
09-03-2012, 11:01
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
|
|
Çürük dişli sevgili / Evrim ve kötü kokular
Yaklaşık bir ay önceydi,bir arkadaşımla bindiğimiz kasaba otobüsünün erkeklere özelmiş gibi kullanılan arka bölümündeydik.Her taraf kar buz,yol yavaş ilerliyor.Bir yandan laflıyoruz,ama ikimiz de burnumuza gelen kötü kokunun farkındayız.
Arkadaşım bu otobüslerin her gün yıkanması gerektiğinden sözedip kusmuk kokusundan şikayet etti.Birazdan kendimizi kokunun nereden geldiğine ve ne kokusu olduğuna dair diğer otobüs sakinlerinin de katıldığı hararetli bir tartışmanın içinde bulduk.
Çoğunluk kusmuk kokusu olduğunda hemfikirdi.Biri eskimeye yüz tutan kusmuk kalıntılarının ne kadar kötü kokabileceğinden bahsetti,bu güzergahın ve otobüslerin müdavimi olduğu anlaşılan bir diğeriyse belediye otobüslerinin her akşam yıkandığından,bu halk otobüsçülerindeki sorumsuzluktan sözetti.
Hiç kabul görmeyen ‘’ne kusmuğu ya,bildiğin çürük diş kokusu bu’’ şeklindeki önermemi seslice ifade etmemin köşede, cam kenarında oturan yaşlıca köylü amcayı rahatsız ettiğini farkettim.
Durumun farkına vardığı ve tedirgin olduğu davranışlarından belli oluyordu;konu başladığından beri yüzünü cama çevirmiş,arada kaçamak yoklamalar dışında bir daha bize bakmamıştı.Elini arada bir ağzına,yüzüne ve alnına götürüyordu, bu hareketlerini biz diş konusunu ve otobüsarkası sesli sosyalleşme keyfini sona erdirene kadar devam ettirdi.
Bense ‘’hankısı la,kim ki’’ gibi sorular sorup etraftakileri süzen -aynı zamanda arkadaşım olan-komşuma,inatla faili göstermedim.
Ta ki yaşlı amca inene, koku kaybolana ve böylece bu gayet ciddi konudaki haklı davam ispatlanana kadar.
O amcayla şu an seviyeli bir beraberliğimiz falan yok;başlığa bakıp aldanmayın.
Yukarıdaki sık raslanılmayan uç bir örnek olabilir,ama diş çürüğü kokusunun,hatta genel anlamda nahoş kokuların insan tarafından kötü algılanmasının temeli yine evrim tarihimize dayanır.
Bir koku gerçekte güzel yada kötü olamaz; türe göre güzel yada kötü olarak algılanır.Güzel,kötü,iyi,çirkin gibi kavramlar tamamen türe özel ve subjektiftir,bu kavramların oluşması bile evrimin bir sonucudur.Bizim için sakıncalı,tehlikeli olan bir çok nesne kötü kokar,daha doğrusu tarafımızdan kötü algılanır.Bir başka örnekle devam edelim;
İnsan türüne-ve birçok türe-en kötü kokan nesnelerin başında leşler gelir.Ölü et,mikroorganizmaların en hızlı ürediği yapıların başındadır,ve bu küçük canlıların bir kısmı-bitkilerdekilerin aksine- bizler için ölümcül türlerdir.Milyonlarca yıllık evrim serüvenimiz boyunca leşlerden yayılan mikro-partikülleri kötü olarak algılayan reseptörlere sahip bireylerin,diğerlerine göre hayatta kalma şansı oldukça fazladır.Evrim mekanizması heryerde benzer işler;leşi kötü algılamayanlar zaman içinde yok olur.Milyonlarca yıllık bir süreç ve sayısız nesil bize bu yeteneğimizin mükemmelleşmesi için fırsat verir.
İnsan türüne en kötü gelen leş kokusu yine kendi türünün leşidir;muhtemeldir ki insan için en tehlikeli mikroorganizmalar en yaygın şekilde yine insan leşinde barınır.
Birçoğumuz insan leşinin gerçekten de bilinen en ağır koku olup olmadığını deneyen ve net olarak ispatlayan o belgeseli seyretmişizdir.Deneyde insan cesedi kullanılamayacağı için yapısal olarak insana en çok benzediği varsayılan domuz leşi kullanılmış,oldukça pahalı bir arabanın içinde bir ay bekletilen leşin kokusunu çıkarabileceği iddiasında ısrarlı olan temizlik firmasının birçok kimyasalla yaptığı temizleme çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanmış,sonuçta lüks araba hurda fiyatına satılmıştı.
Bizim için yeryüzünde en tehlikeli nesnelerden biri olan insan leşinin,tarafımızdan bilinen en kötü koku olarak algılanması bir tesadüf olamaz.
Diş sağlığı önemlidir,ama ilkel insan için hayatidir.Ortalama insan ömrü yüzbinlerce yıl boyunca 30-40 yılın üzerine çıkamamıştır.İlkel insanın ne dişçi korkusu,nede bir dişçisi vardır,çürük dişle başlayan hastalıklar birbirini takib eder.Bu sorun atalarımızın ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alır.Dişleri çürümüş bir bireyin hayatta kalma şansı diğerlerine göre daha azdır.
Binlerce yıllık kölelik tarihi boyunca köleler ilk önce dişlerine bakılarak seçilegelmiştir.Sadece kölelerin değil,kimi toplumlarda uşakların, bazı kabilelerde evlenilmek üzere seçilecek kadınların,damat adaylarının dişleri kontrol edilir.
Herhangi bir yakınınızın,arkadaşınızın çürük dişinin kokusunu alma ihtimaliniz düşüktür,yukarıda verdiğim örnek pek sık rasladığımız türden değil;ama öpüştüğünüz,seviştiğiniz partnerinizde durum değişir,ilerlemeye başlayan bir çürük partner tarafından hem koku hem de tat olarak kötü algılanır.
Bu,evrimin milyonlarca yıl boyunca geliştirdiği,bu ciddi sağlık problemine sahip eş adaylarını elememizde bize yardımcı olan bir yöntemidir.
Konu rastaman tarafından (09-03-2012 Saat 11:08 ) değiştirilmiştir.
|

09-03-2012, 17:02
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
|
|
Eşseçiminde sağlıksız adayları belirleme ve eleme sürecini halitosis-ağız kokusu ile bağdaştırmak kulağa zorlama gelebilir,ama kalıcı halitosisin çoğunlukla ciddi hastalıkların habercisi olduğu da bilinir.
Her tür mide rahatsızlıkları,farenjit,bir çok enfeksiyon türü,çeşitli akciğer ve karaciğer hastalıkları ve daha birçok problem ağız kokusu olarak algılanır.
Eş adayı partnerinde algıladığı yoğun kokulardan rahatsız olur,sistem doğal bir dedektör işlevi görür.Bu özelliğimizin gelişmesi milyonlarca yıllık bir sürec sonunda gerçekleşmiş olmalıdır,süreç kimi rahatsızlıklarda yukarıdaki örneklerde olduğu gibi ölü hücrelerin,kimilerindeyse belli hastalıklarda açığa çıkan spesifik partiküllerin kötü koku olarak algılanmasıyla işler.
Bu yeteneğe sahip olmayan bireylerin eşlerinin hayatta kalma,dolayısıyla kendilerinin üreme şansı diğerlerine göre daha az olur;sadece yüzde birlik bir avantaj bile milyonlarca yılda büyük fark yaratır,hastalıkları bazen koku olarak algılayabilmemizi sağlar.
Not-Başlıkda verilenler kesin bir bilgi olarak algılanmamalıdır.Kendi düşüncelerimdir,evrim olgusuna bakışımı yansıtır.
|

10-03-2012, 22:47
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
|
|
80'li yılların Türk filmlerinin de adı böyleydi afişleri falan var internette

Şaka bir yana hakkaten etçil hayvanlar için leş cezbedici bir koku ama bizim türümüzün de geçmişinde leşçillik var mesela homo habilis leşçildi. Fakat otçul olan boisailar tükendi habilisler bize evrildi bu da ilginç bir şey acaba habilis neden tükenmedi.
SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)
Allah işkence edenlerin en hayırlısıdır.
http://kloroben.blogspot.com/
http://blog.radikal.com.tr/Bloglar/malumat-i-siddik
|

10-03-2012, 22:53
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
|
|
yucemanitu´isimli üyeden Alıntı
80'li yılların Türk filmlerinin de adı böyleydi afişleri falan var internette

Şaka bir yana hakkaten etçil hayvanlar için leş cezbedici bir koku ama bizim türümüzün de geçmişinde leşçillik var mesela homo habilis leşçildi. Fakat otçul olan boisailar tükendi habilisler bize evrildi bu da ilginç bir şey acaba habilis neden tükenmedi.
|
Hahah,bu çok iyiymiş.
Leşçil hayvanlar için leşlerdeki mikroorganizmalar tehlike oluşturmaz,muhtemelen onlara leş kokusu ızgara gibi geliyordur.
|

10-03-2012, 23:06
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
|
|
rastaman´isimli üyeden Alıntı
Leşçil hayvanlar için leşlerdeki mikroorganizmalar tehlike oluşturmaz,muhtemelen onlara leş kokusu ızgara gibi geliyordur.
|
İşte ben de onu diyorum geçmişimiz leşçil olduğu halde biz bugün nasıl otçul olabiliyoruz bu çok ilginç.
SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)
Allah işkence edenlerin en hayırlısıdır.
http://kloroben.blogspot.com/
http://blog.radikal.com.tr/Bloglar/malumat-i-siddik
|

10-03-2012, 23:18
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
|
|
yucemanitu´isimli üyeden Alıntı
İşte ben de onu diyorum geçmişimiz leşçil olduğu halde biz bugün nasıl otçul olabiliyoruz bu çok ilginç.
|
Daha öncesi,austrolopithecus türleri de otçuldu mesela,işin içine milyonlarca yıl girince dönüşüm olabiliyor besbelli.
Bir de biz primat türleri genelde hepçilizdir,Sapines gibi.
Primatlarda otçul olarak nitelendirilebilen türler bile arada et yiyor,geçişin olması bu yüzden kolay olmuştur.
Bu arada yukarıdaki resmi sen mi çizdin,senin çizimlerine benziyor
|

10-03-2012, 23:19
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
|
|
Habilisler sadece leşçil değildi hepçildi. Yani hayatta kalmalarını sağlayan yegane anahtar buydu. Diyetleri her şeyi kapsadığından esas otçul olan boiseilara göre daha avantajlı duruma geçtiler. Boiseilar sadece kamışlar ve köklerle besleniyordu. Orangutanların uzak akrabası oldukları söylenir.
Habilisleri bir adım daha da öne taşıyan evrimsel avantaj kemik iliklerine ulaşabiliyor olmalarını sağlayacak alet teknolojisini keşfetmelerinden kaynaklanıyor. Kemik iliği onlara çok üst düzey protein elde etme imkanı sundu. Atalarımız Leşten daha çok kemik iliğiyle ilgilenmiş gibi görünüyor.
Bugünkü otçulluğumuz hepçilliğimizin belirlediği sınırın ötesinde değildir. Yani esas itibariyle otçul bir primattan evrildik ama et diyetine başvurmak zorunda kalan bir arazide evrilen habilislerin torunuyuz. Hepçilliğimiz otçulluğu da beraberinde getirdi. Yine de daha çok et tüketiriz. Habilisi avcı primat kılan özellik budur.
|

10-03-2012, 23:25
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
|
|
rastaman´isimli üyeden Alıntı
Bu arada yukarıdaki resmi sen mi çizdin,senin çizimlerine benziyor 
|
Evet mouse'la paintte çizdim. Kalemle daha iyisini yapardım da bu sefer tarayıcı tamir oldu ülkücü arkadaşla Çatlı'ya katil dediğim için aramız bozuldu yav ne tuhaf adamım ben
SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)
Allah işkence edenlerin en hayırlısıdır.
http://kloroben.blogspot.com/
http://blog.radikal.com.tr/Bloglar/malumat-i-siddik
|

10-03-2012, 23:32
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
|
|
Trak diye tanıdım tanımasına stilini de internette ''çürük dişli yarim'' diye birşey bulamayınca hepten uyandım
Seninki Soner Yalçın'ın ''Reis'ini okumuştur,Çatlıyı o yüzden iyi tanıyordur kesin.
taylan´isimli üyeden Alıntı
Bugünkü otçulluğumuz hepçilliğimizin belirlediği sınırın ötesinde değildir. Yani esas itibariyle otçul bir primattan evrildik ama et diyetine başvurmak zorunda kalan bir arazide evrilen habilislerin torunuyuz. Hepçilliğimiz otçulluğu da beraberinde getirdi. Yine de daha çok et tüketiriz. Habilisi avcı primat kılan özellik budur.
|
İşten bu yüzden vejeteryenliği teorize etmeye kalkanları,bizim doğal otçul olduğumuzu savunanları anlamıyorum,kürek kadar köpek dişlerimiz var bizim.
|

10-03-2012, 23:43
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
|
|
Şempanze ile de burda beraberiz. Köpek dişleri ve etçillik konusunda başa güreşen primatlarız. İki türde olağanüstü saldırgan. Savanalardaki kaçıp kovalamaca muhtemel bizi daha da saldırgan ve tetikte hale getirdi. Türümüzün neotenik tipi dolayısıyla doğal silahlarının olmayışı alet kullanımı ve nüfus artışıyla desteklendi. Nüfus artışı da besin bulmayı gerektirdi. Doğrudan proteine yönelen habilis, bulamadığında her şeyi yedi ve hayatta kaldı. (O dönemde bir çok insansı primat yaşadı. Bir grup da Rudolphensislerdir. )
Şempanze ise o kadar savanaya gelmedi. Kenarda kıyıda ağaçta takılmayı tercih etti. Ormanda rahatça gizlendi. Olan bize oldu. Çocuksu primat ormandaki kuzenleri tarafından ilgiyle ve endişe ile izlenmiş olabilir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:00 .
|