
20-09-2007, 21:54
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Laik gidişin tersine dönmesi 2. Dünya Savaşı sonrasında çok partili yaşama geçişle başlar. Önce 1948-49’da ilkokullara seçmeli din dersi konur. Önce veli isteği ile öğrenci katılımı olurken, katılmamak için veli dilekçesi gerekir hale getirilince, ders zorunlu olur.
Burada bir parantez açarak hep uygulanan ince bir taktiği aktarmak isterim. Birincisi dersin alınması değil de alınmaması için uğraşmak gerekmesi, dersin alınması lehinedir. Velilerin uğraşmak yerine tembelliği tercih etmeleri normaldir. İkincisi ise velilerin örtülü bir şekilde din dersi lehine tercih yapmaya zorlanmalarıdır. “Aaa! falancanın çocuğu din dersi almıyormuş” suçlamasını çoğu veli kaldıramayacaktır. Bu husus dincilerin yaygınlıkla kullandığı bir taktiktir.
Öte yandan artık DP iktidarına gelinmiştir. İktidarda olduğuna inanamayan ve CHP’ye her yönden alternatif olmak için her şeyi zorlayan ve değerlerden vazgeçmekte beis görmeyen bir iktidar. İlk icraat ezanın Arapça’da okunabilmesidir. Bu iktidar devletin kendisine devredilmesinden şaşkın bir vaziyette her şeyi değiştirmeye çalışır. Türkçe çalışmalarını yadsır. Yerine eski, anlaşılmayan Arapça sözcükleri geçirir. Örneğin “Anayasa” değil “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” denilecektir. Bu benim de şahit olduğum bir şey. Emekli dedemin kiradaki evi Ankara’da “Bakanlıklar” durağındaydı. Bir anda durak adı “Vekaletler”e çevrildi. Nerede kapalı, örtülü bir şey varsa, orada bilinmesi istenmeyen kötü bir şey vardır.1940 sonlarından itibaren DP dönemi Türkiye’de ilk Komünist avına çıkıldığı dönemdir. Bu arada tekkeler tarikatlar de gene başlamıştır. Marx’ın da söylediği gibi dinin afyon etkisi kullanılmakta ve halkın egemenliği yerine elitlerin egemenliği sağlanmaktadır. Bu arada politika “her mahallede bir milyoner yaratma” politikasıdır. Farkına vardığım başka bir olgu da dinin egemenliği arttıkça Türkiye'nin bağımsızlığının hep tehlikeye girmiş olmasıdır.
1949 Aynı zamanda İmam Hatip kurslarının başlama yılıdır. Bunlar daha sonra İ.H. Okulu daha sonra da *İHL haline çevrilmiş, Yüksek İslam Enstitüleri ve İlahiyat fakülteleri açılmasıyla sürdürülmüştür. İHL açılmasındaki amaç, okullara konan din derslerine öğretmen sağlamak ve “aydın” din adamı yetiştirmekti.
Burada “aydın” kelimesinin çağrışımından yararlanarak “Aydınlanma Çağı” diye adlandırılan bir kavram üzerinde durmak isterim. Aşağıdaki alıntı gene Vikipedi’dendir:
----------------------------------------------------------
Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Aydınlanma felsefesi de denilen 18. yüzyıl felsefesinin genel adıdır…Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendisin yaşamın düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur….Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağda hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temelendirilmesi olarak belirtilir. Bu yüzyıl yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir….Aydınlanma felsefesinin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesans’tan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması söz konusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme (Laiklik) aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir….Aydınlanma Çağı, akıl'ı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yöneldiği dönemdir….Aydınlanma çağının ana fikri, akıl aracılığıyla doğru bilgilere ulaşılabileceği ve bu doğru bilgi ile de toplumsal yaşamın düzenlenebileceğidir. Öte yandan bilim alanındaki önemli gelişmeler de aydınlanma çağına öncülük eder ve bu çağda ayrıca çok yoğun yeni bilimsel gelişmeler kaydedilir. Daha 15.yüzyıldan itibaren meydana gelmeye başlayan yeni keşifler ve icatlar bu süreci hazırlamış, bunun sonunda da "karanlık çağ" olarak değerlendirilen Ortaçağ'ın sonuna gelinmiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak bu dönemde bilimsel yöntemim ilkeleri biçiminde ortaya çıkmış ve doğa bilimlerinde önemli gelişmelere kaynaklık etmiştir.
Dinde meydana gelen yenileşme hareketleri de, dinsel düşüncenin giderek geriletilmesi ve Aydınlanmacılıkla birlikte kuruculuk ve egemenlik gücünü kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Rönesans ve reformlarla başlayan bu gelişmeler, aydınlanmacılıkla doruğuna varmış ve buradan itibaren Modernite denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Bu sürec aydınlamacılıkta ifadesini bulan köklü bir zihin değişikliği anlamına gelmektedir.
----------------------------------------
(Türkiye ve Müslüman ülkeler bu aydınlanma çağını bir türlü yakalayamamışlardır.) Dolayısıyla aydın ve din yan yana gelemezken, aydın din adamı yetiştirmek gerekçesi abukluktur. Din okullarında her şeyin merkezinde din vardır. Ne var ki din ile bilim hiçbir zaman uyuşmaz. Bu forumlarımızda her zaman dile getirilmiştir. Çünkü Tanrı ve peygamber buyrukları sorgusuz yerine getirilir. Rasyonel akıl yürütmenin olmadığı bir kurguda aydın nasıl olur?
Esasen İHL ve diğer din okullarında esas amaç emekçi yığınların uyutulmasıdır. Komprador sermaye sınıfı ve iktidarları bunu gördükleri için İHL açmakla övünür olmuşlardır.
Henüz günümüze gelemedim, söylenecek çok şey var...
|

21-09-2007, 21:59
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
DP iktidarında din dersleri ortaokula da taşınmıştır. Tarikatçı gelişmeler bizzat Hükümetin hoşgörüsü ile gelişmektedir. Bu arada bütün yurtta ciddi siyasi baskı uygulamalar vardır. Dinin afyon özelliği iyice anlaşılmış ve yönlendirmesi yapılmaktadır. Yağmur duası bir yana artık Türkiye’de “Komünizmi tel’in namazları” kılınmaktadır.
DP’nin iktidar’dan uzaklaştırılmasıyla duralayan din istismarı 12 Eylül ile dizginlenemez hale gelir. İlk defa “devlet başkanı” gibi bir makam sahibi meydanlara elinde Kuranla çıkarak “Burada ne yazıyor” diye konuşmalar yapabilmektedir. Türk Halkı bu dönemin ABD’nin yeşil kuşak politikasının sonucu olduğunu sonradan öğrenecek, anlayacaktır. Din dersleri seçmeli değil zorunlu olmuştur. *İHL’leri rekor sayıya yükselmektedir. Artık öğretim birliği diye *bir şey kalmamıştır. Resmen İHL’lerinde şeriat öğretilmektedir.
Burada bir parantez daha açmak istiyorum. Aslında Kuran’la şeriatın hiçbir ilgisi yoktu. Muhammet Mekke’de barınamayıp Medine’ye göçünce anlayışında çok farklılıklar olmuştur. İlk defa orada dini, siyasi araç olarak kullanmaya başlamış ve Arabistan’da mevcut olmayan, bilinmeyen “devlet” oluşumuna başlamıştır. Hepinizin bilip anlattığı gibi Medine’deki ayetlerde artık sosyal içerik vardır. Ancak yine de Kuran sadece Araplar için düzenlemeler getiriyordu. Muhammet sonrası İslamiyet’in yayılmasında devlet yönetiminde görülen eksikler hadislerle kapatılmaya çalışılmış bu yetmeyince uzlaşma ve yorumlar yapılmış, sonunda bir İslam hukuku (şeriat) ortaya çıkmıştır. Ancak bu oluşan hukuk İslamiyet’in dayatıldığı pek çok ülke tarafından kabul görmemiş ve bölünmeler olmuştur. Bu hukuk hiç revizyon görmeden günümüze kadar geliyor. Yani çağdaş bir tarafı, insan hakları ile bağdaşır bir tarafı yok. Türkiye’deki dindar kesimin aslında şeriat istemediği de bir gerçektir. Kuran böyle istiyor diye yapılan pek çok dayatma aslında Kuran değil şeriat isteğidir.
Artık tarikatçı gidiş bütün yurda yayılmıştır. Tarikatlar yurtlar kurarak fakir öğrencilere de kanca atmaktadır. Bunların yanı sıra Tarikat Vakıfları da kurulmuştur. Sayıları herhalde 2- 3000 olmuştur. Tarikatlar tabi okullar da açmaktadır. Bu arada kuran kurslarını anlatmaya gerek dahi yok herhalde. Yatılı kuran kursları bile vardır. İlk defa 12 Eylül sonrasında siyasi İslam’ın sembolü olarak “türban” ortaya çıkmıştır. 12 Eylül solu yok etmiş ve afyon zerk etmeyi sürdürmüştür.
Artık Türkiye’de dünyada görülmemiş ölçüde cami vardır. Burada her tarikatın kendi camii olduğunu da belirtmeliyim. Bırakın Alevi – Sünni çelişkilerini, bu tarikatlar arası farklar da dinin, bir ulus için birlik getirmediğinin, aksine bölünme getirdiğinin göstergesidir. Türkiye, İlahiyat fakülteleri ile de herhalde dünya birincisidir. Diyanet İşleri Başkanlığı ise binlerce elemanı ile bazı Bakanlık bütçelerini bile geçen bir bütçeye sahip *Devletin endüstriyel kuruluşları satılırken DİB personeli artırılıyor. Çok yeni bir haber, müftülüklere müftü yardımcısı olarak kadın personel alınacağı yolundadır. Artık kadınlarla ilgili konuları da onlar çözümleyecek anlaşılan!
Artık devlet dairelerine, belediyelere personel alınırken dindarlığına göre alınmaktadır. Personel alımı için açılan sınavlarda sorular din üzerindendir. İHL mezunlara her yere girmekte ve devleti toplumu zaafa uğratmaktadır. Bunun bir örneğini geçen Ankara’da yaşanan su borularının patlamasında aktarmıştım. Meslekten olmayan, yani İHL mezunu personel “Su çekici – Water Hammer” olayını bilemediği için suyu boşalmış hatlara kontrolsüz bir şekilde su basmış ve boruları patlatmış, özel şahıslara ve kamu mallarına muazzam zarar vermiştir. Bu durum her tarafta yaşanıyor. Yakında enerji kesintileri gündemde olacak. Çünkü aynı aymazlık TEAŞ santralarında yaşanıyor.
Laiklik yokluğunun hangi olumsuzluklara da gittiğini aktardım. Ama ana konumuza dönüyorum. *Şu anda Türkiye’de laiklikte ana konu halkın inanamaya, ibadete dayatılmasıdır. Laikliğin devletin her dine aynı uzaklıkta kalıp, eşit davranmasından başka bir şey sanılması kadar abuk bir şey olamaz. Esas nokta dinin dayatmalarının önlenmesidir. Örneğin, namaz kılmayanların öğrenci yurtlarına alınmaması böyle bir dayatmadır. Devlet dairelerinde toplu namaz gösterileri, Cumaları ibadetin zorbalık şeklinde sokağa yayılması, hoparlörlerden en yüksek düzeyde ezan okunması, sala getirilmesi, teravih namazlarının naklen yayını zorbalık derecesinde dayatmalardır. Ramazanda içki içenlerin dövülmesi (gayet iyi anımsıyorum Konya’da maçta İlhan Cavcav’ın sigara içtiği için bile dövülmesi), Devlet dairelerinde ve yurtlarda zorla oruç tutturma (yoksa, bırakın dayağı ölüm bile var) , Lokanta ve kahvelerin kapattırılması vs olayları “dinde zorlama yoktur” diyenlere anımsatıyorum.
İktidarın geçen döneminde bazı yasaların içine birer birer sinsi şekilde koyulan dinci uygulamalar seçim yengisi sonrasında artık toptan olacak izlenimi ediniliyor. Geçen dönemde ataması yapılamayan dinci kadronun bu dönemde rahatlıkla atamaları yapılacaktır. O zaman bu dinci uygulamalar izlenemeyecek yoğunluk kazanacaktır. Bunları zamanım yettiğince “Isınan Kurbağanın Rehaveti”nde vereceğim.
Esasen laiklik bilhassa İslamiyet’le uyuşmaz. Nedenine geleceğim.
|

27-09-2007, 23:30
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Buradaki ilk iletimde başlığın yanlış olduğunu, sadece İslamiyet’in değil hiçbir dinin laiklikle bağdaşmayacağını söylemiştim. Ancak, İslamiyet, başlıktaki soruyu haklı kıldıracak şekilde laiklikle bağdaşması en olanaksız din görünümündedir. Nedenini iki safhada aktaracağım.
Birincisi, daha önce de bahsettiğim gibi İslamiyet’in Medine’ye göç sonrasında Araplarda daha önce görülmemiş bir biçimde örgütlenme ve yasalar sağlamasıdır. Bunun sonucunda Araplar tarihlerinde görülmemiş biçimde ilk defa devlet kurmayı becermişlerdir.
Benim tekrar irdelememe gerek yok, sitemizin uzmanları belki de bunu defalarca aktarmışlardır. Muhammet’in Medine’ye göç sonrasında ilk heyecanı yerini olgunluğa bırakmış, daha etraflıca düşünme dönemine girmiştir. Yahudi kabilelerle anlaşmaya çalışmış, karşılık bulamayınca onlardan yüz çevirmiştir. Bu devrin büyük özelliği ise, tek taraflı bir bildiri bile olsa, bir yasa benzerinin Muhammet tarafından yayınlanmasıdır. Hatta buna Medine Anayasası bile deniliyor sanırım. Burada Yahudi ve Müslümanlar arasında belirli şartlar konuyor, özgürlükler ve sınırlar belirleniyordu. Bu durum bir süre sonra hem Muhammet hem de Mekkeli zengin Emevi’lerin de ayırtına varması ile Arap İslam devletine dönüştü. Muhammet’in ölümü sonrasında gelişen ve sınırlarını genişleten bu devlete Kuran’daki belirlemeler yetmedi. Artık yönetilecek başkaları vardı ve kuran buna elvermiyordu. Hadisler ortaya kondu, benzetmeler ve yorumlar yapıldı. Yani şeriat denilen bir hukuk ortaya çıktı. İşte İslamiyet bu şekilde din devleti oldu. Şeriat ise o zamandan bu yana hiç değişmedi. İslam’ın bu geçmişi, şartlanmışlığı, devlet ile dinin ayrılmasının ne kadar güç olduğunun göstergesidir. Ancak diğer teist dinler sonradan devletleri tekellerine alsalar da, bu şekilde din devleti olarak ortaya çıkmamışlardır. *
İkincisi ise doğrudan Kuranın ve Kurandaki Allah’ın niteliklerinden ileri geliyor. İslam inancında önce Allah’a ve onun mutlak iradesine inanmak geliyor. Ancak bu tanrı çok sert, acımasızdır. İslamiyet yazgıcıdır da. Tanrı her şeye kadirdir, her şeyi bilir, önceden görür. İstediği gibi ceza verir, bazen de ödüllendirir. Dolayısıyla insanlar sadece onun öngördüğü, istediği gibi yaşayan kullardır. O, insanların gözünü kör eder, beyinlerini mühürler, ama öyle olduğu halde gene de cezalandırılır. Kul tevekkül göstermek zorundadır, sorgulayamaz. Tanrı her yerde yaşama karışır, yasalar koyar. Yasama ondadır. Bu durum dincilerin Atatürk’e kızarak “Egemenlik Kayıtsız şartsız Allah’ındır’” demesinde tam kendini buluyor. İslam’ın her konuda söyleyecek sözü vardır. Karı – kocanın cinsel ilişkisinden tutun da nasıl tavuk kesilire kadar her şey açıklanır. Yine son sıralarda eskiye dönüşte müftü uygulamalarında bu kendini gösteriyor. Müftülere hemen her konuda sorular sorulur, onlardan “fetva”lar alınır. Diyanet İşleri Başkanlığı artık eskinin Şeyh-ül-İslamlığı gibidir. Şimdi bu kurum b ütün müftülüklere kadın yardımcılar alarak etkinliğini arttırmayı amaçlıyor. Bununda dışında zaten muazzam olan kadrosuna yeni eleman istihdamı için başvuruda bulunmak üzere. Bu özellikleri herhalde başka hiçbir dinde bu ayrıntıda bulamazsınız. Onun için İslam ile laiklik hiçbir şekilde bağdaşmaz.
|

27-09-2007, 23:48
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Laiklik ile ilgili bir kaç *soru sormak gerekiyor burada ;
Laiklik bir homojenlik gerektirir mi? Yani laiklik Tanrıyı yenmek için midir? Tanrı'ya rağmen insan kurallarının hüküm sürmesimidir? Yoksa laikliğin olabilmesi için bir din ve Tanrı var olmalımıdır? Laiklik halkın tabanından kopuk olabilir mi ve olmalımıdır?Laiklik Tanrının varlığını red eder mi? Laiklik kendi kurallarını revize ederken dinden faydalanabilir mi?
Laiklik konusu her zaman kafamı kurcalamıştır. Hala da soru olarak duruyor bende.
Sevgili Burlap düşüncelerinizi öğrenmekten mutluluk duyacağım. Düşüncelerinizin fikirlerimin netleşmesinde *etkili olabileceğini de özellikle belirtmek isterim. Cevaplarınızı sadece islam ile değil genel Tanrı inancı ile verirseniz sevinirim.
Kendi fikrimi sorarsanız sizin aksinize Diyanet işleri başkanlığını ben şahsen laikliğin en temel kalesi olarak görüyorum.
Selamlar
|

28-09-2007, 00:28
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
okinono,
Yukarıda bu hususta 6 - 7 tane iletim var. Bunları okumuş olsaydınız, en azından sorularınız değişik olurdu. Sorduklarınızın yanıtı için yukarıdaki iletileri okuyunuz.
|

28-09-2007, 01:18
|
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Merhaba Burlap;
Birinci iletiniz de laikliğin nasıl tanımlandığı alıntılar ile açıklamışsınız? Bu tanımlara katılıp katılmadığınızı ise belirtmemişsiniz.
İkinci iletiniz de ise, İslam ile laikliğin bağdaştırılması konusuna giriş yaparak laikliğin tanımı üzerinde fikriniz söylememişsiniz. En azından 1.iletiniz deki tanımlara olan yaklaşımınız belli olmuyor.
3. iletiniz de ise laikliğin Türkiye de ki geçmişini alıntı ile anlatmış ve sonuç cümlenizde, “Çünkü geniş Laiklik kavramının en önemli yanı, artık dinin - yani Müslümanlığın - devlete ve yurttaşlara dayatılmasıdır” demişsiniz. Burada da henüz laikliğin tanımında ki duruşunuzu kendi söyleminiz olarak görmek maalesef mümkün değil. *Belki Laikliğin Müslümanlar için asla olmazlığını savunduğunuzu çıkarabiliriz.
4. iletiniz de ise Türkiye de ki laikliğin serüvenin tersine dönmesi ve uygulamaları üzerinde durmuş ve Aydınlanma sürecini alıntılayarak sekülerizm(laiklik) diyerek; Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağda hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temelendirilmesi olarak belirtilir. Bir üst pasajda da aydınlama ve sonucu sekülerizm tanımını laiklik ile eş tutan bir fikri belirtmişsiniz. *Burada da alıntı olduğu için bu fikre katıldığınız konusunda net bir şey anlaşılmıyor. Ancak bitiş pasajınızda dinin aydınlamayı yakalayamadığı ile vurgu yaparak sekülerizm ile laikliği aydınlamanın meyvesi olarak gördüğünüz belki söyleyebiliriz.
5. iletiniz ise günümüze bir bakış yansıtmakla beraber laikliğin Müslümanlar tarafından nasıl delindiği ile ilgili bilgiler içermekte. 4.iletinize dayanarak laiklik sekülerizm ile açıklanmalıdır dersek, o zaman Müslümanların da sekülerizm de yer almak için bu kavrama sahip çıkmak istediklerini de düşünebiliriz.
6. iletinizin giriş cümlesini kaçırdığımı itiraf etmeliyim. Laikliğin hiçbir din ile bağdaşmadığını özellikle de İslam ile bağdaşmadığını belirtmişsiniz. Ancak laiklik tanımlarından hangisine katıldığınız konusunda burada da net bir bilgi fikriniz olarak görünmüyor. Görünüyorsa da ben göremedim.
Şimdi sorularımı tekrar sormak istiyorum izninizle;
Laiklik bir homojenlik gerektirir mi? Yani laiklik Tanrıyı yenmek için midir? Tanrı'ya rağmen insan kurallarının hüküm sürmesi midir? Yoksa laikliğin olabilmesi için bir din ve Tanrı var olmalımıdır? Laiklik halkın tabanından kopuk olabilir mi ve olmalımıdır? Laiklik Tanrının varlığını ret eder mi? Laiklik kendi kurallarını revize ederken dinden faydalanabilir mi?
Ayrıca bir soru daha eklemeliyim, Sekülerizmi ve laikliği iki farklı terim olarak ele alırsak, sekülerizmi savunmadan laikliği savunmak mümkün müdür? Yoksa sekülerizm=Laiklik diyerek laiklik tanımınızı böyle mi anlamalıyım?
Okumadan yazmak âdetim değildir.
Ne anlattığınız karşınızdakinin ne anladığı kadardır ilkesini göz önüne alarak cevaplarsanız sevinirim.
Selamlar
|

28-09-2007, 01:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 18 Nov 2006
Bulunduğu yer: ist
Mesajlar: 158
|
|
Re: İslam ve Laiklik
''her *dine *mensup *kişilerin *kendi *dinlerini *serbestçe *öğrenmelerini, *yaymalarını, *ibadet *ve *ahkamını *yerine *getirmelerini, *böylece *din *hürriyetlerinin *sağlanmasını'''
türkiye için böyle bir durumun yaşanmadığına inanıyorum.şunu biliyoruzki türkiye laikliği sadece islama göre yapılandırıldığını.her kesimin kendi dinini öğrenmesi ve yayaması diyor ama alevilere durmunu biliyoruz.yada azınlık olsalar dahi yezidilerin şuanki gördükleri muamele.bular varken yukardaki cümleler türkiye için geçerli kılınacağı zor gibime geliyor.
hele iktidarın tamamen islami bir düşünceyle sarılmış olması bunu biraz daha güç kılar.laikliği sadece islam üzerinde değerlendiren bi parti.ki siyasetinide buna göre şekillendiren bi parti.onun için laiklik türkiyede zor olacağına benziyor.bir arkadışımız diyanetin hazırladığı yasayı eklemiş orda zaten hersey açık sadece islam.
saygılarımla...
HiÇ BiRŞeY HaKKıNDa HeRŞeY
|

28-09-2007, 05:40
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Benim sahsi fikrimce,
Ataturk diyanet isleri bakanligini 1924 yilinda kurarken amaci din egitimini , tarikatlara , cemaatlara birakmamakti. Yani laikligin sadece ilk sartini yerine getiriyordu. Dinin devlet islerine karismamasi. Sonrasinda akilcil yontemlerle yetismis nesil nasil olsa tam laikligi surdurecekti. Ama ne yazikki Ataturk'un cabalari tabana kadar inemedi. Ondan sonra iktidara gelenler de bu akilcil ve kendi kendine yeten batiyi taklit ile degil ozuyle kavramis nesili olusturamadilar. *Onun olumunden sonra da sindirilmis tarikatlar cemaatlar, tekrar guclenmeye basladilar.
Ittihat ve Terakki zamaninda *tohumu atilan laik kesimin sonu yaklasiyor. Artik Turkiye'nin yeni nesilinin egitimi tarikatlarin cemaatlerin eline dustu, onlarin kontrolunde. AKP hukumeti de ne kadar modern ve laiklik taraftari gozukurse gozuksun tabanini olusturan bu cemaatlara tarikatlara dur diyemez. Tam laiklik kilifi altinda yapilan reformlarla butun dinler serbest birakilir , laikligin ikinci yarisi yerine getirilir ama Islam'in emperyalist ve baskin yonu digerlerini sindirip butun gucu tekeline alir. Zaten bir iki nesil sonrasinda baskin genc nufusun cogunlugunu ele geciren cemaat ileride laiklige ve demokrasiye ihtiyaci kalmayinca hadi size gule gule deyip Turkiye'nin rejimini de kolaylikla degistirir.
Ozetle su ana kadar Turkiye'de laikligin sadece ilk yarisi gerceklesmistir. Aslinda sorulmasi gereken en onemli soru da sudur ? Turkiye tam laiklige hazirmidir ?
|

28-09-2007, 06:38
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Sevgili ucuncuyol, hep sorarim kendime bu nasil laiklik diye ulkemde surdurulen, yukaridaki yazinizdan soruma da cevap almis bulunmaktayim. Ataturk'un genclere emanet ettigi laiklik de gidiyor desenize.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

28-09-2007, 07:36
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
|
|
Re: İslam ve Laiklik
Sevgili Okinono,
Burlap ile olan iki tarafli bir iletisim kopuklugu oldugunu hissettim. Sizin siir vari/dolayli/tesbihli *bir ifade tarziniz var, Burlap'in ise direkt/kestirme makale tarzi ifadeleri. Herhalde karsilikli iletisim/anlama bozuklugu bu farkliliktan dolayi.
Sanirim sizin *ne sormak istediginizi anladim. Sorularinizi eger izin verirseniz ben kendimce cevaplamak istiyorum. *
Laiklik bir homojenlik gerektirir mi?
Laiklik bir homojenlik gerektirmez. Ama ateistleri ve koktendincileri iki zit uc noktalar olarak alirsak , bu iki ucun ortasinda bulunan kisimin cogunlukta olmasi gerekir. Ve laikligin surmesi icin bu orta noktanin cogunlugunu surdurmesi gerekir.
Yani laiklik Tanrıyı yenmek için midir? Tanrı'ya rağmen insan kurallarının hüküm sürmesimidir?
Evet, laiklik hukum surerse bir ulkede , dunyada insanlara hukmeden onun kanunlarini duzenleyen kisilestirilmis tanri yenilir. Yani Tevrat, Kuran ve Incil'in tanrisi. Ama deistlerin tasarimladiklari tanri kavrami ile laiklik barisiktir. ( kisilestirilmemis tanri kavramini oneren baska dinler de laiklige uygun olabilir).
Ama burada belirtilmesi gereken tarihi bir surec vardir. Cunku su *soru akla gelebilir: Nasil oluyor da hiristiyan ulkelerde laiklik olabiliyor ?
Avrupa aydinlanma doneminde Incil'i de Tevrat'i da mercek altina alip tarih ,arkeoloji ve dil bilimi yontemiyle incelemeye elestiriye almistir. Kuran'in ayni sekilde incelenmesi musluman olmayan yabancilar tarafindan 19.yy'in sonu 20.yy'in basinda baslar. Musluman ulkelerde yetisen elestirmenlerin mazisi ise cok yenidir. O yuzden Islamiyet halen diger dinleri gecirdigi reformu gecirmemistir. Biliyorsun, TD gibi kisiler buna 20. yy'in sonuna dogru baslamislar, yani daha cok yeni, bu sitede de gozlemledigin gibi cok tepkiler aliyor. O yuzden Islam laiklige en uzak noktada , diger iki buyuk dine gore. Tevrat ve Incil, inananlarin manevi hayatlarina hukum surerken sembollesmis kurallari insanlarin kanunlarina hukmedemezler. Gerci, bu aydinlanmadan nasibini almamis cemaatler ABD'de hala bilime ve anayasaya baski yapmaktadirlar.
Yoksa laikliğin olabilmesi için bir din ve Tanrı var olmalımıdır?
Laikligin tanimindan dolayi hem dinin hem de devletin olmasi sarttir. Bu ikisinden birisinin olmamasi durumunda dinin devletten ayrilmasi gibi bir durum soz konusu degildir.
Laiklik halkın tabanından kopuk olabilir mi ve olmalımıdır?
Hayir, kopuk olamaz. Kopuk olan ulkelerde ( Turkiye , Misir , eski Irak , vesaire) *sozde ( yarim) laiklik ancak zorla olur. Yani askeri guc ile. Tam laikligin olabilmesi, yani sadece devlet islerinin dinden ayrilmasi degil din islerinin de devlet denetiminden ayrilmasi denkleminin surekli olmasi icin *tabanin destegi zaruridir, sarttir. O yuzden zaten bir onceki yazimda Turkiye'nin gelecegine karamsar bakiyorum. Ataturk, diyanet islerini 1924'te bosuna kurmadi, Kuran'in turkcelestirip okutulmasini bosuna istemedi. Amaci, laiklik icin uygun ortamin olusmasina kadar dinin devlet denetimine alinmasiydi. Boylece *dinin devlet uzerindeki etkisi zorla kopartildi. AKP'nin laikligin tekrar tanimlanmasinin ardinda yatan istek devletin din uzerindeki etkisini yok etmektir. Bu cok ince bir oyundur aslinda. Cunku istekleri , laikligin tanimina bakarsaniz , gercekten de yerinde. Ama onemli bir sorunla karsilasiyoruz; Turkiye halkinin tabani tam laiklige hazirmi ? Bence degil.
%50 hazir olsa bile AKP'nin tabani buna hazir degil. Evet istiyorlar tam laiklik olsun diye, ama istekleri aslinda devletin dinden elini cekmesi, yoksa laikligi surdurmek icin degil.
Laiklik Tanrının varlığını red eder mi?
Laikligin Tanri'nin varligini red etmeyecegini dusunuyorum. Tanri'nin dunya ve insan uzerindeki hukmunu ( seriat) reddeder ama. Etmek zorunda insani kanunlar ile butun inanclara veya inancsizliga ayni mesafede kalabilmek icin.
Laiklik kendi kurallarını revize ederken dinden faydalanabilir mi?
Bence faydalanmaya gerek duymaz, cunku temel sosyal bilimler dinlerden en az 1000 - 2000 yil daha ileridedir. Dinler insanligin yararina olan akilci sozlerini en son binlerce yil once soylemislerdir. Emekleme donemindeki o zamanin insani icin akilcil ve zekice sozler artik 21. yy'da iptidai kalmaktadir.
Kendi fikrimi sorarsanız sizin aksinize Diyanet işleri başkanlığını ben şahsen laikliğin en temel kalesi olarak görüyorum.
Evet, Diyanet Isleri baskanligi kalesi laikligin ilk yarisini bu zamana kadar korumaya calisti. Ama neyazikki cemaatlerin, tarikatlerin merdivenleri surlarin her tarafina kondu, kocaman tahta kapilar kirildi kale icten ve distan kusatildi. Yani benzetme bir yana diyanet isleri olmus ya da olmamamis cok fazla bir sey fark ettirmez.
Benim de dusundugum ve cavap aradigim su sorudur:
Neden 1924'ten itibaren laiklik icin uygulanan politikalar tabana kadar inememistir ?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:19 .
|