Dünya Nimetlerini Bazen "Kötü". Bazen de "Cazip" Şeylermiş Gibi Gösterme Siyasetinin Kur'an'daki Temeli!

Örneğin taraftarlarını savaşa sürükleyebilmek ya da savaşta ölen kimselerin ailelerini şikayet ve serzenişte bulunmaları­nı önleyebilmek için dünya yaşamının önemsizliğinden, yeryüzü nimetlerinin gereksizliğinden söz eder, ahiret kazancının, dünya ka­zancından çok fazla olduğunu söyler, bu doğrultuda Kur'an'a ayet­ler koyardı. Verilecek nice örnekten biri şöyle:

"Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazananı artırırız. Kim de dünya karını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (K. 42, Şura Suresi, ayet 20).

Buna karşılık kendisine yararlı olabilecek bazı kişileri İslama sok­mak ya da "ısındırmak" için onlara maddi çıkarlar (örneğin ganimet mallarından fazlaca paylar) ve cariyeler sağlardı. Bunu da Tanrı'dan geldiğini söylediği vahiylere göre yapardı ki, bunlardan biri şöyle:

* Tevbe Suresi, ayet 3842,49, 9295; Bakara Suresi, ayet 155; Zuhruf Suresi, ayet 3; Kureyş Suresi, ayet 14; vs.

"Sadakalar (zekatlar) ... kalbleri Islama ısındırılacak olanla­ra. .. verilir" (K. 9, Tevbe Suresi, ayet 60).

Fakat sadece "sadaka" ve "zekat" değil, ayrıca da dünya nimet­lerinin en güzellerini vaat ederdi. Bu konuda verilecek örnekler pek çok; bunlardan sadece bir ikisini zikretmekle yetinelim:

Huneyn ve Taif savaşlarından hemen sonra Muhammed hicretin 9. yılının çok sıcak bir mevsiminde Tebuk denen bölgeye (Rumlara karşı) yürümek üzere genel seferberlik ilan eder. Fakat gidilecek yer çok uzak ve karşılaşılacak olan düşman çok güçlüdür. Bu ne­denle çoğu kimseler sefere katılmak istemezler: Zahmetli ve tehli­keli olacağını tahmin ettikleri bu savaşa gitmektense evlerinde ka­lıp rahat etmeyi tercih ederler.' Onları zorlamak üzere Muhammed, her şeyden önce Tanrı'nın savaş çağrısında bulunduğunu söyleyerek Kur'an'a şu ayeti koyar:

"(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin..." (Tevbe Suresi, ayet 41.)

Fakat buna pek aldırış eden olmaz. Bu sefer Muhammed Tan­rı'nın onlara, dünya yaşamına bağlı oldukları için çattığını anlatır:

"Ey iman edenler! Size ne oldu ki: 'AIIah yolunda savağa çı­kın' denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz! Dünya hayatı­nı ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının fay­dası ahiretin yanında pek azdır" (Tevbe Suresi, ayet 38).

Bunu da yeterli bulmaz ve bu kez Tanrı'nın onları çıkarcılıkla, mal ve paraya düşkün olmakla suçladığına dair şu ayeti koyar:

"Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı mut­laka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol on­lara uzak geldi. Gerçi onlar "Gücümüz yetseydi mutlaka sizin

1 Bu olaylar için bkz. Taberi, age, 1966, c.II, s.742 vd.; ayrıca bkz. Sahihi..., c.V, s.285; c.VIII, s.287 ve c.X, s.422; ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age. c.III, s.2544.

le beraber çıkardık diye kendilerini helak edercesine Allah'a yemin edecekler, fakat Allah onların mutlaka yalancı olduğu­nu biliyor" (Tevbe Suresi, ayet 42).

Bu arada savaşa çıkmadıkları için Tanrı'nın onları cezalandıracağı­nı ve esasen onlara muhtaç olmadığını anlatmak üzere şu ayeti koyar:

"Eğer (gerektiğinde) savaşa çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize başka bir kavim ge­tirir: siz (savaşa çıkmamakla) O'na (Tanrı'ya) hiçbir zarar vermezsiniz. Allah her şeye kadirdir. Eğer siz (Muhammed'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir..." (Tevbe Sure­si, ayet 3940.)

Fakat onların aklını çelebilmek maksadıyla biraz daha etkili olan bir yola başvurur ki, o da yeryüzü yaşamlarını "önemsiz", "kö­tü" gibi göstermektir. En güzel nimetlerin gelecek dünyada, ahirette olduğunu ve bu yeryüzü yaşamının gelecek dünya yaşamına tercih edilmemesi gerektiğini anlatmak üzere Tevbe Suresi'ne biraz önce belirttiğimiz ayeti koymakla, onları, savaşa çıkmaktan kaçınmakla, dünya nimetlerine bağlanmakla, dünya yaşamının (gelecek dünya yaşamına oranla) değersiz olduğunu anlamamakla suçlar (bkz. Tevbe Suresi, ayet 3839).

Ne var ki, bazı kişileri savaşa sürükleyebilmek için bu söyledik­lerinin para etmediğini görür. Onları kazanmak maksadıyla yukarı­da söylediklerinin tersini yapmak gerektiğini düşünür ve kendi ken­disiyle çelişkiye düşercesine onlara savaş sonucu ele geçirilecek olan dünya nimetlerinden ve özellikle "güzel sarışın kızlardan" söz eder; bu "sarışın güzel kızlar", savaş sonucu Rumlardan ele geçiri­lecek olan kızlardır. Fakat sefere katmak istediği kişiler bu sözlere kanmazlar; gelip kendisine:

"(Ey Muhammed!) Biz kadınlara düşkünüzdür; bizim aklımızı sansın Rum kızlarıyla çelme, bizi fitneye düşürme"

diyerek cihada çıkmayacaklarını bildirirler. Onların bu tutumuna karşı Muhammed, Tanrı'nın gazaba geldiğini ve şöyle konuştuğunu söyler:

"... Onlardan 'Bana izin ver, beni fitneye düşürme' diyen var­dır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır" (Tevbe Suresi, ayet 49).2

Sadece savaşa sürüklemek bakımından değil fakat diğer bakım­lardan da taraftarlarını kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine yatkın inanışlara yöneltirdi. Fakirliği doğal bir şeymiş, daha doğru­su Tanrı'nın denemesiymiş gibi göstererek insanları kendisine bağ­lamaya çalışması bunun ilginç örneklerinden biridir. Bu maksatla Kur'an'a:

"Andolsun ki, sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal ve meyve noksanıyla sınayacağız... Müjdele sabredenlere..." (Bakara Suresi, ayet 155)

şeklinde ayetler koyardı. Ayrıca da Tanrı'nın bazı kimselere diledi­ği kadar az ya da çok rızık verdiğini anlatmak için:

".. .Dünya hayatındaki geçimlerini aralarında böldük ve bazı­larını bazılarından üstün kıldık..." (Zuhruf Suresi, ayet 32)

şeklinde ayetler ekler ve yine Tanrı'nın fakirleri zenginlerden 500 yıl önce cennete alacağını, bu nedenle fakirliğin "fazilet" sayılması ge­rektiğini söylerdi.

2 Diğer bölümlerde bu konu ile ilgili bilgilere ve ayrıca Beyzavi'nin yorumlarına bkz.; ayrıca Taberi, age, 1966, c.II, s.742 vd.; ayrıca Elmalılı H. Yazır, age, c.III, s.2565.

Fakat buna karşılık bazı hallerde de bütün bu söylediklerini göz ardı edip kendi mensup bulunduğu Kureyş kabilesinin eşrafını ve zenginlerini kazanmak ve İslama sokmak umuduyla Kur'an'a:

"Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerim açken doyuran ve korku içindeyken güven veren Rabbine kulluk etsinler" (K. 106, Kureyş Suresi, ayet 14)

şeklinde ayetler koymuştur.3 Yani güya Tanrı, Kureyşlileri kendisi­ne kul yapabilmek için onları açken doyurduğunu ve korkudan uzak kıldığım hatırlatmaktadır.

Öte yandan Muhammed, kendisine yararlı olabileceğini düşün­düğü kişileri İslama sokmak ya da onların gönüllerini "İslama ısın­dırmak" için birtakım maddi çıkarlar sağlama yolunu da denemek­ten geri kalmamıştır. Konuya birazdan tekrar döneceğiz.

3 Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. İlhan Arsel, Şeriat Devleti'nden Laik Cum­huriyet'e.