Kur'an'daki "Tanrı" Anlayışının, Muhammed'in Günlük Siyasetinin Gereksinimlerine Yatkın Diğer Bazı Yönleri

Muhammed'in tanımladığı şekliyle Tanrı:

 

"Ben cin ve insi ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" (K. 51, Zariyat Suresi, ayet 56)

 

şeklinde konuşan bir Tanrı'dır. Bu tür konuşmasıyla son derece "bencil" ve "çıkarlarına düşkün" bir Tanrı olduğunu ortaya vurmuş gibidir. Her şeyi kendi çıkarları için düşünmüş ve yaratmış gibidir. Her yarattığı varlığı kendisine kulluk etmesi için, yerlere kapanarak yalvar yakar olması için, kendisini yüceltmesi ve övmesi için var etmiş gibidir. Üstelik de ibadet ettirtebilmek için karşılığında bir şeyler vaat etmekte, örneğin şöyle konuşmaktadır:

 

"Bana şükrederseniz, size istediğinizin fazlasını veririm" (K. 14, İbrahim Suresi, ayet 7).

 

Bilir ki, elinde büyük bir koz vardır ve o da kullarının "maddi", "manevi" ve özellikle "şehevi" ihtiyaçlarını "yem" olarak kullan­maktır. Eğer kendisine şükredecek olurlarsa onlara yenilecek şeyle­rin en lezzetlilerini, içilecek şeylerin en tatlılarını ve nihayet "cinsi latifin en dilberlerini verecektir. Örneğin:

 

"Bana mağfiret dilerseniz size bol yağmur yağdırırım..."

 

der (bkz. 11 Hud Suresi, ayet 52). Oysa "Ey insanlar, kendinize gü­venin, çalışın, gayret gösterin, kafanızı kullanın, ben sizleri bunun için yarattım" şeklinde bir şeyler söylemiş olsa, muhtemelen onla­ra daha fazla yararlı olmuş olacaktır; ama Muhammed'in tanımladı­ğı Tanrı bunu yapmaz; ille de kendisine körü körüne tapılsın ister; taptırtabilmek için herkesin rızkını kendi keyfine göre ayarladığını, sermaye verip zengin edenin dahi kendisi olduğunu söyler:

 

"Ve şüphe yok ki, O 'dur zengin eden ve sermaye veren " (K. 53, Necm Suresi, ayet 48).

 

Fakat hemen ekleyelim ki, Tanrı'nın vaat ettiği şeylerin en cazi­bi, en iç bayıltıcı olanı, cennetlerdeki güzel ve bakire kızlardır. Kendisine şükreden ve ibadet edenleri bu güzel kızlarla seviştirmek Muhammed'in Tanrısı için bir zevktir; zira şöyle der:

 

"(Bana şükreden mü'minlere) kara gözlü huriler de var ki, sanki haznede saklanmış inciler... onları kız oğlan kız olarak halkettik" (Vakıa Suresi, ayet 22 vd.)

 

"Şüphe yok ki, çekinenlere... bahçeler, üzümler ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar ve dopdolu kadeh (var)....." (Nebe Suresi, ayet 3134.)

 

Bu konulan diğer yayınlarımda ele aldığım için burada fazla dur­mayacağım, fakat sadece şunu belirtmekle yetineyim ki, Tanrı'yı, yu­karıdaki şekilde konuşuyormuş gibi gösteren bizzat Muhammed'dir. Bunu yaparken de kendi günlük siyasetinin gereksinimlerini göz önünde tutmuştur; çünkü eğer kişiler Tanrı'ya ibadet ve itaat edecek olurlarsa, aynı zamanda kendisine tapmış olacaklardır. Bu maksatla Kur'an'a koyduğu pek çok ayetlerden ikisini hatırlayalım:

 

"Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar..." (K. 48, Fetih Suresi, ayet 10.)

 

"Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan er­kek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Al­lah'a ve Peygamber'e başkaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 36).

 

Öte yandan Muhammed, bu aynı cennet vaatleriyle, kendi taraf­tarlarını farklı inançtakilere karşı savaşlara sürükleyebilmiş' ve sa­vaşlarda elde ettiği ganimetleri ve esirleri paylaştırmak suretiyle ta­raftarlarının sayısını çoğaltabilmiştir. Ve hatta bu savaşlarda kendi babalarını, analarını, kardeşlerini ya da yakın akrabalarını öldüren Müslümanları üzüntüden kurtarmak maksadıyla cennet müjdeleme­si yapmış, Kur'an'a, ayetler koymuştur. (Örneğin Mücadele Suresi, ayet 22; A'raf Suresi, ayet 43; Hadid Suresi, ayet 19, vs.)

 

l Örneğin Mücadele Suresi, ayet 22; Tevbe Suresi, ayet 23, 24, 123