Ne var ki, Medine'ye geçtikten az sonra, kendisini Yahudilere peygamber olarak kabul ettirme hevesine kapılmıştır. Çünkü o dönemde Yahudiler meslek sahibi zengin kimselerdi. Muhammed'e ilk
* Yunus Suresi, ayet 86; A'raf Suresi, ayet 29; Bakara Suresi, ayet 114, 1423, 1445. ,Sahihi..., c.VI, s.30.
başlangıçta bir hayli de yardımda bulunmuşlardır. Onları kazanabilmek için, onların geleneklerini benimsemek gerektiğini düşünmüş ve her şeyden önce kıble yönünü değiştirmiş ve Kabe (yani Mescidi Haram) yerine Kudüs'ü (yani Mescidi Aksa'yı) kıble yapmıştır. Yaparken de: "Tanrı bana Kudüs yönünde namaz kılmamızı emretti" demiştir. Çünkü Yahudiler, eskiden beri Kudüs'ü kutsal bilmişler ve orayı kıble edinmişlerdi. Fakat Muhammed sadece Yahudilerin kıblesini benimsemekle kalmamış, bir de onların diğer bazı geleneklerini almıştır; örneğin saçlarını onlara benzer şekilde kestirmeye başlamıştır. Bütün bunları sırf Yahudileri hoşnut edip kazanmak, onları Müslüman yapmak ve onlardan yararlanmak için yapmıştır. Kimi yorumcular, Muhammed'in Kudüs'ü kıble yapıp o yönde olarak namaz kılması konusunda şöyle derler:
"Resulallah... Mekke'de iken Ka'be'ye müteveccihen namaz kılardı. Medine'ye hicretten sona Sahre'ye (Kudüs'e) müteveccihen namaz ile emrolunnıuştu ki, bunda Yehudileri İslama bir nevi te'nis (alıştırma) vardı."2
Mekke'den Medine'ye hicret edinceye kadar, yani on (ya da on üç) yıl boyunca Kudüs'e yönislmeyi aklından geçirmemişken, Medine'ye hicretten sonra kıble yönünü Kudüs olarak seçmesi ve namazını o yönde kılması bundandır. Ne var ki, Müslümanlardan bir kısmı Mekke'deki Ka'be yerine Kudüs'e yönelik olarak namaz kılmayı yadırgayıp, yakınmaya başlamışlardır. O zamana kadar Ka'be'ye dönük ibadet ederlerken şimdi birden bire Kudüs yönünde ibadet etmenin anlamsız ve Arap geleneğine aykırı olduğunu söylemeye başlamışlardır. Bu şekilde konuşanları susturmak için Muhammed, yine Taundan vahiy indi diyerek Kur'an'a ayetler eklemiştir. Bu ayetlere göre güya Tanrı, kıble yönünün değişikliği konusunda şikayetçi olanları beyinsizlikle suçlayıp şöyle konuşmuştur:
"(Ey Muhammed)! insanların beyinsizleri 'Yöneldikleri Kıble'den onları çeviren nedir?' diyeceklerdir. De ki, 'Doğu ve
2 Elmalılı H, Yazır, age, c.I, s.525.
Batı Allah'ındı;: O dilediğini doğru yola eriştirir... Senin yö. neldiğin yönü, peygambere uyanları, cayacaklardan ayın etmek için, Kıble yaptık" (Bakara Suresi, ayet 142143).
Hemen belirtelim ki, Muhammed, kıble yönünü Kudüs olarak seçmekle ve ayrıca da Yahudilerin yaşam tarzlarından bazılarını benimsemekle hiçbir sonuç alamamıştır; çünkü Yahudiler, hiçbir şekilde Müslüman olmaya ya da Muhammed'i "peygamber" olarak kabule yanaşmamışlardır. Ve işte bunu anladığı an Muhammed, kıble yönünü değiştirip, Kudüs yerine yeniden Mekke'deki Ka'be'yi kıble yapmış ve artık Kudüs'e değil fakat eskiden olduğu gibi Mekke'deki Ka'be'ye yönelik olarak namaz kılmaya başlamıştır; Müslümanlara da aynı şeyi yaptırmıştır. Fakat bu kez taraftarları: "(Kıble) kah buraya, kah oraya (çevriliyor), bu ne oluyor? (Neden Tanrı sabit bir kıble göstermiyor?)" şeklinde konuşur olmuşlardır. Bu şekilde yakınmalarının nedeni, bir kısım Müslümanların kıble yönü değiştirilmeden önceki yönde, yani ilk kıbleye (Ka'be'ye) doğru namaz kılarak ölmüş bulunmalarıydı. Bu kişilerin durumu konusunda endişeye kapıldıkları içindir ki: "Vefat eden ihvanımızın (dostlarımızın, arkadaşlarımızın) namazları ne olacak?" diyerek telaşlanmaya başlarlar.3 Bu yüzden İslamı terk edenler olur. Durumun bu şekilde ciddileşmesi üzerine Muhammed harekete geçer: Her şeyden önce şunu bildirir ki, "Allah Müslüman kullarını sınamaktadır ve bu nedenle Allah'ın hiçbir emri onlara ağır gelmemelidir. Ve esasen Allah, sebatkar imana sahip olanları ve namazlarını hiç zayi etmeden kılanları zarara uğratmak istemez; bu itibarla kıble değişikliği olduğunda, değişiklikten önce kılınmış olan namazlar zayi olmayacaktır; vefat etmiş olanlar için dahi durum budur!" Bunları söylerken Muhammed, bir de şunu ekler ki, gece gündüz AIIah a dua ederek İbrahim Peygamber'in kıblesi olan Ka'be'yi temenni et
3 Buhari'nin Bera'dan (b. Azib) rivayeti için bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı. , c.1'' s.48 vd., Hadis No: 38.
mistir ve Allah, Müslüman kullarına mutlaka sabit (değişmez) bir kıble gösterecektir. Bu söylediklerini inandırıcı kılmak maksadıyla bir de, semadan Cibril'i gözetlediğini ve onun getireceği vahyi beklediğini ekler. Az geçmeden kıblenin Ka'be'ye (Mescidi Haram'a)4 yöneldiğine dair vahiy indi diyerek Kur'an'a şu ayetleri yerleştirir:
"Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın Kıble'ye seni. Ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Yüzünü Mescidi haram cihetine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi onun yönüne çevirin... Sen Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de Kıblene uymazlar; sen de onların Kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin Kıblesine de uymazlar. Andolsun ki, eğer sana gelen (Kur'an'dan) sonra onların heveslerine uysarsan şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun" (Bakara Suresi, ayet 142143).
Görülüyor ki, Muhammed güya Kudüs'e yönelik şekilde namaz kılmaktan pek hoşlanmayıp Ka'be'ye yönelik olarak namaz kılma isteğinde bulunduğunu Tanrı'ya belli etmek için ikide bir yüzünü göğe çevirmiştir. Ve Tanrı, onun bu isteğini fark etmiş ve Kudüs'e yönelik namaz kılmanın kitaplıları (Yahudileri ve Hıristiyanları) etkilemek bakımından faydasız olduğunu anlayarak kıbleyi tekrar Ka'be'ye çevirmiştir!
Dikkat edilecek olursa bu ayetler Tanrı'yı güç durumda kılacak nitelikte şeylerdir. Çünkü bir kere Tanrı, kendisi bakımından son derece kutsal olan Ka'be yerine, kitaplıların (özellikle Yahudilerin) kutsal bildikleri Kudüs'ü kıble yapıyor ve on altı, on yedi ay boyunca Muhammed'i ve Müslümanları Kudüs'e yönelik olarak namaz kıldırtıyor! Şunu düşünüyor ki, Kudüs'ü kıble yönü yapmakla kitaplıları (özellikle Yahudileri) hoşnut edecek ve böylece onları ko
4 Mescidi haram" deyimi Ka'be'yi de içine alan bir deyimdir. İslamcıların söyleyişiyle "Mescidi haranı, Ka'be'nin kendi değil etrafındaki haremi şerifidir." Burada her türlü "kıtal" (vuruşma, öldürüşme) yasaklandığı için "haram" (harem) sözcüğü kullanılmıştır.
laylıkla Müslüman kılabilecektir. Ve on altı, on yedi ay boyunca bekliyor, fakat anlıyor ki Yahudilerin Müslüman olmaya niyetleri yoktur! Yani ne yaparsa yapsın ve ne tür delil getirirse getirsin, onları İslama sokamayacaktır. Ve esasen sevgili "Peygamberi" Muhammed de ikide bir yüzünü göğe çevirip kendisine: "Ey Tanrım! Ben Kudüs yönünde namaz kılmak istemiyorum; kıble yönünün Kabe olmasını diliyorum" der gibi üzüntüsünü bildirmektedir. Ve işte bütün bunlardan dolayı Tanrı, kıble yönünü Ka'be'den Kudüs'e çevirmekle hata işlediğini fark ediyor ve hatasını düzeltmek üzere bu kez kıbleyi Kudüs'ten alıp Ka'be yönüne çeviriyor!
Pek güzel ama şöyle bir düşünelim: Kur'an'da yazılanlara göre Tanrı, her şeyi önceden bilen ve gören, hiçbir şekilde yanılmaz olan bir yaratan değil midir? Her yarattığının ve her kulunun içini dışını bilen değil midir? O halde böyle bir Tanrı, nasıl olur da kıble yönünü Kudüs'e çevirmekle kitaplıların Müslüman olmayacaklarını hesap edemez, bilemez? Onların niyetlerini, isteklerini bilmiyor muydu ki? Öte yandan Tanrı, yine Muhammed'in söylemesine göre, dilediğini Müslüman yapabilecek güçte değil midir? Örneğin:
"Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyete açar..." (En'am Suresi, ayet 125)
diyerek bu güçlülüğünü ortaya vurmuş değil midir? Böyle olduğuna göre nasıl olur da Yahudileri Müslüman yapmak için uğraşır da yapamaz? Neden onların gönüllerini İslama açamaz? Bunu yapamamakla güçsüzlüğünü ortaya vurmuş sayılmaz mı? Üstelik de
"... (Ey Muhammed) Sen Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de Kıblene uymazlar..."
diyerek güçsüzlüğünü biraz daha pekiştirmiş değil midir?
Bütün bunlar bir yana, fakat bir de yukarıdaki ayetlerde Tanrı'nın Muhammed'e hitaben şöyle dediği yazılı:
"Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın Kıble'ye seni. Ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Yüzünü Mescidi haram cihetine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi onun yönüne çevirin... " (Bakara Suresi, ayet 142143).
Bu sözlerden anlaşılan şu ki, Tanrı, hani sanki kıble yönünü Kudüs'ten Ka'be'ye çevirmek için Muhammed'in istekte bulunmasını beklemiş gibidir. Hani sanki bu işi, onun gözlerini semaya çevirip kendisine: "Ey Tanrı! Ben Kudüs yönünde namaz kılmaktan hoşlanmıyorum. Kıble'yi babam İbrahim Peygamber'in Ka'he'sine çevirmeni diliyorum" şeklindeki isteği üzerine yapmıştır. Başka bir deyimle sanki Tanrı, Kudüs'ü kıble yapmak sureliyle işlemiş olduğu hatayı, Muhammed'in uyarması üzerine düzeltmiş gibidir!
Ve nihayet bir de şu var: Biraz yukarıda belirttiğimiz gibi kıble yönünün Ka'be'den Kudüs yönüne çevrilmesi yüzünden bazı kişiler şaşkına dönmüş ve örneğin
"(Kıble) kah buraya, kah oraya (çevriliyor), bu ne oluyor? (Neden Tanrı sabit bir kıble göstermiyor?)"
şeklinde konuşmuşlardır. Müslümanlardan bir kısmı da, kıble değişikliğinden önce kılınmış olan namazların geçersiz sayılabileceği endişesine kapılmışlar, örneğin: "Vefat eden ihvanımızın (dostlarımızın, arkadaşlarımızın) namazları ne olacak?" diye yalanmışlardır. Ve işte bunun üzerinedir ki, Tanrı yine yukarıda belirttiğimiz gibi kıble yönünün değişikliğinden önceki namazların geçerli olduğunu bildirmiştir. Şimdi yine düşünelim: Her şeyi önceden bilir ve görür olduğu söylenen bir Tanrı, kıble değişikliği yaparken, daha önceki namazların geçerli olup olmadığı hakkında hiçbir şey söylemiyor! Kişilerin bu yüzden telaşa düşebileceklerini hesap edemiyor. Ve bunu ancak kişilerden şikayet gelmeye başlayınca anlıyor ve ancak o zaman gereken tedbiri alıyor!
Olacak şey midir bunlar? Tanrı fikrindeki yüceliğe inananlar acaba ne diyeceklerdir bütün bunlara?