Tevrat'ta Geçen ve Farklı Dönemlere Ait Bulunan Hikayeler, Sanki Aynı Dönemde Oluşmuş Gibi Gösterilerek Kur'an'a Alınmıştır;...

Kur'an'da, Bakara Suresi'nde Talut, Calut ve Davudin ilgili hi­kayeler anlatılır ki Yahudilerin Tevrat'ından alınmadır. Ne var ki Muhammed ya da Kur'an'ı derleyenler, birbirinden farklı iki döne­min bu birbirinden farklı hikayelerini, birbirleriyle karıştırmış ola­rak Kur'an'a almışlardır.

 

Gerçekten de Tevrat'ın Hakimler adlı kitabında (Bap VI ve VII) Tanrı, güya bir gün Yoaş'ın oğlu Gideon'a:

 

"İsrail'i Midyan'ın elinden kurtar... Mutlaka seninle beraber olacağım"

 

diye bildirir. Fakat İsrail'in bu kurtuluş vesilesiyle şımarmaması iç­in, yani kendi gücü ile kurtulmuş sanıp böbürlenmemesi için Gide­on'a. şu emri verir:

 

"Kavmimin sayısı fazladır, sayıyı azalt."

 

Gideon emredildiği gibi yapar ve kavmine:

 

"Kim korkuyorsa dönsün"

 

* Ahdi Akit'te.

 

diye bildirir. Yirmi iki bin kişi geri döner. Geriye on bin kişi kalır. Fakat Tanrı bunu da fazla bulur ve şöyle emreder:

 

"Onları ırmak kenarına indir ki deneyeyim! Ve seninle gidecek olanları ayırayım. Köpeğin diliyle su içer gibi içenleri bir ke­nara ve dizleri üzerine çökenleri de bir başka tarafa ayır."

 

Bunun üzerine Gideon, kendi adamlarını ırmak kenarına götü­rür. Bunlardan üç yüzü elleriyle suyu ağızlarına götürerek içerler; diğerleri ise su içmek için dizleri üzerine çökerler. Tanrı onların böyle yaptıklarını görünce Gideon'a seslenir:

 

"(Elleriyle ağızlarına götürerek) suyu diliyle içen üç yüz kişi ile (israil'i) kurtaracağım"

 

der. Bu üç yüz kişi ile Gideon Midyaniler'e, karşı savaşır ve koca bir orduyu bozguna uğratır (bkz. Tevrat/Hakimler, Bap VII: 27).

 

İşte Muhammed ya da Kur'an'ı derleyenler, bu hikayeyi Kur'an'a naklederlerken Gideon adını Talat'a çevirerek almışlar fakat alırken Tevrat'ın Birinci Samuel adlı kitabında Saul ile ilgili hikaye ile karıştırmışlardır; muhtemelen Saul'u da Talut yapmışlardır. Zira bu hika­ye Kur'an'a, Muhammed'in söyleyişi olarak şöyle aktarılmıştır:

 

"Talut ordusuyla birlikte ayrıldıktan sonra: 'Doğrusu Allah si­zi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan (eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna) şüphe­siz bendendir' dedi, onlardan pek azı hariç, sudan içtiler..." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 249.)

 

Başka bir deyimle Tevrat'taki hikayeyi Muhammed'e nakleden­ler ya da Kur'an'ı derleyenler, Tevrat'ın Hakimler adlı kitabında Gi­deon ile ilgili olarak yer alan hikayeyi, ad değişikliğiyle aynen al­mışlardır. Ne var ki ayetin bu noktasında, bu hikaye ile hiçbir ilgi­si bulunmayan ve yine Tevrat'ın Birinci Samuel başlıklı bir başka kitabında geçen ve "Samuel", "Saul", "Davud" ve "Calut" ile ilgili bir başka hikayeyi iç içe geçmiş duruma getirmişlerdir. Çünkü Hakimler kitabındaki hikaye, yenilgiye uğrayan Midyan'ın İsrailoğul­ları önünde alçalması ve böylece Gideon'un kırk yıl boyunca ülkeyi huzur içerisinde yönetmesi olayları ile sona erdiği halde, Kur'an'da, sanki Gideon'un ordusu, ırmağı geçtikten sonra Calut'un ordusu ile çarpışmış gibi gösterilmiş ve akabinde Davud'un Calut'u öldürdüğü bildirilmiştir. Oysa ki bu olay, Tevrat'ın Birinci Samuel kitabında, başka bir dönem itibariyle geçer ve Saul'un Filistiler'e karşı savaşmasıyla ilgilidir ki şöyledir: Tanrı, Samuel'i, İsrailoğulları üzerine peygamber yaptıktan sonra Samuel, İsraioğullannın dileği gereğince, Saul'u onlara kral olarak atar. Saul da, Davud adında birini kendine silahtar olarak seçer. Filistiler cenk için ordularını topladıklarında Saul da öyle yapar ve ordusunu Filistilere karşı savaş vermek üzere dizer. Filistinlerin ordugahından adı Golyat (ki Calut'tur) olan biri çıkar ve Saul'un adamlarına meydan okurcasına:

 

"Kendiniz için bir adam seçin de yanıma insin. Eğer benimle cenk edebilir ve beni vurursa, o zaman biz size kul oluruz. Fakat eğer ben onu y ener ve vurursam o zaman siz bize kul olunuz"

 

der (bkz. Tevrat/ I Samuel, Bap XVII: 110). Meydan okuyan Gol­yat'a (Calut'a) karşı Davud, gönüllü olarak ileri fırlar ve onu bir vu­ruşta öldürür. Bunu gören Filistiler kaçmaya başlar; Saul'un asker­leri de onların peşinden koşarak kovalar, sonra dönüp onların ordu­gahını yağma ederler (bkz. Tevrat/I Samuel, Bap XVII: 3154). Hi­kayenin bu kısmı burada böylece biter.

 

Ne var ki bu konuda Muhammed'e bilgi verenler ya da Kur'an'ı derleyenler iki ayrı döneme ait olayları birbirleriyle karıştırmışlardır. Örneğin Gideon Midyanilere karşı savaştığı halde onu Saul sanarak Fi­listilere karşı savaşıyormuş gibi göstermişlerdir. Nitekim Bakara Sure­si'nin yukarıda söz konusu ettiğimiz ayetinin devamı şöyledir:

 

".. .(Talut) kendisi ve kendisiyle birlikte olan inananlar ırma­ğı geçince: 'Bugün Calut'a ve ordusuna karşı koyacak gücü­müz yok' dediler..." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 249.)

 

Bir sonraki ayette de şu var:

 

"Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında: 'Rabbimiz bize sabır ver, sebatımızı arttır, inkar eden millete karşı bize yardım et' dediler. Onları, Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar. Davut, Calut'u öldürdü. Allah, Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi..." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 250251.)

 

Yine tekrarlayalım ki, Tevrat'ta farklı dönemler itibariyle yer ilan hikayeler Kur'an'a, birbirleriyle karıştırılmış olarak alınmıştır. Jünkü bir kere Talut'un, Calut (yani Golyat) ordusuna karşı çıktığı ve bu orduyu bozguna uğrattığı anlatılırken, Gideon ile Saul adları birbiriyle karıştırılmıştır. Şu bakımdan ki ırmağı geçtikten sonra Gideon'un savaştığı ordu Calut'un ordusu değil fakat Midyanilerdir. Calut, Midyanilerden değil fakat Filistiler'dendir. Üstelik o, Filistiler ordusunu yöneten bir kimse değil fakat Filistiler ordusuna men­sup bir pehlivandır. Bu itibarla Kur'an'daki:

 

"Talut ordusu ile birlikte... Calut ve ordusuna karşı çıktıkla­rında..." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 249250)

 

sözleri tamamen yanlıştır.

 

Bir an için Talut adının Saul karşılığı olarak Kur'an'a alındığı­nı kabul etsek bile, yine yanlışlık vardır; çünkü Saul, Tevrat'a gö­re Midyanilere karşı değil, fakat Filistilere karşı çıkmıştır (Tevrat/ I. Samuel XVII: 154); oysa Kur'an'da Midyanilere karşı çıkmış gibi gösterilmiştir; nitekim Bakara Suresi'nin 249. ayetine göre Ta­lut, başka bir dönemin insanı olan Calut'a karşı cihada çıkmış ola­rak gösterilmiştir.

 

Öte yandan bir de şu var ki Tevrat'la anlatılanlara göre Davud, Filistilere karşı cenk etmek üzere vaziyet alan ordunun kumandanı değildir, zira ordu Kral Saul'un ordusudur. Davud bu orduda ku­mandan değil, fakat Saul'un silahtan olarak hizmet gören bir askerdir. Yine bunun gibi Davud, mensup bulunduğu ordu ile birlikte Ca­lut'un ordusuna karşı savaşmış da değildir. Davud'un yaptığı şey, Filistiler ordusunun çok güçlü pehlivanı olan Calut'u taşla ve so­payla vurup öldürmektir. Bunun üzerinedir ki Calut'un mensup bu­lunduğu ordu korkuya kapılmış ve hiç cenge girişmeden kaçmıştır (bkz. Tevrat/1. Samuel, Bap XVII: 18). Oysa ki Kur'an'ın Bakara Suresi'nde (örneğin ayet 249), Davud'un ordusu, Calut'un ordusu ile cenk etmiş ve üstün gelmiş gibi gösterilmiştir ki yanlıştır.

 

Bütün bunlar bir yana, fakat bir de şunu belirtmek gerekir ki Ba­kara Suresi'ndeki yazılışa göre, az sayıda askerle ırmağı geçen Talut'un ordusunun, Calut'u (ve ordusunu) bozguna uğrattığı anlaşıl­maktadır; oysa ki hikayenin Tevrat'taki aslında böyle bir şey yok. Çünkü ırmağı geçerek Midyanilere karşı savaş veren Gideon'dur. Oysa ki Calut Filistiler ordusundandır ve bu ordu, yukarıda belirt­tiğimiz gibi savaş sonucu olmak üzere bozguna uğramamıştır.

 

Bütün bunlar, Kur'an'daki aynı bir ayetin ya da birbirini izleyen ayetlerin kapsadığı yanlışları ortaya vurmaktadır. Kuşkusuz ki bu yanlışlar, Muhammed'in ya da Kur'an'ı derleyenlerin, Yahudi ve Hı­ristiyan din adamlarından duydukları şeyleri, bilerek ya da bilme­yerek değişikliğe"sokmuş olmalarından doğmuştur.