Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 27-06-2010, 01:54
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart Bedevi yaşamında mülkiyet ve Su’luk hareketindeki Sosyalist yapı

İslam öncesi Arap yarımadasında kitleler iki kategoride sınıflandırılıyordu, Bedeviler ve yarı yerleşik durumdaki şehirli diyebileceğimiz hadari’ler (ehlü’l-meder). Arap yarımadasının esasını teşkil eden nüfusun büyük çoğunluğunu Bedevi’ler (ehlü’l-veber) teşkil etmiştir tarih boyunca. Geçimlerini 20. YY ortalarına kadar hayvancılık ve avcılık ile sürdüren bu dağınık kitleler İslam öncesi dönemde bildiğimiz anlamda ilkel yarı avcı yarı göçmen İnsan topluluklarıydı.

İlkel atalar kültü etrafında salt aşiret kültü ile şekillenen sosyal yapı, dinsel açıdan paganizm’in ilk evresine denk düşen bir tanrılar yada kişisel tanrılar ve yerel bazı inanışlar içeriyordu. Erkek egemen ve güce bağlı bu esnek yapıya sahip salt akrabalık esasında bir güvenlik içeren sosyal toplum birlikteliği aşiret özelliğinden öteye çok az geçebiliyordu. İslami tabirle ‘’asabiyet’’ neticesinde kabile yada aşiret kutsal kabul ediliyor ve zaten yaşam şartlarının oldukça zor olduğu Arap çöllerinde yaşam hakkı sağlanabiliyordu, bu nedenle aileyi yada kabileyi savunmak kutsal bir görev olarak algılanıyordu (bu algılamanın yansımalarını İslam’da Kureyş kabilesinin kutsal ve seçilmiş kitle olarak savunulmasında görebiliriz). Düzenli tarımın yapılamadığı ve her tarafı çöllerle çevrilmiş bir coğrafyada hayvancılık yapmak oldukça riskli bir geçim kaynağı olarak sık sık Arap yarımadasını tehdit eden açlık salgınları ile sabittir. Mevcut tek kanun kılıcın güçlüye sağladığı adaletti bu göçer toplumda. Su kaynakları ve hayvanları beslemeye yönelik vahaların paylaşımı ve işletilmesi yönünde sık sık bu aşiretler ve kabileler arasında savaşlar çıktığı ve yaşamın aslında bu döngü üzerine kurudulduğu bir gerçektir, bunun coğrafyaya yansıması ise bazı dönemlerin kutsal olarak adlandırılıp ticari ve diğer sosyal etkileşimler için ayrılmasıdır. Tüm bu algılamaların özetlemsini ise ‘’ Ben ve kardeşim, amcamın oğluna karşıyız, ben ve amcamın oğlu yabancıya karşıyız’’ deyişinde bulabiliriz. Söz konusu olan salt yaşama içgüdüsü ile ilkel bir var olma şeklinden ibarettir. Her ne kadar resmi İslam tarihi Bedevi kültürünü sevmiyor olsada günümüze kadar yaşayan bir ilkel kabile kültürü mevcuttur. Her Bedevi kabile yada aşiret siyasi anlamda bağımsızdır o dönemde.

Bedevi aşiretler ve kabileler kendi içerisinde eşitler içerisinde eşit olan kabile reisi tarafından yönetilselerde esas olan kabile meclisinin törelere uygun görüşleridir. ‘’Mele’’ kurumu asıl belirleyici siyasi unsur olsada pratik güncel yaşamda tek belirleyici unsur kabile reisidir. Yarı yerleşik hadarilerde olduğu gibi Bedevilerde de sınıfsal bir katman görnek mümkün olsada bu katmanlar çok zayıf sınırlarla bir birlerinde ayrılmaktadır o dönemde. Kadınlar hadari kitlelere göre daha fazla insiyatif sahibi olmalarına rağmen kabile yaşantısında pratik anlamda söz sahibi olmalarına rağmen resmi İslam tarihinde hadari kitle içerisindeki kadınlarla aynı şekilde tanımlanmışlardır, aksine üretimde oldukça söz sahibi olan kadınlar kabile içerisinde oldukça bağımsız bir yaşantı sürdürmekte idiler. Tüm bu oluşumlar Bedevi kitlelerin dar ve sığ bir kültürel yapılanma içerisinde, ekonomik olarak esas itibari ile hayvancılığa dayalı olmak üzere avcılık ve yağmaya dayalı bir ekonomi içerisinde yadadıkları gerçeği üzerine kurulu bir düzen sergilediğidir. Coğrafyadaki kültüre paralel esas olan erkek çocuk minvalinde şekillenen hukuksal nitelik kazanan bu yaşam şekli demografik ve pratik yaptırım olarak kendi şartlarınıda belirlemiştir. Yaşanan gerçeklik ise iktisadi bir birliktelik görünümünde olmakla beraber, salt Bedevi kabilelerin dönemsel çıkarları minvalinde seyretmektedir, bunun tarihteki en büyük yansıması ise Muhammed’in ölümü neticesinde olan Ridde savaşlarıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 27-06-2010, 01:55
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Bedeviler tarihsel olarak Deve’yi ehlileştirdikten sonra Arap yarımadasında popülasyon oluşturabilmiştir. Yaşamları belli tabular üzerine kurulu olan bu kabileler kendi yerel kültürlerini günümüze ulaştırmakta zorlanmakla birlikte geçen yüz yılın ortalarına kadar İslam ritüellerini içerisinde barındırdıkları bazı kültürel unsurlar itibari ile bizlere ulaştırabilmişlerdir. İslam öncesi dönemde esas olan kuvvetlinin egemen olduğu ve yenilenin köle yada bağımlı olduğu bir siyasi sitem olsada esas olan Bedevi yaşamda güncel yaşamı sürdürmek olmuştur. Mevcut sistemde Bedevi’yi bağlayan tek unsur ait olduğu kitle yani aşiret yada kabile olmuştur. Esas olan tek şey kan bağıdır. Yönetmenin tek unsuru ise reisin sürekli olarak mevcut kazanımlarını kabile içerisnde paylaştırmasıdır, buda her resi seçiminde daha kudretli bir resi arayışına iter bizleri. Reis kazanım 5/1’ini alırken bunun büyük bir bölümünü reis kalmak için harcamaktadır özetle. Mevcut yazılı yada sözlü bir hukuk mevcut olmadığı için kabile ananeler üzerine kabile reisinin pratik kararları doğrultusunda yönetilmektedir o dönemde. Doğal olarakta bu uygulamalar kabile üyelerinin bağlayıcı bir hukuksal yapıya tabii olmayan yaşamında bir esas teşkil edebilmesi için kabile reisinin oldukça adil olması lazımdı. Bu nedenle günümüz Futbol kulüplerindeki başkan seçimlerinde olduğu gibi dönemin Bedevi kabilelerinde de reislerin seçimi zengin ve güçlü kimselerden tercih edilirdi.

Dönemin yaşam zorlukları nedeniyle başta kız çocukları olmak üzere erkek çocukları ve yaşlılar başta olmak üzere toplumun zayıf unsurları sık sık bir şekilde feda edilirdi Bedevilerde. Yaşamı belirleyen ana unsur; hayvan beslemek, avcılık ve baskın yapmaktır. Yerleşik bir ekonomi ve kültüre sahip olmayan Bedevi’lerin belli oranda bir tarım yaptıkları ama tarım aletlerine sahip olmadıkları sabit olmakla beraber, yaşamlarında ki esas unsurun yoksulluk olduğu bir gerçektir. Bedevilerde kıtlık zamanlarında bazıları, koyunun boynuz ve tırnaklarının yontulmasıyla elde edilen talaşı yemekle, bazıları da kesilen bir devenin damarından akan kanı içmekle yetinmek zorunda kalmıştır.

Hayat şartları son derece çetin ve verimsiz olan çölde yayılan topluluklar, geçimlerini temin etmek için müşterek mülkiyetin dışında bir yol bulamamışlar ve buldukları gıda maddelerini aralarında paylaşmışlardır. Kabilenin serveti, kabile mensuplarının ortak malı kabul edilmiştir. Herkes ihtiyaçları ölçüsünde o mallardan yararlanmış ve güçleri nisbetinde bu serveti arttırmak için çalışmışlardır. Toprakta özel mülkiyet ise kabul edilmemiştir. Üretim araçları yaylar, oklar, ağlar ve av köpeklerinden ibaret olup bunların hepsi kabilenin ortak malı kabul edilmiştir. Bu aletlerle ele geçirilen malların da ortak olması kâbildir. Su, otlak, buğday veya arpa ve ekilen araziler de bütün kabilenin ortak malıdır. Buna karşılık çadır ve içindeki mütevazi eşya, sahibinin özel mülküdür. Kabilenin bazan özel mülkiyeti tanımaması da söz konusu olabilmiştir. Bedevî toplumun iktisadî yapısının esaslarından olan savaş ve baskınlar yoluyla elde edilen gelirler bütün kabile tarafından paylaşılmıştır. Arapların bu ekonomik düzene bağlanmalarını gerektiren, daha doğrusu ortak mülkiyeti doğuran sebeplerden biri de buradaki mallarda bir artışın olmamasıdır. Elde edilen ürün, hiçbir zaman ihtiyaçtan fazla olmadığından, ne birinin servet biriktirdiğine ne de birileri tok iken diğerlerinin aç kaldığına şahit olunmuştur. Fertlerin hepsi çalışmış ve ürünler bütün topluma dağıtılmış veya yokluk ve sıkıntılar birlikte paylaşılmıştır. Kısacası, kabile hayatı sınıflı bir hayata imkân tanımamıştır. Bedevilerin bu yaşamı siyasi ilticacı yaşam süren ilk dönem İslam toplumunda da belirleyici unsur olarak günümüze ulaşmıştır.

Bedeviler mülkiyet kavramından çok yaşamsal ihtiyaçlar neticesinde “el-müşâreke” kavramını geliştirmiş ve mülkiyeti dışlamayan bir zorunlu komintern yaşamı kabullenmiş olmalarına rağmen, 6. YY’ın ortalarından itibaren özellikle sosyal yaşamın değişmesi ve demografik yapının tekellerde toplanması itibari ile göçebe yada yarı göçebe kabile ve aşiretler arasındaki sosyolojik ve ekonomik değişimler neticesinde kabile ferdlerinin sistem dışında kalması ve kendilerini entelektüel anlamda kabilesel aidiyet hissetmeyen bireylerden oluşan bir hareketin yaşamdaki tezavüründe bulmuştur. Bu siyasi akım İslam’ıda etkilemiş ve bir çok kurumsal ritüel olarak içinde yer almıştır.

Terim olarak kabilesinden çeşitli nedenlerle ayrılıp dışlanan kişilerin çöl içerisinde oluşturdukları topluluğa verilen isim olmakla beraber günümüzde içerisinden çıkan kültürel hareket neticesinde İslam öncesi bir şair grubunun adı olarak anılan Su’luk grubunun asıl yaptığı sözlük anlamından farklıdır. Grup olarak 3 unsur etrafında adlandırılan bu kitlenin açılımını yapacak olursak; Birinci grup, kabi-lelerinden kaçanlar veya kovulanlardır. İkincisi, annelerinden kendilerine zenci kanı karışan bir tür melezlerdir. Arapolan babaları bunları kabul etmez, kendi-lerinden saymazlardı. Üçüncü grup ise, toplumu perişaneden zor ekonomik şartların sonucu olarak bu guruba katılan âsi fakirlerdir.

Su’lûkları birbirine bağlayan bağ, iktisadî ihtiyaçlardan kaynaklanan sosyal bir toparlanış olarak görülmüştür. Su’lûkçuluk, fakirleri zenginlerin malına ortak eden ve o maldan fakire payveren sosyal bir düşüncedir. Hatta bu pay eğer fakirlere verilmezse, onlar için zorla alınan bir haktır. Bu hareket ekonomik bir denge ve bir çeşit sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedef alır. Ona göre savaş ve baskın, ganimet ve soygun için bir vesile olmaktan başka bir şey değildir. Asıl maksat ise, insana değer vermek ve sosyal adalet fikrini gerçekleştirmektir.

Su’lûklar, ellerine her mal geçtiğinde bu iktisadî prensiplerini tatbik etmişlerdir. Varlıklı zamanlarında bağışlamaya ve ele geçirdiklerini herkese eşit bir şekilde dağıtmaya son derece titizlik göstermişlerdir. Böylesine dağıtmanın kendilerine zarar verdiği durumlarda bile aynı şekilde davranmaktan geri kalmamışlardır. Su’lûklar mal paylaşırken eşitliğe dikkat etmişler; güçlü ile zayıf, reis ile tebaa arasında fark gözetmemişlerdir.

Bedevî Araplarda görülen ve Su’lûklarda kuvvetle benimsenen malda ortaklık düşüncesi, Arap tarihinin en önemli kaynaklarından olan şiirlere de konu olmuştur. Ancak, bu ortaklık şiirlerde “el-müşâreke” kavramıyla ifade edilmiştir. Bu sebeple, eski Arapların iktisadî hayatı anlatılırken sosyalizm anlamına gelen ve özel mülkiyetin kabul edilmediği el-iştirakiyye kavramı yerine, yoksulların varlıklı insanların servetinde payının olması anlamına gelen el- müşâreke(ortaklık) kavramı kullanılmıştır. Sosyalizme benzemesine rağmen bu hayat biçiminin el-iştirakiyye kavramı yerine, el-müşâreke kavramıyla ifade edilmesi, Su'lukların özel mülkiyete karşı olmamaları ile açıklanabilir. Su'luklar, fakir ve yoksulları koruyan, servetinden bir kısmını topluma aktaran zenginlere ilişmemişlerdir. Bu kavram İslam içerisinde sadaka ve zekat olarak hayat bulmuş ve Muhammed’in daha taze delikanlı iken yaşadığı deneyimler neticensinde olanların sonraki İslam literatüren yansıması ise zenginin malınının tasarufundaki kontrol olarak tezahür etmiştir. İslamiyetteki ilkel sosyalist etkilerin ana unsurlarını bu siyasi harekette aramak elbette en doğru hakrekettir.

Su’lûkların lideri ve aynı zamanda bir şâir olan Urve b. el-Verd’in, Kinâne kabilesinde çok zengin, fakat son derece cimri bir adam olduğu haberini alması üzerine, bu kabileye casuslar gönderdiği ve adamın söylendiği gibi olduğunu tesbit ve teyid ettirdikten sonra, bir baskın sonucunda bu adamı ele geçirdiği ve mallarını halka dağıttığı anlatılır. Urve b. el-Verd, bir şiirinde şişman bir zenginle alay etmiş ve zenginin şişmanlığını ekmeğini sadece kendisinin yemesine bağlarken, kendisinin zayıf olmasını ekmeğini başkalarıyla paylaşmasına bağlamış ve kendi bedenini bir çok bedenlere taksim ettiğini, bu sebeple her bedende bulunduğunu dile getirmiştir. Söz konusu olan bir fakirlik edebiyatı değil aksine dönemin bir Robin Hood aksiyonu olduğu gözlenmekle beraber, yaşanılan toplumsal deneyimin İslam hayatına sermayenin kısıtlı paylaşımı yani zekat olarak yer almasıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-06-2010, 01:56
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Kaynaklar:
1- Tasavvuf ve Bid’at. Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
2- İslam düşüncesinin erken döneminde muhalefet ve görüntüleri, Kelam araştırmaları 8:1 Abdülnası Süt
3- İslam öncesi dönemde Mekke idare sistemi ve siyasetin oluşumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:1 Yard.Doç.Dr. Adem Apak
4- Sosyo-ekonomik ve kültürel yönden İslam öncesi Mekke toplumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt
5- Risalet öncesinde Arap yarımadasındaki dinler ve bir peygamber beklentisi Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi Sayı:6 Yard.Doç.Dr. Sıddık Ünalan
6- İslam öncesi dışa kapalı Arabistan’da sosyo-ekonomik bulgular ve Su’luklar hareketi, Kafkas Üniversitesi dergisi 2005 Sayı:16 İsmail Özsoy
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-03-2011, 00:00
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Bütün bu İslam öncesi Bedevi kabile yaşamından bir çok şey Muhammed’in Medine’ye siyasi göçü sonrasındaki yaşadığı boşlukta, kendisi ve liderliğini yaptığı kitlenin siyasi, askeri ve ticari açıdan çok zayıf olması neticesinde, hayatta kalma statejilerinde baş rolü üstlenmiştir. Günümüzde İslam bu eski Bedevi külütüründen ve bölgede yaşanan Su’luk hareketi deneyiminden kopyaladığı bir çok şeyi kendi içerisinde eritmiş ve zamanla İslam’ın getirdiği bir yeni hareket gibi algılanmasına yol açmıştır.

Bedevi kültüründen alınan zekat, fakire yardım vb. dayanışma ve sadaka kültürü söz konusu ilk dönem Medine yaşamında yardıma muhtaç Müslümanlara aranılan desteği sağlamakla kalmamış, süreç içerisinde güçlenen ve yağma ile talan seferlerine çıkan ilk Müslümanların elde ettikleri genimeti paylaşmalarında da kopyaladıkları bir hüküm olmuştur. Ganimetin paylaşımı geleneğinin devamını İslam’da Enfal suresi 41. Ayette görebiliriz, o ayetle ganimetin 5/1’i İslam tanrısına ve onun peygamberine bırakılır, Muhammed’te tıpkı kendinden önceki kabile reisleri gibi bu ganimeti toplum içerisinde paylaştırır yada toplum adına kullanırdı.

İslam yeni bir şey getirmemiş bilakis Bedevi reisinin yetkisini ve konumunu kopyalayıp sürdürmüştür. İslam tanrısı ve Muhammed 5/1 ganimeti alarak tıpkı Bedevi kabilesi gibi davranmayı seçmiştir. Bunun ardında elbette o dönemde Müslümanlarla birlikte hareket eden ve yağmalara katılan Bedevi kabileleri ile uzlaşma siyasetide yatmaktadır. Kendilerine askeri güç sağlayan Bedevileri küstürmek Müslümanların çıkarlarına ters olduğu için Muhammed bir ayet ile siyasi bir başarının sonucunda hem kendi toplumunu hemde ittifak yaptığı toplumu memnun etmiştir. Güç ve para peşindeki bir çok fakir Arap ve Bedevi kitleyi bu yalın ve eski Bedevi geleneği ile kendisine kazandıran Muhammed aynı zamanda, kendisine katılan fakirleride bir şekilde sistem içerisinde tutmayı başarmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
bedevi, müşkiyet, sosyalizm, su'luk, İslam


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özel Mülkiyet Yalanı ve Modern Çağın Sonu cyrano Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 2 05-12-2009 22:13
Sosyalist’in el kitabı güneşinzaptıyakın Konu-dışı 18 09-11-2009 09:33
Sosyalist Kime Denir ? imhotep Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 2 20-07-2008 16:23
'Mülkiyet' kavramı İslam 25 04-03-2008 15:23

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:05 .