Kabe Güvenli Bir Yer mi?

 



Kabe, beytullah adıyla da anılır. "Allahın Evi" anlamına gelen beytullah, çevresi dağlık olan bir bölgede, düşük seviyedeki bir yere inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihte çok kez yukarıdaki tepelerden akıp gelen sel nedeniyle yıkılmış bazen ise su altında kalmıştır:



Kabe, bunun dışında çeşitli savaşlarda, örneğin mancınıklar tarafından da yıkılmıştır. Depremlerde zarar gördüğü de biliniyor.

Kabe, eğer sıradan bir inşaat olsaydı tüm bunları normal sayabilirdik. Ancak Kabe, İslam inancına göre Allahın Evi'dir, Allah tarafından korunmaktadır. Bu durum özellikle Al-i İmran ve Fil Suresi'nden anlaşılmaktadır. Al-i İmran Suresi 97. ayet:

"Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. "

Görüldüğü gibi Kuran, Kabeyi güvenli bir yer olarak tasvir ediyor. Zaten Fil Suresi'nde anlatılan Ebabil Kuşları hikayesi de bu fikri destekliyor. Oysaki Kabenin tarihi bunun tam tersini söylüyor:

Halife Abdullah Bin Zübeyr, Haccac komutasındaki Emevi ordusu Mekke' yi kuşatınca son çare olarak Kabe' nin içine giriyor. Abdullah Bin Zübeyr' in Kabe' ye sığınmasında Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetine olan inancının etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil çünkü o bir halife. Ancak Kabe mancınıklarla taşa tutuluyor, hem Kabe yıkılıyor hem de içindeki halife ölüyor. Böylece Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetindeki iddia asılsız çıkıyor.

Al-i İmran Suresi 97. ayetindeki gerçekliği olmayan iddiayı perdelemek için bazı İslamcılar "güvenlik" kelimesinin anlamını bozarak burada ruhsal huzur gibi bir anlamın kasdedildiğini söylemektedir. Oysa pek çok mealde geçen kelime "güvenlik"tir. Örnek olarak aşağıdaki Arapça-Türkçe kelime mealini inceleyebilirsiniz:



929 yılında Abbasi yönetimine isyan eden Karmati mezhebinin lideri Ebu Tahir Mekke'yi ele geçirdi. Hac mevsiminde, tavaf eden Hacıları, Kâbe'nin kapısına oturtup kılıçla kesti. Karmati Lideri, “Ben Allah'ım, Allah'layım, yaratan da, yok eden de benim!” diyordu. Hacılar kaçıp Kâbe'nin örtüsüne yapışıyor ama o halde öldürülüyorlardı.

Ebu Tahir öldürdüğü hacıları Zemzem kuyusuna doldurttu. Zemzem kuyusunun üstündeki kubbeyi yıktıran Ebu Tahir Kâbe'nin örtüsünü parçalatıp askerlere dağıttı. Kâbe'nin kapısını söktürdü.

Ebu Tahir, bununla yetinmedi. Hacerülesved'in sökülmesini emretti ve bunu balyozla söktürtüp yanı sıra götürdü. Hacerülesved, 22 sene dışarıda kaldı.(İbn Kesir, c. 11,s. 282)

Hacerülesved, 1022 yılında da saldırıya uğradı. Mısırlı birisi hacılarla gelip Kâbe'yi tavaf etti ve Hacerülesved'i öpeceği sırada elindeki gürzle o mübarek taşa tam üç kez vurdu. Adam, “Ne zamana kadar şu taşa ibadet edeceğiz. Ne Muhammet ne de Ali beni yapacağım işten alıkoyamayacaktır. Bugün şu Beyt'i (evi) yıkacağım” dedi. Bunun üzerine Yemenli birisi onu öldürdü, adamları da öldürüldüler. (İbn Kesir, c.12, s. 84)