
25-02-2015, 18:32
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
Hayat, yaşamaya değer mi?
Albert Camus'un "Sisifos Söyleni" adlı eseri şöyle başlar:
"Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu, yoksa oniki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; önce yanıt vermek gerekir.
.... Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası değersiz bir sorun bu..."
İnsanları yaşamaya bağlayan şey, tek kelime ile özetleyecek olursak "amaç". Peki amaçlar mı bize veriliyor da peşinden koşuyoruz yoksa amaçları yaratanların ta kendileri bizler miyiz?
Dünyanın her türlü zenginliğine ulaşmış, aklına gelebilecek her türlü isteği gerçekleştirebilecek imkânı olan ve hatta da gerçekleştirmiş olan, tüm olası zevkleri tatmış olan, parasıyla gücüyle hükümetleri devirebilen, medya kuruluşlarını satın alıp isyanlar çıkartabilen bir insanın sizce en sonunda hangi amacı kalır?
Felsefi açıdan yaklaşacak olursak, gerçekten hayat yaşamaya değer mi?
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

25-02-2015, 18:48
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Albert Camus'un "Sisifos Söyleni" adlı eseri şöyle başlar:
"Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu, yoksa oniki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; önce yanıt vermek gerekir.
.... Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası değersiz bir sorun bu..."
İnsanları yaşamaya bağlayan şey, tek kelime ile özetleyecek olursak "amaç". Peki amaçlar mı bize veriliyor da peşinden koşuyoruz yoksa amaçları yaratanların ta kendileri bizler miyiz?
Dünyanın her türlü zenginliğine ulaşmış, aklına gelebilecek her türlü isteği gerçekleştirebilecek imkânı olan ve hatta da gerçekleştirmiş olan, tüm olası zevkleri tatmış olan, parasıyla gücüyle hükümetleri devirebilen, medya kuruluşlarını satın alıp isyanlar çıkartabilen bir insanın sizce en sonunda hangi amacı kalır?
Felsefi açıdan yaklaşacak olursak, gerçekten hayat yaşamaya değer mi?
|
Eger Sokrates'in dedigini anlar isen deger. Yani
"Aciklanamamis bir yasam, yasamaya degmez"
Demekki bu konuda bilincli olmak gerekiyor. Yani yasam nedir, kim/kimi nasil yasatir? v.s.
Kisaca insanoglun dogumunda insiyatifi yoktur, kendi olmesini de yasayamaz.
O zaman insanogluna bir tek yasam kalir ve bu da olmeyi icermez.
Burada onemli olan yasamin kisinin kendisince yasanmasidir.
Cunku genelde yasam, dogumdan itibaren verilen degerler esliginde yasanir.
Yani yasayan kendi hayatini degil, kendinden istenen hayati yasar.
Ustelik system her yonu ile kisinin eloindeki yasami ya olume peskes ceker, ya da verdigi degerler ugruna yasamini kullandirir ve harcatir.
Genelde birey bilinci olmayanlarin, yasami her turlu sosyo-etik degerlerinden sonar gelir ve bu degerler icin yasamlarini feda ederler.
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

25-02-2015, 19:03
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Oct 2014
Mesajlar: 834
|
|
Yapmak istediğin şeyler varsa mutlu ve huzurluysan hayat yaşamaya değer , kendi tanıyan ve ne yapmak istediğini bilen insanın huzursuz olmasının anlamı yoktur ayrıca hayat bilinmeyenlerle dolu sırf bunları keşfedebilmek için bile yaşamaya değer , yapacak bir sürü şey varken dünyaya da bu kadar uyumluyken neden yaşamayalım ki..
|

25-02-2015, 19:07
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
|
|
Ben felsefi takılamıyorum.
Soyutlama yeteneğim son derece zayıf.
Bir cümlenin içine sığdırlan onlarca kavramın ayrı ayrı anlamlarını, bu anlamların birbirleriyle bağlantılı ve farklı yönlerini algılamak, idrâk etmek ve yeni sonuçlara varabilmek düşünsel yetilerini geliştirmiş kimselerin işi.
"Estağfirullah efenim" beklentisiyle yazmıyorum bunu.
Cümleler asla gerçeğe siper olamazlar.
Ha; benim için fazlayısla olabilir de;
Erbâbı anlar.
Adına "İnsan" denen canlı türünün tarihine, bu güne kadar gelinen süreçte yaptıklarına baktığımda, dünyanın yaşamaya değer olduğunu görmüyorum. Bâzı insanlar rahat yaşamış olabilir lâkin; bu, bir şey değiştirmiyor. Dünyada insanın varoluşunu anlamlı kılan rahatlık da değil zâten.
Esâsen; birbirini yok etmeye programlanmış bir "canlılık" ve dahi "hayat"tan pek anlam çıkaramıyorum.
Konu Vefik Sami tarafından (25-02-2015 Saat 19:14 ) değiştirilmiştir.
|

25-02-2015, 19:08
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Oct 2014
Mesajlar: 834
|
|
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Dünyanın her türlü zenginliğine ulaşmış, aklına gelebilecek her türlü isteği gerçekleştirebilecek imkânı olan ve hatta da gerçekleştirmiş olan, tüm olası zevkleri tatmış olan, parasıyla gücüyle hükümetleri devirebilen, medya kuruluşlarını satın alıp isyanlar çıkartabilen bir insanın sizce en sonunda hangi amacı kalır?
|
Hayatta her zaman yapılacak bir şeyler vardır eminim ki bu adamlar hiç Bear Grylls'ın yaptığını yapmadı veya hiç wingsuit yapmadılar vb gibi daha sayılacak bir çok şeyi yapmamışlardır , bu hayatta sadece öğrenmeye kalksan ömrünün sonuna kadar devamlı öğrenip aktarabileceğin şeyler vardır ilmin sonu yok , bunları bir sonraki kuşağa aktarıp onların hayatlarını kolaylaştırmak ayrı bir zevktir heralde , kısaca hayatta her zaman insana zevk veren yapılacak bir şeyler vardır bu yüzden yaşamaya değer..
|

25-02-2015, 19:10
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Benim dogdugum sene yazmis, manasini simdi daha iyi anliyabiliyorum.
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
Nazim Hikmet
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

25-02-2015, 19:24
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı
Ben felsefi takılamıyorum.
Soyutlama yeteneğim son derece zayıf.
Bir cümlenin içine sığdırlan onlarca kavramın ayrı ayrı anlamlarını, bu anlamların birbirleriyle bağlantılı ve farklı yönlerini algılamak, idrâk etmek ve yeni sonuçlara varabilmek düşünsel yetilerini geliştirmiş kimselerin işi.
"Estağfirullah efenim" beklentisiyle yazmıyorum bunu.
Cümleler asla gerçeğe siper olamazlar.
Ha; benim için fazlayısla olabilir de;
Erbâbı anlar.
Adına "İnsan" denen canlı türünün tarihine, bu güne kadar gelinen süreçte yaptıklarına baktığımda, dünyanın yaşamaya değer olduğunu görmüyorum. Bâzı insanlar rahat yaşamış olabilir lâkin; bu, bir şey değiştirmiyor. Dünyada insanın varoluşunu anlamlı kılan rahatlık da değil zâten.
Esâsen; birbirini yok etmeye programlanmış bir "canlılık" ve dahi "hayat"tan pek anlam çıkaramıyorum.
|
Iste bu koyulasmis son cumleyi "yasamak ve yasatmak" a cevirebilmek yasamin sadece bir icin degil, herbir bir icin oldugunu algilayabilmektir.
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

25-02-2015, 19:27
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı
Ben felsefi takılamıyorum.
Soyutlama yeteneğim son derece zayıf.
Bir cümlenin içine sığdırlan onlarca kavramın ayrı ayrı anlamlarını, bu anlamların birbirleriyle bağlantılı ve farklı yönlerini algılamak, idrâk etmek ve yeni sonuçlara varabilmek düşünsel yetilerini geliştirmiş kimselerin işi.
"Estağfirullah efenim" beklentisiyle yazmıyorum bunu.
Cümleler asla gerçeğe siper olamazlar.
Ha; benim için fazlayısla olabilir de;
Erbâbı anlar.
Adına "İnsan" denen canlı türünün tarihine, bu güne kadar gelinen süreçte yaptıklarına baktığımda, dünyanın yaşamaya değer olduğunu görmüyorum. Bâzı insanlar rahat yaşamış olabilir lâkin; bu, bir şey değiştirmiyor. Dünyada insanın varoluşunu anlamlı kılan rahatlık da değil zâten.
Esâsen; birbirini yok etmeye programlanmış bir "canlılık" ve dahi "hayat"tan pek anlam çıkaramıyorum.
|
Aslında sayın Vefik Sami, bu başlığı açmamı tetikleyen nedenlerden birisi şu Şakraz Çocuk Cezaevinde yaşandığı iddia eden olaylardı. Zayıf çocukların, büyük çocuklar tarafından tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğü iddiası. Bu çocuklar yaşadıkları travmaları atlatıp da, o pislik anıları unutabilip de adam gibi bir hayat sürebilirler mi? Yoksa felek daha hayatlarının en başında bu çocuklara tokadı vurmuş ve artık ömür boyu iflah olmaz mı hayatları? Kaderleri sürekli elem ve ızdırap içinde sürünerek yaşamak mı bu raddeden sonra?
Öyle şeyler duyuyoruz ki, hani benim başıma gelse nasıl katlanırdım diyorsun. Aslında şu gün gibi ortada: dünya mutluluğun hakim olduğu bir yer değil. Bunu her farkettiğimde de dünyayı, cehennem olarak niteleyen Gnostikler için "acaba haklılar mı?" diye düşünmeden de edemiyorum. İnsanda, hayvanlarda olmayan bir şey var. Hiç bir hayvan kendi türünün yavrusuna tecavüz etmez, ya da zevk için hem de işkenceyle öldürmez. Beynin evrimi nihayetinde ortaya çıkan "bilinç" dediğimiz şey ya da nedensel düşünebilme kabiliyeti mi desek bilemiyorum, aslında beraberinde pek çok acıyı da getirmiş.
Aslında doğayı düşündüğünüzde de "acı"yı farkediyorsunuz. Birbirini canlı canlı yemeye kalkışan türler, yeni doğmuş yavruları kurda yem olan ceylanlar, nehri geçerken annesi timsaha tem olan zebralar vs. Doğada pek masum değil hani... Ama tabi insanlar çok daha ileri gidebiliyorlar...
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

25-02-2015, 19:45
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı
Eger Sokrates'in dedigini anlar isen deger. Yani
"Aciklanamamis bir yasam, yasamaya degmez"
|
Açıklanacak olan nedir? Neden yaşadığın mı?
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

25-02-2015, 19:57
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Aslında sayın Vefik Sami, bu başlığı açmamı tetikleyen nedenlerden birisi şu Şakraz Çocuk Cezaevinde yaşandığı iddia eden olaylardı. Zayıf çocukların, büyük çocuklar tarafından tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğü iddiası. Bu çocuklar yaşadıkları travmaları atlatıp da, o pislik anıları unutabilip de adam gibi bir hayat sürebilirler mi? Yoksa felek daha hayatlarının en başında bu çocuklara tokadı vurmuş ve artık ömür boyu iflah olmaz mı hayatları? Kaderleri sürekli elem ve ızdırap içinde sürünerek yaşamak mı bu raddeden sonra?
|
Aslinda sosyo-psikolojik sorunlar ya farkedilmeden yasanir, ya da far edilerek yasanir.
Eger farkedeilmeden yani bilincalti yasanirsa, verdigi rahatsizlik algisi bilincsizdir.
Eger fark ederek yasanilirsa da, bilincine varmak gerekir.
Hani bir deprem dede vardi ve derdi ki "deprem ile yasamayi ogrenmeliyiz"
Iste burada da yasanlislik her ne ise onun ile yasamayi ogrenmek, onun ile mucadele etmemek gerekir.
Cunku olan olmustur ve olani geri getiremezsin.
Burada onemli olan bunun bilincinde olmanin getirdigi, "kendin ile barisik olmak" tir. Kendini olandan dolayi suclamak ya da olani bir turlu Kabul edememek, zaten sosyo-psikolojik sorundur.
Fakat toplumumuz bu konuda o kadar etki altinda kalir ki, bir diziden bile etkilenir, ya da dizide gordugunu yasamina tasimaya calisir.
Bu da zaten birey bilinci olmamasindan kaynaklanir. Yasama tutunmakyerine, sorununa teslim olmayi ya da maglup olmayi otomatikman secer. Eger aktif olacaksa da intikam pesinde kosar.
Tabi ki bu intikami da kendisine bu olayi yasatandan degil, baskalarindan almaya calisir.
|
Öyle şeyler duyuyoruz ki, hani benim başıma gelse nasıl katlanırdım diyorsun. Aslında şu gün gibi ortada: dünya mutluluğun hakim olduğu bir yer değil. Bunu her farkettiğimde de dünyayı, cehennem olarak niteleyen Gnostikler için "acaba haklılar mı?" diye düşünmeden de edemiyorum. İnsanda, hayvanlarda olmayan bir şey var. Hiç bir hayvan kendi türünün yavrusuna tecavüz etmez, ya da zevk için hem de işkenceyle öldürmez. Beynin evrimi nihayetinde ortaya çıkan "bilinç" dediğimiz şey ya da nedensel düşünebilme kabiliyeti mi desek bilemiyorum, aslında beraberinde pek çok acıyı da getirmiş.
|
Iste insanoglunun soyutlamasi soyut degerlendirmesi ve soyut muhakemesi ve de bunlarin temeli sosyo-etik degerlere teslimiyet sorunun temelidir.
Cunku kisi daimi bir baski altindadir. Aileden, cevreden, ortamdan o baskiyi hisseder.
Iste bunu asabilmesi,kendini oldugu gibi Kabul edebilip, etrafindakilere de bunu Kabul ettirebilmesidir. Bu da basta kendilik degerlerinin bilincliligi ile mumkundur.
|
Aslında doğayı düşündüğünüzde de "acı"yı farkediyorsunuz. Birbirini canlı canlı yemeye kalkışan türler, yeni doğmuş yavruları kurda yem olan ceylanlar, nehri geçerken annesi timsaha tem olan zebralar vs. Doğada pek masum değil hani... Ama tabi insanlar çok daha ileri gidebiliyorlar...
|
Dogada gordugun yasam icgudusudur. Yani bunlarin uygulanmasi hayvana soyut degerler ve degerlendirmeler yuklemez.
Bir aslan bir ceylani yerken "vicdan/merhamet" v.s. hissetmez. Sadece acligini giderir.
Yani hayvanin soyut sorunu yoktur. Hersey fizikseldir. Bu fizikselligini de sergilerken soyuta tasimaz.
Iste insanoglunun hayvandaki bu icguduyu insanoglu soyuta tasimis ve o yuzden ego sahte elbisesini kendine giydirmis, guce otoriteye hakim ve ustunluge ve degerleri icin kendi turu ile savasima tutusmustur.
Zaten zihin devrimi de bundan kurtulmak hayvanitemeli insan timeline dondurmektir.
Insanoglunun niteligi olan erkligi, erkekselligi ve erk ekselligi tam da bu hayvani yonun soyutlanmasidir.
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:11 .
|