Savaş Ganimetlerinin Tanrı'ya ve Peygamberine" Ait Olduğuna Dair Kur'an'da Yer Alan Ayetler Konusunda

Peygamberliğini ilan ettiği tarihte Muhammed varlıklı bir kadın olan Hadice ile evli olduğu için geçimini sağlama derdinde değildi. Her ne kadar önceleri Hadice'nin kervanlarını götürüp getirir ol­makla beraber, daha sonraları bu işten vazgeçmiş ve kendisini din işlerine verdiğini bildirmiştir. Bu itibarla "peygamberlik" işini her­hangi bir kazanç karşılığında yapmadığını rahatlıkla söyleyebilir ve bu sayede maddi çıkar peşinde koşmadığı kanısını yaratabilirdi. Ni­tekim daha önceki sayfalarda da değindiğimiz gibi, "Ben sizden bir ücret istemiyorum" şeklinde konuşmayı gelenek edinmişti. Esasen kendisinden önceki "peygamber'lerin de bu şekilde konuştuklarını, Tevrat'ı bilenlerden öğrenmiş, örneğin Nuh'un şöyle konuştuğuna dair Kur'an'a ayetler koymuştur:

 

".. .Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret isteme­dim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana Müslümanlardan olmam emrolundu..." (K. 10, Yunus Suresi, ayet 72.)

 

Mekke döneminde henüz güçsüz ve çete saldırıları ya da savaş yo­luyla ganimet elde etme olanağından yoksun bulunduğu için, "ücret konusunu bu şekle bağlaması doğaldı. Fakat Hadice'nin ölümünden son

 

* Enfal Suresi, ayet 1,41; Haşr Suresi, ayet 6.

 

ra iş değişir. Muhtemelen Hadice'den kalma mallarla bir süre yaşamını sürdürmekle beraber, anlaşılan o ki kısa zamanda bu kaynağı tüketmiş bulunmaktadır. Çünkü Medine'ye geçtikten sonra birçok kadınla oluş­turduğu haremini geçindirmek hususunda güçlük çektiği, Ayşe'nin ri­vayetlerinden anlaşılmaktadır. Öte yandan ailesini geçindirmek için Yahudilerden borç aldığını İslam kaynaklan dahi açıkça ortaya vur­maktadır. Her ne kadar maddi çıkar karşılığı iş görmediğini söylemeye devam etse de, Medine'ye hicret ettiği ilk anlardan itibaren geçimini sağlamak için çeteler gönderip zengin kervanları ele geçirmeye başla­mıştır. Böylece ganimetler elde etmiş ve bunları çetecilerle paylaşmış­tır. Daha sonra savaşlar vererek ya da savaşsız şekilde ele geçirdiği ga­nimetler sayesinde hem taraftarlarını ve hem de kendisini varlıklı duru­ma sokmakta gecikmemiştir. Bütün bunları da, biraz aşağıda belirtece­ğimiz gibi Tanrı'dan geldiğini bildirdiği hükümlere bağlamıştır.

 

A) Diğer Bütün "Peygamber"lerden Farklı Olarak, Tanrı'nın Kendisine Ganimet Edinme Hakkım Tanıdığını Söyler (Enfal Suresi, Ayet l, 41)

 

Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, daha önceki peygamber­lerden hiçbirine tanımadığı bazı hak ve imtiyazları özel olarak ken­disine tanımıştır ki, bunların sayısı beşi bulur. Bunlar arasında "düş­manın kalbine korku salmak", "yeryüzünü namazgah kılmak", "sa­fahatta bulunmak", "bütün kavimlerin peygamberi sayılmak" ve "savaş (cihad) yolu ile alınan mallardan (ganaimden) yararlan­mak" gibi hak ve yetkiler vardır. Cabir b. Abdullah'ın rivayetine gö­re Muhammed'in bu konudaki konuşması şöyle:

"Benden evvel hiç kimseye verilmedik beş şey (hep birden) ba­na verilmiştir: Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmak) ile mansur oldum. Yer(yüzü) bana namaz­gah. .. kılındı... Ganaim bana helal edildi; halbuki benden evvel kimseye helal edilmemiştir. Bana safahat verildi. Bir dee (benden evvel) her Nebi. hassaten kendi kavmine ba's olunur, ken ben umıimı nasa ba's olundum."1

 

Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanrı başkaca hiçbir peygamberine "ganimet" edinme hakkını tanımayıp bu hak­kı sadece Muhammed'e tanımışım Yine Muhammed'in söylemesine göre ele geçirilen ganimetin tümü esas itibariyle Tanrı ile "Peygam­beri "ne" aittir. Bu hususta Enfal Suresi'ne şu ayeti koymuştur:

 

"Ey Muhammed! Sana ganimetlere dair soru sorarlar; de ki, 'Ganimetler Allah'ın ve Peygamberi'nindir'..." (K. 8, Enfal Suresi, ayet 1.)

 

Bununla beraber, Enfal Suresi'ne koyduğu diğer bir ayetle, pay­laşma sırasında ganimetin beşte birinin kendisine ve Tanrı'ya ait olacağını belirtmiştir. Ayet şöyle:

 

"...Ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygam­ber'in... dir" (Enfal Suresi, ayet 41).

 

Bu ayetleri, Muhammed'in:

 

"Benden evvel hiç kimseye verilmedik beş şey (hep birden) ba­na verilmiştir... Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmak) ile mansur oldum ... ganaim bana helal edildi" şeklindeki sözleriyle birlikte ele alacak olursak görürüz ki, Tanrı daha önceki peygamberlerinin hepsini din adına savaşa (cihada) mezun kılmamıştır; sadece bir kısmını mezun kılmıştır. Kıldıkları­na ganimet mallarından (ganaiden) yararlanma izni vermemiştir; bu hakkı ilk kez ve sadece Muhammed'e tanımıştır. Tanırken de (tabii yine Muhammed'in söylemesine göre) ele geçirilen ganimetten kendisine de pay ayrılmasını istemiş, şöyle demiştir:

 

l Bu hadis için bkz. Sahihi..., c.II, s.223; bu konuda ayrıca bkz. İbn İshak, age, "1980, s.326.

 

"Bilesiniz ki, ganimet olarak ne elde etmisseniz. beste biri Tanrı'nın, Peygamberi'nin, Peygamber'in yakınlarının, öksüz­lerin, yoksulların, yolcunundur..." (Enfal Suresi, ayet 41.)

 

Ve işte bu hakka dayanarak Muhammed, çetecilikle ya da savaş yo­luyla ele geçirdiği ganimetin beşte birini Tanrı ile paylaşır olmuş­tur. Her ne kadar Tanrı'ya ayrılan payda, fakir fukaranın da hakkı bulunduğu söylenirse de çoğu kez Muhammed bunları kendisine ve ailesi efradına sarf ederdi. Örneğin Hayber'i fethettikten sonra Hay­ber arazisinden çıkan meyve ve hububat cinsi ürünlerinin önemli bir kısmını kendi kadınlarına vermiştir.2 Yine bunun gibi, Beni Na­zır Yahudilerden ele geçirdiği mallan özellikle kendi ailesinin geçi­mine ayırmıştır.3 Bütün bunlar bir yana, fakat kendisine yararlı ola­caklarını düşündüğü kimseleri (örneğin "münafıkları", "kafirleri") İslama sokabilmek ya da "gönüllerini İslama ısındırmak" için gani­metten pay verme yolunu seçmiştir.

 

B) Savaş Vermeden Vuruşmasız Olarak Ele Geçirilen Ganimetin Sadece Kendisine Ait Olduğuna Dair Kur'an'a Ayetler Koyar (K. 59, Haşr Suresi, Ayet 6)

 

Hicretin 4. yılında Muhammed, Medine'ye üç mil mesafede bu­lunan ve çok varlıklı bir kabile olmakla tanınan Beni Nazır (Beni Nadir) Yahudilerine karşı savaşmak üzere yola çıkar. Mesafe kısa olduğu için at ve deve cinsi binek hayvanlarına lüzum görülmeden, sadece piyade olarak gidilmesini emreder. Bununla beraber kendisi lif yularlı bir merkebe biner. Kalelerinin çepeçevre kuşatıldığını gö­ren Beni Nazır Yahudileri, kuşatmanın altıncı gününde canlarının bağışlanması şartıyla teslim olacaklarını bildirirler ve kalelerinden

 

2  Buhari'nin Abdullah İbni Ömer'den rivayeti için bkz. Sahihi Buhari Muhtasa­rı.., c.VII, s. 150, Hadis No: 1052.

3  İgili hadisler için bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı..., c.VIII, s.332.

 

inerler. Muhammed onların bütün mal ve varlıklarına el koyar, ka­dın erkek, çoluk çocuk hepsini birden yurtlarından çıkarıp sürgüne yollar. Muhammed'le birlikte sefere katılanlar, sanırlar ki Beni Na­zır'dan alınan ganimet mallan paylaşılacak ve kendilerine paylar ayrılacaktır. Ne var ki, böyle olmaz. Zira Muhammed, her ne kadar daha önce Kur'an'ın Enfal Suresi'ne, ganimet mallarının beşte biri "Tanrı'ya ve Peygamber'e ait" olup geri kalanının savaşa katılanlar arasında paylaşılacağına dair hüküm koymuş olmakla beraber (bkz. Enfal Suresi, ayet 41), bu kez bu kuralı uygulamaz; aksine ele ge­çirilen tüm ganimetin kendisine ait olduğunu bildirir. Sebep olarak Tanrı'nın kendisine, "peygamber" olmak itibariyle diğer insanlara nazaran üstünlük verdiğini ve Beni Nazır kabilesinden alınan gani­metin "at ve deve sürülmeden" (yani savaş verilmeden) sağlandığı­nı ve bundan böyle bu tür ganimetin kendisinde kalacağını söyler. Kur'an'a koyduğu ayet şöyle:

 

"Ey inananlar! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberi'ne verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Al­lah Peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük ve­rir. .." (K. 59, Haşr Suresi, ayet 6.)

 

Başka bir deyimle Muhammed, "kafir"lerden ele geçirilen malla­rı ve varlıkları iki grupta işleme tabi kılmıştır. Eğer bu mallar, saldı­rı ve vuruşma ile, yani iki ordunun çarpışması sonucu olarak elde edilmişse, bunları "ganimet" saymış ve ganimetin beşte birini Tanrı ile kendisine ayırarak geri kalanı savaşa katılanlar arasında paylaşma esasına bağlamıştır (ki bunu Enfal Suresi'nin l.ve 41. ayetleriyle hükme bağlamıştır). Yok eğer "kafir"lerden alınan mallar, savaş ve­rilmeden, at ve deve sürülmeden elde edilmişse bunları "fey" olarak tanımlamış ve kendisine ait saymıştır (ki bu da, yukarıda belirttiği­miz gibi Haşr Suresi'nin 6. ayetinin konusu olmuştur).

 

Hemen ekleyelim ki, Muhammed Beni Nazır Yahudilerinden ele geçirdiği mallan, özellikle kendi ailesinin geçimine ayırmıştır. Fakat bu mallar öylesine çoktu ki, artanı ile silah ve at satın alarak ye« cririşeceği savaşlara hazırlanmış, bu savaşlar sayesinde yeni ga­nimetler edinmiştir. Bunun bqyle olduğuna dair Ömer Bin Hattab'ın rivayeti şöyle:

 

".. .Benu Nadir malları Resulallah. ..'a mahsus idi. Resulallah, ailesinin bir senelik geçimini bundan te'min ederdi. Sonra bun­dan geri kalanı da Allah yolunda gaza hazırlığı olarak silaha ve ata saı f edilirdi."4

 

Aynı şeyi Fedek'te, vuruşmasız şekilde elde edilen mallar için dahi yapmış, bu mallan "fey" olarak tanımlamış ve başkalarıyla paylaşmadan kendisine ait saymıştır.

 

C) Ganimet Paylaşımı Sırasında Taraftarlarından İtiraz Gelince Kendisine "Eziyet Ediliyor" Diye Kur'an'a Ayetler Koyar; Koyarken de Tevrat'taki Musa ile İlgili Örneğe Sarılır (K. 33, Ahzab Suresi, Ayet 69)

 

Yukarıda belirttiğimiz gibi Muhammed, Medine'ye geçtikten sonra çete saldırıları ya da savaş yoluyla ele geçirdiği malları "ga­nimet" olarak paylaşmak ya da "fey" olarak kendisine ait olmak usullerini getirmiştir. Kur'an'a, koyduğu ayetlerle ganimetin beşte birini "Tanrı ve peygamber payı" diye ayırır, geriye kalanları dile­diği gibi dağıtırdı. İslam kaynaklarının bildirdiğine göre yine böyle bir paylaşma sırasında taraftarlarının itirazına uğrar; kimileri pay­laşmanın hakkaniyet dairesinde yapılmadığım öne sürer ve şikayet­çi olurlar. Muhammed fena halde öfkelenir ve kendisine "eza edil­diğini" söyler. Şikayette bulunanları sindirmek ve başkalarının da

 

4 Bu konuda bkz. Sahihi Buhari Muhtasarı..., c.VIII, s.332, Hadis No: 1225, aynca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.4820 vd.

 

şu veya bu vesileyle kafa tutmalalannı önlemek maksadıyla kendi­sinden önce gelen "peygamberlerin" de kendi kavimleri tarafından bu şekilde incitildiklerini söyler. Daha önceki devirlerde Musa'ya da eziyet edilmiş olduğunu ve Musa'nın sabır gösterdiğini örnek vererek şöyle der:

 

"Tanrım sen benim kardeşim Musa'ya şefaatçi ol. O bana ya­pılandan çok daha fazlasına muhatap kılındığı halde sabırlı olmuştur."

 

Bu vesileyle de Kur'an'a şu ayeti yerleştirir:

 

"Ey inananlar! Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu, söylediklerinden arı tutmuştu. O, Allah'ın katında değer­li bir kişiydi" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 69).

 

Bu ayetle ilgili olarak da Beni İsrail'in Musa yla ile olan sürtüş­mesini, Musa'yı "incitmesini" anlatır. Fakat anlattığı bu hikayenin ganimet paylaşımıyla ilgisi yoktur; sadece Musa'nın, kendi kavmi tarafından üzüntüye sokulmasıyla ilgisi vardır. Güya Beni İsrail yahudileri, çıplak olarak ve birbirlerine baka baka yıkanmak gibi ha­yasızca bir geleneğe sahiptiler. Musa ise, "ahlak sahibi ve hayalı" bir kimse olduğu için Beni İsrail'in bu davranışına karşıydı; fakat kavmini bu gelenekten vazgeçirtemediği için onlarla birlikte yıkanmaktansa tek başına yıkanmayı tercih ederdi. İşte bundan dolayıdır ki, Beni İsrail, Musa hakkında ileri geri konuşmaya başlar; Musa'nın "kusurlu", "sakat" olduğunu, bu yüzden kendileriyle bir­likte yıkanmadığını düşünerek aralarında:

"Musa'yı bizimle beraber yıkanmaktan men'eden şey (mutla­ka) debbe, yani kasığı çıkık olmasıdır"

 

diye laf ederler. Bu ise Musa'yı çok üzer; bu üzüntü ile bir gün yı­kanmak için elbiselerini çıkarıp bir taşın üstüne koyduğunda taş el­bisesini alıp kaçar. Musa da ardından alabildiğine koşmaya başlar

ve koşarken de avazı çıktığı kadar: "Aman tas. rubam! Amam tas, rubam!" diye bağırır. Beni İsrail onu bu halde görünce onun sakat olmadığını anlar ve "Vallahi Musa'da bir kusur yokmuş" diye konu­şur. Bunu gören Musa nihayet taşı yakalar ve elbisesini alıp taşı dövmeye başlar. Öylesine döver ki, Ebu Hüreyre'nin söylemesine göre, taşta dayaktan "hala altı, yahııd yedi bere izi kalmıştır."5

 

Her ne kadar Beyzevi ve Celaledddin gibi yorumcular, yukarıdakinden farklı bir hikayeyi örnek verirlerse de6 gerçek şudur ki, Muhammed Kur'an'a koyduğu yukarıdaki hükmü (yani Ahzab Su­resi'nin 69. ayetini) Tevrat'tan esinlenerek koymuştur. Fakat Tev­rat'ta anlatılandan farklı bir şekle sokarak koymuştur. Çünkü Tev­rat'ın "Sayılar" kitabının 12. bapında Musa'nın incitildiği ve Musa'yı incitenlerin Tanrı tarafından cezalandırıldıkları yazılıdır. Ne var ki, Tevrat'ta Musa'nın kendi kavmi tarafından değil fakat kendi kardeşleri olan Miryam ve Harun tarafından incitildiği yazı­lıdır. Miryam ve Harun, Habeş bir kadın aldı diye Musa'ya çatarlar; çatarlarken de Tanrı'nın sadece Musa ile değil kendileriyle de ko­nuştuğunu söylerler. Bu konuyla ilgili olarak Tevrat'ın "Sayılar" ki­tabının 12. bapmda aynen şöyle yazılıdır:

 

"Ve Miryam ile Harun, aldığı Habeş kadından dolayı, Musa aleyhinde söylediler; çünkü o Habeş bir kadın almıştı. Ve de­diler: Rab yalnız Musa vasıtası ile mi söyledi? Bizim vasıta­mızla da söylemedi mi?"

Bunu işiten Tanrı öfkelenir ve Musa aleyhinde bu şekilde konuş­tular diye Miryam ile Harun'u cezalandırmak ister. Önce Miryam'ı cüzamlı kılar; Harun onu bu halde görünce korkar ve Musa'dan özür dileyerek yalvar yakar olur. Sonunda da Musa Tanrı'dan onlar hakkında şefaatçi olur (bkz. Tevrat, Sayılar, bap 12: 116).

 

5  Buhari'nin Ebu Hüreyre'den rivayeti olan bu hadis için bkz. Sahihi..., c.I, s.211, Hadis No: 196.

6  Verdikleri örneğe göre güya olay Musa'nın Harun'un ölümünden sorumlu tutul­masıyla ilgilidir. Bkz. Sale, age, s.418.

 

Görülüyor ki, Muhammed Tevrat'taki hikayeyi, kendi çıkarları doğrultusunda olmak üzere farklı bir şekle sokmuştur. Anlatmak is­temiştir kişu veya bu şekilde kendisinden şikayetçi olmak, örneğin kendisini ganimet paylaşımı nedeniyle haksızlıkla töhmet altında tutmak, ya kendisini incitici bir davranışta bulunmak, "günahkar olmak denektir" ve böyle yapanları Tanrı cezalandırır, tıpkı vaktiy­le Musa'ya haksızlık yapanları cezalandırdığı gibi!