Şair Düşmanı Görünmeyi ve Aleyhinde Şiir Yazan Şairleri Aşağılatıp Lehinde Konuşanları Mükafatlandırmak Üzere Kur'an'a Ayetler..

Araplar, çok eski zamanlardan beri, şiire karşı olağanüstü ilgi beslemekle ve kudretli şairler yetiştirmekle tanınmışlardır. Olumlu veya olumsuz duygularını, dostluklarını ve düşmanlıklarını genel­likle şiir yoluyla açıklamada ustadırlar. Bununla beraber şairleri, genel olarak "hayal aleminin insanları" sayıp bu yüzden onları cid­diye almaktan kaçınırlardı. Nitekim önceki sayfalarda da belirttiği­miz gibi, Muhammed'e karşı yaptıkları da bu olmuştur; onu "deli bir şair" olarak tanımlamışlar ve Kur'an'ı da onun "karışık ve uy­durma rüyalar"mdan oluşma kitap şeklinde tanıtmışlardır. Bunun böyle olduğunu Muhammed, Kur'an'a yerleştirdiği ayetlerle ortaya vurmuştur. Örneğin Saffat ve Enbiya surelerinde şöyle yazılıdır:

 

"(Onlar) 'Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?' derlerdi" (K. 37, Saffat Suresi, ayet 3637); ".. .Peygamber 'Be­nim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir...' dedi... Onlar, 'Hayır, bunlar karışık rüyalardır; hayır onu uydurmuştur; ha­yır o şairdir...'dediler" (K. 21, Enbiya Suresi, ayet 45).

 

Gerçekten de Muhammed şunu iyi bilmekteydi ki, şair olarak ta­nındığı taktirde ciddiye alınmayacak ve "peygamber" sayılmaya

 

* Yasin Suresi, ayet 2; Hakka Suresi, ayet 4042; Şuara Suresi, ayet 224226; Tür Suresi, ayet 2933; A'ra Suresi, ayet f 175 vs.

 

çaktır. Şair olarak görünmekten kaçınmasının asıl nedeni şuydu ki. eSer şairlerden "peygamber" çıkabilirmiş kanısı yerleşecek olursa, kendisinden çok daha güçlü ve ünlü şairlerin, kendisi gibi ya da kendisine öncelikle "peygamber" sayılmaları gerekecektir. Öte yan­dan ünlü şairlerden bir çoğu kendisini küçümsemekte ve güçlü ka­lemleriyle hicvetmekteydiler. Bu itibarla şairleri ve şiir sanatını kö­tülerdi. Bu nedenlerledir ki, Muhammed hem Tanrı'yı hem de ken­disini şair düşmanı olarak tanıtmayı, şairleri aşağılatmayı, güzel ko­nuşmanın "sihirbazlık" olduğunu anlatmayı, kendisinin de şair ol­madığını açıklamayı, kişisel çıkarları bakımından gerekli görmüş ve Kur'an'a bu doğrultuda ayetler koymuştur. Örneğin kendisinin şair olmadığını, Tanrı'nın kendisine bu niteliği vermediğini anlat­mak için yerleştirdiği ayetler arasında şunları görüyoruz:

 

"Biz Muhammed'e şiir öğretmedik; zaten ona (şairlik) yakış­maz..." (K. 36, Yasin Suresi, ayet, 69);

 

"Kur'an şerefli bir elçinin getirdiği sözdür; o şair sözü değil­dir..." (K. 69, Hakka Suresi, ayet, 4042);

 

"(Ey Muhammed!) Yoksa senin için şöyle mi derler? '(O bir) şairdir.' De ki, 'zamanın onun aleyhine dönmesini bekliyoruz'. De ki, 'gözleyin, ben de sizinle birlikte gözlemekteyim'..." (K. 52, Tür Suresi, ayet 2933.)

 

Öte yandan şairlerin "yalancı" ya da "şaşkın" kişiler olduklarını ve onlara ancak azgın kimselerin uyacağını anlatmak üzere Kur'an'a şu tür ayetler koymuştur:

 

''Şairlere ancak azgınlar uyar; onların her vadide şaşkın şaş­kın dolaştıklarını, yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?..." (K. 26, Şuara Suresi, ayet 224226.)

 

Ayrıca da Kur'an olmayarak bu doğrultuda hükümler (hadisler) bırakmıştır ki, bunlar arasında şairlerden nefret ettiğine dair şunlar vardır:

 

"Benim, Tanrı'nın mahluklarından en ziyade nefret ettiği^ kimseler şair(ler) ve mecnunlardır."1

Fakat bununla da yetinmemiş, bir de şiir sanatını kötülemek üzere şöyle demiştir:

"Sizden birinin karnının içi şiir dolmaktansa irin dolması ha­yırlıdır. "2

 

Şunu da hemen ekleyelim ki, şairleri bu şekilde yermekle yetin­memiştir; iyice güçlendiği andan itibaren şiddet yollarına yönelerek kendisi aleyhinde yazan, kendisini hicveden şairleri kılıçtan geçirt­miştir. Buna karşılık, kendisine itibar eden, kendisini yüceltici şiir­ler yazan şairleri mükafatlandırmış, aynı zamanda onları kendi düş­manlarına karşı birer silah olarak da kullanmaktan geri kalmamış­tır. Bu şairler arasında Hassan bin Sabit gibi Arabın en tanınmış ve etkili şairleri vardır.3

 

Yine bunun gibi, her ne kadar şairleri genellikle "kötü" ve "ya­lancı" olarak tanımlamak üzere Kur'an'a ayetler koymakla beraber, kendisini destekleyen ve savunan şairleri bu tanımın dışında bırak­mayı da çıkarlarına uygun bulmuştur. Örneğin bir yandan Şuara Suresi'ne

 

"Şairlerin ardından (ancak) azgınlar gider (onlar yalancıdır­lar..." (K. 26, Şuara Suresi, ayet 224226.)

 

şeklinde ayetler koyarken, kendi yandaşı olan şairler hakkında aynı surenin aynı ayetlerine şunu eklemiştir:

 

"Ancak iman eden, müşriklerden intikam alan (şairler) baş­ka..." (Şuara Suresi, ayet 224226.)

 

1  Bkz. Taberi, age, 1966., c.II, s.967.

2  Bkz. Sahihi..., c.XII, s.156, Hadis No: 2006; ayrıca bkz. c.II, s.397.

3  Bu konuda bkz. Sahihi..., c.XII, s. 156, Hadis No: 2006 ve c.II, s.397.

 

Başta Hassan bin Sabit olmak üzere kendisini her daim metheden. yücelten şairleri, bol keseden hediyeler ve cariyeler vererek her vesileyle sevindirmiştir. O kadar ki, "Ifk olayı" diye bilinen olayda Ayşe'ye iftirada bulunup da sonra pişman olarak tövbe eden­ler vesilesiyle "Tevbe ile günahlar ortadan kalkmaz" şeklinde kural yerleştirdiği halde, bu dedikodulara katılmış bulunan kendi şairi Hassan bin Sabit'i bundan istisna kılmış,4 üstelik de onu hoşnut et­mek için Habeş kralının kendisine hediye yolladığı iki kızkardeşten birini (Şirin adındaki güzel cariyeyi) ona hediye vermiştir.

Her ne kadar "şiir" denen şeyi "batıldır" diyerek kötülemekle beraber, kendisini övücü, yüceltici şiirleri (ve konuşmaları) "beliğ" ve "helal" şey olarak kabul etmiştir.5

 

4 Taberi, age. 1966, c.II, s.5389; ayrıca bkz. Sahihi..., c.VIII, s.97,

5 “Beliğ" sözlerin "helal" ve "batıl" nitelikleri için bkz. Sahihi..., c.I, s.225 vd. Muhammed'in şairler ve şiir sanatı konusundaki görüşleri ve tutumu konusunda bkz. İlhan Arsel, Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları: Din Adamları.