
19-04-2010, 02:55
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 28 Jun 2009
Bulunduğu yer: Rotterdam
Mesajlar: 1.714
|
|
Atatürk ve Din
|

20-04-2010, 21:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Oct 2007
Bulunduğu yer: Bilgisayarımın Karşısı
Mesajlar: 1.610
|
|
Paylaşım için sağol cigi, daha önce sadece bazı kitaplarda ve internet sitelerinde bu konuşmayı yazılı olarak okumuş, pek de itibar etmemiştim. Bu konuşmasıyla Atatürk bana göre tamamen realist biri.
"Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar"
Ernesto Che Guevera
|

07-02-2015, 16:34
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2015
Mesajlar: 18
|
|
Bir videoyu kes kotu amacla yaz ataturk dinsizdir dindar degildir diye nereden biliyorsun arkadas ulke dinle elden gidiyor su an.
Adamin onerilerine uyunda daha dindar olun.
|

07-02-2015, 16:39
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2015
Mesajlar: 18
|
|
Ataturku severim ben yalniz ataturk en agir dindar olsaydi bile sevgim artardi simdiki nesil genclik yerlerde surunuyor.
|

07-02-2015, 16:40
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2015
Mesajlar: 18
|
|
Ataturk ateist olsa daha fazla ovuyorlar adam ateist diye.
|

07-02-2015, 16:46
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
Şu aşağıdaki linki okumanızı tavsiye ederim, başka bir bakış açısı Atatürk'e dair:
http://blog.radikal.com.tr/politika/...i-yavrum-29848
Bu konuyla ilgili bir yerinden alıntı yapacak olursam:
|
...Söylemlerine gelirsek, her şey çok daha aşikâr bir hal alıyor. Bu konuda en yararlı kaynaklardan biri, Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’nun “Atatürk: An Intellectual Biography” adıyla 2011 yılında yayımlandı. Hanioğlu, bu eserinde Atatürk’ün bir kuramcı değil de Batılıların “Liberatus” dediği, ilgilendiği bir takım konular hakkında bolca okuyan, literatürü takip eden bir kişi olduğuna dikkat çekiyor. İlgilendiği konulara bakacak olursak, karşımızda baştan aşağıya bir Batı birikimi var.
Başka bir deyişle, Atatürk, kendini tamamen bir Batılı olarak yetiştiriyor. Yalnızca okuduğu kitaplara bakarak dahi, Atatürk’ün hangi tarafı seçtiğini kolayca görebiliriz. Hanioğlu, bu kitapların bilhassa “Alman popüler bilimciliği” üzerine olduğunu paylaşmış. Atatürk, Ludwig Büchner’in “Madde ve Kuvvet” ve John William Draper’ın “Din ve bilim çatışması tezi”den çok etkilenmiş. Dahası, Dr. Abdullah Çelebi tarafından çevrilen, büyük tartışmalara neden olup sonraları toplatılacak olan, Reinhardt Dozy'nin “Essai sur l'Histoire de l'Islamisme” (Tarihi İslam) eserini büyük bir ilgiyle okumuş - ki bu eser müslümanlar tarafından büyük hiddetle karşılanmış, İslam Peygamberi ve İslamiyet hakkında son derece cesur satırların yer aldığı bir kitaptır.
Avrupa’da dahi cesur karşılanan bir dönemde “Alman popüler bilimciliğine” atıflarda bulunan Atatürk (“Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.”), toplumun geri kalmasındaki en büyük etkenin din olduğuna inanıyor. O sıralarda çeşitli Türk dergilerde Garpçılar tarafından işlenen “İslamiyet’in Türkleri gerileten bir unsur olduğu” tezi, Atatürk’ün aynı zamanda Avrupa’nın ulus fikrinden de derin bir şekilde etkilenmesinden (daha doğrusu bu fikirlerin bugünün demokrasisi gibi o günün ‘parlayan yıldızlarından’ olmasından) kaynaklı olarak benimsediği bir tez (Ki çok ilginçtir bu gibi marjinal fikirler, çağın Osmanlı’sında bugünün Türkiye’sinde olduğundan çok daha açık bir şekilde konuşabiliyordu).
Bu bağlamda, sosyal Darwinzim’den de etkilenmiş olan Atatürk’ün Araplara karşı ırkçılığa varan sözleri olduğu biliniyor (“Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan mürekkep”). Atatürk, İslamiyet’i, aşağıda gördüğü Araplara bırakıp, Türklere İslamiyet öncesinden gelen bir maneviyat sunmaya çabalıyor (H. Berktay aktarıyor: “Araplar ‘medeni cihanlar’a ve ‘bilhassa Türk zengin medeni muhitleri’ne girdiklerinde ‘yapmadıkları tahrifat kalmadı’, diyor. Arapların ‘İslâm’dan evvel cihanşümul Türk medeniyetinin bütün vesikalarını imha’ ettiklerini iddia ediyor”).
...
Velhasıl, kısaca özetlemek gerekirse, Atatürk’ün paradigmasında Doğu medeniyetine ait hemen hemen hiçbir şey yok. Batı’da tartışılmakta olan fikirlere, bir Batılıymışcasına sahip çıkıyor ve kendi toplumuna uygulamak istiyor. Ne var ki, kendisinin kişisel dramı da işte tam bu noktada başlıyor.
|
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

07-02-2015, 19:30
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Ataturk her konu ve kavramda oldugu gibi din konusunda da pragmatistti.
Ataturkun pragmatisizmi, kisisel degil; toplumsaldi.
Yani kendi icindegil, toplumu ve ulkesi icin pragmatistti.
Bu konuda toplumun dinden tamamen kopamayacagini biliyordu ve I.Marsi'ni Kabul etti, diyanetidevlete bagli olarak kurdu ve mezhep ayrimina girmeden, herkesin dinini islam ve kisiyi musluman ilan etti.
Kendisi de kisi olarak dinsizdi. Eger bir dini soylem ya da eylemi varsa da, bu toplumsal politikanin getirdigi "topluma uygun gorunme" den yani pragmatisizmden kaynaklaniyordu.
Dine karsi milliyetciligi dunya otesine karsi dunyeviligi din sistemine karsi kendince laikligi getirdi.
Dini ogretim/egitime karsi, bilimselogretim/egitimi getirdi. Ummeti, millet yapti.
Cemaati toplum yapti. Kisiye karar ve secme ozgurlugunu tanidi.
Tanri konusuna gelince, bu pek belirgin degil.
Belirgin degil darken, Allah olarak degil; deism olarak yaziyorum.
O yuzden buradaki pragmatisizmi pek soylem/eylemlerine yansimadi.
Benim kisisel fikrim, oyle ya da boyle bir yaraticinin varligina inaniyordu ve deistti.
Zaten bu da Anadolunun tarihi ve cografi tasavvuf gelenegine uygun.
Yani yaraticiya, birbelirli din ile degil de, kisinin kendi inanci ve Imani ile ulasmasi.
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

29-01-2017, 15:46
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
|
|
✔ Atatürk 1923'den 1938'e kadar yalnızca 15 yıl hükümet kalabildiği için islam ile mücadele edecek zaman bulamadı bence. Bir de hastalık sıkıntısı nedeniyle "deniz havası siroz'a iyi gelir" doktor önerisine uyarak Savarona yatıyla Başkent Ankara'dan uzaklaşmak zorunda kalması, hükümet ve toplum işleriyle yoğun bir şekilde ilgilenememesi, laiklik ilkesinin yeni atılan temellerini zayıf bıraktı.
islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:42 .
|