el-Ahrufu's-Seb'a (Yedi Harf)

Yedi Harf (el-Ahrufu’s-Seb’a) İslamcıların yıllardır tartıştıkları fakat bir türlü içinden çıkamadıkları bir meseledir. Bu konuda 35 tane görüş ileri sürülmüş fakat hiçbir zaman fikir birliğine varılamamış. Hatta yedi harfin ne anlama geldiği konusunu doğru dürüst bilip de açıklayan da yok. Yedi Harf meselesi Kur’an kaynaklı değil hadis kaynaklıdır ve bu konuda Kur’anda söylenmiş herhangi bir söz yoktur. Ancak tefsirciler bu Hadis’in Kur’an’dan “kolayınıza geleni istediğiniz gibi okuyun” ayetine dayandırmaya çalışırlar. Yedi harfin temeli 40 hadise dayanır ancak bu hadislerin hepsi sahih olarak kabul edilmez. Bu konuda belli başlı hadisler şu şekildedir.

Hz. Ömer’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v) hayatta iken *Hişam b. Hakim’in (namazda)Furkan Suresini okuduğunu işittim. Hişam bu sureyi, Hz. Peygamber’in bana okutmadığı bir şekilde okuyordu. Fakat selam verinceye kadar sabrettim. Selam verince yakasından tutup bu sureyi sana bu şekilde kim okuttu dedim. Hişam: Rasulullah sa.v) okuttu dedi. Yalan söylüyorsun, çünkü Peygamber bana bu sureyi *senin okuduğundan başka bir şekilde okuttu, dedim. Ve yakasından tutarak Peygamberin huzuruna götürdüm. Şunun Furkan *Suresini bana okuttuğunuzdan başka bir şekilde okuduğunu işittim, dedim. Peygamber bana Hişam’ın yakasını bırak buyurdu. Ona da ey Hişam oku diye emretti. O da kendisinden duyduğum şekilde okudu. Bunun üzerine Peygamber, bu sure böyle indirildi dedi. Bundan sonra da bana ey Ömer oku diye emretti. Ben de onun vaktiyle bana okuttuğu gibi okudum. Bana da bu sure böyle indirildi. Bu Kur’an yedi harf üzerine nazil olmuştur. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun, buyurdu” * Buhari, Fedailu’l Kur’an, 5, 27; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 270; Ebu Davud, Vitir, 22, Tirmizi, Kıraat, 11; Malik b. Enes, Kur’an, 5.

Ebu Talha’nın rivayetine göre yine bir şahısla Hz. Ömer arasında benzer bir ihtilaf olmuş, Hz. Peygamber ikisinin de okuyuşunu beğenmiş ve “Ey Ömer ! Rahmet ayetini azap, azap ayetini rahmet kılmadıkça Kur’an’ın bu (okuyuşlarının) hepsi doğrudur” demiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 30)

Burada bizim açımızdan dikkat edilmesi nokta İslam âlimlerinin Kur’anın tek harfinin bile değişmediği söylemlerinin baştan itibaren geçersiz olduğudur. Kur’anın bırakın tek harfinin değişmediğini 6 harfinin birden değiştiğini görmek için yedi harfin kökeni ile ilgili şu hadisler bakmak yeterli olacaktır.

Ubey b. Ka’b anlatıyor: “Mescitte idim, birisi içeri girip namaza durdu ve tanımadığım bir kıraat okudu. Sonra başka biri girdi, o da arkadaşının okuduğundan başka bir kıraat okudu. Namazı bitince, hep birlikte Rasululluh’ın yanına geldik. Ben: bu şahıs benim bilmediğim bir kıraat okudu, dedim. Bunun üzerine Rasulullah onlara okumalarını emretti. Onlar da okudular. Peygamber ikisinin okuyuşunu da beğendi. Bunun üzerine içime Peygamberi öyle yalanlamak geldi ki, böylesi cahiliyet devrinde bile aklıma esmemişti. Rasulullah beni kaplayan bu hali görünce göğsüme vurdu. Bunun üzerine benden bir ter *boşandı, sanki korkudan Allah’ı görüyor gibiydim. Peygamber bana, Ey Ubey! Cebrail bana bir harf oku diye gön-derildi. Ben ona ümmetime hafiflet diye müracaatta bulundum. O da bana ikincide onu iki harf üzere oku diye cevap verdi. Ben de tekrar ümmetime hafiflet diye müracaatta bulundum. Üçüncü de bana onu yedi harf üzere oku hem sana verdiğim her cevapla birlikte, benden isteyeceğin bir dileğin de verilecektir, dedi. Bunun üzerine ben, Ya Rab ümmetimi bağışla, dedim. Üçüncü dileğimi de bütün *yaratıkların, hatta İbrahim’in beni dinleyecekleri güne bıraktım, buyurdu. ("Müslim, Salatü’l Müsafirin )

Ubey b. Ka’b’dan rivayet edilmiştir: “Peygamber Benu Gifar çukur (gölcüğü) yanında iken Cebrail ona geldi ve dedi ki: Muhakkak Allah, ümmetinin Kur’an’ı bir harf üzere okumalarını emrediyor. Rasulullah, Allah’ın affını ve mağfiretini dilerim, benim ümmetimin buna gücü yetmez diye cevap verdi. Cebrail ona ikinci defa gelerek Allah, sana ümmetinin Kur’an’ı iki harf üzere okumalarını emrediyor, dedi. Peygamber Allah’ın affını ve mağfiretini dilerim, benim ümmetimin buna gücü yetmez diye cevap verdi. Cebrail ona üçüncü defa gelerek, Allah, ümmetinin Kur’an’ı üç harf üzere okumasını emrediyor, dedi. Rasulullah, Allah’ın affını ve mağfiretini isterim, benim ümmetimin buna gücü yetmez, buyurdu. Sonra "Cebrail ona dördüncü defa geldi, muhakkak Allah, ümmetinin Kur’an’ı yedi harf üzere okumalarını emrediyor, hangi harfle okurlarsa doğruyu bulmuşlardır. ("Müslim, Salatü’l Müsafirin)

Bu hadisler bize tanıdık başka bir olayı anımsatmalıdır. Hatırlanacağı gibi Miraç olayının anlatımında da Allah ile Muhammed’in namaz konusunda İbrahim peygamber in aracılığı ile bir pazarlığı vardır. Orada uzun pazarlıklar sonucu namaz beş vakte indirilmiştir. Burada da gene Muhammed’i bu sefer Cebrail aracılığı ile Allah ile pazarlık içerisinde görüyoruz.

Bu konuda ortak olan husus şudur ki bu hadisler İslamiyet’in yayılmasından ve başarı kazandıktan sonra gerçekleşmiştir. Söz konusu okunan ayetler Medine dönemine rastlamaktadır. Örneğin Hişam Mekke’nin fethi sırasında Müslüman olmuştur ve Ömer ile arasında şive farkı yoktur. Her ikisi de Kureyş kabilesindendir ve aynı lehçe ve aynı şiveyi konuşmaktadırlar. Ancak Kuran hicretten önce Kureyş lehçesinde okunmaktaydı. Yedi harf meselesi Hicretten sonra ortaya çıkmıştır.

İbn Hacer, İbn Kuteybe'nin Müşkilü 'l-Kur'an'daki şu beyanını kaydeder: "Hüzeyl kabilesi (hatta hîne) ifadesini (ayın ile) "attâ hîne" şeklinde, Esed kabilesi, (ta’lemûn ifadesini) "ti’lemûn," olarak okuyor, Temim kabilesi hemzeli, Kureyş ise hemzesiz okuyordu."İbn Hacer devamla "eğer herhangi birisi konuşa geldiği lehçesini bırakmak istese, ciddi sıkıntıya düşerdi. Buna binaen bir lütfu ilahî olarak bu kolaylık verilmiştir".

Demek ki Muhammed zamanında anlamı bozmamak kaydıyla Kur’anı herkes kolayına geldiği gibi okuyabiliyordu. . Bu uygulama Osman zamanına kadar devam etti. Osman Kur’anı derleyip toparladıktan ve eski nüshaları yaktırdıktan sonra yedi harf meselesine son vermiş ve Kur’anı tayin ettirdiği gibi okutmaya başlamıştır. Nitekim Kur’an’ın bozulmadığı, bir harfinin bile değişmediği meselesi de Kur’an tek hale getirildikten sonra söylenegelir olmuştur.

Bu konuda İslam dünyasında yeteri kadar yorum ve açıklama çabaları mevcuttur, bundan sonra da olacaktır. Konunun bizi ilgilendiren tarafı ise anlamı bozmadıktan sonra istendiği gibi okunmasıdır. Yani Kur’an okunmasındaki ya da Kur’anın içeriğindeki anlamın gerçek anlam ifade ettiğidir. Bu da Kur’anın her ayetine farklı anlamlar yüklemek çabasını boşa çıkartmaktadır. Kur’an yazıldığı gibi ne anlam ifade ediyorsa gerçekte o anlamı ifade etmektedir. O anlamı ifade eden kelimelerle Kur’an okunması serbest bırakıldığına göre o ifadelerin başka bir anlam ifade etmesi de söz konusu olamaz.. Bu da Kur’anın her sözünden farklı anlamlar çıkarma çabalarını geçersiz kılar. Şayet Kur’an ifadeleri farklı anlamlar içerseydi değişik şekilde okunması söz konusu olamazdı. Okuyanlar Kur’anın anlamını okudukları gibi anlıyorlardı. Ve bizzat peygamber onlara bu şekilde anlamalarını buyuruyordu. Bu yüzden de yedi harf üzerinden okumalarına izin vermişti, hatta izin almış ve onları zorluktan kurtarmıştı. O zamanki Kur’anı anlamak için tefsircilere gerek yoktu. Nitekim bu tefsir çabaları Kur’an ile sosyal hayat çelişmeye başladığı zaman ortaya çıkmıştır.

Ancak bizim düşündüğümüz gibi düşünen akımlar da olmuştur. Bunların başında Şia gelmektedir. Şia, Kur’an’ın nüzulünde Yedi Harf meselesinin kabulünü Kur’an’ın tahrifine eş değer görmektedir.