İvan Karamazov´isimli üyeden Alıntı
konu çok hoş sevgili astur  ama anlayabildiğim kadarıyla ulpian sanki konuda savunulan tezin can damarına parmak basmış gibi görünüyor.
|
Aslında yazıda sadece çeşitli relativizm eleştirileri var; yani nesnelci yaklaşımları doğrudan savunan bir tez yok. Relativizmin yanlışlandığını düşünürsek nesnelci yaklaşımlardan birini benimsememiz tabii akla yatkın olan seçenek olur. O anlamda dolaylı olarak oraya işaret eden bir tez var.
Ben yeri gelmişken kendi benimsediğim "sınırlı ahlâki nesnelcilik(limited moral objectivism, Louis Pojman diye bir felsefecinin tanımladığı, benim de benimsediğim bir yaklaşım) yaklaşımını kısaca açıklayayım. Yazının geri kalanında sorduğun bazı sorulara ve getirdiğin itirazlara da bu açıklamaların cevap olabileceğini düşünüyorum.
Sınırlı Ahlâki Nesnelcilik
Betimsel bir düzlemde ahlâki relativizm oldukça fazla delile sahip, bariz olarak doğru olduğu söylenebilecek bir yaklaşım. Ahlâki değer yargılarının zamandan zamana, toplumdan topluma vs. değişiklik gösterdiği iddiasına makul bir insanın itiraz edeceğini düşünmüyorum. Ancak betimsel önermelerden normatif önermelere ulaşılabileceği düşüncesinin sorunlu olduğunu
Hume'un ünlü eleştirisinden beri biliyoruz. Bu nedenle relativizmi betimsel anlamda kabul ediyor olmamız, aynısını normatif temelde de benimsememiz gerektiği anlamına gelmiyor.
Peki hem relativizmin zayıflıklarını taşımayacak, hem de evrensel ya da mutlak ahlâki kuralları savunarak (insanların henüz bilmedikleri ya da bilemeyecekleri kurallardan sorumlu olduğu gibi iddiaların sorunlu olduğunun bariz olduğunu varsayıyorum) başka zayıflıklara sahip olmayacak bir yaklaşım nasıl olmalıdır? Sınırlı ahlâki nesnelcilik yaklaşımının bu soruya iyi bir cevap olduğunu düşünüyorum.
Bir ahlâki değer yargısını örnek olarak kullanalım.
İnuitlerin yaşlılarını ölüme terk etmek gibi bir gelenekleri olduğu sanırım yaygın bir biçimde tanınan bir olgudur. Bu geleneği ele alalım. Çok zor şartlarda yaşayan bu yerlilerin dönem dönem tüm kabileye yetecek besin bulamaması, ve de bu nedenle kıtlık durumlarında yaşlılarını ölüme terk ederek topluluklarını canlı tutmayı amaçlamaları o şartlar altında anlaşılabilir görülebilir. Ancak aynı uygulama zamanla gelenek hâline gelip sorgulanmadan kıtlık olmayan durumlarda da görülebilir. Bu durumda bu, betimlenen ilk durumdakinin aksine faydalı ve de doğru olmayacaktır. (Neyin doğru olduğuna ilişkin yargıların bu tarz değişikliklere duyarlı olması gerekir, bunun için de daha esnek ve dinamik bir yaklaşım gelir.) Bu anlamda bir değer yargısını ortaya çıktığı ve de uygulandığı bağlamda değerlendirmemiz gerektiğini, bu insanlardan o dönemde mevcut olmayan teknolojilere, bilgilere vs. dayanan daha akılcı/gelişmiş çözümler beklemenin gerçekçi olmadığını, ve de bu tarz örneklerin "ahlaksız" olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Buradaki varsayımımız ahlâkın bir amacı olduğu; amacının da toplumların iyi, güven içinde, sağlıklı, müreffeh vb. biçimlerde yaşamalarına yardımcı olmak olduğu şeklinde ifade edilebilir. Kural, gelenek vb. şekillerde karşımıza çıkan değer yargılarını da bu nesnel kıstasa göre (belirli şartlar altında toplumun çıkarlarına ne derece hizmet ettiğine göre) değerlendirmek gerektiğini; şu ahlaklıdır bu ahlaksızdır" şeklinde bir yaklaşımın da amaçsız olduğunu düşünüyorum.
Sınırlı ahlâki nesnelci yaklaşımın asıl ve ana iddiası şudur: Bir ahlâki değer, belli bir bağlamda, zamanda, mekanda bir diğer ahlâki değerden daha fazla ya da daha az yararlı olabilir, ve de bu nesnel olarak gösterilebilir. Yani "A ahlâklı", "B ahlâksız" gibi bir sınıflandırma yerine "C değeri"nin benimsenmesi, "D değeri"nin benimsenmesinden daha doğrudur denebilir.
İngiltere gibi bol yağış alan, su sorunu yaşamayan bir ülkeyi düşünün. Burada su sorunu olmadığından bahçe hortumunu açık bırakmak vs. şekillerde su israfı yapmanın pek bir sorun yaratmayacağı düşünülebilir. Bu nedenle bu tarz davranışların ayıplanması, hatta hukuken cezalandırılabilir olması gerekmeyebilir. Ama su kaynaklarının çok kıt olduğu bir çöl ülkesinde bu tarz bir davranış toplum açısından çok zararlı olabilir, ve bu nedenle bu davranışların azalması ya da önlenmesi için suyu israf edenlere para cezası verilmesi akılcı olacaktır. Bir ikinci seçenek olarak bir hanedeki su kullanımının kişi başına x miktarı geçmesi durumunda sonraki su kullanımının daha pahalı hâle getirilmesi gibi bir uygulama da denenebilir.
Savunduğum yaklaşım bu durumda şunu söyler: Farklı ülkeler, farklı şartlara sahip olabilir. Bu farklı şartlar farklı kural ve uygulamaları gerektirebilir. Önemli olan bu uygulamaların ve de kuralların nesnel şartlara dayanarak temellendirilmesidir. Bunun dışında uygulamaları ahlaklı/ahlaksız, ya da doğru/yanlış şeklinde sınırlamak sınırlayıcıdır. Çöl ülkesi örneğinde incelediğimiz iki seçenekten biri diğerinden daha etkili olabilir, bunlar empirik olarak ortaya konabilir ve birinin diğerinden daha başarılı bir kural olduğu düşünülebilir. Henüz bilinmeyen 3. bir değer bu ikisinden daha etkili de olabilir. Buradaki iddia herhangi bir değerin mutlak, evrensel, her koşulda doğru olduğu vs. değil. Tam aksine, değerlerin amaçlı olduğu, ve bu amaçlara hizmet ettiği sürece anlamlı olduğu ve her zaman iyileştirme için yer olduğudur.
Bu yaklaşımı kısaca böyle açıklayabiliriz sanırım.
|
bence insan zaman içinde sadece bilişsel olarak değil, duyuşsal olarak da gelişiyor. şundan daha birkaç yüzyıl önce avrupa'da bile çocuklar, küçük oldukları için, maden işçiliği için ideal işçi olarak görülüyormuş. üstelik bu çocuk hakları denilen hakların tarihi de o kadar eski değil. mesela bu çocuk işçiliği reddi ortaya konmazdan önce çocuk işçiliğinin ahlaki olup olmadığı konusunun insanların dikkatini çekmediği çok açık; fakat ne zaman ki bu konu insanların üzerinde ciddi biçimde duyuşsal rahatsızlık oluşturuyor, gerekli önlemler de o zaman alınmaya başlıyor. benzer durumun günümüzde de geçerli olduğunu düşünüyorum. bugünün dünya insanının, hiç dikkat kesilmediği bir konuyu: "acaba ahlaki mi?" diye sorgulamaya motivasyonu olmayabilir. ancak geleceğin insanının aynı konuyu günümüzdeki gibi ahlaki bulabileceğinin garantisini verecek olmak da medyumluktan farksız bence.
evrensel ahlak ilkeleri var mı bilmiyorum. ancak, bugün öyle sandığımız ilkelerin gelecekte de geçerli olabileceğini iddia etmek doğru değil gibi görünüyor. sadece çağlara göre bile olsa, ben kendimi ahlakın göreli olduğu konusuna daha yakın buldum şimdi. mesela bundan 300 yıl önce insanların çocuk işçiliğinden rahatsız olmamalarına: "ahlaki değildi." diyemiyorum. çünkü biliyorum ki: ben, bu bilince ancak yaşadığım çağda kavuşabildim; oysa o çağdan, bu tür bir bilinç beklemek pek akıllıca bir yaklaşım değil.
|
Burada dediklerine doğrudan değinmedim, ama yukarıda yazdıklarımın bunlarla doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyorum. Kullandığın örnekleri daha sonra ele almamız vs. de elbette mümkün.