Beslediği ya da Küsüştüğü ve Sürtüştüğü Kişilere Karşı Muhammed, Tanrı'dan İndiğini Söylediği "Vahiy"lerle İş Görüyor (Devam)

En basit nedenlerle kırgınlık beslediği ya da küsüştüğü ve kin beslediği kimselere karşı Muhammed, Kur’an’a yerleştirdiği ayetlerle duygularını açığa vurur ve çıkarlarına uygun düşecek şekilde onlardan intikam alırdı. Yine birkaç örnekle yetinelim. A) Kendisiyle Evlenmek İstemeyen Ümm Hani’den Hınç Çıkarmak İçin Kur’an’a Ayet Koyar (K. 33, ahzab Suresi, Ayet 50) Başka bir vesileyle daha önce değindiğimiz gibi Muhammed, Mekke döneminde amcası Ebu Talib’in kızı Ümm Hani ile evlenmek istemiş fakat Ümm Hani onunla evlenmek istememiştir. 1 1 Her ne kadar bazı kaynaklarda (örneğin Sireti İbni İshak) Muhammed’in evlenme teklifinin Ebu Talib tarafından geri çevrildiği ve çevrilirken de ebu Talib’in Muhammed’e: “Herkes ancak kendi dengiyle evlenir, senin durumun belli değil, ben sana nasıl kız vereyim” dediği belirtilmişse de bu sözlerin Ebu talb’in ağzından çıktığını kabul etmek güçtür. Zira Ebu Talib, Muhammed’e babalık etmiş bir kimsedir; ona tıpkı kendi oğlu Ali’ye davrandığı gibi davranmıştır. Son derece hoş görülü ve olgun bir kimse olduğu için, eğer kızı (yani Ümm Hani) Muhammed’le evlenmek istemiş olsaydı, kızının isteğini geri çevirmezdi. Kuşku edilmez ki Muhammed’le evlenmek istemeyen Ümm Hani’ydi. Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi Muhammed’in kendisine evlenme teklif ettiğini ve fakat bu teklifi kabul etmediğini kendi ağzıyla açıklığa kavuşturmuştur. Medine'ye hicret sırasında da Ümm Hani ona katılmayıp Mekke'de kalmıştır. Evlenme teklifinin bu şekilde reddedildiğini görmek kuşkusuz ki Muhammed için üzücü ve haysiyet kırıcı bir şeydi; bn yüzden ona karşı garez besler olmuştur. Nitekim çok daha sonraki yıllarda, yani güçlenip saltanat kurduğu Medine döneminde, sırf Ümm Hani'den hınç çıkarmak için Kur'an'a şu ayeti koymuştur: "Ey Peygamber!... seninle beraber hicret eden amcanın kızlarım, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını, alınanı (sana) helal kılmışızdır..." (Ahzab Suresi, ayet 50). Dikkat edileceği gibi bu ayetle Muhammed, kendisine amca, hala. dayı ve teyze kızlarının helal olduğunu belirlemiş ve belirlerken de kendisiyle birlikte Medine'ye hicret etmiş olma şartını öngörmüştür. Biraz önce dediğimiz gibi Ümm Hanı, amca kızıdır, fakat Muham­med'le birlikte Medine'ye hicret etmemiştir. Pek muhtemeldir ki. daha sonraki yıllarda Muhammed'in itibar sahibi bir kimse olduğunu gör­mekle, onu vaktiyle reddetmiş olmaktan pişmandır. Nitekim daha son­raki yıllarda, bu pişmanlığını ortaya vururcasına şöyle konuşmuştur. "Resulallah... mukaddem bana namzed olmuştu; ben i'uzar enle­dim, mazur gördü. Sonra da Allah teala bu ayeti indirdi ve ben ona halal olmadım, çünkü ben onunla hicret etmemiştim.. ."2 Söylemeye gerek yoktur ki, bu sözıer vaktiyle gururu incinmiş olan Muhammed'in intikam almak üzere Kur'an'a ayet koymuş ol­duğunun en belirli bir kanıtıdır. Fakat söylendiğine göre Mekke'nin fethi sırasında Muhammed, Ümm Hani'nin yukarıdaki şekilde piş­manlık göstermiş olması nedeniyle ona karşı yumuşak bir davranış göstermiştir. 2 Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3913. B) Kendisine Yardımcı Olmadı Diye Ahnes b. Şurayk'ı "İkiyüzlü" Kişi Olarak Tanımlayarak Kur'an'a Ayetler Koyar (Bakara Suresi, Ayet 2046) Taifte yaşayan Sakiflerden Ahnes b. Süroyk, güzel konuşmasıy­la ve alımlı tavırlarıyla ilk başlarda Muhammed'in hoşlandığı kim­selerden biridir. Önceleri İslama muhalif kalmış fakat sonradan ka­tılmıştır İslama muhalif kaldığı dönemde dahi Muhammed'e bazı yardımlarda bulunduğu söylenebilir. Şu bakımdan ki, Muhammed amcası Ebu Talib'in ve karısı Hatice'nin ölümlerinden sonra güç durumda kalmış ve Sakillerin yardımını sağlamak üzere Taif s git­mişti. Fakat Taifte kötü muamele görüp de Mekke'ye dönmek iste­diğinde Ahnes b. Sürayk'a haber gönderip kendisine sığınmak iste­diğini bildirmiş, fakat Ahnes, her ne kadar yardımcı olma eğiliminde bulunmakla beraber, Kureyşlilerden çekindiği için onu yanına alma­mıştır. Bununla beraber, bir başka kişiyi yardımcı kılarak Muham­med'in Mekke'ye dönmesini sağlamıştır;3 daha başka bir deyimle ona "dolayısıyla" yararlı olmuştur. Fakat Muhammed, bu iyiliği bil­mez görünerek Ahnes'e karşı gizlice düşmanlık beslemiş ve daha sonraları çeşitli yollardan bu düşmanlığını ortaya vurmuştur; hem de Ahnes'in İslamı kabul etmiş olmasına rağmen! Muhammed'in değer­lemesine göre Ahnes, "içi kötülükle dolu" ve "ikiyüzlü" bir kimsedir. Güya Muhammed'in yarımdayken İslama içten bağlıymış görünür, güzel sözlerle Müslümanlık taslar, dil dökerek ve yeminler ederek "İslamın güzelliğinden" söz eder, fakat yanından çıkar çıkmaz ağız değiştirir ve Müslümanlık aleyhinde bulunurmuş. Muhammed onu Müslümanların ekinlerini ateşe vermekle suçlamıştır.4 Onunla ilgili olarak Kur'an'a koyduğu ayetlerden biri şöyle: 3 Bkz. Sahihi..., c.H, s.750, 760. 4 Bkz. Diyanet Vakfı'nın Kur'an çevirisinde Bakara Suresi'nin 204206 ayetleriyle "gili açıklama; ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.l, s.733 vd. "Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azı­lı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır... Ona 'Allah'tan sakın'de­nince gururu kendisine günah işletir, artık ona Cehennem ye­tişir. .." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 2046.)5 Kimi kaynaklara göre Hümeze Suresi'nde geçen: "Mal toplayarak onu tekrar sayan, diliyle çekiştirip, yüzünden de alay eden kimsenin vay haline" (K. 104, Hümeze Suresi, ayet 15) şeklindeki sözler de Ahnes b. Şurayk hakkındadır. Bununla beraber yorumcular, yukarıdaki ayetlerin, Ahnes gibi karakterde ve tıynette olan kişileri de hedef edindiğini öne sürerler. (Bu ayetlerin Cemil İbni Âmir ya da Velid İbni Muğire hakkında konduğunu öne süren­ler de vardır.)6 Yani güya ayetlerle anlatılmak istenmiştir ki, güzel konuşan ve hoş görünen kimselere gelişigüzel güven beslememek ve işbaşına geçirilecek kimselerin söyledikleri şeylere değil fakat eylemlerine dikkat etmek gerekir. Pek güzel ama Tanrı, "ikiyüzlülü­ğü" ya da "kötü ruhluluğu" kınamak için neden Ahnes'le ya da onun benzerleriyle ilgili bir olayın çıkmasını beklesin? Neden genel nite­likteki bir buyruğu, önceden yerleştirmek suretiyle kullarına yar­dımcı olmasın? Kuşku edilemez ki, yukarıdaki ayetleri Muham­med, eskiden beri Ahnes'e karşı beslediği kin ve düşmanlık yüzün­den Kur'an'a koymuştur. 5 Bu ayetin Ahnes b. Şurayk hakkında "indiğine" dair hususlar için bkz. Sahihi..., c.II, s.750, 760. 6 İbni Abbas, Hasen, Verka, Keşşaf ya da diğer kaynaklara dayalı rivayetler içi" bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VIII, s.6090 vd. C) Tebuk Seferi'ne Katılmadıkları İçin Küsüştüğü ve Kin Beslediği Kişileri Yermek Üzere Ayetler Koyar (K. 9, Tevbe Suresi, Ayet 118) İslam kaynaklarının bildirmesine göre Muhammed çok sıcak ve kötü bir mevsimde Tebuk Seferi'ne çıkmaya karar verir. Fakat bazı kişiler sefere katılmak istemezler ve Muhammed'e gelerek mazeret­lerini bildirirler; sefere katılmamak için O'ndan izin isterler. Muham­med de onlara istedikleri izni verir. Ve işte onların bu davranışını gören diğer Müslümanlardan bir kısmı da (ki bunlar Ensar ile Muhacir'lerdi) aynı şeyi yaparlar ve gelip Muhammed'den izin isterler. Bunlar arasında Ashab'ın en önemlilerinden ve etkililerinden sayı­lan üç kişi vardır ki, birisi ünlü şair Kah İbni Malik, diğeri Mirare İbni Rebi ve üçüncüsü de Hilal İbni Ümeyye'dir. Sefere katıl­mak istemeyen bu kişilere Muhammed, hiçbir yakınmada bulunma­dan izin verir. Bununla beraber onlara karşı içten içe husumet bes­ler; onları "münafık" olarak görür. Nitekim seferden dönüşünde on­larla küsüşür, konuşmaz, selamlaşmaz. Başkalarına da, onlara karşı böyle yapmalarını söyler. Bununla da yetinmez bir de bu kişileri birtakım sıkıntılara sokmak ister. Örneğin onlara haber gönderip karılarından "itizal" etmelerini (çekilmelerini), yani cinsi müna­sebette bulunmamalarını emreder. Adamcağızlar emredileni yapar­lar. Düştükleri kötü durumdan kurtulmak için tövbe edip Muham­med'den özür dilerler. Buna rağmen Muhammed, onlarla olan küs­künlüğü elli gün kadar sürdürür. Fakat onları bağışlamanın kendi çıkarlarına daha uygun olacağını düşünür ve günlerden bir gün Tan­rı'dan ayet indi diyerek arayı düzeltir. Tanrı'nın onları affettiğini bil­dirir. Sanki bütün bu işler Tanrı'nın aracılığı olmadan yapılamazmış gibi. Bakara Suresi'ne koyduğu ayet şöyle: "(Allah)... savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için, onların tevbesini kabul etmiş, tir" (K. 9, Tevbe Suresi, ayet 118).7 Görülüyor ki, Tanrı, Muhammed'i gücendiren üç kişi hakkında Kur'an'a ayet koyuyor ve sırf bu olay vesilesiyle onların tövbesini kabul ettiğini bildiriyor! Fakat bu üç kişiden gayrı savaşa katılma­yıp tövbe eden başkaları hakkında ses çıkarmıyor! Çünkü onları bu üç kişi kadar Muhammed'in çıkarlarına yararlı bulmuyor. Şimdi ge­lin de siz Kur'an'ın, Muhammed'in günlük yaşam ve siyasetinin aereksinimleri için değil de, tüm insanlar için indirilmiş bir kitap ol­duğuna inanın! Ç) "Münafık" Diye Tanımladığı Bazı Kişilerin Davetini Kabul Etmek Ü/ere Verdiği Sözden Dönmek İçin Kur'an'a Ayetler Koyar (K. 9, Tevbe Suresi, Ayet 107108) Tebuk Seferi'ne çıkmak üzere yola koyulduktan sonra Muham­med, Medine'ye bir saat kadar mesafede bulunan "Zievan" köyü mevkiine geldiğinde Küba kavminden bir heyet tarafından karşılanır. Bunlar, daha önceleri "münafık" diye adlandırdığı kimselerdir. Çün­kü Küba Mescidi yakınlarında kendileri için "Mescidi Dırar" adıy­la bir yer yapmışlar ve güya diğer Müslümanlara karşı soğuk davran­mışlardır. Oysa ki, bu mescidi onlar hasta durumda bulunan Müslü­manlara kolaylık olması için inşa ettirmişlerdir. Ve işte şimdi Muhammed'den, mescide gelip kendileriyle beraber namaz kılması­nı istemektedirler. Nitekim Muhammed'in yanına çıktıklarında: 7 Bkz. Sahihi.. „ c.V, s.284 ve c.X, s.422; aynca bkz. Elmalılı H. Yaz.r, aV, c.III, s.2633 vd. "Ya Resulallah! Hastalar için ve Küba Mescidi'ne "elemeyen Ashabı hacet için (özellikle) yağmurlu gecelerde namaz kıl­mak (üzere) bir mescid bina ettik; teşrif buyursanız da namaz kıldırsanız" diye ricada bulunurlar. Muhammed kendilerine sefer dönüşü sıra­sında bu arzularını yerine getireceğine dair söz verir. Ne var ki, söz verirken samimi değildir; verdiği sözü yerine getirmeyeceğini bilir. Fakat sırf o andaki çıkarları yüzünden böyle konuşmuştur. Muhte­melen bu kabileden kişilerin kendisine katılacaklarını ya da onlara karşı husumetini açığa vurursa taraftarlarını gücendireceğini hesap­lamıştır. Bununla beraber seferden dönüşte, yine aynı köyden ge­çerken bu kişiler kendisini ziyaret edip de evvelce vermiş olduğu sözü hatırlattıklarında husumetini açığa vurur ve Tevbe Suresi'ne koyduğu şu ayeti "Tanrı'dan indi" diyerek okur: "Şu münafıklar ki, müminlere zarar ve küfre kuvvet vermek için, mü'minlerin arasını açmak ve bundan evvel de (Tanrı'ya ve peygamberine karşı savaşanlara gözcülük yapmak üzere) mescid kurup: 'Biz sadece iyilik yapmak istedik' diye yemin ederler. Allah da şahadet eder ki, bunlar, bu yeminlerinde kat'iyen yalancıdırlar. Ey Muhammed! O mescide hiç girme" (K. 9, Tevbe Suresi, ayet 107108).8 Dikkat edilecek olursa Muhammed "münafık" diye tanımladığı bu Kübalılara diş bilediği halde, Tebuk Seferi'ne çıktığı sırada dü­şüncelerini gizlemiş ve seferden dönüşte onların davetine icabet edecekmiş gibi görünmeyi çıkarlarına yatkın bulmuştur. Ancak se­fer dönüşü artık yeni bir durumun ortaya çıktığını hesap ederek, sö­zünü yerine getirmenin gereksiz olduğunu düşünmüş ve yukarıdaki ayetleri Kur'an'a, koymuştur. Bu konuda daha pek çok örnek ver­mek mümkün. 8 Bu hususlarla ilgili olarak Sireli İbni Hişam'da İbni İshak'ın rivayeti için bkz. Sahihi..., c.V, s.283 vd.