Kendisine "Sihirbaz" ya da "Kahin" vs. Denmemesi İçin Kur'an'a Ayetler Koyar

"Peygamber" olduğunu kanıtlamak maksadıyla Muhammed, çoğu zaman gizli ve bilinmeyen, görünmeyen şeyleri "Tanrı'dan haber geldi" diyerek, bazen de rüyasında gördüğünü söyleyerek bilirmiş ve görür­müş gibi davranırdı. Örneğin ana karnındaki çocuğun (ceninin) erkek mi, yoksa dişi mi olduğunu söylerken, her gizli şeyi Cebrail aracılığıy­la Tanrı'dan öğrendiğini söylemekle ovunurdu. Mekke'yi fethetmek üzere gizlice hazırlıklara giriştiği bir sırada, bu hazırlıkları Mekkelile­re haber vermek isteyen Hatib İbni EbiBeltea'nın yazdığı mektubu ele geçirdiğinde de yaptığı bu olmuştur.1 Bir diğer örnek Mekke'nin fethi günü Kureyş eşrafından Ebu Süfyan ile Attab İbni Esid ve Haris İbni Hişam gibi kimselerin, Ka'be'nin bir duvarı kenarında oturmuş konu­şurlarken, onların yanına yaklaşıp ne konuştuklarını söylemesidir.2 Abu Muş tali k gazası sırasında Cevriye'nin babası tarafından gizlenen develerin yerini mucizevi şekilde keşfettiğini bildirmesi de böyledir.3 Tebuk Seferi'ne, çıktığında kaybolan devesinin bulunması için adamla­rına emir verdiği zaman, bunu duyan Zeyd bin Lusayt adında birinin:

 

"Muhammed size kendisinin Tanrı elçisi olduğunu ve gökten haber geldiğini söylüyor, halbuki devesinin nerede olduğunu bilmiyor"

 

* Tekvir Suresi, ayet 24; Nur Suresi, ayet 1112, 2324 vs.

1  Bu olay ve hadis için bkz. Sahihi..., c.X, s.2967.

2 Sahihi...,c.X,s.315.

3  İbn İshak'ın yapıtlarına bkz.; ayrıca bkz. Taberi, age, 1966, c.II, s.749759.

demesi üzerine

 

"Rabbim bana devemin şu vadide şu dağın arasında bulundu­ğunu ve devenin dizgini bir ağaca takıldığı için yürüyemediğini bildirdi, gidip getiriniz"

 

diyerek kendisi için hiçbir gizli şey olmadığını anlatmak istemiştir.4 Cariyesi Manyayla, Hafsa'nın odasında cinsi münasebette bulu­nurken Hafsa tarafından yakalandıktan sonra ona, olayı sır şeklinde saklamasını tenbih etmesi, fakat Hafsa'nın bu sırrı gizlice Ayşe'ye anlatması üzerine bütün bunlardan Tanrı tarafından haberdar edildi­ğini söylemesi (K. 66, Tahrim Suresi, ayet 3)5 bir başka örnektir. Öte yandan cennette ve cehennemde olan bitenleri bildiğini iddia ederdi; hem de öylesine ki, şehit olarak cennete gittiğini söylediği Sad İbni Muaz'ın, orada güzel "peşkirler" kullandığını bildirirdi.6 Bunlara benzer daha pek çok örnekleri sıralamak kolay. Bütün bu örneklerin ortaya vurduğu şu ki, Muhammed bilinmeyen ve görün­meyen her şeyin kendisine Cebrail tarafından bildirildiğini söyle­mekle peygamberlik iddialarını pekiştirmek isterdi. Cebrail'i iki kez canlı olarak gördüğünü eklerdi.

 

Söylemeye gerek yoktur ki, bilinmeyen ve görünmeyen şeyleri, gökten gelen işaretlerle biliyor ya da görüyor değildi. Çeşitli buluş­larla ve ordan burdan edindiği haberlerle böyle yapabilmekteydi. Ancak bu tür davranışları nedeniyle kendisine "sihirbaz", "kahin" vs. denmemesi için Kur'an'a şu ayeti koymuştur:

 

4 Taberi, age, 1966, c.II, s.749 vd.

5 Ayet şöyledir: "Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. O bunu Peygamberin diğer bir eşine haber verince, AIIah da durumu peygambere hildirMişlti).. .(eşi) 'Bunu sana kim haber verdi?'demiş, o da 'Bana her şeyi bilen... Al­lah haber verdi' demişti" (K. 66, Tahrim 3). Bu ayetin "Bal şerbeti" olayı vesilesiy­le koyduğunu söyleyenler de vardır. Olay şöyledir: Eşlerinden biri kendisine bal şer­beti ikram ederek cinsel gücünü artırmak ister. Bu vesileyle Muhammed bu esinin odasında fazlaca kalmış olur. Muhammed bunun sır olarak kalmasını tenbih ettiği halde eşi diğer eşlerine haber verir. Sırrın açıklandığını anlatmak üzere Muhammed yukarıdaki ayeti koyar. Bkz. Sahihi..., c.Xl, s.208, 361.

6  Bu konudaki hadisler için bkz. Sahihi..., c.III, s.32 vd.

 

"Peygamber, görülmeyenler hakkında söylediklerinden örfintöhmet altında tutulamaz" (K. 81, Tekvir Suresi, ayet 24)7

Böylece kendisini "bilmezlik taslayan, bilmezlik satan" kahinlerden farklı kılmış olurdu.8 Nasıl ki, halkın kendisini "hayal alemi. nin insanı" olarak tanımlamaması için güzel konuşmayı "sihirbaz, lık" şeklinde tanımlayıp, kendisine rakip olurlar düşüncesiyle şairleri kötülediyse, gizli ve görünmeyen şeyleri bilir ve görür sayılan falcıları, kahinleri ve benzerlerini de halk indinde itibardan düşür­mek üzere kötülemekten, hatta boyunlarının vurulmasını emret­mekten9 geri kalmamıştır.10 Böylece bu alanda da muhtemelen ra­kipsiz kalmayı kendi çıkarlarına yatkın saymıştır.

 

Ne ilginçtir ki, Muhammed'e gözü kapalı şekilde inanmış olan­lar, onun çoğu şeyleri bilemediği durumlarda: "Tanrı sana neden bu konuda haber vermiyor?" diye soru sormayı akıllarından geçirmemişlerdir. Örneğin Hendek Savaşı sırasında düşman kuvvetlerin du­rumunu öğrenmek için casuslar çıkarttığı zaman (11):

 

"Neden casuslar gönderiyorsun? Madem ki her gizli şeyi sa­na Tanrı Cebrail aracılığıyla haber vermektedir, o halde bunu da Tanrı'dan öğrensen ya!"

 

şeklinde konuşan olmamıştır. Ya da Ifk olayında Ayşe'ye, kötü bir ıey yapıp yapmadığını sorup cevap alamadığı için bir ay boyunca munla küsüşmesi üzerine:

 

7 Yukarıdaki çeviri Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Kur'an çevirisindendir. Elmalılı H. Yazır'ın çevirisi şöyle: "...Ve o gayh üzerine kıskanılır değil..." Ö.R. Doğrul'un çevirisi şöyle: "... Sizin arkadaşınız... görünmeyen aleme ait (işleri) gizle­mez. .."

8 Bkz. Elmalılı H. Yazır , age, c. VII, s.5622 vd.

9 Bkz. Sahihi..., c.X, s.360.

10 Buhari'de bu konu ile ilgili hadisler için bkz. Sahihi..., c.VHI, s.225; c.XI, s.191 vd.

11  Taberi, age, 1966 c.II, s.4889.

 

 

"Ya Muhammed! Ayşe ile küsüşecek yerde onun suçlu olup ol­madığını Tanrı'dan öğrensene"

diyen çıkmamıştır.

 

Öte yandan kendisi "tükürüklü üfürük" ya da "tükürüksüz üfü­rük", "nefes" vs. gibi usullerle iş görmüş, hastalıkları tedavi eder gi­bi görünmüş, kendi izniyle başkalarının da bu üfürükçülük yaparak para kazanmalarını uygun bulmuştur. Hem de öylesine ki, üfürükçü­lükle geçim sağlayanların kazançlarına dahi ortak olmuştur.12 Ne var ki, başkalarının bu işlere kalkışıp "ilahi kudret" sahibiymiş gi­bi görünmelerini, yani bir bakıma kendisine rakip olmalarını önle­mek maksadıyla "efsuncuların" ve "cinleri teshir iddia eden cinci­lerin" nefesinin "ser an menhi" olduğunu söylemiştir.13 Yine bu­nun gibi Amrı Huzai'nin, eski bir Arap geleneğince deve kurban edip halk yığınları indinde etki sahibi olduğunu görmekle bu gele­neğin kötü bir şey olduğunu söylemiş ve sona ermesini sağlamış­tır.14 Örnekleri çoğaltmak kolay; diğer birçok yayınımızda ve özellike Şeriat'tan Kıssalar ve Toplumsal Geriliklerimizin Sorum­luları: Din Adamları başlıklı yayınlarımızda bu konuya yer verdi­ğimiz için burada fazla durmayacağız.

 

12 Bu konuda kitabımızın "Batıl" başlıklı bölümüne bkz.; ayrıca bkz. Turan Dur­sun, Din Bul, Kaynak Yayınları, İst. 1990, s. 134 vd.; ilgili hadisler için bkz. Sa­hihi..., c.XII, s.90.

13 Sahihi..., c.XII, s.83.

14 Sahihi..., c.IX, s.234vd