Kur'an'daki "Anlaşılmazlıkların Nedeni, Sadece Ayetlerin "Apaçık" Olmayışı ile Değil, Gelişigüzel ve Karmakarışık Şekilde...

Kur'an'daki ayetlerin ne anlamlara geldiği konusu bir yana, bir de su­relerin ve ayetlerin ne zaman, nerede ve ne amaçla indiğini bilmek olası değil. Daha önce de değinmiş olmakla beraber tekrar hatırlatalım ki, Kur'an üstatları (Bunlar Kur'an'daki tanıma göre, "ilimde yüksek derecelere erişmiş kimseler" diye bi­linirler.) dahi bu konuda birbirlerine girerler. Çünkü, bir kere hangi surenin ya da hangi ayetin önce, hangi ayetin sonra "indiği", nerede ve niçin indiği kesin olarak bilinmez. Biraz ileride ayrıca belirteceğimiz gibi, hangi ayetin ya da surenin ilk ya da en son olarak indiği dahi belli değil. İlk indiği sanılan ayetler ve sureler kitabın başında yer alacak yer­de sonlarına atılmıştır; sonradan indiği söylenenler ise Kur'an'ın başlarındadır. Örneğin, ilk indiği söylenen Alak Suresi, Kur'an'ın başında de­ğil, sonlarında, 96. sırada yer almıştır. Buna karşılık, en son indiği söy­lenen Nasr Suresi, Kur'an'ın sonuna değil, 110. sırasına konmuştur. Öte yandan Kur'an'ın, "Hamd, alemlerin Rabbi, merhametli olan... din gü­nünün sahibi Allah'a mahsustur..." şeklindeki ayetiyle başlayan birinci suresi, Fatiha Suresi adını taşır ve yedi ayetten oluşur. Ve sanılır ki bu sure ve bu ayetler, Tanrı'nın ilk olarak indirdiği şeylerdir. Oysa, Fatiha Suresi, iniş ("nüzul") sırası itibariyle birinci sure değil, beşinci suredir. Fatiha Suresi'nden önce, Alak, Kalem, Müzzemmil ve Müddessir su­relerinin indiği kabul edilir. Alak Suresi, biraz önce dediğimiz gibi, Tanrı'nın indirdiği ilk sure olarak kabul edilir; fakat, bu sure Kur'an'ın en son­larında, 96. sırada yer almıştır. İkinci olarak Kalem Suresi'nin indiği ("nazil" olduğu) söylenir; fakat bu sure, Kur'an'ın yine sonlarına doğru, 68. sıradadır. Müzzemmil Suresi'nin, Tanrı tarafından üçüncü sure olarak indirildiği öne sürülür, fakat bu sure Kur'an'ın 73. sırasındadır. Müddessir Suresi, Mekke döneminde, dördüncü olarak inen sure olduğu halde, Kur'an'ın 74. suresi olarak görünür. Fatiha Suresi 5. olarak indiği söyle­nen sure olduğu halde, Kur'an'ın en başına oturtulmuştur. Kur'an'da Fati­ha Suresi'ni izleyen Bakara Suresi ise, çok yıllar sonra Medine dönemin­de, 87. sure olarak inmiş olduğu halde, Kur'an'ın en başında ikinci sırada yer almıştır.

 

Her ne kadar ilk vahyin Fatiha Suresi olduğunu söyleyenler varsa da, başta Beyzavi ya da Süyuti olmak üzere en ünlü yorumcular, ilk inen surenin, "Ey örtüye bürünen Muhammed, kalk da uyar..." (bkz. Müddessir Suresi, ayet 12) diye başlayan Müddessir Suresi olduğunu söylerler. Bu sure Kur'an'ın 74. süresidir. İddia olunur ki, Muhammed, Hira Dağı'nda "tevekkül" ederken Cebrail'in geldiğini görmüş ve der­hal karısı Hatice'nin yanına dönerek üstüne bir örtü örtmesini istemiş ve işte bundan sonra güya Cebrail kendisine vahiyler getirmeye başlamıştır.(Bkz. Beyzavi'nin yapıtlarına ve ayrıca Gölpınarlı'nın Kur'an çevirisi, s.CXIII, 73: 1; s.CXIV, 74:1.) Bununla beraber ilk vahyin Alak Suresi'nin, "(Ey Mu­hammed) Tanrı'nın adıyla oku!" (Alak Suresi, ayet 1) şeklindeki bi­rinci ayeti olduğunu söyleyenler de vardır.( Turan Dursun, age, c.3, s. 125; ayrıca bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, age, c.8, s.5943.) Alak Suresi ise, Kur'an'ın en sonlarında, 96. sırada yer alan bir suredir.

 

Öte yandan, Maide Suresi'nin 3. ayetinde, "...Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı beğendim..." (Maide Suresi, ayet 3) şeklinde satırlar vardır ki, Tanrı'nın Müslümanlara tüm buyrukları vermiş olduğu kanısını ya­ratmak bakımından en son ayet olma niteliğini taşır. Zira, bu satırları okurken sanırsınız ki, Tanrı, söyleyeceklerini söylemiş, bütün buy­ruklarını kullarına bildirmiş ve artık söyleyecek bir sözü kalmamış­tır. Böyle olunca da bu satırların, Kur'an'ın en sonunda ve son ayeti olarak yer alması gerektiği aşikardır. Oysa, daha önce belirttiğimiz gibi, bu satırlar, Kur'an'ın en sonunda değil, aksine ilk başlarında, 5. sure olarak bilinen Maide Suresi'nin 3. ayetinin satırları arasında gö­rünmektedir. Maide Suresi 120 ayetten oluşuyor. Neden dolayı en son surenin en sonuna konulması gereken bu satırlar, Kur'an'ın başlarında yer alan 120 ayetlik Maide Suresi'nin 3. ayetinin içine sıkıştırılmış­tır, bilinmez! Bütün bunlar göstermektedir ki, ilk indiği söylenen su­reler ve ayetler Kur'an'ın baş kısmında değil, sonlarında; buna karşı­lık, en son indiği kabul edilenler Kur'an'ın başlarında yer almıştır. Bu durum, kuşkusuz ki, hangi ayetin hangi ayetle yürürlükten kaldırıl­dığı hususunu çıkmaza sokmaya yeterlidir.

 

Yine bunun gibi hangi surenin ya da hangi ayetin, Mekke döneminde ve hangilerinin Medine döneminde indiği kesin olarak bilinmez. Nice örneklerden bir ikisini belirtmek gerekirse, Kur'an'da 102. sırada yer alan Tekasür Suresi, bazılarına (örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı'na) göre mekkidir, bazılarına (örneğin, Prof. Gölpınarlı'ya) göre ise, medenidir. Aynı tartışma, 98. sure olan Beyyine Suresi için de söz konusudur. Hele Kur'an'da İsra Suresi adıyla yer alan bir sure vardır ki, "nüzul" (iniş) bakımından, din bilgini diye yüceltilen ve Kur'an'ı hatmetmiş görünen kimselerin dahi içinden çıkamayacakları anlaşılmazlıklarla doludur. 111 ayetten oluşan bu surenin tümünün Mekke'de nazil olduğunu söyleyen­ler yanında, 13. ayetten 80. ayete kadar olan kısmının Medine'de indiği­ni ya da sadece 26., 32., 33., 56. ve 78. ayetlerinin medeni olduğunu ileri sürenler vardır. Öte yandan, bu surenin "İsra Suresi" olarak mı, yoksa "Beni İsrail Suresi" olarak mı adlandırılması gerektiği hususunda da anlaşmazlık bulunmakta. İçinde İsrailoğullarına ait olaylar geçtiği için, bu surenin adının "Beni İsrail" olduğunu Öne sürenler var. Fakat, buna karşılık bazıları, bu surede Muhammed'in bir gece vakti Mekke'den Kudüs'e gidişi (yani miraç olayı) anlatıldığı için, sureye "geceleyin yol yürümek" anlamına gelen İsra adının verildiğini söylerler. Bu surenin bazı ayetlerinin (örneğin, 73. ve 75. ayetlerin) Mekke'de mi yoksa Me­dine'de mi indiği hususu ayrıca önemli tartışmalara konu olmuştur. Bu ayetlerin Mekke döneminde indiğini iddia edenlere göre hikaye şudur: Kabe'de bulunan Haceri Esved'e (Kara Taş'a) kavuşmak ve onu öpmek ihtiyacıyla Muhammed Kureyşlilerden, izin almak ister. Çünkü, Kara Taş, onların koruması altındadır. Kureyşliler ona bu izni vermeye ha­zırdırlar; fakat, izin vermek için Muhammed'in kendi putlarına saygı göstermesini isterler. Eğer putları ziyaret edip saygı izharı yoluyla bu işi yapacak olursa, kendisine dilediği kolaylığı göstereceklerini bildirirler. Kureyşlilerin bu istekleri karşısında Muhammed, bir hayli tereddüde düşer. Zira, onların putlarına saygı gösterecek olursa, bu takdirde, kendi taraftarlarına karşı güç durumda kalacak ve muhtemelen onları kay­bedecektir. Ve işte bu düşünceyle isteğinden vazgeçer ve Kur'an'a İsra Suresi'nin söz konusu şu ayetlerini koyar:

 

"Ey Muhammed! Seni, sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler" (İsra Suresi, ayet 73).

 

"Seni pekiştirmemiş olsaydık... az daha onlara meyledecektin" (İsra Suresi, ayet 74).

 

"O takdirde sana, hayatın da ölümün de kat kat azabını tattırırdık " (İsra Suresi, ayet 75).

 

İşte yukarıdaki hikayeyi benimseyenlere nazaran, İsra Suresi'nin 73. ve 75. ayetlerinin Mekke döneminde inmiş sayılması gerekir. Fakat, buna karşılık Beyzavi ve Celaleddin gibi bazı yorumcular farklı bir hikAyeye yer verirler. Onlara göre, güya Sakif kabilesi, Muhammed'den bazı imtiyazlar sağlamak istemiş ve eğer dilekleri yerine getirilecek olursa kendisine boyun eğeceklerini bildirmişlerdir. Bu imtiyazlar arasında ze­kat verme zorunluluğunun dışında tutulmak, Lat adlı putu muhafaza ede­bilmek ve günün belli saatlerinde ibadet külfetinden kurtulmak gibi şey­ler vardır. Sakif kabilesinin bu isteklerine uyduğu takdirde, kendisine bağ­lanmaya hazır diğer kabileleri kaybedebileceğini ya da onlara da aynı im­tiyazları tanımak gerekeceğini düşünen Muhammed, bu istekleri red­deder ve yukarıdaki ayetleri Kur'an'a yerleştirir. Ve işte bu hikayeye iti­bar edenlere göre, yukarıdaki ayetler Medine döneminde inmiştir.

 

Yine aynı şekilde İsra Suresi'nin 76. ayetinin Mekke'de mi, yoksa Medine'de mi indiğini tartışanlar için farklı hikayeler iş görür. Ayet şöyle:

 

"Memleketinden çıkarmak için seni zorladılar. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirler" (İsra Suresi, ayet 76).

 

Beyzavi gibi yorumculara göre ayet Mekke'de inmiştir; çünkü Mu­hammed'i Mekke'den çıkarmaya zorlayan Kureyşlilerdir. O da on­lardan Bedir Savaşı sırasında ilk intikamını almıştır. Fakat, bazı yorumculara göre bu ayet Medine döneminde inmiştir; çünkü güya Medine'deki Yahudiler Muhammed'e, Suriye'nin peygamberler ülkesi olduğunu söylemişler, eğer gerçekten peygamber ise Suriye'ye git­mesi gerektiğine dair öğüt vermişler ve bu ısrarlı öğütler üzerine Mu­hammed Suriye'ye gidip gelmiştir. Ve işte bundan dolayıdır ki, Ya­hudilerden öç almış, Beni Nadir ve Beni Kureyza kabilelerini kılıçtan geçirmiştir. Görülüyor ki, sure ya da ayetlerin inişi ve iniş yeri, farklı yorumlara sebep olmuş gibidir.