Kıblenin Kudüs'e ya da Ka'be'ye Yönelik Olmasıyla İlgili Ayetler, Muhammed'in Yahudilere ve Hıristiyanlara Karşı Uyguladığı Günl

Muhammed'in "Cahiliye!" diye küçümsediği İslam öncesi dö­nemlerde Araplar, Mekke'deki Ka'be'yi kutsal bir yer olarak bilirler ve "hac" için ziyaret ederlerdi, "haccetmek" bu dönemden kalma bir gelenektir. "Beyti Şerif denilen Ka'be'de Arapların tapar oldukları putlar, tanrıçalar vs. değerli eşyalar vardı. Ka'be'nin anahtarlarını Ku­reyş eşrafı saklardı. Fakat zamanla buradaki duvarların yüksekliğinin hırsızlıklara engel teşkil edemediği ve esasen çok eskidiği anlaşıldı­ğından burası, Kureyşlilerin kararıyla yeniden tamir edildi. Bu tarih­lerde Muhammed'in 35 yaşlarında olduğu ve Ka'be'nin tamiri işlerin­de çalıştığı anlaşılmaktadır.' O tarihlerde kendisi de puta tapanlardan olduğu için gerek Araplar bakımından ve gerek kendi inançları açı­sından böylesine kutsal bildiği Ka'be'yi, Peygamberliğini ilan ettik­ten sonra "Mescidi Haram" saymış, kıble yönü olarak kabul etmiş ve oraya yönelik olarak namaz kılmış, kendisiyle birlikte Müslüman­lara da o yönde namaz kıldırmıştır.

 

Ne var ki, Medine'ye geçtikten az sonra, kendisini Yahudilere peygamber olarak kabul ettirme hevesine kapılmıştır. Çünkü o dö­nemde Yahudiler meslek sahibi zengin kimselerdi. Muhammed'e ilk

 

* Yunus Suresi, ayet 86; A'raf Suresi, ayet 29; Bakara Suresi, ayet 114, 1423, 1445. ,Sahihi..., c.VI, s.30.

 

başlangıçta bir hayli de yardımda bulunmuşlardır. Onları kazanabil­mek için, onların geleneklerini benimsemek gerektiğini düşünmüş ve her şeyden önce kıble yönünü değiştirmiş ve Kabe (yani Mesci­di Haram) yerine Kudüs'ü (yani Mescidi Aksa'yı) kıble yapmıştır. Yaparken de: "Tanrı bana Kudüs yönünde namaz kılmamızı emret­ti" demiştir. Çünkü Yahudiler, eskiden beri Kudüs'ü kutsal bilmişler ve orayı kıble edinmişlerdi. Fakat Muhammed sadece Yahudilerin kıblesini benimsemekle kalmamış, bir de onların diğer bazı gele­neklerini almıştır; örneğin saçlarını onlara benzer şekilde kestir­meye başlamıştır. Bütün bunları sırf Yahudileri hoşnut edip kazan­mak, onları Müslüman yapmak ve onlardan yararlanmak için yap­mıştır. Kimi yorumcular, Muhammed'in Kudüs'ü kıble yapıp o yön­de olarak namaz kılması konusunda şöyle derler:

 

"Resulallah... Mekke'de iken Ka'be'ye müteveccihen namaz kılardı. Medine'ye hicretten sona Sahre'ye (Kudüs'e) mütevec­cihen namaz ile emrolunnıuştu ki, bunda Yehudileri İslama bir nevi te'nis (alıştırma) vardı."2

 

Mekke'den Medine'ye hicret edinceye kadar, yani on (ya da on üç) yıl boyunca Kudüs'e yönislmeyi aklından geçirmemişken, Medi­ne'ye hicretten sonra kıble yönünü Kudüs olarak seçmesi ve namazı­nı o yönde kılması bundandır. Ne var ki, Müslümanlardan bir kısmı Mekke'deki Ka'be yerine Kudüs'e yönelik olarak namaz kılmayı ya­dırgayıp, yakınmaya başlamışlardır. O zamana kadar Ka'be'ye dönük ibadet ederlerken şimdi birden bire Kudüs yönünde ibadet etmenin anlamsız ve Arap geleneğine aykırı olduğunu söylemeye başlamış­lardır. Bu şekilde konuşanları susturmak için Muhammed, yine Tau­ndan vahiy indi diyerek Kur'an'a ayetler eklemiştir. Bu ayetlere göre güya Tanrı, kıble yönünün değişikliği konusunda şikayetçi olanla­rı beyinsizlikle suçlayıp şöyle konuşmuştur:

 

"(Ey Muhammed)! insanların beyinsizleri 'Yöneldikleri Kıble'den onları çeviren nedir?' diyeceklerdir. De ki, 'Doğu ve

 

2 Elmalılı H, Yazır, age, c.I, s.525.

 

Batı Allah'ındı;: O dilediğini doğru yola eriştirir... Senin yö. neldiğin yönü, peygambere uyanları, cayacaklardan ayın et­mek için, Kıble yaptık" (Bakara Suresi, ayet 142143).

Hemen belirtelim ki, Muhammed, kıble yönünü Kudüs olarak seçmekle ve ayrıca da Yahudilerin yaşam tarzlarından bazılarını be­nimsemekle hiçbir sonuç alamamıştır; çünkü Yahudiler, hiçbir şe­kilde Müslüman olmaya ya da Muhammed'i "peygamber" olarak kabule yanaşmamışlardır. Ve işte bunu anladığı an Muhammed, kıble yönünü değiştirip, Kudüs yerine yeniden Mekke'deki Ka'be'yi kıble yapmış ve artık Kudüs'e değil fakat eskiden olduğu gibi Mek­ke'deki Ka'be'ye yönelik olarak namaz kılmaya başlamıştır; Müslü­manlara da aynı şeyi yaptırmıştır. Fakat bu kez taraftarları: "(Kıble) kah buraya, kah oraya (çevriliyor), bu ne oluyor? (Neden Tanrı sa­bit bir kıble göstermiyor?)" şeklinde konuşur olmuşlardır. Bu şekil­de yakınmalarının nedeni, bir kısım Müslümanların kıble yönü de­ğiştirilmeden önceki yönde, yani ilk kıbleye (Ka'be'ye) doğru na­maz kılarak ölmüş bulunmalarıydı. Bu kişilerin durumu konusunda endişeye kapıldıkları içindir ki: "Vefat eden ihvanımızın (dostları­mızın, arkadaşlarımızın) namazları ne olacak?" diyerek telaşlan­maya başlarlar.3 Bu yüzden İslamı terk edenler olur. Durumun bu şekilde ciddileşmesi üzerine Muhammed harekete geçer: Her şey­den önce şunu bildirir ki, "Allah Müslüman kullarını sınamaktadır ve bu nedenle Allah'ın hiçbir emri onlara ağır gelmemelidir. Ve esa­sen Allah, sebatkar imana sahip olanları ve namazlarını hiç zayi et­meden kılanları zarara uğratmak istemez; bu itibarla kıble değişik­liği olduğunda, değişiklikten önce kılınmış olan namazlar zayi ol­mayacaktır; vefat etmiş olanlar için dahi durum budur!" Bunları söylerken Muhammed, bir de şunu ekler ki, gece gündüz AIIah a dua ederek İbrahim Peygamber'in kıblesi olan Ka'be'yi temenni et

 

3 Buhari'nin Bera'dan (b. Azib) rivayeti için bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı. , c.1'' s.48 vd., Hadis No: 38.

 

mistir ve Allah, Müslüman kullarına mutlaka sabit (değişmez) bir kıble gösterecektir. Bu söylediklerini inandırıcı kılmak maksadıyla bir de, semadan Cibril'i gözetlediğini ve onun getireceği vahyi bek­lediğini ekler. Az geçmeden kıblenin Ka'be'ye (Mescidi Haram'a)4 yöneldiğine dair vahiy indi diyerek Kur'an'a şu ayetleri yerleştirir:

 

"Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın Kıble'ye seni. Ey Muhammed, elbette çevireceğiz.  Yüzünü Mescidi haram cihetine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerini­zi onun yönüne çevirin... Sen Kitap verilenlere her türlü deli­li getirsen, yine de Kıblene uymazlar; sen de onların Kıblesi­ne uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin Kıblesine de uymazlar. Andolsun ki, eğer sana gelen (Kur'an'dan) sonra onların he­veslerine uysarsan şüphesiz o zaman zulmedenlerden olur­sun" (Bakara Suresi, ayet 142143).

 

Görülüyor ki, Muhammed güya Kudüs'e yönelik şekilde namaz kılmaktan pek hoşlanmayıp Ka'be'ye yönelik olarak namaz kılma isteğinde bulunduğunu Tanrı'ya belli etmek için ikide bir yüzünü göğe çevirmiştir. Ve Tanrı, onun bu isteğini fark etmiş ve Kudüs'e yönelik namaz kılmanın kitaplıları (Yahudileri ve Hıristiyanları) et­kilemek bakımından faydasız olduğunu anlayarak kıbleyi tekrar Ka'be'ye çevirmiştir!

 

Dikkat edilecek olursa bu ayetler Tanrı'yı güç durumda kılacak nitelikte şeylerdir. Çünkü bir kere Tanrı, kendisi bakımından son derece kutsal olan Ka'be yerine, kitaplıların (özellikle Yahudilerin) kutsal bildikleri Kudüs'ü kıble yapıyor ve on altı, on yedi ay boyun­ca Muhammed'i ve Müslümanları Kudüs'e yönelik olarak namaz kıldırtıyor! Şunu düşünüyor ki, Kudüs'ü kıble yönü yapmakla kitaplıları (özellikle Yahudileri) hoşnut edecek ve böylece onları ko

 

4 Mescidi haram" deyimi Ka'be'yi de içine alan bir deyimdir. İslamcıların söyleyişiyle "Mescidi haranı, Ka'be'nin kendi değil etrafındaki haremi şerifidir." Bu­rada her türlü "kıtal" (vuruşma, öldürüşme) yasaklandığı için "haram" (harem) sözcüğü kullanılmıştır.

 

laylıkla Müslüman kılabilecektir. Ve on altı, on yedi ay boyunca bekliyor, fakat anlıyor ki Yahudilerin Müslüman olmaya niyetleri yoktur! Yani ne yaparsa yapsın ve ne tür delil getirirse getirsin, on­ları İslama sokamayacaktır. Ve esasen sevgili "Peygamberi" Mu­hammed de ikide bir yüzünü göğe çevirip kendisine: "Ey Tanrım! Ben Kudüs yönünde namaz kılmak istemiyorum; kıble yönünün Kabe olmasını diliyorum" der gibi üzüntüsünü bildirmektedir. Ve işte bütün bunlardan dolayı Tanrı, kıble yönünü Ka'be'den Kudüs'e çevirmekle hata işlediğini fark ediyor ve hatasını düzeltmek üzere bu kez kıbleyi Kudüs'ten alıp Ka'be yönüne çeviriyor!

 

Pek güzel ama şöyle bir düşünelim: Kur'an'da yazılanlara göre Tanrı, her şeyi önceden bilen ve gören, hiçbir şekilde yanılmaz olan bir yaratan değil midir? Her yarattığının ve her kulunun içini dışı­nı bilen değil midir? O halde böyle bir Tanrı, nasıl olur da kıble yö­nünü Kudüs'e çevirmekle kitaplıların Müslüman olmayacaklarını hesap edemez, bilemez? Onların niyetlerini, isteklerini bilmiyor muydu ki? Öte yandan Tanrı, yine Muhammed'in söylemesine gö­re, dilediğini Müslüman yapabilecek güçte değil midir? Örneğin:

 

"Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyete açar..." (En'am Suresi, ayet 125)

diyerek bu güçlülüğünü ortaya vurmuş değil midir? Böyle olduğu­na göre nasıl olur da Yahudileri Müslüman yapmak için uğraşır da yapamaz? Neden onların gönüllerini İslama açamaz? Bunu yapa­mamakla güçsüzlüğünü ortaya vurmuş sayılmaz mı? Üstelik de

 

"... (Ey Muhammed) Sen Kitap verilenlere her türlü delili ge­tirsen, yine de Kıblene uymazlar..."

diyerek güçsüzlüğünü biraz daha pekiştirmiş değil midir?

 

Bütün bunlar bir yana, fakat bir de yukarıdaki ayetlerde Tan­rı'nın Muhammed'e hitaben şöyle dediği yazılı:

 

"Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın Kıble'ye seni. Ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Yüzünü Mescidi haram cihetine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerini­zi onun yönüne çevirin... " (Bakara Suresi, ayet 142143).

 

Bu sözlerden anlaşılan şu ki, Tanrı, hani sanki kıble yönünü Ku­düs'ten Ka'be'ye çevirmek için Muhammed'in istekte bulunmasını beklemiş gibidir. Hani sanki bu işi, onun gözlerini semaya çevirip kendisine: "Ey Tanrı! Ben Kudüs yönünde namaz kılmaktan hoşlan­mıyorum. Kıble'yi babam İbrahim Peygamber'in Ka'he'sine çevir­meni diliyorum" şeklindeki isteği üzerine yapmıştır. Başka bir de­yimle sanki Tanrı, Kudüs'ü kıble yapmak sureliyle işlemiş olduğu hatayı, Muhammed'in uyarması üzerine düzeltmiş gibidir!

 

Ve nihayet bir de şu var: Biraz yukarıda belirttiğimiz gibi kıble yönünün Ka'be'den Kudüs yönüne çevrilmesi yüzünden bazı kişiler şaşkına dönmüş ve örneğin

 

"(Kıble) kah buraya, kah oraya (çevriliyor), bu ne oluyor? (Neden Tanrı sabit bir kıble göstermiyor?)"

 

şeklinde konuşmuşlardır. Müslümanlardan bir kısmı da, kıble deği­şikliğinden önce kılınmış olan namazların geçersiz sayılabileceği endişesine kapılmışlar, örneğin: "Vefat eden ihvanımızın (dostları­mızın, arkadaşlarımızın) namazları ne olacak?" diye yalanmışlar­dır. Ve işte bunun üzerinedir ki, Tanrı yine yukarıda belirttiğimiz gi­bi kıble yönünün değişikliğinden önceki namazların geçerli olduğu­nu bildirmiştir. Şimdi yine düşünelim: Her şeyi önceden bilir ve gö­rür olduğu söylenen bir Tanrı, kıble değişikliği yaparken, daha ön­ceki namazların geçerli olup olmadığı hakkında hiçbir şey söylemi­yor! Kişilerin bu yüzden telaşa düşebileceklerini hesap edemiyor. Ve bunu ancak kişilerden şikayet gelmeye başlayınca anlıyor ve an­cak o zaman gereken tedbiri alıyor!

 

Olacak şey midir bunlar? Tanrı fikrindeki yüceliğe inananlar acaba ne diyeceklerdir bütün bunlara?