı.Fakat kafirliyi seç-
miş kimseler aynı anda Allahu tealanın kötüleri cezalandıran Kahhar sıfatını düşünemediklerinden bu iyilikleri,bu güzellik-
leri hazır buldukları için kendi nefisleri yolunda her türlü kötülüye, hakka tecavüze yeltenip bu iyilikleri bozmaktadırlar.
O yüzden de cezalarının bu dünyada Allahın halifeleri olan iyi kulları tarafından, Ahirette de Allah tarafından verilmesini
çok yerinde hakediyorlar.
Lut ve Nuh kavmiyle de şimdiki insanlar karıştırılmamalı.Çünki, o kavimler toplu şekilde kafir olmuş ve toplu şekilde
eşcinsellik yapmışlardır.Ve yaptıkları bu işi sürekli olarak yapmış ve zevkli-zevkli bahsetmiş ve hiç pişman olup terk etme-
mişlerdir.Yani dolayısıyla acil cezaya hak kazanmış ve onlar için bu dünya sınavı bitmiştir.
Şimdiki insanlar için ise öyle bir şey söz konusu değil, çünki ekseriyyet insan imanlı insanlardır.Günah yapıp sonra piş-
manlık duyan da çoktur.Yani, toplu halde yok edilmeye liyakat kesb etmiş bulunmamaktadırlar,içlerinde eğer cezaya liyakat
kesb etmiş kimseler varsa da, onların cezasını vermeye layık insanlar da var.
Yani, günah işlemek de farklı farklıdır.Mesela, hadiste:"Gülerek günah işleyen ağlayarak Cehenneme gider" deniyor.Buradaki
günah, sürekli işlenen ve hiç bir pişmanlık duymadan gülerek devam edilen günahtır.Başka hadislerde de günah işleyip sonra
gönülden pişmanlık duyanı Allahu Tealanın affedeceği ifade edilmektedir.Yani karıştırılmamalı.
Her şeyi de biz anlatacak değiliz, biraz da insan, kendi kafasını kendisi çalıştırmaya bakmalı.

vartor
04-02-2012, 02:07
Sorun basit olduğu kadar da, hatalarla dolu ahmakça bir soru.
Evvela Allahu Teala kimseyi kafir olarak yaratmaz,tam tersi müslümanlık fıtratı ile yaratır.Eğer öyle olmasaydı hiç bir ka-
firin sonradan müslüman olma şansı,ve ya hiç bir müslümanın sonradan dininden dönüp kafir olma şansı olmazdı.

Bu kadar zekice bir aciklama ancak senin fitratinda bir muslumandan gelebilirdi.
Turkiye'de senin gibilerin var oldugunu bilmek urkutuyor beni. Belinde kilicin da vardir belki de senin.

sergenci
04-02-2012, 19:50
sn. Nuri,
(Evvela Allahu Teala
kimseyi kafir olarak yaratmaz,tam tersi
müslümanlık fıtratı ile yaratır.) ahmakça bir cevap demiyorum, siz buna inanıyorsunuz ve benliğinize işlemiş. Muhammedin dedesi abdülmuttalip asıl adı (Şeybe'dir) ve putperesttir, oğlu abdullah putperesttir, abdülmuttalip ve bütün çocukları vede geçmişi putperesttir çünkü ortada islam yok fakat allah var, öyle değilmi nuri kardeşim, yukarıda ne demiştin allah kimseyi kafir olarak yaratmaz bunu sen ve bütün müslümanlar söylüyor. Evet abdullaha kadar ölenlerin hepsi kafir olarak ölmüşler. Demekki allah hiç kimseyi müslüman olarak yaratmaz, kafir bir ailede doğar, putperest bir ailede doğar, musevi, isevi bir ailede doğar, büyür ve inancını sorgular aklına uygun olan neyse ona inanır. Hiçbir insan müslüman olarak doğmaz insan olarak doğar. bu dogmalarınız binlerce defa çürütüldü, aynı plağı dinlemekten bıkkınlık geldi. İşin en ilginç yanıda allah, herşeyi sen olmasaydın yaratmazdım dediği muhammedin nurunu kafir ve putperest bır kabileye mensup insanların alınlarına yapıştırarak abdullaha kadar getirtmiş. Bari onun nurunu kafirlere değilde isevi olan bir topluluğa taşıttırarak getirtseymiş, mesela ilk karısı hatice nin soyu vs.vs. olabilir. (Lut ve Nuh kavmiyle de şimdiki insanlar
karıştırılmamalı.Çünki, o kavimler toplu şekilde kafir olmuş ve toplu
şekilde eşcinsellik
yapmışlardır) Lut kavmini örnek gösterirsiniz kafirlik yaptığı için allahın gazabına uğradılar diye fakat muhammedin soyunu hep süsleyip püsleyip önümüze serersiniz. Lut kavmi kafirlerini cezalandırıp paketleyen allah arabistanda peydah olan (atıyorum farz edelim 1.milyon putperest kafir var hemde kaderlerini kendisinin yazdığı) bu topluluğu yola getirtemiyor cezalandırmıyor ayrıca muhammedi bu topluluktan çıkartıp başımıza taç ediyor, sizin allahınız bu kadarmı pasif, evet bu kadar pasif. Çünkü allahı siz yarattınız. Esenkalın.

vishnu
04-02-2012, 20:32
Yunus 99."Eğer Rabbın dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi îmân ederdi."
Hac 16. Allah sadece dilediği kimseleri doğru yola sevkeder
Araf 179.Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
Secde 13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

nuri
05-02-2012, 13:40
sn. Nuri,
(Evvela Allahu Teala
kimseyi kafir olarak yaratmaz,tam tersi
müslümanlık fıtratı ile yaratır.) ahmakça bir cevap demiyorum, siz buna inanıyorsunuz ve benliğinize işlemiş. Muhammedin dedesi abdülmuttalip asıl adı (Şeybe'dir) ve putperesttir, oğlu abdullah putperesttir, abdülmuttalip ve bütün çocukları vede geçmişi putperesttir çünkü ortada islam yok fakat allah var, öyle değilmi nuri kardeşim, yukarıda ne demiştin allah kimseyi kafir olarak yaratmaz bunu sen ve bütün müslümanlar söylüyor. Evet abdullaha kadar ölenlerin hepsi kafir olarak ölmüşler. Demekki allah hiç kimseyi müslüman olarak yaratmaz, kafir bir ailede doğar, putperest bir ailede doğar, musevi, isevi bir ailede doğar, büyür ve inancını sorgular aklına uygun olan neyse ona inanır. Hiçbir insan müslüman olarak doğmaz insan olarak doğar. bu dogmalarınız binlerce defa çürütüldü, aynı plağı dinlemekten bıkkınlık geldi. İşin en ilginç yanıda allah, herşeyi sen olmasaydın yaratmazdım dediği muhammedin nurunu kafir ve putperest bır kabileye mensup insanların alınlarına yapıştırarak abdullaha kadar getirtmiş. Bari onun nurunu kafirlere değilde isevi olan bir topluluğa taşıttırarak getirtseymiş, mesela ilk karısı hatice nin soyu vs.vs. olabilir. (Lut ve Nuh kavmiyle de şimdiki insanlar
karıştırılmamalı.Çünki, o kavimler toplu şekilde kafir olmuş ve toplu
şekilde eşcinsellik
yapmışlardır) Lut kavmini örnek gösterirsiniz kafirlik yaptığı için allahın gazabına uğradılar diye fakat muhammedin soyunu hep süsleyip püsleyip önümüze serersiniz. Lut kavmi kafirlerini cezalandırıp paketleyen allah arabistanda peydah olan (atıyorum farz edelim 1.milyon putperest kafir var hemde kaderlerini kendisinin yazdığı) bu topluluğu yola getirtemiyor cezalandırmıyor ayrıca muhammedi bu topluluktan çıkartıp başımıza taç ediyor, sizin allahınız bu kadarmı pasif, evet bu kadar pasif. Çünkü allahı siz yarattınız. Esenkalın.

senin sorun da, hatalarla dolu ahmakça,kurnazca ve haince bir soru.
Ahmakça ve kurnazcadır, şöyle ki;
Peygamberimizden sonrakı arapları, Lut ve Nuh kavimleriyle kıyaslaman gerekirken, kurnazlık yapıp peygamberimizden önceki
arapları kıyaslamışsın.Peygamberimizden sonraki araplar işine gelmemiş te ondan.Halbuki,içlerinde daha Peygamber olmayan
araplarla, içlerinde Peygamberleri olan ve yıllarca onları doğru yola çağırdığı halde, azgınlıklarını daha da artıran Lut
ve Nuh kavmi kıyaaslanmaz.Kıyaslanacak olsa Peygamberimizden sonraki araplar kıyaslanır.O da senin işine gelmemiş.Çünki,
Peygamberimizden sonraki araplar islama girip,kötülükleri terk etmeye başladılar,mesela, kız cocuklarını diri-diri gömmeyi
terketdiler,sonunda da kendi putlarını,kendi elleriyle kırıp atdılar.
Haince bir sorudur, şöyle ki;
Peygamberimizden önceki arapların hepsinin putperest olmadıkları Tarihce yazılmaktadır.
Peygamberimizin babasının ve dedesinin de, putperest olmadıkları,İbrahim(a.s)-ın dininden,yani tevhid ve teslim dininden,
dolayısıyla müslüman oldukları Tarihce her kesin bildiği ve tarih kitaplarında yazılmış bir gerçektirYani onların o zamanki insanların en iyilerinden oldukları tarihce bilinmektedir.Sen ise bunu bil-
diğin halde, bilmeyen kimseleri, belki yanlış bilgilendirebilirim diye, hainlik yapıp,kendi kafana göre yazmışsın.
Her ne ise Sizin gibi vatan hainleriyle artık konuşulmaz.
Sizleri dalaletinizle baş başa bırakıyorum.

nuri
05-02-2012, 17:56
Sayın nuri,

Birileri sizi çok fena kandırmış. Başlığı baştan sona okuyun bakalım, yapılan işlemde matematik hatası olduğunu söyleyen sadece ben miyim, yoksa başkaları da var mı? Ezbere yazmayınız.

Soru konusuna gelirsek size o soruyu 2 mesaj önce sordum siz o soru üzerine başka mesajlar da attınız. İşinize gelmediği için cevaplamadan geçtiniz şimdi de uyuyorsum diye yalan söylüyorsunuz. Ayıp.

Kendi cevabını bilmediğiniz ya da allah yaptı diye uydurma cevaplar verdiğiniz soruları cevaplanamaz sorular sanıyorsunuz. Öylesine büyük bir cehalet ki anlatamam.

İnsan memesi ile ilgili hiç bir bilginiz yok. Bu memenin sizde de bulunması, hormonal bozukluklar yaşanması durumunda sizin de süt vereceğinizi biliyor musunuz? Tabi ki bilmiyorsunuz ve "cevaplanamaz sorular" şeklinde burada yazıyorsunuz.

Duyguların hormok kaynaklı olduğunu biliyor musunuz? Bu hormonların beyinde belirli bölgeleri uyardığını ve yine bu bölgelerde ya da hormonlarda sorun olması durumunda ilgili duygulardan yoksun olacağınızı biliyor musunuz? Size göre bunlar ruh kaynaklı değil mi?

Hele gıda konusunda yazdıklarınız o kadar saçma ki. Hiç tek hücreli bir canlının beslenmesini incelediniz mi? Ya da buna yönelik bir yazı okudunuz mu? Okumadınız değil mi?

Kendi cevabını bilmediğiniz soruları cevaplanamaz sorular olarak ortaya atmanız büyük bir yanılgı. Okuyun araştırın ondan sonra yazın. sorduklarınızın pek çoğunu bilim incelemiş, cevaplamıştır. Ancak okumadan bilemezsiniz. Daha sözde kutsal kitabınızın ilk emrini uygulamaktan aciz durumdasınız ve gelmiş ahkam kesiyorsunuz.

Bilimin cevapladığı ve henüz cevaplayamadığı sorular vardır. Bunları "elleh yepti yea" diye cevaplamanız onların çözümünü sağlamaz. Hele cevaplanmasını hiç sağlamaz. Sadece soruyu görmezden gelmenizi sağlar.

Buna yazdığım cevabı önce yayınladınız, sonra sildiniz,cevap bulamadınız mı.

vartor
05-02-2012, 18:10
Cehaletin verdigi guc ile zirvalayan,
Zirvaliklarinin da farkina varamayan,
Ey bu yuce vatanin sersem kulu
Sapitmissin, bulamazsin artik dogru yolu.


Tarih diye sana yutturulan yalandir,
Ahmak olan tum bunlara kanandir,
ortada bir insanlik haini varsa,
o da sen ve seni doguran anandir.

Neyizen Teifik

nuri
05-02-2012, 18:14
Sayın nuri,

Birileri sizi çok fena kandırmış. Başlığı baştan sona okuyun bakalım, yapılan işlemde matematik hatası olduğunu söyleyen sadece ben miyim, yoksa başkaları da var mı? Ezbere yazmayınız.

Soru konusuna gelirsek size o soruyu 2 mesaj önce sordum siz o soru üzerine başka mesajlar da attınız. İşinize gelmediği için cevaplamadan geçtiniz şimdi de uyuyorsum diye yalan söylüyorsunuz. Ayıp.

Kendi cevabını bilmediğiniz ya da allah yaptı diye uydurma cevaplar verdiğiniz soruları cevaplanamaz sorular sanıyorsunuz. Öylesine büyük bir cehalet ki anlatamam.

İnsan memesi ile ilgili hiç bir bilginiz yok. Bu memenin sizde de bulunması, hormonal bozukluklar yaşanması durumunda sizin de süt vereceğinizi biliyor musunuz? Tabi ki bilmiyorsunuz ve "cevaplanamaz sorular" şeklinde burada yazıyorsunuz.

Duyguların hormok kaynaklı olduğunu biliyor musunuz? Bu hormonların beyinde belirli bölgeleri uyardığını ve yine bu bölgelerde ya da hormonlarda sorun olması durumunda ilgili duygulardan yoksun olacağınızı biliyor musunuz? Size göre bunlar ruh kaynaklı değil mi?

Hele gıda konusunda yazdıklarınız o kadar saçma ki. Hiç tek hücreli bir canlının beslenmesini incelediniz mi? Ya da buna yönelik bir yazı okudunuz mu? Okumadınız değil mi?

Kendi cevabını bilmediğiniz soruları cevaplanamaz sorular olarak ortaya atmanız büyük bir yanılgı. Okuyun araştırın ondan sonra yazın. sorduklarınızın pek çoğunu bilim incelemiş, cevaplamıştır. Ancak okumadan bilemezsiniz. Daha sözde kutsal kitabınızın ilk emrini uygulamaktan aciz durumdasınız ve gelmiş ahkam kesiyorsunuz.

Bilimin cevapladığı ve henüz cevaplayamadığı sorular vardır. Bunları "elleh yepti yea" diye cevaplamanız onların çözümünü sağlamaz. Hele cevaplanmasını hiç sağlamaz. Sadece soruyu görmezden gelmenizi sağlar.


Ben senin söylediklerini bilyorum da, peki sen bunları biliyormusun
1) Bir erkek hormon bozukluğu neticesinde süt salgılayacak olursa, bu senin süt dediğin şeyin beyaz bir sıvıdan başka bir
şey olmayacağını ve bir çocuğun bu sütü içip hiç bir şekilde gelişemeyeceğini,bunun bir hastalık olduğunu, sebebinin de
hala doğru-dürüst bulunamadığını biliyormusun?Yoksa sen,her beyaz gördüyün sıvıyı süt zannedip içiyormusun?Dikkatli ol.
Bu senin hormon bozukluğu dediğin şeyin bütün hallerde hastalıkla ve ölümle neticeleneceğini,yani, hayatın devam etmesine
ve gelişmesine değil, hayatın bitmesine sebeb olacağının şimdiki bilimsel gerçeklerden olduğunu biliyormusun.Halbuki evrim
olması için hayatın gelişmesi,yani,her hormon bozukluğunda hastalık ve ölüm değil, iyi yönde gelişmeler yaşanması gerekti-
ğini biliyormusun? Senin hormon bozukluğu ve mutasyın dediğin şeyler ise hayatın devamını değil, her değişikliklerinde
hayatın mahvolmasını ve sonunu getiriyor.İsminden de belli zaten ,"bozukluk".
2)Peki, bazı hastalıklar var ki,bu hastalığa yakalanan kişinin fiziki yapısında ve hormonlarında hiç bir zarar olmadığı
halde gözleri kör olur, ya da kulakları işitmez.Bilim de hala buna hiç bir sebeb gösterememektedi.Halbuki senin o, sebeb
dediğin şeylerin hepsi yerli-yerinde bulunduğu halde bu hasta,görememekte
ya da işitememekte, bunları biliyormusun?Sen
ise diyorsun ki, bu sebebler bu şeyi yaptı.Hadi, buyur, sebebler hepsi ortada ama, o iş olmuyor.
Biz müslümanlar, bu dünyanın sınav olmasından dolayı, Allahu Tealanın kendi azametini gizlemesi için,her şeyi bir sebebe
bağladığını biliyoruz.Fakat,Allahu Teala bazen de, kendisini hissetdirmek için, bütün sebebler ortada olduğu halde o iş
olmaz.Yani, örnekte olduğu gibi, gözü görmemeye başlayan birisinin vücudunda,hormonloranda hiç bir değişiklik olmadığı hal-
de gözü görmemeye başlar.Bundan da anlarsın ki, sebebler bir perdedir, o işi yaratan sebebler değil.Çünki, yapılan iş
sebeblerin kaldıramayacağı kadar mucizevi bir iş.
Bazen de Allahu teala aklını kullanan insanlara kendini hissetdirmek için, hiç bir sebeb yokken o işi yapar.Mesela,
yine aynı örnekte olduğu gibi hiç bir sebeb yokken gözleri görmemeye başlar, kulağı işitmez, ya da bazı ahmaklar gibi beyni olur,
ama bir türlü çalışmaz.
Darwincilerin türk düşmanı olduğunun delili ise Darwinin şu sözüdür
Darwin demiştir.
"Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir.Dünyanın çok da
uzak olmayan bir geleceğine baktığımızda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edilece-
ğini( yok edileceğini) görüyorum."
Evrimci Derek W.Ager demiştir:
"Sorunumuz şudur.Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyyesinde olsun,sürekli olarak
aynı gerçekle karşılaşırız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz."

sergenci
05-02-2012, 22:45
sn. nuri, konu allahın matematik hatası tartışma buraya uygun değil altta belirttiğim adreste sana ispatladığım soruları cevaplamanı istiyorum.

http://65.18.198.4/forumlar/showthread.php?t=24477&page=34