Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 17-04-2011, 23:41
Dark_Prince - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dark_Prince Dark_Prince isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 18 Aug 2010
Mesajlar: 2.389
Standart Modern Bilimin Antik Kökenleri

Bu çalışmamda Dick Teresi'nin ''Kayıp Keşifler:Modern Bilimin Antik Kökenleri'' isimli kitabındaki önemli gördüğüm yerleri derledim.Aslında daha yazılacak çok şey var fakat şimdilik bu kadarının yeteceği kanaatindeyim.Eğer istek olursa sonra kalan yerleri de yazarım.Bu çalışmamdaki amacım tıpkı bir önceki çalışmamda olduğu gibi Müslümanların Tarih Kur'an'la başladı düşüncelerine bir darbe daha indirmektir.Umarım Müslümanlar tarih Kur'an'la başladı düşüncelerinden biraz olsun arınabilirler ve yeter artık çok kez Kur'an Mucizelerine darbe indirdik umarım tüm hepsinden vazgeçerler,kanmayı ve kandırmayı bırakırlar artık.

NOT:Kırmızı yazılar bana aittir.

BİLİM TARİHİ

Pisagor'dan iki yüzyıl önce,Kuzey Hindistan'daki filozoflar bu çekim gücünün güneş sistemini bir arada tuttuğunu anlamışlardı, ve bu durumda en büyük kütleye sahip olan Güneşin merkezde bulunması gerekiyordu.Antik Yunan gökbilimcisi Samos'lu Aristarchus İ.Ö üçüncü yüzyılda bir güneş merkezli sistem ortaya koymuştu.

Babilliler Pisagor teoremini (Bir dik açılı üçgenin iki dik kenarının karelerinin toplamı hipotenüsün karesine eşittir) Pisagor'un doğumundan en az 500 yıl önce geliştirmişlerdir.Çinli Matematikçi Liu Hui pi sayısının değerini (3,1416) bin yıl boyunca en kesin tahmin olarak kullanılacak şekilde hesaplamıştır.0'dan,9a kadar olan numaralarımız antik Hindistan'da M.S 500 yılında modern batılı numaralardan ayırt edilemeyecek şekilde bulunmuştur.Algebra(Cebir) ''zorlama'' anlamına gelen Arapça sözcüktür

Çinliler M.Ö 1400 ile 1200 yılları arasında gözlemler yapmış,veriler elde etmiş ve bunları bilgiye dönüştürmüşlerdir.M.Ö 1800 yılında Venüs gezgeninin konumlarının kaydedildiği Amizaduga Venüs Tabletleri, Babil krallığı döneminde bilimsel konulara olan yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Isaac Newton'dan yirmi dört yüzyıl önce Hintli Rig-Veda evreni bir arada tutan şeyin çekim kuvveti olduğunu yazmıştır.Sanskritçe konuşan Ari Irkı,Yunanlılar dünyanın düz olduğuna inandıkları bir dönemde yeryüzünün bir küre şeklinde olduğu düşüncesini benimsemişlerdi.M.S beşinci yüzyıl Hintlileri bir şekilde dünyanın yaşının 4.3 miyar yıl olduğunu hesaplamışlardı;19. yüzyılda İngiltre'deki bilim adamları onun 100 milyon yaşında olduğuna inanıyorlardı.(Çağdaş tahmin 4.6 milyar yıldır).M.S dördüncü yüzyılda Çinli bilim adamları -13. yüzyılda Araplar ve daha sonraları Papua Yeni Gine'lilerde olduğu gibi - gezegenin Tarihi çalışmaları için fosilleri kullanmışlardır;17. yüzyılda Oxford Üniversitesi'nde bazı fakülte üyeleri fosillerin ''şeytan tarafından ekilmiş olan yanlış ipuçları'' olduğunu öğretmeyi sürdürüyorlardı.M.Ö 11. yüzyılda K'ao kung chi tarafından yapılan nicel kimyasal çözümlemeler Çinlilerin bu dönemde kimya alanında başka kültürlerle karşılaştırılamayacak derecede,ne denli ilerlemiş olduklarını göstermektedir.

Bakınız Hinduların kutsal metinlerinde çekim gücü ve dünyanın küre şeklinde oldukları şöyle geçmektedir:

Shape of Earth is like an Oblate Spheroid. (Rig VedaXXX. IV. V)

Earth is flattened at the poles. (Markandeya Purana 54.12)

Dünya'nın şekli kutupları düz küre gibidir.

Dünya kutuplarda düzdür.

"He has fixed earth in space with the creative energy called gravity". (Rig Veda)

"He helds entire Universe together with his creative energy called gravity".(Rig Veda)

O uzayda dünyayı ''Çekim'' denilen yaratıcı enerjiyle sabit tutar.

O tüm Kainatı ''çekim'' denen yaratıcı enerjiyle birlikte düzenler.

M.Ö üçüncü yüzyılda Mohist(Çinli) fizikçiler ''hareketin durması karşı güce bağlıdır...Eğer hiçbir karşıt güç yoksa... hareket asla sona ermeyecektir.Bu, bir öküzün bir at olmadığı kadar doğrudur'' ifadesini kullanmışlardır.Newton'dan iki bin yıl önce onun ilk hareket kanunu daha düz terimlerle ifade edilmiştir.Shu-Ching (yaklaşık M.Ö 2200) Empedokles'den onyedi yüzyıl önce maddenin ayrı elementlerden oluştuğu gözlemini yapmış ve Albert Einstein ve Max Planck'tan çok uzun zaman önce foton ve quana düşüncesine benzer bir parçacık yapısından bahsetmiştir.Büyük patlama mı?Mısır,Hindistan,Mezopotamya,Çin ve Orta Amerika ''büyük bir kozmik bağlanma'' ile hepbirlikte mi başlamışlardır-bu büyük patlama ile aynı olmasa da,daha şiirseldir.

Pratik konulara gelince Francis Bacon üç buluşun -barut,pusula ve matbaa- modern dünyanın başlangıcına işaret ettiğini belirtmiştir.Bu üç buluşun hepsi Çin'den gelmiştir.İnkalar kauçuğu sertleştiren ilk uygarlık olmuştur ve onlar salgın hastalık olan sıtma için bir antidot olan kinin maddesini keşfetmişlerdir.Çinliler 25 yüzyıl önce soya fasulyesinin kabuğundan antibiyotik yapmışlardı.

Vedik Hintliler kurban törenlerinde kullanılacak yapıları oluşturmak için karekökü çözmüşlerdir.

ASTRONOMİ

En eski kültürlerde bile gökyüzü gözlemleri önemliydi.Gökbilimciler aynı zamanda din adamları olarak hizmet görüyorlardı.Maya ve Azteklerin tapınak ve top avluları aynı zamanda gökbilimsel gözlemler yapılmasını olanaklı kılacak bir yapıya sahipti.Onlar hem tapınak hem de gözlem evi olarak işlev görüyordu.Meksika'nın antik dönem insanları gözlemevi,-tapınak kullanılarak kehanet aracılığı ile kendi yaşamları ve yıldızlar arasında bağlar kuruyorlardı.Astroloji ve astronominin bu evliliği Batılı olmayan birçok antik kültür için yaygındır.

Teleskopsuz olsa bile ,Kopernik'ten uzun zaman önce antik Hintliler dünyanın Güneşin etrafında döndüğünü ve Kepler'den bin yıl önce gezgenlerin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu biliyorlardı.

Hindu kutsal metinlerinde dünyanın dönüşü şu şekilde geçmektedir:

"Earth rotates in two ways by the Will of Brahama, first it rotates on its axis secondly it revolves around sun. Days and Nights are distinguished when moves on its axis. Season change when it revolves around Sun". (Vishnu Puran)

Dünya Brahman'ın arzusuyla 2 şekilde döner,ilk olarak kendi ekseni etrafında,ikinci olarak Güneşin etrafında döner.Günler ve geceler kendi etrafında döndüğü zaman oluşur.Güneş etrafında dödüğü zaman ise mevsimler değişir.

Klasik Maya dönemi olarak anılan M.S 200 ve 900 arasındaki yüzyıllarda,gökbilimsel takvimsel ve zaman göstergeleri bir zirve noktasına ulaşmıştır.Mayalar tüm bu öğeleri almışlar ve onları özgün ve zekice bir seviyeye yükseltmişlerdir.Mayalar muhtemelen dönemlerinin en bilgili gökbilimcileri ve matematikçileri olmuşlardır.

Hindistan,başka kültürleri etkileyen bir katalizör ve fikirlerin taşınmasını sağlayan bir kanal olarak hizmet görerek astronomi biliminin gelişiminde öncü bir rol oynamıştır.

Bir antik dönem Sanskritçe mısrası çok sayıda Güneş düşüncesinden bahsetmektedir:
''Sarva Dishanaam Suryaham Suryaha,Surya'' bu mısra kabaca tercüme edildiğinde ''Tüm yönlerde Güneşler vardır,gece gökyüzü onlarla doludur''. anlamına gelmektedir.Bu erken dönem gökyüzü izleyicilerinin görülebilir yıldızların Güneş türüne benzer olduğunu anlamış olabileceklerini ortaya koymaktadır.

Bu Sanskritçe mısra İngilizce olarak şu sitede mevcuttur:

http://sanatandharma.tripod.com/

Rig-Veda'da geçer:

"There are suns in all directions, the night sky being full of them." (Rig Veda)


Erken dönem Hint metinleri arasında,ilahi şiirsel bir biçimde yazılmış olan,astronomi ve matematik üzerine tezler içeren siddhantas bulunmaktadır.O,hem bir bellek oluşturma amacıyla,hem de sanat ve bilim olgusu olarak yazılmıştır.18 erken dönem siddhanta'nın 5 tanesi Surya-Siddhanta adıyla anılmakta ve Hint astronomisi üzerine erken dönem metin niteliği taşımaktadır.Onlar M.Ö 400 dolaylarında yazılmıştır.Surya-Siddhanta antik dönem Mezopotamya trigonometrisinin temel bir sorunu olan gezegenlerin yörünge eksenlerinin bulunması için bir yöntem içermektedir.Surya-Siddhanta'da gezegenlerin hareketlerine ilişkin olarak gezegenlerin birbirini çekmeleri ve itmelerinden bahsedilmektedir.Bu çekim kuvvetine ilişkin erken dönem bir düşüncedir.Çekim kuvveti sözcüğünün Sanskritçe karşılığı ''gurutvakarshan''dır.Akarshan çekilmiş olmak anlamına gelmektedir.Erken dönemlerden itibaren,dilin kendisi bu kuvvetin karakterinin çekim olduğunu yansıtmıştır.

Bazı bilim adamları Kopernik,Galileo ve Newton'dan bin yıl önce güneş-merkezlilik ve yerçekimi kavramlarının bu erken dönem metinlerinde yer aldığını tartışmaktadır.Surya-Siddhanta 'da Vedalar Güneşin tüm dünyaların babası olduğuna inanmaktadır;o varlık nedeni olarak görülmektedir.

M.S 425 dolaylarında Paitamahasiddhanta dünyasal ve göksel kürelerin ve gezegen hareketlerinin geometrik modellerinin ifade edildiği bir metin olmuştur.Metin temel düz-dünya modelini alır ve onu küresel evrene dönüştürür.Burada sabit bir hız yerine herbir gezegenin birbiriyle etkileşim halinde olduğu bir durumdan bahsedilmektedir.

Kerala şehrinde doğmuş olan genç Hintli gökbilimci Aryabhata 499 yılında ''Aryabhatiya'' adlı Matematik ve Astronomi üzerine yazdığı tezi ortaya koymuştu.Aryabhatiya Hint matematiğinin o döneme kadar olan gelişiminin bir özetiydi.Ayrıca,astronomi,küresel trigonometri,aritmetik,cebir,düzlem trigonometrisini de içeriyordu.Aryabhata'nın temel amaçlarından birisi Hint astronomisinin karmaşık hesaplamalı matematiğini basitleştirmekti.O,bunun için pratik bir amaca sahip olmuştu: Ay ve Güneş tutulmalarının öngörülmesini daha kolay kılmak ve göksel yapıların hareketlerinin daha kolay anlaşılabileceği bir Hint takvimi oluşturmak.

Bu süreç içinde Aryabhatiya uzaydaki gezegenlerin konumlarının yeni bir savını ortaya koymuştur.O,göksel yapıların görünür dönüşlerinin yeryüzünün eksen dönüşüne göre olan durumunu içermektedir.Aryabhata pek çok alanda devrimsel bir düşünür olarak gezegenlerin yörüngelerinin, güneş ile gezegen arasındaki değişen uzaklıklarını vermiştir.Onların yörüngeleri temel olarak dünya-güneş yörüngesini uzaklık terimleriyle belirmektedir. O ay ve gezegenlerinin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu kavramıştır.Aryabhata ay tutulmasının nedeninin dünyanın gölgesi olduğunu yazmıştır.O döneme kadar bunun nedeninin Rahu adlı bir şeytan olduğuna yaygın olarak inanılırdı.Onun yılın uzunluğu için bulduğu değer 365 gün,6 saat,12 dakika ve 30 saniyedir.Bu gerçek değerin çok üzerinde olan bir tahmindir;gerçek değer 365 gün ve 6 saatten biraz azdır.Başka bir gökbilimci olan Bhaskara,yüzyıl sonra Aryabhatiya üzerine yazdığı yorumda şöyle demiştir:

Aryabhata, matematik,kinetik ve küre bilimi sonsuz bilgisinin denizinin en derin noktalarına inerek onu kıyıya çıkarmayı başarmış bir ustadır.

Aryabhatiya 13. yüzyılda Latince'ye çevrilmiştir.Bu çeviri boyunca Avrupalı matematikçiler üçgenlerin alanlarını ve kürelerin hacimlerini hesaplamanın yöntemlerini öğrenmişlerdir.Ay ve güneş tutulmalarının nedeni hakkındaki açıklamalar ve ay ışığının kaynağı Avrupa'da çok fazla heyecan yaratmamıştır.Çünkü bu dönemde onlar Kopernik ve Galileo'nun araştırmalarından bunları öğrenmiş bulunuyorlardı.Ancak Aryabhata'nın Avrupalı bilim adamlarından bin yıl önce yaşamış olduğu ve bu düşünceleri o zaman kavramış olması onun başarısını ortaya koymaktadır.
628 yılında,antik Hint gökbilimcilerinin en başarılılarından biri olan Brahmagupta,Brahmasphutasiddhanta(Evrenin Açılımı) yapıtında kendi gökbilimsel sistemini ortaya koymuştur.Brahmagupta antik Hindistan'ın matematik merkezi olan Ujjain'deki astronomi gözlemevinin başı olmuştur.Burada güçlü bir matematiksel astronomi oluşturmak amacıyla Varahaminhira gibi büyük matematikçiler çalışmıştır.

Brahmasphutasiddhanta 25 bölüm içermektedir.Bunların ilk on tanesi gezegenlerin yörüngeleri,ay tutulmaları,güneş tutulmaları,doğuşlar ve batışlar,ayın evreleri,ayın gölgesi,gezegenlerin birbiriyle olan konumları ve sabit yıldızlar ele alınmıştır.Diğer 15 bölüm ikinci bir çalışmayı biçimlendiriyor gözükmektedir.Burada matematiğin astronomi üzerine uygulanmasının yöntemleri anlatılmaktadır.Brahmasphutasiddhanta'nın büyük bir bölümü 770'lerin başlarında Arapça'ya çevrilmiştir ve gökbilimci Yakup İbn Tarık tarafından çeşitli çalışmaların temeli olmuştur.1126'da o Latince'ye tercüme edilmiştir.Bu çalışma Batı astronomisinin Hint-Arap aşamasının temelini oluşturmaktadır.

Tüm bunlar olurken İslam dünyası büyük bir sorunla boğuşuyordu,hala da boğuşmaya devam. Allah oruç zamanlarının aya göre belirlenmesini emreder fakat Ay dünyanın bazı yerlerinde görülürken bazı yerlerinde görülmemektedir.Tıpkı sabahtan akşama kadar oruç tutun şeklindeki emri Kutuplardaki insanların uygulayamacağı sorunundaki gibi(kutuplarda 6 ay gece,6 ay gündüz görülür,bu durumda bir insan nasıl sabahtan akşama kadar oruç tutuabilir ki) burada da çuvallamıştır Allah.

Yunan etkisinde olan batıda güneşin ve göksel yapıların lekesiz oldukları düşünülürdü.Ancak Çinli gökbilimciler Güneş'in üzerinde lekeler görmüşlerdir.Güneş lekeleri gözleminin en erken dönem kaydı M.Ö 4. yüzyılda gökbilimci Kan Te tarafından yapılmıştır.

Güneş lekelerinin bir sonraki belgelendirilmesi M.Ö 165 yılında olmuştur.Bir çarpı işareti gibi olan karaktere Wang adı verilmiştir.O,dünyanın kesin olarak saptanan en erken dönem güneş lekesi olarak kabul edilmiştir.Batının güneş lekelerine ilişkin en erken referansı M.S 807 dolaylarında Einhard'ın Life of Charlemagne yapıtıdır.Joseph Needham M.Ö 28 ile M.S 1638 arasında Çin tarihinde 112 güneş lekesi örneği kaydedildiğini bulmuştur.

Çinliler M.S 600 yılında,kuyruklu yıldızların ay gibi yansıtılan ışık ile parladıklarını gözlemlemişlerdir.Onlar kuyruklu yıldızların kuyruklarının her zaman güneşten uzağa doğru olduğunu belirtmişlerdir.Bu fenomenin bir güneş enerjisi olduğu öne sürülmüştür.Günümüzde bu kuyrukluyıldız kuyruk yönünün ''güneş rüzgarı'' güneşin radyasyon gücü ile belirlendiği bilinmektedir.Temple,Çinlilerin güneş rüzgarı fikrinin formülleştirilmesiyle kendilerini sınırlandırmadıklarını söylemiştir.Çin literatürü güneş radyasyonu için ch'i referansları ile doludur.Ch'i güneşten gelen ''yayılmacı ya da radyasyon yayıcı kuvvet'' olarak tercüme edilebilir.Çinli gökbilimciler,güneşin ch'i gücünün,güçlü bir rüzgarmışçasına kuyrukluyıldızın kuyruğunu estirmeye yetecek kadar güçlü olduğunun açık olduğunu düşünmüşlerdir.Çinliler,uzayı güçlü kuvvetler ile dolu olarak algılamışlardı.

Çağdaş gökbilimsel gözlemler Avrupa geleneğinden değil,Çin geleneğinden kaynaklanmaktadır.Modern teleskoplar,Çin'de M.Ö 2400 yılında yapılmış olduğu gibi ekvator sistemine göre ayarlanmıştır.

FİZİK

Higgs alanı yüzyıllarca önce antik Hindistan'da gösterilmiştir.Bu,maddesel dünya içinde nesnelere ağırlık veren bir yanılsama örtüsü olarak tanımlanabilecek ''maya'' adı verilen bir yapıdır.

Abdera'lı Demokritos M.Ö 5. yüzyılda yaşamış bir yunanlı filozoftur.O, ''gülen filozof'' olarak tanınmaktadır çünkü o insanların kusurlarından eğleniyordu ve bazen parçacık fiziğinin babası olarak anılmaktadır.O bazı önceden bilme düşüncelerine sahipti.Yaşantısının bir noktasında derin bir depresyona girip,aç kalarak kendisini öldürmeye çalışmıştır.Kızkardeşleri ona bir oyun oynamıştır.Demeter festivalini kutlamak için,onlar ekmek pişirmişlerdir.Rüzgarın yardımıyla onun odasına ekmeğin kokusunun ulaşması ile o -yalnızca fiziksel olarak değil,aynı zamanda entelektüel açıdan- yaşama geri dönmüştür.O kendi kendine madde olarak mutfakta bulunan ekmeğin nasıl olup da aşağıdaki kendi yatak odasına yolculuk ettiğini sormuştur.Onun çözümü atomdu.Bu, ''kesilemeyecek bir şey'' idi.Ekmekteki atomlar yolculuk ederek onun burnuna ulaşmışlardı.Demokritos tüm maddelerin sonlu,görülemeyen ve bölünemeyen parçacıklardan oluştuğunu öne sürmüştür.Onlar çeşitli şekillerde birleşerek bizim etrafımızda gördüğümüz tüm nesneleri oluşturmaktadır.

Bizim Demokritos'u ilk parçacık fizikçisi olarak adlandırmamıza karşın,onun düşüncesi yeni bir düşünce değildi.Steven Weinberg Hink'li ''metafizikçiler''in Demokritos'tan yüzyıllarca önce atom düşüncesine ulaşmış olduklarını söylemiştir.

Hem antik Hintliler hem de ön-Sokratik Yunanlılar mantık aracılığıyla farklı mantıksal yollar izleyerek atomlar üzerine kendi inanışlarına ulaşmışlardı.Demokritos basit olarak maddenin bölünemeyen parçacıkları olarak atomların var olması gerektiğini öne sürmüştü.Büyülü bir bıçak ile bir peynir parçasının git gide daha küçük parçalara ayrıldığını düşünün.Onu sonsuza kadar kesebilir misiniz?O, hayır sonucuna ulaşmıştır.Nihai olarak,siz atoma ulaşırsınız.Ancak bu yalnızca bir varsayım,iyi bir tahmindir.Neden sonsuza dek kesemeyelim ki?Hintliler aynı sonuca farklı rota izleyerek ulaşmışlardır.Bir dağ ile bir köstebek yuvasını ele alın demişlerdir.Hangisi daha çok parçacığa sahiptir?Açık bir şekilde, dağ.Bu onu sonsuza dek parçalayamayacağımızı gösterir.Çünkü sonlu, bölünemeyen bir parçacık vardır.Eğer parçacıklar bölünemeyecek kadar küçük ise, dağ ve köstebek yuvası eşit parçacık sayısına sahip olacaklar, ve onlar herhangi gerçek anlamlarını kaybedeceklerdir.Yine bir varsayıma ulaşılmıştır fakat bu kez Demokritos'un tahmininden daha sıkı bir düşünce yapısı vardır.Ve Hintliler, Demokritos'tan farklı olarak sonlu oluşumların gelişmemiş,ilkel bir anlayışını ortaya koymuşlardır.

Budistler atomu ''bölünemez,çözümlenemez,görülemez,duyulamaz,tadıl amaz ve kavranamaz'' olarak tanımlamışlardır.

JEOLOJİ

Aristo'dan yaklaşık bin yıl önce,Vedik Ariler dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü iddia etmişlerdi.Arunachalan tarafından tercüme edilen bir Rig-Veda yazısında; ''Güneş,güneş sisteminin merkezinde bulunmaktadır'' ifadesi yer almaktadır.Bir öğrenci ''Dünyayı havada tutan varlığın doğası nedir?'' diye sormuştur.Öğretmen yanıt verir, ''Risha Vatsa'ya göre, Dünya'yı uzayda tutan şey Güneş'tir''.Bu ifadeler çekim kuvvetinin modern düşüncelerinin ipuçlarını taşımaktadır (Ancak M.S 550 dolaylarında Hintliler güneş sisteminin sabit bir dünya etrafında döndüğü şeklindeki bir Yunan modelini benimsemişlerdir.

Çin'deki Sarı Nehir uygarlıkları (M.Ö 2200'den M.S 1300'e kadar) jeoloji alanında çok sayıda gözalıcı gelişimi ortaya koymuştur.Bunlar arasında ilk manyetik pusulalar,ilk sismograflar ve ayrıntılı kayıt tutma gelmektedir.

Çinliler petrol endüstrisinin öncülüğünü yapmışlardır.Eski Ahit'te petrol sızıntılarını önceleyen kayıtlar bulunmaktadır.Jo shui(zayıf su) petrolün Çin dilindeki ismiydi,çünkü her nekadar o sıvı olsa da hiçbirşey onun üzerinde yüzemiyordu.Yaklaşık olarak M.S 190'da Thang Meng ''Bzı su kaynaklarından et suyuna benzer bir sıvının aktığını '' yazmıştır.Bu yapışkan bir sıvıdır-donmamış yağ gibidir.Eğer onun üzerine ışık gelirse,parlak bir alevle yanmaya başlamaktadır.M.Ö 300 yılından kalan kayıtlar onun baltaları yağlamak ve bir ateş kaynağı olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.Konfüçyüs'e göre, Szechwan'da M.Ö 211 yılına ait doğal gaz kaynaklarının kayıtları bulunmaktadır.

Çin bilimi üzerine yoğun araştırmalar yapmış olan İngiliz akademisyen Joseph Needham'a göre,Çinliler M.Ö birinci yüzyıldan itibaren daha tutarlı ve kesin bir şekilde Batılı uygarlıklardan daha fazla olarak bir zamanlar canlı olan yaratıkların bir kanıtı olan olan fosilleri incelemişlerdir.M.S 200'den 300 yılına kadar, taşlaşmış çam ormanı bölgesinde yaşayan Çinli akademisyenler bu taşlaşmanın üç bin yıl sonra doğal olarak meydana geldiğine inanmaktadır.M.S 4. yüzyılda Lo Han bu fosillerin taşlaşmış yaşamlar olduğunu biliyordu.M.S 5. yüzyılda fosilleşmiş kolsu-ayaksı kabuklar taşa dönüşmüş kabuklar olarak değerlendirilmiştir.Aynı fosiller 1853 yılına kadar Batılılar tarafından anlaşılamamıştır.

Daha erken dönemde Xenophanes (M.Ö 560-478) ve Heredot (M.Ö 485-425) gibi Yunanlı düşünürler fosillerin canlı yaratıklar olduklarına inanıyorlardı.Aristo (M.Ö 384-322) Eratosthenes( M.Ö 276-196) ve Strabo (M.Ö 63-M.S 25) fosilleri jeolojik süreç içinde yer alan büyük zaman çerçeveleri teorileri geliştirmek için kullanmışlardır.Ancak bu düşüncelerin hiçbiri Yunanlılar ya da daha sonraki Batılılar tarafından kabul edilmemiştir.Aristo ''De Respiratione'' adlı eserinde ''Dünyada çok sayıda balık hareketsiz olarak yaşamaktadır ve kazılar yapıldıkça onlar bulunmaktadır'' demiştir.

Antik Çinliler acaba dünyanın yuvarlak olduğuna inanıyorlar mıydı?Yanıt evettir,fakat onlar bu sonuca ulaşıncaya kadar yoğun tartışmalar yaşanmıştır.Carey M.S ilk yüzyılda Çinlilerin dünyanın yuvarlak olduğuna inandıklarını söylemiştir.Onlar bunu muhtemelen Ari Hintlilerden öğrennmişlerdir.Needham Çinlilerin uzun zaman boyunca dünyanın bir kare şeklinde olduğunu tartıştıklarını iddia etmiştir.M.S 1 ile 200 yılları arasındaki bir dönemde Çinli akademisyenler dünyanın bir yumurta şeklinde olduğunu iddia etmişlerdir, ve Yu Hsi (yaklaşık M.S 330'da) dünyanın yuvarlak olduğu iddiasında bulunmuştur.

Antik Çinliler buharlaşmanın nasıl olduğunu ve oluşan bulutların yağmura dönüşerek dünyaya dönmelerini biliyorlardı.

10. yüzyıl Arap düşünürü el-Mas'udi bir evrim teorisi geliştirmiştir.O bağdat'a yakın bir yerde doğmuş biri olarak The Book of Indication and Revision kitabında minarellerin bitkilere,bitkilerin hayvanlara ve hayvanların da insanlara dönüştüğü iddiasında bulunmuştur.

Ortaçağ'daki jeoloji tarihi kısa bir tarihtir.İki akademisyen öne çıkmaktadır:Varahaminhira ve Vagbhatta.Varahaminhira (M.S 499-587) Kapitthaka (bugünkü Kapitha)'da doğmuştur.Burası orta Hindistan'da büyük bir kültür merkezidir.Varahaminhira'nın 106 bölümlük Brhatsamhita (Büyük Özet) kitabı coğrafya,meteoroloji,botanik,tarım,takvim ve mücevher bilimi konularını kapsamaktadır.O, başka şeylerin yanı sıra depremlerin yerleri konusunda teoriler oluşturmuştur.Depremlerin oluşumunda Ay'ın bir faktör olduğu iddiasında bulunmuştur.O, dünyanın yuvarlak olduğunu öne sürmüştür ve değerli taşların zaman içinde kayalrın başkalaşımı ile meydana geldiğini savunmuştur.Daha sonraları, Vagbhatta (M.S 1300) değerli taşlar,metaller ve alaşımları kapsayan mineral sınıflandırmasının bir sistemini geliştirmiştir.

Çin, Chhien-Thang Nehri üzerinde en büyük gelgit kabarmalarına sahip olan ülkedir.Bu gelgitler kabarmaların kayıtları incelendiğinde dolunay ile olan bağlantı açık bir şekilde görülecektir.Ancak bu M.S sonra 1. yüzyılda Wang Ch'un'un yazdığı Heng kitabına kadar bilinmemektedir. ''Dalgalar, ayın büyümesi ve küçülmesini izlemektedir.''

Su gökyüzüne çıkmakta ve daha sonra fırtınalar ve yağmur aracılığıyla yüryüzüne geri dönmektedir .Peru Andlarında 6 aylık yağmur mevsimi vardır ve buna karşılık kuru geçen bir 6 aylık mevsim vardır.Onların evrenbiliminde,İnkalar suyun dünya üzerinde güney-güneybatıdan kuzey-kuzeydoğuya doğru hareket ettiğini ve daha sonra göksel bir nehir olarak kuzeyden güneye doğru aktığı görüşü egmendir.Su böylece kuru mevsimlerde bitkilerin gereksinimi olan depolamayı sağlayacak sürekli bir dolaşım halinde görülmektedir.

Hawaiililer adalarının bağlantısız olsa bile okyanus zemininden meydana geldiğine inanırlardı.Onlar deniz zemininin mercanların yetişebildiği ince ve kumlu bir yer olduğunu görmüşlerdi.Onlar taptıkları tanrının adayı denizin altından yukarıya doğru çıkardığına inanıyorlardı.Gerçekte ise Hawaii adaları denizden yükselerek oluşmamıştı ve orada bulunan mercan kayalıkları Polonezya'da olduğundan farklı değildi.Başka bir mitolojiye göre ada deprem ile dağların yükselmesi sonucunda ortaya çıkmıştı.

KAYNAK:http://dinsizdeist.blogspot.com

Tanrı'nın Adımlarını İzle Ama Asla Takip Etme!

Blog Facebook
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-04-2011, 01:16
kalessin kalessin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Mar 2011
Mesajlar: 14
Standart

eline sağlık hocam. çok güzel bir derleme olmuş.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-04-2011, 05:21
Natürelist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Natürelist Natürelist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2010
Bulunduğu yer: Stuttgart
Mesajlar: 1.289
Standart

Sayin Dark_Prince,

Eline saglik, güzel bir calisma.

Tüm bunlar olurken İslam dünyası büyük bir sorunla boğuşuyordu,hala da boğuşmaya devam. Allah oruç zamanlarının aya göre belirlenmesini emreder fakat Ay dünyanın bazı yerlerinde görülürken bazı yerlerinde görülmemektedir.Tıpkı sabahtan akşama kadar oruç tutun şeklindeki emri Kutuplardaki insanların uygulayamacağı sorunundaki gibi(kutuplarda 6 ay gece,6 ay gündüz görülür,bu durumda bir insan nasıl sabahtan akşama kadar oruç tutuabilir ki) burada da çuvallamıştır Allah.

Bu pasajin cok hosuma gitti, cünkü ben de bunu sizin gibi düsünmüstüm.

Kuran ne diyor;

(Diyanetin)
Yûnus Sûresi 67 - O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.

Geceyi insanlar için bir dinlenme vakti kılan Allah, “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.” ayetiyle, gecenin aynı zamanda tedbirli olunması gereken bir zaman olduğuna da dikkat çekmiştir. (Felak Suresi, 1,3)

Bu bölgelerde insanlar da yasiyor. Herhalde dinlenme 6 ay sürecek galiba !

(Diyanetin)
Bakara(*) Sûresi 187 - Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmis oldugu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.

Ayette orucun baslama vakti ile ilgili olarak kullanılan ifadelerden anlasıldıgına göre oruc günesin dogmasından önce ve karanlıgın ortadan kalkıp tan yerinin agarmasından sonra baslamaktadır.
Burada bizce en önemli konu normal gece ile gündüzün yasanmadıgi cografyalarda orucun ne zaman baslayıp ne zaman bitecegi hususunda Kur’an’ın hicbir hüküm ortaya koymamıs olmasıdır. Bu gercekten son derece dikkat cekici bir durumdur.

Kur’an’ın Arap toplumunun yasadıgı cografi bölgenin özellikleri dinsel ibadetlerdeki kurallara damgasını vurmustur. O halde Kur’an’ın hükümlerinin Arap toplumunun icinde bulundugu kosullarla dogrudan ilgili oldugu’dur. Buradan gayet rahat bir bicimde söyleyebiliriz ki, Arap olmayan yada Araplarla aynı cografyada yasamayan toplumlar, Tanri Kur’an hükümlerini, kültürel ve cografi kosullarına göre uyarlayabilme rahmetinden mahrum bırakmistir!

Kutuplarda orucun ne zaman başlayacağı hususunda yüce olan Allah hiçbir bilgi vermedigine göre o bölgelerdeki insanlar bu ibadeti yapmak hususunda sorumluluktan kurtulmus'mudurlar ?

Kur’an’da bu konuda hicbir hüküm yokken egemen din bilginleri tarafından bir kural ihdas edilmektedir ? Kendi anlayısları acısından yaklasarak onlara soralım:
Bu tavrınız, Allah adına ve onun egemenlik alanına müdahale ederek hareket etmek ve dolayısıyla kendinizi onun yerine koymak demek degil midir ?

Bu arada hemen hatırlatalım ki, egemen din bilginleri, söhret bulmus ifadeyle altı ay gece altı ay gündüzün yasandıgı kutuplarda yasayan insanların oruc ibadetlerini, normal gece ve gündüzün yasandıgı en yakın yere göre yerine getirmeleri yönünde bir hüküm ortaya koymaktadırlar. Günlük namazlar konusunda da aynı hükmü gecerli kılmaktadırlar.

Demek ki degisen kosullar ve degisen cografya ve kültürler dogrultusunda dinde yeni kurallar ihdas etmek mümkündür.

Ve gelelim iki Kutub’a, 6 ay gündüz 6 ay gece nasil olusuyor?

Gece ile gündüz süreleri arasindaki farkin, Ekvator'dan kutuplara gidildikce artmasina neden olan Yillik hareket ve eksen egikligi’nden kaynaklanir

Dünya Günes cevresindeki bir dönüsünü elips biciminde olan yörüngeyi takip ederek 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna “1 yil”, harekete ise yillik hareket denir.

Dünya’nýn Günes cevresinde dönerken takip ettigi elips biçimindeki yola yörünge bu yörüngenin olusturdugu düzleme yörünge düzlemi ekiliptik denir.

Dünya Günes karsisinda 23,44°yillik bir ekiliptik’ige sahiptir. Buna eksen ekikligi denir.

Güneşin dogus ve batıs süresi kutuplara dogru uzar.


Gece gündüzü arasındaki fark kutuplara dogru artar.

Örnek: Iki kutup’da 6 ay gündüz, 6 ay gece ayni anda yasanması.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...laenge.svg.png

Saygilar



Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18-04-2011, 14:21
Dark_Prince - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dark_Prince Dark_Prince isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 18 Aug 2010
Mesajlar: 2.389
Standart

Zaten Kur'an'da da diyor Araplar için indirdik diye

Bi ara alimler kuzeykutbuna gidip olayın çözümü için incelemelerde bulunacaz diyorlardı,hey Allah sen kullarını ne durumlara sokarsın böyle

Tanrı'nın Adımlarını İzle Ama Asla Takip Etme!

Blog Facebook
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-04-2011, 04:15
Natürelist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Natürelist Natürelist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2010
Bulunduğu yer: Stuttgart
Mesajlar: 1.289
Standart

Problem degil, Allah yeni bir peygamber gönderir ve bu hatasi'ni düzeltir, tabii dilerse
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 19-04-2011, 04:19
Vandidad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vandidad Vandidad isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Feb 2011
Bulunduğu yer: Tunceli
Mesajlar: 126
Standart

Sanıyorum RF yeni peygamber olmaya aday olabilir

Tanrılar hayatıma müdahale etmediği için huzurluyum. Ya siz?
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 19-04-2011, 18:18
xcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
xcan xcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2011
Mesajlar: 3.011
Standart

Enfes bir yazı hazırlayan kardeşime teşekkür ederim.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-04-2011, 19:48
Dark_Prince - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dark_Prince Dark_Prince isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 18 Aug 2010
Mesajlar: 2.389
Standart

Natürelist´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Problem degil, Allah yeni bir peygamber gönderir ve bu hatasi'ni düzeltir, tabii dilerse
Hangi birini düzeltecekki abi Bu seferki peygamber Allah'a bayaa bir küfür eder sanırım

Vandidad´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sanıyorum RF yeni peygamber olmaya aday olabilir
Aslında bende aday olabilirim,fazla bişeyde istemem Allah şu DMCyi bozup hayallerimi yıkan Capcomun aklını başına getirip,hatalarını düzeltmelerini sağlasın yeter Muhammed masraflıydı,masrafsız elçi olarak adaylığını koyuyorum

Tanrı'nın Adımlarını İzle Ama Asla Takip Etme!

Blog Facebook
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 20-04-2011, 03:00
Natürelist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Natürelist Natürelist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2010
Bulunduğu yer: Stuttgart
Mesajlar: 1.289
Standart

Dark_Prince´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hangi birini düzeltecekki abi Bu seferki peygamber Allah'a bayaa bir küfür eder sanırım



Aslında bende aday olabilirim,fazla bişeyde istemem Allah şu DMCyi bozup hayallerimi yıkan Capcomun aklını başına getirip,hatalarını düzeltmelerini sağlasın yeter Muhammed masraflıydı,masrafsız elçi olarak adaylığını koyuyorum
Olur'mu hic! Sayin Dark_Prince, adayliginizi koyunca, Adnan Oktar'in (Harun Yahya) karizmasini cizmis olursunuz
Birde bu vahiy gönderme-alma yöntemi nasil gerceklesecek? Tanri hep cebrail araciligiyla ayni yöntemi kullanmaktan bikmadimi? Teknoloji caginda yasiyoruz, bak birbirimize nasil vahiy gönderiyoruz
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 20-04-2011, 17:35
Dark_Prince - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dark_Prince Dark_Prince isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 18 Aug 2010
Mesajlar: 2.389
Standart

Natürelist´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Olur'mu hic! Sayin Dark_Prince, adayliginizi koyunca, Adnan Oktar'in (Harun Yahya) karizmasini cizmis olursunuz
Birde bu vahiy gönderme-alma yöntemi nasil gerceklesecek? Tanri hep cebrail araciligiyla ayni yöntemi kullanmaktan bikmadimi? Teknoloji caginda yasiyoruz, bak birbirimize nasil vahiy gönderiyoruz
Harun Yahya Genç peygamberler gerek dünyaya,Yahya bavulunu toplayıp gitsin artık

Sizin yöntem harika,büyük ihtimalle ben de Allah'a mesajlaşmayı filan öğretirim,Musa asanın ne işe yaradığını öğretiyorda benim neyim eksik

Tanrı'nın Adımlarını İzle Ama Asla Takip Etme!

Blog Facebook
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Antik Mısır'ın büyülü papirüsleri ve Einstein VraeL Tarih 15 29-08-2011 03:03
Dilin kökenleri aydınlanıyor KızıL Dil, Mantık & Zihin Felsefesi 8 20-08-2010 07:00
Karaya doğru giden antik balık prometheus4517 Tercüme Çalışmalarımız 1 10-11-2008 02:26
Karaya doğru giden antik balık prometheus4517 Tercüme Çalışmaları 6 10-11-2008 01:11
Dinlerin kökenleri Query İslam 7 23-02-2008 19:26

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:17 .