Kıyafetin temeli korunak-barınaktır.
Cinsel bölgelerin örtülmesi ise develt, iktidar hayatının insanlık tarihine girişiyle, bereketinin, üremenin vb subjektif alanlarda da bilince edilmesi dönemlerine dayanır,
mülkiyete dayanır. Mülk sahibinin, mülkünü ancak anahtarı kendisinde olmak kaydıyla kilitlemesi, mühürlemesi gibi bir şeydir.
Ahlak, ahlaksızlığın diğer yüzünden başka bir şey değildir. Mahrumiyetin sonu ise bastırılmış istektir.
100 Kişinin yaşadığı bir alanda, tüm toprağa(üreme diyelimki sayıca 120) 3 kişi sahip ise, ve kilit altında tutuyor ise, geriye kalan 97 açısından bu bastırılmış isteğe döner, ona hak ise bize neden yasak denmeye başlanır(meşruiyet oluşturulur), ahlak ise burada
öğretilmiş çaresizliği dayatır(başarılı olduğu oranda), başarılı olamazsa 97 kişiden 10 tanesi(devlet yapılır), silahlandırılır, ilk 3 bunları kalanların (87 kişi) üzerine salar ve
malının bekçisi tayin eder, karşılığında malından elde ettiğinin küçük bir kısmını verir, yani vazgeçilebilir oranı paylaşır, böylelikle vazgeçilemezi olan asıl büyük pay elinde kalır.. yani ahlakın anası, ahlaksızlıktır, ikisininde anası adaletsizlik ve her ikisi de ancak bu koşullarda, üstelik birbirini güçlendirerek ilerler.
Örneğimizde ahlak, maymuna atılan sopadır, diğerlerinin de bir süreden sonra sopa vazifesi görmesi de yerleşik sistemdir, şartlanmadır, kanıksatılmışlıktır, merdiven ise artık bir TABUDUR. Genişleteyim, evlilikte aynı işi görür, aslında tüm bunlar insan doğasına, belirli bin yıllar içinde dayatılmış bazı çıkarların olumsuz sonuçlarıdır, ve ahlak sopası ve ahlaksızlık sopası birbirini geliştirerek ilerler.
Kısaca insanların örtünmesinin sebebi sadece korunaktır, barınaktır, cinsel obje haline getirilmesi ise ahlak dediğimiz temel ahlaksızlığın(bazılarının subjektif çıkarı için) yüklediği, YAPAY bir anlamdan başka bir şey değildir.
Gelelim ilişkiye, tecavüze, tecavüz yerleşik hayatta görülebilir, ama atıyorum elimizde elmas gibi değerli yerli insan hayatlarının gözlemi var, tecavüz yoktur, çünkü kimse kimsenin malı değildir, hırsızlık yoktur çünkü hiç bir şey özelde kimsenin malı değildir(kimden neyi çalacaksanız, ne varsa ortada)... uzamasın, kısaca insanlığın başına bela olan her argümanın temelinde ayrıcalıklı mülkiyet olgusu yatar. Bir erkek bir kadını mülk edinir ve göz dikenin sonu ölüm olmalıdır(ilk böyle başlar) ve ataerkil hayatında temelinde yine toprak mülkü ve bu mülkü, mülk sahibinin gücü oranında koruması ancak kendisinin tasarrufunda olmasından gelir. Peki kas gücü, tohum kimdedir, toprağa atılan her bir darbe neyin işaretidir(gücün)-tabi ilkel insan kafası-? Erkeklerde bu halde erkekler toprağı döller, toprakta üretir ve erkeğin görevi toprağın sahipliği ve sadece ama sadece
kendisinin olanın bekçiliğidir...
Neyse uzamasın, doğal hayat açısından ise bir kadın kimi seçerse onunla kader birliği yapabilir ve bu konuda 3.şahıslara ancak bok yemek düşer. Kimse kimsenin malı değildir, haliyle işte bir ahlak sorunu daha çözüldü. İnsan utanıyorsa dilerse organlarını kapatır, herkes çıplak ise, utanma gereksinimi zaten olmaz, ancak çıplaklık mümkün değil, doğanın şartları buna istisnai belki küçücük coğrafyalarda şans verebilir...
Hırsızlık örneği gibi düşünelim, tümü de aynı zeminden, kaynaktan beslenir. İnsanın, insanı her bir şeyi kendi özeline has kullandığı biçimiyle MALI haline getirmesi; bu insan doğasında bulunmaz, özünde bu insan doğasına yabancılaşmadır, tarihide neolotik çağla yani son 12-15.000 yılda yapay ama güç odaklarıyla başlar. Yapay olduğu içinde güce, baskı, yaptırıma gereksinim duyulur, ordular, devlet, iktidar ve din de işte böyle başlar, insana yabancı olan her şeyin, insana dayatılmasının yegane araçları olarak..
Neyse bu konu sayesinde ETİKET(din, tabu, kült, cins, renk, ırk vb) siyasetininde(ki ahlakın siyasi desteği burasıdır) ne tuhaf bir cehalet merkezi olduğunu da görmüş olduk. İşte şu konu da, anlaşılması ve gölge etmemesi namına uzak tutulması gerekenlerden zararlı etiketlerden birisi dindir