Sn. Akçay;
diyorsunuz ki;
"Tikit tikir isleyen, saatin icindeki her sey midir ki evrenin icindeki hersey olsun."
Neyi kastediyorsunuz, yoksa içi tıkır tıkır işlemeyen, yani düzensiz olan bir saati mi düzene örnek olarak veriyorsunuz?
"Saatin içinde de toz olur, evreninin icinde de ama saatin calismasina yine de kurallara uygun ve dakik denir."
Anladığım kadarıyla siz evreni düzenin ve kaosun içe içe geçtiği bir yapıda düşünüyorsunuz. O zaman ilk mesajınızda “evren saat gibi çalışıyor yoksa kaos olurdu” demeniz eksik kalmış oluyor. Evreni bir saate değil de mesela içinde saatlerin ve aynı zamanda -sizin düzensizlik olarak örneklediğiniz- tozların da olduğu bir odaya benzetmeniz daha yerinde olurdu.
Zaten bizim kaos ve düzensizlikten kastetmiş olduğumuz şey de sizin o toz dediğiniz yıpratıcı, eskitici, harcayıcı zerrenin, etkileyen ve değiştiren oluşumların düzen gibi gözüken yapıları bir şekilde bozuyor olmasıdır. Yukarı tükürsek saat aşağı tükürsem toz misali evrenle ilgili düşüncelerinizin çok da net olmadığı kanısındayım.
Ayrıca bir önceki mesajımdaki; eğer şuanki evren düzenli ve planlıysa plansız ve düzensiz bir evrenin bu evrenden farkı neler olurdu? konusundaki fikirlerinizi de almak isterim.
"Görülemiyen bir seyin kanit olarak kullanilamiyacagi öne sürülüyor. Saat örnegini onun icin verdim."
Sanırım bu örnekle şunu demek istediniz; birşeyin bilinmiyor olması onun illa olmayacağı anlamına gelmez.
Keşfedilmemiş olan herşey zaten bir bilinmezlik içerisindedir. Bilimin yapmaya çalıştığı da zaten bu bilinmezliği bilinir hale getirmek. Yani bir ateistin önüne hiç bilinmeyen bir şeyi getirip koyarsanız tabi ki buna ilişkin içinde bir merak uyanacaktır ve onun nedenini öğrenmek isteyecektir. Yep yeni olan, daha önce hiç görülmemiş olan birşeyin sebebiyle ilgili olarak onun ispatına girişmeden önce ancak olabilirliklerden bahsedecektir, birşeyin olabilirliğini düşünmek farklı şeydir "elimde zaten bunun sayısız örneği var bunun da sebebi onlarınkiyle aynıdır" gibi bir yargıya ilk elden teslim olmak başka şeydir. Dr. Naik verdiği örnekte ateistlerin bunun ikincisi gibi düşünmesini istemekte; "çevrende o kadar aygıt yok mu, var, onların bir mucidi yok mu, var, o zaman bunun da bir mucidi var" demeye getirmektedir.
Oysa ki gerçek olan şey ana sorunun nesnesinin aygıt gibi bilen birşey değil tam tersine hiç görülmemiş olan bir şey olduğudur. “Bu görülmemiş olabilir ama şöyle olabilir veya böyle olmayabilir” gibi istediğin kadar çıkarımda bulunabilirsin. Bunlar dediklerime cevap olmaz; Aborjinin bilmediği bir saatin olduğunu sen biliyorsun, kendin dahil dünyadaki tüm insanların Aborjin olduğunu düşün ve "ama hiç bilinmese de "saat" diye birşey var" diye bir iddiada bulun bakalım, o zaman ne olacak, ne kadar ciddiye alınacaksınız.
“Kurân'da Muhammed nebiden önce yasanmis olan mucizelerden söz ediliyor. Bakara 259'da anlatilan onlardan biri. ADI üstünde mucizedir; somut bilim degil.”
Mucize veya başka bir şey deyin sonuçta Kitapta en azından bilim dışılığın varlığını kabul etmiş oluyorsunuz.
“Allah'ı kim yaratmıştır? Benim icin bu, sorun degil. Size gelince, özür dilerim, size yardim edemiyecegim. Onu sizin icin sorun olmaktan siz, kendiniz cikaracaksiniz.”
Allah’ı kim yaratmıştır sorusu karşısında göstermiş olduğunuz bu kendi kabuğuna çekilme tavrınızı neden bu başlığa ilk cevabınızı yazarken de düşünmediniz? Yoksa mevzunun bir tarafı işinize gelirken bazı tarafları pek işinize gelmiyor mu?
|