Ana Baba, Çocuklar ve Yakınlar Arası İlişkiler, Muhammed'in Günlük Siyasetinin Gereksinimlerine Göre "Sevgi" ya da"Düşmanlık"...

Muhammed'in Tanrı'dan geldiğini söylediği "vahiy"ler arasında ana ve babaya karşı hayırlı olmak, iyi davranmak doğrultusunda hükümler bulunduğu gibi, düşmanlık salan hükümler de vardır. Ör­neğin Ahkaf Suresi'nde.:

 

".. Biz insana, anasına, babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu karnında zorluğa uğrayarak taşımış, onu güçlükle doğurmuştur..." (K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 15)

 

diye yazılıdır. Bunun gibi İsra Suresi'nde şunları okumaktayız:

 

"Allah anaya, babaya iyilik etmeyi buyurmuştur... Onlar ... senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara .. .acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve 'Rabbim küçükken beni yetiştir­dikleri için sen de onlara merhamet et' de" (K. 17, İsra Sure­si, ayet 2324).

 

Ve işte Kur'an'daki bu tür ayetlere bakılarak sanılır ki, Muham­med, ana baba, çocuklar ve yakınlar arasındaki ilişkileri sevgi ve

 

* Ahkaf Suresi, ayet 15; İsra Suresi, ayet 23, 24; Tevbe Suresi, ayet 23, 24, 113114, 123; Ankebut Suresi, ayet 8: Lokman Suresi, ayet 1415; Mümtehine Sure­si, ayet l, 34, 8; Mücadele Suresi, ayet 22; En'am Suresi, ayet 54; A'raf Suresi, ayet 43; Hadid Suresi, ayet 19; Ahzab Suresi, ayet 58 vd.

 

saygı esasına bağlamış, bu tür duygulan yüce kılmışın Başka bir deyimle ana babaya karşı sevgi, saygı ve yardım şeklindeki davra­nışların nedenini, ana ve babanın kendi çocukları için yüklendikle­ri fedakarlıklara dayatmış gibidir.

 

Ne var ki, gerçek böyle değil; çünkü Muhammed ana ve babaya ya da yakınlara karşı sevgi, saygı ve yardım şeklindeki tutum ve davranış­ları, onların fedakarlıkları esasına göre değil, fakat "Müslüman" olup olmamaları esasına bağlamıştır; gerçeği söylemek gerekirse, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine göre ayarlamıştır. Yani eğer bu ki­şiler Müslüman iseler, onları birbirlerine karşı sevgi, dostluk ve yar­dımlaşma duygularıyla davranmaya çağırmıştır; yok eğer bunlar fark­lı inançta iseler, aralarına düşmanlık salmıştır velev ki, birbirlerine kar­şı fedakarlık göstermiş olsunlar. Eğer ana baba ve çocuklar arası sevgi ve bağlılığı, "fedakarlık" esasına dayatmış olsaydı, bu takdirde inanç farkı nedeniyle ana ve babaya (ya da hısım akrabaya) karşı düşmanlık yaratıcı hükümler koymaz ve herkesten önce kendisi, kendi anasına ve babasına (ve kendisine bir baba gibi bakan amcası Ebu Talib'e) karşı hayırlı bir evlat gibi davranırdı. Oysa Kur'an'a koyduğu ayetlerle, Müslüman olmayan ana ve babaya (ve yakın akrabaya) karşı yakınlık gösterilmesini ve onlar için Tanrı'dan "mağfiret" ve "merhamet" dilenilmesini yasaklamıştır. Bunlardan biri şöyle:

 

"Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin" (K. 9, Tevbe Suresi, ayet 23).

 

Buna benzer bir başka ayet şöyle:

 

"Akraba bile olsalar müşrikler için mağfiret dilemek Peygam­ber'e ve mü'minlere yakışmaz" (Tevbe Suresi, ayet 113).

 

Aynı şeyi "evlatlar" bakımından da öngörmüştür: Yani eğer ev­latlar İslam inancına bağlı değillerse, ana ve babaları onlara karşı sevgi ve yakınlık göstermekten yasaklamıştır. Ve bu hükümlerin Müslümanlar tarafından iyice benimsenmesi için kendinden örnek vermek istemiş, Tanrı'nın kendisine, ana ve babasına mağfiret dile­me izni vermediğini söylemiş, babasının cehennemlik olduğunu bildirmiştir; çünkü Muhammed'in anası Amine ve babası Abdullah, Müslüman olmayarak ölmüşlerdir.

 

Başka bir deyimle Muhammed, her hususta olduğu gibi ana ba­ba, çocuklar ve yakın hısımlar arası ilişkiler hususunda da günlük siyasetinin gereksinimlerini ön planda tutmuştur. Kendisini "pey­gamber" olarak kabul etmeyen ya da İslam imanında olmayan kim­seleri, velev ki bunlar ana ve baba olsunlar, sevgi ve saygıya, ha­yırla anılmaya layık bulmamıştır. Ana, baba ya da kardeş dahi olsa­lar, "kafirlere" karşı hayırlı davranışlarda bulunmayı kafirlik bil­miştir. Bu maksatla Kur'an a:

 

"...Babanız dahi olsa, Tanrı'ya ortak koşan ya da Tanrı'ya düşman olandan uzaklasın, onlara mağfiret dilemeyin..." (Tevbe Suresi, ayet 113114)

 

ya da:

 

"Ey inananlar! Kafirliği severlerse ve küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi de dost edinmeyin; içinizde kim onları severse, onlardır zulmedenler" (Tevbe Su­resi, ayet 23)

 

ya da:

 

"De ki! Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesade uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar toplu­luğunu hidhayete erdirmez" (Tevbe Suresi, ayet 24).

 

"Ey o bütün iman edenler.' Kafirlerin size yakın olanlarıyla çarpışın, hem onlar sizden kalın bir kuvvet görsünler..." (Tev­be Suresi, ayet 123)

 

şeklinde ayetler koymuştur. Bütün bu buyruklar, ana baba. çocuk­lar, kardeşler, eşler, hısım akraba vs. arasında doğal olarak yerleşik bulunan sevgiyi, sırf inanç farkı nedeniyle düşmanlığa dönüştürmüş olmaktadır. Üstelik de bu tür bir düşmanlığa yönelenlere cennetler vaat etmiştir Muhammed. Mücadele Suresi'ne koyduğu şu ayet bu­nun ilginç örneklerinden biridir:

 

"Allah'a ve ahiret gününe inanan toplumun babaları, oğulla­rı, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resul'üne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İste onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları des­teklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere soka­cak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır... İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın tarafında olanlardır" (K. 58, Mü­cadele Suresi, ayet 22).

 

Hatırlatalım ki, hicretin ikinci yılında cereyan eden Bedir Sava­şı, Müslümanlarla onların Müslüman olmayan ana baba ve akraba­ları arasında olmuştur. Bu savaşta en yakın akrabalar birbirlerini öl­dürmüşlerdir. Örneğin Ömer bin Hattab, kendi öz dayısını kılıçtan geçirmiştir. Ali İbn Talib, kendi amcazadesine aynı şeyi yapmıştır. Bunun gibi diğer Müslümanlar da kendi akrabalarını öldürmenin üzüntüsü içerisindeydiler. Ve işte Muhammed, onları üzüntüden kurtarmak için Tanrı'dan geldiğini söylediği yukarıdaki hükümleri sergilemiş, Tanrı'nın böyle istediğini ve onlara güzel cennetleri müjdelediğini bildirmiştir.

 

Kimi kaynaklara göre, yukarıdaki ayetlerden bir kısmı ve özellikle Tevbe Suresi'nin

 

"...Babanız dahi olsa, Tanrı'ya ortak koşan ya da Tanrı'ya düşman olandan uzaklasın, onlara mağfiret dilemeyin..." (Tevbe Suresi, ayet 113114)

 

şeklindeki ayetleri. Muhammed'e babalık etmiş olan Ebu Talib'in. Müslüman olmayı reddederek ölmesi üzerine inmiştir. Kimi kay­naklara göre ise bu ayetler, Mekke Fethinden sonra Muhammed'in bir gün annesinin kabrini ziyaret ve "istiğfar" etmek istemesi ve fa­kat Tanrı'nın bu isteği geri çevirmesi üzerine inmiştir.1 Başka bir deyimle Muhammed, kendisini bu dünyaya getiren anası Amine ye ve babası Abdullah'a ve öksüz kaldığı küçücük yaşlardan itibaren kendisine babalık eden amcası Ebu Talihi, sırf Müslüman imanın­da ölmediler diye "istiğfar" etmemiştir. (Hemen belirtelim ki, "is­tiğfar" deyimi "Tanrı'dan günahların bağışlanması" demek olmakla beraber bazı ulemaya göre "namaz" anlamına da gelir.)2 Ve üstelik bu davranışının isabetli bir davranış olduğunu kanıtlamak maksa­dıyla bir de geçmiş peygamberlerden örnekler vermek istemiş ve Kur'an'a koyduğu bir ayetle şunu bildirmiştir ki, vaktiyle

"İbrahim peygamber" de, putperestlikten ayrılmayan öz babası için "mağfi­ret" dilememiştir; ayet şöyle:

 

"İbrahim'in babası için af dilemesi de (istiğfarı da) sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşma­nı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı..." (Tevbe Suresi, ayet 114).

 

Ve işte Muhammed'in Kur'an'a koyduğu bu tür ayetler nedeniyle, çocukların, Müslüman olarak ölmeyen ana ve babalan için hayır dua etmemeleri, namaz kılmamaları gerektiği gibi, ana ve babanın da, Müslüman imanında ölmeyen çocukları için aynı şeyi yapmaları ve daha doğrusu Muhammed örneğini izlemeleri gerekiyor.

 

Sevgi ve saygı denen şeyi, inanç farkı nedeniyle kısıtlamanın, yok kılmanın, gerçek anlamda sevgi ve saygı ile bağdaşır bir yönü olamaz. Esasında "sevgi" kaynağı olması gereken bir Tanrı'nın, bir yandan:

 

1  Elmalılı H. Yazır, age, c.IIf, s.2627 vd.

2 Elmalılı H. Yazır, age, c.lll, s.2628.

 

".. .Biz insana, anasına, bahasına karşı iyi davranmasını tav­siye etmişizdir; zira annesi, onu karnında zorluğa uğrayarak taşımış, onu güçlükle doğurmuştur..." (K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 15)

 

derken, diğer yandan Müslüman olmayan ana ve babaya ya da kar­deşlere karşı düşmanlık beslemeyi emretmesi ya da ana ve baba için mağfiret dilemeyi yasak etmesi (örneğin Tevbe Suresi, ayet 113), aklın alabileceği bir şey değildir. Çünkü "bağnazlık" ve "hoşgörü­süzlük" ile "gerçek sevgi" bir arada yaşayamaz. "Gerçek sevgi" de­nen şey inanç farkı gözetmez; "gerçek sevgi"ye sahip insan, düşma­nını ve kendisine kötülük edeni dahi sevmekten geri durmaz. Ne var ki, Muhammed "sevgi" konusundaki bütün bu sorunları, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine göre ve büyük bir ustalıkla ayarlamıştır. Hem de öylesine bir ustalıkla ki, örneğin Ebu Bekir'in kızı Esma'ya, "kafir" sayılan anası (Kuteyle'ye) karşı "iyi davran­ması" için Mümtehine Suresi'ne ayetler koyarken (ayet 89),3 Vakkas Olayı'nda aksini yapmış ve çocukları ana ve babaya düşman kılmak için Tevbe (23, 11314) ya da Ankebut (K. 29: 8) veLokman (K. 31: 1415) surelerine hükümler koymuştur.4 Kısaca fikir edin­mek üzere bu iki olayı özetleyelim:

 

A) Esma, "Kafir" Sayılan Anasına Karşı İyi Davranışta

Bulunmak İçin İstekte Bulunuyor; Bu İsteği Kabul Ediliyor (Mümtehine Suresi, Ayet 89)

 

Esma, Ebu Bekir'in kızlarından biri olup İslamiyeti ilk kabul edenlerdendir. Ebu Bekir'in diğer bir kızı Ayşe'nin de ablasıdır. Esma'nın anası Kuleyle. Kureyş'in "müşrik"lerindendi; Müslümanlığı kabul etmediği için kocası Ebu Bekir tarafından boş edilmiş ve

 

3 Bu konu "Muhammed'in Hoşgörü Anlayışı" başlıklı çalışmamızda ayrıca ele alın­

mıştır.

4 Bkz. Sahihi..., c.VIII, s.48.

 

Mekke'de kalmıştır. Bilindiği gibi Ebu Bekir, Muhammed'in ka­yınpederidir (Ebu Bekir'in kızı Ayşe, Muhammed'in en çok sevdiği eşlerinden biridir).

 

Esma, kendisi gibi Müslümanlığı ilk kabul edenlerden alZuhayr b. alAvvam ile evlenmiştir. Fakat kocasının Habeşistan'a gitmesi üzerine ona katılmayıp Mekke'de kalmıştır. Bununla beraber hicret sırasında gerek Muhammed'e ve gerek babası Ebu Bekir'e birçok yardımda bulunmuştur. Örneğin, ikiye böldüğü kuşağını ip yaparak Muhammed'in taşıdığı su kırbasını ve ekmek torbasını bağlamış ve bu nedenle "Zat alNitakayn" (iki kuşaklı kadın) lakabına layık gö­rülmüştür. Yine hicret esnasında Muhammed ile Ebu Bekir'in Medi­ne yakınlarında bir mağarada saklanmaları üzerine, gece gündüz on­lara su ve yiyecek taşımıştır. Hicretten sonra Medine'ye göç edip ora­da yaşamış, uzun süre anası Kuteyle'den uzak kalmıştır.

 

Hicretten sonraki bir tarihte Küfeyle, özlem duyduğu kızı Es­mayı görmek üzere Medine'ye gelir. Fakat Esma, İslam imanında olmayan anasını kabul edip etmemekte tereddüt ettiği için Muham­med'e giderek sorar:

 

"...Müşrike olarak Kureyş'in ahdinde bulunan validem beni görmeye geldi. Ona sıla ve iltifat edeyim mi?"

 

der. Muhammed de ona:

 

"Evet anana sıla et"

 

diye yanıt verir, yani "müşrik" anasına ilgi ve yakınlık göstermesi­ni söyler ve vahiy indi diyerek Kur'an'a şu ayeti koyar:

 

".. Allah, sizi şunlara ihsan ve adalet etmenizden nehyetnıez: Size dinde kıtal etmeyenler; sizi yurdunuzdan çıkarmayan­lar..." (Mümtehine Suresi, ayet 8.)

 

Hemen belirtelim ki, Muhammed bu ayeti, "müşrik"lere karşı hoşgörü gösterilsin ya da "müşrik" ana babaya karşı hayırlı davra­nışta bulunulsun diye koymamıştır; sadece günlük siyasetinin ge­reksinimi olması nedeniyle söylemiştir. Daha doğrusu Esma'ya:

 

"Anana sıla et" şeklinde izin vermesinde gizli bir maksat vardı ki, o da şuydu: Biraz yukarıda belirttiğimiz gibi Esma, ilk Müslüman olan ve hicret sırasında Muhammed'e büyük yardımlarda bulunan bir kadındı. Aynı zamanda Muhammed'in en güvendiği, en değer verdiği Ebu Bekir'in kızıydı. Bütün bunlar bir yana, bir de Muham­med'in en çok sevdiği karısı Ayşe'nin ablasıydı. Bunu bildiği içindir ki, Muhammed Esma'ya olumsuz bir cevap vermenin kendisi bakı­mından yararlı olmayacağını düşünmüştür. Zira Esma'ya "anana sıla ve iltifat etme" demiş olsa, hem Esma'yı, hem Ebu Bekir'i ve hem de Ayşe'yi gücendirmiş olabilirdi. Öte yandan Esmayı hoşnut kılmakla, aynı zamanda Mekke'de müşriklerden birçoğunu kazan­mak gibi birtakım avantalar sağlamak mümkündü. Şu bakımdan ki, Esmanın anası, Mekke'de Müslümanlara karşı olumsuz davranış­larda bulunanlardan ya da saldırganlık yapanlardan değildi; onları hicret etmeye zorlayan kimselerden de değildi. Şu durumda Mu­hammed, Kur'an'a, yukarıda belirttiğimiz gibi:

 

".. Allah, sizi şunlara ihsan ve adalet etmenizden nehyetnıez: Size dinde kıtal etmeyenler; sizi yurdunuzdan çıkarmayan­lar..." (Mümtehine Suresi, ayet 8)

 

şeklinde bir ayet koymakla, hem Esma'ya "Evet anana sıla et" de­yip onu hoşnut etmiş olacak ve hem de kendisine vaktiyle Mek­ke'de fazla zararı dokunmamış kimseleri hoşnut etmiş ve muhteme­len kazanmış olacaktı. Mekke'yi en kısa bir zamanda fethetmeyi ta­sarladığı için, bu tür yumuşak davranışların kendi çıkarlarına yatkın bulunduğunu hesaplamıştır.

 

Öte yandan Kur'an'a koyduğu bu ayet, farklı inançta olanlara ya da müşriklere ve kafirlere karşı düşmanlık beslenmesini öngören hükümleri (örneğin "müşrikleri nerede bulursanız öldürün" şeklin­deki Tevbe Suresi'nin 5. ayetini ve benzerlerini) ortadan kaldırmış değildir. Bu durumda Esma'ya yukarıdaki şekilde yanıt vermesi kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine uygundu.

 

B) Vakkas Olayı Vesilesiyle Kur'an 'a Çocukların Ana Babaya Karşı İsyankar ve Düşman Davranışta Bulunmalarını Öngören Hükümler Yerleştirir (Lokman Suresi, Ayet 15; Ankebut Suresi, Ayet 8)

 

Esma olayında takındığı yukarıdaki tutum ve davranışla ilgili olarak Kur'an'a yerleştirdiği hükümlere karşılık Muhammed, Vak­kas Olayı'nda farklı bir yol tutmuş ve Kur'an'a farklı hükümler koy­muştur. Olay kısaca şöyle:

 

Anasına son derece bağlı ve saygılı olan Sa'd İbni Ebi Vakkas Müslüman olmaya karar verir ve Muhammed'e giderek düşüncesi­ni bildirir. Bundan çok hoşnut kalan Muhammed, kendisine iltifat­ta bulunur. Ne var ki, Vakkas'ın anası Hanne sevgili oğlunun Müs­lüman olduğunu işitince üzülür ve onu bundan vazgeçirmeye çalı­şır; şöyle der: "(Ey oğlum!) Eğer sen bu yeni dini bırakmazsan (ye­min) ederim ki, ben yemem içmem, nihayet ölürüm, sen de benim yüzümden Hey anasının katili diye ben nam olursun." Ve dediği gi­bi, gerçekten de açlık grevine girişir. Kadıncağız iki gün iki gece hiçbir şey yemez, takatten düşer ve ölecek hale gelir. Anasının bu halini gören Vakkas, yalvar yakar olup onu bundan vazgeçirmek is­ter; muhtemelen ana sevgisine yer vererek şeklen dahi olsa: "Pekiyi anneceğim, ben senin dediğini yapacağım, yeter ki sen ölme" deme­ye hazırdır. Onun bu halini sezen Muhammed, önleyici bir tedbir olmak üzere Kur'an'a şu ayeti koyar:

 

"... (Eğer ana baban) seni, körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme..." (Lokman Suresi, ayet 15; Ankebut Suresi, ayet 8).

 

Tanrı'dan böyle bir buyruk geldiğini sanan Vakkas, İslamdan çıkmayacağını söyleyerek anasına şöyle der:

 

"Anneciğim, bilesin ki, Vallahi yüz canın olsa da birer birer çıksa, ben bu dini hiçbir şey için terk edemem; artık dilersen yemek ye, dilersen yeme."5

 

Görülüyor ki Muhammed, anası "müşrik" olan Esma ile anası "müşrik" olan Vakkas'a farklı tavsiyelerde bulunmuş ve Kur'an'a farklı ayetler koymuştur: Esma'ya, "kafir" sayılan anası Kuteyle'ye iyi davranmasını söylerken ve Kur'an'a bu doğrultuda ayetler (ör­neğin Mümtehine Suresi, ayet 8) yerleştirirken, Vakkas'ı, "kafir" sa­yılan anasına karşı insafsızca ve hatta gaddarca davranmaya zorla­mış ve Kur'an'a bu doğrultuda ayetler koymuştur (örneğin Lokman 15, Ankebut 8). Böylece anaları "müşrik" olan iki kişiye analarına karşı farklı davranışları uygun bulmuştur, çünkü bunu günlük siya­setinin gereksinimlerine uygun bilmiştir.

 

Denecektir ki, Vakkas'ın anası oğlunun İslama girmesine engel ol­mak istemiştir; oysa Esma'nın anası böyle bir şey düşünmemiştir ve bundan dolayıdır ki, yukarıdaki ayrım yapılmıştır. Evet ama bu ayrım, Muhammed'in ana ve babaya karşı iyilikle davranılmak gerektiğine dair koyduğu hükme (örneğin, Ahkaf 15, İsra 23) ters düşmüş olmuyor mu? Bu hükümlere göre ana ve babaya (fedakarlıklarının karşılığı ola­rak) sevgi ve saygı beslenilmesi emredilmemiş miydi?

 

Unutmayalım ki, Hanne yaşamı boyunca oğlu için fedakarlık eden ve ömrünü tamamlayıp ölüm döşeğine düşen bir kadın duru­mundadır. Şu hale göre Vakkas'ın ona iyilikle, sevgiyle davranma­sı, hiç değilse ölüme terk etmemesi gerekmez miydi? Velev ki, ana­sı onu İslam olmaktan vazgeçirmeye çalışsa bile!

 

Öte yandan Muhammed'in böyle bir durumda Vakkas'ı karşısına alıp: "Ey Vakkas! Hanne senin anandır; seni karnında dokuz ay ta­şımış ve zorluklarla doğurmuş ve nice fedakarlıklara katlanarak se

 

5 Bu hususlar için bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı..., c.IX, s.375; c.X, s. 195: c.II, s.727: bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3765, 3845.

 

ni büyütmüştür. Ve esasen ana ve babaya karşı iyilikte bulunmak hususunda Tanrı'nın insanlara emri vardır. O halde annenin ölüme gitmesini önlemek için gerekeni yap!" şeklinde bir şeyler söyleme­si beklenmez miydi? Sevgiyi inanç üstü kertede tutması gerekmez miydi? Oysa böyle bir şey yapmıyor; aksine, Vakkas'ı anasına kar­şı düşman duygulara sürüklüyor! Bunu yapmakla insanları, anaları­nın ölümüne aldırış etmeyecek şekilde Müslüman olmaya teşvik et­miş olmuyor mu? Böylece kendi günlük siyaseti uğruna, sınırsız bir hoşgörüsüzlük ortamı oluşturmuş olmuyor mu? Ve sonra bir de: "Tanrı dilediğinin kalbini açar Müslüman yapar" diye Kur'an'a ayet koymamış mıdır (örneğin En'am Suresi, ayet 125). Şu hale göre Tanrı'ya rica edip Hanne'yi Müslüman imanına sokması, onu ölüme terk etmekten daha iyi olmaz mıydı?

 

C) Münafıklar İçin Mağfiret Dilenmesini ve Namaz Kılınmasını Önlemek Maksadıyla Kur'an'a Ayetler Koymuş Olmasına Rağmen Muhammed Sırf Günlük Siyasetinin Gereksinimlerine Uymak İçin Bu Ayetleri Abdullah İbni Übey'in Ölümü Vesilesiyle Uygulamaz

 

Daha önce de değindiğimiz gibi Muhammed, İslamdan gayrı din ve inanaçta olanlar ve münafıklar için (velev ki bunlar ana ba­ba ya da hısım akraba olsunlar) mağfiret dilenmesini ve namaz kı­lınmasını yasaklamış ve örneğin Kur'an'a:

 

"Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsa­lar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygamber'e ve mii'minlere yaraşmaz..." (Tevbe Suresi, ayet 113)

 

şeklinde ayetler koytmuştu. Bu doğrultuda olmak üzere kendisi de, kendi anası Amine, babası Abdullah ve amcası Ebu Talih için. Müslü­man imanında ölmediler diye mağfiret dilememiştir. Ne var ki, günlük siyasetinin gereksinimine uyarak bazı hallerde bu hükmü göz ardı et­mek istediği görülmüştür. Örneğin "münafık" olarak ilan ettiği Abdul­lah İbni Übeyy'in ölümünde, ona mağfiret dilemek maksadıyla:

 

"(Cenaze hazırlanınca) bana haber veriniz, namazını kılayım"

 

demiştir: Sırf onun oğlunu hoşnut kılmak için. Olayın kısa özeti şöyle:

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi Abdullah İbni Übeyy, birçok ne­denle Muhammed'in husumet beslediği ve "münafıkların başı" ola­rak tanımladığı bir kimsedir. Fakat buna rağmen Muhammed, onun ölümünde cenaze namazını kılmak istemiştir. İstemesinin tek nede­ni, onun oğlunun kendisine çok sadık bir yardımcı olmasındandır. İbni Übeyy'in cenaze namazını kılmakla, onun oğlunu hoşnut ede­ceğini ve kendisine biraz daha bağlayacağını hesaplamıştır. Ne var ki, Ömer b. Hattab buna engel olmak için kendisini ikaz eder:

 

"Ya Resulallah" der "(Tanrı) Sizi münafıklar üzerine namaz kılmaktan nehyetmedi mi?"

 

Bu ikazı dinlemek şöyle dursun, fakat Ömer'i sustururcasına Muhammed şöyle yanıt verir:

 

"Ben istiğfar etmekte ve etmemekte muhayyerim" (Yani: "Ben dilediğim gibi davranmakta serbest bırakıldım" demek ister)6 Fakat muhtemelen biraz aşırı gittiğini düşünerek şunu ekler:

 

"(Tanrı bana) 'Habibim! Bu münafıkları sen, ister istiğfar et, istersen etme... Bunlar için yetmiş defa istiğfar etsen, Allah asla onları mağfiret etmeyecektir' buyurmuştur. "7

 

6 Buhari'nin naklettiği bu hadisler için bkz. Sahihi..., c.I V, s.3423, Hadis No: 629.

7 Sahihi..., c.IV, s.342.

 

Yani anlatmak ister ki, İbn Übey'in cenaze namazını kılmakla ona bir şey kazandırmış olmayacaktır, çünkü Tanrı nasıl olsa İbn Übey'e "mağfiret" etmeyecektir. Ama hiç değilse kendisi, yani Mu­hammed İbn Übey'in oğlunu hoşnut etmiş ve böylece onun kendi­sine olan bağlılığının devamını sağlamış olacaktır. Başka bir de­yimle İbn Übey'in cenaze namazını, sırf o anki günlük siyasetinin gereksinimlerini karşılamak için kılmak istemiştir.