Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 09-12-2012, 00:13
cenkvarol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cenkvarol cenkvarol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
Standart Dr. Zakir Naik'in videosuna cevap!



Dr. Zakir Naik'in yukarıdaki videosu oldukça meşhur olmuş durumda, mümin arkadaşlar bu kişinin konuşmasını "müthiş bir cevap" başlığı altında herkesle paylaşmakta. Bu kişinin söylemiş olduklarını tek tek ele almak istiyorum. Aşağıda vermiş olduğum cevapların daha iyi anlaşılması için ilkin Dr. Naik'in yapmış olduğu konuşma videosunu izlemekte fayda var. Yazı uzun tutmuş olsa da umarım sıkılmadan okursunuz:

-Bir insanın inançlarının oluşmasında içinde büyüdüğü ailesinin ve bulunduğu ortamın etkisi asla inkar edilemez. Bu açık gerçeği ateistik bir düşünce diye adlandırıp ailesi dindar olan birisinin farklı düşüncelere sahip olabileceğini söylemek bir eleştiri değeri taşımaz. Zaten ateistlerin bir kişinin anne ve babası dindarsa çocuğu da kesin dindar olacaktır diye bir iddiası yoktur, nasıl ki bir çocuk anne ve babasının diliyle konuşmayı öğreniyorsa sahip olduğu inançlarının oluşmasında da anne ve basının kaçınılmaz bir etkisi olacaktır.

-Ateistlerin "bilim ilerledi bizim artık kitaba ihtiyacımız yok" demeleri durduk yere söylenmiş olan bir söz değildir, bunun altında yatan sebep; bilimin sunduğu somut gerçeklerin ve faydaların kutsal kitaplarda anlatılan ve yaşatılan tapularla çelişiyor olmasıdır.

Bu aygıtın mucidi kim?

-Aygıt gibi çevrede sayısız örneği bulunan ve sınırları bilinen bir şeyin evren gibi eşsiz ve sınırları keşfedilmemiş olan bir şeyin örneği olarak kullanılması kişide bir yanılgı yaratacaktır. Eğer bir ateistin karşısına bir şey çıkartılacaksa ve o şeyin aygıt olduğu biliniyorsa tabi ki o kişi bunun bir mucidinin olduğunu düşünecektir. Bunu söylemesi gayet doğaldır çünkü bu zamana kadar mucidi olmayan bir aygıtla daha karşılaşmamıştır.

Bu yüzden Dr. Naik’in hiçbir kimsenin görmediği bir şeyi aygıt olarak adlandırması bir kere en baştan yanlıştır. Dr. Naik bu örneğindeki aygıt kelimesini çıkartarak; "daha önce kimsenin görmediği bir şey bir ateistin karşısına çıkartılsaydı acaba ateist ne derdi" diye sorması gerekirdi. Bu soru karşısında ise hiçbir ateist daha önce kimsenin görmediği bir şeyle ilgili olarak bunun bir mucidi vardır demez, dese zaten ateist olmaz.

Kurandaki Bingbang (Büyük patlama) :

- Dr. Naik bing bang gibi bazı bilimsel teorilere değinerek bu tür bilgilerin 1400 yıl öncesinden Kurandaki ayetlerde söylenmiş olduğunu belirtmektedir. Burada en başta şunu söylemek gerekiyor ki Dr. Naik bu tür bilgilerin Kuranda olduğunu söyleyerek henüz bir teori olarak ortaya konmuş olan ateistlerin bilime dayalı olarak söylemiş olduklarının "kesin" doğrular kabul etmektedir.

Dr. Naik burada da bir yanılgıya düşerek, bilimin elde ettiği ve yeni bulgulara göre değişebilecek olan verilerini aktaran ateistlerin de kendisi gibi değişmez ayetlerinin olduğunu sanmaktadır. Bilimin zaman karşısında asla değişmeyen tapuları bulunmaz, daha doğru olan yeni bir bilgi geçmiş bir teoriyi tamamen ortadan kaldırabilir.

Kısacası bugün bing bang'ın Kuranda anlatıldığını söyleyen Dr. Naik bilimin teori olarak ortaya koyduğu bir şeye kesin doğru diyerek bunun gelecekte de her zaman doğru olarak kalacağını kabullenmiş olmaktadır. Bu yüzden yarın bir gün evrendeki ilk başlangıçla ilgili bir başka teorinin daha doğru kabul edilmesi durumunda Dr. Naik in içine düşeceği durumu düşünmek bile istemem.

Dr. Naik'in bahsetmiş olduğu Enbiya Suresi'nin 30. ayetinde yer ve göğün yaratılışı esnasında birbirinden ayrıldığından bahsedilmektedir. Bing bang teorisi her şeyin başlangıcı olarak "iki" şeyin birbirinden ayrıldığını hele hele de evren ile onun içerisinde bir toz zerresi kadar olan bir dünyanın birbirinden ayrılmış olduğunu iddia etmez. Teorinin temel fikri, halen genişlemeye devam eden evrenin geçmişteki belirli bir zamanda sıcak ve yoğun bir başlangıç durumundan itibaren genişlemiş olduğudur. Eğer kitapta dendiği gibi en başından beri yerin ve göğün birbirinden ayrılması söz konusu olsaydı bingbangın oluşmasından bu yana geçen sürenin, bir başka deyişle kainatın yaşının dünyanın yaşıyla aynı olması gerekirdi. Oysaki dünya büyük patlamadan milyarlarca sene sonra oluşmuştur.

Bununla birlikte eğer bir şeylerin bilgisini çok eski bir tarihte söylüyor olmak gerçekten de marifetse bu konuda asıl putperest Sümer ve Mısırlıları takdir etmemiz gerekirdi. Çünkü "göklerle yerin ayrılması" efsanesi Kuran öncesi varoluş mitolojilerinde de aynı şekilde geçmektedir. Örneğin Gılgamış Destanında şöyle denir;

Gök, yerden ayrıldıktan sonra
Yer, gökten ayrıldıktan sonra
İnsanın adı konduktan sonra
An, göğü alıp götürdükten sonra
Enlil, yeri alıp götürdükten sonra.

Ufak bir tarihi araştırma bile bu ayetin ancak günümüzün bilimi ile keşfedilebilmiş olan yepyeni bilgilere mucizevi bir şekilde işaret ettiğini değil aksine tarih boyunca medeniyetlerin birbirine aktara geldiği bir efsanenin tekrarı olduğunu gösterecektir

İlkel insanların neden böylesi bir efsane yaratmış oldukları üzerine biraz düşünecek olursak; eski insanların kendi sınırlı bilgileri ile bir ufku seyre daldıklarında yerle göğün aslında bitişikken kendi üzerilerinde birbirinden ayrılmış olduklarına inandıklarını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır; çok uzaklarda yer ve gök bitişiktir ama insanın olduğu yerde tanrı onları birbirinden ayırmıştır.

Ateistlerin Enbiya Suresi'nin 30. ayetiyle ilgili olarak Dr. Naik'in dediği gibi "bu bir rastlandır" demekten çok daha fazla söyleyecek sözü bulunmaktadır.

Ay ve güneş ışıklarının farklılığı:

-Ay ışığının güneş ışığından farklı olduğunu onu çıplak gözle izleyen her insan kolaylıkla bilir. Bu yüzden sadece eski Araplar değil dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir toplumun da ay ve güneşin ışığını tarif ederken aynı kelimeler yerine farklı kelimeler kullanması gayet normal birşeydir. Hele hele de o toplumun geçmişinde ay ve güneşe ilişkin farklı tanrısal inançlar söz konusu olmuşsa.

Bu yüzden güneşin ve ayın kandil ve nur olarak farklı şeylere benzetilmiş olması anlaşılır bir şeydir. Güneşin daha parlak ayın ise ona göre daha az bir parlaklıkta olduğu bir gerçektir. Eğer ay da güneş gibi gözle bakılamayacak bir parlaklığa sahip olsaydı hiç kuşkusuz o da yanan bir kandil gibi daha parlak bir şeye benzetilecekti. Bu konuda Elmalı M. H. Yazır şöyle demektedir;

"Fakat nur ziyadan daha geniş kapsamlı, ziya da nurdan daha belirgin ve kuvvetlidir. Ziyada aşırı bir parlaklık, belli bir parıldama, kuvvetli bir yayılma ve şiddet vardır. Göz kamaştıran ve icabında acı veren birtakım özellik bulunmaktadır. Nurda da mutlak olarak karanlığa karşılık olan bir revnak, yumuşak bir yayılma, sükun ve huzuru andıran bir safa ve letafet söz konusudur."

Şunu da belirtmek gerekir ki parlayan, nurlandıran bir ayın tarifi için kullanılmış olan nur kelimesinin illa yansıyan bir ışığın tarifi için kullanılacağına dair bir kural da bulunmamaktadır. Nur kelimesi ışığın bir yerden yansıyıp yansımamasından çok o şeyin aydınlığını vurgulamak için kullanılır.

Eğer nur kelimesi ışığın kaynağını değil de bu kaynaktan gelen bir ışığın illa başka bir şeyden yansımasını kastediyor olsaydı, Nur Suresi'nin 35. ayetinde; Allah kendi nurunu güneş gibi bir yıldıza veya kendi kendine yanan bir ateşe benzetmezdi. Demek ki nur kelimesi Kuranda aynı zamanda bir şeyin kendisinden çıkan ışık anlamında da kullanılabilmektedir.

Bu yüzden ateistler Furkan Suresi'nin 61. ayetiyle ilgili olarak Dr. Naik'in dediği gibi "peygamber zeki bir adamdır" derler demesine ama bunu gerçekleri söylediği için değil, insanları kendi söylediklerine inandırabildiği için söylerler.

Dünyanın deve kuşu yumurtasına benzemesi:

-Burada ilkin şunu sormak gerekiyor; eğer gerçekten de "deha-ha" kelimesi kastedilen deve kuşu yumurtası ise neden meallerde "yayıp döşedi" ifadeleri halen kullanmaya devam edilmektedir? Bırakın o zaman herkes bu ayeti; "sonra yeryüzünü deve kuşu yumurtası gibi yaptı" diye okuyup o şekilde anlasın.

Naziat Suresi'nin 30. ayetinde geçen "deha" kelimesi nerdeyse mealcilerin tamamı tarafından yayıp döşedi anlamında çevrilmiştir. Deha, yaymak manasında "dahv" veya "dahy" kökündendir. Kuranda binlerce kelime bulunmaktadır ve her kelimenin köküne inip daha sonradan onun farklı anlamlara gelebileceğini söylemek pekala mümkündür. Böylesi seç beğen mantığından hareket edilirse elbette binlerce anlam içerisinden zamanın söylemlerine daha uygun düşen ifadeler bulunabilecektir.

Keramet bir şeyin keşfedilmeden önce ne olduğunu bilip açıkça söyleyebilmektir, yoksa bilinen bir şeye acaba burda hangi kökü, eki veya anlamı ele alırsak buna daha uygun düşer diye kelimeleri sonradan yuvarlamak değildir.

Burada asıl sorulması gereken soru; madem bu kelime ile Allah deve yumurtası gibi varlığı ve anlaması basit somut bir şeyi ifade etmiştir, bu kelime neden bu zaman kadar bu anlamda ele alınmamışta yayıp döşemek olarak kabul görmüştür? Dr. Naik bu ayetteki söylemin ne olduğuna o kadar eminse eski alimlerin bir yumurtanın dahi ne demek olduğunu bilmeyecek kadar cahil olduklarından da o kadar emin olmuş demektir.

Eğer gerçekten de bu ayette dünyanın şekli bir yumurtaya benzetilmiş olsaydı, o çağın insanları veya alimlerince bu yuvarlak dünyanın tıpkı gökler gibi tutunmadan nasıl durduğu veya altında ne olduğu, altında insanlar varsa onların aşağıya düşmeden nasıl yaşadıkları, dünya yuvarlaksa güneş ve ayın nasıl hareket ettiği bunların aslında batmadığı gibi çok sayıda merak uyandıracak soruların sorulup bunların açıklanması gerekirdi. Ancak biliyoruz ki bu ayetteki ifade geçmişte de asıl anlamı olan yaymak ve döşemek şeklinde anlaşılmış olup gerçek evrene ilişkin herhangi bir ilham kaynağı oluşturmamıştır.

Dr. Naik'in bahsettiği Sir Francis Drake 1597 yılında dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğinde bir tane din alimi de çıkıp; biz zaten dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorduk, Kuran bunu bize söylüyordu demiş midir? Bırakın 1597 yılını 21. yüzyılda dahi ana dilleri Arapça olan sözde Arap bilim insanlarının içinden halen dünyanın yuvarlak değil düz olduğunu iddia edenler bulunmaktadır.

Burada şu noktaya da dikkat çekmek gerekiyor; dünyanın yuvarlak olduğu açıkça keşfedilmemiş olsa da bir görüş olarak binlerce yıl öncesinden zaten söylenmiştir. Kuranın indiği zamandan bin yıl öncesinde yaşamış ünlü matematikçi Pisagor dünyanın yuvarlak olduğunu, her gezegenin bir ekseni olduğunu ve gezegenlerin bir merkezi noktada döndüklerini söyleyen ilk kişilerden biri olmuştur.

Nasıl ki antik çağlardaki astronominin 7 katlı gök (5 gezegen artı güneş ve ay) inancı Kurana aynen girmişse dünyanın yuvarlak olduğunu iddia eden antik bir görüş de pekala Kuranda yer alabilirdi. Bu yüzden Kuranda apaçık bir şekilde dünyanın yuvarlak olduğu hatta gezegenlerin bir merkez etrafında döndüğü söylenmiş olsa dahi bu kesin bir mucize olacağı anlamına gelmeyecekti.

Bu konuda Dr. Naik'in üzerine düşen görev başkadır; Kuranda Allahın neden bin yıl önce yaşamış kulu Pisagor kadar dahi olamayıp dünyaya ilişkin net ve açık bir söylemde bulunamadığını kendisine sorması gerekir. Pisagor bin yıl öncesinden dünyanın yuvarlak şeklini hiçbir örtülü kelime kullanmadan ve yumurtaya ihtiyaç duymadan izah etmeyi becerebilmiştir.

Dr. Naik'in kendisine ayrıca; Arapça, apaçık ve değiştirilmemiş bir şekilde sunulduğu halde kitabını doğru anlayabilmesi için neden illa elin Hristiyanının keşfini beklemesi gerektiğini de sorması gerekiyor.

Güneşin ve ayın yörüngeleri:

-Burada yapılan da tıpkı yukarıdaki "deha-yumurta" kelimesinde olduğu gibi farklı anlamlar içerisinden hangisi daha işe geliyorsa sadece onun tek bir doğruymuş gibi ileri sürülmesiyle ilgilidir. Bu yüzden yukarıda yapmış olduğum açıklamalar bu konuda da geçerlidir.

Enbiya Suresi'nin 33. ayetinde geçen "felekin" kelimesinin yörünge manasına gelen tek bir anlamı bulunmamaktadır. Bu kelime aynı zamanda "felek" anlamında olmak üzere gök, gökyüzü, sema anlamlarına da gelmektedir. Bu yüzden bazı mealciler bu ayeti "güneş ve ay, her biri gökyüzünde yüzerler" şeklinde çevirmiştir. Ayetlerde ayrıca güneş ve ayın hareketleri için "dolanır, döner" gibi sözler de denmemekte onun yerine "yüzer" ifadesi kullanılmaktadır. Güneşin masmavi bir gökyüzü içindeki hareketi adeta masmavi bir denizin üzerinde düz bir rota izleyerek akıp giden bir geminin hareketine benzetilmiştir.

Gökbilimde, bir gökcisminin bir diğerinin kütleçekimi etkisi altında izlediği yola yörünge adı verilmektedir. Bu itibarla eğer yörünge tabiri kullanılacaksa bu tabirin herhangi bir gök cisminin kendi kendisine dönmesi olarak değil bir başka gök cisminin etrafında dönmesi olarak ele almak daha uygun olacaktır. Ayetlerde geçen yüzmek, akıp gitmek gibi ifadeler de zaten güneş ve ayın kendi etrafında dönmesinden çok belli bir noktaya göre hareket etmekte olduğunun göstermektedir.

Ayetlerdeki gibi bir söylemde bulunmak için uzayı keşfetmeye veya tanrılardan vahiy almaya filan gerek yoktur. Tarih boyunca her insanın her gün birebir tanık olduğu şey güneş ve ayın gökyüzünde belli bir yolu izlemekte olduğudur. Yani bu zamana kadar; güneş ve ay belli bir yolda hareket etmiyor zig zaglar çizerek hareket ediyor diyen aklıselim bir insan daha çıkmamıştır. Afrika'nın en ilkel kabilesindeki bir insana dahi sorsanız güneş ve ayın hareketini parmak ucu ile size göstermeye kalktığında yarım da olsa dairesel bir şekil çizerek, onların gökyüzünde duraksamadan ve sapmadan akıp gittiğini söyleyecektir.

Gökyüzündeki güneş ve ayın nasıl hareket ettiklerini söylemek kolaydır, bence asıl mucize üzerinde sabit durulduğu için hareket etmediği sanılan dünyanın da bir yörüngesinin olduğu ve bu yörüngesinde dönüp durduğunu söylemek olurdu ki böylesi bir ifade Kuranda yer almaz. Kurandaki anlatım gerçeğe değil gözle görülene göredir, Kurandaki anlatım sabit duran bir dünya karşısında hareket halinde olan güneş, ay ve yıldızlara ilişkindir.

Bir kez daha tekrar edelim; keramet bir şeyin keşfedilmeden önce ne olduğunu bilip bunu açıkça söyleyebilmektir, yoksa bilinen bir şeye acaba hangi kökü, eki veya anlamı ele alırsam buna daha uygun düşer diye kelimeleri sonradan yuvarlamak değildir. Çünkü Kuranda binlerce kelime bulunmaktadır, insan aradığı ne ise onu görür yaklaşımından hareketle bir kelimede olmasa da bir başka kelimede, o kelimenin farklı anlamlarından birisi zamanın bilgileriyle daha fazla örtüşebilir.

Su döngüsü:

-Dr. Naik su döngüsünün Kuranda açıkça anlatıldığın iddia etmektedir. Ezbere sıralamış olduğu sure ve ayet numaraları insanları heyecanlandırmak adına oldukça işe yaramaktadır. Keşke Araf suresindeki ayeti doğru Yasin suresindeki ayeti ise eksiksiz olarak vermiş olabilseydi. Tabi ben bu hatalara takılıp kalacak değilim.

Sıralamış olduğu ayetler içerisinden Mülk Suresinin 30. ayetinde; "söyleyin bakalım: suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?" denmektedir ki bunun su döngüsü hakkında bize bilgi verilmesiyle nasıl bir ilgisi bulunmaktadır, doğrusu anlamak güç.

Aynı şekilde Tarık Suresinin 11. ayetinde ne yağmurdan ne bulutlardan ne de bir şeylerin diriltilmesinden bahsedilmektedir, bu ayette sadece; dönüş sahibi göğe and olsun denmektedir. Burada kast edilen dönen bir gök mü yoksa herhangi bir şeyin göğe doğru dönmesi midir bilmiyoruz. Bu surenin başında da göğe yalnız bu sefer Tarık adındaki bir yıldızla birlikte and içilmektedir. Dönüş sahibi gökten kasıt battıktan sonra göğe yükselen bir yıldız olabileceği gibi göklerdeki arşa yolculuk yapan melekler de olabilir. Bunun illa göğe yükselen su buharı olduğunu söylemek çok zorlama bir yorum olacaktır.

Kaldı ki eski insanlar ateşte suyun kaynatıldığı vakit buhar olup göğe doğru yükseldiğini her zaman gözlemlemişlerdi. Güneşin kavurucu sıcaklığı altında bekleyen bir suyun da aynı şekilde buharlaştığını pek ala biliyorlardı. Sıradan bir Arap ateşin üzerindeki veya güneşin altında kalan bir suyun başına neler geldiğini oturup yazsaydı Kurandaki anlatımdan daha fazla bilgi vermiş olurdu. Bu yüzden Kuranda bu ayetteki yazılanlardan daha açık bir şekilde suların beyaz buhar olup uçarak gökte beyaz bulutları oluşturmuş olduğu yazmış olsaydı dahi bunda şaşılacak bir yan olmazdı.

Şimdi erinmeyerek biz de diğer ayetleri özet olarak verelim:

Zümer -21: Gökten su akması, suyun kaynaklara akması, ekinlerin çıkması ve daha sonra kuruması,

Rum -24: Yağmur yağması, yeryüzünün dirilmesi,

Hicr -22: Yüklü rüzgarların gönderilmesi, yukarıdan su inmesi,

Muminun -18: Yeryüzüne su inmesi, yeryüzünün dirilmesi,

Nur -43: Bulutların sevki ve üst üste yığılması yağmur yağması,

Rum -48: Rüzgarın gönderilmesi, bulutların hareket etmesi, yayılması, yağmurun yağması,

Araf -57: Müjdeci rüzgarların gönderilmesi, rüzgarların bulutları yüklenmesi, gökten su indirip meyvelerin çıkartılması,

Furkan 48-49: Müjdeci rüzgarların gönderilmesi, ölü toprağın canlanması, hayvanların ve insanların canlanması,

Fatır -9: Rüzgarların gönderilmesi, bulutların hareket etmesi, ölü toprağın dirilmesi,

Yasin 33-34: Ölü toprağın diriltilmesi, yeryüzünde bahçeler ve pınarlar oluşturulması.

Yukarıda değindiğimiz gibi bu ayetlerde verilen bilgilerin tamamı sıradan bir insanın doğada olup bitenleri çıplak gözlerle izlemesi sonucunda elde edebileceği bilgilerden oluşmaktadır. Buradaki anlatılanlar yüzlerce yıl sonra ancak keşfedilebilecek bilgileri içermemektedir. Rüzgarların herhangi bir şeyi uçurmasını, hareketli bulutlar olduğu zaman onlardan yağmur yağmasını ve yağan yağmurla, su ile beslendiği vakit toprakta ekinlerin biteceğini akıl etmek hiç de zor değildir. Bu yüzden geçmişte söylenmesi muhtemel sözleri alıp da bunları gelecekte keşfedilecek bilgilerin önceden haber verilmesi olarak değerlendirmek çok da doğru olmaz.

Erkek ve dişi bitkiler:

-Eski insanlar tıpkı kendilerinde olduğu gibi canlı olan hayvanlarda da üremenin gerçekleşmesi için dişi ve erkek olmak üzere iki cinsin olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden de canlıların ilk yaratıldıkları zamanda çift yaratılmış olması gerektiğini düşünmüşlerdi. Tabi ki bu ancak eski insanların yapabileceği türden oldukça basit bir ayrımdı. Çiftlerden oluştuğu düşünülen bu canlılar alemine ölüp tekrar dirildiğine inanılan ağaçların ve bitkilerin de dahil edilmiş olması büyük ihtimaldir. Kuranda insanlarla ilgili olarak kullanılan ezvacen yani çift, eş kelimesi bitki ve meyveler için de kullanılmıştır. Burada asıl sorulması gereken; gerçekten de bitkiler de insanlar ve hayvanlar gibi dişi ve erkek olmak üzere iki ayrı sınıfa mı ayrılmaktaydı?

Bitkiler çiçekli ve çiçeksiz bitkiler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Çiçekli bitkilerden erkek ve dişi organı bir arada bulunduran bitkilere -bir evcikli- , erkek ve dişi organları ayrı bulunduran bitkilere de -iki evcikli- bitki denmektedir. Meşe, mısır, çam, kestane ve fındık bir evcikli, söğüt, antep fıstığı, kenevir ve kavak iki evcikli bitkilerdir. Görüldüğü gibi erkek ve dişi organı bir arada bulunduran bitkilerde çift değil tek bir yaratım mevcuttur.

Çiçeksiz bitkiler grubunu ise su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip ettiği metagenez ile üreme görülmektedir.

Bırakınız bitkileri insan dahil tüm canlıları sadece birbirinin eşinden oluşan, çift yapılı varlıklar olarak düşünmek doğru değildir. Erkek ve dişi her iki özelliği aynı anda taşıyabilen, bir dişiye gereksinim duymadan da üreyebilen canlılar bulunmaktadır. Bu yüzden Kurandaki gibi genel bir ayrım ancak dediğim gibi her canlıyı var eden bir tanrı tarafından değil ancak yeryüzünü sadece kendi çevresinde gördüğü sınırlı sayıdaki canlıdan ibaret sayan bir insan tarafından yapılabilirdi.

Birbirinden ayrılmış iki deniz:

-Furkan Suresi'nin 53. ayetinde iki denizden bahsedilerek bunlardan birisinin suyunun tatlı diğerinin ise tuzlu olduğu söylenmektedir. Burada en başta şunu belirtmek gerekir ki ayette geçen bahreyn kelimesi bizim şuan anladığımız şekildeki deniz anlamına gelecek diye bir şey yok. Bu kelime aynı zamanda nehir ve göl gibi suları içinde kullanılabilir.

Nitekim Fatır Suresi'nin 12. ayetinde de aynı kelime kullanılarak, denizlerden birinin suyunun içilebildiği diğerinin ise içilemediği söylenir. Bunlardan birinin suyu içilebildiğine göre bahreyn kelimesi ile kast edilenin bizim anladığımız şekildeki bir denizden çok bir nehri veya gölü işaret ettiği açıktır.

Herhangi bir insan kendi içtiği su ile bir deniz suyu arasındaki farkı çok iyi bilir. Deniz suyu içilemeyecek kadar tuzludur. Bu yüzden eski insanlar nehirlerde akan sularla denizlerdeki sular arasındaki tuzlu tuzsuz farkını çok iyi biliyorlardı. Tabi tek emin oldukları şey iki su arasında bu farkın olduğuydu yoksa her ikisi de su olmasına rağmen tuzlu tuzsuz farkının nereden kaynaklandığını bilmiyorlardı. Nehirlerin veya denizlerin nerde başlayıp nerde bittiğini, ne ölçüde büyük olduklarını bilmiyorlardı. Onlar da sebebini bilmedikleri bu farklılık karşısında düşünebilecekleri en basit şeyi düşündüler ve iki suyun arasında bir engel olduğuna inandılar.

Yoksa yeryüzünde tatlı ve tuzlu sularının birbirine karışmadığı, aralarında bir engelin bulunduğu iki deniz diye bir şey yoktur. Dünya’nın hiçbir yerinde aralarında -adeta bir duvar- varmışçasına birbirine karışmayan denizler bulunmaz. Dünyanın neresine giderseniz gidin tuzlu ve tuzsuz suyun bir araya geldiği vakit birbirlerine karıştığına tanık olursunuz.

Kazık gibi çakılmış dağlar:

-Nebe Suresi'nin 6. ve 7. ayetlerinde dağlardan sağlam kazıklar olarak bahsedilmektedir. Dağların hareketsiz ve göğe doğru sivrilerek yükselmiş olmaları onların adeta yere çakılmış birer kazık gibi düşünülmesine yol açmıştır. Ayetteki bu anlatım şekli bizlere dağlarda sarsıntı ve depremlerin olmayacağını değil çıplak gözle bakılan dağlara ilişkin basit bir benzetmenin yapıldığını göstermektedir.

Dr. Naik'in söylediği gibi dağların depremlerin oluşmasını engellemesi diye bir şey söz konusu değildir. Bizzat dağların nedeni tektonik hareketler olup bu tektonik hareketler sonucunda depremler oluşur diyebiliriz. Japonya ve Suudi Arabistan’ı bu şekilde düşünebilirsiniz. Biri dağlık ve depremlerin çok olduğu bir ülke, diğeri ise dağlık değil ama deprem riski az olan bir ülkedir.

Eğer Kuran’ın bu hükmü genel kabul edilirse ve dağlar depremi önlüyorsa, bu durumda Japonya’da deprem olmamalıydı veya Suudi Arabistan’da depremler olması gerekirdi. Ayrıca gerçekten de dağların depremleri engellemesi gibi bir şey olsaydı volkanik dağlarda görülen ve volkanik püskürmeler esnasında yaşanan depremlerin de hiç olmaması gerekirdi.

fırsat bulduğumda videonun geri kalan kısmıyla da ilgili yazmaya devam edecem...

"İslamı yanlış yaşıyorlar" değil, doğrusu "İslam yanlış, yaşanılmıyor." CENKVAROL

http://hakikatbununneresinde.blogspot.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 09-12-2012, 03:07
Hasan Akçay Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Feb 2011
Mesajlar: 2.372
Standart

...nasıl ki bir çocuk anne ve babasının diliyle konuşmayı öğreniyorsa sahip olduğu inançlarının oluşmasında da anne ve basının kaçınılmaz bir etkisi olacaktır.

Dogru.

...bilimin sunduğu somut gerçekler ve faydalar kutsal kitaplarda anlatılan ve yaşatılan tabularla çelişiyor.

"Kutsal kitaplar"dan kasit Kurân ise
bu söylenen, kuskuyla maluldur.

Dr. Naik’in hiçbir kimsenin görmediği (evren gibi eşsiz ve sınırları keşfedilmemiş olan) bir şeyi aygıt olarak adlandırması bir kere en baştan yanlıştır.

Evren, saat gibi dakik, calisiyor. Yoksa kaos olurdu.
Elbet rastlanti degil,

planli olarak

kurulup
isletilen

bir aygittir.

Öte yandan eger evren, SINIRSIZLIGI yüzünden, iki iddidan biri icin kuskuluysa ötekisi icin de kuskuludur. Yukardaki iddia icin kuskuyla malul derken belirtmeye calistigim bu idi.

hiçbir ateist daha önce kimsenin görmediği bir şeyle ilgili olarak bunun bir mucidi vardır demez, dese zaten ateist olmaz.

Saat bulunmadan önce onu hicbir ateist görememistir; arti, örnegin Avustralya yerlileri hâlâ göremiyor. Peki saatin bir mucudi vardir diyen "Ateistler ya ateistligi birakiverirse!" diye saati ustalar yapmamis mi olur?

Bu aygıtın mucidi kim?

Bu sorudan
önce:

Bu aygitin bir yapani var mi yok mu?
Bu saatin bir yapani var mi yok mu?

...yarın bir gün evrendeki ilk başlangıçla ilgili ("big bang"den) bir başka teorinin daha doğru kabul edilmesi durumunda Dr. Naik in içine düşeceği durumu düşünmek bile istemem.

Bence düsünün.
Dr Naik'in o iddiasi bostur ve
o gibilerin yumusak karnidir. Vurun oraya.
Hak ediyor.

Oysaki dünya büyük patlamadan milyarlarca sene sonra oluşmuştur.

Bir önceki nokta
ile ilgili
kendi sözlerinizden
hareketle:

...yarın bir gün dünyanin büyük patlama esnasinda olustugunu gösteren baska bir teori kabul edilirse sizin içine düşeceğiniz durumu birileri düşünmek bile istemez.

Görülen o ki

bu sizinkisi
bir düsünme eksersizi,

sonu bi türlü gelmeyen.
Arabin yalellesi gibi.

Benden simdilik bu kadar.

Sevgi ile,
Hasan Akcay
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 09-12-2012, 03:24
murted - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
murted murted isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderator
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Sep 2008
Mesajlar: 2.848
Standart

Üşenmedim, hepsini izledim.
Adamın baştaki söylediklerini yani aygıtlı mucitli kısma itiraz etmeden orayı geçelim. Fakat konuyu istediği yere getirebilmesi için söylediklerinin doğru olması gerek. Kuran'ın bazı bilimsel bilgileri dolaylı da olsa içermesi söz konusu olmadığı gibi aksine baştan sona ilkokul çocuklarını güldürecek akıl dışı ve modern bilimin verileriyle ters düşen anlatımlara sahip. Dolayısıyla vardığı sonuç bu şekilde bile yanlış. Çünkü öncülü yanlış; Kuran bilimsel bilgiler içermek bir yana modern bulgulara ters tonla şey barındırıyor.
Tevil işine giriyorlar, ancak ortaya kendi içinde dahi tutarlı bir bütün koyamadıklarından yaptıkları takla atmaktan başka bir şey olmuyor. Şanslarını jimnastikte deneseler daha yerinde olur.

No Religion No Cry

Ateizmi Anlamak için tıkla!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 09-12-2012, 12:24
cenkvarol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cenkvarol cenkvarol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
Standart

Sn. Hasan Akçay;

"Kutsal kitaplar"dan kasit Kurân ise bu söylenen, kuskuyla maluldur.”

Kutsal kitaplardan kasıt tabi ki Kuranı da içeriyor. Bunu göstermek için birden fazla konu bulunmaktadır. En basitinden şu örneği verebilirim; insan kalbi düşünme ve inanma fonksiyonlarını yerine getirmez bunu insanın beyni yapar. Diğer konulara aşağıdan bakabilirsiniz.

HTML-Kodu:
http://panteidar.wordpress.com/2009/10/27/celiskiler-4/

“Evren, saat gibi dakik, çalışıyor. Yoksa kaos olurdu. Elbet rastlantı değil, planlı olarak kurulup işletilen bir aygıttır.”

Evrende kaosun bulunmadığının ve herşeyin saat gibi tıkır tıkır işlediğinin kanıtı nedir? Etrafa saçılmış sayısız bilyeler gibi birbiriyle çarpışan, birbirini iten çeken, yutan, ateşi sönen, buz kesen, kendi etrafında dönüp duran, ordan buraya kayıp giden bunun gibi sayısız etkileşim ve oluşum içerisinde olan bir ortam saat gibi mi çalışmaktadır? Peki saat gibi çalışmasaydı şu anki yaşananlardan farklı olarak ne yaşanırdı?

“Öte yandan eger evren, SINIRSIZLIGI yüzünden, iki iddiadan biri için kuşkuluysa ötekisi için de kuşkuludur.”

Tamam da Bilim zaten bu kuşkunun üzerine kurulu olup ona göre her türlü gelişmeye açıktır. Bu konuda kuşkuya yer vermeyen ve eskiyi mıh gibi kafalarının içine çakan kutsal kitaplara tapanlardır.

Saat bulunmadan önce onu hicbir ateist görememistir; arti, örnegin Avustralya yerlileri hâlâ göremiyor. Peki saatin bir mucudi vardir diyen "Ateistler ya ateistligi birakiverirse!" diye saati ustalar yapmamis mi olur?”

Bu örneğinizi ne yazık ki anlayamadım. Biraz daha açarsanız cevap veririm.

“Bu sorudan önce: Bu aygitin bir yapani var mi yok mu?”

Bu soruda aygıt kelimesinin kullanılmasının doğru olmayacağını belirttim, siz yine de sorunuzun içinde tekrar kullanmışsınız. Bilinen şeyler için kullanılmış olan aygıt gibi bir tabirin kullanılması “ateistler bu kadar basit bir soruya cevap veremiyorlar, bilimin icat ettiği aygıtlara inanıyorlar ama oradaki mantıklarını inanca gelince kullanmıyorlar” diye yanlış bir algılama yaratacaktır.

Bu kelime yerine hiç bilinmeyen bir şeyden bahsedilip ona ilişkin yapanı var mı yok mu diye sormak gerekir ki bu zaten inanmışların yönelttiği en temel sorudur. Ateistlerin bu soruya ilişkin cevap olarak herhangi bir ön kabullenme veya inanışı söz konusu olmaz, bu olursa zaten kendilerini ateist değil tesit veya deist olarak adlandırmaları gerekir.

“...yarın bir gün dünyanın büyük patlama esnasında oluştuğunu gösteren başka bir teori kabul edilirse sizin içine düşeceğiniz durumu birileri düşünmek bile istemez.”

Belki zamanı geri alıp her şeyi yüzde yüz doğrulukla bilmek gibi bir imkanımız yok ama olabilecek en doğru cevaba yaklaşma ihtimalimiz var. Büyük patlama gibi birşeyin olup olmadığına ilişkin bir teori ile yıldızlarla dünyanın yaşlarını ölçüp ikisi arasındaki farkı hesaplayan bir teori birbiriyle aynı değildir. Kaldı ki burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta Dr. Naik’in madem büyük patlama gibi bilimin teorilerine sarılmakatdır o zaman dünyanın ve evrenin yaşı konusundaki teorileri de aynı şekilde ciddiye alması gerektiğidir.

Şundan emin olun ki, bilimin tapularının olmadığını, daha doğru bir keşfin eski teorileri ortadan kaldırabileceğini söyleyen birisinin içine düşeceği durumla her şeyin en doğrusunun yazdığı bir kitaba tapan birisinin içine düşeceği durum aynı olmayacaktır. Madem Dr. Naik’in teorilere yüzde yüz gerçek doğrularmış gibi bel bağlamasını eleştiriyorsunuz o zaman “bilim değişir ve gelişir” diyen benim yarın bir gün içine düşeceğim durumun onunla aynı olmayacağını da bilmeniz gerekirdi.

“Görülen o ki bu sizinkisi bir düşünme eksersizi,”

Eğer onca yazının içinden tek bir cümleyi alarak “eleştirdiğinin aynısını sen de yapıyorsun” gibi doğu olmayan bir çıkarımda bulunarak genelleme yapmak istiyorsanız, düşünce eksersizinin düşünce cambazlığı yapmaktan bin kat daha fazla işe yarayacağını bilmenizi isterim.

"İslamı yanlış yaşıyorlar" değil, doğrusu "İslam yanlış, yaşanılmıyor." CENKVAROL

http://hakikatbununneresinde.blogspot.com/
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 09-12-2012, 15:38
Olimpiyat Olimpiyat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2011
Bulunduğu yer: İstanbul-İzmir hattı :)
Mesajlar: 1.474
Standart

Dinlerin, bilim karşısında düştüğü aciziyeti gördükleri için (inanılmaz bir aşağılık kompleksi ile) ayetlerle bilim arasında ilişki kurarak; sizin o bilim dediğiniz şey, daha onları ileri sürmeden Kuran onları ileri sürüyordu, deyip kendilerini kandırmaya devam ediyorlar.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 09-12-2012, 23:33
thenedos thenedos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Dec 2012
Mesajlar: 44
Standart

Enbiya suresi 30. ayetinde kafirlere görmediler mi (yada bilmediler mi)başlangıçta yerler ve gökler bitişik idi de biz onları ayırdık. derken kafirler nasıl görebilirler yada bilebilirler başlangıçta yer ve göğün bitişik olduğunu ve sonradan ayrıldığnı yada o dönemde böyle olduğuna dair yaygın bir inaç mı varmış?
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 09-12-2012, 23:55
cenkvarol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cenkvarol cenkvarol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
Standart

thenedos´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Enbiya suresi 30. ayetinde kafirlere görmediler mi (yada bilmediler mi)başlangıçta yerler ve gökler bitişik idi de biz onları ayırdık. derken kafirler nasıl görebilirler yada bilebilirler başlangıçta yer ve göğün bitişik olduğunu ve sonradan ayrıldığnı yada o dönemde böyle olduğuna dair yaygın bir inaç mı varmış?
Yer ve göğün ayrılmış olmasıyla ilgili sanki ortada o zamanki insanların birebir tanık olabilecekleri birşey varmış gibi konuşulmuş olması, belirttiğim ufkun sonundaki gökle yerin bitişikken insanların üzerinde birbirinden ayrılmış gibi gözükmesiyle alakalı olabilir.

"İslamı yanlış yaşıyorlar" değil, doğrusu "İslam yanlış, yaşanılmıyor." CENKVAROL

http://hakikatbununneresinde.blogspot.com/
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 09-12-2012, 23:56
Jingo Jingo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2012
Bulunduğu yer: cehennemin dibi
Mesajlar: 733
Standart

Hasan Akçay´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
[COLOR=blue]"Kutsal kitaplar"dan kasit Kurân ise
bu söylenen, kuskuyla maluldur.
Hasan bey.

"Bilimin sunduğu somut gerçekler" ile Bakara 259'u açıklar mısınız?

İşin içine "Allah'ın hikmeti"ni falan katmadan tabi...

BİLİM'İN SUNDUĞU SOMUT GERÇEKLER lazım zira...

Hasan Akçay´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saat bulunmadan önce onu hicbir ateist görememistir; arti, örnegin Avustralya yerlileri hâlâ göremiyor. Peki saatin bir mucudi vardir diyen "Ateistler ya ateistligi birakiverirse!" diye saati ustalar yapmamis mi olur?

Bu aygıtın mucidi kim?

Bu sorudan
önce:

Bu aygitin bir yapani var mi yok mu?
Bu saatin bir yapani var mi yok mu?
Allah'ı kim yaratmıştır?

"O hep vardı." demeyin, bu cevabınız, BU YAZDIĞINIZ MANTIĞA GÖRE kabul edilemez.

Kendinizle çelişmiş olursunuz.

Size göre insanın/evrenin yaratıcısı olması "şart" ise, Allah için de bu geçerli olmak zorundadır.

Aksi halde bu savınız, "hayal gücü"nden öteye gitmiyor. Felsefi bir mantığı bile yok.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 10-12-2012, 05:10
Hasan Akçay Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Feb 2011
Mesajlar: 2.372
Standart

Evrende kaosun bulunmadığının ve herşeyin saat gibi tıkır tıkır işlediğinin kanıtı nedir? (cenkvarol)

Tikit tikir isleyen,
saatin icindeki her sey midir ki
evrenin icindeki hersey olsun.

Etrafa saçılmış sayısız bilyeler gibi birbiriyle çarpışan, birbirini iten çeken, yutan, ateşi sönen, buz kesen, kendi etrafında dönüp duran, ordan buraya kayıp giden bunun gibi sayısız etkileşim ve oluşum içerisinde olan bir ortam

Saatin icinde de toz olur,
evreninin icinde de

ama

saatin calismasina yine de
kurallara uygun ve dakik
denir.

Insallah
insanlar aklini yemez ve
evren icin de denir.

(Saatin bulunmasindan önce görülememis olmasiyla ilgili) örneğinizi ne yazık ki anlayamadım. Biraz daha açarsanız cevap veririm.

Görülemiyen bir seyin
kanit olarak kullanilamiyacagi
öne sürülüyor.

Saat örnegini
onun icin verdim.

"Bilimin sunduğu somut gerçekler" ile Bakara 259'u açıklar mısınız? İşin içine "Allah'ın hikmeti"ni falan katmadan tabi...(Jingo)

Kurân'da
Muhammed nebiden önce yasanmis olan
mucizelerden söz ediliyor.
Bakara 259'da anlatilan onlardan biri.
ADI üstünde mucizedir; somut bilim degil.

Allah'ı kim yaratmıştır?

Benim icin bu,
sorun degil.

Size gelince, özür dilerim,
size yardim edemiyecegim.

Onu
sizin icin sorun
olmaktan

siz, kendiniz
cikaracaksiniz.

Sevgi ile,
Hasan Akcay
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10-12-2012, 06:47
Natürelist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Natürelist Natürelist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2010
Bulunduğu yer: Stuttgart
Mesajlar: 1.289
Standart

Sayin Akcay, siz neye dayanarak ...."Yoksa kaos olurdu".... diyorsunuz?

ve planli dediginiz vakit hersey bir anda bir sey üzerine hic bir asamadan gecmeyip aninda bu görebildigimiz evren sip diye oluvermistir, ki yazinizda da bunu ....."kurulup isletilen bir aygittir".... diye belirtiyorsunuz. Ayrica ol dedigi zaman, herseyin olmasi icin ayreten bir plan mi gerekli bir tanri icin. Kurulup isletilen dediginiz bu aygit? yani evren, görüldügü gibi hala insasi tamamlanmamis olan bir aygitin isletilmesinden nasil bahsedebiliriz? sizce yarim kalmis bir makinanin calismasi nasil olabilir? Siz evreni ne saniyorsunuz? ressamin cizdigi bir tablo olarak mi? Hersey plan'a göre bitmis tamamlanmis olarak mi? ki buradan bir aygittan da söz edelim. Iddianiz'daki carpiklar gercekten siritiyor..hele hele dini dogmalar, bilim ile karistirildiginda ortaya fevkalade bir durum cikiyorki insan bazen kendini gülmekten alamiyor. (umarim buraya alinmazsiniz)

Yaklasik büyüklügü 17 milyar günes büyüklükte yildizin kütlesine sahip olan Kuasar'in varligini, hic duydunuz mu? Yanlis anlasilmasin günes büyüklügü ile de karistirilmasin, yani kendi bulundugu galaks'inin yüzde 14% lük bir orana sahip. Bir baska örnek verecek olursam; yaklasik capi 7.000 isik yili büyüklük de kozmik bir girdaptir. Kaos'u ile olsun veya olmasin Evren sürekli bir degisim icindedir. Kur'an'in anlattigi evren burasi degildir, anlattigi yer ancak insanlarin gözle görebilecekleri mesafeler'dir, bir insan ciplak gözle nereye (yani en uzak noktaya) kadar görebilir hic düsündünüzmü?

Islami ulema'nin ileri sürdügünü, siz de yapiyorsunuz. Bu husus'u surada dile getirmistim; http://www.mucizeyalanlari.com/kuran...lu-elestirisi/

Ve bazı ayetleri örnek gösterilerek, Allah’ın yaratmasındaki mükemmelliği güya evrende var olan düzen ve uyuma bakarak şöyle açıklamaya çalışmaktadırlar:
Rahmanın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (düzensizlik) görüyor musun?”

MÜLK – 3 (Elmalılı Hamdi Yazır)O ki, birbirine uygun yedi gök yaratmıştır. O Rahman’ın yarattığında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Haydi çevir gözü(nü), görebilir misin hiçbir çatlak, bir kusur?

Demek ki Kuran’a göre insan “çıplak gözle” bu yedi katları görebilirmiş!
Önüne gelen herşeyi yutan Karadelik’leri, Quasar’ları, Süpernova’ları, birbirini karşılıklı olarak yutan dev galaksileri çıplak gözle nasıl görebilsin?
Karadeliklerden bahsedecek olursak, NGC 4889 galaksinin merkezinde yaklaşık 21 milyar güneş kütlesi büyüklüğünde bir kara deliğin varlığı saptanmıştır. Ayrıca M87′de bir karadeliğin etkisiyle galaksinin merkezinden 5000 ışık yılı uzaklığa fırlatılan maddeden oluşan bir “jet”in (püskürme) yakınında hiç de yaşamak istemezdim! (bu nasıl bir “düzense?). Anlaşılan Kuran’ın Allah’ı evreni insanların çıplak gözüyle görebildiği kadar görüyor!

Asagidaki fotografin sag kisminda bulunan NGC 4889 galaksi'sidir, uzakligi ise 300 milyon isik yili olarak tahmin ediliyor.




Simdi su anda gördügümüz bu resim, yalnizca bir anlik cekilmis fotagraf'dir, milyarlarca milyar yil sonra ki hali ise bambaska olacaktir. Dolayisiyla bu "bir anlik gecerli olan düzenden" baska bir sey de degildir, ve aklimiza da söyle bir soru gelir; madem ki bir plan'a göre allah evreni yaratmis, o halde bu plan neden sürekli degisiyor? ve bu kaos'larin ardindan sürekli degisime ugrayan bir evrenin artik buna bir plan diyebilirmiyiz?

Yeni bilgilere göre kara deliklerin galaksilerin olusumunda etkili bir rol oynadigi kuvvetli görünüyor, demekki evrende bu denli catlakliklar varmis da bizlerin simdiye kadar neden bilinemedigi normal ve dogal'dir. Ancak yüce bir yaraticinin bunlari görememesi nasil olur? ve hatta bulundugumuz samanyolu gökadasi ile andromeda gökadasinin birbirleriyle bir kac milyar yil icinde carpisacagi da malumdur. Kur'an'in allahi sürekli düzen den ölcü den bahseder ama bu sanildigi gibi böyle degildir maalesef. Anlasiliyorki 6.yüzyilda muhammed, günümüzün teknolojisi ile bunlari bir bir tespit edilecegini hesaba katmamis, katmadigi gibi bir de bir 1.400 yil sonrasini düsününüz, astronomi nerelere ulasir bilemiyecegimiz gibi bu normal ve dogal'dir. Tipki 6.yüzyilinda muhammed'in bilmedi gibi.

Iyi forumlar...

İnsanlık onuru her şeyden üstündür
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
müthiş cevap, zakir naik


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hristiyanlardan Cevap Jesus-Christ Hristiyanlık 66 16-01-2013 03:34
Farklı Bir Cevap keci Yeni Üyeler 30 05-06-2009 03:09
Harun Yahya'ya cevap.. tardu İslam 60 18-05-2009 13:21
SORU VE CEVAP YASALARI suskun Konu-dışı 7 12-02-2006 16:45
burkay a cevap mehmet1965 İslam 11 08-11-2005 11:51

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:14 .