Ay'ın "Münir" (Nurlandıran) ve Güneş'e Üstün Olduğuna İnanmışlık Konusundaki Yanlışlar

Arapçada "güneş" ile "ay" sözcükleri, birbirlerine oranla "Kamereyn" deyimiyle tanımlanır ki Ay'ın, Güneş'e üstün olduğu anlamınadır. Zira Kamereyn sözcüğü, aslında Kamerin (yani ayın) çoğul çeki­midir (yani tesniye sıygasıdır) ve "Güneş" sözcüğünü ikinci derecede kılar şekilde içeriktik taşır. Başka bir deyimle "taglib" tarikiyle Ay'ın üstün olduğunu anlatır. Bilindiği gibi "taglib" sanatı "iki şeyden birisi­ni, öbürsüne üstün kılarak zikretmektir (belirtmektir)."1 Bu nedenle Kamereyn sözcüğünden anlaşılmak gereken şey, "Ay"ın, her bakımdan "Güneş" ç, üstün tutulduğudur. Bu da, Arabın İslam öncesi dönemlere inen inançları bakımından doğal bir şeydir. Çünkü söylendiğine göre eskiden Arabistan'da pek çok "tanrılar" vardı ve Araplar bu tanrılara ta­parlardı. Bu "tanrıların" arasında bir de "Ay Tanrısı" bulunmaktaydı, ki diğerlerine nazaran oldukça önemli bir yer işgal etmekteydi. Her ne kadar güneşe ve yıldızlara tapmak gibi geleneklere bağlı bulunmakla beraber Araplar, "Ay Tannsı"na tapmanın özel bir kutsallık taşıdığına inanmışlardı, çünkü "ay" onlar için "kutsal" nitelik taşımaktaydı. Ço­banlıkla geçinen Arap toplumunda aya tapmak, bu kutsallık anlayışın

 

1 Bu konuda bkz. Sahihi..., c.XI, s.381.

 

dan doğma bir şeydi; çünkü Bedeviler ay ışığı altında sürülerini, hay­vanlarını otlatmayı kendilerine sağlanmış bir nimet sayarlardı.2 Bun­dan dolayıdır ki Muhammed, Kur'an'a koyduğu ayetlerle Tanrı'yı

 

"göklere ve yere nur veren, dilediğim nur'una eriştiren" (K. 24, Nur Suresi, ayet 35 )

 

olarak tanımlarken, Ay'ı da "nur" niteliğinde kılmış, böylece kutsal bir kisveye bürümüştür. Örneğin Yunus Suresi'ne koyduğu bir ayet şöyledir:

 

"Tanrı O'dur ki güneşi ziya, ayı da nur yapmıştır. Ona (ay'a ve ay'ın gittiği yere) konaklar belirlemiştir..." (Yunus Suresi, ayet 5.)

 

Yine bunun gibi Nuh Suresi'ne de Tanrı'nın Ay'ı "nur" ve Gü­neş'i ise "çırağ" yaptığına dair ayetler koymuştur (K. 71 Nuh Sure­si, ayet 16). Aynı şekilde Furkan Suresi'ne koyduğu ayetle Tanrı'nın Güneş'i "kandil", Ay'ı ise "nurlandırıcı" olarak yarattığını belirtmiş­tir; ayet şöyle:

 

"O Tanrı Mübarektir (Yüce'dir) ki, gökte.... kandil (Güneş) ve nurlandıran (münir) Ay yaptı." (Furkan Suresi, ayet 61.)

 

"Münir" sözcüğü "nur verici" demek olduğu için, büyük din bil­gini Turan Dursun, bu vesileyle şöyle diyor:

 

"Bu ayette Ay için 'münir', yani 'nur verici' denmesi, Ay'ın bir ışık kaynağı olduğunun anlatıldığını gösterir. Ay'daki ışık, ay­nı zamanda kutsal niteliktedir. Nur sözcüğünün kendinde bu kutsallık anlamı bulunmakta. Bu da Ay'a verilen özel Tanrısal değerden kaynaklanmakta. "3

 

Ve işte Ay'ın bu kutsal niteliğe sahip olduğu inancıyladır ki Muham­med, Kıyamet saati'ni Ay'a göre ayarlanır sanmıştır. İki parmağı ile ayı ikiye böldüğünü söylerken ve Kur'an'a:

 

2 Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur'an Ansiklopedisi, c.III, s.75.

3 Turan Dursun, Kur'an Ansiklopedisi, c.III, s.88.

 

"Kıyamet saati yaklaşır. Ay yarılır..." (Kamer Suresi, ayet 13.)

 

şeklinde ayet koyarken, Ay'ın Güneş'e üstün olduğu inancıyla hare­ket etmiştir. Oysa akılcı bilimlerin ortaya vurduğu gerçek şudur ki, üstün olan Ay değil fakat Güneş'tir; zira Ay, Güneş'in ikinci derece­deki bir uydusudur (peykidir). Bu bilimsel gerçek daha eski Yunan ve Roma uygarlıkları zamanında da bilinen şeylerdendir. Ancak bunun böyle olduğundan habersiz bulunduğu içindir ki Muhammed, Ay'ı ikiye yardığını söyleyerek mucize yarattığını anlatmış ve bunu "Pey­gamberliği" nin bir kanıtı yapmaya çalışmıştır. Eğer Güneş'in Ay'a oranla yerini, önemini ve üstünlüğünü bilebilmiş olsaydı, Ay'ı ikiye yarıyor görünmektense, muhtemelen Güneş'i yarmış görünmek iste­yecekti. Fakat her ne olursa olsun Ay'ın Güneş'e üstünlüğünü öne sürmekle doğa bilimlerinin ortaya vurmuş olduğu gerçeklere ters düşmüş, Kur'an'daki yanlışlıklara sebep olmuştur.