İşleyeceğim konuyu Turan Dursun 1990’larda kaynaklarında işlemişti. O zaman Diyanet işleri eski başkanlarından sayın Prof Süleyman Ateş’in de buna yanıt niteliğinde iki ciltlik bir çalışması yayınlanmıştı. Diyanet İşlari başkanlığınca terceme edilen Tecrid-i Sarih’te ilgili hadis kısmında ayrıca önemli açıklamalar var. İşleyeceğim konunun asıl kaynağı Kur’an’da zaten vardır. Ayrıca hadis külliyatında da bu konuda çok zengin bir döküman var. İslami kaynaklarda bunun kadar kanıtları hem çok, hem de sağlam olan başka bir konu bulmak hemen hemen mümkün görünmüyor. Konu anlatılınca zaten anlaşılacaktır. Bir de geçmişten günümüze kadar islam otoriterlerince benimsenen ortak bir görüş var; onu anlatacağım. Ayrıc Bediuzzamn Sait Nursi’nin bir noktada fikrini belirteceğim. Bunların hepsi mevzu hakkında ayni şeyler söylemiyor: Hemfikir değiller. Özellikle Turan D ursun farklı, sayın Ateş farklı, İslam camiasındaki görüşle Diyanet’in tercemesindeki anlayış da farklı. Durum bu olunca, konuyu kanıtlarıyla ve her kesimin argümanlarıyla birlikte enine boyuna işlemek istedim. Kanımca yazının sonuna doğru bir şeyler netleşecek.