Kadınlarıyla Olan İlişkilerini Düzenlemek Üzere Kur'an'a Kendisi İçin Özel Hükümler Koyar

Kırk yaşlarında dul bir kadın olan Harice ile evlendiği tarihte Muhammed, henüz yirmi beş yaşındaydı. Kendisinden on beş yaş büyük bu kadınla evli bulunduğu süre boyunca (ki yirmi beş yılı bu­lur) başkaca hiçbir kadınla ilişki kuramamış, haremine bir başka ka­dın katamamıştır. Bunun nedeni Hatice'ye sevgi ve sadakat besle­mesinden değil, fakat Hatice'nin hem otoriter, hem şahsiyet sahibi ve hem de varlıklı bir kadın olup ona böyle bir şey yapma olanağı­nı vermemesindendir. Fakat Hatice'nin ölümü üzerine iş değişir; aradan ikiüç ay bile geçmeden iki kadınla birden evlenir; bunlar­dan biri Ayşe'dir ki, o tarihte henüz 6 yaşında bir kızdır; diğeri ise Şevde adında dul bir kadındır. Medine'ye hicretten sonra kadınları­nın (ve cariyelerinin) sayısını iki düzineye çıkarır. Bunu sağlamak üzere de Kur'an'a kendisi için özel hükümler koyar: Örneğin başka­larına dörtten fazla kadınla evlenmeyi yasaklarken, kendisini bu ka­yıtlamanın dışında tutar. Bu sayede dokuz ya da on bir kadınla ay­nı zamanda nikahlı olduğu ve ayrıca da cariyelere sahip bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu kadar çok kadınla bir arada yaşamanın ortaya çıkardığı sorunları da Tanrı'dan geldiğini söylediği vahiylerle kendi günlük yaşam gereksinimleri doğrultusunda çözüme bağlamıştır. Bağlarken de onların özgürlüklerini, tıpkı diğer müminlerin eşleri

 

* Ahzab Suresi, ayet 6, 2931, 50, 51, 54, 59; Nisa Suresi, ayet 24, 28: Tahrim Su­resi, ayet 17; Nur Suresi, ayet 426.

 

için yaptığı gibi, hatta daha da fazlasıyla kısıtlamıştır. Buna sebep sınırsız denecek şekilde kıskanç oluşudur. Hemen ekleyelim ki. bu kısıtlamaları her zamanki kurnazlığıyla sanki eşlerine değer ve pg. ye veriyormuş gibi görünerek yapmıştır. Kur'an'a koyduğu şu ayet bunun en ilginç örneklerinden biridir:

 

"Ey Peygamber hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi de­ğilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın... evleri­nizde oturun; eski Cahiliyyede olduğu gibi açılıp saçılma­yın..(vs.)" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 3233).

 

Görülüyor ki, kadınlarını diğer kadınlardan farklı ve üstün kılı­yormuş gibi göstermek üzere: "... Sizler herhangi bir kaçlın gibi de­ğilsiniz..." şeklinde konuşurken, onların özgürlüklerini "edalı" şe­kilde konuşmalarına varıncaya kadar kısıtlamış olmaktadır. Fakat bunun dışında da kendisi için birtakım ayrıcalıklar koymuştur. Ko­yarken de Tanrı'nın kendisine, kadın ve cariye edinmek hususunda zorluk çıkmasını istemediğini anlatmış olmaktadır. Bu konuda kısa­ca fikir edinilmek üzere aşağıya bir iki örnek çıkarıyoruz.

 

A) Başka Erkeklere Dörde Kadar Kadın Alma Hakkı Tanırken Kendisini Bu Sınırlamanın Dışında Tutmak Üzere Kur'an 'a Ayet Koyar (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 50)

 

Şeriat ve Kadın adlı kitabımda etraflıca belirttiğim gibi Muham­med'in söylemesine göre Tanrı, evlenme ve boşanma konusunda Müslüman erkek kullarına fevkalade cömert davranmıştır. Örneğin dörde kadar kadınla evlenmek (ve ayrıca diledikleri sayıda cariye edinmek), evlendiklerini diledikleri gibi boşayabilmek, boşadıklarını tekrar geri alabilmek,' kadınları üzerinde mutlak hakimiyet kurabil

 

1 "Üç talak" ile boşadığı kadını tekrar geri alabilmek için "hülle" yoluna başvur­mak gerekir. Yani boşadığı kadının bir başka erkekle evlenmesi, onunla cinsi mü­nasebette bulunması, sonra ondan ayrılıp kocasına dönmesi gerekir.

 

nıek. onları dövebilmek vs. gibi hususlarda haklar tanımıştır. Ne var ki. Müslüman erkek kullarına dörde kadar kadın alma olasılığını ta­nırken Muhammed'i bu sayı ile sınırlamanııştır. Hatta ona mehirsiz olarak kadın almak gibi bir ayrıcalık tanımıştır:

 

"Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri; seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının... dayının... teyzelerinin kızla­rını ve... mü'minlerden ayrı ve sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin ınehrini peygambere hibe eden mü'mi n kadını al­mam helal kılmışızdır... Allah bağışlayandır, merhamet eden­dir" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 50).

 

Dikkat edileceği gibi Muhammed Tanrı'yı:

 

"Ey Peygamber!... mü'minlerden ayrı ve sırf sana mahsus ol­mak üzere ..."

 

şeklinde ve kendi kişisel çıkarları doğrultusunda konuşuyormuş gi­bi göstermek maksadıyla Kur'an'a koyduğu bu ayeti "Allah bağış­layandır... merhamet edendir" şeklindeki sözlerle noktalamıştır; sanki Tanrı için Muhammed'e bu ayrıcalıkları sağlamak "merha­met" işiymiş gibi! Öte yandan kendisine hediye edilen ya da savaş­larda esir olarak ele geçirip de beğendiği ve kendine seçtiği cariye­leri de Tanrı'nın kendisine "ganimet" olarak verdiği nimetler şeklin­de tanımlamayı ihmal etmemiştir.

 

Aynı anda evli bulunduğu karılarının sayısı on bire ulaşınca, sanki kendisini bu konuda sınırlarmış gibi Kur'an'a:

 

"Ey Muhammed! Bundan sonra sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbiri­sini başka eşle değiştirmen helal değildir" (K. 33, Ahzab Su­resi, ayet 52).

 

diye ayel koymuşsa da (ki bunun daha önceki iki ayetle ilga edildjğj söylenir),2 cariye edinmek hususunda herhangi bir sınır çizmemiştir.

 

B) Kendisi Hakkında: "Eğer Muhammed Peygamber Olsaydı Bu Kadar Çok Kadın Almazdı" Şeklindeki Konuşmaları Önlemek İçin Kur'an'a Ayet Koyar (K. 13, Ra'd Suresi, Ayet 38)

 

Biraz önce değindiğimiz gibi Muhammed, yirmi beş yaşın­dayken Hatice ile evlendiğinde, Hatice kırk yaşını aşkın dul bir ka­dındı. Hatice ile evlendiği tarihten Hatice'nin ölümüne kadar geçen yirmi ya da yirmi beş yıllık süre boyunca, başkaca hiçbir kadınla ilişki kurmamıştır; daha doğrusu kuramamıştır. Yukarıda dediğimiz gibi son derece güçlü bir kişiliğe sahip olan Hatice ona bu olasılığı vermemiştir. Fakat Hatice'nin ölümünden sonra az geçmeden, he­men hemen iki ay sonra, Ayşe ve Şevde ile nikahlanmıştır. Ayşe o ta­rihte henüz 6 yaşında bir çocuk olduğu için onunla gerdeğe gireme­miş, üç yıl beklemek zorunda kalmıştır. Kaynakların bildirmesine göre Ayşe dokuz yaşına bastığı zaman oyuncaklarını toplayıp Mu­hammed'in evine taşınmış ve onunla cinsi münasebete başlamıştır. Sevde'ye, gelince, o dul bir kadın olduğu için c;nsel ilişki bakımın­dan sorun söz konusu olmamıştır. Medine'ye hicret ettikten sonra Muhammed, karılarının sayısını artırma hevesine kapılmış ve bunu sağlayabilmek için Kur'an'a, sırf kendisine özgü olmak üzere ayet koymuş, böylece dörtten fazla kadın alma hakkına sahip olabilmiş

 

2 Kur'an yorumcuları bu ayet konusunda hemfikir değillerdir. Kimine göre daha, on bir kadınla evli bulunduğu sırada artık daha fazla sayıda kadın almaması içi" konduğunu söylerler. Buna karşılık Beyzavi, Zemakşeri, Celaleddin gibi ünlüler bu ayetin daha önceki iki ayet ile ilga edildiğini bildiriler. Fakat her ne olursa ol­sun cariye sayısının sınırsız bırakıldığında tereddüt yoktur.

 

tir bu ayet sayesinde karılarının sayısını giderek artırmaya başlamış, birbirinden güzel kadınlarla evlenmiş, ayrıca da cariyeler edinmiştir. Yirmiden fazla kadını nikahına aldığı, aynı anda on bir kadınla evli bulunduğu olmuş ve ayrıca da cariyeler kullanmıştır.3

ve işte onun bu kadar çok kadın edinmiş olması nedeniyle çevre­de ileri geri konuşanlar olmuştur; kadına ve şehvetine düşkün bir kimsenin gerçek bir peygamber sayılamayacağı öne sürülmüştür. Özellikle Hıristiyanlar, kendi peygamberleri olan İsa'nın şehevi duygulardan uzak kaldığını, hiçbir kadınla yatmadığını örnek ve­rerek şöyle demişlerdir:

 

"Eğer Muhammed 'peygamber' olsa idi, böyle kadınlarla meş­gul olup evlad ve lyal (çoluk çocuk vs.) ile uğraşır mı idi? Yah­ya ve İsa gibi onlardan (kadınlardan) sarfı nazar edip tecerrüd hayatı yaşaması (gerekmez miydi)?4

 

Onların bu şekilde konuşmalarına karşı Muhammed, Adem'den Nuh'a, İbrahim'e, Musa'ya, Davud'a vs. varıncaya kadar diğer bir­çok peygamberin çok sayıda (hatta yüzlerce) kadınla yaşadıklarını örnek vermek maksadıyla Kur'an'a şu ayeti koymuştur:

 

"(Ey Muhammed.1) Andolsun senden önce de Peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik..." (K. 13, Ra'd Suresi, ayet 38.)

 

Dikkat edileceği gibi bu ayete göre Tanrı, hani sanki kendi pey­gamberlerinin aşırı sayıda kadınla evli olmuş olmalarıyla övünür gibidir; hem de yeminler ederek ve sırf Muhammed'in çok sayıda­ki evliliklerini meşru gösterebilmek için!

 

3 Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın.

4 Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.IV, s.3000.

 

C) Mehir Vermeden Evlenebilmek ya da Eşlerini Dilediği Şekilde Boşayabilmek, Boşadıklarını Hüllesiz Geri Alabilmek Maksadıyla Kur'an'a Kendisi İçin Özel Hükümler Koyar (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 5051; Nisa Suresi, Ayet 24)

 

Hoşlandığı kadınları dilediği gibi ve kolaylıkla haremine kata­bilmek ya da evli bulunduğu kadınları dilediği gibi boşayabilmek ve boşadıktan sonra dilediği gibi geri alabilmek gibi hususlarda Muhammed, kendisini başkalarının sahip olamayacakları ayrıcalık­larla donatmıştır. Bu ayrıcalıklar arasında mehir vermeden ve "sadaksız olarak" nikah yapabilmek ya da hülle şartına bağlı kalmadan boşayabilmek gibi haller vardır.

Gerçekten de Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, Müslüman erkek kullarına mehir verme zorunluluğunu yüklemiş ve şöyle de­miştir:

 

"(Kadınlardan) yararlandığınıza mukabil kararlaştırılmış olan mehirlerini verin"

(K. 4, Nisa Suresi, ayet 24).

 

Dikkat ediniz, Muhammed'in anlayışına göre evlilik denen şey erkeğin kadından "yararlandığı" ve bu yararlanma karşılığında ona belli bir miktar para (mal vs.) ödediği bir kuruluştur. Bu yararlan­ma, sadece kadının ev hizmetlerini görmesi bakımından değil fakat aynı zamanda erkeğin şehvet gailesini gidermek bakımından da söz konusudur.

 

Kadına mehir ödenmesini oldukça önemli saymış olmalıdır ki, Muhammed Araplar arasında kızlarını, kız kardeşlerini ya da akra­ba karılarını mübadele etmek suretiyle yapılan ve "sigar" tabir edi­len evliliklerde bile kadının değer bedelinin verilmesini emretmiş ve "Müslümanlıkta mehir siz değişmek suretiyle nikah yoktur" de­miştir.5 Bununla beraber mehir verme zorunluluğunu yumuşatıp er­keklere kolaylık sağlamayı ihmal etmemiştir; bu yoldan onları ken

 

5 Müslim'in rivayeti için bkz. Sahihi..., c.XI, s.290.

 

dişine minnettar ve dolayısıyla boyun eğer durumda kılacağını he­sap etmiştir. Bu nedenle, bazı hallerde pek az değer karşılığı mehir ile kadın alma olasılığını sağlamıştır. Örneğin iki tarafın anlaşma­sıyla mehri azaltmanın, hatta yok saymanın mümkün olduğunu an­latmak üzere şu hükmü koymuştur:

 

"Mehr tesmiye olunduktan sonra her ikinizin gönü! hoşluğu ile yaptığınız tenzil veya ibrada günah yoktur."6

 

Söylemeye gerek yoktur ki, karısı üzerinde her türlü baskı ola­sılığına sahip bulunan koca, şu ya da bu şekilde onu böyle bir an­laşmaya sürüklemekte güçlük çekmez.

 

İşte erkeklere tanıdığı bütün bu kolaylıkları ve haklan kendisi bakımından yeterli bulmamış olmalıdır ki, Muhammed onlardan ayrı, sırf kendisine özgü ayrıcalıklar yaratmıştır. Başka erkeklere, evlenebilmek için, mehir verme zorunluluğunu yüklediği halde kendisini bu zorunluktan uzak tutmuş ve mehir vermeksizin, sadaksız olarak nikahı kendisine helal kılabilmek üzere Kur'an'a biraz yukarıda belirttiğimiz ayeti koymuştur:

 

"Ey Peygamber!... nikahlanmayı dilediğin taktirde, mü'minlerden ayrı ve sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygamber'e hibe eden mü'min kadını sana helal kılmışız­dır" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 50).7

 

Sırf kendisine özgü olarak yerleştirdiği bu hükme dayanarak mehir vermeden kadın aldığı çok olmuştur. Söylendiğine göre Meymune binti Haris, Zeyneb binti Huzeymetel, Ümmi şerik binti Cabir ve Havle binti Hakim adındaki kadınlarını mehirsiz almıştır, çünkü güya bu kadınlardan her biri, kendilerini Muhammed'e hibe etmiş1lerdir.8 Her ne kadar İbn Abbas gibi kaynaklar, Muhammed'in me­hir vermeden hiçbir kadınla evlenmediğini iddia etseler de yalandır.

 

6 Bu hükmün yorumu için bkz. Sahihi..., c.XI, s.280.

7 Bu konudaki hadisler için bkz. Sahihi..., c.II, s.309.

8 Elmalılı H. Yazır, age, c.V,s.3914.

 

Çünkü en sağlam kaynaklardan öğrenmekteyiz ki, Muhammed baş­la S afi ve olmak üzere birçok kadınını mehir vermeden almıştır. Sehl İbni Sa'd'ın şöyle bir rivayeti var:

 

"Bir kadın gelerek (Peygamber'e) 'Ya Resulallah! Ben cenabıniza nefsimi hibe etmek (ve kadınlık kıymetimi mehirsiz bağış­lamaya) geldim' demişti. (Peygamber) gözünü kadına doğru kaldırıp tasrih, sonra da indirip başım eğmiştir."9

 

Muhammed'in bu son derece bencil ve bencil olduğu kadar da olumsuz tutumu, Ayşe'yi öylesine rahatsız etmiştir ki, bir gün Mu­hammed'e: "Bir kadının mehirsiz nefsini hibe etmesi yakışmaz" de­mekten kendisini alamamıştır. Onun bu sözlerine karşılık olmak üzere Muhammed, kendisine Tanrı'dan buna izin geldiğine dair ayet indiğini bildirince, Ayşe şöyle demiştir:

 

"Allah (kadınlarının arzusunu değil) ancak senin arzunun ta­hakkukuna müsahale ediyor (kolaylık gösteriyor)"10

 

Ayşe'nin bu sözleriyle ilgili bir başka rivayet ise şöyledir:

 

"Öyle inanıyorum ki, Rabbin arzun konusunda seninle yarışı­yor"11

 

Öte yandan bazı hallerde, "esir" olarak ele geçirip de güzelliği­ne kapıldığı ve evlenmek istediği kadınları azat etmek ve ettikten sonra azatlamayı "mehir" karşılığı saymak suretiyle de, mehirsiz olarak kadın alma şıkkını tercih etmişir. Örneğin Hayber Seferi'nde Ibnü Ebi'lHakik kalesini fethedince ele geçirilen esirler arasından Safıye'yi kendisine ayırmış ve onunla nikahlanmıştır. Nikalandıktan sonra onu kölelikten azat edilmiş saymış ve kölelikten azatı da onun mehrine karşılık tutmuştur.12

 

9 Bkz. Sahihi..., c.XI, s.296, Hadis No: 1804.

10 Bu hadis için bkz. Sahihi..., c.XI, s.1512, Hadis No: 1721.

11  Siyer İlm İshak, Akabe Yayınlan, İstanbul 1988, s.326.

12 Siyer İbn İshak, Akabe Yayınları, İstanbul 1988, s.324.

 

Bundan başka, yine sırf kendisine mahsus olmak üzere, amcala­rının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarıyla evlenebilmek, dilediği zaman bunları boşayabilmck, boşadıklarını hüllesiz olarak geri alabilmek gibi kolaylıkları da ihmal etmemiştir. Kur'an'a bu maksatla koyduğu ayetlerde, "hiçbir zorluğa uğramaması için" Tan­rı'nın kendisine bu hak ve imtiyazları ihsan ettiğini açıklamıştır. Açıklarken de Tanrı'yı "Allah bağışlayandır, merhamet edendir" şek­linde konuşur göstermekten geri kalmamıştır; sanki bunları yapmak, Tanrı için bir "bağışlama" ya da "merhamet" işi olabilirmiş gibi! Gerçeklen de bu konuda Kur'an'a koyduğu ayetler şöyle:

 

"Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin zevcelerini, harp esirle­rinden Allah'ın sana verdiği cariyeleri, amcanın, halanın, da­yının, teyzenin seninle beraber hicret eden kızlarını sana he­lal ettik.. Mü'min bir kadın, kendini (mehirsiz) Peygamber'e bağışlar, Peygamber de onunla evlenmek isterse bunu da, mü'minlere şamil olmamak ve sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Müminlerin zevceleri, cariyeleri hakkında onlara ne­ler farz ettiğimizi elbet biliriz. Sana bir sıkıntı gelmesin diye onları sana mahsus kıldık. Hak Teala yargılayıcı ve bağışlayı­cıdır" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 50).

 

"Ey Muhammed! Bunlardan istediğini bırakır, istediğini ala­bilirsin. Boşamış olduklarında da arzu ettiğini almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onları gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını sağ­lar" (Ahzab Suresi, ayet 51).

 

Söylemeye gerek yoktur ki, kendisini bu ayrıcalıklarla donatır­ken, hem dilediği sayıda kadın (ve ayrıca cariye) edinmek ve hem de karılarını kendisine boyun eğdirtmek olanağına kavuşmuştur. Bundan dolayıdır ki, sayıları iki düzineyi bulan kadınla evlenmiş, bunların on biri ile aynı zamanda buluştuğu haller olmuştur; ayrıca da sayısı bilinmeyen cariyeye sahip olmuştur ki, bunlar arasında Mariya en fazla scvdiklerindendir. Her ne kadar Kur'an'a:

 

"Ey Muhammed! Bundan sonra sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbiri­ni başka bir eşle değiştirmen helal değildir" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 52)

şeklinde bir ayet koymuşsa da, bazı yorumcular bunun, biraz yuka­rıya aldığımız hükümlerle kaldırılmış olduğunu söylerler. Bazı yo­rumculara göre ise bu ayet, Muhammed'in on bir kadınla evli bu­lunduğu sırada ve onun artık başkaca bir kadınla evlenmemesi için inmiştir.(Bunu söyleyenler arasında Beyzavi, Zemakşeri, Celaled­din vs. gibi ünlüler var.) Fakat yorumcular ne söylerlerse söylesin­ler durum şudur ki, söz konusu ayetler cariye sayısını sınırlandırmamıştır; dilediği sayıda cariye edinme imkanı varken, evlenebile­ceği kadınların sayısını sınırlandırmanın elbetteki anlamı yoktur.

 

D) Boşadığı Karılarını "Hüllesiz" Olarak Geri Almak Hususunda Tanrı'nın Kendisine Özel Ayrıcalıklar Tanıdığını Söyler (Ahzab Suresi, Ayet 51, 53; Tahrim Suresi, Ayet 5)

 

Müminleri (Müslüman erkekleri) kendisine kolaylıkla boyun eğdirtebilmek maksadıyla Muhammed, çeşitli usullerle onları hoş­nut kılmaya çalışırdı. Bu usullerden biri, kadınları erkeklerin ege­menliğine terk etmekti; bunu sağlayabilmenin en etkili yollarından biri de, erkeklere mutlak (adeta kayıtsız ve şartsız) bir boşama hak­kı tanımaktı. O kadar ki, getirdiği sistemde erkeğin, hiçbir sebep göstermeden karısına "seni boşadım" ("boş ol", "sen boşsun") ya da buna benzer şekilde konuşması, evliliğin tek taraflı olarak son bul­ması ve kadının evden atılması için yeterlidir. Bu hususta Kur'an'a koyduğu ayetlerden biri şöyle:

 

"(Erkekler) eğer boşamaya karar verirlerse, kuskusuz Tanrı işitir ve bilir..." (Bakara Suresi, ayet 227.)

 

Dikkat edileceği gibi burada, boşama kararının erkeğe ait bu­lunduğu vurgulanmakta. Oysa ki, Muhammed'in kötülemek mak­sadıyla "Cahiliye" diye tanımladığı dönemde (yani İslam öncesi dönemde) kadınlar tıpkı erkekler gibi boşama hakkına sahiptiler; bu nedenle erkeğin kadın üzerindeki egemenliği mutlak değildi. Nitekim Muhammed bile, boşama ile ilgili hükümleri getirmeden önceleri bazı karılarının kendisini boşamaya kalkmaları nedeniyle bir hayli sıkıntılı anlar geçirmiştir. Kadını boşama hakkından yok­sun kılıp bu hakkı erkeğin tekeline bırakmakla, erkeklerin kadınlar üzerindeki saltanatını kolaylaştırması ve bu nedenle Kur'an'a yuka­rıdaki ayeti (ve benzerlerini) koyması bundandır, (Örneğin bkz. Bakara Suresi, ayet 226233; Nisa Suresi, ayet 20 vs.) Söylemeye gerek yoktur ki, bu hükümleri aynı zamanda kendisinin de yararı­na olmak üzere koymuştur.

 

Fakat bu arada kendisine özgü bir ayrıcalık yaratmıştır ki, o da "talakı selase" (üç talak ile boşama) ve "hülle" adıyla yerleştirdiği uygulamadan kendisini istisna kılmasıdır. "Talakı selase" denen şey, erkeğin üç "talak" ile (örneğin "seni üç kez boşadım" diyerek) karısını boşamasıdır. Bu şekilde boşadığı bir kadını tekrar alabilme­si için, kadının yabancı bir erkekle evlenmesi, onunla cinsi müna­sebette bulunması ve sonra o adamının kendisini boşamasını bekle­mesi gerekir. Ve ancak bu takdirdedir ki, koca boşamış olduğu ka­dınla yeniden evlenme olasılığına kavuşur (bkz. Bakara Suresi, ayet 229230). Söylemeye gerek yoktur ki, böylesine acayip bir sistemin akla ve vicdana yatkın bir yönü olmadıktan gayrı, gerek kadın ve gerek erkek bakımından azap verici yönleri çoktur.13 "Cahiliye" dö­neminde olmayan bu usulün neden dolayı Muhammed tarafından yerleştirildiği hususu, ayrıca tartışılabilecek bir konudur. Fakat

sebep ne olursa olsun şu muhakkak ki, "hülle" sistemi, hiç günahı olmadan boş edilmiş bir kadını, tekrar eski kocasına dönebilmek için, bilmediği ve istemediği bir erkekle evlenmek, onunla cinsi münassebette bulunmak, ondan ayrılmak gibi bir azaba sokarken erkeği de, başkasının koynuna girmiş olan eski eşini geri almak gi­bi pek üzüntü verici bir ruh haletine sokar. Ne var ki, Muhammed her hususta olduğu gibi "hülle" konusunda da kendisine ayrıcalık­lar yaratmıştır. Kur'an'a koyduğu ayetlerle kendisini "hülle" siste­minin azizliklerinden uzak kılmıştır:

 

"(Ey Muhammed!) ., .Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur.... " (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 51.)14

 

Ayetin bir başka okunuşu şöyle:

 

".. .Onlardan ... azleylediğinden de arzu ettiğinde sana günah yoktur..."15

 

E) Kanlarının Kendisinden "Dünya Dirliği ve Süsü... Ziynet Elbiseleri" vs. Gibi İsteklerde Bulunmalarını Önlemek İçin (ya da Başka Vesilelerle) Boşama Tehdidinde Bulunur. Boşadığı Kadınlarının Yerine Tanrı'nın Kendisine Daha İyilerini Bulacağına Dair Söz Verdiğini Söyleyerek Bu Tehditlerini Daha da Etkili Kılmaya Çalışır. (K. 66, Tahrim Suresi, Ayet 5; K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 28)

 

Birçok olay vesilesiyle Muhammed, evli bulunduğu karıların­dan bazılarıyla ya da tümüyle küsüşmüştür. Örneğin cariyesi Man­ya ile Hafsa'nın odasında cinsi münasebette bulunurken Hafsa tara­fından yakalandığı zaman Hafsa'dan bunu sır olarak tutmasını iste

 

14  Bu çeviri için bkz. S/ver İbn İshak, Akabe Yayınları, İstanbul 1988, s.326.

15  Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3909.

 

miş, fakat Hafsa sırrı diğer kadınlara yayınca Mııhaınmed hem onunla ve hem de diğer kanlarıyla küsüşmüş, bir ay boyunca yan­larına gitmemiştir. "Gerdanlık olayı" vesilesiyle Ayşe'ye darılmış, bir ay süre ile onunla konuşmamıştır. "Bal şerbeti" olayında da ay­nı şey olmuştur. İlerideki sayfalarda bu olaylara yer vereceğiz ve göreceğiz ki, Muhammed kanlarıyla küsüştüğü zamanlar, bir süre onlardan ayrı kalır ve onların gelip kendisinden özür dilemelerini, yalvar yakar olmalarını beklerdi. Fakat ne var ki. çoğu zaman bek­lediği gibi olmaz ve bu yüzden hırçınlasın hırçınlığını üzüntü şek­linde ortaya vururdu. Nitekim daha önce değindiğimiz gibi, "bal şerbeti" olayı vesilesiyle ya da Hafsa'nın odasında Mariya ile se­vişirken yakalanması üzerine karılarının tümü ile küsüşmüş ve bir ay boyunca kadınlarından yalvarıp yakarma diye bir şey görme­miştir. Gerdanlık olayında da Ayşe'den suçunu itiraf etmesini bek­lemiş, etmediği için bir ay boyunca ondan uzak kalmış ve fakat so­nunda dayanamayıp onunla barışmıştır.16 Ve işte bütün bu vesile­lerle şunu anlamıştır ki, kanlarını kendisine mutlak şekilde boyun eğer, tevbe eder, kulluk eder durumda tutabilmek için bir şeyler yapmak gerekir. Her ne kadar karılarım dilediği gibi boşamak hak­kına sahip olmakla beraber bunun yeterli olmadığını anladığı için­dir ki, Kur'an'a, şu ayeti koymuştur:

 

"Ey Peygamber'in eşleri! Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, siz­den daha iyi olan... boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden... dul ve bakire eşler verebilir" (K. 66, Tahrim Suresi, ayet 5).

 

Başka bir deyimle Muhammed, Tanrı'nın kendisine, onlardan da­ha güzel, daha iyi ve üstelik her zaman için boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden kadınlar bulup evlendireceğine dair bu ayeti koymakla sahip bulunduğu boşama yetkisini pekiştirmiş olmaktaydı. Böylece karılarına şunu anlatmış olmaktaydı ki, kendilerini boşadığı taktirde Çok daha iyi, çok daha cazip evlilikler yapma olanağına sahiptir.

 

Öte yandan karılarının ikide bir kendisinden giysi ya da ziynet cinsi şeyler istemelerini ya da daha iyi bir yaşam tarzı beklemeleri­ni önlemek için boşama tehdidi niteliğinde olmak üzere Kur'an'a şu ayeti koymuştur:

 

"Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: 'Eğer dünya dirliğini ve ' süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerini­zi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim" (K. 33, Ahzab Sure­si, ayet 28).

 

Görülüyor ki, Muhammed evlilik yaşamının en basit sorunları vesilesiyle dahi karılarını "boşama" tehdidi altında tutmak gibi bir yol seçmiştir: Hani sanki onları "sade" ve "alayişsiz" bir dünya ya­şamına ikna edebilmek için başkaca bir yol yokmuş gibi! Hem de bütün bunları da Tanrı'nın kendisine verdiği talimat ile yaptığını söyleyerek!

 

Kur'an yorumcularına göre Muhammed, yukarıdaki ayeti koy­makla, kendi evinde dünya "alayişine" ve "dünyanın geçici zinetlerine" yer vermemek istemiş ve bu yoldan başkalarına (özellikle ik­tidar sahiplerine) kendinden örnek yaratmıştır.17 Oysa bu ayetin başkalarına örnek yaratmakla hiçbir ilgisi yok. Olsaydı başkalarını da kapsayacak şekilde apaçık bir ifadeyle hazırlanmış olurdu. Öte yandan bir de şu var ki, Muhammed'in karılarının istedikleri şey, öyle aşırı nitelikte şeyler değildi; bütün istedikleri, günlük geçim koşullarının daha iyi bir şekle sokulmasıydı. Çete saldırıları ve sa­vaşlar sonucu elde edilen ganimetler sayesinde Muhammed'in mad­di ve mali durumu çok iyileşmiş olduğu içindir ki, karıları yıllar bo­yu çektikleri sıkıntıdan kurtulup rahat bir yaşama kavuşmak iste­mişlerdir; kuşkusuz ki, bu onların hakkıydı. Ne var ki, hareminde bir düzineye yakın kadın bulunduğu için, onların isteklerini karşıla­mak Muhammed'e güç görünmüştü. Bundan dolayıdır ki, yukarıda­ki ayeti koymak ihtiyacını duymuştur. Eğer hareminde bu kadar çok

 

17 Bkz. Diyanet Vakfı, Ahzab Suresi, ayet 28.

 

kadın bulundurmasaydı, muhtemelen ortaya böyle bir güçlük çık­mış olmayacaktı. Fakat her ne olursa olsun şunu belirtmek gerekir la, karılarına dünya "zinetlerini" ve "alayişini" yasaklamak gibi şeyler için boşama tehdidine başvurması, başkaları bakımından hiç de örnek yaratıcı bir davranış olmamıştır. Esasen o bunu örnek ya­ratmak için değil, fakat günlük siyasetinin gereksinimlerine çözüm bulmak için yapmıştır.

 

F) Karılarının Kendisine Karşı Kafa Tutmalarını ya da Kendisini Kederlendirecek Şekilde Davranmalarını Önlemek İçin Onlar Hakkında Tanrı'nın Azabının "İki Kat" Olacağına Dair Kur'an'a Ayetler Koyar (Ahzab Suresi, Ayet 2931)

 

Karılarını her an boşama tehdidi altında tutmak suretiyle Mu­hammed, kuşkusuz ki onları kolaylıkla sindirebileceğini düşünmüş­tür. Fakat bu tehdit şeklini pekiştirmek maksadıyla bir de şunu bil­dirmiştir ki, Tanrı'nın onlara yükleyeceği azap "iki kat" büyüklükte bir»azap olacaktır. Bu maksatla Kur'an'a koyduğu ayetlerle Tan­rı'nın şöyle konuştuğunu söylemiştir:

 

"Ey o Peygamber! (Eşlerine) şöyle de: ... Eğer AIIah ve Resul'ünü ve Ahiret evini istiyorsanız haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır. Ey Peygamber'in kadınları! Sizden her kim açık bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır ve o, Allah'a kolay bulunuyor. Yine sizden her kim Allah'a ve Resul'üne divan durub salih bir amel işlerse ona da ecrini iki kere veririz, hem onun için ke­rim bir rızık hazırlamısızdır..." (Ahzab Suresi, ayet 2831.)

 

Görülüyor ki, Tanrı Muhammed'in karılarından Muhammed'e karşı iyi ve güzel davrananlara bol "rızık" ve güzel bir "ecir" (mükafat) hazırlamıştır: onların "ecrini" (ücretini) iki kez verecekti Buna karşılık Muhammed'e karşı "çirkinliği belli bir kabahat" iş)e, yen. "terbiyesizlik eden" ya da kafa tutarak kederlendiren kanların iki kat azap ile cezalandıracaktır. "İki kat azap"lan maksat, kocalarina karşı aynı şekilde davrananan diğer kadınlara verilecek cezanın iki katı olan cezadır. Başka bir deyimle, Muhammed'in kanlarına karşı Tanrı'nın vereceği iki kat cezadan biri, asıl günahın karşılığ, olan cezadır; diğeri de Muhammed'in "peygamberlik" niteliğine karşı gösterilen saygısızlığın cezasıdır.18

 

G) Boşayacağı ya da Ölümünden Sonra Dul Bırakacağı Karılarının, Her Ne Suretle Olursa Olsun Başka Erkeklerle Evlenmelerini Yasaklayıcı Ayetler Koyar Kur'an'a (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 53)

 

Anımsatalım ki, Muhammed her hususta son derece kıskanç bir kimseydi. Kıskançlık denen şeyi "fazilet" bilir, kıskanç olmakla övünür ve Tanrı'yı bile kendisinden daha kıskanç olarak gösterirdi. Örneğin: "Allahu Teala Hazretleinden daha kıskanç hiç kimse yok­tur..." derdi.'9 Başkalarının kıskançlıkla övündüğünü gördüğü za­man, kendisinin onlardan daha kıskanç olduğunu ileri sürerdi. Ör­neğin bir gün Ensar'dan Sa'd İbni Übade, herkesin içerisinde kıs­kançlıkta rakipsiz olduğunu söylerken, Muhammed onu susturup şöyle demiştir:

 

"...Ben Sad'den daha kıskancım, (Tanrı ise) benden (daha) kıskançtır..."20

 

18 Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3889.

19  Muhammed'in bu sözleri için bkz. Sahihi Buharı Muhtasarı..., Diyanet İşlerl Başkanlığı Yayınları, c.III, s.334.

20 Ebu Hüreyre'nin rivayeti için bkz. Sahihi Buharı Muhtasarı..., c.XI, s.287, 319.

 

 

Kıskançlığını özellikle kadın konusunda ortaya vururdu. O kadar ki sahibi bulunduğu kadınları sadece başkalarından değil fakat kenHi nesebinden olan kişilerden ya da yakın akrabalarından dahi kıska­nırdı. Bu kıskançlık yüzündendir ki, karılarının yaşamını çeşitli kısıtlamalara tabi kılmıştı; bu kısıtlamalardan biri, onların başka erkek­lerle evlenmelerini yasaklamaya yönelik şu ayetle ilgilidir:

 

"Ey inananlar! .. .(Peygamber'in) eslerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu Allah katında büyük bir (günahtır)" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 53).

 

Bu ayeti Muhammed, bazı kimselerin kendi karılarına karşı ilgi besler oldukları kanısına saplanarak koymuştur ki, bu kişilerden bi­ri Talha İbni Ubeydillah'tır, İslama ilk giren sekiz Sahabi'den biri olarak bilinir. Nesebinin Muhammed'in nesebiyle Mürre İbni Ka'b'da birleştiği söylenir. Uhud Savaşı'nda Muhammed'i korumak üzere kendini tehlikeye koyup eline isabet eden ok yüzünden bir kolu çolak olmuştur. Bu yüzden Muhammed onu çok sever, çok takdir eder, iyilik, cömertlik ve bereketlilik timsali olarak görür ve "Talhatü'lHayr" (hayırlı Talha), "Talhatü'lCud" (cömert Talha) ya da "Talhatü'lFeyyaz" (bereketli, bolluk verici Talha) gibi yüceltici adlarla çağırırdı. Ona birçok ayrıcalık tanımıştı. Örneğin Bedir Sa­vaşı'na katılmadığı halde ona, elde edilen ganimetten paylar ver­miştir (Bedir Savaşı'na katılamayışı, o sırada görevli olarak Şam'da bulunması nedeniyledir). Daha sonra Cemel olayında "şehit" olarak öldüğü anlaşılmakta.21 Ve işte Muhammed'in böylesine sevdiği, böylesine takdir ettiği ve kendi nesebinden bildiği Talha İbni Ubeydillah, muhtemelen şaka olsun diye bir gün şöyle konuşur:

 

"Resulallah vefat ederse, Ayşe'yi mutlaka ben eş edineceğim."22

 

Bilindiği gibi Ayşe, Muhammed'in en çok sevdiği ve herkesten kıskandığı eşlerinden biridir. Ve işte Talha'nın bu şekildeki konuş

 

21  Bu konuda bkz. Sahihi Buharı Muhtasarı..., c.VI, s.473; c.IX. s.373 vd.

22  Kur'an yorumcularından Mukatil'in sözleri için bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı.., c.Xl, s.154, Hadis No: 1722. (Bkz. hadisle ilgili açıklama.)

 

ması üzerine kıskançlığı kabaran Muhammed,23 vahiy geldi diyerek Kur'an'a, Ahzab Suresi'nin yukarıda belirttiğimiz 53. ayetini koymuştur:

 

"Ey inananlar! ...(Peygamber'in) eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir..."

 

Böylece eşlerini başka erkeklerle evlenme yasağına sokarken şu rahatlığa kavuşmuştur ki, boşamış olduğu ya da ölümünden sonra dul bırakacağı kadınlar artık başka bir erkekle bir araya gelmiş ola­mayacaklardır.

 

Fakat bunu yaparken aynı zamanda bir taşla iki kuş vurmak gi­bi bir kazancı daha olmuştur ki, o da kanlarına karşı kullanabilece­ği "boşama" tehdidini çok daha da etkili kılmak bakımından önem­liydi. Şu bakımdan ki, karıları boş edildikleri taktirde cennetlere gitme imtiyazından yoksun kalmak bir yana, fakat bir de ömürleri boyunca erkeksiz kalmak endişesiyle Muhammed'i asla darıltma­mak, daima hoşnut etmek ve ona mutlak şekilde baş eğmek, kulluk etmek zorunluluğundaydılar. Nitekim Şevde, biraz yukarıda dediği­miz gibi yaşlanmakta olduğu için kendisini boşamak isteyen Mu­hammed'e boşamaması hususunda yalvar yakar olmuş ve cinsi mü­nasebet sırasını (nöbetini) Ayşe lehine terk edeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Muhammed teklifi kabul ederek Sevde'yi boşamak­tan vazgeçmiş ve böylece sevgili Ayşe'sini,günde iki kez ziyaret olasılığına kavuşmuştur.24

 

Şimdi denecektir ki, "peygamber" karılarının başka erkeklerle evlenmeleri doğru değildir! Bu itibarla yukarıdaki yasağın eleştiri­lecek bir yönü yoktur! Pek güzel ama kendisini peygamber diye ilan eden bir kimsenin iki düzineye yakın kadınla evlenmesi ve bu kadınların çok genç yaşta tek başlarına ve kocasız olarak yaşamala

 

23 Bir rivayete göre bazı kişiler de: "Muhammed öldüğü zaman biz onun karıtarıyla evleneceğiz" demişlerdir.

24  Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın.

 

rına Sebep olması daha mı doğrudur? Muhammed'in karılarının he­men hepsi, onun ölümü tarihinde çok genç denecek yaştaydılar; ömürlerini erkeksiz geçirmek zorunda kalmışlardır.

 

H) Kıskançlıklarının İtişiyle Karılarının Başka Erkeklerce "Haram" Sayılmalarını Sağlamak İçin Bir de Onları Ümmetinin "Anaları" Olarak Tanımlar (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 6)

 

Karılarının başka erkeklerle evlenmelerini yasaklarken, hem bu yasağı pekiştirmek ve hem de başka erkeklerin onlara göz koyma­larını önlemek maksadıyla Muhammed, Kur'an'a, şunu koyar:

 

"Müminlerin, Peygamber'i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri (müminlerin) anneleridir" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 6).

 

Bu ayetle Muhammed, esas itibariyle Müslümanlara iki şey emre­diyor. Bunlardan birincisi, kendisinin onlara nefislerinden "evla" ve bu nedenle bütün işlerinde kendilerinden daha elverişli olduğudur. Yani demek istiyor ki, "Ben size, sizin kendinizden daha sevgiliyim ve bu ne­denle bütün işlerinizde benim emrimi her şeyin üstünde tutmalısınız." Rivayete göre Muhammed, bu ayeti Tebuk Seferi vesilesiyle koymuş­tur. Şu bakımdan ki, Tebuk Seferi'ne çıkılmasını emrettiğinde çoğu ki­şiler sefere katılmamak için: "Analarımızdan, babalarımızdan izin is­teyelim" demişlerdi.25 Ve işte onları bundan vazgeçirebilmek için:

"Müminlerin, Peygamber'i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir..."

 

25 Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3871.

 

şeklindeki ayeti koymuş ve böylece kendisinin onlara,analarınjdan ve babalarından daha sevgili olduğunu ve  binaenaleyh   verdiği. emirlerin mutlaka izlenilmesi gerektiğini bildirmiştir. Yani demek istemiştir ki:

 

"Benim emrim varken analarınızdan, babalarınızdan izin almanıza gerek yoktur, çünkü ben size hem kendinizden ve hem de onlardan daha sevgiliyim!"

 

Öte yandan bu aynı ayete, bir de

 

"... (Peygamber'in) eşleri (mü'minlerin) anneleridir..."

 

şeklindeki tümceyi eklerken şunu düşünmüştür ki, kendi karanları müminlerin anaları durumunda sayılınca, hiçbir erkek "peygamber" karısını hayalinden geçiremeyecektir. Çünkü bu ayet, Muhammed'in karılarını Müslüman kişiler bakımından "nikahları haram" durumuna sokmakta ve diğer konularda da "yabancı" kılmaktaydı. Görülüyor ki, Muhammed'in tanımladığı Tanrı, sevgili "peygamberinin" kıskançlıkları uğruna her telden konuşabilmektedir.

 

I) Kıskançlık Nedeniyle Karılarının Süslenmelerini, Evden Dışarıya Çıkmalarını, Hatta Edalı Şekilde Konuşmalarını Önleyici Hükümler Koyar (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 2829, 3233, 54, 59 vs.)

 

Hicretin beşinci yılına gelinceye kadar, yani kendisini "Peygamber" olarak ilan ettiği tarihten on beş ya da on altı yıl sonrasına ka­dar Muhammed, kadınların örtünmeleriyle ilgili bir hüküm getirmemiştir. Arap toplumunda "tesettür" diye bir uygulama olmadığı için, kadınların eski "Cahiliyye"de olduğu gibi giyinip sokağa çıkmalarında bir sakınca bulmamıştır. On beş yıl boyunca Tanrı 'dan

vahiy indi diyerek Kur'an'a, Arap yaşamlarında değişiklik yapıcı birçok ayet koymuş olduğu halde, kadınların giyim ve kuşamı ko­nusunda bir şey koymamıştır. Fakat hicretin beşinci yılında iş değişir ve Kur'an'a "tesettür" ayetlerini koyarak kadınlar için "tanınma­yacak şekilde örtünme" zorunluluğunu getirir. "Hicretin beşinci yı­lında ne olmuştur ki, Muhammed bu yola gitmiştir?" diye sorulacak olursa bunun yanıtı şudur. Hicretin beşinci yılında Muhammed, içendi oğulluğu Zeyd'in karısı Zeyneb b. Cahş'a aşık olur; oluşunun özeti şu: Zeyd'i ziyaret için evine gittiği günlerden birinde kapıyı Zeyneb açar. Sabahlık elbisesiyle kapıyı açan Zeyneb'in yarı çıplak hali Muhammed'in hoşuna gider ve bu hoşlukla dudaklarını oynata­rak duygusunu belli belirsiz şekilde ifade eder:

 

"... kalbleri değiştiren Tanrı kutludur..."

 

diye bir şeyler mırıldanır. Durumu öğrenen Zeyd, karısını boşar ve Muhammed Zeyneb'le evlenir. Kuşku edilemez ki, bu olay Muhammed'i kadınlara karşı biraz daha kısıtlayıcı tedbirlere baş­vurma yoluna sürüklemiştir. Kadınların tanınmayacak şekilde ör­tünmelerini gerekli kılmak yanında, evden çıkmalarını önlemek, süslenmelerini ve hatta edalı şekilde konuşmalarını yasaklamak gi­bi yolları seçmiştir. Ve dediğimiz gibi, eski Arap geleneğinde "te­settür" diye bir şey yokken, giderek artan kıskançlığının etkisiyle kadınların (özellikle kendi karılarının) tanınmayacak şekilde örtün­melerini emretmiş, Tanrı'nın şöyle konuştuğunu söylemiştir:

 

"Ey o Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve müminlerin ka­rılarına hep söyle: Cilbablanndan üzerilerini sıkı örtsünler, bu onların tanınmalarına, tanınıp da eza edilmelerine en elve­rişli olandır..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 59.)