Kur'an'da İsa'nın, Kendisinden Sonra "Ahmed" Adında Bir "Peygamber" Geleceğini Müjdelediği ve Bunu İncil'de Dile Getirdiği...

Yahudilerin kutsal bildikleri "Ahdi Atik"in (Tevrat'ın)1 bölüm­lerinden biri olan "İşaya" adlı kitapta, bir kızın gebe kalıp oğlan ço­cuk doğuracağı ve bu oğlana "İmmanuel" adının konacağı şu şekil­de bildirilmiştir:

 

".. .Rab, kendisi size bir alamet verecek; işte kız gebe kalacak ve bir oğul doğuracak; ve onun adını İmmanuel koyacak..." (İşaya, Bap 7: 14.)

 

Burada geçen "İmmanuel" sözcüğü "Allah bizimledir" anlamın­dadır. İşte bu hükme dayalı olarak Hıristiyanlar, İsa'nın geleceğinin Tanrı tarafından çok önceden haber verilmiş olduğuna inanırlar. İnançlarının kaynağı İncil'dir. Çünkü Matta'ya göre incil'de? bu yukarıdaki hükme atfen isa'nın doğuşunun hikayesi kısaca şudur: Davud oğlu Yusufun nişanlı bulunduğu Meryem, bakire olduğu hal­de gebe kalır. Gebe kalışı Ruhül kuds 'tandır, yani Cebrail 'dendir. Fakat ne var ki Meryem'in hamileliği Yusuf u çevresine karşı güç

 

* K. 61 Saff Suresi, ayet 6; oysa İncil'de böyle bir şey yoktur.

1  Tevrat diye bildiğimiz şey, aslında Ahdi alAtik'in (Eski Ahit) ilk heş kitabından oluşur.

2 Bilindiği gibi "Yeni Ahit" adı altıyla İncil'in "Matta"ya, "Markos"a, "Luka"ya ve "Yuhanna"ya göre dört kitaptan ve ayrıca başka bölümlerden, oluşur.

 

durumda bırakır. Bu nedenle nişanlısını aleme rüsva etmeden gizli­ce terk etmek, yani nişanını bozmak ister. Fakat bir gece Tanrı'nın meleği Yusufun rüyasına girer ve ona şöyle der:

 

"... Meryem'i kendine kan almaktan korkma; çünkü kendisin­den doğmuş olan Ruhülkudüstendir. Ve bir oğul doğuracaktır; ve onun adını İsa koyacaksın..." (Matta'ya göre İncil, Bap 1: 1823.)

 

Yusuf söylenenleri yapar ve doğan çocuğun adını İsa olarak ko­yar. Kuşkusuz ki bu hikaye, İsa'ya uhrevilik kazandırma doğrultu­sunda bir girişimdir. İncil'i yazanlar, İsa'nın "peygamber" olarak ge­leceğinin çok önceki bir tarih itibariyle "Ahdi Atik"te müjdelenmiş olduğunu belirtmekle, Hıristiyanlığı sağlam bir temele dayatabileceklerini düşünmüşlerdir.

 

Ve işte Muhammed, Tevrat'ın Işaya adlı kitabında ve ayrıca İn­cil'de yer alan bu hususları, ondan bundan öğrenmiş olarak, kendi bakımından değerlendirmek istemiştir. Kendisine uhrevilik sağla­mak ve bu arada Yahudileri ve Hıristiyanları İslama sokabilmek iç­in kendisinin bütün insanlara "peygamber" olarak gönderileceğinin Tanrı tarafından çok önce, Tevrat ve incil ile bildirildiğini öne sür­müştür. Daha doğrusu "Ahmed" adında bir "peygamber"in gönderi­leceğinin İsa tarafından İsrailoğullarına haber verildiğini söylemiş­tir. Bu maksatla Kur'an'a koyduğu ayetlerden biri Saff Suresi'nin 61. ayetidir ki, İsa'nın "Ahmed" adında bir peygamber geleceğini müjdelediğine dairdir ve şöyledir:

 

"Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın si­ze gönderilmiş bir peygamberiyim demişti. Ama o elçi, kendi­lerine belgelerle geldiği zaman: 'Bu apaçık bir büyüdür' de­mişlerdi" (K. 61, Saff Suresi, ayet 6).

 

Görülüyor ki Muhammed'in söylemesine göre ha, kendisinden sonra "Ahmed" adında bir peygamber geleceğini ve bu peygamberin Tevrat'ı doğrulayacağını söylemiştir. Hemen belirtelim ki "Ahmed" sözcüğü, Muhammed'in hem "ad" ve hem de "sıfat" ("nitelik") olmak üzere kendisine uygun bulduğu bir sözcüktür. Birçok vesileyle ken­disini çeşitli isimler ve niteliklerle tanıtmış ve örneğin:

"Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Mahi'yim (Tanrı adı­na "yok edici"yim), ben Haşır'im (insanları mahşer yerinde toplayıcıyım), ben Akıb'ım (son gelenim), ben Mukaffa'yım (peşinden gidilenim), vs."

diye konuşmuştur.3

 

Arapçada "Ahmed" sözcüğü, tıpkı "Muhammed" sözcüğü gibi "hamd" kökünden gelmedir; "hamd" ise "Tanrı'ya teşekkür etmek, fakat ederken onun ululuğunu dile getirmek" demektir. Fakat Ah­med sözcüğü, hem "Tanrı'yı herkesten çok öven, yücelten" anlamın­dadır ve hem de "herkesten çok övülen" anlamına alınır. Ve işte "Ben Ahmed'im" derken Muhammed, hem kendisinin "Tanrı'yı en fazla yücelten, öven kimse" ve hem de Tanrı tarafından "herkesten fazla övülen kişi" olduğunu anlatmak istemiştir. Nitekim Kur'an'a koyduğu ayetlerle bir yandan Tanrı'yı övgülerle yüceltirken, diğer yandan Tanrı'nın kendisini övdüğünü vurgulamıştır. O kadar ki Ah­zab Suresi'ne koyduğu bir ayetle Tanrı'nın, meleklerle birlikte ken­disine salavat getirip yücelttiğini belirtmiştir; ayet şöyle:

 

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'e sala­vat getirirler; ey insanlar, siz de onu övün ve ona esenlik dile­yin" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 56).

 

Ve işte muhtemelen bundan dolayıdır ki Muhammed, Kur'an'ın Saff Suresi'ne koyduğu yukarıdaki ayetle, Ahmed adında bir pey

 

3 Bu konuda Buhari, Müslim, Tirmizi Darimi vs. gibi kaynaklarda yer alan hadis­ler için bkz. Turan Dursun, Kur'an Ansiklopedisi, İstanbul 1994, c.I, s.2589; ay­rıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.4930.

 

gamber geleceğinin İsa tarafından İncil'de müjdelendiğini bildir­miştir (Saff Suresi, ayet 6). Oysa ki dinsel kaynakların ortaya vur­duğu verilere göre İsa böyle bir şey söylememiştir. Daha doğrusu İsa'nın ağzından ne "Ahmed" adı çıkmıştır ve ne de "Ahmed" adının başka bir dilde karşılığı olabilecek bir sözcük! İsa'nın İncil'de söy­lediği şey, kendisinden sonra Tanrı'nın "tesellici" göndereceğidir ki, İncil'in Yunanca olan metninde "parakletos" sözcüğü ile ifade edil­miştir. Yuhanna'ya göre İncil'de İsa'nın şöyle konuştuğu yazılı:

 

"Şimdiyse beni gönderene gidiyorum... Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem tesellici size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim. O geldiği zaman, günah için, salah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir..." (Yuhan­na'ya göre İncil, Bap 16: 515.)

 

"Tesellici" karşılığı olarak İsa'nın kullandığı sözcüğün Yunanca İncil'deki şekli "parakletos"tur. İncil'in daha sonra diğer dillere çevrilişinde bu sözcük "paraclet" (Fransızca) ya da "conförter" (İn­gilizce)4 olarak yer almıştır ki, hepsi de "tesellici", "rahatlatıcı" an­lamına gelir. Araplar da "paraclet" karşılığı olarak "faraklit" sözcü­ğünü kullanmışlardır. Nitekim Yuhanna İncil'inin bu ayetlerini Türkçe'ye çeviren din adamlarımız dahi, bu kurala uymuşlardır. Ör­neğin Elmalılı Hamdi Yazır şöyle der:

 

"Yuhanna İncilinin on beşinci faslında Yesu' mest (İsa) demiştir ki: Pederin göndereceği Hak ruhu Faraklit size her şeyi talim edecektir... Çünkü ben sizin yanınızda mukim değilim, Pederin göndereceği rııhulkudüs Faraklit size her şey'i talim edecek ve benim söylediğim sözü hatırlatacaktır... Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez, ama gittiğimde onu size gönderirim... "5

 

4 Çünkü Rumca İncil'de "paracletos" (tesellici) olarak geçen sözcük Latince İncil'e "invocare" diye geçmiştir ki "yardım dilemek" anlamındadır ve yeni İncillerde "consolateur", "conforter" olarak belirir.

5 Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.49323.

 

Hemen ekleyelim ki Yunancada bu "paraclet" sözcüğüne benzer bir sözcük vardır ki o da "priklitos"tur. "Priklitos" sözcüğü "en fazla övülen kimse" anlamını taşır ki, biraz önce değindiğimiz gibi, Arapça­da "Ahmed" sözcüğünün karşılığıdır. Ve işte Muhammed, bu konular­da kendisine verilen bilgileri değerlendirerek ve "paraclet"in "priklitos" olması gerektiğini söyleyenlere itibar ederek kendi "peygamberli­ğinin" İsa tarafından haber verildiğine dair yukarıdaki hükmü Kur'an'a koymuştur. Gerçekten de İslam yazarlarından bazıları İncil'de kullanı­lan sözcüğün "priklitos" olduğunu iddia etmişlerdir.6 Muhammed'e İn­cil hakkında bilgi verenler "paracletos" (yani "tesellici") yerine "prik­litos" (yani "en çok övülen") sözcüğünü öne sürmüşlerdir. Ve Muham­med de kendisini "Tanrı tarafından en fazla övülen peygamber" olarak tanımladığı ve Ahmed adıyla tanıttığı için, Kur'an'a yukarıdaki ayeti (yani Saff Suresi'nin 6. ayetini) koymuştur.

 

Oysa, biraz önce dediğimiz gibi İncil'de "priclitos" diye bir şey geçmez; "paracletos" sözcüğü geçer ki "tesellici" demektir. Ancak hemen ekleyelim ki İsa'nın "tesellici" sözcüğü ile anlatmak istedi­ği şey "ruh"tur, daha doğrusu "hakikat ruhu"dur, ki o da İsa'nın kendisidir. Nitekim Yuhanna İncil'inde şöyle yazılı:

 

"Ben de Baha'ya yalvaracağım; ve o size başka bir tesellici, ha­kikat ruhunu verecektir; ta ki daima sizinle beraber olsun; onu dünya kabul edemez, çünkü onu görmez ve bilemez; siz onu bi­lirsiniz, çünkü yanınızda duruyor ve içinizde olacaktır. Sizi ök­süz bırakmam; size gelirim. Biraz zaman daha ve dünya artık beni görmez, fakat siz beni görürsünüz; madem ki ben yaşıyo­rum, siz de yaşayacaksınız. O günde bileceksiniz ki ben Babam­dayım ve siz bendesiniz ve ben sizdeyim. Emirlerim kendinde olup onları tutandır ki beni sever; beni seven Babam tarafından sevilecektir..." (Bkz. Yuhanna'ya göre İncil'i, Bap 14: 1621.)

 

6 Hintli yazar Rahmettullah'ın İzharul'Hak adlı kitabında yer alan bu hususlar için bkz. Turan Dursun, age, c.l, s.261.

 

Bu satırlardan açıkça anlaşılan şudur ki, İsa "tesellici" sözcüğü ile ne Muhammed'i ve ne de başka bir "peygamberi" kastetmiştir; kastettiği şey "tesellici" anlamına gelmek üzere "hakikat ruhu"dur ve bu da kendisinden başka bir kimse değildir. Nitekim Hıristiyan­lar, günün birinde İsa'nın tekrar geleceğine inanmışlardır. Bu itibar­la İsa'nın "Ahmed" adıyla bir peygamberin geleceğini haber verdiği ve bunun "Muhammed" olduğu hususundaki iddiaların geçerliliği yoktur ve Kur'an'ın Saff Suresi'nin 6. ayetindeki sözlerinde "kera­met" yattığını düşünmek yanlıştır.