Kur'an'ın "İrade Özgürlüğü"ne Yer Verir Görünen ya da Böyle Bir Özgürlüğü Yok Bilen Hükümleri

Daha önceki bölümlerde değinmiş olduğumuz bir konuya bura­da tekrar dönmemiz gerekiyor ki, o da "irade" sorunlarıyla ilgili. Şu bakımdan ki, Kur'an'da irade özgürlüğünü öngören ya da böyle bir özgürlüğü yok bilen hükümler, hep Muhammed'in günlük siyaseti­nin gereksinimlerinden doğma şeylerdir. Kısaca özetleyelim:

 

Henüz güçlü bulunmadığı dönemde (özellikle birinci Mekke döneminde) Muhammed, zor kullanarak kişileri Müslüman yapa­mayacağını bildiği için genellikle cennet vaatleri ya da cehennem korkutmalarıyla iş görürdü. Müslüman olmak isteyenlerin mükafat­lara kavuşacağını, istemeyenlerin ise cehennemi boylayacaklarını anlatmak maksadıyla Kur'an'a şu tür ayetler koymuştur:

 

"Başınıza gelen herhangi bir musibet, ellerinizle işledikleri­nizden ötürüdür..." (K. 42, Şura Suresi, ayet 30.)

 

Bir diğer örnek şu:

 

"İşte orada herkes, dünyada yapmış olduğunu bulur" (K. 10. Yunus Suresi, ayet 2130, 52).

 

Bir diğeri şöyle:

 

* K. 42, Şura Suresi, ayet 30; K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 1920; Nahl Suresi, aye' 93; Hicr Suresi, ayet 93; En'am Suresi, ayet 125; Şura Suresi, ayet 29.

 

"İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz; İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara ' ...Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız... yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz" (K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 1920).

 

Beyzavi gibi kaynaklara göre, bu ayetleri Ebu Bekir'in ve özel­likle onun oğlu Abdurrahman'ın İslamiyeti kabul etmeleri vesile­siyle koymuştur. Böylece anlatmak istemiştir ki, Müslüman olmak kişinin istek ve iradesine bağlı "iyi" bir iştir ve böylesine iyi bir iş yapanlar, mükafat olarak cennetlere kavuşacaklardır. Hatırlatalım ki, Ebu Bekir Muhammed'in İslamiyeti yaymaya başlamasından iki yıl sonra Müslüman olmuştur. Oğlu Abdurrahman ise olmamış, di­renmiştir. Hatta babası ve anası kendisini Müslüman yapmak istiyor diye onlara kafa tutmuş, güya "öf size" diye konuşmuştur. Onun bu direnişini Muhammed, Kur'an'a koyduğu şu ayetle açıklar:

 

"Annesine, babasına 'Öf ikinizden; benden önce nice nesiller ge­lip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?' diyen kimseye, anne ve babası... 'Sana yazıklar olsun! inan, doğ­rusu Allah'ın sözü gerçektir' dedikleri halde 'Bu Kur'an ötekile­rin masallarından başka bir şey değildir' diye cevap veren kimse gibiler, işte onlar ... Allah'ın azab vadinin aleyhlerinde gerçek­leştiği kimselerdir" (K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 1718).

 

Fakat daha sonraları Abdurrahman tutumunu değiştirip babası­nın yolunda gitmiş, yani İslam olmuştur. İşte bu şekilde İslam olan­ların cennete gireceklerini söyleyerek Muhammed, putperest Arap­lara da bu yolu seçmelerini anlatmak üzere:

 

"İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır; herkese işlediklerinin karşılığı ödenir" (Ahkaf Suresi, ayet 19)

 

yada:

"Onlar sorumlu tutulacaklardır (Tanrı'yı bırakıp tanrılar mı edindiler?)..." (K. 21, Enbiya Suresi, ayet 24)

 

şeklinde ve sanki irade örgürlüğüne yer verirmiş gibi ayetler düzen­lemiştir. Böylece anlatmak istemiştir ki, kendisini peygamber ola­rak benimseyen ve Müslümanlığı seçenler, tüm günahlarından sıy­rılmış olarak cennete gideceklerdir; bunu yapmayanlar ise cehen­nemlik olacaklardır. Başka bir deyimle kişileri sorumluluk duygusu içinde tutmuştur ki, cehennem azabından korksunlar ya da cennet hayalleriyle yoğrulsunlar da İslam olsunlar diye.

 

Ne var ki, İslama girmek istemeyenlerin sayısı, girenlerden çok fazlaydı. On iki yıllık Mekke dönemi boyunca Muhammed'in Müs­lüman yapabildiği kimselerin sayısı seksen ya da yüz civarında ol­muştur. Bunlar, birkaç istisnasıyla, Mekke'nin en zavallı ve en yok­sul kişileridir. Mekke dönemi boyunca Muhammed, Kureyş'in ileri gelenlerini kendisine inandıramamıştır. Kendisini bir baba gibi ye­tiştiren amcası Ebu Talib başta olmak üzere, en yakın akrabalarını dahi Müslüman yapamamıştır. Ve işte kendisi hakkında:

 

"Bu nasıl Peygamberdir ki, insanları, hatta akrabalarını dahi Müslüman olmaya ikna edemiyor?"

 

şeklinde düşünülmesin ve itibarı sarsılmasın diye, İslam olup olma­manın "özgür irade" işi olmayıp "Tanrı takdiri" olduğunu ve Tan­rı'nın dilediği kişileri Müslüman yapıp dilediklerini saptırdığını an­latmak üzere Kur'an'a:

 

"Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiye­te açar, kimi de saptırmak isterse... kalbini dar ve sıkıntılı kı­lar.." (K. 6, En'am Suresi, ayet 125)

 

yada:

 

"Tanrı dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" (K. 6, En'am Suresi, ayet 149) ya da "Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapar­dı. Ama o istediğim saptırır, istediğini doğru yola eriştirir..." (K. 16, Nahl Suresi, ayet 93)

 

şeklinde ayetler koymuştur.1 Müslüman yapmak isteyip de yapa­madığı kişiler hakkında da, bu tür ayetler koymaktan geri kalma­mıştır. Örneğin alNadir İbn alHaris'in Müslümanlığı kabul etme­mesi nedeniyle Kur'an'a koyduğu ayet şöyle:

 

"AIIah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir" (K. 14, İbrahim Suresi, ayet 4).

Aynı şekilde Ümeyye için şunu koymuştur:

 

"Ey Muhammed!... dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılar­dık. .. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da di­lini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir" (K. 7, A'raf Su­resi, ayet 176).

 

Kendisine babalık eden Ebu Talib'ı Müslüman yapamayınca Kur'an'a, şunu koymuştur:

 

"Ey Muhammed! Sen sevdiğini doğru yola eriştiremezsin ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir..." (K. 28, Kasas Suresi, ayet 56.)

 

Böylece Müslüman olup olmamanın irade özgürlüğü ile ilgisi bulunmadığını, bu işin Tanrı'nın dileğine bağlı olduğunu anlatmak istemiştir. Başka bir deyimle kişilerin Müslüman olup olmamaları­nın sorumluluğunu Tanrı'nın sırtına yüklemiştir.

 

Görülüyor ki, Muhammed irade özgürlüğüne yer verir görünür­ken ya da aksine, böyle bir özgürlüğü yok bilirken hep kendi siya­setinin gereksinimleri doğrultusunda iş görmüştür.

 

***

Yahudileri ve Hıristiyanları Müslüman yapmak maksadıyla uy­guladığı siyaset bakımından da durum yukarıdakinin aynıdır. Ko

 

1 Örneğin K.42, Şura Suresi, ayet 24.

nüyü diğer yayınlarımda, özellikle İslama Göre Diğer Dinler ve Kur'an'daki Kitaplılar adlı kitaplarımla incelemiş olmakla beraber burada bir iki hususu kısaca belirtmekte yarar görmekteyim:

 

Medine'ye geçtikten sonra Muhammed kendisini Yahudilere ve Hıristiyanlara "peygamber" olarak kabul ettirmek istemiştir. Kabul ettirebilmek için, onların bazı geleneklerini benimsemek2 yanında, bir de Tanrı'nın onlara verdiği dinin esas itibariyle İslamiyet oldu­ğunu, bu doğrultuda kitaplar (Tevrat ve İncil) gönderdiğini fakat onların bu dini ve kitapları tahrif ettiklerini, doğru yola girmedikle­rini söyler. Ve eğer Kur'an'ı benimseyip kendisini de "peygamber" olarak kabul edecek olurlarsa mükafatlandırılacaklarını, etmezlerse sorumlu tutulacaklarını bildirir. Örneğin Hicr Suresi'ne şunu koyar:

 

"Kur'an'ı işlerine geldiği gibi bölerek benimseyenlere de. Ya­hudi ve Hıristiyanlara da Kitab indirmiştik... hepsini de yap­tıklarından sorumlu kılacağız..." (Hicr Suresi, ayet 93.)3

 

Yine bunun gibi Müslümanlara Tanrı tarafından indirilen şeyle­rin, daha önce İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve onların soyu­na dahi indirilmiş bulunduğunu ve hidayete erişmek için İbrahim'in milletinden olmak gerektiğini söyler (bkz. Bakara Suresi, ayet 138 vd.). Yahudilerin yaptığı gibi İsa'yı inkar etmenin ya da Hıristiyan­ların yaptıkları gibi onu Allah'ın oğlu olarak saymanın günah oldu­ğunu ekler (Bakara Suresi, ayet 137). Yahudilerin ve Hıristiyanla­rın, aslında Müslüman olduklarını ve fakat buna rağmen bu gerçe­ği inkar ettiklerini anlatmak için şöyle der:

 

"Allah öyle biliyor ve öyle şehadet ediyor ki, onlar ne Yahudidirler ne de Nasaradırlar, daha evvel geçmiş bir ümmeti sabı­kadırlar; İbrahim Hani/i muslinidir ve müşriklerden değildir; siz ise sabit olan bu hakikate şehadet! ketmediyorsunuz... "4

 

2 Örneğin kıbleyi Kudüs yönüne çevirmek, onların yaşam tarzına yönelmek, Örne­ğin saçlarını onlar gibi uzatmak vs. gibi.

3  Bu konuda bkz. İlhan Arsel, İslam'a Göre Diğer Dinler ve Kur'an'daki Kitaplık»"

4 Bu konuda bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.I, s.518 vd.

 

Bu doğrultuda olmak üzere Bakara Suresi'ne ayetler koyar (bkz. Bakara Suresi, ayet 135142). Fakat bütün çabalarına rağmen onla­rı Müslüman yapamayınca, bu sefer Müslüman olup olmamanın "özgür irade" işi değil fakat Tanrı'nın dileğine dayalı bir iş olduğu­nu söyler, örneğin Kur'an'a:

 

"Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi" (K. 16, Nahl Su­resi, ayet 9)

 

şeklinde ayetler koyar, ayrıca da:

 

"Tanrı dilediğinin gönlünü açar onu Müslüman yapar, dilcdiğininkini kapatır onu sapık kılar"

şeklindeki ayetleri tekrarlar (En'am Suresi, ayet 125; Şura Suresi, ayet 29, 2431; Bakara Suresi, ayet 2, vs.).

 

Söylemeye gerek yoktur ki, bütün bunlar çelişki niteliğinde şey­lerdir. Ve işte bu çelişkiler, Muhammed'in zaman ve mekana göre kendi çıkarları doğrultusunda hükümler koymasındandır.5

İhan Arsel, İslam'a Göre Diğer Dinler ve Kur'an'daki Kitaplılar adlı yayınlarda bu konu ele alınmıştır.