Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
Efe Baştürk
Giriş
Deniz Baykal’ın istifası sonrası CHP Genel Başkanlığı görevini devralan Kemal Kılıçdaroğlu, partiyi öncelikli olarak bir kimlik sahibi olmaya sevk etti. Baykal dönemi CHP’sinin koyu ve sekter “siyasal devletçi” ve “laisist” konumu yerine parti, daha çok geniş halk kesimine hitap eden bir politik dil geliştirme yolunda önemli bir mesafe kat etti. 1970’li yıllarda Ecevit’in kullandığı “sol” söylem bu dönem partinin hâkim paradigmasını tanımlarken, AKP’ye karşı muhalefetin en önemli yapı taşını ekonomi oluşturdu.
Baykal Dönemi CHP’nin Politik Söylemi ve Kimliği
CHP, 28 Şubat sonrası siyasal sistemin hakim-belirleyici kodu olan laiklik üzerinden politik söylemini geliştirmişti. Böylece bir taraftan geleneksel Kemalist devlet mekanizmasının halk tabanındaki temsilcisi konumuna gelirken, öbür taraftan toplumda meydana gelen “irticai” korkular karşısında “modern-laik” kesimin sığındığı bir liman işlevi görmüştü. CHP, toplumsal dönüşüm karşısında tüm kartlarını, geleneksel devletçi söylem üzerine inşa etmiş ve bu dönemden itibaren giderek sol kimliğinden sıyrılarak daha merkeziyetçi ve daha milliyetçi (ulusalcı) bir politik duruş sergilemeye başlamıştır. Bunda, 28 Şubat Post-modern darbesine karşı toplumsal anlamda demokratik bir reaksiyonun cereyan etmemiş olması ve halkın bu müdahaleyi “destekler” gibi görünmesinin etkisi büyüktür. CHP, halkın 28 Şubat karşısındaki göreli anlamdaki pasif tutumu karşısında toplumsal dönüşümlerin temsil edildiği bir siyasal parti olmaktan ziyade, merkezi devletçi ideolojinin halk tabanına yayılmasını amaçlayan siyasal bir organizasyon haline dönmüştür.
Deniz Baykal, genel başkanlığı görevi boyunca Türkiye’nin en önemli siyasal sorunlarını “laikliğin giderek devlet katından çıkartılması” ve “üniter yapıya tehdit” olarak ifade etmiştir. Baykal’a göre Türkiye, bir taraftan irticai tehditlerle laik kimliğini kaybetmeye başlamış; öbür taraftan da terör faaliyetleri sonucunda ekonomik ve siyasi güç kaybına uğramıştı.
Laiklik, Baykal’a göre Türkiye Cumhuriyeti’nin temel parametresiydi ve Türkiye toplumunu tanımlayan başat bir unsurdu. Laikliğin kaybolması, siyasal anlamda özgürlüklerin kaybolmasından, rejim değişikliğine gidecek kadar derin etkilerde bulunacak bir dizi gelişmenin başlangıcı olabilirdi. Bu nedenle Baykal’a göre laiklik, bir tür “ulusal güvenlik meselesi” halini almıştı. Terör faaliyetleri ise bir taraftan askeri anlamda Türkiye’nin gücünü ve kaynaklarını azaltırken, öbür yandan bölgede siyasal bir bilinç ortaya çıkartarak “bölgesel milliyetçiliğin” doğmasına zemin hazırlamaktaydı. Bölgesel milliyetçilik, Baykal’a göre, Türkiye’nin siyasi bütünlüğüne ve rejimin temel unsurlarına karşı büyük bir tehdit oluşturması sebebiyle karşı konulması gereken önemli bir tehditti.
Baykal döneminin bir diğer önemli özelliği, partinin giderek toplumsaldan kopuş yaşaması, ve buna karşılık daha çok tarihsel ve romantik bir kimlik sahibi olmasıydı. 1925-1945 arası dönem, Baykal’ın CHP’si açısından “politik hedef” olarak yansıtılmaktaydı ve Türkiye siyaseti yeniden söz konusu dönemin paradigmalarınca yeniden dizayn edilmeliydi. Atatürkçülük, Baykal CHP’si için ideolojik bir rehber olmaktan ziyade, siyaseti belirleyecek oranda güçlü bir devlet projesiydi. Ulusalcı kimliklerin ve projelerin güçlendirilmesi ve daha ulusalcı bir siyasal kimliğin oluşturulması, CHP parti programının temel öncelikleri arasındaydı.
Baykal döneminde CHP’nin oylarının giderek artmış olmasının muhtemel analizleri siyasal tarihçilerimizce yapılmıştır. Ancak, konumuz itibariyle birkaç hususun yeniden yorumlanması gerekmektedir. Öncelikle, 28 Şubat dönemi toplum “militarize” edilmiştir. Cumhuriyet rejiminin temel unsuru ve koruyucu mekanizması siyasal ve sivil bir nitelik yerine katı bir laiklik yorumuna ve bürokratik bir kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne indirgenmiştir. Böylece Türkiye siyasal hayatının politik söyleminde sivillik geri plana atılmıştır. İkinci olarak, siyasal hayatın devamlı olarak bürokrasi tarafından izlenmesi süreci başlamış ve bu durum toplumun geniş kesimlerince “olağan”, hatta “olması gereken” bir durum olarak kabul edilmiştir. Böylece militarist ve dışlayıcı bir politik söylem ve toplumu inşa etmeci olarak tanımlayabileceğimiz bir siyasi duruş CHP tarafından sahiplenilmiştir.
Kemal Kılıçdaroğlu: CHP ve Yeni Paradigma
Deniz Baykal’dan devraldığı genel başkanlık döneminin ilk zamanları Kılıçdaroğlu için bir “bütünleşme” dönemi olarak adlandırılabilir. Bundaki en önemli hususun, Baykal’ın liderlik karizmasının altında ezilmemek adına partide “birlik” sağlayan genel başkan olarak anılmak isteyen Kılıçdaroğlu’nun politik manevrası olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır.
Önder Sav ve “ekibinin” partiyle ilişkisinin kesilmesi, Kılıçdaroğlu’nun parti içi liderliğini pekiştirme amacı taşıdığı söylense de, Kılıçdaroğlu’nun bu yöndeki kamuoyu baskısı ve beklentisine yabancı kalmaması dikkatle değerlendirilmelidir. Bugüne kadar halktan ve halkın taleplerinden kopuk olmakla suçlanan CHP, Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesiyle değişimin ilk sinyallerini vermiştir.
Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal döneminin aksine “elitist” bir söylem yerine daha “kapsayıcı ve kucaklayıcı” bir dil kullanmaya özen göstermiş; ancak yine de siyasetin en önemli konularında siyasi hamlelerini söylemden öteye taşıyamamıştır. Bizzat bu husus, CHP içerisinde halen devam eden statüko mantığının etkin olduğunu kanıtlar niteliktedir. Değişim vaat eden ancak siyasi anlamda adım atmaktan çekinen Kılıçdaroğlu’nun bu pragmatist tutumu, parti politikalarının sadece ekonomik düzlemde tartışılmasının zeminini hazırlamıştır. Partiyi “yeniden” sol bir çizgiye taşımak isteyen Kılıçdaroğlu, yüksek maliyetli ekonomi projeleri ve vaatleriyle oldukça etkili bir adım atmıştır. Kılıçdaroğlu, ekonomi projelerini hazırlarken, aslında kendi siyasi kimliğini de sağlamlaştırmak niyetindedir. Çünkü kendisi kamuoyunda bilhassa Melih Gökçek ve Mir Mehmet Fırat ile yaptığı yolsuzluk tartışmaları ve hazırladığı dosyalarla ünlüdür. Kılıçdaroğlu’nun AKP’yi her fırsatta yolsuzluklarla eleştirmesi, dahası bu eleştirilerinin pek çoğunu maddi anlamda kayıtlarla iddia ve düzenli surette beyan etmesi, Kılıçdaroğlu’nun ekonomi söylemlerinin daha ön plana çıkmasına vesile olmuştur.
Kılıçdaroğlu, laiklik konusunda dışlayıcı bir söylem geliştirmek yerine başörtüsünün ontolojik bir realite olduğunu kabul ederek Baykal döneminin hakim siyasi paradigmalarından belki de en önemlisini devirmiştir. Kılıçdaroğlu’nu Baykal’dan ayıran en temel farklılık, Baykal’ın inşacı bir siyasal yöntem benimsemesine karşılık, Kılıçdaroğlu’nun daha “tarafsız” bir idare vurgusunu ön plana almış olmasıdır.
Son YSK kararının ardından Kılıçdaroğlu, Baykal döneminin aksine, ilk defa parlamento düzenlemesiyle yüksek yargının alanına giren bir konuda “sınırlandırma” talep etmiştir. Seçim barajının düşürülme talebiyle siyasi bir proje sunan Kılıçdaroğlu’nun bu kararının en önemli tarafı, yargı bürokrasisine karşılık parlamenter demokratik bir talebi ortaya koymuş olmasıdır. Uzun yıllar ülke siyasetinin merkez problemleri hususunda daha katı ve devletçi bir yorum geliştiren CHP’nin bu vurgusu kamuoyunda büyük etkiler uyandırmakla beraber, CHP’nin Kürt Sorunu hakkındaki bilhassa siyasi anlamda çözüm önerileri halen muğlaklığını korumaktadır.
Kılıçdaroğlu’nun Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay hakkındaki milletvekilliği adaylığı konusundaki tutumu da kamuoyunda bir bölünme yaratmıştır. Balbay’dan ziyade Haberal’ın adaylığı noktasında CHP’ye karşı getirilen önyargıların başında, CHP’nin – şayet iktidar olduğu takdirde – “Ergenekon Davası” sürecinde nasıl bir yol izleyeceğine dair kuşkular yer almaktadır. Kılıçdaroğlu, bir taraftan kamuoyundaki demokratik talepleri karşılamaya dönük adımlar atarken, Ergenekon Davası sürecinde kendi tabanını ön plana koyan bir siyasi söylem geliştirmesi, Kılıçdaroğlu’nu ikili bir baskının içine yerleştirmektedir.
Sonuç ve Öneriler
Ülke siyaseti açısından bir dönüm noktası niteliği taşıyan 12 Haziran seçimleri, gerek ülkenin siyasi problemlerine getirilecek çözümler açısından gerek hakim algılamalar açısından büyük bir dönüşüm yaratacağı beklenmektedir. Bu da, bilhassa parlamentoya girmesi muhtemel siyasi partileri (AKP, CHP, MHP ve BDP) büyük bir sorumluluk almaya sevk etmektedir. Önümüzdeki dönem anayasa değişiklikleri ülkedeki siyasi çekişmeyi daha farklı mecralara taşıyacaktır. Ancak CHP açısından en kritik dönem tam da burada belirginleşecektir. Çünkü CHP, şu an ısrarla kaçındığı somut siyasi adımlar noktasında, önümüzdeki dönemde somut ve kesin bir politika dili geliştirme durumunda kalacaktır. Şu an “herkesi kapsayan” çünkü “herkesi ilgilendirdiğine” inandığı için ekonomi üzerinden bir politika geliştiren Kılıçdaroğlu, ülkenin asıl gündeminin siyasi karakterli olduğunu bir an evvel fark etmesi gerekmektedir. Baykal sonrası dönemde liderliği değil ama toparlayıcılığı tartışılan Kılıçdaroğlu’nun yaratmaya çalıştığı programlı ve tutarlı söylemini biraz daha siyasi meselelere açması yerinde olacaktır. Unutulmaması gereken nokta şudur ki, siyasi özgürlükler noktasında Türkiye artık geri dönülemez bir noktadadır ve bu noktanın ihmal edilmesi, demokratik özgürlük talep eden her kesim üzerinde derin bir karamsarlık uyandırabilir. Bu karamsarlığın siyaset mekanizmasına ve siyasi aktörlere sıçraması ise, siyasi aktörler arasında demokratik müzakerelerin hızına ve yoğunluğuna engel teşkil edecektir. Siyasetin önünü açmak ve sorunlara kapsayıcı çözümler sunmak amacıyla Türkiye’nin CHP’nin önerilerine ihtiyaç duyduğu bir döneme girilmiş bulunmaktadır.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)
Tarık Özkaraman
Giriş
Seçimlere 15 günden az bir süre kala siyasi partiler yeniden halkı hatırlar oldular. Eskiden "yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" sloganıyla, halktan sanki iyi bir şey yapmışlar gibi bir intiba ile oy (ç)alanlar, şimdilerde bu söylemi tamamen terk ettiler. Artık daha çok seçim beyannamelerini "çılgın projeler", "hilal kartlar" ve "maaş ve sigortalar" ile şişirerek oy devşirmeyi umuyorlar. BDP de seçim beyannamesini kabarık tutan partilerden. Ancak BDP'nin meclisteki ilk sınavında -zaman zaman teklese de- gösterdiği performans, programını, diğer partilerinkine nazaran daha inandırıcı kılıyor.
İlk Temsiliyeti ve Genel Performansı
Karşılaştırmalı siyaseti daha doğru bulan biri olarak, BDP'nin performansını diğer partilerinkiyle kıyaslayarak değerlendirmeyi daha doğru buluyorum. Ancak buna hem zamanımız hem de sayfa iznimiz (beş sayfa) olmadığından girmiyorum. O nedenle BDP'nin performansını niceliksel veriler üzerinden değerlendireceğim.
BDP, 23. Dönem Meclisi'nde Kürt sorunu, yoksulluk, yolsuzluk, eşitsizlik ve adaletsizlik, işsizlik, çevre sorunları, vesayet rejimi, eğitim-sağlık sorunları, kadına yönelik ayrımcı uygulamalar, bölgeler arası dengesizlik, çocuk hakları, engellilerin-kadınların-öğrencilerin hakları, faili meçhul cinayetler, hak ihlalleri, anadil ve yeni anayasa talepleri gibi önemli sorunları/konuları gündeme taşıdı, çözüm önerilerini ortaya koydu, parlamentoyu ve hükümeti göreve çağırdı.
BDP Grubu, 23. dönemde Meclis’te kanunlaşan 762 kanun tasarı ve teklifin toplumsal adalet ve eşitlik ilkelerine uygun bir biçimde yasalaşması için toplumsal talepleri içeren değişiklik önergeleri verdi. Yine bütçe görüşmeleri sırasında yukarıda sıraladığımız Türkiye'nin asıl meselelerini gündeme getirerek, alternatif çözüm politikalarının ortaya konulduğu bir zemin yarattı. AKP’nin, CHP ve MHP’nin desteğiyle Meclisten geçirdiği sınır ötesi operasyon tezkeresine karşı çıkan, barışın sesini Meclis’te temsil eden tek parti de yine BDP oldu.
Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin yaşadığı idari ve yönetsel sorunlar karşısında tek somut çözüm projesi öneren BDP oldu. Demokratik Özerklik Projesini yeni bir idari model olarak öneren BDP, Özerklik Projesi kitapçığını parlamenterlere ulaştırarak tartışmaya açtı. Yine Kürt sorununa ve yapılan baskılara dikkat çekmek amacıyla meclis kürsüsünden Kürtçe konuşma yapma ve genel kurulda oturma eylemi yapma gibi yaratıcı eylemlerde bulundular.
BDP grubu, gündem dışı konuşmalarla (69 kez söz alındı) da güncel sorunları, yerel-bölgesel konuları Meclis kürsüsünden dile getirdi. Dünya anadil günü, Marmaray projesi, kayıp çocuklar, sel felaketi, güncel insan hakları sorunları, adil yargılama, 12 Eylül mağdurları, kadına yönelik şiddet, cezaevlerindeki sağlık sorunları ve basın özgürlüğü alanında yaşanan sorunlar BDP’li vekillerin gündem dışı konuşmalarda dile getirdiği konu başlıkları arasında yer aldı.
BDP, yasama denetimi, araştırma önergeleri, kanun teklifleri gibi çalışmalarda da bulundu.
Ayrıntılandırırsak:
Yasama Denetimi
BDP grubu, bir denetim faaliyeti olarak yerelden genele, demokratikleşme, insan hakları, yargı, eğitim, sağlık, çevre, ekonomi, çalışma yaşamı, kültür gibi alanlarda yaşanan sorunları, yazılı ve sözlü olmak üzere tolam 1488 soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
Araştırma Önergeleri
Hakikatlerin araştırılması/Kürt sorunu, anadil yasağı, faili meçhul cinayetler-katliamlar, asker intiharları, 12 Eylül darbesi, linç olayları, basın özgürlüğü , cezaevleri, orantısız güç kullanımı, engellilerin sorunları, yolsuzluk, GAP, çevre sorunları-HES projeleri, yoksulluk, eğitim-sağlık alanındaki sorunlar, kadına yönelik şiddet, o g rencilerin sorunları, hayvancılık sektörünün sorunları, küresel ısınmanın boyutları, işsizliğin nedenleri, zorunlu göç, trafik kazaları, maden kazaları, sendikal örgütlülüğün önündeki engeller, mevsimlik işçilerin sorunları araştırma komisyonu kurulması talep edilen konular arasında yer aldı.
BDP’nin, danışma kurulunda uzlaşı sağlanamaması u zerine grup önerisi olarak genel kurula indirdiği faili meçhul cinayetler başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren onlarca araştırma önergesi AKP grubunun oylarıyla reddedildi. BDP toplamda TBMM Başkanlığı'na 267 Araştırma Önergesi verdi.
Kanun Teklifleri
Hakikat ve Adalet Komisyonu’nun kurulması, seçim barajının indirilmesi, linç girişimlerinin insanlığa karşı suçlar kapsamına alınması, nefret suçlarının ve ayrımcılığın önlenmesi, cemevlerinin ibadet yeri sayılması, Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi, toplantı gösteri yürüyüşleri hakkının genişletilmesi, muhtarların özlük haklarının genişletilmesi, tutukluluk sürelerinin kısaltılması, kadın kotasının yüzde 50’ye çıkartılması, Kenan Evren’in haklarının geri alınması, Şapka ve harf kanuna aykırılığı düzenleyen TCK’da, YÖK, CMK ve TMK’da değişiklik teklifleri, Slikozis hastalığına maruz kalanların sosyal güvenliklerinin sağlanması gibi toplumsal-siyasal-çalışma yaşamını ve demokratik alanı ilgilendiren konularda BDP’nin vermiş olduğu önemli kanun teklifleri arasında yer aldı.
Bunların yanısıra BDP, TBMM’deki anayasa görüşmeleri sırasında, “AKP’nin anayasa taslağına ilişkin öneriler”, “Anayasa’da ek değişiklik önerileri” ve “yasalarda değişiklik teklifi”nden oluşan üçlü bir “Acil Demokrasi Paketi" sundu. Ayrıca, her bir madde için ayrı ayrı değişiklik önergesi verdi. Yine BDP, grup toplantıları ve yaptığı basın açıklamalarıyla Türkiye'nin temel sorunlarını kamuoyunun gündeminde tutmaya çalıştı.
Gensoru ve Genel Görüşmeler
BDP grubu, toplumsal gösterilerde orantısız güç kullanılması nedeniyle İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Hükümetin izlediği politikalar ve hükümet programında verilen taahhütlerin karşılanmaması nedeniyle de Başbakan hakkında 2 gensoru önergesi verdi. BDP Grubu ayrıca Ergenekon soruşturması ve yasadışı örgütlenmeler hakkında genel görüşme açılması için önerge verdi ancak, genel görüşme açılması AKP oylarıyla reddedildi.
Özet
23. Dönem TBMM'de;
- BDP, Meclis Başkanlığı'na 1488 yazılı/sözlü soru önergesi verdi.
- BDP, Meclis Başkanlığı'na 267 Araştırma Önergesi verdi. 23. Dönem'de Meclis'e 1109 Araştırma Önergesi verildiğini göz önüne alırsak, Araştırma Önergelerinin yüzde 24'ünü BDP'nin önergeleri oluşturuyor. Bu aynı zamanda, diğer parti gruplarında vekil başına 4.8 olan önerge sayısının, BDP'de 14.8 olması demek.
- Meclis başkanlığı'na sunulan toplam 901 kanun teklifinin 99'u BDP'den geldi. Bu aynı zamanda diğer üç parti grubunda 1.5 olan vekil başına düşen kanun teklifi sayısının, BDP'de 4.95 olması demek.
- BDP, yaptığı 104 grup toplantısı ve 152 basın toplantısını, diğer partilerin pek dokunmak istemediği Kürt sorunu, Alevi sorunu, çatışmalar, hak ihlalleri, ölümler gibi can yakan sorunları gündemleştirmek için, etkili bir şekilde kullandı.
VAATLER
BDP'nin "Ustalık Dönemi"
BDP'nin ikinci TBMM dönemini, bu aralar çok revaçta olan "ustalık dönemi" deyimiyle tanımlamak istedim. Bu nedenle, geçen yasama yılını, BDP'nin ilk temsil sınavı olması nedeniyle acemilik/çıraklık dönemi olarak nitelemekte bir sakınca görmüyorum. Yukarıdaki verilerden de görüleceği üzere BDP, kör bir muhalefet politikası izlemek yerine, itiraz ettiği konularda alternatif sunarak yapıcı bir muhalefet izlemiştir. Bu dönemde BDP'nin izleyeceği politikalara ışık tutması bakımından merakla beklenen seçim beyannamesini BDP, Dıyarbakır'da açıkladı. Beyannamede, bölünmenin, parçalanmanın değil, doğrudan katılımcı demokrasi modelinin güvencesi olacak yeni bir anayasa hayata geçirilmesi gerektiği belirtilerek, "Yeni anayasa çalışmalarıyla birlikte siyasi ve idari yapılanmada köklü bir reforma gidilmesi gerekmektedir. Bu temelde Türkiye sosyo-ekonomik yapılarına göre 20-25 özerk bölgesel yönetime ayrılmalı; bu meclisler Türkiye'nin bölgesel özgünlüğüne göre siyasi ve idari olarak hukuki, siyasi güvenceye ve kimliğe kavuşturulmalıdır" denildi.
Özgürlükçü Demokratik Anayasa
Selahattin DEMİRTAŞ ve Gülten KIŞANAK'ın açıkladığı ve 56 sayfadan oluşan beyannamede en çok vurgulanan madde, yeni, özgürlükçü bir anayasanın gerekliliği oldu. Programlarındaki yeni anayasayı "12 Eylül darbe anayasasının hiçbir meşruiyetinin kalmadığı bir dönemde, özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, halktan yana bir anayasayı hep birlikte inşa edeceğiz" cümlesiyle tanıtan Demirtaş, herhangi bir ideolojiyi dayatmayan, ulusu ve vatandaşlığı etnik temelde tanımlamayan, devletin yetkilerini sınırlayan, bireysel-kollektif haklara dayalı, emekten yana, cinsiyet özgürlükçü, doğaya saygıyı insana saygıyla bir tutan, Türkiye'nin bütün farklı kültürlerini, inançlarını, değerlerini koruyan bir anayasanın mücadelesini vereceklerini söyleyerek bu konuda tüm partilerden daha net bir tavır ortaya koymuş oldu.
Kürt Sorununda Demokratik Çözüm ve Barış
BDP'nin tavrının en net olduğu konulardan biri olan Kürt sorunu ve barışçıl çözümüne yönelik, bu dönemde takip edecekleri politikalarla ilgili olarak da, "Hiç kimsenin demokratik, barışçıl çözüm dışında bir seçeneği arzulamadığı Kürt sorunu da, artık bu dönemde kesinlikle çözülmek zorundadır. Geçmiş yılların muhasebesini vicdanlarımıza danışarak yapmak ve Kürt sorunu nedeniyle halen akmakta olan kanı durdurmak bir vaat değil, bir görevdir artık. Sorunun demokratik siyaset zemininde çözülmesi için projelerimizle, pratiğimizle kalıcı barışı sağlayacağız. Hiçbirimizin 30 yıl daha yaşanacak bir savaşa, kaybedilecek tek bir cana, yitirilecek servete tahammülü kalmamıştır. Türkiye toplumunun yıllardır özlemini duyduğu, kalıcı bir barışın sağlanması için iktidar başta olmak üzere tüm kesimlerin siyasi ve ekonomik rantlarını bir tarafa bırakıp samimi bir yaklaşım ile çözüm iradesi ortaya koymaları, Kürtlerin talep ve beklentilerini dikkate almaları ve üç yıldır İmralı'da süren görüşmeleri bir an önce müzakere sürecine dönüştürmeleri gerekmektedir." şeklinde bir plan açıklamışlardır.
Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu
Meclis'teki dört yıllık ilk temsil döneminde, Türkiye'de hakları gasp edilmiş, asimile edilmiş/edilmeye çalışılmış, baskı ve zulüm görmüş, katledilmiş, ötekileştirilmiş tüm kesimlerin sesi olmaya çalışan BDP; ilk temsil döneminde de gündeme getirdiği ancak Meclis aritmetiğindeki sayısal konumu nedeniyle Meclis'ten geçiremediği "Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu" kurulmasını, bu dönem için yeniden seçim beyannamesine aldı. Geçmiş dönemlerde ve yakın zamanda yaşanmış olmasına rağmen, üstü örtülmüş bütün toplumsal acıların, insan hakları ihlallerinin, katliamların, sürgünlerin, askeri darbelerin, işkencelerin, faili meçhul cinayetlerin, köy yakmaların ve kayıpların sorumluların açığa çıkarılması, faillerinden hukuk içerisinde hesap sorulması, mağduriyetlerin ve toplumsal travmaların giderilmesi açısından, bu komisyonun şart olduğunu söyleyen BDP; Dersim, Ağrı, Zilan, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının da bu komisyon tarafından araştırılmasını ve gerçeklerle yüzleşilmesinin toplumsal barışı inşa etmek için gerekli olduğunu belirtti.
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Barajı
Siyasi partilerde lider sultasına son verecek bir sistem kurulması gerektiğini programına alan BDP, tabanın, seçmenlerin, üyelerin parti yönetiminde etkili olduğu ve kararlara doğrudan katılabildiği düzenlemeler yapılması için çalışacak. Seçim barajı tümden kaldırılarak, cinsiyet kotası ile yönetimde, temsil kademelerinde eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayrımcılık yapılmasını savunacaklarını belirtti. Eş başkanlık sistemi, Siyasi partilere yapılan hazine yardımının seçime girme yeterliliğine sahip bütün partilere eşit olarak dağıtıltılmasının yasal güvenceye alınması, BDP'nin savunduğu diğer konular arasında.
Demokratik Özerklik
BDP, seçim beyannamesi'ndeki "Demokratik Özerklik" projesini, "Demokratik öz yönetim anlamına gelen demokratik özerkliği, demokratik cumhuriyet'in özüne uygun niteliklerinin pekiştirilmesi olarak görmekteyiz.. Bu temelde Türkiye sosyo-ekonomik yapılarına göre 20-25 özerk bölgesel yönetime ayrılacak. Bu meclisler Türkiye'nin bölgesel özgünlüğüne göre siyasi ve idari olarak hukuki, siyasi güvenceye ve kimliğe kavuşturulmalıdır. Bu bölgesel meclisler, eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler, tarım, denizcilik, sanayi, imar, çevre, turizm, telekomünikasyon, kadın, gençlik, spor ve diğer hizmet alanlarından sorumlu olacaktır. Dışişleri, Maliye ve savunma hizmetleri de merkezi hükümet tarafından yürütülecektir. Emniyet ve adalet hizmetleri merkezi hükümet ve bölge meclisleri tarafından ortak yürütülecektir. Tüm ülkede geçerli olan resmi dil Türkçe'nin yanında, bölgeler kendi özgün ihtiyaçlarına göre başka dilleri de ikinci, üçüncü dil olarak kullanabilecektir." şeklinde özetlemiştir.
Bunların yanısıra;
- MGK, YÖK ve Köy Koruculuğu sisteminin kaldırılması ve bunların uzantısı olan okulda fişleme, JİTEM ve özel tim gibi yapı ve uygulamaların sona ermesi,
- Anadilde eğitim ve vatandaşa tüm kamusal alanlarda anadilde hizmetin özerk bölgeler tarafından sağlanması,
- Siyasi tutuklulara af çıkarılması, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması,
- Din ve inanç özgürlüğünün sağlanması, Bu bağlamda, baş örtüsüne getirilen fiili ve idari tüm yasaklar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din dersleri kaldırılması, Alevilerin ve diğer inanç gruplarının inanç hürriyetinin sağlanması için, asimilasyonun engellenmesi,
- BDP'nin seçim beyannamesinde (sayfa sayısını aştığım için ayrıntıya giremeyeceğim), ekonomi, eğitim, sağlık, dış politika ve kadın başlığıyla verilen bölümlerde, bu alanlarda yapılması düşünülen reformlar ve beyanlar yer almakta; sadece "kadın" başlıklı 18 sayfalık bölüm, 56 sayfalık seçim beyannamesinin üçte birine denk gelmektedir. Bu da BDP'nin kadın hakları konusundaki hassasiyetini ortaya koyması bakımdan, onu diğer siyasi partilerden ayırır.
- Yine BDP'nin, partinin her kademesinde "eş başkanlık" sistemini uygulaması ve eş başkanlardan birinin mutlaka kadın olması, Avrupa'daki kadın kotasını Türkiye'de uygulayan tek parti olması onun kadın haklarına verdiği önemi göstermektedir.
Sonuç
BDP ilk Meclis deneyiminde, dokunulamayana dokunmuş, değinilemeyene değinmiştir. Sırf bu uğurda varisi olduğu DTP'nin kapatıldığı ve iki milletvekilinin vekilliklerinin düşürüldüğü sır değildir. Bu nedenle Meclis'teki varlığı, Türkiye'de bir çok tabunun yıkılmasına, "kırmızı çizgilerin" aşınmasına yardımcı olmuştur. Bu dönem için açıkladığı seçim beyannamesine baktığımızda, yine demokratikleşme ve toplumsal barış için en cesur adımların BDP'den geldiğini görmek kaçınılmazdır.