Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Dil, Mantık & Zihin Felsefesi

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #11  
Alt 10-12-2014, 14:19
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

Sevgili Dialectics birincisi uzun olacak ama lütfen oku, zira diğer türlü(anlaşılamamak) çok daha fazla zaman/emek götürecek ve yine tamamiyle okumadan ve asla değinmediğim gerekte görmediğim yerleri önüme atmadan, sadece yazdıklarıma görelik taşımayan biçimde, kimsenin yorum yapmasını istemiyorum, tabi kimse uymak zorunda değil bir istek, ama uymayan da sonuçalrının sorumluluğunu almış demektir(tepki veririm, yanıt yazma hakkımı kullanır, kendi ifadelerim adına pataklarım). 2 materyalist görüş konusunda zaten açıklamıştım, sana değil oradaki ifade George'un çıkarımına ve o çıkarıma giden yöntemine. Ne yapayım yöntem idealist, salt zihne, düşünceye ait/yatkın/ikame, aşağıda örnekleme açıklayacağım...
Dialectics´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hareket diye bir Nesne yoktur. Hareket, nesnenin bir zaman düzlemindeki farklı durumları arasında kurulan "İLİŞKİ"nin bir sonucudur. Ancak bu ilişkiyi ifade etmek için insan beyninin:
Bak birbirimizi şimdi anlayacağız, o nedenle diğer yanlış anlamalı noktalara tekrar değinmeyeceğim. Kendin ne diyorsun? Kurulan ilişki, aslı ise daha ötesine geçiyorum, o ilişkiler doğada mevcut, biz bağıntı kuruyoruz, neyler arasında bağıntı?? Kısaca aslında nesnel bağda mevcut. Örneğin ısınan havanın genleşmesi, bir hareket, değişim ve ısı ile o an ortamdaki diğer maddelerin ve genleşmenin ilişkisi/bağı yok mu, yani bu bağı biz kurmasakta hava genleşecekti(sonuç itibariyle = sebep/sonuç, etki/tepki)? Buna itiraz ediyor musun? Şimdi evrende hareket var, insan bu hareketi türetmiyor ya da bu hareket insana ait özellik değil. Bakın beyin demeye ihtiyaç duymuyorum, insan diyorum, beyine kadar gitmeye gerek yok. Beynim, ellerim, ayaklarım, parmaklarım, tırnaklarım, dilim, gözüm, kulağım, insan ait ne varsa akla gelecek her şeyle ben bir ortamdayım, bir çevre, kısaca bir dünya, bir evrendeyim ve bir bütünüm. Konu itibariyle beyinden önce etki/tepki(etkiyen/etkilenen ya da öznenin etkidiği nesnenin etkilendiği hangi tarafından bakarsanız bakın farketmez, her halükarda etki/tepkidir) duyularım, duyularımın kaynağı ise, nesnel zemindeki etki/tepki, ilişkisel düzey ve nesneye yönelmiş organlarımdır. Yani beynimiz kafamızın içinde olabilir ancak iki yöne doğru açılımı vardır. Birincisi dış dünya(nesnel), ikincisi iç dünya(öznel)... Bilgi dış dünya temelinde/yöneliminde edindiğimiz şeylerdir ve bu temelde insanın tüm ortamla girdiği ilişki vardır, bu ilişki ister duyumlar olsun, ama isterse etkiyen haliyle olsun. Yani özne hem etken hem de etkilenen ve haliyle iç dünyasıda yani öznel dünyasıda, bilgi/gerçeklik namına özünde dış dünya ile şekillenir ve öznel dünyanın dış dünyadan bağımsızlığı da düşünce, çıkar, inanç, hayal gücü gibi alanalarda hayat bulur.. Neyse;

Şimdi eğer konunuz evren ise, eğer konunuz hareket ise eğer konunuz evrendeki/doğadaki ilişkiler ise, eğer konunuz evrendeki değişim ise, eğer konunuz nesnel zemin ise ve eğer konunuz bunların algılanması ise, özne öncül değil ardıldır. Bu halde insan ancak soyutlayarak algılayabilir. Doğru mu? Önce duyulanan/algılanan şeyler var, demek ki öncül özne değil bu konularda dış dünyasıdır(biz(materyalistler) gerçekliği dış dünya olarak ele alır ve sunarız). İnsanın bulunduğu ortamı, yeri vb çözümlemesi, efendim beynin, bilmem beyne giden şu sinyaller, efendim bilmem beyindeki voltaj, nöron diye ele alınamaz(örnek vereceğim). O sinyaller öncüldür, o sinyallerinde kaynağı öncüldür, özne bu noktada alıcı olarak çalışır, verici olarak iş yaptığında ise özne, açımız çerçevesinde nesneleşmiş demektir, yani etkiyecektir, peki neye etkiyecektir, başka nesnelere(ortam dahil)??

Sebep/sonuç ilişkisi insanlarca kurulan değil özünde insanlarca algılanan nesnel zemin/hareket/değişim/ilişki çerçevesinde bir ilişkidir. En basit örneğimiz diğer canlılardır. Bir kedi, köpek saldırısına maruz kalırsa, çıkabileceği ama köpeğin ulaşamayacağı yüksek yerlere, ağaçlara vb tırmanmaya çalışır, ilk işi köpeğin erişemeyeceği bir yer aramaktır. Örneğin sıvılar ısınınca maddelerde hareket olur, neden? Bu irademiz dışındadır, ancak idealizm maddeyi salt bir görüntü/görüngü(fenomen) olarak gördüğü için der ki, hayır madde hareketli olamaz çünkü bir CANI/İRADESİ yok!? En nihaytinde o halde nasıl oluyorda hareket ettiklerini görüyoruz diye sorar? Yanıt verir, çünkü der hareket kaabiliyetine sahip olan ancak irade ve onunda bağlı olduğu düşüncedir, o halde denir, aslında ve madem maddeler görüntüden ibaret, demek ki hareketde zihinseldir. Bu öznel idealizm, nesnel idealizmde der ki, hareketi soyutlayan benim demek ki ben soyutlamazsam hareket yoktur(yani evren statiktir). Demek ki sebep/sonuç ilişkisini insanın kurduğu bir ilişki olarak sunmak, temelde bir adet arıza yönelimi içerir, onuda yukarıda bu yönüyle nesnel idealizm olarak özetledim... Şimdi köpek ile kedi arasında bir ilişki vardır ve biz kedinin kaçmasını KURMUŞ olmuyoruz, çözümleyen, algılayan konumdayız. Bu noktada beyindir, sinyaldir, nörondur gereği ne? Bahsedilse dahi algılananın insana ait değil(öznel dünya) ve İnsan iradesinden bağımsız(!) bir ilişki, özünde dış dünyaya(nesnel dünya) ait olduğu gerçeğidir. Mesele bunu ret edip, etmemektedir ve o nedenle sürekli beyin, sinyal, nöron yaklaşımı sergileniyor ve orada üretilen şeyler gibi çıkarımlara varılıyor. Çünkü nasıl ki madde hareketli olamaz anlayışı ile idealizmin vurgusu/çıakrımını ifade ettim, aynı şeyi doğadaki/evrendeki maddeler arası ilişkiye de yapılıyor, sorun burada! Demek ki idealizm derken amacım etiket değil açı/çerçeve ve kısa tutmak içinmiş. Her idealizm dediğimde konuyla ilgili çarşaf, çarşaf idealizmin nasıl yaklaştığını hangi açı çerçeve ile baktığını nasıl anlatayım? Mesele sinyal ya da nöron değil, bunların kaynağın, dış dünyanın yerine ikame edilmesi meselesidir ki, bu idealizmdir. O halde oturacak buradaki indirgemeyi, bilimsellikten akıl ve mantıktan da uzaklaşılan tüm yerleri, yöntemi, öznelciliği, indirgemeyi eleştireceğim ve ilk cevabımda, daha ilk paragrafımda dediğim gibi 20'li yüzyıllarda hala bu yöntemlerin kullanılmasına da şaşırmaya devam edeceğim.

Sonuç itibariyle sebep/sonuç ilişkisinde özne öncül değildir. Soyutlamak ile soyutu birbirine karıştıranlar var haliyle ciddiye alabilir miyiz? Konuyu değiştirmek olur. Adı üstünde soyutlamak. Bu şu demektir, o halde algılanabilir olan şeyler yerine ikame edemeyecek, yerine geçemeyecek olan biçimde temsil/işaret edecek soyutla ilişkilendirilir demektir. Demek ki insanın neden sorunsalında ORTAK özellik göstermesi insani bir mucize değil, bütün insanalrın aynı evren, aynı dünya, aynı fiziksel ortam/çevre de olmasıyla ilgilidir. Ve insanın nesneler arasında kurduğu bağ çözümleme, algılama temelinde bir bağdır yani öncül olan ortam/çevre ve tüm bileşenleridir. Bu halde ilişki salt insanın beyninde kurguladığı bir şey değil, aksine tamda insanın ve organizmanın görevini yerine getirmesi, yani duyumlar ve algılarla, kavrama(soyutlamak), çözümleme(bilinç) vb yetileridir. O halde soru şu, kavranan ne? Çözümlenen ne? Beyindeki sinyaller,nöronlar filan değil, tüm bunların kaynağı, maddeler, maddelerin nitelik/özellikleri(nesne), maddelerin birbiriyle olan ilişkileri, etki/tepki düzlemi(algılarımızın da irademiz dışındaki kaynağı),hareketli, değişken... bir evren/dış dünya ve bir parçası olmaklığımızla nesnesi, algılayan/eyleme geçen vb olmaklığımızla da öznesi olduğumuz bir dış dünya!

Şimdi öncül olan ne ardıl olan ne konumuz itibariyle? 2 Tane deney örneği vermiştim, neden onalrı hesaba katarak düşünmüyorsunuz? İnsan desek ne, nöron desek ne, sinyal desek ne farkedecek, balon ve o andaki değişim/hareket açısından? Demek ki Newton, insanın algılama yöntem ve yollarıyla yanılmış olmuyor(yani yerçekiminin insan iradesinden bağımsızlığı! haliyle nörondur, sinyaldir bunları esas/ana öncül belirlemenin arızalı olması), Newton ancak algısı ve çözümlemeliriyle, gözleminin boyutlarıyla, kısaca edindiği veri/bilgi/yorumuyla yanılabilir. O halde soru şu algılanan ne, neye ait/dair? İşte sorun burada açığa çıkıyor, idealizm algılanan ne sorusuna algılayan insan diye döner, ama algılananın gerçekliğini kabullenmez, o nedenle de günümüzde çaresiz beyin ve nöron ve en nihayetinde sinyaller(amaç değil araçtırlar!!!) demeye varır, yani tamamiyle iç dünyayı, dış dünya yerine ikame etmiştir, o nedenle de sorulardan kaçmak zorundadır. Aynen soyutlamak nedir üzerine işaretlediğim yer gibi, nesneden soyutlanmış olanı, nesnenin yerine koymak(ikame), o nedenle orada ne diyoruz, ekmek yenir ama düşüncesi yenmez, demek ki bunlar farklı şeyler birisi aslı(ekmek) öteki faslı! İdealizmde ise bu tam tersidir faslı, aslının yerine ikame edilmiştir, haliyle idealizm yol/yöntem olarak da bu zeminde düşünmek zorunda, bu açı/çerçeve ile hareket etmek zorundadır. Çünkü bu tarz sorular sorgulayan sorulardır ki, günümüzde bilimin sebep/sonuç ve neden gibi sorgulayan yönü/yanı bu nedenlerle aşındırılmaya, yok edilmeye çalışılmaktadır. Kısaca ya birilerini inanç/tabular yönünden zora sokmakta ya da ötekini neden sorunsalının sorgulayan ve dış dünyayı da kapsamasıyla ilgili duyulan endişedir. Bu nedenle günümüz de bilim nasıl diye sorsun yorumlama/çözümleme, ilişkisel düzey ve bağ işini bize bıraksın, çünkü bu bağ, insani bir bağdır, evrende bu ilişkiler bulunmaz(?)! diye de kılıf uyduruyorlar. Yani bilimi gerektirmeyecek alanlardır da diye ekliyorlar! Bakın kaç indirgeme kaç ikame var burada! Birincisi benim gözlerim var, kulaklarım var o halde bilim gözlem yapmasın çünkü bunu dağda çoban herkesten daha iyi yapıyor diyebilir miyiz? Ama deniyor işte, çünkü bilim de sanki insani bir çaba/edinim değilde marsta bir yerlerdeymiş gibi ele alınıyor! Yani ayrıştırılıyor her şey birbirinden kopartılıp, indirgeniyor! Bu da idealizmin indirgeme yöntemidir, mesele bilgi olduğunda bu tarz yöntemler kökünden arızadır.
Sonuç olarak insanın nedensellik çerçevesinde kurduğu ilişki insana ait ortak bir özellik olmazdan evvel evrene ait bir nitelik/özelliktir(nesne). Maddedir diyor muyum? HAYIR. Ne diyorum NESNEL ZEMİN. Neden çünkü nesne demek maddelerin ya da maddi ilişkilerin algılanabilir(somut) olarak ayırt edici niteliklerle soyutlanması olduğu için diyorum. Demek ki sebep/sonuç ilişkisi önce NESNEL sonra ise algılayan/çözümleyen insan olarak nesneldir. Şimdi sorunda, konuda, George'un arızalı çıakrımlarının temeli de(indirgemeside) netleşti mi? Yani neymiş sebep/sonuç ilişkisi nesnelmiş, gözlemlenebilirmiş ve bu insana has değilmiş, tüm canlılara hatta yaptığımız makinelere kadar dahi gözlemlenebilir. Bir grizu uyarısı veren cihaz bilgisayar ise de, grizu o bilgisayarın ortamda grizu uyarısı vermesine bağlı değildir, aksine bilgisayar o ortama ve ortamın bileşenlerine tabidir ve yine aynı bilgisayar bu konuda alıcıya(duyu organı gibi!), alan cihaza tabidir ve yine o cihazda o ortama(!) tabidir ve cihazdan iletimin ister elektriki sinyaller olması isterse mekanik kuvvetlere dayalı mekanik olması(örneğin ip ile iletişim), gerçeğin de sinyaller, ya da artık cihazın hangi fiziksel kuvveti kullandığına bakarak şu ya da budur, örneğin "gerçek olan iptir grizu değildir, aynen gerçek olan beyine giden sinyallerdir diyenler gibi!" denemez! Mesela bu uyarıyı veren mekanik bir tertibat olsa idi, tertibata bir ip çekilse idi ve bu ipte grizu yoğunlaşmasında gerilse idi, aslında grizu yokta gerilen ip vardır mı diyecektik(öznel idealizm)? efendim bilgisayar yorumluyor demek ki grizu ve sonuçları ile ile kurulan bağ/ilişki bilgisayarların ortak özelliği vs mi diyecektik(nesnel idealizm), e peki ipi geren ne o halde? Madem bu ilişki salt yorumcunun(bilgisayar) kurduğu bir bağdır, o ortamdaki onca madde birbiriyle ilişkili değilmi(sebep/sonuç ilişkisi ile kasıt insanın ilişki kurması değil, aksine nesneler arası ilişkidir ve özne bu ilişkileri gözlemleyen ya da etkilenen olduğunda öncül değil ardıldır!!! Temelde duran itirazlarımın ayırdımına vardınız mı?)?!!! Uzatmayayım ama lütfen okunsun, elimden geldiğince kaba, metafor(örnekleme) ile düşüncemi dile getirdim. Demek ki neden sorunsalında da yönümüz beyin, sinyaller değil öncelikle nesnel zemin olmalıdır, haliyle nesnel zeminde bu ilişkiler gözlemleniyor ise NEDEN diye sormak insanın özelliğidir, ancak sebep/sonuç ilişkisi evrenin, nesnelerin nitelik ve ilişkilerinden açığa çıkan sonuçtur, insan ya da beyin diye indirgenemez, her şeyden evvel nesneldir, nesnelere ait bir özellik/niteliktir, özü maddenin özellik/niteliklerinden birisidir - biz bu sayede bağladığımız ip ile atıyorum grizu uyarısını iletebiliriz, bakın hiç bir insan iradesi yok bu iletimde, irade iletinin alınmasıyla anlam kazanıyor!! Demek ki balonun genleşmesinin zeminindeki nesnel bağ salt insanlara ait ortak bir özellik değil, insanın iradesi dışında da olan nesnel bir özellik/niteliğe göreymiş ve yine nesneler arsı ilişkiler ve bağda, aslında yine insana değil, nesnel ortama, nesnelere dair bir özellik/nitelikmiş. İnsan bu sorunsalın bir parçasıdır bu bahisle, özünde yaratıcısı değil(kedi, köpek örneğine bakılabilir). Özneler, bu ilişkileri algılama, daha iyi çözümleme/tepkime noktasında yetkinleşir. Bu da evrimdeki neden sorunsalına olan doğru bakış açısıdır diye düşünüyorum, yani suyun genleşmesi ne kadar doğalsa insanın da neden sorunsalında yetkinleşmesi o kadar doğaldır, lakin bu sorunsalın kaynağı insan değildir, insan yorumlayan çözümleyen/işaret/ifade eden-soyutlama-/kullanan irade ile masalımıza ortaktır, nesnel zemin de olan, sorunsal açısından ilişkiler-bağlar-bileşimler ve harekettir. Bağ ayrı "bağıntı kurmak" ayrı kavramlar. Sanırım konuyla ilgili de, görüşlerime/iritazlarıma açıklık getirdim.
Dialectics´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bakın tartışmanın devamınde nelerden bahsetmişiz. İnsanın "ilk neden" sorunsalını çözecek donanıma sahip olamayacağı ihtimalinden vs. bahsetmişiz. Çünkü bunun beynin "nedensellik" adı altında gerçekleştirdiği bir takım fonksiyonlara bağlı olduğundan dolayı, olaylar arasında nedensel ilişkiler kurma yöntemlerine sahip beynin, bu ilişkisel yönteminden dolayı ilk neden problemini asla anlayamayacağına filan değinmişiz.
Yukarıda onca uzun yazı yazdım, açıklık adına! Gördünüz mü neden sorunsalının EVRENDEKİ İLİŞKİLER temelli olduğunu? Bu halde varlığa ilk neden çerçevesinde yaklaşmak false'dur! Yani geçersizdir, çünkü sizin neden dediğiniz, sebep/sonuç ilişkisi dediğiniz varlıktan, evrenden, hareketten soyutladığımız br kavram doğru mu? O halde sizin neden sorunsalınız ancak uzay/mekan/zaman çerçevesinde içkindir, dışı adına ilk neden sorunsalınız arızadır(kabul etmeyebilirsiniz, ama ne yazık ki bu kavramlarımız varlığa dahil yani harici değil dahili kavramlar). Kısaca varlığın dışında bir ilk neden sorunsalı kendisine muhatap bulamaz, anlamsız, karşılıksızdır. Çünkü o çerçevede nedenden bahsetmek, bahsedebilirlik dahi safsatadır, saçmadır. Biz ilk neden derken EVREN'İ kastediyoruz, çünkü en basit gözlemlerde yok olan yıldızlar ve yeni oluşan yıldızları gözlemliyoruz! İşte neden sorunsalın, ilklik çerçevesindeki kapsamı. Kısaca varlık ana kümedir diyeyim metafor yapayım, hareket, değişim alt küme, zaman, neden sorunsalı da alt kümenin kümesi! Siz şimdi neye ilk neden arıyorsunuz ana kümeye mi? Yani ana kümeyi, altın, altındaki kümeye mi indirgeyeceksiniz ya da ana küme varlığını altının, altındak kümeyle mi sağlayacaksınız? Gördünüz mü sebep/sonuç ilişkisinin de kapsamı dışına taşınmasını, hatalı çıkarım ve yaklaşımı? Kaldı ki bu bakış açısıyla dilerseniz kütüphaneler dolusu yazabilirsiniz, çünkü nasılsa hem nesnel bir zemini yok, gözlemi yok, hem de doğrulama haliyle de yanlışlanma şansınız neredeyse sıfır, yani laf ola beri gele diye gider de gider ve insan çıkıp haya gücüyle bir dolu senaryo, kurgu yazar, birileride bize bu senaryo, kurguları dayatır, o dereceye varır ki inanmak zorundasınız denmeye başlanır ve yüzyıllarca insanlık bu tutumlardan dolayı dumura uğrar, mantık aşınır, akıl tatile çıkar ve enjeksiyon başlar, artık insanlar kendilerine biçilen bu sınırlar, öte yandan pres ile körelir.... Ana küme varlığa, ilk neden diye yaklaşım/sorunsal sebep/sonuç ilişkisinin kapsamı, dışındadır haliyle neden'de kapsama alanı dışıdır. Kısaca ve özü, ilk neden diye bir şey yok, materyalizm açısından böyle bir sorun da yok, bu sorun idealizme ait! materyalizme göre en yakın tabirle varlık daim(ortada olandır ve zaman, hareket, sebep/sonuç ve tüm diğer ilişkiler, fizik yasaları da özünde varlığa ait peki göster denir işte madde ve neseneler dünyası, daim olan, gerçek olan budur, ve sürekli hareketli/devinim ve tüm nesenelerde ilişki halindedir ve biz bu devinim sayesinde hareketi, zamanı, sebep/sonuç ilişkilerini vb soyutluyoruz, bu kavramlara sahip olabiliyoruz denir!). şu an ne görüyorsan varlık namına o var ve nedenler, zaman, ilişkiler tümüde varlığın üzerinde açığa çıkan gerçekleşen şeylere dönük soyutlamalardır. Tümününde zemini maddidir, varlıktır, nesneldir, bu yönüyle de yok sayılamazlar, ilişkisel düzeydir, bağlardır, bileşimlerdir(değişkenlik yaratır), dönüşümlerdir(nebula/yıldız oluşumu), kısaca neden sorunsalı evrenseldir, everene dair ancak ele alınabilir, bir yıldız oluşumu/dönüşümü gibi bakılabilir, bu bakış açısının da aslında zemininde şu an gördüğümüz varlığın bünyesel değişimleridir, öncesi, sonrası artık nesnel değil, sanaldır, gerçek olan madde ve harekettir ve bu hareketten açığa çıkan soyutlamalarımızın kaynağı nesnel zemindir! Şimdi ilk nedeni neye dair, nerede arıyorsunuz?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (10-12-2014 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kuran'ın insan ürünü olamayacağına kanıt argümanları Ascendent İslam 22 10-09-2017 22:30
Doğa Harikası Kanatlar Tasarım Ürünü Mü? hur-kus Hristiyanlık 13 29-05-2010 16:04
Sina Dağı'nda olanlar halüsinasyon ürünü müydü? sargon İslam 12 06-03-2008 11:14
Erdoğan Aydın Yazıları- Yeniçağ Fethin Ürünü mü? gozde-1 Tarih 0 17-06-2007 08:59
Mantık kaytaz İslam 14 03-02-2006 19:00

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:13 .