"Samiri" ve "Zü'1-Kifl" Adlarının Kur'an'a Yanlış Şekilde ya da Ne Oldukları Bilinmeden Alınmış Olmaları Hakkında

Kur'an'ın TaHa ve Enbiya surelerinde "Samiri" ve "Zü'lKifl" adları geçer. Fakat l 400 yıl boyunca İslam bilginleri ve yorumcu­ları, bu adların kime ve neye ait olduğunu bir türlü çözememişler­dir; herkes kendine göre bir tahmin yürütmüştür. Anlaşılan o ki Mu­hammed (ya da Kur'an'ı derleyenler), Yahudilerden ya da Hıristi­yanlardan duydukları masalları yanlış bir değerlendirmeyle Kur'an'a, geçirmişlerdir. Şöyle ki:

 

Kur'an'ın çeşitli surelerinde bölük pörçük olmak üzere Musa ile ilgili olaylar anlatılır. Anlatılırken de Musa'nın Tanrı ile görüşmek üzere dağa çıktığı ve kavminin yönetim işlerini Harun'a (yani kar­deşine) bıraktığı ve bu arada İsrailoğullarının Tanrı'yı unutup buza­ğı heykeline taptıkları hususu ile ilgili bir hikayeye değinilir. Güya Samiri adında bir kişi İsrailoğullarını kandırıp doğru yoldan çıkar­mış ve bu şekilde davranmaya sürüklemiştir. Bu hikaye Kur'an'ın A'raf ve TaHa surelerinde olmak üzere iki ayrı yerde geçer.

 

A'raf Suresi'nde anlatılanlara göre Musa, Tür Dağı'na gittiğinde, kavminin yönetimi işini kardeşi Harun'a bırakır. Fakat kavminin in­sanları, Musa'nın yokluğunda ziynet eşyası diye ne varsa her şeyi ateşte eriterek bir buzağı heykeli yaparlar ve Tanrı'yı unutup bu heykele tapmaya başlarlar (K. 7, A'raf Suresi, ayet 148). Onları böyle yapmaya Samiri adında biri kandırmıştır. Bunu öğrenen Musa üzgün bir şekilde kavmine dönünce:

 

"Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız!"

 

diyerek yakınır ve bütün bunlardan kardeşi Harun'u sorumlu tutar (K. 7, A'raf Suresi, ayet 150). Fakat Harun:

 

"Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüre­ceklerdi" (K. 7, A'raf Suresi, ayet 150)

 

diyerek mazeret diler. Bunun üzerine Musa:

 

"Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla" (A'raf Suresi, ayet 151)

 

diye yalvarır. Bunun üzerine Tanrı şöyle der:

 

"Buzağıyı (Tanrı) edinenler var ya, işre onlara mutlaka Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız" (A'raf Suresi, ayet 152).

 

Bunun üzerine Musa'nın kavmi, yaptıklarından pişman olup:

 

"Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" (A'raf Suresi, ayet 149)

 

diye yalvarırlar.

 

Bu yukarıdaki hikaye, Kur'an'ın diğer bir yerinde TaHa Sure­si'nde yine ele alınmıştır. Fakat burada Tanrı, bir ateş başında Mu­sa'yı karşısına alıp ona olan bitenleri anlatmaktadır. Bu surenin do­kuzuncu ayetinden yüzüncü ayetine kadar olan kısımda Tanrı Mu­sa'ya küçükken anası tarafından nasıl bir sandığa konularak suya bı­rakıldığını, Firavun'un sarayına nasıl alındığını, kardeşi Harun ile birlikte İsrailoğullarına nasıl önder kılındığını uzun uzadıya anlatır. Bu arada bir de Samiri adında birinden söz eder. Şu vesileyle ki Sa­miri güya İsrailoğullarının putperestlik geleneklerini sürdüren bir kimsedir. Halkı Musa ile Harun'un yaymak istedikleri "hak" dinin­den uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Ve işte Samiri adındaki bu kişi, bir aralık Musa'nın Tanrı'dan vahiy almak üzere Tur'a giderken kav­minin başına kardeşi Harun'u bırakmış olmasını fırsat bilerek, böğüren bir buzağı heykeli yapar ve halka onun "Tanrı" olduğunu an­latır; başarılı da olur, çünkü halk ona inanmıştır; hem de öylesine ki, çoğu ziynetlerini eritip buzağı heykellerinin yapımına katılırlar (K. 20, TaHa Suresi, ayet 87). Bunu gören Harun, halkı buzağı heykeline tapmaktan vazgeçirmek ister ve şöyle der:

 

"Ey kavmim! Siz bunun (Samiri'nin) yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Al­lah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz" (TaHa Suresi, ayet 90).

 

Bunun üzerine halk şöyle der:

 

"Biz... Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz" (K. 20, TaHa Suresi, ayet 91)

 

Bu arada Tanrı, olan bitenlere tanık olmakla Musa'ya karşı öfkelenir:

 

"Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevk eden nedir, ey Mu­sa!" (K. 20, TaHa Suresi, ayet 85)

 

diye ona çatar. Bunun üzerine Musa üzüntülü olarak kavmine döner ve Tanrı'nın yolundan ayrıldıkları için halkı azarlar (K. 20, TaHa Suresi, ayet 86). Sonra da Samiri'ye dönerek:

 

"Ya senin zorun nedir, ey Samiri? "

 

der. Samiri de ona:

 

"Ben onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi" (K. 20 TaHa Suresi, ayet 96)

 

der. Anlatmak ister ki Musa'nın yanına gelen Cebrail'in atının bas­tığı topraktan bir avuç alıp ateşe atmış, yani Tanrı'nın ilham ettiği ilmi, bu şekilde kötüye kullanmıştır (TaHa Suresi, ayet 96)1 Bunun üzerine Musa:

 

"Defol! Artık hayatın boyunca 'Bana dokunmayın' diyeceksin. Ayrıca senin için kurtulamayacağın bir ceza günü var..." (TaHa Suresi, ayet 97)

 

l TaHa Suresi, 96. ayetinin açıklaması için bkz. Türkiye Diyanet Vakfı, Kur'an'ı Kerim ve Açıklamalı Meali, s.317.

 

diyerek Samiri'ye lanetler yağdırır.

 

Biraz önce belirttiğimiz gibi yukarıdaki ayetlerde geçen Samin'nin kim olduğu hakkında Muhammed herhangi bir bilgi vermiş değildir. Beyzevi gibi ünlü kaynakların yorumlarına göre Samiri, İs­railoğullarının Samire (ya da "Samiriler") kabilesine mensup bir kim­sedir. Ne var ki Yahudi kaynakların bildirmesine göre o tarihlerde "Samire" (ya da "Samiriler") kabilesi diye bir kavim yoktur ortada. Daha doğrusu Samirelerin kabile haline gelmeleri çok daha sonraki bir tarihe rastlar. Bazı bilginler (örneğin Şeklen adında yabancı bir yazar), "Samiri" adının İbranice "Shamar" kökünden geldiğini ve "Shamar" sözcüğünün ise "muhafız" (koruyucu) demek olduğunu ve şu hale göre bu adın Harun'a, izafetle kullanıldığını söyler. George Sale gibi bilim adamları, Selden'in bu açıklamasını mantıklı bulurlar, çünkü Musa'nın Tanrı ile görüşmek üzere dağa çıktığı sırada kardeşi Harun'un İsrailoğullarına "koruyuculuk" yapmakta olduğunu belirtir­ler. Ve o tarihlerde Samirelerin (Samaritanların) henüz kabile halini almadıklarını kanıtlamak üzere, Samiri adının "Samire kabilesine mensup kimse" şeklinde kabul edilemeyeceğini söylerler.2

 

Hatırlatalım ki Hıristiyanların kitabı olan İncil'de, Samiriyeli lerin isa'yı kendi köylerine kabul etmedikleri yazılıdır (bkz. Luka gö­re İncil, Bap 9: 52). İncil'in bir diğer kitabında da Samiriye'den bir kadının, kendisinden su isteyen İsa'ya:

 

"Sen bir Yahudi, ben de Samiriyeli bir kadınken, nasıl benden su istiyorsun?"

 

diyerek su vermekten kaçındığı anlatılmıştır (bkz. Yuhanna'ya göre İncil, Bap: IV: 78).

 

Anlaşılan o ki Muhammed, Samiri adını Yahudilerden ve Hıris­tiyanlardan duymuş ve fakat onunla ilgili hususları değiştirerek ya da yanlış olarak Kur'an'a koymuştur.

 

***

 

2 George Sale, The Koran, Translated Into English Fronı the Original Arabie, s.310, Not 7.

 

Öte yandan Kur'an'ın Enbiya ve Sad surelerinde adı geçen Zii'lKifl konusunda da yanlışlıklar vardır. Öyle anlaşılıyor ki Muham­med'e katiplik edenler ya da Kur'an'ı derleyenler, Zü'1Kifl adının kime ait olduğundan habersizdiler ve muhtemelen Yahudi din adamlarından duydukları bir peygamber adını yanlış telaffuz ederek (örneğin Yeşu ya da Zekeriya adını, Zü'IKifl yaparak) Kur'an'a sok­muşlardır. Nitekim Enbiya Suresi'nde şöyle yazılı:

 

"(Ey Muhammed!) İsmail'i, İdris'i ve Zii'lKifl'i de (yad et). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdendi" (K. 21, Enbiya Sure­si, ayet 8586).

 

Sad Suresi'nde de bunun tekrarı var:

 

"İsmail'i, Elyesa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (K. 38, Sad Suresi, ayet 48)

 

İslam bilginleri bu ayette geçen Zü'lKifl adının kime ait bulundu­ğu hususunda anlaşamazlar. Kimisi "önceki peygamberlerden biridir" der, kimisi "sabreden kullardan biridir" der, kimisi "Allah indinde en hayırlı olarak seçilmiş kişilerden biridir" der. Beyzevi gibi ünlü yorum­cular yukarıdaki ayetlerde geçen Zii'lKifl'm Yahudi peygamberlerin­den Yeşu, Elias ya da Zekeriya olduğunu söyler. Süyuti gibi yorumcu­lar ise bunun, dinsel görevlere çok bağlı ve devamlı olarak oruç tutan biri olduğunu bildirirler. Mucahid'e isnat edilen rivayette Zü'lKifl, Ya­hudi peygamberlerinden Elyesa 'nın halefi olarak gösterilir. Bazıları onu Eyyüp Peygamber'in oğlu "Şeref olarak tanımlar.3 Taban ise "Tafsir" adlı yapıtında Zü'lKifl'in peygamber değil "salih bir kul" ol­duğunu söyler; güya peygamberden birinin işlerini sadık bir şekilde gördüğü için Tanrı'nın rahmetini kazanmıştır.

 

Fakat her ne olursa olsun bu ad konusunda İslam bilginleri ve yorumcuları farklı ve genellikle yanlış görüşler belirtirler.

 

3 Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.4103.